Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (6 Haziran 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Hadi başlayalım.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, dört yıla yakın süredir restorasyonu süren Ortaköy Camii bugün Başbakan tarafından ibadete açıldı. Ortaköy Camiinde sayın Erdoğan’ın da kıldığı Cuma namazına Diyanet İşleri Bakanımız sayın Mehmet Görmez kıldırdı. Başbakan açılışta “bu camiyi ermeni bir mimar yapmıştı, ecdat biliyormuş işi ehline vermiş” dedi.

ADNAN OKTAR: Bakın, Tayyip Hocamdan güzel bir jest. Ermeni kardeşlerimize, hakikaten sanatçı millettir Ermeniler. Mimarları, doktorları, sanatçıları mükemmeldir. Bu mübarek milleti Türkiye’den gönderttiler. O devrin faşistleri ve çok önemli değerlerimizi kaybetmiş olduk. Seviniyor adam, sen güzelliği gönderdin. Nezaketi gönderdin, sanatı gönderdin. Ve Türkiye’yi de o anlamda zor duruma soktular. Sanki marifet yapıyor ırkçılık yaparak.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Ortaköy camiinde bazı vatandaşlar Başbakana “Ayasofya” diye bağırdı. Bunun üzerine Başbakanımız sizin açıklamanıza uygun cevap verdi; “Bize düşen bir görev var camiyi cemaatsiz bırakmayacağız dolması lazım. Sultanahmet camisi, Süleymaniye camisi, Fatih camisinin dolması lazım. Yan tarafında Sultanahmet’i biz dolduralım bakalım ama teravih namazında değil, bayram namazında değil sabah namazlarında dolduralım. Onları bir halledelim sonra gerisi gelir.”

ADNAN OKTAR: Bak ne akıllı, ne güzel. Ben bunu birkaç yıl önde de söylemiştim aynısını, defalarca vurguladım biliyorsunuz. Tayyip Hocam da, kelimesi kelimesine aynısını söylüyor görüyorsunuz. MaşaAllah, aklın yolu bir.

Dinliyorum Fikret Bey sizi.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, siz dün HES protestosu yapan yaşlı amcalara ve kadınlar güvenlik görevlilerinin şiddet uygulamasını kabul edilmez olarak söylemiştiniz, eleştirmiştiniz. Bugün sayın Hüseyin Çelik, bu müdahalede yaralanan Havva Bir adlı bir hanımdan bizzat özür dilediğini açıkladı. “HES inşaatı durdurulmuştur ve eğer gereksiz bir müdahale yapıldıysa mutlaka bunun hesabı sorulacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Hüseyin Çelik çok kibar insan. Bak rica ettik özür dileyin dedim. Daha önce bayağı zaman geçti bak böyle bir şey olmadı. Ama ben rica edince hemen özür diledi ve gerekli tedbirleri de alacağız dedi. Bu onun nezaketi teşekkür ediyoruz. Çok şeker anneler babalar onlara el kalkar mı? İnanılır gibi değil. Çok büyük bir aksilik olmuş, bir kaza olmuş, tahayyülü mümkün değil. Karadeniz’in aslanları onlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yalçın Akdoğan, Gaziosmanpaşa’da bir gurup Ülkücünün “stant bastı” haberlerine karşı Sayın Devlet Bahçeli’nin tabanına yaptığı konuşmayı öven bir yazı yazdı. Sayın Bahçeli konuşmasında; “Ülkücü hareketin mensupları hiçbir şart altında hiçbir gurupla çatışma eğilimi içinde bulunmayacaktır. Böyle bir olay MHP ve Ülkücü hareketin muhatabı kabul edilemez.”

ADNAN OKTAR: İlk gün söyledim zaten, Ülkücü hareket öyle bir şey yapmaz. Ülkücü gençler son derece aklı başında ağır başlı, kültürlü, görgülü neyin doğru neyin eğri olduğunu iyi bilen. Vatan meselelerine vakıf klas delikanlılardır. Ülkücü gençliği öyle saldırgan, sokakta gezen insanlar gibi görmek isteyen bazı tipler var. Öyle bir yönleri yok. Osmanlı tarihini Türk tarihini çok iyi bilen, kendi tarihini çok iyi bilen, meseleleri çok iyi analize edebilen aklı başında oturaklı gençlerdir Ülkücüler.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Başbakanımız cami açılışından dönerken bir taksi durağında “Sayın Başbakanımız sizi çaya bekliyoruz” yazılı bir pankart gördü. Ve konvoyu durdurarak bu taksi durağını ziyaret etti. Burada yarım saat kalan ve çay içen Başbakanımız herkesle fotoğraf çektirdi. Ve vatandaşlar sevgi gösterisinde bulundu.

ADNAN OKTAR: İşte Tayyip Hocam’ın güzel yönü bu. Bırakılsa Tayyip Hocam budur. Diyorlar ki yok “çok sinirli, asabi, diktatör.” Diktatör öyle bir şey yok. Gerçek kişiliği bu, sevgi dolu bir Anadolu delikanlısıdır. Ama sen gururunu ezmeye kalkarsan, haysiyetini ezmeye kalkarsan, can havliyle kendini savunuyor. Olay bu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Cemil Bayık son yazısında; “Ak Parti’nin PKK’yla ilgili politikasının beklenti yaratıp ama hiçbir şey yapmayarak zaman kazanma üzerine kurulu olduğunu ve son yapılan açıklamalarında aynı amaçla yapıldığını” söyledi. “Bu durumda bizim halk mücadelesini geliştirmekten başka çözümümüz yoktur. Eğer mücadeleyi yürütmezsek hükümete bir milim adım bile attırmayız” diye söyledi.

ADNAN OKTAR: Mücadele olursa adım attırırız, yani zorlarsak tehdit edersek hükümet bir şeyler yapar. Yoksa yapmaz diyor. Bunu anlatıyor. Cemil Bayık. Cemil Bayık’ta Darwinist materyalist eğitilmiş bir insan, Marksizm’e inanmış bir insan. O ondan korkuyor o ondan korkuyor. O PKK’lardan korkuyordur, PKK’lılarda ondan korkuyor. Müthiş bir kilitlenme, müthiş bir mafya düzeni var. Mafya dehşeti var o kafa içerisinde öyle hareket ediyorlar.

Dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, bundan bir süre önce bir karakolda polisler tarafından bir kadına toplu olarak şiddet uygulanmış ve bu görüntüler basına yansımıştı. Savcı kadına şiddet uygulayan polisleri bir yıl, kadına ise polise direndiği ve hakaret ettiği gerekçesiyle 8 yıl hapis talebinde bulundu. Bir polisin ise beraatine karar verildi.

ADNAN OKTAR: Kanun öyle diyorsa ne diyelim? Hukuka kanuna uygunsa adaletsiz bir şey varsa tabi müdahale edilir. Ama bir kanun varsa hepimiz uyacağız.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Diyarbakır’da çözüm süreci çalıştayı başladı. Sayın Beşir Atalay çözüm sürenin ilk yeni gelişmekler hakkında bilgi verirken; “eve dönüş, hayata dönüş, siyasete tekrara dönüş konusunda yeni bir yol haritası üzerindeyiz. Bu yol haritası gerektiriyorsa yasal düzenlemelerde yaparız” dedi.

ADNAN OKTAR: Eve döndüklerinde komünist propagandaya başlıyorlar. Daha önce çağırmışlardı gelmişlerdi, dedim bunlar gelip boş durmazlar sürekli komünist propaganda yaparlar dedim, hepsinin komünist propaganda yaptıkları tespit edildi, yine sınır dışı edildiler. Başka bir şey olmaz. Dağdan zaten inmezler de, inenler de işe yaramayanlardır. Savaş açısından işe yaramayanlardır. Onlarda propaganda amaçlı gelirler, adamında işine gelir. Çünkü hapse girmeyecek propaganda yapacak. İyidir bu husus. Ona uyar gibi görünüyor. Bu akılcı bir metot gibi görünmekle beraber, hiç akılcı değil. Kökten çözecek yol; İttihad-ı İslam’dır. İttihad-ı İslam’la PKK baş edemez. Aslanın üzerine konmuş sineğe benzer o zaman PKK. Ama şu an Türkiye’nin üstüne çökmüş bir kabus  şeklinde. Bir kanser tarzında Türkiye’ye yapışmış şekilde. Ama İttihad-ı İslam oldu mu sinek konumuna gelir. Kimse kale almaz, kendiler de kendilerini kale almazlar zaten. Hiçbir ümitleri de kalmaz. Çünkü Türkiye’yi bölmek isterlerken uçsuz bucaksız bir Türk İslam Birliğiyle karşılaşıyorlar. Ucu bucağı olmayan. Milyonlarca kilometrelik karelik bir yapıyla karşılaşıyorlar. Artık bölme şevkleri sıfır olur. Yöntem bu, buda Mehdiyet’le olur. Böyle metotlar la hiçbir yere varamazlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Star yazarı Sibel Eraslan “Öcalan ne diyor?” başlıklı bir yazı yazdı. “Öcalan’ın artık bölünmeden yana olmadığını” söylediğini, “Kürtler bölünme taraftarı olmadığını defalarca kanıtlamıştır. Bu konu bir paranoyadır. Türklerin bunlara inanmaması gerekir” dediğini belirtti. Öcalan’ın bütün konuşmalarında ‘memleket Türkiye’ kelimelerini kullandığını ve pek çok Kürt siyasetçiden daha yerli bir dil kullandığını” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Abdullah Öcalan’ın şahsı öyle olabilir, yaşını başını almış bir insan. Yarın bir gün vefat ettiğini düşünelim. Bin bir türlü içlerinde hizip var klik var kan gövdeyi götürür. Zannettiği gibi olmaz. Orada konuşuyor Cemil Bayık’ta oradan başka türlü konuşuyor. Adamların gözünü kan bürümüş şakası olmaz bayağı tehlikeli bir durum var. İttihad-ı İslam konusunda çok kararlı olmak lazım. Mehdiyet konusunda kararlı olmak lazım.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Çin medyasında ye alan haberlere göre Sincan bölgesinde 9 Uygur Türkü kardeşimize idam cezası verildi. Televizyon diğer sanıklarında çeşitli sürelerde hapis cezalarına çarptırıldığını belirtti.

ADNAN OKTAR: Hapis tamam da aklımız alır. Fakat idam, çok vahşi bir yöntem Çin’de. Çin’i kabus ülkesi haline getiriyor. Bu, Çin aleyhine iyi bir şey değil. Çok çirkin bir şey. Çin Avrupa gibi olması lazım. İdam cezasını kaldırması lazım. Öbür türlü modern olmaz. Korku ülkesi olur. İnsanlar Çine güvenmez, turiste gitmez. Millet can korkusuna gidemez. Bizi de asarlar diye düşünürler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Birleşmiş Milletler’in Danimarka’da düzenlenen toplantısında konuşan Suriyeli gazeteli Zekeriya “rejim karşıtı protestoların yapıldığı şehirlere Esad askerlerinin tüm güçleriyle saldırdığını ve abluka altına alarak diz çök yada açlıktan öl stratejicisini uyguladığını anlattı. Bu kentlere gıda ve yardım gidilmesine izin verilmiyormuş. İnsanlar zeytin ve ağaç kabukları yiyerek yaşıyormuş. Yermük kampında da durum aynıymış Hocam.

ADNAN OKTAR: Hadislerde aynı bu şekilde.insanlar diyor ağaç kabukları yerler diyor. Hadiste aynı şekilde. Çok şiddetli bir kıtlık olur diyor. Süfyan Müslümanları ablukaya alır diyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Yeni Şafak gazetesi Çeçenistan devlet başkanı Ramazan Kadirov “Rusya yanlısı rejiminin huşu sağlamak amacıyla Mahmut Hoca Efendi’yi Çeçenistan’a götürmeye hazırlandığını iddia etti. Kadirov’un Çeçenistan halkının Hoca efendiye olan sevgisini çıkarları için kullanmaya hedeflediğini öne sürdü. Bu aklı ona kim verdi merak ediyorum? Sorusunu sordu.

ADNAN OKTAR: Kadirov’un, Mahmut Efendi’yi ziyaret etmesi güzel. Ziyaret ettiyse nezaket göstertmiş, sevgi göstertmiş. Öyle bir mürşitten feyiz aldıysa, yanlışı da varsa onlar düzeltilir. Yanlış yoldaysa, onun güzel sohbetleriyle, şeyhimizin himmetiyle doğru yola girer. Yani niye görüştü niye görüşüyor denmez. Öyle bir şey olmaz. Mahmut Efendi’nin Çeçenistan’a gitmesi riskli olur. Şeyhimiz mürşidimiz son Osmanlı mürşitlerindendir. Kalmadı artık dünyada. Çok değerli bir insan Mahmut Hoca Efendi Hazretleri. Çeçenistan rakamı yüksek olan bir yer. İstanbul’dan alıp Çeçenistan’a götürürsen, rakım yüksekliği bir kere ciddi sağlık bozukluğu meydana getirir. Nefes alma zorluğu çarpıntı, çünkü hava basıncının değişmesinden kaynaklanan bir çok zorluklar oluşacaktır. Yeni bir ortam son derece riskli olur. Birçok rahatsızlığı var Mahmut Efendi Hazretleri’nin. İyi niyetli bir girişim. Keşke gitse güzel. Dünyanın her yerine gitse bu da çok güzel olur. Her kese feyiz versin. İlminden, irfanından her kes istifade etsin. Bunlar güzel. Ama zannedildiği gibi olmaz. Ama Kadirov niye seviyor Mahmut Hoca’yı dersek, bu da çok anormal hareket olur. Yanlışları olan bir insansa, yanlışını düzeltir. Hatası varsa, hatasını düzeltir. Sevgi insanı Mahmut Hoca’nın güzel yönü sevgi insanı olmasıdır, barış insanı olmasıdır, şefkat insanı olmasıdır, Osmanlı ağır başlılığı güzel ifade ediyor olmasıdır. Kadirov’un çevresinde teröristler varsa, şiddet yanlısı kişiler varsa, Mahmut Hoca’nın güzel vaazlarıyla kuzuya dönerler. Kuzu gibi olurlar. Onun görevi o değil mi zaten? Yanlış yolda olanı doğru yola getirmek. Ayrıca kimin ne olduğunu bilmiyoruz biz. Ama Kadirov veyahut diğerleri eğer bir yanlışları varsa bir eksiklikleri varsa, böyle değerli bir mürşitle hidayet yolunu bulurlarsa, hidayetleri gelişirse, imanları ışıklanırsa onlar için bir nimet olur. Evet doğru. Yani olay anormal özetle olmaz. Mahmut Hocamız’ı Çeçenistan’a göndermeyiz. Nasıl bakım yapılacağını orada bilemiyoruz. Özellikle rakım yükseklik çok büyük bir sorun. Ani hava basımı değişikliği ani ortam değişikliği çok riskli olur. Doğrumu doktor?

OKTAR BABUNA: Estağfirullah, doğru.

ADNAN OKTAR: Birde Kadirov dışlamanın bir alemi yok. İşte bu teröristi, anarşisttir ezelim başını. Kardeşim İslam’a sevgi duyduğuna göre, işte camileri yaptırıyor, İslam’dan kurandan bahsediyor, “Müslümanları destekliyorum” diyor. O iyi yönünü değerlendirip geliştireceklerine, adamı boğmaya çalışıyorlar. “Yok anarşist yok terörist.” Kardeşim teröristse kurtar. Anarşistse kurtar. Teröristte olabilir, anarşiste olabilir ayrı meselede. Varsa öyle bir yönü eğit göstert. Doğruyu anlat kurtulsun. Niye dışlıyorsun. Mesela çok mükemmel camiler yaptırıyor Çeçenistan da. Gayet güzel İslam’a hizmet ediyor. Şevkle tabi ama herkes dışlıyor. Yani her yerde dışlanıyor. Biz dışlayıcı olmayalım. Biz şefkat gösterelim. Koruyucu kollayıcı olalım. Mahmut Hocaya sevgi göstertiyorsa bundan rahatsız olmanın alemi ne? Gelsin, istifade etsin. Ama illa görüşmek istiyorlarsa, Şeyhimizin görüntüsü orada yayınlanabilir. Konuşmaları, güzel dev bir ekran kurarlar dimi? Kaliteli bir çalışma olursa. Teknik çalışma aynısıyla görüntüsünü görürler. Birçok yerde de halk seyretmiş olur. Bizzat zaten halkla muhatap olması çok tehlikeli olacak. Şimdi halk gelse, sarıldığını düşün grip, nezle şu bu falan. Bir de yeni bir virüs cinsiyle karşılaşa bilir. Yeni bir bakteri cinsiyle karşılaşa bilir dimi? Hiç bilinmedik bir yer. Yani biliyoruz onun bilmediği bir yer. Buyurunuz Fikret Bey. Yani özetle olmaz. Fakat Kadirov da aşağılanmasının, adam yerine koymamanın bir alemi yok. Yani kenara itmenin bir alemi yok. Kurtarıcı şefkatli bir yaklaşım göstertilmesi lazım. Hakikaten öyle bir yönü var, herkesle tanışmak istiyor, güzel.O yönlen yanaş İslam’a kurana faydalı insan haline getir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, siz PKK yaptığı eylemler ve azgınlını şımarıklık olarak tamımlaymışsınız. Hemen akabinde Başbakan ve Sayın Hüseyin Çelik’te, PKK için aynı ifadeleri kullanmıştı. Artık TV ve televizyon ve gazete yorumcuları da aynı bu şekilde ifade ediyorlar. Örneğin Kürt yazar Ümit Fırat “PKK artık bölgenin şımarık çocuğu gibi davranmaktan vazgeçecek” yorumunu yaptı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne diyorsak, o.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bir fotoğraf vardı, Van’da PKK nasıl yol kestiğine ait.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Kimlik konturlu yapıyorlar, yol kesip bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Bunları lunapark görevlisi yapma lazım. Var ya kontrol falan filan. Bilet almışlar mı almamışlar mı falan filan. O tip görevler vermek lazım. Enerji basmış bunlara, Allahualem. Enerji patlaması yaşıyorlar.

Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Star yazarı Yağmur Atsız Diyarbakır Lice’de 12 PKK taraftarı göstericinin yol kesmesine, devletin 9 gün sonra müdahale etmesini eleştiren bir yazı yazdı. Yazısında üstü kapalı olarak. Bu kadar basit bir olaya bile böyle uzun bir zamanda müdahale edilmesinin küçük düşürücü olduğu vurgusunu yaptı.

ADNAN OKTAR: İşte oluyor uyaracağız, hatırlatacağız. Kamuoyu baskısı önemli. Tayyip hocamın elini güçlendirelim, yazarlar susmasınlar. Biz gece gündüz söylüyoruz. Onlar biraz vakit geçtikten sonra konuşuyorlar. Günü gününe, anı anına birçok yazar, topluca bu konuların üzerine giderse, konu böyle olmaz.

“Aşkım Hocam, gittikçe şenleniyor oralar, maşaAllah. Erkek kardeşlerin kep giyerek çektikleri halay çok orijinaldi.”

“Selam canım Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyidimiz Sultanımız uygun görürlerse, Türkçülük adı altında ırkçılık yapan, Arap’ı, Alevi’yi, Kürdü kabul etmeyen bazı kişiler var” diyor. “Ülkücü kardeşlerimin bu tehlikeye karşı uyarılması iyi olacaktır.” Ülkücüler bu tehlikeyi ta eskiden bilirler. Ve çok ciddi de tavır almışlardı. Yani o tarihi eski olan bir tehlike. Osmanlı yazısı etrafında toplanan Türkçü bir ekip. Ülkücüler onları dışladılar. Hiçbir zaman içlerinde kabul etmediler.

Evet, dinliyorum ben sizi.

DAMLA PAMİR: Hocam, Birleşmiş Milletler genel sekreteri İsrail hapishanelerinde idari tutuklama kararlarını protesto ederek, “açlık grevi yapan Filistinli tutukluların durumunun gittikçe ağırlaştığını” belirterek, “kendilerine ya adli prosedür uygulanmasını ya da bir an önce salıverilmesini” istedi.

ADNAN OKTAR: Her yerde acı çekiyor insanlar. Kardeşlerim çok ıstırap çekiyorlar, bu da bizi çok rahatsız ediyor. Hapiste insan görmek acı bir şey. Hapiste bir Müslümanı görmek. Dinsizde olsa yazık yani. Haksız yere adaletsiz yere insan hapiste yatıyorsa bundan rahatsız oluruz.

KARTAL GÖKTAN: Hocam İsrail istihbaratı gizli güvenlik bilgilerine dayanarak, hiçbir delili olmadığı halde idari tutuklama adı altında Filistinlileri bir ay ila altı ay arasında alıkoyabiliyor. Tutuklunun İsrail güvenliği için tehlike teşkil ettiğine karar verilmesi halinde askeri hakim suç isnadında bulunmadan tutukluluk süresini beş seneye kadar uzatabiliyor.

ADNAN OKTAR: Bu acılardan kurtulmak istiyorlarsa, Allah onlara çok kolay yol göstermiş. Mesela bir yerde ateş var, yanıyor. Allah büyük bir kapla suyu hazırlamış. Suyu üstüne dökecekler; İttihad-ı İslam. Dökmüyor, ateş elimi yaktı, yüzümü yaktı, suratımı yaktı. Suyu döksene üstüne. İttihad-ı İslam’ı getirsene. “Yok ben bunu istemiyorum” diyor. O zaman bela gelir. Bela eksik olmaz.

EBRU ALTAN: Hocam, Sayın Devlet Bahçeli; “Cumhurbaşkanlığı için çatı aday formülü yerine, her partinin kendi adayını belirleyebileceğini ve muhalefetin ikinci turda bu adaylar arasında en çok oy alan aday etrafında birleşebileceğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Hayırlısı olsun, ne olursa olsun. Güzel bir şey yapsınlar, millet mutlu olsun. Ama ben Abdullah Gül Beyefendi’den yanayım. Bayağı sevimli yani. Çok insancıl bir insan. Güzel huylu, tamam o işte cumhurbaşkanı olarak. Gençte yani öyle bir durumu da yok. Tayyip hocam da başbakan, tıkır tıkır gider.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Hocam, El-Cezire Türk sitesi “Burhan Ekinci’nin Hakkari’de bir grup vatandaşla yaptığı röportaja, sanki tüm Hakkari’nin talebi gibi ortaya koyan. Bir yazı yayımladı. Hakkarililerin bağımsızlık değil ama özerklik istediklerini, Öcalan’sız bir çözüm olmayacağını düşündükleri. Öcalan için ev hapsi talebinde bulundukları, Öcalan ben yokum derse çatışmaların yeniden başlayabileceğinden endişe ettikleri. Ve ana dilde eğitim talep ettiklerini” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Ana dilde eğitimi, Kürt gençlerin yüzde doksanı kabul etmez. Türkçeyi beğeniyor Kürt kardeşler. Kürtçe biraz hem zor bir dil, hem birçok yerden alıntı bir dil. Farsçadan, Arapçadan, Türkçeden alıntı bir dil. Bir de dil olarak kardeşlerimiz Kürtçeyi kendi aralarında konuşuyorlar ama Türkçeyi daha çok beğeniyorlar ben söyleyeyim. Daha rahat daha zengin, daha rahat konuları anlayabilecekleri, anlatabilecekleri eğitim dili Türkçe. O yönden güzel. Ama Çerkezce mesela insandan duymak çok hoşuna gidiyor. Kürtçe duymak hoşuna gidiyor. Bir güzellik olarak biz Kürtçeyi duyalım. Ama anadil, ne anadili Türkçe işte zaten hep Türkçe konuşmuş. Ecdat Türkçe konuşmuşlar yüzlerce yıldan beri. Ama çok nadir insanlar olur. Mesela sürekli Kürtçe konuşur. O kardeşlerimizde artık kendilerini Türkçeye alıştırsınlar. Bu bir konfor olur, güzellik olur. Türkiye’nin neresine giderse gitsin huzurlu ve rahat bağlantı kurabilir. Öbür türlü canı yanar, zor olur. Nasıl anlaşacak, nasıl konuşacak. İnternete giriyor, bir şey bulamaz Kürtçe. Bir araştırma yapacak Kürtçe bir şey bulamaz. Bunu zorlamanın bir alemi yok. Zorla yeniden bir sistem meydana getirmeye gerek yok. Özgür bırakalım kardeşlerimizi. Canı isteyen Kürtçe öğrensin, istemeyen de öğrenmesin. Kardeşlerimizle bizi ayıracak üsluptan kaçınmak lazım.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Sayın valimizin fotoğrafı vardı, gençlerle çekilmiş. Uygun görürseniz gösterebilirim, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Twitter’ında paylaşmış onu, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Valimiz ilerinin Cumhurbaşkanı, söyleyeyim. Çok sevilen bir insan, dindarlığı güzel, samimiyeti güzel, vicdanı güzel, mütevazi, mazlum bir insan. Geleceğin Cumhurbaşkanı, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Allah hayır bereket versin. İnsancıl, Muhammedi terbiyeyi güzel almış, güzel bir insan, nurlu bir insan.

Kadın, güzelliğinin görülmesini ister. Güzel olan her şey güzelliğinin görülmesini ister. Mesela tavus kuşu bile açar kanatlarını, o güzelliğinin görülmesini ister. Sülün görülmesini ister güzelliğinin. Kelebekler, kuşlar hepsi güzelliğinin görülmesini ister. Çocuklarda güzelliğinin görülmesini ister. Süslenirler, saçlar yandan bağlanmalar falan, güzelliğinin takdir edilmesini ister. Hanımlar da öyledir.

“Kürt çocukları çok şekerler, hepsi çile ehli. Onların güzel yaşaması, sevinmesi, güzel hediyelerle mutlu olması bizi mutlu eder. O zaman şöyle der miyiz Hocam?” diyor, İdris İDRS Pmk, “o çileyi çektirenlere Allah lanet etsin, bozguna uğratsın. İki cihanda rezil ve rusvay etsin”. Kardeşim her şeyde beddua olmaz. Türkiye’yi bölenlere Allah bela versin, bölmeye kalkanlara bela versin. Başı dertlerine düşsün, dünyalarını darp etsin, akıllarını alsın, basiretlerini ferasetlerine kitlesin, başı dertlerine düşürsün Allah, başı dertlerine düşürsün, başlarının derdine düşürsün. O çileyi çektirenler, sırf Kürt kardeşlerime mi çektirdiler? Ermenilere de çektirdiler, Sünni Müslümanlara da çektirdiler. Araplara da çektirdiler. Araplara olmadık hakaretler ederlerdi. Daha hala Arapları aşağılayanlar var. Türk diye Avrupa’da orada burada Türk kardeşlerimizi ezim ezim ezenler var. Lanetle olacak bir şey değil bu. Bu Mehdiyet’le olacak bir şey. İttihad-ı İslam’la olacak bir şey.

“Kalekollar bölgenin şeker çocuklarına hediyeler olsun. Devletimiz tırlarla oraya ikram götürsün. Canlarımızın sevinmesi güzelliktir.” Kaan Haznedar. “Dağa çıkan Kürt çocukların okula giderken yalın ayak fotolarını al. Altına okullarda tablet dağıtılanları koy. Bizi unutma” diyor. Şimdi tablet hepsine dağıtılması lazım. Yani Güneydoğu Kürt kardeşlerimize özellikle onlara öncelikli dağıtılması lazım. Sonra diğer yerlerdekine. Çünkü diğer yerlerdekiler yine bulabilir, onların bulması çok daha zor. Öncelik orası olması lazım. Önce oradan başlanması lazım. Çünkü acil neredeyse oradan başlanır. “Siz bölerseniz biz” Türkiye bölmüyor. Türkiye bütünlük istiyor. Üniter devlet adı üstünde yani. Birlik, beraberlik, İttihad-ı İslam. İttihat ne demek? Birleşme demek. Daha hala bölünmeden bahsetmeniz yani biraz çocukça oluyor, mantıksız. “Siz o kalekolları yaparsanız, bizde yıkarız.” Sabunlu suyla yıkarsan daha da güzel olur, inşaAllah. Güzel olur, Allah razı olsun. Gıcır gıcır böyle yıka, fırçayla falan, duvarlarını falan yerlerini yıkarsın. Allah razı olsun, güzel.

Anti faşizm; “ilk önce Sultan Ahmet’i doldurun.” Ama bu neye cevap veriyor, anlamadım ki.

Ayasofya için olabilir.

İnsaf onu anlatan benim zaten. Bir de bir moda çıktı, ben bir şey söylüyorum benim sözümü bana söylüyorlar. Hoşlarına gidiyor, sonra unutuyorlar herhalde. Ya uykusuzlar.

Alper Şahin; “Hoca Hoca amaç namaz kılmak değil burada, namaz her yerde kılınır, buradaki amaç Ayasofya’nın Türk İslam’a aidiyeti.” Sen önce o zaman İttihad-ı İslam’ı yap. İttihad-ı İslam’a karşısın, Mehdiyet’e karşısın. Türk İslam’a aidiyet için önce Türk İslam Birliği’ni bir oluştur. Onun için bir şey yaptığın yok, yan gelip yatıyorsun. Ayasofya’yı açınca ne olur? Hiçbir şey olmaz. Bomboş cami olur. Bir tek imam oluyor sabahları, müezzin oluyor beraber namaz kılıyorlar, gidiyorlar. Camiler bomboş. Türk İslam’a da hiçbir şekilde hizmeti olmaz. Hiçbir şey değişmez. Ayasofya’yı açsan ne olur yani? Hiçbir şey olmaz. İttihad-ı İslam oluşmaz, Türk İslam Birliği oluşmaz, PKK’nın faaliyetleri durmaz. Darwinist materyalist eğitim durmaz. Sen önce Darwinist materyalist eğitimi durdur. Kafanı çalıştır. Ona karşı bir tedbir al. Darwinizmin geçersizliğini anlat. Ondan sonra ortaya çık. Mehdiyet’i anlat, İttihad-ı İslam’ın biran önce oluşması için dua et, gayret et, kitap dağıt, halkı eğit, konferanslar ver, paneller ver. Ayasofya’yı açarak hiçbir şey elde edemeyeceğini bil, ama bu faaliyetlerle çok şey elde edebileceğini bil. Eskiden beri derler, “Ayasofya, Ayasofya”, sanki her şey hallolacak. Hiçbir şey hallolmaz. PKK yine azgınlığını yapar. Yine Darwinist materyalist eğitim devam eder. Yine Türk İslam Birliği’ne tavırlar ortaya konur. İttihad-ı İslam’ı önemsemeyen konuşmalar olur. İsa Mesih’in inişini istemeyen, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışını istemeyen konuşmalar olur. Asıl sorun budur. Ayasofya’nın açılışı değil, Ayasofya’yı sen İttihad-ı İslam’ı oluştur. Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında, Ayasofya’yı da açar. Açılmadık her yeri açar. Bir tek Ayasofya değil açılmadık çok yer var. Allah’ın birçok hükmü uygulanmıyor onlar hiç umurlarında bile değil.

Başbakan sana diyor saldırdığında veyahut ona benzer bir kötülük yaptığında “Başbakan’a olan sevgin nasılmış o zaman görürüz” diyor. Öyle bir imaj edinmişler ki, felaket bu Başbakan önüne gelene saldırıyor diye düşünüyorlar. Önüne gelen laf söylüyor. Yıllardan beri tanıyamadınız mı? Kaç defa Başbakan olarak seçtiniz. Uzun yıllardan beri Başbakan son zamanlarda üstüne gittiğiniz için kendini can havliyle savunuyor. Yoksa normalde nezaketli bir insan. Başbakan böyle garip bir insan, ne yapacağı belli olmayan bir insan görünümü vermeye çalışıyorlar. Önüne gelene sataşan, önüne gelenle mücadele, öyle bir şey yok. Nesine lazım niye öyle bir şey yapsın? Ne zoru?

Ramazan Polat, Ramzan Yak; Çin’in idamı kaldırmak için söylenen sözlerin etkilenmeyeceğini söylüyor. Etkilenir olur mu? Sen söyle “Karanlığa küfür edeceğine bir mum yak.” derler. Sen söyle Avrupalılar söylesin, şu söylesin bu söylesin, onların kulağına gider. Sonunda meclislerini toplarlar derler; “Bu böyle olmayacak idamı kaldıralım” derler. Türkiye’de böyle olmadı mı? “İdam kesinlikle kalkmaz” diyorlardı, “kesinlikle olmaz” diyorlardı. Ama herkes söyleyince gazeteciler söyledi, şu söyledi, bu söyledi, en sonunda ne dediler? “İdamı kaldıralım” dediler. Demek ki oluyormuş. Türkiye’de kalkıyorsa, Çin’de de kalkar, niye kalkmasın? Ama sen söylemezsen ben söylemezsem olmaz. “Ben söyleyince mi kalkacak? Söylemeyeyim.” Bu mantık değil. Sen emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker ile mükellefsin. Etkiyi Allah meydana getirir. Bana Darwinizm konusunda dediler ki; “Darwinizme sen hiç dokunma hiçbir netice alamazsın. Bunlar dünya çapında bir yapı yüzbinlerce profesörleri var. Yüzbinlerce okulları var. Yüzbinlerce yayınları var. Sen ne yapacaksın? Bir şey yapamazsın.” dediler. Buyurun Darwinizm ile ilgili gazetelerde yazı gören bana getirsin. Artık yalan söylemeye takatları kalmadı. Öyle bir vuruş vurduk ki, utanıyorlar. Ama yine dürüst insanlarmış ki utanıyorlar. Bir ara biraz yüzsüzlük yaptı bazıları, sonunda utandılar. Hepsi için demiyorum ama bazıları için söylüyorum.

EBRU ALTAN: Hocam, Çin çok şiddetli etkilemişti zaten sizin eleştirileriniz ardından sizi davet etmişti.

ADNAN OKTAR: Tabii, Çin Büyük Elçi’si geldi, elçilik mensupları geldi, çok önemli gördüler. Türkistanlı kardeşlerimize yapılan eziyeti bir protesto ettik söyledik yazılı çok hayati bir konu olarak gördüler. Bizim çocuklar gitti. Davet ettiler Çin’e gezdirdiler “biz böyle bir şey yapmıyoruz” dediler. Ama bakıyorsun, yine yapıyorlar.

“Filistinli kardeşlerimiz çok acı çekiyor. Bu da bizleri rahatsız ediyor. Özellikle hapishanelerde çok ağır koşullar var.” Mısır’da yok mu? Afganistan’da yok mu? Suudi Arabistan’da yok mu? Suudi Arabistan rezalet, hapishaneler dehşet verici. Hapishanenin koridoruna el arabasıyla makarna getiriyorlar, makarnayı el arabasından deviriyorlar koridora, mahkumları da açıyorlar hücrelerinden çıkarıyorlar, adamlar koridora çörekleniyorlar, oturuyorlar artık nasıl yapıyorlarsa, avuçlayarak oradan yiyorlar. Yerin çamurunu şununu bununu hepsiyle beraber yiyorlar. Her gün böyle. Bu zulüm değil mi? Zulüm. İsrail hapishanesinde böyle bir şey yok. Ama orada var. Her yerde var zulüm dünyanın her tarafında. İttihad-ı İslam’ın dışında çözüm olmaz. Türk İslam Birliği’nin Mehdiyet’in dışında çözüm olmaz.

“Vatikan’ın sahip olduğu gizli arşivlerde insanlık tarihine yön verecek gizemli belgeler ya da eşyalar mevcut mudur? Bu konuda bilgilerinizi paylaşabilir misiniz?” Tapınak Şövalyelerinde var dünyayı derinden sarsacak etkileyecek belgeler ve kutsal emanetler. Ama asıl kutsal emanetleri Hz. Mehdi (a.s.) bulacak. Birincisi; Kutsal Sandık-Tabut-u Sekine.

“Özlediğim yolunu gözlediğim, sohbetine doyamadığım canım Hocam” diyor, Canan Hanım.

Duru yazmış; “Sevgi öğretmenimiz, Sultanımız biricik canımız” diyor.

Şerife Hanım yazmış; “Aşkım Hocam çok akıllı, samimi, vicdanlı ve Allah’tan çok korkan güvenilir bir insansın. Seni çok seviyorum” diyor, maşaAllah.

“Bir sorum var Hocam” diyor “Süfyanilerden bahsediyor kitabınızda, Şam tarafından çıkacaktır” diyor. “Tabut-u Sekine denen kutsal sandık nerededir, Hocam? Yahudiler bu sandığı görünce neden Müslüman olacaklar?” Tevrat tabletlerinde hayret edecekleri bilgilerle karşılaşacaklar. Muhammedi bilgilerle karşılaşacaklar. Bir de Moşiyah’ı bekledikleri için, kutsal sandığı bulan kim? Moşiyah. Onu bulan Hz. Mehdi (a.s). O zaman Moşiyah’a uymamış olacaklar aksi durumda. Kutsal sandığı kim getirirse, o Moşiyah, kesin Musevi inancına göre, o getirmiş. Onun önünde açılmış sandık. O zaman ona itibar etmeleri gerekir. Moşiyah o olduğuna göre, Moşiyah ne diyor? “Gerçek Musevi olmak için Kuran’a uymanız lazım” diyor, onlarda Kuran’a uyup gerçek Musevi oluyorlar. Gerçek Muhammedi olmadan, gerçek Musevi olmak, olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, yabancı basında yayınlanan makalelerinizden bilgi vereyim mi?

ADNAN OKTAR: Fikret Bey rica ederim.

KARTAL GÖKTAN: Al-Quds Arabic’de Arapça olarak yayınlanan “İktidar sahibi insanlar barışı sağlamak için birlikte hareket etmelidir” isimli yazınızda, İslam’ın barış dini olduğunu ve bazı insanların öfkeye eğilimine rağmen, aklı başında, barış yanlısı insanların bir araya gelerek, ittifakla barışı sağlama görevleri olduğunu anlatıyorsunuz. Arab News’de çıkan “Toprağa dönmeden Allah’a dönün” isimli yazınızda, iman hakikatlerinin öneminden ve insanların çok geç olmadan bu delilleri inceleyerek, samimi bir kalple Allah’a dönmeleri gerektiğini vurguluyorsunuz. Ve son olarak El Salvador’da bulunan Şii Müslüman kuruluşunun yayın organı Revista Cultural Biblioteca Islamica’da İspanyolca olarak “Kadere teslimiyet” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu makalenizde, insanın beklemediği ani olaylarla karşılaşması durumunda, bunların hepsinin bir kader içinde yaratıldığını anlaması gerektiğini anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel. Dünya çapında yayınlar, dünya çapında eserler yayınlıyoruz. Allah bizleri vesile ediyor. Yayınlayan yaratan Allah ama kulunu vesile eder.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetleri var.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ankara’da kardeşlerimiz subay evlerinde 400 adet A9 ve yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar. İstanbul’da kardeşlerimiz toplanıp sohbet edip, Kuran’dan ayetler okumuşlar. Sohbetlerinde; hücrenin işlevleri ile ilgili herkes bir konu anlatmış, çok güzel geçmiş, maşaAllah. Bu gün birkaç kardeşimiz taksimde 100 adet İngilizce kitabınızı ve 500 adet A9 TV broşürü dağıtmış. Balıkesir Üniversitesi öğrencileri ve Estonyalı arkadaşlar birlikte belgesellerinizi seyredip, özellikle de maddenin ardında ki sır konulu videoları izlemişler ve yemekli sohbet yapmışlar. Sohbet sonunda da sizin kitaplarınız hediye edilmiş.

ADNAN OKTAR: Bu da koç yiğit. Orada ben bir kedi topluluğu gördüm yanlış mı gördüm, onu bir daha bakabilir miyim? Şu saadete bak, maşaAllah. Ne güzel hayvan kedi.

Bu boş konuşmalar bunların neyine cevap vereceğiz.

Özetle ne Türkiye bölünür, ne böldürtürüz. İttihad-ı İslam’ı hiç kimse durduramaz. Hz. Mehdi (a.s)’ı da görecek insanlar, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı da görecek. Bak çeliği durdurabilirsin, greyderi durdurabilirsin. Bir gök taşını da durdurabilirsin belki. Ama kaderi durduramazsın. Mehdi (a.s) illaki çıkacak kader çünkü. İsa Mesih illaki inecek. İttihad-ı İslam illaki olacak, kader. Olmuş bitmiş olay. Olacak değil. Oldu, göreceğiz sadece.

Masaüstü Görünümü