Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (17 Mayıs 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Yayındayız. Gayet güzel nimet yayında olmak. Allah yayınlıyor. Bak, ahir zamanın acayipliğine bak, bizi nasıl bir zamanda yaratmış. Eski zamanda olsa mesela tebliğ yapmak için atlarla köyleri gezeceğiz, kasabaları gezeceğiz. Kasabanın ancak bir mescidine gidebiliriz. Orada halkı toplayıp konuşacağız. Ama şu an Allah dünyanın her tarafına yayın yapıyor. Bütün mesela samimi olmamızda. Samimi olduğumuzda Allah yüreklere etki edecek bir güç nasip ediyor. Mesela samimiyetsiz hoca efendiler çıkarıyorlar böyle hacı emmiler tarzında, millet illet oluyor, gıcık oluyorlar -dini konuları tenzih ederim-. 2014’te 1940 model adamları çıkarıp konuşturuyorlar, netice alacaklarını zannediyorlar. Gençler iyice uzaklaşıyor onları görünce. Onların muhatap olacağı tipler mi onlar? Üstelik de enaniyetli ve uçuyor. Dünyadan da haberi yok bunların. Ne gençleri tanıyor, ne dünyayı tanıyor, ne teknolojiyi tanıyor. Hiçbir şeyi tanımıyor. Kapalı bir dünyası var. Yemek yiyor, uyuyor, namazını kılıyor. 1940’larda kafası neyse aynı, donmuş kalmış o tarihte. Öyle olmaz.

Fikret Hocam buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Estağfirullah Hocam. Soma’da madenin içinde hiçbir işçimiz kalmadı Hocam. 301 şehidimiz var. Sayın Taner Yıldız hemen Soma’dan ayrılmayacaklarını, bir müddet daha ailelere yardım ve destek olacaklarını söyledi.

ADNAN OKTAR: Taner Yıldız, o Müslüman bir delikanlı, Müslüman bir insan maşaAllah, Müslüman bir yiğit, vicdanlı maşaAllah. Vicdan azabı çekiyor, ayrılamıyor bak. Titiz yani maşaAllah. Ama burada Allah’ın verdiği işareti görmek çok önemli. Allah burada bir şey anlattı bize. Sadece şehitler var dersek olayı anlamamıştır demektir. Allah’ın anlatmak istediğini mutlaka anlamak lazım. Allah kendisine dikkat çekiyor ve bir şey anlatmak istiyor. Her şeyde hikmet vardır, bir amaç vardır. Allah bütün hayatın diğer yönlerinden çekilip bana dikkatinizi verin, beni sevin, benden korkun, bana kulluk edin diyor, inşaAllah.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Taner Yıldız’ın bir fotoğrafı vardı inşaAllah. Bir açıklama yaptı. Sayın Taner Yıldız kurtarma çalışmaları yürütülürken sosyaa medyada ortaya atılan iftiralara yönelik şunları söyledi: “Bunları nasıl söylerler? Bizi yalnızca kanun bağlamıyor. Bizi vicdanımızla, değerlerimizle ahiretimiz bağlıyor. Bu maden ocağını kötü emellerine alet etmesinler. Biz iftiraları bağrımıza gömdük” dedi.

ADNAN OKTAR: İftiranın zaten ispatı kolay olur. İftiranın üzerinde durmaya gerek yok. Gerçek varsa o da belgelidir zaten. Ama çok kötü iftira atıyorlar hakikaten attıklarında, çok uydurma, çocuk gibi. Çocuk da yapmaz onu da. Yani çok zayıf zeka gösterisinde bulunuyorlar. Zekice iftira değil, zekice oyun değil, zekice tuzak değil. Aptalca oluyor ben ona çok şaşırıyorum. Mucize bu. Allah basiretlerini bağlıyor demek ki.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, madenden çıkmayı başaran bir madenci kardeşimiz içeride şehit arkadaşlarıyla birlikte duman bastırdıktan sonra orada bulabildikleri çamur içindeki sularla abdest aldıklarını ve Allah’a dua ettiklerini anlattı.

ADNAN OKTAR: Hay aslanım benim, hay koç yiğidim hay. Bak, evliya diyorum bu insanlara demek ki doğru söylüyorum, maşaAllah.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hocam, birçok şehidimiz abdest alıp namaza durmuş ve o şekilde ruhunu teslim etmiş.

ADNAN OKTAR: Canlarım benim, aslan onlar aslan, cennet kuzusu onlar, maşaAllah. Ne yiğit millet hayret. Çanakkale’de ne ise şu anda da o. Yapmadıklarını bırakmadılar bu millete, komünist propaganda, Darwinist propaganda, materyalist eğitim, hiçbir şey etki etmedi. Çelik gibiymiş millet, maşaAllah. Aslanlara bak sen, canlarım benim o şartlar içinde hiç gıkları çıkmıyor, Allah’a şükredip orada yaşıyor öyle, maşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Sayın Taner Yıldız 1979-1982 yılları arasında üç yıl boyunca Necip Fazıl’ın hizmetinde bulunmuş. Kendi ifadesiyle; “çaycısıydım Necip Fazıl’ın” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Oradan sağlamda, eskilerden demek ki, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Somalılar tarafından da çok takdir gördü, maşaAllah. Günlerdir sadece koltuk üzerinde birkaç saat uyku ile ve çay, bisküvi, simit yiyerek olayları bizzat kendi takip etti. Organizasyonun çok hızlı ve sorunsuz işlemesine vesile oldu, inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Taner Hoca’ya helal olsun. Kalbini daha da yumuşatsın, bütün Müslümanlar’ı daha çok seven, sevmediği insanları da seveceği hale getirsin, inşaAllah. Sevmediklerine öfke iyi değil. Diyorum ya mesela çocuklara, Twitter’da orada burada ne dedim? Hep müspet konuşun, hep olumlu. Küfrediyorsa bile olumlu cevap verin, Kuran’la, ayetle. Ayette diyor ki; “Bir süre sonra size dost olduklarını görürsünüz” diyor. Kalbi yumuşar. Ama sende ona küfredersen delirtirsin.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzmir’de destek için bir grup protestocu eylem yaptı Hocam. Ama eylemi yapanlar içinde bulunan on yaşında bir çocuğun polisler tarafından alınış şekli sosyal medyada büyük eleştiriye sebep oldu.

ADNAN OKTAR: Nasıl olmuş?

 BEYZA BAYRAKTAR: Biraz yaka-paça tutarak yani, küçük bir çocuk. Fazla güç kullanmışlar.

ADNAN OKTAR: Onun ayarını tutması da polise o adar kolay olmuyor. Bazen dehşete düşüyorlar. Mesela arkadaşları dövülüyor, yaralandığı haller oluyor. Sinirleri bozuluyor. Şimdi nasıl tutacak onu orada bazen ayarlayamıyorlar. Bilmiyorum tabii o filmi seyretmedim de bazen panik halde oluyorlar. Sinirleri de çok gergin oluyor, yaka-paça alıp götürüyor.

KARTAL GÖKTAN: Resimlerini de yayınlamışlar. Çocuk açısından mahcup edici bir durum oluşmuş Hocam.

ADNAN OKTAR: Göreyim ona göre bir şey söyleyeceğim, görmeden olmaz. Bilmiyorum ki bu izafi bir şey. Bazen hakikaten yaka-paça yakasından da tutuyor, kolundan da tutuyor. Bazen de çok biçimsiz yerlerde sürüklüyorlar mesela çok kötü bu.

BEYZA BAYRAKTAR: Dediğiniz gibi Hocam, biraz yakalarından tutup çekerek olduğu için.

ADNAN OKTAR: Eğer direnmiyorsa gerek yok tabii öyle sert hareketlere. Direniyorsa, karşı dengeli bir hareket yapılabilir. Bazen ben görüyorum çocukları, bir köşeye saklanmış. Çocuklar zaten teslim olmuş. Gidip onları sopayla dövmenin anlamı ne? Duruyor, böyle sakin duruyorlar. Bu çok mantıksız tabii. Eğitim verilebilir, anlatılabilir. Bazen yeni polisler çok bilgisiz oluyorlar, robot gibi oluyorlar, sevgisiz de oluyor bazen. Eğitebilirler, kısa bir eğitimle netice alınabilir. Polis, ne derse hükümet, devlet onu yapıyor. Eskiden mesela çok sert davranıyordu, devletin öyle bir politikası vardı hükümetin, sonra yapmayın dediler. Onlar da yapmıyorlardı.

Bu çocuk on yaşında ve gözaltına alınış şekli çok acayip. Bu el kadar çocuk, bir de tombik bir şey, baya sevimli. Buna gerek yok zaten, bunu gözaltına almaya ne gerek var? Şamata olsun, ne girersin oraya? Çocuk bu, höt dersin zaten kaçar gider o. Polisi görse kaça o zaten. Zaten orada o ürkmüştür. Gereksiz olmuş. Boş bulunmuştur polis. Tecrübesizliklerinden kaynaklanıyor. Polis kovalıyor gibi falan yapsa bir daha o hiçbir şekilde oraya yanaşamaz. Boş bulunmuştur polis yani en şeyi odur. Tecrübesizliklerinden kaynaklanıyor tabi. Yani bir şey yapsa mesela polis, kovalıyor gibi yapsa, bir daha o hiçbir şekilde oraya yanaşmaz yani.

Allah Allah bak diyor ki bir kardeşimiz ben şimdi okuyorum. "Adnan Oktar varken Türkiye'yi bölecek adam daha doğmadı" diyor. "Ben bölerim diyen varsa çıksın" diyor. "Adama İstiklal Marşı'nı" diyor Yani uygun bir şekilde ben düzelteyim de. "Dağa çıkartıp söyletir" diyor. Bizim milletimiz çok sakin halimdir de, coştu mu da sel gibidir durduramazsın. Çok sabırlıdır yani. Bir bamteli vardır. Ondan sonra kontrol etmek Allahualem mümkün olmaz. Türkiye'yi bölmek isteyen kim varsa Allah onu helak etsin. Türkiye'yi bölmek isteyen kim varsa Allah onu helak etsin. Aklını kapatsın, ferasetini kapatsın, basiretini kapatsın. Allah başını dertlere düşürsün. Bütün güç Allah'ın.

Deniz Hanım; "Sultanımız, aşkım, canım Hocamız elhamdülillah buradayız” diyor.

"Iğdır'da seçimde herkesin MHP'ye oy vermesi gerekiyor. Aksini yapmak vicdana uygun olmaz." Tabi ya MHP güçlü. Ak Parti bir parça oy verse MHP kazanacak. Aksini yapmayıp. BDP'ye verdirirse bu Ak Partili kardeşlerimiz orada, bu bayağı ciddi bir zulüm olur orada. Ben onlara Ak Partili demem, başka bir şey derim onlara. CHP güçlüyse CHP'ye ver. Ak Parti güçlüyse Ak Partiye ver. Yani MHP'li de olsan Ak Partiye ver. CHP'li de olsan Ak Partiye ver. Ak Parti kazansın. CHP'nin güçlü olduğu yerde BDP'nin kazanmasının alemi ne, değil mi? CHP milli bir parti, ver, ona ver.

"Hocam bu kadar faşistçe saldırıyorsun, Iğdır bir Kürt şehridir. Öyle kalacak." Ramazan Urfa, Maksimilyan505. “Faşistçe saldırıyorsun.” Türkiye'nin bölünmesini istemek faşistliktir. Bir ırkın bir yerde hakim olmasını istemek faşistliktir. Tek bir ırkı sevmek faşistliktir. Sen ne diyorsun? "Tek bir ırkı seviyorum" diyorsun. MazaAllah faşist olursun. Aklını topla. Sen Iğdır'da bir Laz'ı kabul ediyor musun? Etmezsin. Çerkez’i kabul ediyor musun? Etmezsin. Boşnak’ı kabul ediyor musun? Etmezsin. İlla saf kan Kürt olsun diyorsun. Faşist kimmiş? Aç bak ansiklopediye faşist neye derler? Bir de aynaya bak. Şak göreceksin olayı. Hakaret olarak söylemiyorum, bilimsel bir gerçek olarak söylüyorum. Eğer bu kafada olursan faşist olursun. Ama kurtul bundan. "Iğdır bir Kürt şehridir." Ne demek bu? Orada Laz da var, Çerkez de var, Türk de var. Orası bir Türk şehridir. Türk'ten kasıt ne? 70 milyonun hepsi, Türk’üm diyen herkes.

Savaş Özen "Bu Adnan Hoca vallahi yaşlanmaz zaten cennette mübarek" diyor, elhamdülillah.

Şenol Keklik, Şenol yasta olmamızı istiyormuş. Kaç yıl yas istiyorsun? Kaç ay yani yas? Hep topluca ağlayalım. Bunu istiyorsun. Yas putperest adetidir. Devletin dediği yas 3 günlük. Bütün dünyada uygulanan eğlence yerlerinin kapatılması 3 günlük. Bayrakların yarıya inmesi. Yoksa senin gülmemen neşeli olmaman anlamında değil. Yaslık da bir şey yok ayrıca. Benim kuzularım cennete gittiler. İftihar ederim. Allah bizi de onların yanına alsın. İftihar ederim. Dünya bize kaldı, zor olan dünya bize kaldı. Azaplı ve zordur dünya. Cennet büyük nimettir. Biz çamurun içinde kaldık, onlar cennetin içinde kaldı. Yas neye tutulur? Allah'a inanmıyorsan dersin ki haşa "yok oldular" haşa. Ondan sonra adam ağlar. Cennette olan bir insana niye ağlıyorsun? Onun senin haline ağlaması lazım, eğer illa ağlaman gerekiyorsa. Yani dünyada kaldığın için. Ki ağlamaz yani. Müslüman niye ağlasın? Yastan kasıt orada gösterilen bir nezaket. Devlet 3 günlük bir nezaket gösteriyor. Dünya nezaketi olarak bir kural, edep. Mesela bir yaşlı geldiğinde ayağa kalkmak gibi. Bir saygı kuralı olarak konmuş. Yoksa gerçek anlamda üzülün, ağlayın demiyor devlet. Bu yasın kastı o değil. Bu zaten haramdır, şirktir, müşrik adetidir. Bütün putperest kavimlerde vardır. Yırtınırlar, ağlarlar Allah'a inanmadıkları için. Allah'a inanan niye ağlasın? 

BEYZA BAYRAKTAR: Cennette hep sevinç içindedirler, kardeşlerinin gelmesini beklerler.

ADNAN OKTAR: Tabi. Sevinç içinde olan bir insana nasıl ağlıyorsun sen? Her şeye ağlamak istiyorlar, her gün. Kardeşim her gün olay olur. Daha da büyük felaketler olacak. Daha büyük olaylar olacak, Mehdi (a.s)'ın zuhuruna kadar. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, ben söylemiyorum. "Biri bitti derken diğeri başlayacak, biri bitti derken biri başlayacak" diyor. "Evlatlarımdan Muhammed Mehdi (a.s) zuhur edene kadar devam edecek" diyor. Bunu söyleyeyim zaten kesintisiz devam etti, gördünüz. Ve kesintisiz devam ediyor. Sen bütün ömrünü ağlayarak geçirmek istiyorsun. Bir de yasın ne kadar olacağı da belli değil. Mesela buna göre belki 1 yıl. Başkasına göre 2 yıl. Her gün ağlayacak diyor. Bunun müşrik karakteri olduğunu hem Kuran'da görüyoruz, hem hadislerde görüyoruz. Hem Peygamber (s.a.v.) yasaklamış. Yası yasaklıyor Peygamberimiz (s.a.v.), haram kılıyor. Müşrik adetidir diyor. Devletin uyguladığı yas klasik anlamda yas değil. Dünyanın uyguladığı bir klasik saygı modeli. Bu kadar. Yoksa herkes, insanlar güler de, konuşur da, yer, içer, eğlenir inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Allah "gevşemeyin, üzülmeyin eğer iman etmişseniz en üstün olanlar sizlersiniz" diyor.

ADNAN OKTAR: Eğlenin demesi yani neşeli olun.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Allah şöyle buyuruyor "müminlerden öyle erkek adamlar vardır ki onlarda kimi adağını gerçekleştirdi, kimi de beklemektedir" diyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabi, evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Azerbaycan'dan kardeşlerimizin faaliyetleri var. Ramil kardeşimiz Seki şehrinde Haydar Aliyev'in 10 Mayıs'ta 98. doğum yılı sebebiyle düzenlenen Gül Bayramı festivalinde sizin kitaplarınızı sergilemiş. Seki şehrinin valisi de sergiye katılmış ve kendisine sizin kitaplarınızdan hediye etmiş. Vali ile beraber biçok generalde varmış. Sizin kitaplarınızdan çok etkilenmişler. Kardeşimiz valiye sizin Yaratılış Atlası kitabınızdan örnekler vererek, evrimin geçersizliğini anlatmış. Vali de evrimin çöküşünü teyit eder nitelikte konuşmuş. Ayrıca sergiye katılanlara 100 kadar kitabınız hediye edilmiş. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, Allah uzun ömür versin, inşaAllah. Allah Azerbaycan'ı kıyamete kadar ayakta tutsun. Hükümette, samimi hükümet. Haydar Aliyev’in babası rahmetli çok muhterem bir insandı. Tam adına uygundu. Ali Haydar Murtaza, inşaAllah.

Manisa'da bir harikuladelik olduğu anlaşılıyor. Yani, iki kere deprem oldu bu yakın zamanda. Yumruk iriliğinde dolu yağdı, arkasından bu olay oldu. İnşaAllah Cenab-ı Allah cennette o nurlu kardeşlerimize en güzel makamları verir. Onlar bize şuan şefkatle bakıyorlardır. Yanımıza bir an önce gelseler diye. Tabi, gelmelerini beklerler diyor. Allah onların makamını bizlere nasip etsin.

"Hocam cumhurbaşkanı adayı olarak benim şahsi önerim Deniz Baykal." Çok efendi insandır ama seçmezler. Çok nezih insan, Çerkez, 5 vakit namazında. Vatanın, milletin birliği için çok titizdir. Bayağı güvenilir bir insan. Çok değerli devlet adamı. Ama seçmezler.

Mehmet Aras; ben benim diyorsan ruh sahibisindir. Ben benim, sen de sensin. Ben, ben olduğum için benim. Sen de sen olduğun için sensin diyorsan ve bunu hissediyorsan ruh sahibisin. Bunu diyemiyorsan bir şey yok. Tevrat'ta var. Büyük harfle yazmışlar bu kısmı. Masonlukta da çok önemlidir bu söz. Ben, ben olduğum için benim, sen, sen olduğun için sensin.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Ahmet Hakan Soma’daki olayla ilgili hükümete şöyle bir eleştiri yaptı. “Ey hükümet yetkilileri, hiçbir kusur kabul etmiyorsunuz. Hiçbir yanlışı üzerinize almıyorsunuz. Yaptığınız açıklamalar uygun değil. Vicdan, mantık, mahcubiyet yok. Daha insani bir duruş sergileyin” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama böyle bir olay çok şiddetli galeyan meydana getirebilecek bir olay. Burada ufacık bir hata bile, bir kısım insanları çılgına çevirebilir. Çünkü burada öfke tatmin edilmek ister ve hedef arar. Şimdi oranın sahiplerine, yöneticilerine falan bakıyorlar. Oradan pek bir şey çıkmadı. Yani şuan bir suçlu arar insanlar. Bu tehlikeli olur.

BÜLENT SEZGİN: Hocam genellikle sizin söyledikleriniz hep oluyor inşaAllah. İstanbul’da deprem olmayacak demiştiniz. Deprem olmadı inşaAllah, herkes deprem olacak derken. Hocam kriz yedi yıl sürecek demiştiniz. Bütün dünya da sizden sonra söylemiş oldu. Türkiye bölünmez diyorsunuz, inşaAllah bölünmeyecek. Çünkü Mehdiyet Türkiye’de, İstanbul’da inşaAllah Hocam. Allah’ın izniyle.

ADNAN OKTAR: PKK’nın ne hale geldiğini düşünün ki, Abdullah Öcalan’ı Mehdi ilan ettiler. Yani gücümüzün, ilmi gücümüzün şahika noktasıdır bu. MaşaAllah. Bak bas bas bağırıyorlar. “Bizi hep komünist gösteriyorlar, Allah’sız gösteriyorlar. “Haşa, elhamdülillah Müslüman’ız” diyor. Daha da düzeleceksiniz, daha da düzeleceksiniz. “Gece gündüz bizi komünist gibi anlatıyorlar bazı kanallarda” diyor. Kaç tane kanal var? Bir tane var işte. Ayrıca yalan da söylemiyoruz. Doğru söylüyoruz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız bu günkü yazısında Müslümanlar’ı uyararak şunları söyledi inşaAllah; “Manen mütevatir hadislerle rivayet edilen Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurunu, Hz. İsa (a.s)’ın nüzulünü inkar edenler bu inkarlarıyla çok güçlü bir icmayı reddetmiş olacağından onların küfre düşmelerinden korkulur” dedi inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evliyayı gördün mü, samimi Müslüman’ı gördün mü? Allah ömrünü uzun etsin. Şeyh Nazım Hocamız’ın güllerinden maşaAllah. Hayrandır Şeyh Nazım Hocamız’a. Dünya tatlısı, kabrini süslemişler, daha da şeker olmuş. Var mı resimleri sende?

BÜLENT SEZGİN: Göstereyim Hocam hemen. Hocam, Şeyhimiz’in kabri inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bakayım, o dünyalar güzelinin kabrini bir göreyim. Nasıl süslüymüş, nasıl güzelmiş, kendisi gibi süslü, kendisi gibi güzel, kendisi gibi şeker, çiçekli. Yalnız Şeyhimiz’in kabrine kedi, köpek yanaştırmasınlar. Bahçeye gelebilir fakat kabre sürati katiyede müsaade etmesinler inşaAllah.

Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Rusya’dan faaliyet haberleri var. Rusya’da bir çok televizyon kanallarında yayınlanan Sanık Charles Darwin hakkında yapımcısı Sergey Salnikov’un düzenlendiği toplantıya Zafer kardeşimiz sizi temsilen konuşmacı olarak katıldı. Akademisyenlerin katıldığı toplantıda, evrim teorisinin aldatmaca olduğu, her şeyi yaratan Allah olduğu, sizin eserlerinizdeki bilimsel delillerle anlatıldı. Çalışmalarınız hakkında bilgi verildi. Katılımcılara Rusya Evrim Teorisi’nin Çöküşü kitaplarınız hediye edildi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah Rusya’da?

KARTAL GÖKTAN: Evet, Hocam.

ADNAN OKTAR: Komünist Rusya’da. Deccalın kafa gitmiş. Kim derdi böyle olaylar olacak.

OKTAR BABUNA: Daha öncede Hocam en büyük kanallarından bir tanesi sizi aylarca Prime Time’da cuma günleri yayınladı Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Hürriyet Gazetesi’ne her gün bakıyorum evrimle ilgili bir haber çıkacak mı diye. Aylardan beri çıkmadı. Ne oldu bu halkalar, simitler, Allah Allah?

“İsmail Ağa cemaatinden bazı Hocalar Soma’da halka sükûnet vermek için, dua etmek için gitmişler.” Gayet güzel işte gitmişler, aferin çok iyi yapmışlar. “Başbakan tarafından özel olarak gönderildi.” Başbakan’ın özel olarak göndermesine gerek yok. Mahmut Hoca Efendi cemaati mübarek, muhterem cemaattir. Hep Başbakan mı yönetti şu ana kadar onları? Her zaman bir felaket olduğunda, bir şey olduğunda oraya giderler, dua ederler, Allah’tan bahsederler, cemaatle namaz kılarlar. Nur gibi Müslümanlar, tertemiz. Ortodoks İslam anlayışına tabii gelenekçi Ortodoks ama benim hoşuma gidiyor onların hayatı. Samimiyetleri falan hoşuma gidiyor. Her hâlükârda mümin, fazlası vardır ama eksiği yoktur. Ama fazlası çok fazladır, eksik bulamazsın inşaAllah. Ama kendilerine eziyet ediyorlar tabii bazı yönleri de gereksiz yani. Fakat muhterem, mübarek insanlar. Soma’ya gitmeleri ne güzel, insanın kalbine ferahlık. Allah’tan, dinden bahsediyorlar, Kuran okuyorlar, hatim indiriyorlar. Bundan rahatsız olmaları çok gıcık hareket. Mahmut Hocam dünya tatlısıdır. Allah ömrüne bereket versin, Allah ömrünü uzun etsin. “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğim” demiş Mahmut Hocam. Var mı onun filmi? Yayınlayın göreyim.

VTR

ADNAN OKTAR: Bülent Bey dinliyorum sizi.

BÜLENT SEZGİN: Estağfurullah Hocam inşaAllah. Hocam, sedye kirlenmesin diye çizmelerini çıkarmak isteyen Kürt kardeşimiz vardı, Murat Yalçın.

ADNAN OKTAR: Aslan o aslan, can o.

BÜLENT SEZGİN: Kardeşimizin ev borcu olduğu ve bunun için madende çalışmak zorunda kalacağı ortaya çıktı. Tüm ısrarlara rağmen ne kadar borcu olduğunu söylemeyen bu kardeşimizin borçlarının tümünü eski futbolcu Tümer Metin üstlendi inşaAllah. Kardeşimizin artık kimseye borcu yok şeklinde bir açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Aferin, delikanlıymış maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, ayrıca Gaziantep’ten küçük bir kardeşimiz biriktirdiği harçlığı ile bir çizme almış kardeşimize.

ADNAN OKTAR: Bakayım onu görebilir miyim ben?

BÜLENT SEZGİN: Resmi yoktu Hocam inşaAllah. Şanlıurfa müftülüğü de kardeşimizi umreye götüreceğini açıkladı Hocam.

ADNAN OKTAR: Güzel bir ikram maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Ufak kardeşimizin birazdan resmi gelecek göstereceğim, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: 11 Mayıs Pazar günü ev sohbetinde buluşmuşlar sizin kitaplarınızdan okuyarak sohbet etmişler. 14 Mayıs Çarşamba günü Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz bir araya gelmişler. Kuran’dan ve sizin kitaplarınızdan okumuşlar. Kayseri’den kardeşlerimiz dün broşür ve kitaplarınızdan dağıtmışlar. Ayrıca umre için Mekke’ye giden bir bayan kardeşimiz sizin iman hakikatleri kitaplarınızı Kâbe’nin hemen yanında yer alan bit iş merkezine dağıtmış. Ve Mekke Üniversitesi’ndeki öğrencilere de hediye etmiş. Oradaki kedilerin de resmini çekmiş fakat Türkiye’dekilerin aksine genel olarak zayıf olduğunu söylemiş.

ADNAN OKTAR: Yazık canlarıma maşaAllah. Bayağı şekerler herhalde oraları çok temiz tutuyorlarsa onlarda yiyecek bir şey bulamıyorlar. Devlete rica edelim orada da bir şey yapsınlar hayvanlara, bir güzellik yapsınlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kedisi vardı baya gürbüzdü. Olmaz. Her türlü yiyecek Arap kardeşlerimize temin edilsin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, sizin Yılmaz Özdil’i Soma’daki olayla ilgili ifadesi nedeniyle eleştirmenizin ardından Sayın Taner Yıldız’da bir açıklama yaptı. “Yetmiş yedi milyonumuzun yaralı olduğunu söylemiştim. Birisini çıkarın arkadaşlar demek ki bu adam yaralı değilmiş. Böyle bir insanla nasıl yan yana çalışılır ve fikir değerlendirilir? Böyle bir insafsızlığı kabul edemeyiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim o tiplerin konuşmaları o kadar önemli olmaz. Kaale almamak daha iyi.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, o çizme alan kardeşimizin resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Seni köfte seni, seni sevimli köfte seni. Kardeşim işte Kürt kardeşlerimizin küçük bir örneği o koç yiğit. Nasıl efendi, durup durup çocuk gene söylüyor. “Ayaklarım kirli çıkarayım çizmeyi” diyor. “Gerek yok sen rahat ol” diyorlar. “Yok, yok çıkarayım” diyor. Efendiliğe bak.

BEYZA BAYRAKTAR: Devamında da; “Belki başka bir arkadaşıma ihtiyacı olur kirletmeyin hükümetin malı bize buraya yardıma gelmişler” diye.

ADNAN OKTAR: Aslan o aslan.

DUYGU HANIM: Bir kişiyle de röportaj yapmışlar Hocam. Orada, Temizlik imandan gelir diye söylüyor. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aslan. Öbür canlar da bak gittiler 301 kişi, değil mi? MaşaAllah. Ashab-ı Kehf gibi mağaradan Cenab-ı Allah onları ,cennetine aldı maşaAllah.

Tayyip Hocam’a Allah uzun ömür versin. Hz. Mehdi (a.s) devrinin başbakanı, yetenekli. Ben bak Hz. Mehdi (a.s) talebesiyim, düşünüyorum Hz. Mehdi (a.s) kimi başbakan seçer? Allahualem Tayyip Hocam’ı seçer diyorum. Bayağı yetenekli, fırtına gibi. Yollar, köprüler, barajlar… Manevi destek sağlandı mı bitti inşaAllah. Cumhurbaşkanımız da, Abdullah Gül bayağı efendi, ağzı var dili yok. Çok nezaketli bir insan. Herkes de seviyor inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) da yanlarında oldu mu konu bitmiştir inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) manevi öğretmendir, sevgi öğretmenidir inşaAllah.

“Aşkım, sultanım” diyor bir hanım kardeşimiz. “Bir tanem her zamanki gibi bu gecede nurunuzdan nefessiz kaldık. Yakışıklılık olağanüstü, saçlar, kıyafet süper ötesi” diyor maşaAllah.

“Aşkım yeni saç kesiminizi fark etmedik sanma sakın, o güzel başını yaratan Allah’a kurban olurum” diyor, Neslişah Hanım. Bütün güzellikler Allah’a ait. Bak burada çiçekler var Allah’a ait. Bibloları Allah’a yaratıyor, insanları Allah yaratıyor. Bak burada birbirinden güzel hanımlar var. Tamam hanım olur da Allah kalbe muhabbet koymaz. Bak kıllı kılçıklı herifler vardı daha önce “sizi tenzih ediyorum” insanların içi karardı. Dediler ki; “Hocam, bir, iki gün tamam da iki, üç gün artık tahammül edecek gibi değil. Bundan Allah rızası için bizi kurtar” dediler. Yalvarmalarının üstüne ben yeniden hanımları çıkarmaya başladım. Hakikaten derin bir muhabbet, sıcaklık oluyor. Bir de aşkla bakıyorlar, tutkuyla baktıkları için ayrı bir güzellik, nur oluyor maşaAllah.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Sayın Devlet Bahçeli, çatı aday formülü konusunda Sayın Süleyman Demirel’in fikrini almak için kendisini ziyaret etti. Sayın Demirel ortak çatı adayı önerisinin hayırlı bir teşebbüs olduğunu, bunda ısrarcı olunmasını, halkın bir kampanyayla buna dahil edilmesini söyledi. “Şapka arıyoruz sen de düşün denilmesi gerekiyor vatandaşa” dedi.

ADNAN OKTAR: Demirel yeniden gelmek mi istiyor?

BÜLENT SEZGİN: Allahualem, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Demirel çok zekidir. Zor devirlerin adamıydı. En belalı, en tehlikeli devirlerde Türkiye’yi çeşitli manevralarla götürdü. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün en azgın, en psikopat yıllarında görev yaptı. Onları sakinleştirdi o çakalları. Yani büyük belaydı Allah vermesin. Şu an kuzuya döndüler. Gıkları çıkmıyor. Bak, faili meçhul hiçbir şey yok. İşte bu kadarmış demek ki.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, gazetecilerle konuşan Somalı madenciler, çalışma koşulları ile ilgili şunları söyledi. “Denetime giren müfettişler yukarıda yemek yiyip bazen madene dahi inmiyorlar. Arızalı dedektör 2-3 ayda değişiyor.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bunların hiç birine gerek yok. Olay baştan sona bozuk zaten. Kardeşim kömür kendinden yanıyormuş bir kere yeni öğrendik bunu. Çok büyük bir tehlike bu. Durduk yere yanıyor. Ölüm riski yüzde 99 kardeşim orada. Oraya insan sokulması zaten çok büyük bir olay yani. İntihar gibi bir şey. O güvenlik odası bilmem ne diyorlar ya onlar falan olmaz. Bir kere maden mühürlenecek. O güvenlik odası hepsi yapılacak. O gazı bildiren aletler, edevatlar her on metrede bir, beş metrede bir olması lazım. Kırmızı ışık yanıp sönecek. En hafifinden böyle olması lazım. Her yerde de o güvenlik odalarının olması lazım. O yoksa madeni kapatacaksın. Yani müfettiş olsa kaç yazar? Ne anlatacak müfettiş? Gördük, lamı cimi yok. Çok derme çatma ve çok iptidai. Buharlı lokomotif çalışıyor bu devirde. İnanılır gibi değil. Oraya insanın canını emanet edip girmesi, tahtadan tutturmuşlar, ahşapla. Zaten yanıyor, kömür yanıyor tahtayla tutturmuş. Kor halinde kömür düşüyor. Oraya insan nasıl girer? Onun açıklanacak bir yönü yok. Konu bitmiş. Olacak iş değil.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hocam o bölgedeki kardeşlerimiz de; “burada tarım azaltıldı. Mecbur kalıyoruz burada çalışmaya” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tarım… Tayyip Hocam tarıma ağırlık versin. Bizi tarımdan geri çektiler. Burada bir anormallik var. Bir şey dönüyor. Tayyip Hocam buna çok dikkat etsin. Tarım çok mübarektir. Güzeldir tarım, hayvancılık. Akşam yabancı bir ülkeyi göstertiyor. İnsanların nüfusu 4 milyon, 16 milyon sığır, 25 milyon koyun, 4 milyon da insan var. Bir ülkede yani, bol bol yeter herkese. Hayvancılık yok. Ziraat yok. Her yerde buğdaylar, arpalar, her şey olsun. Her yerde ziraat olsun. Her yerde hayvancılık olsun. Yerin altından ne işi var canlarımın? Yer üstünde, aslan gibi delikanlılar yer üstünde çalışsınlar. Güneş görsün yüzleri. Kardeşim olay o kadar korkunç ki Allah vermesin, ben bunu anlatırken bile sıkılıyorum. O kömür tozu var ya insanı mahveder. Her yer kesif kömür tozu kardeşim ve benim canlarım bunu sürekli soluyor. 5 dakika solunmaz o kömür tozu. 2 dakika solunmaz. Duman gibi kömür tozu. Her yerlerine doluyor. Gözlerine, ağzına, burnuna, ciğerlerine. Ve bütün ömürleri o kömür tozunda geçiyor. Öyle korkunç ki, yani ben bunları konuşmak dahi istemiyorum. Düşününce afakanlar basıyor yani. Sırf bu kömür tozu bitiriyor olayı. Diyor ki, “kömür kendinden yanar, bunda ne var?” diyor. Kanım dondu. Durduk yere yanıyormuş kömür. Oraya nasıl girilir o zaman? Durduk yere yanan kömüre girilir mi oraya? Güvenlik odası yok. Gaz ölçerler yok. Yani konuşmak insana müthiş ıstırap veriyor. Uçsuz bucaksız geniş arazi. İthal koyun getirtelim. Sığır getirelim. Tohum getirtelim. Bütün o bağlar, bahçeler her yeri kullanalım. Bomboş araziler. Yerin altında ne işimiz var? İlla gerekiyorsa makineyle girsinler. Uzaktan kumandalı makineyle girsinler.

GÖKALP BARLAN: 18 milyondan 6 milyona düşmüş tarım.

ADNAN OKTAR: Tarım çok güzel bir şey, bir kere çok zevkli. Görünüşü çok güzel. O buğday başaklarını okşamak bile çok güzel. O arpalar, görünüşü nasıl güzel, arpa tarlası. Çim biçerlerdi böyle köyde domates, patates. Patatesi tutardık biz sökerdik. Koca koca yumruk gibi patatesler alttan çıkardı. Böyle ağaçtan sopayla toprak yumuşacıktı zaten. Kazıdın mı patates kaynardı. Küçük küçük de böyle, ufak ufak da, iri iri de. O küçükleri fırına koyardık şahane olurdu. Büyüklerin yemeği şahane, su gibi taze patates. Taze fasulye koparırdık, maşaAllah. Ayşe kadın, hakiki yani ye babam ye.

BEYZA BAYRAKTAR: Hocam zaten sizin bulunduğunuz yerdeki toprak çok bereketli oluyor. Siz bir şey ektiğinizde mutlaka çok güzel sonuç veriyor.

ADNAN OKTAR: Bizim köyde tutturmuşlar domates, biber yetişmez diye. Anneannem yine maşaAllah tedbirli kadındı. Biber ekti cayır cayır yetişiyordu. Nasıl yetişmiyor? Laf. Bir akıllı bir taş atıyor. Kırk akıllı çıkaramıyor yani. Nereden çıkardınız onu? Dedemin elma ağacı vardı yüz yıllık falandır Allahualem. Çok acayip bir şeydi. Gelir gelmez hemen tepelerine dağılırdık bütün mahallenin çocukları olarak. Allah korudu bizi. Bütün mahallenin vitamin ihtiyacı oradan karşılanıyordu. Ama uçsuz bucaksız öyle anlatabileceğim gibi değil. Dalları filan asfalt gibiydi böyle, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, bir izleyici şöyle yazmış. Doğu’da halk tarım yapılmasın diye suyu aşırı pahalı verip insanları bezdiriyorlar.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim su bir kere bedava olsun. Allah’ın suyu. Suya ne para alınacak. Mazot, Sayın Kılıçdaroğlu diyor ya helal olsun doğru söylüyor. En ucuza, indirilmesi lazım. Mazot. Su da bedava olacak. Suya niye para versinler yani? Allah’a şükür her yerde su imkanı var.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Türkiye’nin sanayi için enerji kaynağı olmadığından madenleri bu şekilde taşeronlaştırıp daha ucuza mal ediyorlarmış inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ucuzu önemli değil. İnsanımızın huzurlu, güzel yaşaması önemli. Benim kuzularım o simsiyah dünyada. Simsiyah kömür tozu içinde, elleri yüzleri de simsiyah oluyor. Başlarından da kor yağıyor. Ve her an öldürücü gazlarla karşılaşma ihtimalleri var. Yani bir avuç aslanımızı biz besleyemiyor muyuz? Ne gerek kardeşim? Hepsini yerin altından çıkaralım. Tarım inşaAllah. Çiftlikler, aslan gibi delikanlılar. Seve seve çalışırlar. Bakla, mercimek, fasulye, her şey ekerler. Domates, biber, orada kendi yetiştirdiklerini de kullanırlar. Aileleri de kullanır. Satarlar da. Gayet güzel olur.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ertuğrul Özkök maden kazasıyla ilgili yurt dışında tüm parmakların Erdoğan’ı işaret ettiğini belirterek şunları yazdı; “Başbakan Erdoğan Gezi olayları sonrasında bütün dünyada öylesine kötü bir imaj yarattı ki; şimdi Türkiye’de olan her kötü şey onu hanesine yazılıyor. Yani ne ekildiyse o biçiliyor. Tek adam, dolayısıyla tek sorumluluk” dedi.

ADNAN OKTAR: Bunlar laf. Ne alakası var? Normal Başbakan, normal görev yapmış bir insan. Kime ne zararı olmuş? Abartıyorlar. Gezi olayları, hakikaten oraya gereksizdi alış veriş merkezi yapmak. O doğru. Ama insan bu hata yapabilir. Ne var? Çok abartarak, her şeyi abartarak anlatmak olmaz.

Fikret Bey siz buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Rusya Kitlesel İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bilgi Denetleme Kurumu basın danışmanı Twitter’ın Rus yasalarına uymadığını ve talimatları yerine getirmediğini belirterek Rusya’da Twitter’ın tamamen kapatılabileceğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Kötü bu, iyi bir şey değil. Yasaklamalar. Avrupa’da bunlar olmuyor. Çin, Rusya, Kazakistan, Kore, Küba bunlar rahatsız edici olaylar. Türkiye’de böyle olaylar hiç olmaması lazım.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Sayın Kılıçdaroğlu Soma’daki olayı siyasete malzeme olarak kullanmayacaklarını açıklamıştı. Ancak Emine Ülker Tarhan Sayın Kılıçdaroğlu’na cevaben “burada sessiz kalmamız, sakin olmamız falan isteniyorsa yetkililere duyururum ki; o kadar uzun boylu değil” ifadelerini kullandı ve eylem çağrısında bulundu.

ADNAN OKTAR: Uzun boylu olan kimmiş? Emine Hanım gençliğinde bayağı güzelmiş. Böyle sert üslup değil, şefkatli kibar üslup değerli olur. İnsan öyle insandan hoşlanır.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam dün gece Nijerya’da sekiz terörist ele geçirildi. Kaçırılan 234 kız öğrencinin üç gruba ayrılmış olarak Sanbisa Ormanı’nda tutulduğu öğrenildi. Bu gün de Fransa’da Cumhurbaşkanı Holand’ın ev sahipliğinde Nijerya’da ki güvenlik meselesinin Boko Haram terör örgütünün faaliyetlerinin ve örgüt tarafından kaçırılan kız öğrencilerinin durumunun ele alınacağı güvenlik zirvesi başladı.

ADNAN OKTAR: Bunlarla baş edemezler. Bunlar git gide tırmanarak gelişir. Akılla, irfanla, imanla Mehdiyet’le çözüm. Onun dışında olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Hocam siz inşaAllah dünyada kadınların bir güzellik olduğundan inşaAllah ve sevginin çok önemli olduğundan bahsediyorsunuz inşaAllah. Allah ayette de şöyle buyuruyor cennette kadınlar için “Eşlerine sevgiyle tutkun ve hep yaşıt” (Vakıa Suresi, 37) inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tutku olmadıktan sonra zaten anlamı yok. Geriye et kalır, et sevgisi olur. Olmaz. Tutku çok önemli. Sevgi önemli, Allah korkusu, Allah’a iman, vicdanın temiz olması, samimi olmak. Kalbinin temiz olması, Allah’tan hakkıyla korkmak, Kuran’ın hükümlerine titizlikle uymak. Sürekli vicdanın sesini dinlemek, zalim gaddar olmamak, egoist bencil olmamak, çıkarcı olmamak. Egoist, bencil oldun mu bitti. Egoist, bencil dünyada sürünür, ahirette de perişan olur.

AYLİN KOCAMAN: Hocam sevgiyi çok istiyorlar ama aynı zamanda bencil de olmak istiyorlar, çıkarcı da olmak istiyorlar. Onunla birlikte de olmuyor tabii.

ADNAN OKTAR: Evet. Kızlarda da erkeklerde de bunu görüyoruz. Bir türlü sevgiyi bulamadığını söylüyor. Yoğun olarak egoist bencil değil misin? Tamam karşındaki de egoist oluyor işte o zaman. Egoist, bencil olmazsa o zaman Allah sana sevgiyi yaratır. Sevgiyi tesadüfen bulurum zannediyor onlar. “Bir gün bir yerde rastlarım,” halbuki sevgi onunla beraber yaratılıyor. Onun ahlakıyla birlikte yaratılır, imanıyla yaratılır. İmanlıysa sevdiği insanlar aşk, tutku hepsi beraber blok yaratılıyor. O zannediyor ki sokakta gezerken bir gün bir rastladım diyor şarkılarda var “rastladım size” diyor ya; rastlama değil, bütün yaratılır. İyi bir müminse onu Allah aşıklarıyla yaratır. Hakiki müminse aşıklarıyla. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) güzel insandı, güzel ahlaklıydı. Allah onu aşıklarıyla yarattı. Hanımlar hep aşıktı ona. Müminler coşkuyla seviyorlardı. Yaratılışı öyleydi bütün, rastlantı olarak sevilmiş değil. Nefret ediliyor deccal zihniyetli kadın veya erkeklerden; o kadın öyle nefret edenleriyle birlikte yaratılır. Çırpınıyor çırpınıyor nefret edenlerden kurtulamıyor. Çünkü kaderinde yapışık yaratılmış. Diyor “Nasıl oluyor da kurtulamıyorum?” Kurtulamazsın. Egoist, bencilsin, sevgisizsin, merhametsizsin her şeye kötü gözle bakıyorsun. Her şeyin kötü yönünü görmeye çalışıyorsun, karanlık bakıyorsun. Bir şeyde hayır görmüyorsun, hayır gözüyle yaklaşmıyorsun. Vicdanın sesini dinlemiyorsun. İçin fesat dışın fesat, sözün fesat; Allah da sana sürekli fesat sunuyor. Yaratılışında var fesatlık. Bu olmamış olsa her yerin nur olur.

BEYZA BAYRAKTAR: Hocam siz de çok seviliyorsunuz. Her gün mesajlar geliyor. Biz de sizi çok seviyoruz.

ADNAN OKTAR: Ben sevenlerimle yaratıldım. Rastlantı olarak sizi bulmuş değilim. Siz de beni rastlantı olarak bulmuş değilsiniz. Biz birlikte yaratıldık, ahirette de birlikteyiz.

GÖKALP BARLAN: Hocam bir ayete şöyle buyuruyor, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Sen dünyaları versen onların kalplerini uzlaştıramazdın Allah onların kalplerini uzlaştırdı ve onlar kardeşler olarak sabahladılar.” (Enfal Suresi, 63)

ADNAN OKTAR: İşte kaderde olur.

DAMLA PAMİR: Hocam bir hadiste “Kadınları sevmek peygamberlerin ahlakındandır” diye bildirmiş Peygamber Efendimiz (s.a.v) maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Senin gibi badem şekerini sevmemek zaten çok tuhaf. Ancak gafil olur, zalim olur, egoist olur, bencil olur. Allah kalbinden sevgiyi almıştır. Onda olur. Ama normal bir insan, normal bir mümin seni çok sever. Ama ben çok fazla seviyorum seni. Bazı sevgiyi tatmamış genç kızlar çok kıskanıyorlar sizi. Çünkü arıyor etrafta sevgiyi ama kendi egoist ve tehlikeli olunca Allah karşısına çıkarttığı kişileri de egoist ve tehlikeli olarak yaratıyor. Kendisi oyuncu olunca karşısındaki de oyuncu oluyor. O elinde telefonla sürekli dalavere peşinde oluyor, öbürü de elinde telefonla dalavere peşinde oluyor. Elindeki telefonla sürekli fesat yayıyor, fitne yayıyor. Mümin elindeki telefonla sürekli hayır, bereket yayar. Bilgisayarından hayır, bereket yayar. Ama fesat insan sürekli bilgisayarından da fesat yayıyor, ağzından da fesat yayıyor, her yerden fesat yayıyor. Haliyle de fesat yayıyor. Suratında da fesatlık var, bakışlarında fesatlık var, ses tonunda fesatlık var. Müminin yüzünde hep hayır, hep nur, yazılarında hayır, sözünde hayır. Sürekli bereket nur içinde oluyor.

AYLİN KOCAMAN: Hocam “Nefrete insanın sürüklenmesi çok kolaydır” demiştiniz “Nefret ve öfkeye sürüklenir ama sevgiyi elde etmek için emek gerekir” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Sevginin o kadar çok şartı var ki; bir kere en başta Allah’tan korkması lazım. Allah’a iman etmesi lazım, vicdanlı olması lazım, temiz bir kalbe sahip olması lazım. Dürüst olması lazım, yalan söylememesi lazım, iyi niyetli olması lazım, hep hayır düşünmesi lazım. O zaman Allah ona sürekli  güzellik gösterir. Sürekli sevgi gösterir. Öbür türlü dünya ondan kaçar o kovalar. Bütün ömrü kovalamacayla geçiyor. “Yoruldun koşa koşa” diyor ya “ayrılığın peşinden kırıldı ümitlerim” diyor. Bak ümidi de kalmıyor halbuki Allah ümit kesmeyi haram kılmış.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Allah ayette şöyle buyuruyor inşaAllah şeytandan Allah’a sığınırım; “İnkar edenlerin örneği dümdüz bir arazide ki seraba benzer” diyor. “Susayan onu bir su sanır ama yanına ulaştıklarında bir şey bulamaz sadece Allah’ı bulur” (Nur Suresi, 39) inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Alevi türküleri çok güzeldir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Hürriyet’ten Mehmet Yılmaz Şöyle bir yazı yazdı; “Çalışma Bakanı göreve geldiğinde bu güne kadar iş kazalarına karşı sistemli bir çalışma yapamadı. Oysa elinde bunu yapabilecek büyük bir teşkilat vardı. Bu durum ölümleri engelleyebilirdi. Bu nedenle istifası gerekir” dedi.

ADNAN OKTAR: O ocaklara hiç girilecek gibi değil, anlatamıyorum. O tozun dumanın çok çok sağlıksız bir ortam. Tahayyülü bile mümkün değil.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Diyarbakır’ın Bağlar İlçesinde firari olan üç KCK sanığı iki yıl sekiz ay sonra teslim oldu. Mahkeme, sanıkların tahliyesine karar verdi. Mahkeme sanık avukatlarının tahliye taleplerinin ardından tutuklu otuz bir sanığın bir süre önce tahliyesine karar vermişti.

ADNAN OKTAR: Evet. Dinliyorum ben devam edin. Ebru Hocam sen bir şeyler anlat.

EBRU ALTAN: Tabii aşkım inşaAllah. Örümceklerin çok mucizevi canlılar olduğundan siz hep bahsedersiniz. Çok detaylı özellikleri olduğundan. Bir tanesi de yine yakın zamanda yaptıkları bir  araştırmada keşfedilmiş edilmiş. Ağları çok yapışkan olduğu halde avlarını yakalamak için kendilerine nasıl yapışmadığını araştırırken, bacaklarında özel bir kaplama olduğunu keşfetmişler. Hegzame suyla yıkadıklarına bu kaplama çıktığında örümceklerin bacaklarının kendi ağlarına yapışır hale geldiğini ama doğal olarak yaratılıştan Allah’ın böyle bir kaplama malzemesiyle bacaklarındaki bu malzemeyle ağlarına yapışmayacak şekilde onları yarattığını keşfetmişler. Ayrıca bacaklarındaki tüylerde yine ağlarda bulunan yapışan malzeme bacaklarından kayarak yapışamamasını sağlayacak şekilde özel olarak o şekilde yerleştirilmiş.

ADNAN OKTAR: Ben hep şaşarım bacaklar buna çok müsait hiçbir şey olmuyor.

ECE KOÇ: Hocam benzer bir şey de dün Science Daily’de okudum ahtapotlarla ilgili. Onların da bacaklarındaki o yapışkan sistem, vantuz sistemi olabilecek her şeye mutlaka yapışıyormuş sadece kendi ahtapotun bedenine yapışmıyormuş. O da bacaklarının birbirine karışmasını engelliyor.

ADNAN OKTAR: Çok şeker hayvan. Felaket uyanıklar acayip akıllılar.

AYLİN KOCAMAN: Dünyadaki en güçlü yapışkanda midyelere aitmiş. Hiçbir zaman şu anda yapay olarak deniz içinde, su içinde yapışkan bir madde keşfedememişler. Fakat midye gayet rahat. Hatta gemilere aşındıracak derecede bir yapışkan.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

EBRU ALTAN: Tabii örümceklerin yapışkanı da akıllı bir yapıştırıcı Allah o şekilde yaratmış. Avları çok güçlü olursa eğer, daha fazla direnç gösterecek şekilde, ama örümcek avını çözmeye geldiğinde çok daha az direnç gösterecek şekilde özel bir maddeymiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah.

Sanatçı kalmadı. Bir mucize bu. Dünyada sanatçı kalmadı. Bak Türkiye’de bir tane gerçek anlamda sanatçı kalmadı. Nerede Müslüm Gürses? Öyle bir insan bir daha çıkmıyor. Orhan Baba var, işte birkaç sanatçı daha var, çok az kaldı. Kalmadı sanatçı. Türk Sineması’nda da öyle eskiden mesela çok değerli sanatçılar vardı. Onlar da tükendi. Bu, kıyamete doğru gittiğimizin delilleri işte bunlar. Bunlar da alt delilleri.

Tuğçe ne düşünüyorsun?

TUĞÇE EMİN: Allah razı olsun Hocam sizden imanımıza vesile oldunuz hepimizin. O dünyadan kurtulmuş olduk. Elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: O dünya tabii çok korkunç. Böyle genç kızların normal dünya zannettiği dünya aslında cehennemin bir bölümü. Onlar zannediyor ki; hayatın kendisi bu zaten, böyledir. O yüzden de çok sinirli, gergin oluyorlar, ıstıraplı oluyorlar. Arkadaşlarını azarlıyor, şunu paylıyor. Hiç birinin gerçek arkadaşı yok.

TUĞÇE EMİN: Gerçekten öyle. 

ADNAN OKTAR: Gerçek arkadaşı olmuyor hiç kimseye güvenemiyor.

AYLİN KOCAMAN: Hep bundan şikayet ediyor.

ADNAN OKTAR: Tabii eciş büçüş bir tane sırdaş arkadaşı oluyor ama belli bir şey yani yancısı oluyor. Bazı vakalar için diyorum tabii. Herkesten şüphe ediyor.  Annesi, babasını da “seviyorum” diyor ama o da menfaat sağladığı için. Onlara karşı da bir menfaat kapısı olarak saygı duyuyor. Yani önem veriyor. Menfaat akışı sağladığı için. Menfaati kadar seviyor onu da. Allah için sevmezsen böyle olur işte. Diskoya gidiyor. Kavga çıkıyor, kafasına tabak yiyor, olay çıkıyor.

EBRU ALTAN: Zaten sürekli sıkıldıklarını söylüyorlar. Burası da çok sıkıcı başka yere gidelim diyorlar. 

ADNAN OKTAR: ''Hadi arkadaşlar başka yere gidelim.'' Orada da sıkılıyor. Erkek arkadaşı arıyor, ona küfrediyor, hakaret ediyor. O da onun arızalı olduğunu söylüyor. ''Yine arıza yaptı'' diyor. Yeni bir kavram bu.

ECE KOÇ: Tatile çıkıyorlar orada kavga edip dönüyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet.

TUĞÇE EMİN: Hocam Allah'ın ayette bildirdiği gibi; ''Göğüsleri dar ve sıkıntılı.'' (En'am Suresi, 125) kılıyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Şeytandan Allah'a sığınırım. Allah; ''Kalpler ancak Allah'ın zikri ile mutmain olur'' (Ra'd Suresi, 28) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Allah sevilmeden, Allah'a tevekkül edilmeden mümkün değil. Zayıf varlık insan. Çok hassas varlık. Bütün bela üstüne çöker, mahvolur. Onun için genç kızların bayağı bir bölümü yarım deli vaziyetteler. El kadar çocuklar, 13 yaşında, 14 yaşında sinir hastası nerdeyse.

GÖKALP BARLAN: Haplarla ayakta duruyorlar.

ADNAN OKTAR: Ayakta, haplarla ayakta duruyorlar. Babasına bağırıyor, annesine bağırıyor, kardeşine bağırıyor. O onu aşğılıyor, o onu aşağılıyor. Kardeşleri birbirine güvenmiyor.

DAMLA PAMİR: Hocam siz daha önce söylemiştiniz “İman etmedikleri sürece sıkıntıları da onlarla birlikte gider gittikleri yerlere” diye. 

ADNAN OKTAR: Tabii ''Ya tatile gideyim bir açılayım'' diyor. Kardeşim sen gittiğinde tatile sıkıntın evde oturmaz. O da omzunun üstünde, kafanın içinde seninle seyahat eder. Nereye gidiyorsun? Bunun bir klibi çekilmişti. İsim vermiyim, isim vermiyim, isim vermiyim.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Galatasaray'da oynayan Fildişili futbolcu Drogba Soma’ya 1 milyon euroluk bağışta bulunacakmış maşaAllah. Gizli olarak bu yardımı yapmak istemiş ancak Galatasaraylı bir yöneticinin sosyal medyada yazdığı mesajla yapacağı bağış ortaya çıkmış.

ADNAN OKTAR: Niye gizli olsun? Hayır niye gizli oluyor? Hayır açık görünecek bilinecek. Başkasına da örnek olur. O mümini biz daha çok severiz. Namaz gizli. Niye gizli olsun açık alenen kılarsın kardeşim. Seni severiz. Mümin olduğunu görürüz. Niye gizli olsun? Hayır, canın istiyorsa gizle de ama gizlenmesi için bir neden yok. Hayır olan, güzel olan bir şeyi neden gizlensin. Maal iftihar. Değil mi? Bir iftihar sebebidir bu. Güzel olan bir şeyin gizlenmesinin bir anlamı var mı? Güzel görünmek ister.

AYLİN KOCAMAN: Hocam dün bir taksici kardeşimiz yazmıştı. Taksisinin üzerine Hocam, “bugünlük kazancımı Soma’dakilere göndereceğim diye.

ADNAN OKTAR: Canım benim maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Drogba Hıristiyan olmasına rağmen inşaAllah. Müslümanlar’a destek oluyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşim helal olsun. Demek ki mümin tıynetli. Bir kere benim canlarıma yardım dernekleri tamam yardım etsin ama. Bir kere ihya edelim onları bir rahatlasınlar. Yani çoluğuyla, çocuğuyla ömür boyu rahatlasınlar. Bu acı nedir bu böyle? Yerin altında da ben adam istemiyorum. Yer altında insan istemiyoruz. Yerin üzerinde olsunlar. Güneş görsün, hava alsın. O toz, kömür tozu başlı başına bir dert. O körpecik ciğerleri simsiyah kömür tozu ile doluyor. Gencecik delikanlılar onlar yazık, günah. Olacak iş değil.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hocam kardeşlerimiz “Her gün helalleşerek evimizden çıkıyorduk” diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Ben olsam asla müsaade etmem.

AYLİN KOCAMAN: Son 10 yılda 1300'den fazla şehit vermişiz Hocam madenden.

ADNAN OKTAR: Yazık günah değil mi?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Sadece 2013 yılında 95 kişi şehit olmuş.

ADNAN OKTAR: Allah bu çileli hayattan kurtarıyor onları, cennetine alıyor. Simsiyah karanlık tüneller. Korku filmi gibi. Toz, muazzam toz, birden kor yağıyor gökten, tavandan. Ne oldu diyorsun? “Kömür içten yanmış” diyor. Ben böyle bir şey olduğunu bilmiyordum. Bu kadar tehlikenin içine insan nasıl girer?

“Demek aşıklarınızla yaratıldınız aşkım” diyor. “Bizler de sizin aşıklarınız olduğumuza göre size yapışık olarak yaratıldık” diyor. Bir hanım kardeşimiz.

“Hocam “sürekli vicdanınızın sesini dinleyin, bu sizin vazifeniz” diyorsunuz ama vicdanının sesini dinleyenler her zaman suistimal edilmiyor mu? Sizin önerinizle yaklaştığım bütün insanlardan darbe yedim ve kandırıldım. Ne önerirsiniz egoist olmayıp iyilik yapmaya samimi ve vicdanlı davranmaya korkar oldum artık. Teşekkür ederim” diyor. Ben hep vicdanlı davrandım. Hep vicdanımın sesini dinledim. Tımarhaneye girdim. Hapishaneye girdim. Yine hapishaneye girdim. Devalarca gözaltına alındım ama Allah bana cennet hayatı yaşattı. Sağlık sıhhat verdi. 60 yaşındayım tek bir hastalığım, rahatsızlığım yok. Ne eklem rahatsızlığı, ne kolesterolüm var, ne tansiyonum var. Hiçbir şeyim yok.

Kim bilir çoktan ölüp gitmiştim. Allah vermesin.

EBRU ALTAN: Tüm hayatınızı sadece Allah rızası için yaşıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tamam çile veriyor Allah, bereketini de veriyor.

AYLİN KOCAMAN: Hocam bir de o vicdan rahatlığının verdiği huzuru hiçbir şeye değişilmez zaten .

ADNAN OKTAR: Tabii kardeşim. Ben tımarhane de böyle hep Bediüzzaman’ın daha önceki sürgünlerini düşünürdüm. Penceresi vardı tımarhanenin oradan bakardım dışarıya inşaAllah. Teybim vardı oradan da mehter marşı dinliyorduk. Delilerinde çok hoşuna gidiyordu. Hapishanede de öyle. Polis öldürmüş, 3-5 kişiyi öldürmüş insanlarla aynı koğuştaydık. Hapishanenin içinde adam öldürmüş adamlar, onlarla aynı koğuştaydık. Allah huzur içinde yaşattı. Namazlarımı orada da rahatça kıldım. İbadetlerimi yaptım maşaAllah. Hiç bir şeyden eksik etmedi Cenab-ı Allah. Haşlamayı eskiden beri severim. Tımarhanede, Bakırköy'de koyun sürüleri var, her gün koyun kesiyorlar. Hayvanı da böyle biçimsiz parça, parça kesiyorlar maşaAllah. Nerde pişiriyorlar bilmiyorum da, eriyordu böyle eriyordu. Herhalde düdüklüde pişiriyorlar ama büyük düdüklülerde. Lime lime olmuş oluyordu bir et. Büyük tencerem vardı. Kepçeyi bir takıyorlardı. Kepçe dediğin 2 kiloluk böyle kepçeye benzemiyor. Suyu da böyle şıralı su. Bir de tımarhanenin ekmeği böyle güzel kare ekmek hakiki undan, ye babam ye, ye babam ye. Bayağı rahattık elhamdülillah. İman gözüyle baktığımız için. İman gözüyle bakmadın mı hemşireler, yeni gelen doktorlar fenalık geçiriyorlardı, hastaneye kaldırıyorlardı. Tımarhaneye yeni geliyor, daha 10 dakika geçiyor bayılıyordu doktor. Olayın şiddetine dayanamayıp.

EBRU ALKAN: Hasta değildi zaten.

ADNAN OKTAR: Hiçbir şeyi yok. Muayene için geliyor doktor, görevli geliyor doktor; on dakika sonra olayın şiddetinden, görüntünün şiddetinden bayılıyorlardı. Apar topar götürüyorlardı. Ancak tecrübeli hemşireler görev yapabiliyordu. Normal genç kızlar, aileler bet beniz kül gibi oluyordu gelenlerin. Çoğu baygınlık geçiriyordu. Orada iman bereketiyle Allah bize huzur verdi. Çığlıkları o hastaların, çırılçıplak geziyorlar, doğal ihtiyaçlarını da bilmiyorlar. Dehşet verici bir ortam böyle. 10 ay kaldım. 10 ay inşaAllah. Allah götürdü, Allah çıkardı. Hapishaneye de Allah götürdü, çıkarttı. 9 ay hapishanede sonra mahkemeye çıktık savcı dedi ki; “Bu ifadelerde suç unsuru yok” dedi 19 ay sonra. Hakim de; “Doğru söylüyorsunuz” dedi. “Beraat yavrucuğum” dedi. “Gidebilirsiniz. Buyurun” dedi. Teşekkür ederim. 19 ay sonra. Allah’tan . Allah’tan.

AYLİN KOCAMAN: Sizi haksız yere daha da uzun tutabilirlerdi. Siz ondan da razıydınız.

ADNAN OKTAR: “Ömür boyu tutacağım” dedi başhekim, ömür boyu.

EBRU ALTAN: “Yetkim var” dedi.

ADNAN OKTAR: “Yetkim var” dedi adam. Baktık kanunen hakikaten yetkisi var, ömür boyu tutabiliyor. Tebliğe devam. Yıldırım Aktuna rahmetli beni yeniden çağırttırdı. Adamlarıyla makamına, sağlı sollu etrafına dizdiler. “Bu faaliyetlerin tamamen duracak. Bak, benim üstümde de bazı güçler var” dedi. Yani resmi bir üslup kullanmadı. Böyle bir garip üslup kulandı. “Benim üstümde de beni yönlendiren güçler var” dedi. “Buradan seni çıkartmam” dedi. “Vazgeçeceksin.” Asla ve kesinlikle. Asla. Muntazam devam ettim. Bütün doktorların birçoğu karşıydı.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Allah; “Biz hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemeyiz” (Bakara Suresi, 286) diyor. İnşaAllah Hocam. MaşaAllah.

EBRU ALTAN: Şeytandan Allaha sığınırım. Allah ayette; “Kim Allah’tan korkup sakınırsa ona bir çıkış yolu gösterir ve onu ummadığı bir yönden rızıklandırır” (Talak Suresi, 2,3) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Ben hep iyi niyetimden dolayı birçok yerde hakarete uğradım, iftiraya uğradım. Defalarca  yani yirmiye yakın çete davası açıldı bana, yirmiye yakın. Hepsinden beraat ettim. Bak bir tane, iki tane, on tane değil. Hepsinden beraat ettim.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hocam, Allah bir ayette, şeytandan Allah'a sığınırım, “Seni Allah dan başkasıyla korkutuyorlar. Allah kuluna kafi değil mi?” (Zümer Suresi, 36) diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak o ceza evinde Kuran'ı açınca o ayetle karşılaştım “Allah kuluna kafi değil mi?” (Zümer Suresi, 36) inşaAllah.

ENDER DABAN:  Hocam, Allah bir ayetinde, şeytandan Allah'a sığınırım, “Kınayıcının kınamasından korkmayan” (Maide Suresi, 54) diye bildiriyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

BÜLENT SEZGİN: Allah makamınızı yükseltiyor inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet MaşaAllah elhamdülillah. Biz o zamanlar, ceza evi kıyafetleri giydiriyorlardı biz. Yırtık pırtık böyle rezalet, açık lacivert ceza evi, pamuktan yapılmış. Nasıl tarif edeyim? Böyle çok, çok perişan kıyafetler. Torbanın içine doldurmuşlar tozlu mozlu. “Onları giyeceksiniz” dediler giydik. Sevk zincirlerine bağlanıyorduk. Sevk zinciri dediğim başparmak kalınlığında zincirler. Kalın, öyle uydurma bir zincir değil. Niye? Sevabı çok olsun diye. MaşaAllah. Mesela son 99 olayında yakalandığımızda polis kelepçeyi önden bağladı. Ben de havaya kaldırdım böyle kelepçeyi göstereyim diye. Onlar zannediyor, biz  hani böyle iki büklüm olacağız, kafayı öne eğeceğiz. Hani kelepçeyi saklamaya çalışacağım. Kafa dimdik. Bu sefer de illet oldular tabii. Kelepçe sırttan bağlıyorlardı ondan sonra. Kardeşim ne fark eder? “Kaç yazar yiğide?” demiş.  Allah’ın izniyle.

BEYZA BAYRAKTAR: Sevenlerinizin sayısını arttırdı. Ben sizin ceza evinden çıktıktan sonra, yüzlerce kat artmıştı aşkım size. Güzelliğiniz de çok artmıştı mükemmeldiniz. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Delikanlı hapiste nurlanır. Hazreti Yusuf (a.s)'ın güzelliğine güzellik katılmıştı ceza evinde. Çıktığında nur gibiydi. MaşaAllah çile insanı güzelleştirir.

AYLİN KOCAMAN: Hocam siz bir kere “Ahirete gittiğimizde anlatacak bir şeylerimizin olması gerekiyor” demiştiniz. “Dünyada yaptıklarımız ve onların hepsi önümüze gelecek bizim” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Hepsi güzellik kardeşim. Aldığımız tehditler yapılan suikast, dokuz kere suikast yaptılar. Allah'a hamdolsun hiç biri başarılı olmadı. Hepsi yakalandı. İnşaAllah.

DAMLA PAMİR: Şeytandan Allaha sığınırım Allah bir ayetinde şöyle bildiriyor. “Sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete girebileceğinizi mi zannettiniz”  (Bakara Suresi, 214) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Yeni daha Ortaköy'e gelmiştim. Eve giriyordum. Yedi el kurşun sıktılar. Elhamdülillah acayip hoşuma gitmişti. Korkutmak için yapıyorlar. Ne korkacağız kardeşim? Ondan sonra dediler; “Aman okula gelme seni vururlar” dediler. “Şehit olacaksak evde de şehit oluruz, sokakta da oluruz. Sen kafanı takma” dedim. İbrahim, yaşıyor daha sorabilirsiniz. Bizim Kurtköy Lisesi’nden arkadaşımız, solcudur. Yani komünisttir daha Türkçe’si inşaAllah. O zaman ben onları dışarı çıkmasına falan yardımcı oldurdum yani ülkücülerin kontrolündeydi okul. Biraz elimizden geldiği kadar destek olurduk onlara, sıkıntı çekmesinler diye.

TARIK KOÇ: Hocam, Sungur Ağabey sizin için, hapishane çıkışında, “Geçmiş de, gelecek de seninle gurur duyuyor” diye söylemiş.

ADNAN OKTAR:  Annem gelmiş, DGM’nin önüne, bizim çocuklar da yeni daha ufaklıklar böyle tıfıllar. Hapishane falan bilmiyorlar gözleri fal taşı gibi bana bakıyorlar. Hapishane kıyafetim, saçlar tıraş olmuş falan. Annem geldi çantayla falan, ben de iyi bir şey söyleyecek zannediyorum. Sürekli bir ayağıma bakıyor yavaş yavaş göğsüme kadar geliyor yüzüme bakmıyor, oradan geri aşağıya iniyor. Sürekli cık cık cık cık. Ne desem dinlemiyor. Allah razı olsun orada Sungur Ağabey yetişti elhamdülillah. Cübbesi, başında takkesiyle. Onun sesi de gürdür. Bayağı kalabalıktı polis falan halk da çok kalabalıktı. “Ne mutlu sana” dedi, ama baya inledi orada, “mazi de, müstakbel de seni alkışlıyor. Ne mutlu sana” dedi Sungur Ağabey. Bak “mazi de, müstakbel de” yani “geçmiş de, gelecek de seni alkışlıyor” dedi maşaAllah. O tecrübeli, hapishaneci o, şehidimiz maşaAllah. Tecrübeli olanlara sorun da, tecrübesiz olanlara zor oluyor.

EBRU ALTAN: Şeyhimiz, Sultanımız, Şeyh Nazım Hazretleri de insanın dayanabileceği gibi değildi diye söylemişti.  

ADNAN OKTAR: Dedi; “Oraya giren oradan normal çıkmaz” dedi. “Üç büyük evliyanın himmeti vardı üstünde” dedi. “Sapasağlam girdin, sapa sağlam çıktın ve sana zararı dokunmadı” dedi.  “Ben olsam kendim açımdan düşünüyorum” dedi “ben dayanamazdım” dedi. Yani “tımarhane, o ortama dayanamazdım” dedi inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Hz. Yusuf (a.s) kıssasında da inşaAllah, “Tüm delilleri görmelerine rağmen hapse atmak ağır bastı” (Yusuf Suresi, 35)  diyorlar inşaAllah.  

ADNAN OKTAR: Hakim dedi kibarca “Bir şey yok” dedi “demek mecburuz anlayın işte” falan dedi inşaAllah. Zaten 19 ay sonra zaten “Bir şey yok” dediler. Aynı savcı. İşin neşeli yanı o.  Aynı savcı “suç unsuru yok. Niye yatıyor? Gereksiz falan çıksın tabii.”

BEYZA BAYRAKTAR: Siz şikâyetçi de olmadınız ondan. 

ADNAN OKTAR: Yok, ne şikâyetçi olacağım?

DİDEM RAHVANCI: Siz zorluk gibi görünen her ortamdan çok daha güçlenerek çıktınız elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Getirdiler eve, göz göre göre kokain koydular. Yiyeceğimin içine emniyette cesarete bak.

EBRU ALTAN: Bir gün önce de haberlerde çıktı.

ADNAN OKTAR: Evet. Bak bir gün önce “Adnan Hoca kokain kullanıyor” diye haberlerde çıktı, ben gözaltına alınmadan önce, bir gün önce. Sonra operasyon yapıldı, evde kokain çıktı. Sonra da kanımda çıkarttılar. Yani olay tam oturmuş tezgâh böyle.

DİDEM RAHVANCI: Hâkim, ben böyle bir şey görmedim demişti bu kadar hızlı.

ADNAN OKTAR: Evet. Dedi “16 kişi birden evde arama yapıyorsunuz. Ne oluyor ya?” dedi. Yani hiç hayatta “ben kaç yıllık hâkimim,  ilk defa görüyorum böyle bir şey” dedi. Bir de dedi ki hâkim; “Adam anlattı. Nasıl buldunuz? Anlat” dedi. “Allah Allah” dedi “Elinizle koymuş gibi girer girmez buldunuz öyle mi? İkinci dakikada hemen.” “Efendim girdik. Birkaç dakika sonra bulduk” dedi. Kitapların arasına koymuşlar böyle. Orta raftan başladı zaten. Burası dolu, burada dolu, burada dolu hiçbir yere bakmadılar direk kokainin olduğu tarafa gidip, tam ilgili kitapların oradan başlayıp, çıkartıp açtı “Bu ne ya?” falan dedi böyle. “Ne bileyim ben?” dedim. “Karbonata benziyor, ben anlamadım” dedim. Bir bak Allah aşkına nedir tadı? Şöyle parmağıyla ıslattı ağzıyla komiser ağzına aldı. Tadına baktı, “kokain” dedi. “Oh” dedik “tamam” dedim yani “bir bu eksikti” yani, inşaAllah. “Anlaşıldı” dedim yani “bu sizin tezgâhınız” dedim. Açık açık söyledim oradaki polise.

DİDEM RAHVANCI: Hocam, siz yeni temizletmiştiniz zaten.

ADNAN OKTAR: Ev gıcır gıcır olacak iş değil. Yani birisinin koyması mümkün değil, eve kimse girip çıkmıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Yüzlerce kitap arasından o kitabı direkt buldu.

ADNAN OKTAR: İki dakika sonra. Kardeşim buldun diğer odaları niye aramıyorsun? Deposu vardır belki. Hiç. “Hadi işimiz bitti. Dönelim” dediler.

BEYZA BAYRAKTAR:  Çünkü tertemiz olduğuna emin oldukları için inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

TARIK KOÇ: Hocam, maşaAllah bu başınıza gelen her olay, sizi daha da maşaAllah sevenlerinizi arttırdı. Hadiste Hz. Mehdi (a.s) inşaAllah sırtından vurdukça genişler diyor hadiste Peygamberimiz (s.a.v).

ADNAN OKTAR: Şimdi bir Hz. Mehdi (a.s) demediğin kaldı. Onu de de kurtul bari. Tabii Allah esirgesin.

BEYZA BAYRAKTAR: Hocam öncüsü olarak sırtından geçmiştir, karnına vurdukça genişler hadisi inşaAllah.

ADNAN OKTAR:  Evet, nokta deniz falan güya aleyhime olacak zannettiler. Siz beni gitgide şöhret yapıyorsunuz. Sonra uyandılar bunlar, ama kendileri diyor “Atı alan Üsküdar’ı geçmişti” diyor. Noktanın son satırı böyle bitiyor. Atı alan Üsküdar’ı geçmişti.

DİDEM RAHVANCI: “Onlar bir tuzak kurdular, Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır” (Enfal Suresi, 30) diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: “Onların tuzakları dağları yerinden oynatacak bile olsa” diyor “Allah katında onlara hazırlanmış bir düzen vardır mutlaka” (İbrahim Suresi, 46) diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah.

BEYZA BAYRAKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım: “Onların yaptıkları her işin önüne geçtik ve onu savrulmuş toz zerreleri kıldık” (Furkan Suresi, 23) diye geçiyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ben 72 saat gözaltına kaldım emniyette 72 saat. Adli tıpa götürdüler. Adli tıpta beş mikro gram bölü mili litre kanımda kokain çıktı. Hâlbuki kanda en fazla 24 saat kalıyor vücutta kokain. O da sıfır virgül sıfır falan oranında bulunabiliyor. Bak burada 5 mikro gram bölü mili mislinden daha fazla diyor. Peki, ben emniyetteyim. Nereden geldi bu kokain? 72 saatten beri oradayım, hani 24 saatte bitiyordu, kaybolmuştu. 24 saatte kalmayacağına göre, sıfırlanır diyor 24 saatte. Ben 72 saatten beri emniyetteyim, emniyette son gün yiyeceğime verdiler, koydular kokaini. Bol bol çıksın da sağlam olsun diye. İnşaAllah, Allah ayaklarına dolandırdı. Yok, canım devletin adli tıp kurumu kendisi verdi zaten. Yani “emniyette verildiğini,  böyle bir şeyin mümkün olmadığını” söyledi adli tıp, mahkeme de beraat ettirdi.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hocam, Allah ayette; Şeytandan Allah’a sığınırım: “Onların kurmakta olduklarından Allah’ı habersiz sanma” (İbrahim Suresi, 42) diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hâkim acayip azarlamıştı bunları. Diyor “İki dakikanın içinde nasıl oluyor da buluyorsunuz böyle?” dedi. Polisler başı önünde dinlediler. Böyle ama iki elleri bağlı ve başları önünde çıt çıkarmıyorlar. Böyle konuşur mu polis, başı önünde? “İki dakika” diyor “16 kişiyle birden mi arıyorsunuz?” diyorum, “bir odayı 16 kişi birden” diyor. Benim dikkatim dağıldı 16 kişi olunca. Çünkü kimin nereye ne koyacağını göremiyorum ki. Mesela bir oraya bakıyorum, bir oraya bakıyorum.  O arada “kitabın arasından çıkarttım” dedi. Çünkü göremiyorum orada kitaba kütüphaneye dönük sırtım. Dedim “senin cebinde dolu kokain” dedim. “Çıkart o cebindekileri” dedim, çıkartamadı. “Çıkart” dedim “cebinde bak dolu ,kokain dolu” dedim “cebinde” çıkartamadı. O da duruyordur şu an. Açık, açık söyledim orada. Hepsinin gözü önünde söyledim. Güya beni engelleyecekler. İstersen beşer, beşer gelin yani.

Evet. Ne yapalım, ne edelim? Vakit iyi. Gidelim mi?

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Bosna’daki selden kurtulan ve sevimli bir bebeğin fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Abisi onu yesin kıtır kıtır. Kıtır kıtır kıyafete bak sen, her yeri de pembe. Yüzünü yaklaştırsana. Isırmak için süper yanaklar maşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Selden kurtulan yaşlı bir amca da Hocam, şeyi sormuş hemen “Soma’daki durum nasıl?” diye kurtulur kurtulmaz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Neyse bu günlük bu kadar olsun, yarın devam ederiz inşaAllah.

Masaüstü Görünümü