Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (2 Haziran 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Buyurun dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Sırrı Süreyya Önder bir ekiple birlikte Öcalan’la görüşmeye gitti. Yaptığı açıklamada; “Hükümet ilk defa iki önemli girişimde bulundu” dedi ve şunları söyledi: “Birincisi, çözüm sürecini yasal zemine oturtma konusundaki iradesini sözcüler eliyle açık olarak ilk defa beyan etti. İkincisiyse, artık mesele devletin bürokrasisinde görüşülmekten çıkıp siyasi heyetler üzerinden görüşmeye başlandı. Bu iki olayı da çok önemli buluyorum” dedi

ADNAN OKTAR: Allah sonumuzu hayır etsin. Süreç süreç, kamyon nereye doğru gidiyor anlamadım ben, inşaAllah. Daha da iyi yol kesmeye başladılar, daha kapsamlı yol kesmeye başladılar. Mehmetçiğe daha fazla saldırmaya başladılar.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, 24 Mayıs gecesi Dicle’de trafiği kesen PKK’nın gençlik yapılanmasıyla teröristler, şimdi ilçeler arasında alternatif olarak kullanılan köy yollarını trafiğe kapatmışlar.

ADNAN OKTAR: İşte şımardıkça şımarıyorlar. Gittikçe tepeye çıkıyorlar. İşi arsızlığa verdiler. Müdahil olunca “Aman aman müdahale etmeyin süreç zarar görür” diyorlar. Sürecin ne olduğunu da anlamadı kimse. Kutsal bir şey olarak gösteriliyor süreç. “Aman aman ellemeyin.” Adamlar enine alıyor arşınla boyuyor, ne istiyorlarsa yapıyorlar.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Sırrı Süreyya Önder, çocukların dağa kaçırılması gibi bir olayın kesinlikle olmadığını belirterek şunları söyledi: “Bu ülkede dağa kaçırılıyor denen o çocukların ceza evinde sistematik olarak ırzına geçildi, tecavüze uğradılar. 13-14 yaşındaydılar. O çocukların cezaevinde ne işi vardı diye bir gün sormadılar. Şimdi kalkıp çocuk kaçırdı diyorlar.”

ADNAN OKTAR: Yani kaçırma olayı yok mu diyor?

BÜLENT SEZGİN: Yok diyor baştan ama “Daha önce siz daha kötü davranıyordunuz. Şimdi “niye kaçırıldı?” diyorsunuz o çocuklara” diyor.

ADNAN OKTAR: Yok. Olur mu? Aileler çocuklarım kaçırıldı demiyorlar mı?

BÜLENT SEZGİN: Kendileri istiyorlar gibi Hocam.

ADNAN OKTAR: İşte göz göre göre bir şeyler yapılıyor. Bir proje uygulanıyor bütün Türk milletinin gözü önünde. Türk milletini hipnotize etmeye çalışıyorlar, hipnoz seansı gibi. “Hiçbir şey yok, hiçbir şey yok sakin olun, sakin olun” falan diye. Bir de bakacaksın ki Allah esirgesin, Güneydoğu gitmiş. “Niye böyle oluyor?” “Oldu bir kere” falan diyecekler. “Ne yapalım işte? Biz de istemiyorduk ama oldu bir kere.” Halbuki önlemek şu an bin kere mümkün. Darwinist, materyalist eğitim bütün hızıyla devam ediyor. Durdurun materyalist eğitimi, Darwinist eğitimi durdurun. Bu vatan millet meselesi, çok hayati bir konu. Habire yobazlar da, yobazlık propagandası peşindeler. PKK’ya çıtları çıkmıyor yobazların. Çıkmaz, zaten bir fikri yok ki konuşsun. Anında tepelenir, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bugün Diyanet İşleri Başkanı bir konuşma yaptı. Şöyle diyor: “Bugün evrensel Müslüman kimlik işgalci düşmanlarının değil ilim ve hikmetten uzaklaşmış cahil dostların istilasına uğramıştır.”

ADNAN OKTAR: Çok isabetli konuşuyor Diyanet İşleri Başkanı, çok efendi, çok aklı başında bir insan. Ama ne desin, ne yapsın? Diyanetin içinde de mebzul miktarda bağnaz var. Çok aydın, aklı başında bir insan ama Kuran’ın yeterliliğini nasıl anlatsın? Modern İslam anlayışını nasıl anlatsın?

Evet. Ne kadar PKK’lı genç varsa bayram yapıyor. Aman Allah’ım, aman Allah’ım.

Şenol Kantarcı, Doç. Dr. Akademisyen yazar. MHP’liymiş kardeşimiz, maşaAllah. “Ama bu ülkede birileri Kürt milliyetçiliği yapıyorsa eğer, etki-tepki, aksiyon-reaksiyon hadisesi ortaya çıkıyor.” Hocamız bize deha diyor. Estağfirullah biz Allah’ın aciz herhangi bir kuluyuz, inşaAllah.

Bak diyorlar ki bu Güneydoğu’dan gençler: “Abdullah Öcalan bize sevgi sunuyor” diyorlar. “Özelliği o” diyorlar. Soğuk bir suratla, soğuk bir siyaset anlayışıyla, soğuk bir politikayla insana yaklaşırsan uzaklaşırlar tabii. İnsanlar sevgiyi nerede görürse o tarafa dönerler. Sevgi dünyanın en büyük nimetidir, en büyük gücüdür.

Kral Leonidas, Savaş Güneyli; “Senelerdir AKP’yi destekliyor” diyor benim için. “Dün akşam sanki vazgeçti .‘Tayyip cumhurbaşkanı olamaz, başkanlık sistemi gelemez’ falan demeye başladı. Dün akşam AKP’yi desteklediğini, fikirlerini ve planlarını ilk defa karşı düşüncesini söyledi.” Konuyu hiç araştırmıyorlar ki. Biz AKP’nin her politikasını kabul etmekle mükellef değiliz. Yanlış bir yönü olduğunda bu yanlış diyoruz. Nitekim dediğimizin yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Bak, “Güneydoğu’da yanlış bir politika izliyorsunuz” dedim. “Güçlü adaylar çıkartın bunlar zayıf adaylar kaybedersiniz Ağrı’da” dedim kaybettiler. Aylar önce söyledim. Seçimden önce de söyledim. Buna rağmen bu oldu. “Diğer partilerin desteğini isteyin” dedim. Saadet Partisi’nin, diğer partilerin, ona da yanaşmadılar. Sonuçta da bu oldu. Ve olmaya da devam ediyor. Tabii ki eleştireceğiz. Başkanlık sistemi riskli bir şey. Amerika’nın uyguladığı bir sistem. Federasyonlar oluyor, yani küçük küçük devletçikler, Türkiye paramparça olur böyle bir şeyde.

GÖKALP BARLAN: Hocam, Sayın Mehmet Ali Şahin de canlı yayında, cumhurbaşkanlığına, yeni başkan veya başkanlık gibi Tayyip Erdoğan’ın geçeceğini, onun yerine Abdullah Gül’ü ikna edeceklerini açıklamıştı. Abdullah Gül’ün de başbakan olarak devam edeceğini söylemişti.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi Abdullah Gül, herhangi bir başbakan olmuş olacak diyelim, Tayyip Hocam gerçek başbakan olmuş olacak. Bu biraz uygun olmuyor üslup olarak. Başbakan, başbakan gibi olması lazım. Başbakana benzemeyen başbakan olmaz. Cumhurbaşkanı da, cumhurbaşkanı olarak görev yapması lazım. Ama benim gördüğüm Tayyip Hocam’la uğraşan çok esaslı bir kitle var. Şahsına destek çok önemli. Parti politikalarının yanlışlığına eğer gür sesle karşı çıkılırsa parti tabanın dediğini yapar. Çünkü o şahıslar deneme yapıyorlar. İşte “şu şöyle olacak, bu böyle olacak.” Güçlü bir çıkış yapıyor gibi. Güçlü bir çıkış değil. Öylesine çıkış yapıyor yani gürlüyor öyle bir. “Konu bitmiştir. Tayyip Bey cumhurbaşkanıdır ve sonra da başkan olacaktır. Sayın Abdullah Gül de başbakandır konu bitmiştir.” Durup durup böyle kendilerince güçlü çıkışlar yapıyorlar. Bunların hiç biri güçlü çıkış değil. Deneme yapıyorlar, ağız arıyorlar. Hiç biri olmaz. Tayyip Hocam normal başbakan olması lazım. Güneydoğu pisipisine BDP’ye verildi. Bu projeyi kim yaptı? Bunu araştırsınlar. Bu projenin arakasında kimler var? Suni olarak oluştu, tamamen bir kurgu. Özellikle zayıf adaylar çıkarıldı. Özellikle destek sağlanmadı. Özellikle propaganda yapılmadı. Özellikle çalışma yapılmadı. Özellikle kendilerini ezik gösterdiler, Bakan yuhalattılar, belediye başkanını yuhalattılar. Sandıklar kontrol edilmedi. Buyurun sizin olsun dediler özetle. Bir proje olduğu açık açık görülüyor ve suni bir proje. Bir kısmı da sevine sevine bir hal oluyor, “ne güzel böyle.” BDP aldı tamam da belediye hizmeti görecek misiniz? Yok. Eski tas eski hamam. Ağrı’yı gösterdiler, dün de anlatmıştım, harabe gibi. En lüks semtte diyor çocuk, delikanlımız, orada bir Kürt kardeşimiz, içler acısı. Ağrı jilet gibi olması lazım. Caddeleri, sokakları, apartmanlar gayet kolay bir şey bu. Zor bir şey değil ki. Her yerde nasıl oluyorsa orada da olur. Ama özellikle garip bir proje var anlayamadığımız. Sevginin olmadığı bir proje, şefkatin olmadığı bir proje var. Cenab-ı Allah bunu Mehdiyet’e bırakıyor. Hep Mehdiyet’te kilitleniyor olay. İllaki Mehdiyet. Bu aralar Mehdiyet’e bir saldırı var, yer gök inliyor. Her seferinde benim dikkatimi çekiyor, Mehdiyet’e ne zaman bir oyun oynansa, ne zaman bir tuzak kurulsa, yer gök birbirine karışıyor. Çok büyük olaylar oluyor. Bugün de çok büyük olaylar oldu. Mehdiyet’e karşı bağnazların bir tuzağı vardı, o tuzağa karşı yer ve gök bütün haşmetiyle adeta kükredi. Yer gök inliyor. Her seferinde benim dikkatimi çekiyor, Mehdiyet’e ne zaman bir oyun oynansa, bir tuzak kurulsa yer gök bir birine karışıyor. Çok büyük olaylar oluyor. Bugün de çok büyük olaylar oldu. Mehdiyet’e karşı bağnazların bir tuzağı vardı. O tuzağa karşı yer ve gök bütün haşmetiyle adeta kükredi.

Bizim gençliğimiz, Türk gençliği politize değil. Yani politik eğitim almıyorlar. Politik heyecan ve hırsları da yok. Yani büyük bir bölümünün yok. Okulunu bitirmek, evlenmek, iş sahibi olmak, rahat yaşamak, arabası, evi olması bunun gibi hedefleri oluyor birçoğunun. Güneydoğu’da böyle değil PKK’da. Adam “ben bir devlet kuracağım burada” diyor. “İran’daki, Suriye’deki, Irak’taki ve Türkiye’ deki bölümleri birleştirip dev bir Kürdistan kuracağım. Bunun için yaşıyorum ben” diyor adam. “Ve bunun için de ölmek istiyorum ve bunun için de öldürmek istiyorum” diyor. Böyle bir eğitim alıyor. Mesela şu an dağda -2000 metre, 3000 metre yükseklik- dağda adam silahla mağaranın içerisinde oturuyor. Binlerce PKK’lı genç. On binlerce PKK’lı genç. Bu ideali için, aylarca yıllarca. Ama bizim gençliğimizde böyle bir ideal verilmiyor. Yabancı filmlerle, şunlarla bunlarla falan adeta bir kısmı uyuşuyor. Bambaşka bir kişilik kazanmaya yönelik halleri oluyor. Bu riski devlet nasıl görmüyor? Ben anlamıyorum. Hükümet nasıl görmüyor? Ben anlamıyorum. MİT eskiden rapor verirdi böyle konularda. Bu büyük bir tehlikedir diye rapor verirdi. Halbuki çok rahat MİT raportörleri bu tarzda bir rapor verebilirler. Peş peşe, peş peşe. Bakanlar kuruluna bu sunulabilir. Böyle büyük bir tehlike var diye. Ülkücü gençlik politizedir. Yani onlar şuurludur. Olayları daha iyi değerlendirir. Vatan, millet, bayrak daha gönüllerinde güçlüdür. Solcu gençlerde bu vardır ama solcu gençler Türkiye’yi bir kısmı komünist yapmak istiyor. Bir kısmı kendi kafasına göre yönlendirmek istiyor. Ama onlar da politize. Fakat diğer gençlik grubu tabii BBP’nin gençleri var, Alperenler var onlar politizedir. Onlar vatan, millet, bayrak, Allah, din, kitap bunun için hayatlarını sürdürürler. Ama bu az sayıda yani büyük çoğunluk böyle değil. Bu çok büyük bir tehlike. Büyük bir risk bu. Adeta gençlerin bir kısmı uyuşmuş durumda. Adeta hipnoz bir halindeler. Ve o arada PKK, ha bire yol alıyor. Avrupa’nın desteğiyle Amerika’nın desteğiyle. Bütün komünist teşkilatların, teşekküllerin, partilerin desteğiyle yol almaya devam ediyor. Bütün derken, büyük çoğunluğu. Bunun seyredilecek bir yönü yok. Devlet “fevkaladelik var” diye bir rapor hazırlasın. Gençliğin Darwinist, materyalist eğitilmesinin son derece tehlikeli olduğuna dair MİT rapor hazırlasın. Gençliğin; Kuran mucizeleriyle, iman hakikatleriyle imanlı olarak vatan, millet sevgisini gönüllerinde yaşatacak şekilde, Türkiye’nin birliğini bütünlüğünü büyük bir hassasiyetle koruyacakları şekilde eğitilmeleri için teşvik edici, kapsamlı, raportörlere yazılar hazırlatması lazım. Şimdi biz söylüyoruz ama belirli bir çevreye ulaşabiliyoruz. Devlet raporu hükümet tarafından uygulandığında muazzam netice alınır. Güneydoğu’nun gitmesiyle meselenin hallolacağını düşünüyorlar.  Belanın başlangıcı o. Ondan sonra diğer illeri alacaklar. Allah vermesin. Sonra bütün Türkiye’yi yutmayı düşünüyorlar. Sonra diğer ülkelere yani komşu ülkelere sarkmayı düşünüyorlar. Ama tabii diğer ülkeler gereğini yapar. Türkiye mazlum. Türkiye olaylara karşı tepkide zayıf oluyor. Yoksa Rusya’ya yönelik bir şey yapmaya kalksalar, Rusya ağızlarını burunlarını kırar, darmadağın eder. Yunanistan’a yapmaya kalksalar, Avrupa’nın desteğiyle yerle bir ederler. Ama Türkiye mazlum bir ülke. Dostu az. Gençliği de adeta büyük bir bölümünü uyuşturdukları için, uyuşturmak istedikleri için tehlike adım adım ilerliyor. Hadi MİT hazırlamasa bile, MİT etkili olacağı için söylüyorum. Birçok doçentlerimiz, profesörlerimiz var. Üniversite hocaları var. Onlar rapor hazırlayıp sunabilirler. Mesela üç beş profesör bir rapor hazırlasalar çok çok etkili olur. Yahut beş on profesör. Şimdi tek bir profesörün sözü etkili olmaz. O şahsi kanaati olarak düşünülebilir. Ama mesela sağcı bilinen, muhafazakar bilinen, sözü geçen ünlü profesörler mesela on kişi birleşip bir rapor hazırlamış olsalar, çok etkileyici olur bu. Uzun değil, üç sayfa bile hazırlamış olsalar yeterli olur. Bu seyretme dönemini bitirsinler artık. Tehlike kapıya dayandı. Göz göre göre Güneydoğu’yu vermeye  yönelik bir politika izleniyor. Göz göre göre. AK Parti’yi de köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Başbakan’ı tamamen izole etmek istiyorlar. Tehlikeyi nasıl görmezler? Ben anlamıyorum. Yobaz bağnaz takımı da, ha bire uluyor. Türkiye elden gidiyor, onlar daha hala yobazlık peşinde, ahmakça. Yobazlığın sırası mı? Ferahlıktan yobazlığın uyuşturucu etkisinden surları kapanmış vaziyette. “Güneydoğu gidiyorsa gitsin” diyorlar. “Ne alakası var?” diyor. “Biz şeriatı getireceğiz” diyor. Şeriat dediği müşrik sistem. Kuran’ın dışında her şey. Buna da müsaade etmeyeceğimiz belli. Yobaz çakallara da devlet içinde de bazen görev verebiliyorlar. Çok dikkatli olmak lazım.

Evet Bülent Bey.

BÜLENT SEZGİN: Estagfirullah Hocam. Bazı sağcı yazarlar gençlerin şu an dağa çıkışı ile ilgili “Amaçları ellerine silah almak değil, bir zaferi paylaşmak duygusuyla çıkıyorlar” diyor inşaAllah. Adeta övüyorlar bu dağa çıkışlarını geçlerin. Dediğiniz gibi ezik bir tavırları var inşaAllah yazılarında.

ADNAN OKTAR: Mesela Ülkücü gençler dağa çıkmış olsa öyle, yeri yerinden oynatırlar. Yeri yerinden oynatırlar yani. Hepsini tutuklarlar. Bazı kişiler için söylüyorum. Hepsinin tutuklanmasını isterler daha doğrusu. Göz açtırmazlar bazı kişiler. Mesela BBP’li gençler, Alperenler dağa çıkmaya kalksa büyük bir felaket gibi sunarlar. Ama onlara sempati gözüyle bakıyorlar. “Ne var bunda ya?” diyor. “Dağa çıkıyor, zafer için çıkıyor çocuklar” diyor. Uyuşmuş gibi birçok insan da seyrediyor. Ben anlayamıyorum bunu. Dehşet verici bir durum değil mi bu? Seyrediyorlar. Hayır ses çıkaranlar var tabii, karşı koyanlar var da, etkili olmuyor. Yeteri kadar etkili olmuyor. Bütün milletçe bu sesi çıkarmamız gerekiyor. Güçlü haykırış, güçlü bir kükreme gerekir inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam İran PKK’nın en küçük bir olayında Kandil’e kadar gelip vuruyor.

ADNAN OKTAR: Mesela İran böyle sululukları asla yaptırmaz. Bir tek Türkiye’de oluyor bu sululuklar, bu cıvıklıklar. İran’da böyle kabadayılık yapacaklar; yok “süreçmiş, gelin sizle konuşalım falan diyecekler,” adamlar güler buna, espri gibi gelir. Adamların başı olacakta hapishanede, gidip onunla görüşecekler, ondan sonra adam diyecek ki; “Size süreç başlatıyorum. Başkanlık sistemini kurun, federasyon olsun” diyecek İran’a. Bir kere o cezaevinde onun ne hale geleceğini düşünemiyorum ben, o adamın. Öyle bir olay olmaz. Kimse cesaret edemez, ağzını açamazlar. Öyle bir konu olmaz ki, tedbir alsınlar. İran kadar olamıyor muyuz biz? Her türlü imkanımız var. İran’da sıkıysa bir kabadayılık yapsınlar bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Neredeyse hiç olay çıkarmıyorlar İran da Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mümkün değil. Tahayyül dahi edemezler. Küçük kuzu gibiler, meliyorlar böyle İran’da. Adamlar da istediği gibi yönlendiriyor. Türkiye’de bu olaylar. Anlayamıyoruz biz bunu. Ermeni soykırımı  diye Türkiye’ye dayatıyorlar. İran’a böyle bir şey söylense, İran güler buna. “Ne diyorsunuz siz lan?” der. Dünya da düşünemez böyle bir şeyi zaten. Çünkü İran’ın gençliği politize. Müthiş eğitilmişler. Pastarları var, şunu var, bunu var. Beşlileri var. Akıl almaz bir siyasi organize hareket var, devlet desteğiyle. Bayağı şuurlu eğitimliler. Ordu eğitimli, polis eğitimli, halk eğitimli. Milis güçleri var, onlar eğitimli. Gık çıkmıyor. Hiçbir olay olmuyor. Mesela ayaklanma yapmaya kalkanlar oluyor, gülüyorlar adamlar. “Gençler tabii ki öyle ara sıra heyecanlanabilirler “falan diyorlar. Tahayyül dahi edemiyorlar. Türkiye bu konuma gelmemesi lazım. Yani bu hali kabul etmemesi lazım. Hiçbir ülke bunu kabul etmez. Ama Suriye hakikaten şu an zavallı konumda. Suriye’ye  gelen vuruyor, giden vuruyor. Mahvolmuş bir ülke. Irak da öyle güçsüz bir ülke. Ama İran öyle değil.  İran kodumu oturtuyor. Müthiş bir askeri gücü var. Ve müthiş politize bir gençliği var. Bizim de gençliğimizin eğitilmesi lazım. Bu yönde politize olmaları lazım. Vatan bütünlüğü, bayrak, millet sevgisi. Allah korkusu, Allah sevgisi hepsinin başında, çok güçlü olarak gençlerimize verilmesi lazım. Bunu bekletmek, deneme yapmak çok tehlikeli. Amerika istiyor diye. Amerikalı adamlar yüz sene önce buna kara vermiş. Adam şarap masasında buna karar vermiş. Adam içki içiyor, viski içiyor, keyfe geliyor. Haritanın üstünde; “Ya burada Kürtler var bunları ayıralım” diyor. Bu kadar basit. Basit bir mantıkla hareket ediyorlar. Türkiye’yi tanımıyor, şartları tanımıyor. Bölünmenin Kürt kardeşlerimize ne zarar vereceği, bize ne zarar vereceği, o onun umurunda değil. Zaten Türk dedin mi adam düşünmek dahi istemiyor. Kürt’ü de sevmez adamlar. Ama bölge petrol bölgesi olduğu için, zengin petrol yatakları, gaz yatakları olduğu için adamı ilgilendiriyor. “O zaman ikiye ayırırsak, dörde bölersek sekize katlarsak kontrolü kolay olur” diyor. “Ama bütün oldu mu zor oluyor” diyor. Konu bu. Çok basit mantıkla hareket ediyorlar. Böyle bir oyunu Türkiye’nin kabul etmesi olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Hocam bir de en büyük bahane; “Süreci baltalamayın. Ne istiyorsunuz? Devlet operasyon mu yapsın? Savaş çıkar” şeklinde tehditler olabiliyor.

ADNAN OKTAR: Sana kabadayılık yapıyorlarsa cevabını verirsin. “Aman aman sus, süreç devam ediyor.” Süreç devam ediyor, her gün beş, on Mehmetçiğimiz’i yaralıyor adamlar. Dağa kaldırıyorlar. “Yok yok, sus sus” diyorlar. “Süreç devam ediyor.” Sürecin sonu bölünme zaten. Süreç dedikleri olay başka türlü yorumlanıyor ama asıl amaç orada bölünmesidir Türkiye’nin.

Bir de bir garip gençlerde türemiş. Böyle ağzı bozuk, küfürbaz, nefret öğretmeni olmuş. Sevgisizlik öğretmeni olmuş.

Mübarek Oğuz “Güneydoğulu’yum ama Kürdistan’a canım pahasına karşıyım. Varlığım Türk İslam birliği için feda olsun. Allah rızası için” diyor. MaşaAllah aferin benim canımıza maşaAllah. Ama böyle sesler çok fazla olması lazım.

Gamsız hayat “bölünme tehlikesi yok” diyor, o da sadece.” Bölünme tehlikesi yok” diye diye Osmanlı’yı paramparça ettiler. Bölüm bölüm, bölüm bölüm.  “Yok yok hiçbir şey olmaz” dediler bir toprak parçası daha gitti. “Yok yok hiçbir şey olmaz” dediler bir toprak parçası daha gitti. Sonra Oniki Adalar’ı aldır. Kıbrıs da gidiyordu. Çok bastırdık elhamdülillah. Onu dengeleyebildik. Allah’a çok şükür. Orada gidecekti. Hükümeti acayip zor duruma sokmuşlardı.

Evet Fikret seni dinliyorum ben.

KARTAL GÖKTAN: Hocam kardeşlerimizin faaliyetlerinden bahsedebiliriz, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz 30 Mayıs Cuma günü akşam ev sohbetinde bir araya gelerek sohbet etmişler. Ertesi gün de Çekirge esnafına sizin 70 adet kitabınızı ve 30 adet belgesel CD’sini hediye etmişler. Gebze’den kardeşlerimiz 30 Mayıs Cuma akşamı bir araya gelerek birlikte Kuran’dan ayetler ve sizin Alay Denen Zulüm kitabınızdan bölümler okuyup, iman hakikatleri üzerinde konuşmuşlar. Kardeşlerimiz Mersin’de Pozcu semtin ve Flamingo Yolu’nda 750 adet A9 tanıtım broşürü dağıtmışlar. Adapazarı’ndan kardeşlerimiz 31 Mayıs Cumartesi günü 250 adet A9 TV broşürü dağıtımı yapmışlar. Ankara’dan bugün kardeşlerimiz hastane metro çıkışında 30 adet kitabınızı halka hediye etmişler. Yine bugün Fulya’da 20 adet kitabınız, 20 adet CD ve 500 adet A9 TV broşürü dağıtıldı. Hafta sonu Belçika, Almanya ve Hollanda’dan kardeşlerimiz beraber Barcelona’ya gidip 9 bin adet kitabınızı dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: 9 bin adet maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Toplam 20 kişilermiş. Çok güzel ve şevkli bir çalışma olmuş. Yedi saat gibi kısa bir zamanda tüm kitapları dağıtmışlar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Helal olsun benim canlarım aslanlarıma, maşaAllah. Aslan onlar, tek kelimeyle aslan. MaşaAllah. O; 7 bin, 70 bin oluyor.

“Ocaklıyız biz” bu da Ülkücü bir kardeşimiz. “Dün program bir harikaydı. Özellikle federasyon ve Başkanlık sistemi konularını Sayın Adnan Hocam’ın dile getirmesi biz Ülkücü camiayı ziyadesiyle memnun etti. Kendisinin ellerinden öperiz”. Estağfirullah. Ben sizin ellerinizden öperim.

“Adnan Hoca “Fikret seni evlendirelim” dedi. Fikret’in mutluluktan… Bizim hocalarımız eski devirde ancak falakaya yatırıyordu. Fikret çok nasipli” diyor. Tabii Hoca derken, ben gerçek anlamda Hoca değilim. Alim de değilim. Ama hakikaten bir sevgi öğretmeniyim. Hocalık ayrı bir konu. Ben Hoca değilim, alim de değilim. Hiçbir zaman için öyle bir iddiam olmadı, olmaz da. Ama bir lakap olarak Adnan Hoca diyorlar. Hoşuma gidiyor, Hocam diyorlar hoşuma gidiyor. Ahmet Muhammed Adnan Hocam diyor hoşuma gidiyor, güzel. Lakap olarak tamam ama Hocalık anlamında Hoca olmadığım açık, sarih yani.

Lafta iktisat olmaz, güzel sözde iktisat olmaz. Mükerrerde olabilir. Sevgi zaten mükerrerdir. Tekrar tekrar söylenmesi gerekir. Mesela “seni seviyorum” ömürde bir kere söylenmez. Defalarca söylenir, inşaAllah. Nasıl Allah’ı zikretmek bir kere olmuyor? Sevgi sözcüğü de öyle. Sevgi sözcükleri de öyle, defalarca tekrar edilir. O insanın kalbinde ferahlık meydana getirir. Sevgiyi artırır, kalbi açar, maşaAllah.

Sad Suresi, 11’de Cenab-ı Allah diyor ki; “Onlar, burada (çeşitli) fırkalardan olma bozguna uğratılmış bir ordu(durlar).”  Bak çeşitli fırkalardan oluşmuş. Aralarında parçalanmışlar. Ama “bozguna uğratılmış bir ordudurlar,” diyor. İslam aleminin konumu da şu an böyle. Çeşitli fırkalardan oluşmuş. Bozguna uğratılmış. Her yerde ayrı ayrı bozguna uğruyorlar. Suriye’de ayrı, Irak’ta ayrı, Afganistan’da ayrı, Pakistan’da ayrı.

KARTAL GÖKTAN: Hocam dünyanın durumuna ilişkin bir soruya Mehmet Şevket Eygi Hocamız karşılık olarak Mehdiyet’ten bahsetmiş. “Dünyadaki durum düzelir mi?” sorusuna cevaben “Mehdi Hazretleri’nin zuhuruna kadar düzelmez” cevabını vermiş. “Peki Mehdi (a.s) zuhur edecek midir?” sorusuna ise; “Bu konuda manen mütevatir çok hadis vardır. Ehli sünnetin icmaı vardır. İnkar eden Resullulah (s.a.v.)’ın kesin bir haberini ve bu konuda ki icmaı inkar etmiş olacağı için küfre düşer” dedi.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Bir Müslüman için Mehdi (a.s)’yi inkar mümkün değil. Ehli sünnetin inancı bu. Küfre düşer. Çünkü mütevatir hadisi reddetmiş oluyor. Buhari, Müslim, Tırmizi, İbni Macer, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud hepsinde var. Ve bütün Ehli sünnet alimlerinin tamamı icma halinde. Şii alimlerin tamamı ve Vahabi alimlerin tamamı icma halindeler, Mehdi (a.s) konusunda.

Mehmet Şevket Eygi ne diyor? “Mehdi (a.s) çıkmadan ortalık düzelmez” diyor. Bizim de Cenab-ı Allah’tan talebimiz; Yarabbi Hz. Mehdi (a.s)’ı bize göster. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı bize göster. Ona talebe olmayı bize nasip et. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın nurunu bize göster. Hz. Mehdi (a.s)’ın nurunu bize göster inşaAllah. Bizler talebe olmaya çalışan talebeleriz. Bizlerde hocalık, alimlik yok. Allah gerçek hocalarla, gerçek alimlerle bizleri bilgilendirsin ki; onlar da Hz. İsa Mesih (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s)’ dır inşaAllah. Onlarda hikmet var. Onlarda özlü bilgi var. Onlarda samimi bilgi var inşaAllah.

Brezilyalılar’la Türkler biraz benzeşiyorlar. Onlar da çok sıcakkanlı, Türkler de öyledir. Mütevaziler iki kavimde.

Şimdi PKK şunu sunuyor diyor ki; “bak” diyor “bağnazlar sizin müzik dinlemenizi istemiyor, bizim yönetimimizde” PKK “müzik dinlersiniz” diyor. “Kadınlar aşağılanıp eziliyor” diyor “görüyorsunuz. Bizim dönemimizde” diyor PKK “kadın birinci sınıftır” diyor “öyle bir şey yok “diyor.  “Kadın istediği gibi giyinir, istediği gibi dekolte de gezer, bizim zamanımızda” diyor.  “O zaman ya bağnazları seçin” diyor, PKK “ya bizi seçin.”  Adam da diyor ki; “ben böyle bir hayatı yaşayamam.” Hâlbuki PKK’nın dediği zaten Kuran’a uygun olanı söylüyor ama Kuran’a uysun diye söylemiyor o. Kendi kafasına göre söylüyor. Kuran’a uygun olanı Müslüman söylemediği için, bu sefer küfür kazanıyor. Allah küfre zafer veriyor. Allah basiretlerini bağlıyor bir kısmının, bu seferde küfre hizmet ettiriyor onları. Küfrün hizmetçisi konumuna geliyorlar bir kısmı. Allah feraset, basiret bırakmıyor. Hayret edilecek şekilde PKK’nın adamı oluyorlar. Çok şeytani bir planla. Hâlbuki Müslüman Kuran’a tam sarılsa, Kuran’a göre hareket etmiş olsa, meydana gelecek güzellik zaten insanı hipnotize eder.  Her insan öyle bir hayat yaşamak ister. Ama şirk sistemi gösteriyorlar Kuran diye. “Müslümanlığı sana tarif edeyim” diyor “Nasıl?” diyor. “Kadın bir kere ikinci sınıftır. Kadınların yüzde doksanı cehenneme gidecek” diyor. “Kadın yarım insandır” diyor. “Bunu kim diyor?” diyor. “Bunu Allah diyor” diyor. Bunu Allah demiyor, senin putun diyor bre müşrik. Bre dinsiz deyim artık yani. Senin putun diyor. Sen nereden çıkartıyorsun onu? Şirk bu. Şirk dininden geliyor. Bunu Müslümanlık diye niye anlatıyorsun? Öyle sistem kurmuşlar ki, sevgi de PKK’da gibi, hürriyet de PKK’da gibi “aksinde de mahvolursunuz” diyorlar. Onun için PKK’ya karşı çok etkili olduğumuz görüldüğü için it, kopuk takımının en ziyade saldırdığı hedef haline de biz geliyoruz. Dolayısıyla en fazla sevabı alacak imkâna da sahip olmuş oluyoruz. Bir yönüyle. MaşaAllah elhamdülillah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam geçen gün Şırnak valisi Öcalan’ı takdirle karşıladığını belirtti.  “Çözüm sürecini bu aşamaya getiren Başbakanımız Tayyip Erdoğan’a ve bu konuda ciddi gayretleri olan Abdullah Öcalan’ı takdirle karşıladığımı belirmek istiyorum. Halkın bu yoğun ilgisine hiç kimse karşı çıkmasın istiyorum” şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: O zaman BDP de kazanır. Adamlar federasyon için de cesaret bulur, her şey olur. Vali resmi ağızla bunu söylüyorsa, ne yapacaksın artık? Müthiş bir yanılgı içindeler.  Müthiş bir hata içindeler. Güya iyilik yapıyorlar. Sen İslam’ı, Kuran’ı övsene. Darwinizm’i, materyalizmi eleştirsene.  Kuran’ın sevgi anlayışıyla ortaya çıksana. Sen Abdullah Öcalan’ı bırak, Peygamber (s.a.v.)’in peşinden git sen. Senin mürşidin Abdullah Öcalan mı, Peygamber  (s.a.v.) mi?  Peygamber (s.a.v.)’i öv. Peygamber (s.a.v.)’i tek kelime övmüyor. Aklına dahi gelmiyordur.

Yusuf Suresi, 107 şeytandan Allah’a sığınırım; “Şimdi onlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden” bela, çeşitli şekilde belaların gelmesinden “veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?” Genellikle kendilerini güvende buldukları için insanlar azıyorlar. Belanın geleceğine ihtimal vermiyorlar. Bela da ani gelir genellikle geldiğinde. Hiç ummadığın bir noktadan, ummadığın şekilde gelir. “De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim;” yani “Kuran’la samimi olarak, ilave ve ek yapmadan, şirke girmeden, bütün candanlığımla, samimiyetimle, basiretle Allah’a davet ederim.” “Ben ve bana uyanlar da.” Bak “ben” ama “ ve bana uyanlar da” yani onlar da tebliğ yapıyorlar. Onlar da Allah’a davet ediyor. Bir tek Peygamber  (s.a.v.) değil, sahabeler de. “Ve Allah'ı tenzih ederim,” Allah münezzehtir “ben müşriklerden değilim." (Yusuf Suresi, 108) “Bağnaz değilim” diyor. “Kuran’a ilave yapmam, Kuran’a çıkartma yapmam, uydurma hurafelerle bağnazlar gibi, özellikle bu devrin bağnazları gibi yeni yeni hükümlerle hayatı çekilmez hale getirmem” diyor. Bak “Allah’ı tenzih ederim” diyor, “ben müşriklerden değilim” diyor. Dünyada Müslüman toplum, büyük bölümü müşrik olduğu halde, müşriklere kızıyorlar. Kendinin tam anlamıyla müşrik olduğunun farkında değil. “Ya” diyor “putperestler varmış zamanında, ben ona karşıyım” ya sen putperest olmuşsun zaten, müşrik olmuşsun. Allah ayette diyor ki “ biz müşriklerden değildik" demelerinden başka bir fitneleri olmadı (kalmadı.)” (En’am Suresi, 23) Anlamıyor kendinin müşrik olduğunu. Ahirette de savunuyor “ben müşrik değilim” diyor “normal Müslüman’ım” diyor. Halbuki müşrik.

Bunlar zaten mahvolmuş da, Müslümanlar’ı da kendileriyle beraber mahvetmek isteyen tipler. Adamın zaten hayatı kaymış. Adam mahvolmuş. Hayattan bir beklentisi yok, adam müzikten anlamaz, neşeden anlamaz, sevinçten anlamaz, estetikten anlamaz. Onun için güzel mevhumu yok. O varsa yoksa köşesinde dedikodu yapsın, laf soksun, siyasi yazılar yazsın, polemiklere girsin, edişsin. Estetiğin, güzelliğin sahipleri dünyaya hakim olur. Kadınları sevenler dünyaya hakim olur. Bağnazlıkla çok güzel netice alınır zannediyor. Bağnazlıkla hiçbir yere varamaz. Bağnazlıkla iyice batarsın o kadar, başka bir şey olmaz. Onlar zannediyorlar ki kadın hürriyetleri kısıtlanırsa, kadınlar işte sokağa çıkamayacak hale getirilirse, tamamen kapatılırsa, -gerekmediği halde- ona seçme hakkı verilmediğinde, seçilme hakkı verilmediğinde, devlet görevine, veyahut herhangi bir göreve onu göndermediklerinde veyahut böyle bir görev vermediklerinde, kadın güzelliğini tamamen ortadan kaldırdıklarında, çocuk sevgisini ortadan kaldırdıklarında, dünyadaki estetik olan, güzel olan her şeyi ortadan kaldırdıklarında İslam’ın dünyaya hakim olacağını zannediyorlar. Mesela kadın dans etmeyecek ama bunlar döne döne, bağıra bağıra oynayacaklar. Bağnazların çoğu böyle. Hatta pavyonda falan oynuyor ama eve geldi mi “karı otur oturduğun yere” falan. Kızlar tir tir titriyor. Alkollü geliyor. Alkollü geliyor millete kızıyor. “Namaz kılmıyor bunlar, işte kafir” çoğu böyledir bağnazların. O yüzden de birçok bağnazın çocuğu cinsi sapık oluyor. Kızları ayrı cinsi sapık oluyor, çocukları ayrı cinsi sapık oluyor, kendileri ayrı cinsi sapık oluyor. Cinsi sapık olarak da yakalandıklarında da inkar edip, mahkemeyi de kabul etmiyorlar. Yargıyı da kabul etmiyorlar. Mağdurun beyanını da kabul etmiyorlar. Yani “bağnaz zaten suçsuzdur” diyorlar. Halbuki belli bak, Allah kadın düşmanlığını sizde cinsi sapıklığa çevirmiş. Lut kavminin dönemine dönmüşsünüz. Allah mahvediyor sizi. Daha hala kadın düşmanlığı peşindeler. Daha hala kadın sevgisizliğinin peşindeler. Bunlara kalırsa plajlar falan, hepsini kapatırlar. Türkiye’nin dört bir yanı plaj. Hayır ayrıca da gidiyorlar, plaja da gidiyorlar ayrıca bunlar. Fakat dekolteye de karşılar. İnanılır gibi değil. Mesela hacı dedeler düğünlere gidiyorlar. Düğünde oynuyor. Ama birisinin oynamasını asla kabul etmiyor. Gelinleri falan mesela dekolte giyiniyor, onu orada kabul ediyor ama bir başkası olduğunda onu kabul etmiyor. Bağnazın mantığı alt üst yani, bambaşka. Anlaşılacak gibi değil.  Bak açtım o ayet çıktı. (Araf Suresi, 31) “Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının.” Süslenin. Ziynet nedir? Süs, takılar. Süslenin. Yani kadın, erkek ne varsa takısı, güzel giyimi. Mesela ceketi, elbisesi, paltosu, ayakkabısı en güzel kıyafetleri giyinsin. “Yiyin, için ve israf etmeyin.” Şeytandan Allah’a sığınırım “De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti” nedir? Altın, gümüş, inci, yakut, pırlanta, taşlar, opal aklınıza gelen her şey ve onlardan meydana gelmiş kolye, küpe, şu bu falan. Hanımların bütün süsleneceği şeyler. Erkekler için kemer, ayakkabı tokası, ayakkabı, aklınıza gelen her şey, yüzük, şu bu falan ve her türlü kıyafet. Ve kadınlar için her türlü makyaj malzemesi.  Bak “Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?”  Kim kılacak? Yobazlar haram kılıyor. Kim haram kılar? Yobazlar. “De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir,”” gerçekten iman edenler için, Allah yobaza vermiyor bunu. Bak dünya hayatında iman edenlere veriyor ama yobaza nasip olmuyor. Yobazda sen bunu görebilir misin? Göremezsin. Allah “size vermeyeceğim” diyor ve sizi Allah kendi ellerinizle tahrip ettiriyor. Kendi elinizle nimetten uzak hale getiriyor. Ve Allah size bak alamet olarak bunu vermiş “onlarda ziynet olmaz” diyor Allah. “Nimet olmaz” diyor “yobazda”. “Alırım onlardan” diyor. “Onu müminlere veririm, müminin alameti olur bu” diyor, ziynet süs ve güzellik. “Bunlar dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.”(Araf Suresi, 32). “Yine yobazlara vermeyeceğim” diyor Allah “ahirette”. “Yine o süslü ve güzel olan müminlere vereceğim” diyor. Dolayısıyla yobaza bakın, Allah ondan nimeti çekip almıştır. Yobaz sürünen adamdır. Fakirleri tenzih ediyorum. Mesela fakir olur, temiz bakımlı olur, güzel olur. Ama yobazlığından kaynaklanan nimet alınması yobazlarda nasıl görünüyor? Lağım gibi görünmeleri, pis kokmaları, itici olmaları ve çirkinliklerinden görünüyor. Bu büyük mucize değil mi? Bak Cenab-ı Allah diyor ki; “yobazlarda süs bulamayacaksınız” diyor. Ve “vermeyeceğim onlara” diyor. Ve hakikaten, belki çok çok uzun, yüzyıllardan beri Allah yobazlara vermiyor. “Ancak halis ve samimi gerçek müminlere süs veririm” diyor. Yani “makyaj, takı, güzellik veririm, onlarda görürsünüz” diyor. “Dünyada onlara vereceğim. Ahirette sadece onların olacak, yine yobazlara vermeyeceğim” diyor Allah. Yobazlara verilen pis koku, iticilik, yüz çirkinliği, kıyafetlerinin berbat olması, evlerinin berbat olması, -dini yönlerini, dini konuları tenzih ederim, dini olan eşyaları tenzih ederim- bakışlarının berbat olması. Çünkü ayette diyor ki; “bakışlarını tutkuyla eşlerine çevirmiş”. Yobazda öyle bir şey olmuyor. Yobazda nefret dolu bakışlar olur, sevgisiz bakışlar olur. Ve şiddetli haset. Acayip haset içindedir yobaz. Mesela bak şimdi sizin güzelliklerinizi kıskanıyorlar. Acayip ıstırap veriyor. Mesela genç kızlar kalkıyor dans ediyor, onlar hayatlarında böyle bir şey yapamamış. Hep özlem duymuş, hep imrenmiş ama şirk dininden dolayı, putperest kafadan dolayı bunu yapamamış. Ve “Allah insana zulmetmez” diyor “insanlar kendilerine zulmediyorlar” (Yunus Suresi, 44) diyor. Kendine zulmediyor. Zulmettikçe de haset ediyor. İstiyor ki o pisliğin içine Müslümanlar’ı da çeksin. Müslümanlar tahir, Müslüman pisliğin içine girmez. Sen lağıma niye Müslüman’ı çekmeye çalışıyorsun? Melekler araya girer. Gücün yetmez. Sen kendi pisliğinde boğulacaksın ey yobaz, ey yobaz güruhatı. O pisliğin içinde yaşayacaksın, sürünerek ve ahirette de yine pisliğin içinde yaşamaya sonsuza kadar devam edeceksin. Çünkü sen şirki seçtin. Peygamberimiz (s.a.v.)’in getirdiği dini seçmedin, Kuran’ı seçmedin. Kuran’ın yeterliliğini kabul etmedin. Ve o yüzden dünyada sürüneceksin, ahirette de mahvolacaksın. Mümin dünyada da sevinç içinde olacak, nimet içinde, ahirette de sevinç ve nimet içinde olacak. Bak hem imreniyorlar, hem haset ediyorlar. Çok zavallı konumdalar. Hem de çaresizliğin içerisinde kendilerince debeleniyorlar. Bir de diyor ki; “Atatürk niye geldi? Niye bu faaliyetleri yaptı?” Onlar Türkiye’nin işgalini de kabul eder yobaz takımı. Mesela İngiliz idaresi olsa adam; “Daha ne istiyoruz ya?” der. Fransızlar mesela Antalya’da iftihar ediyorlardı, o zaman da yobazlar iftihar ediyordu. “Niye çıkaralım?” diyorlar “adamlar daha gelmiş, gelmiş adamı niye gönderiyorsun?” diyor. “İngiliz işgali İstanbul için süper olur” diyor “bayağı iyi olur” diyor. Çünkü aşağılık, akılsız, kişiliksiz, kendi kendini idareden aciz. Onun için başkası idare etsin istiyor. Yine nefret edecek, onlardan da nefret edecek ama onların da aşağılamasını da kabul edecek. Yobaz aşağılanmanın adamıdır. Sürekli aşağılanarak yaşar.

“Hocam Bülent Hocamız dün harika reggi yaptı yine bekliyoruz” diyor.

Mercan; “O salsa bu da kayık” çok güldüm ya. Acaba bir anda Hocamızın nereden geliyor aklına” diyor maşaAllah.

“Müslüm Baba istiyoruz” diyor inşaAllah.

PKK modernlikle ortaya çıkıyor. Kadın hürriyetleriyle ortaya çıkıyor. Sevgiyle ortaya çıkıyor. Sen bağnazlıkla, sevgisizlikle, şiddet ruhuyla, küfürle ortaya çıkıyorsun. Enaniyet, kibir, büyüklük hissiyle ortaya çıkıyorsun. Kaybedersin. PKK hak etmediği halde kazanıyor. Hak etmediği halde kazanıyor ve sen de Müslüman olduğun halde, güya Müslüman olduğun halde kaybediyorsun. Çünkü Kuran’a uymuyorsun. Çünkü samimi değilsin. Müşrik dinini İslam dini diye ortaya koyuyorsun. Hep de eciş bücüşler. Hayatı kaymış, mahvolmuş. Suratı berbat, hayatı berbat, her şeyi berbat. Yazılarına bakıyoruz hep nefret, laf sokmak, çirkinlik. Bir gün bir estetikten sevgiden bahseden bir yazı bulamazsın yobazda, bağnazda, bir gün. Tek bir gün sevgiden bahsetmezler. Ağırlarına gider sevgi.

Bu günlük bu kadar yeter. Yarın devam edelim İnşaAllah.   

Masaüstü Görünümü