Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (3 Haziran 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Hepiniz hoş geldi sefa geldi. Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Başbakanımız bugün grup toplantısında PKK’nın şımarıklığına müsaade etmeyeceklerini söyledi. Şöyle konuştu: “Yol kesmeleri için bizim şımarıklığına…”

ADNAN OKTAR: Şımarıklığına?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bak, günlerden beri şımarıklık diyorum. Başbakanımız da aynı kelimeyi kullanmış, maşaAllah. Üç günden beri sürekli bu yaptıklarını şımarıklık olarak ele alıyorum. İlk defa Başbakan da şımarıklık olarak söylüyor. Israrla kullandığım bir kelimeyi kullanmış. Evet doğru söylüyor.

KARTAL GÖKTAN: “Yol kesmeleri için bizim şımarıklığa tahammülümüz yok. Şımarık tavırlara göz yummayız. Çözüm için elini değil, gövdesini taşın altına koymuş bir iktidarız. Yol kesmek eşkıyanın işi olarak bilinir. Bazıları alıp kaçırılıyor, haraç isteniyor. Bunlar haraççı. Sanki oraya yolları yapan onlar. Biz bu sürecin sabote edilmesine izin vermeyiz.”

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. Süreçten kastı da herhalde ortalığın yatışması falan mı nedir?

GÖKALP BARLAN: Süreç için açıklama yapmıştı Beşir Atalay bugün altı maddeyle ilgili. Özerkliğin de, belediyelerin yetkilerinin daha artırılması gibi birçok madde içeriyordu Hocam, inşaAllah. Dağdakilerin indirilmesi, silahsızlanma.

ADNAN OKTAR: Dağdakilerin indirilmesi, silahsızlanma. Dağdaki inmez, silahsızlanma, onu da yapmaz. O ham hayal, onu otuz kere söyledim. Bak, en başında dedim ki “silahları bırakacaklar” dediler, “teslim edecekler kendileri gidecekler” dediler. “Gitmezler” dedim. Yaşlılar hastalar falan vardır onlar gider. “Yeni gençlere kadro açmak için bunu yapıyorlar” dedim. Zaten gençleri aldılar dağa, yaşlıları aldılar. Çünkü adam yirmi yıldan beri dağda, emekli oluyor bir nevi, yer değişimi. Bir de bütün milletin gözü önünde geçtiler böyle gruplar halinde rahat rahat. Onların amacı o. Yani bir devir teslim töreniydi o. Silahı bırakma diye bir konu olmayacağını onlar defalarca açıkladılar. “Biz silahla var olduk” diyorlar zaten, “silahla sesimizi duyurduk. Etki alanımızın genişlemesinin nedeni silah” diyorlar. “Dolayısıyla silahı bırakmamız diye bir konu olmaz” diyorlar. Hayal peşinde koşmaya gerek yok. Belediyelerde de özerlikle özerk yönetim için bir zemin yoklaması, halkı hazırlamaya çalışıyorlar. Bu da olmaz. Mesela belediyeye polisi bağlamak çok vahim bir hareket olur. Jandarmayı polise bağlamak çok vahim bir hareket olur. Onların amacı mahkemeleri de hepsini kaymakamlıkları falan hepsini belediyeye. Yani devlet, ayrı devlet olsun diyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım. Türkiye’nin bir bölümü eğer bölünmeye sürüklenirse, bu Türkiye’ye yapılmış en ağır hakaret olur. O zaman Türk halkının yaşama amacı kalmaz. Yani onuru haysiyeti ortadan kalkmış oluyor. O zaman canını ortaya koyar. Canını ortaya koyarsa da Ortadoğu, Balkanlar değil, sırf Amerika, Rusya değil bütün dünyada taş taş üstünde kalmaz. Kıyamet kopar Allah esirgesin. Allah kıyameti koparır. Çok tehlikeli. Kimse maceraya girmesin. Adam, “orada Kürdistan kuracağız” bilmem ne falan. Bak, taş taş üstünde kalmaz diyorum, dünya kalmaz, arazi toprak hiçbir şey kalmaz. Ateşle oynamış olurlar. Böyle bir çılgınlığa hiç kimse tevessül etmesin. Bunu unutsunlar. Evet.

Fikret Bey buyurun dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam,  kardeşlerimizin faaliyetleri var. Kayseri’de birkaç kardeşimiz geçtiğimiz gün sabah namazında buluşmuşlar. Namazdan sonra Kuran okuyup sizin röportajlarınızdan seyretmişler. Her hafta yapacaklarmış, inşaAllah. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 1 Haziran Pazar günü ev sohbetinde buluşup sizin kitaplarınızdan okuyup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah. Nur gibiler hepsi nur. Oradaki ruhaniyet, oradaki candanlık iftihar edilecek bir güzellik. Bizim kitapların hoş yönü, bizim anlatımımızın hoş yönü, konuyu uzatmaması, hikmetli, kısa ve özlü olması, edebi süksenin peşinde olmamak. Mesela bazı yazarlar var, nasıl Osmanlıca iyi bilir, nasıl süslü konuşur, nasıl ağdalı konuşur onun peşinde. Biz süsün ağdanın peşinde değiliz.

Kardeşlerimize soralım; sırf erkeklerden mi oluşsun sohbetimiz, sırf bayanlardan mı oluşsun? Yoksa karışık mı olsun? Şu an bekliyorum. Bize yazsınlar. Samimi olacaklar ama inşaAllah.

Evet Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Başbakan bugün yaptığı konuşmada, Soma’da 67 şehidimizin ailesi maaş alamıyordu. Şimdi, bir gün bile çalışmış olsa şehit madencilerimizin yakınlarına maaş hakkı getirildi, bunu söyledi. Yeraltında çalışanlara yılda altı maaş ikramiye verilecek. Bu, ücretlerini yüzde elli artış anlamına geliyor Hocam. Somalı madenci ailelerinin pirim borçları silinecek. Her aileye istihdam hakkı, aileden en az bir kişi kamuda çalışabilecek. Maden kapalı olduğu süre boyunca tüm maaşlarını alacaklar. Çalışma saatleri günde sekiz saatten altı saate düşecek. Ve emeklilik yaşı 55’ten 50’ye indirilecek. Yıpranma payıyla birlikte 43 yaşında emekli olma imkanı oluşacak.

ADNAN OKTAR: Bu, işte Başbakan’ın bu olaydan ne kadar müteessir olduğunu gösteriyor ve şehitlerimize ne kadar şefkat duyduğunu gösteriyor. Çünkü bunlar olağanüstü olaylar. Hiç görülmemiş şeyler, maşaAllah. Başbakan’ın şahsı iyi, bakın. Sürekli bana “Başbakan’ı niye destekliyorsun?” diye yazılar geliyor. Arkadaşlarımıza da geliyor. Şahsını bir ayrı tutun, çevresini bir ayrı tutun. Çevresinde iyi insanlar var mı? Var. Başbakan’ın bizzat şahsı, vicdanen Müslüman olarak iyi bir insan mı? İyi insan. İyi bir kadro oluşturtalım. Yetenekli bir insan. Yeniden bismillah deyip devreye girsin. Bu kadar üstüne gidersen tabii ki bir sıkıntı yaşayabilir. İnsan bu, gerilime düşüyor olabilir. Niye bu kadar sinirli? Ezik de olsa bir kısım şahıslar linç etmek peşindeler.

Evet dinliyorum.

AYLİN KOCAMAN: Hocam, HDP Eş Başkanı Ertuğrul Kürkçü; PKK tarafından dağa kaçırılan çocukların ailelerini örtülü bir siyaset içinde edilgen rol oynamakla itham ederek “biz çocukları arayıp bulma kurumu değiliz” demiş.

ADNAN OKTAR: Bunu diyen kim?

AYLİN KOCAMAN: Ertuğrul Kürkçü.

ADNAN OKTAR: “Çocukları arayıp bulma kurumu değiliz.” Şimdi bir meydan okuma var. Ama eskiden beri var bu meydan okuma. Şimdi çocuklara hadi diyelim ki operasyon yapıldı, gitti devlet aldı geldi. Çocuklar derse ki “biz yine gideceğiz.” Bunun eğitimle engelleneceği açık. O çocuklara Darwinist, materyalist eğitim veriyor devlet. Darwinist, materyalist eğitimin durdurulması lazım.

“Yeni Asya Gazetesi Yayın Koordinatörü Abdullah Eraçıkbaş’la görüşülmüş. Üstad’ın vekil talebelerinin başvurduğu Kültür Bakanlığı hukuki bir dayanağı olmadan Risale-i Nur basımı için bandrol vermiyormuş kimseye. Henüz bir mahkeme kararı yokmuş. Üstad’ın vekillerinin de yasal varisleri olduğu Yargıtay’ca tasdik edilmemiş. Vekil ağabeylerle görüştüklerinde “devlet bu işi halledecek” demişler. Sadeleştirme geliştirmelerine yönelik bir tedbir olsa da fiilen şu anda kimse Risale-i Nur basamıyor ve satamıyor durumdaymış. Eskiden alınmış bandroller hariç Üstad’ın Abdülmecit akrabasının varisleri, herkesin basması ve satması yönünde düşünüyorlarmış. Çünkü Üstad “Risale-i Nur’u basmak ve neşretmek talebelik gereğidir” diyerek “Risale-i Nur herkesindir” demiş. Telif hakkı almak isteyen ağabeyler, sonra sadece kendi izin verdiklerine basım yayın hakkı vereceklermiş.” Bu çok tehlikeli bir şey. Nasıl yapıyorlar böyle bir şeyi? Risale-i Nur’u herkes bassın dağıtsın, bütün dünyaya yayılsın. Bunun hemen halledilmesi lazım. Tayyip Hocam bu olaya el koysun. O Risale-i Nur muhibbidir, sever Risale-i Nur’u. Bediüzzaman’ın kitaplarının basılıp yayınlanmaması ne demek? İzne tabii olması ne demek? İzin de verilmemesi ne demek? Biz devlet tarafından Risale-i Nur basıldı diye sevindik, arkasından Risale-i Nur yasaklandı. Görülmemiş bir şey. Yurt dışında basım için de mi aynı kurallar geçerli acaba? Ona baksınlar. Ama bu çok garip bir durum. Çok yakışıksız olmuş.

“Öncelikle iyi akşamlar Hocam. Ben bu rahmetli Alpaslan Türkeş’in dediklerine katılmıyorum. Mademki Kürt halkı bölgesinde kendi anadillerinde konuşmayacaklar, kendi dilinde müzik, haber, TV izleyemeyecek, o zaman millet dağa mı çıksın? Ben bu Türkeş’in, ne de izinden gidenlerin hiçbir şekilde yaptıklarına inanmıyorum.  AK Parti gibi bir hükümet gelmedi daha bu milletin başına. Siz de farkındasınızdır Hocam. Şu son bir yıldır şehit veriyor mu Türkiye? Katılmıyorum Türkeş’in dediklerine. İyi ki varsın AK Parti, iyi ki varsın Tayyip Paşa. Almanya’dan saygılar Hocam” diyor. Türkeş “anadilde eğitim diye bir şey olmaz” diyor. Bu doğru. Şu anda da zaten bunu devlet uyguluyor, Türkçe eğitim var. Eğer orada Kürtçe eğitim yapılmış olsa, ilkokul, ortaokul, lise, üniversitede oradaki kardeşlerimiz bizimle bağlantıyı sağlayamayacaklar, Türkçe bilemeyecekler. Bu çok büyük bir fitnedir, çok büyük bir zulüm olur. Düşünün, biz Mardin’e gidiyoruz, lokantada yiyecek isteyemiyoruz. Adam eczaneye gidiyor derdini anlatamıyor, doktora gidiyor derdini anlatamıyor, devlet dairesine gidiyor derdini anlatamıyor, istediklerini söyleyemiyor, böyle bir hayat olur mu? Kendi vatanımızda biz bu hale niye düşelim? Türkeş’in dediği doğru, Rahmetli’nin. Televizyon olsun, on tane yirmi tane Kürtçe televizyon olsun, devlet yayınlasın. Kürtçe de isteyen cayır cayır konuşsun. Ama devletin resmi dili Türkçe olmalı. On tane, yirmi tane Kürtçe televizyon olsun. Devlet yayınlasın. Kürtçe de isteyen cayır cayır konuşsun. Ama devletin resmi dili Türkçe olmalı. Adam mesela adli şikayet yapacak; anlaşılmıyor. Manava gidiyor derdini anlatamıyor, belediyeye gidiyor derdini anlatamıyor. Olur mu öyle şey? Bunun bir mantığı yok.

AYLİN KOCAMAN: Diyarbakır içinde bile Hocam, Kürtçe bilenlerin sayısı diğerlerine göre daha azmış.

ADNAN OKTAR: Kürtçe bu kadar eğitim için uğraşıldığı halde çok az. Halk cayır cayır Türkçe konuşuyor.

AYLİN KOCAMAN: Tercih etmiyorlarmış Hocam dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Tabii Kürtçe kolay bir şey değil ki. Niye zorluyorsunuz adamları, kardeşlerimizi?

“O zaman millet dağa mı çıksın?” Şimdi şu kafa mı? Kürtçe konuşmak için dağa mı çıkmak gerekiyor? Üslup olmamış.

“Ben ne bu Türkeş’in, ne de izinden gidenlerin hiçbir şeyi yaptıklarına inanmıyorum.” Eğer Türkeş olmasaydı, Türkiye komünist olurdu ben söyleyeyim. Ülkücüler olmasaydı Türkiye komünist olurdu, gitmişti Türkiye. Bu direncin, bu tedbirlerin, bu neticenin kökeninde ülkücüler ve onun üstünde de rahmetli Alpaslan Türkeş vardır. Bin cihetten ispat ederim. “Hayır, öyle bir şey yok” desinler. Binlerce belgeleri ispat edeyim, doğrusu bu.

“AK Parti gibi hükümet gelmedi daha bu milletin başına. Siz de farkındasınız Hocam” diyor. “Son bir yıldır şehit veriliyor mu? Şehit verilmez de. Güneydoğu gittikten sonra şehit vermemeyle övünmenin bir alemi yok. Tek şehit verelim, hepimiz şehit olalım. Ama bu vatan bölünmesin. Şehitlik büyük bir mertebedir, nimettir. Ben çatışma olsun demiyorum. Ama Türkiye’yi bölecekse adam, bölmeye de azmettiyse, kararlıysa; asker kendini savunur, vatanı savunur. “Savunmasın” ne demek? İşte “hiç olay çıkıyor mu, hiç şu oluyor mu?” Adamlar bak kabadayılık yapıyorlar Güneydoğu’da. Türk milletinin gururuna, haysiyetine yönelik hareketlerdir bunlar. Devleti kâle almıyor adam, hükümeti de kâle almıyor. Müthiş bir şımarıklık içerisinde görmüyor musunuz?

AYLİN KOCAMAN: Hocam, Siirt’te dün köy muhtarını kaçırmışlar. PKK.

ADNAN OKTAR: Her gün kaçırıyorlar. Ve halk bundan bizar oldu, dehşete düştü. Hiç şehit cenazesi gelmiyor. Türkiye paramparça olduktan sonra, sen şehit cenazesi gelmemesiyle nasıl övüneceksin? Ama bizim milletimizi alıştırmaya çalışıyorlar buna, makul göstermeye çalışıyorlar. “Ne var bunda ya?” diyor. “Özerklik olsa ne olur?” diyor. “Başka yerler de özerk olsun ne olur?” diyor. “Ayrı ayır devletler olsun ne olur?” diyor. Adamın şuuru kapanmış. Adamın milli, manevi yönü ölmüş. Veyahut gaflet içinde. Veyahut düşünemiyor. Yahut bilgisiz, bir şeyler var.

Hoppala “Kardeşlerimiz çok güzel figürler yapıyor. Özellikle Kartal Hocamız çok yetenekli” diyor. Yalnız şurada önemli bir şey var. “Sirtakiyi çok iyi yapacak gibi duruyor. İzlemek isteriz” diyor. Bir bu eksikti yani.

“Hocam başta siz olun ekranda. Sizin varlığınız bize yetiyor. Sorunuza cevap verecek olursak” diyor işte yine “kız erkek karışık iyi olur” diyor.

“Biz vesilenizle Allah’ı hakkıyla bilip tanımayı, sevmeyi sizden öğrendik. Kız yada erkek bütün kardeşlerimizi Allah’ın bir tecellisi olarak onları da çok seviyoruz. Dolayısıyla hepsini görmek istiyoruz.”

“Ağrı’yı kazanmış olmak acayip heyecanlandırıyor.” Sen arkana PKK’yı alırsan; Ağrı’yı da kazanırsın, bilmem nereyi de kazanırsın. Dehşet saçarak, korkutarak, insanların kalben rahatsız olduğu bir ortamda, kalben sevmedikleri bir ortamda korkuyu ön plana alarak bir netice elde ettiysen, buna sevinilecek bir yön yok. Sen bunu istemiyor olabilirsin ama durum böyle. PKK seni destekliyor, sen istesen de istemesen de. PKK’nın desteklediği bir kurumu halk korku belasına mecburen destekliyor, konu bu. Burada bir zafer yok. Zaten orada bir hizmet de olmayacak göreceksiniz. Ağrı’da bir hizmet olmaz. Yine eski Ağrı, yine aynı bakımsız binalar, yine aynı bakımsız sokaklar, yine aynı acılar. Bir şey değişmez. Oraya bir ruh gerekiyor. İman ruhu, Kuran ruhu gerekiyor, Mehdiyet ruhu gerekiyor. Biz Mardin’e gittiğimizde dünyanın en lüks şehrine gelmiş olmamız lazım. Siirt’e gittiğimiz de dünyanın en lüks şehrine geleceğiz. Geniş caddeleri, gökdelenler muhteşem bir yere gelmemiz lazım. Ama buna müsaade etmiyorlar. Bazı tiplerde Kürt nefreti var. Bazı sevgisizlerde. Diyorlar ki; “Güneydoğu’yu verin onlara konu bitsin, bir daha yüzlerini görmeyelim. Ben buraya para vermem, bu insanlara da para vermem. Yüzlerini de görmek istemiyorum. Bölünsün gitsinler” diyorlar. O yüzden bu kadar oyun oynanıyor. Benim mazlum canlarım yeni bir acının içine doğru çekiliyor, benim yiğitlerim. Dünyanın en mükemmel insanları, en çok acı çeken insan haline getirildi. Kürtler çok mükemmel insanlardır. Çok terbiyeli, asildirler. Ama binbir acının içerisinde kıvrandırılıyorlar. Şimdi BDP kazandı diye seviniyorlar. BDP’nin kazandığı hiçbir belediyede size hizmet çıkmaz. Rahat edemezsiniz. Bir estetik, bir güzellik, bir hoşluk oluşmaz, oluşmayacakta göreceksiniz.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bir duyuru yapabilir miyiz acaba?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: İnşaAllah. Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’nde yatmakta olan 5 yaşındaki kardeşimiz için çok acil 0 rh pozitif kana ihtiyaç vardır. Allah rızası için duyarlı olalım. Paylaşarak etki alanını genişletelim. İletişim: Prensesimizin babası Emrullah Yılmaz telefon numarasını vermiş Hocam teşekkür etmiş. Allah razı olsun demiş.

ADNAN OKTAR: Şimdi siz ekranda veriyorsunuz değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Okuyayım mı telefon numarasını Hocam?

ADNAN OKTAR: Şimdi ekrana verin ekranda bir görelim. Okumadan daha önemli olur o. Çünkü okuma o saniyeler içerisinde duyuluyor. Ama ekranda sürekli durursa. Bir de unutabilir de şahıs. Duyar fakat unutabilir. Mamafih yine söyleriz ama asıl ekranda yayınlayın hemen. Acil olduğu için bir daha sözlü olarak söyle.

BÜLENT SEZGİN: İnşaAllah Hocam. Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’nde yatmakta olan 5 yaşındaki kardeşimiz için çok acil 0 rh pozitif kana ihtiyaç vardır.

ADNAN OKTAR: O köftenin resmini göndersin babası da yayınlayalım.

İsmin sonra değişti değil mi senin? Zeynep, nüfus cüzdanında Zeynep mi?

ZEYNEP BALAMAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Sen Ortodoks’tun daha önce.

ZEYNEP BALAMAN: Daha önce öyle idim evet.

ADNAN OKTAR: Ortodoks Hristiyan’dın. Müslüman oldun. Biz seni çarşafla karşılasaydık Müslüman olmazdın. Karşına dekolte hanımlar çıktı, başı açık hanımlar çıktı, o zaman rahatça Müslümanlığı kabul ettin. Ama işte ‘”en yarım insansın” diye karşına çıksaydık. “Sen bir insan değilsin. Sen yarımsın. Cehennemin çoğunluğu senin tarzında hanımlardan oluşacak” desek, “Başbakan olamazsın, cumhurbaşkanı olamazsın, seçme seçilme hakkın yok. Sokağa çıkamazsın, pencereden bakamazsın, Kuran’a el süremezsin, Allah’ı anamazsın ömrünün büyük bölümünde deseydik. Ne olurdu? Uzak kalırdın.

ZEYNEP BALAMAN: Elhamdülillah sizin vesilenizle. Siz İslam’ın çok kolay bir din olduğunu öğrettiniz elhamdülillah. Sevgi dini olduğunu öğrettiğiniz elhamdülillah. Müslüman oldum çok şükür.

ADNAN OKTAR: Kartalsın Kartal 1903;  “Hocam yapma. Alevi vali, asker, bürokrat var mı?” Olmaz olur mu? Çok fazla Alevi var. Biz eskiden poliste falan hep görürdük Alevi kardeşlerimizi. Ama bir Alevi hassasiyeti benim çocukluğumda vardı biliyorum ben. Bu iyice dağıldı şu an. Eskiden hakikaten mesela bir bürokrat Alevi dendiğinde “Aman ha bizim işimiz oraya düşmesin” derdiler. “Adam zaten Alevi” derlerdi. Kürt de aynı şekilde. Ne korkunç böyle şeyler Allah vermesin. Bu nasıl bir ahlaktır? Bu nasıl bir kafa, nasıl bir vicdan? Nasıl bir merhamet anlayışı? Bir de Alevi kardeşlerimiz efendilerin efendisi bayağı güzel ahlaklı Aleviler. Çok nezihler. Nereden çıktı bu kafa? Ben anlayamadım. Çok dışa dönüktürler, bağnazlığa karşıdırlar, sevgi doludurlar, nezaketlidirler, çok efendidirler, olgundurlar, ariftirler. Arif kişi derler onlara köylü olanlar, arif kişi derler.

““Hiçbir hükümet döneminde bu kadar Alevi sevgisi ve dostluğu yayılmamıştır” sözünüz üzerine;” Cengiz Asyalı ““Affedersiniz Alevi, biliyorsunuz o yargıç Alevi” bu sözler kime ait?”  Bu tapelerde olmuştu. Sohbet anında insan söyleyebilir “şu Kürt” dersin “kardeşimiz, şu Çerkez, şu Alevidir” bilgilendirmek için söylenilebilir. Adam zaten o göreve getirmiş, işte kendin söylüyorsun. “Yargıç Alevi” diyorsun. Devlet onu göreve, yargıcı getiriyor demek ki güvenmiş ki getirmiş. Senin sözünü ortadan kaldıran bir şey bu. Ama az da olsa yahut bilmiyorum duruma göre bazı yerlerde daha da değişiyor, Alevi karşıtlığı vardır hakikaten. Kürt karşıtlığı da var biliyorum. Mesela Kürt oldu mu ev vermiyor, iş vermiyor bu çok korkunç bir şey. Mehdiyet’in olmadığı ortamdaki acıların bir yansıması bu.

Heval Sakık. Heval senin hesap doğru değilmiş. Sen bir kere dürüst değilsin. Sahte hesabın, sahtelikle iş görene ne derler? Heval sahtelikle iş görene ne derler? Söyleyeyim mi? Bak yine de ben söylemiyorum. Kendi ismini kullan. Ne gerek var?

Bak Hüseyin Çelik de; “PKK büyük bir şımarıklık içerisine girmiştir.” “Şımarık” kelimesini ilk defa ben kullandım. Hem Başbakan kullandı, hem de Hüseyin Hocamız. Hüseyin Çelik pek ortalılarda yok bayağı kapalı o. Çok dürüst Hüseyin Çelik Tayyip Hocam’ın güvenebileceği bir insan. Bu efendi. Yardımcıları var çok aklı başınsa olanlar. Ama bir kısmı alengirli geliyor bana bazı arkadaşlar. İsim vermeyeyim de.

VTR: Şeyh Nazım Hz. İle Adnan Oktar’ın 1987 yılındaki sohbeti

ADNAN OKTAR: Fikret Bey dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Tabii Hocam inşaAllah. Hocam İçişleri Bakanı Efkan Ala; “Çözüm sürecinin çocukların dağa götürülmesi değil, dağdan indirilmesi süreci olduğunu belirterek, süreçte yürüyor kararlılıkla doğru dürüst bir biçimde. Kanuna aykırı hareket edenler millete bunun hesabını verir. Bu doğru değil. Ama bunu sabote etmeye çalışanlar olabiliyor. Çok dikkatli olmak gerekiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Dağa çıkan inmez. İnmek için çıkmıyor zaten. Dağa çıkan dağa çıkmak için çıkıyor. Çıktı mı inmeyecektir. Hiçbir zaman için de inmediler zaten. Ancak hasta olan yaşlı olan, emekli olanlar iniyorlar. Onu zaten en başında söylemiştim. Dağda silahlı gerilla eğitimi alıyorlar. Yani Mehmetçiği nasıl şehit edecekler nasıl bombalama yapılır. Hem siyasi eğitim alıyorlar. Hem işte politik bilgilendirmeye tabii tutuyorlar. Bizim gençliğimiz de büyük bir bölümü işte evlilik hazırlıklarında, bir kısmı köşe dönmenin peşinde, bir kısmı zengin olmanın peşinde, işine gücüne bakmanın peşinde. Onlar da Güneydoğu’da büyük Kürdistan kurmanın hayalindeler. Onun için bizim gençliğimizin de mutlaka politik siyasi eğitimden geçirilmesi, vatan millet sevgisinin pekiştiği, bölünmeye karşı kararlı, Darwinizm’e, materyalizme karşı komünist tehlikeyi çok iyi bilen, komünizme nasıl cevap verileceğini bilen, PKK’nın Stalinist teorisini yerle bir edecek donanıma sahip, bölünmeye karşı  her türlü bilgiyle teçhiz edilmiş, siyasi politik kültürü yüksek gençler olarak yetiştirilmeleri lazım. Bunun için geç kalmamak lazım. Öbür türlü çok zor olur. Allah vermesin.

Şalom Gazetesi büyük bir sevinçle bir müjde vermiş. Türkiye’de çıkan Şalom Gazetesi;  “Evrim teorisi sonunda İsrail lise kitaplarına girdi. Müjde” diyor. Halbuki felaketin bir adı bu. Felaketin diğer ismi. Bunu sevinçle veriyor Şalom Gazetesi. “Evrim teorisi sonunda İsrail lise ders kitaplarına girdi” diyor. Bu hurafelerle Musevi gençlerin kafası ateizme doğru şartlandırılacak. Yeni bir belanın, yeni bir hastalığın kökenini oluşturmuş oluyorlar haberleri yok. Onu sevinçle anlatıyorlar.

Evet dinliyorum.

AYLİN KOCAMAN: Hocam Başbakan Erdoğan bugünkü grup toplantısında CNN International muhabiri Ivan Watson’ın,  Taksim’de canlı yayın yaparken gözaltına alınmasına değinmiş. Ve Watson’ı ajan olmakla suçlamıştı. CNN International, Başbakan’a, “haberimizin arakasındayız” diye yanıt verdi bugün.

ADNAN OKTAR: Haberin arkasındayız. Yayın yapıyorsa yapsın. “Niye yayın yapıyorsun?” demenin bir alemi yok tabii.

AYLİN KOCAMAN: Genelde biraz provokatifler Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne diyorlarsa desinler. Yani orada onun sözü geçerli olmaz. Yandan düzeltsinler. “Yalan söyleme doğrusunu söyle” desinler. Yanında birisini bulundurabilirler. “Doğrusunu söyle burada” inşaAllah.

EBRU ALTAN: Hocam Sayın Erdoğan bugünkü konuşmasında MHP’yi CHP’nin peşine takılmakla suçladı. Ve bir “MHP nasıl olur da İstanbul’da duvarlara zulüm 1453’te başladı diyen bir zihniyetin yanında yer alabilir? Ankara’da Türk bayrağını yakan bir zihniyetin yanında durabilir?”  diye sordu. Ankara milletvekili MHP’li Tuğrul Türkeş, Erdoğan’ı yalan söylemekle suçladı. “Ve bir taraftan çözüm süreci diye PKK ile iş birliği yapıyor, öbür taraftan bu iş birliğini örtecek tarzda MHP tabanına sempati görünecek sözler söylüyor. Bu bir kere siyasi ahlaka da aykırı bir davranış” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Karşılıklı birbirlerini eleştirebilirler, demokratik hakları. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Başbakan bugün gündeme gelen altı maddeden sadece eve dönüş kısmının üzerinde çalışma yapıldığını kabul etti. Bu projenin en önemli hedefi eve dönüştür. Ama bu ne yazık ki zaman zaman hep provoke ediliyor” dedi. Ama bu eve dönüşün ne şekilde olacağı konusunda bir yorum yapmadı.

ADNAN OKTAR: Adam eve niye dönsün? Ne var evde yani? İlginç olan ne var evde? Ben onu anlamadım. Eve dönme gibi bir şey olmaz. Hayatını ortaya koyan adam niye eve dönsün?

“Bazı insanlar devlet adamı sert olur üsten bakar, halkı karşılar düşüncesi var. Güneydoğu’daki canlarımız sevecenlik görmek ister.” Ata Yaşam, parola muhbir. “Güneydoğu insanını korunan insan olarak göstermeyin” diyor. Müminler birbirlerini koruyup kollayacaklar inşaAllah. Tabii koruyacağız. Onlar bizleri, bizler de onları koruyacağız. Herkes herkesi koruyacak. Yani vatandaşlığın, kardeşliğin, Müslümanlığın gereği budur. Farz olan budur.

“İslamın düşünce dini olduğunu bize hatırlattınız. Bu güzel dini “düşünme boş ver, denileni yap. Araştırma okuma, okutma” diyen yobazların elinden aldığınız için kendi adıma teşekkür ederim. İslamiyet’in sadece Araplar’a ait olmadığını, onların bu dini şekillendiremeyeceğini, İslamiyet’i karanlık din yapamayacağını bize gösterdiğiniz için teşekkür ederim.” Araplar’ın bir kısmı bunu yapıyor, hepsi değil. Sadece bir kısım Araplar’ın Müslüman olmadığını, Kazak Türkleri’nin de, Azerbaycan Türkleri’nin de, Uygur Türkleri’nin de Müslüman olduğunu bütün dünyaya gösterdiğiniz için, Türk İslam davasına gönül veren bir kardeşiniz olarak teşekkür ederim. Güzelliği başka yerde arayacağıma kendi dinimi güzelleştiririm düşüncesiyle hareket edip, dinimizin güzellikler dini olduğunu herkese gösterdiğiniz için teşekkür eder, yolunuza yoldaş olmak isterim, saygılarımla” Emirhan Türk. Beyin fırtınası ekibi sosyal platform kurucusu. Beyin fırtınası diye bir ekip varmış öyle mi? İyi aferin inşaAllah.

“Bazılarında ahlaksızca Kürt nefreti var. Kürt kardeşlerimizi görmek istemiyorlar. Yatırım yapılsın istemiyorlar, ayrılıp gitsin diyorlar” Buka Kurda. “Sen kaç gündür Kürtler’in aleyhinde konuşuyorsun. Şimdi ne oldu, Kürt sever mi oldun?” diyor. Ya senin kulağında bir sorun var, ya muhakeme yargında bir sorun var, ya anlamazdan geliyorsun. Demek ki böyle kafaları rahatça bazı yerlere çekebiliyorlar. Bu mantıktaki bir adamı her yere çekebilirsin. Bu kadar anlayamıyorsa bir şeyi. Gece gündüz ben Kürt canlarımı koruyup kollayan, onların üstünlüklerini, güzelliklerini anlatan konuşmalar yapıyorum. Bunları duymamış. Onların faşist-komünist karması bir sistem içinde ezilmelerini istemiyorum diyorum. Hür yaşamalarını istiyorum. Güneydoğu’nun Paris, Londra gibi olmasını istiyorum diyorum. Bunları da duymamış, yahut duymazdan gelmiş, veyahut anlayamamış. Sen bu kafayla işte her yere gidecek konumda olman tehlike. Yine anlatırım fakat kaç defa anlatınca anlayacaksın onu bilmiyorum. Ara ara ben sana on, on beş kere de anlatırım ben bunu. Yani tekrarlayabilirim. Fakat kaçıncıda kavrayacaksın o sorun.

AYLİN KOCAMAN: Hocam bazıları da PKK’ya karşı olmanın Kürtlere karşı olmak olduğunu düşünüyor.

ADNAN OKTAR: PKK ayrı, PKK çete, kan dökücü bir çete. Türkler’in de içinde, Lazlar’ın, Çerkezler’in içinde de var çeteler. Yani onların konumu ne ise, onların konumu da o.

BEYZA BAYRAKTAR: Masum Kürt halkını siz PKK’dan da koruyorsunuz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Pek tabii ki. 

Masaüstü Görünümü