Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (7 Haziran 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Türkiye’yi bölmek istiyorlar. Hükümet, milli bir seferberlik başlatması lazım. Milli seferberlik, gençliği PKK tehlikesine karşı eğiten, bütün okullarda eğitim verilmesi lazım. Bütün devlet okullarında komünizme karşı, materyalist felsefeye karşı, bölünme tehlikesine karşı ortaokul, lise, üniversite bütün okullarda eğitim, paneller verilmesi lazım. Ders verilmesi gerekiyor. Bir an önce bunun uygulanması lazım. Bunu hükümet kanun teklifi olarak sunsa çok iyi olur bir an önce. Durumu seyretmek olmaz. Ortaokul, lise ve üniversitede bu hayati bir mesele. Gençliğe milli şuur verilecek bir ders. Milli şuur dersi de olabilir. Özel, milli güvenlik dersi gibi milli şuur dersi. Bölünmenin tehlikesi, birlik ve beraberliğin önemi, Türk İslam Birliği’nin önemi, kardeşliğin önemi, sevginin önemi bunların anlatılması lazım.

Özcan Yeniçeri MHP Milletvekili; ben gelmeden önce evde Samanyolu’nda konuşuyordu. MaşaAllah, anlattığımız konuların özeti tarzında, güzel konuşuyordu, inşaAllah. MHP bu konuda çok titiz, maşaAllah. Tebrik ediyoruz. Eskiden beri titiz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Lice’de bugün bir çatışma oldu. On beş gündür devam eden yol kapama eylemi sırasında bugün köylülerin arkasından bir yerden askeri ateş açılması sebebiyle çıktı çatışma. Dört kişinin vefat ettiği, bir kişinin ağır yaralı olduğu söylendi. Askerler içinde de çok sayıda yaralı olduğu bildirildi. Yarım saat önce bölgeye gelen jandarmaya yine ateş açıldığı, kısa süreli çatışma olduğu haberleri var. Sosyal medyada ise haşa devletin katliam yaptığı şeklinde yalan haberler yayılıyor. Diyarbakır Valiliği bir açıklama yaptı; bir ölü, biri asker, iki yaralı olduğu belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: PKK şirrettir. Sevgisiz, merhametsiz, acımasız bir ruha sahip oldukları için, komünist eğitimden bunu elde ediyorlar. Onun için insan sevgisi, şefkat, merhamet, güzel duygular, nezaket, birlik, beraberlik, kardeşlik onlar için çok lüks böyle şeyler. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, dün gece tekrar bir otobüs yakma olayı yaşandı. Yüzleri maskeli terör örgütü yandaşları durdurdukları yolcu otobüsünü yolcuları indirdikten sonra Molotof kokteyli atarak yaktı. Kısa sürede otobüs kullanılmaz hale geldi. Kaçan saldırganların yakalanılması için çalışma başlatıldı.

ADNAN OKTAR: Olay anında üstlerine çökemiyorlar mı? Ben anlamıyorum. Adam Molotof’la bilmem neyle ortaya çıkıyor, armut gibi yakalanır o. Nereye kaçacak?

Milli bilinç dersi olması lazım. Bizim gençlerimizin büyük bir bölümü yahut epey bir bölümü milli bilinci o kadar bilmiyorlar. Bölünme tehlikesinden haberi yok, sokakta geziyor. Hassasiyeti yok. Birlik olalım, beraber olalım, Türkiye bölünmesin, Türkiye lider ülke olsun, Kürt kardeşlerimiz acı çekmesin, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i kimse ıstırap çekmesin, ileri, kaliteli, klas bir ülke olalım gibi bir bakış açısı bir çoğunun yok. İşte yesin içsin, evlensin, köşe dönsün falan feşmekan.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İstanbul Sultangazi’de açılışa katılan Başbakan’a silahlı saldırı planlandığı ortaya çıktı. Kalabalığın içindeki eli silahlı saldırganı fark eden korumalar suikastı son anda engelledi. Saldırganın 32 yaşında F.Y. isimli şahıs olduğu öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Tabii, böyle olması lazım. Polis kurt gibi olacak. Gözünden hiçbir şey kaçmayacak. Bir de her semtte sivil polis olsun. Bu atom forvet haytalar ellerinde Molotof kokteyliyle ortaya çıkıyorlar. Bir de polise daha geniş yetki verilmesi lazım. Direkt koşup, çöküp elinden alması lazım polisin. Polisin iyi eğitimli olması lazım. Refleksinin güçlü olması lazım. Mesela özel harekat polisleri öyle. Ama mesela karakol polislerinin bazıları öyle değil. Kondisyonu düşük, olaylara alışık değil. Bir olay oluyor panik oluyor, tedirgin oluyor ama özel harekatçılar soğukkanlılar. Mesela orada özel harekatçı iki polis olsa o haytaları darmakeşan eder.  Öyle bir şey olmaz.

Milli bilinç olursa, o zaman konu biter. Mesela bak o komünist gençler hep bilinçli. Siyasi bilinç dersi veriliyor onlara, politik ders veriliyor, politik şuur dersi veriliyor. Ama bizim gençlerimize öyle bir ders verilmiyor. Kendi hallerine bırakılıyor. O hayati yön mutlaka düzeltilmesi lazım acil, acil.

Dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Başbakan Erdoğan üçüncü havaalanının temel atma töreninde konuştu: “Dünyanın en büyüğü olacak bu havaalanı” dedi. “Bu millete bu yakışır.” Havalimanının 3,5 yılda tamamlanacağını söyledi. Açılışının da 29 Ekim 2017’de olacağını belirtti. Şöyle devam etti Hocam: 99 yıl önce dedelerimiz canlarını ortaya koydular ve zafer kazandılar. Kurtuluş savaşıyla bitmiş bir millet yeniden ayakları üzerinde yükseldi. Ve bağımsızlığı için neleri yapabileceğini gösterdi. Santrallerimiz, fabrikalarımız yoktu ama vatanımıza, toprağımıza aşkımız vardı. En önemlisi göğsümüzde imanımız vardı. Yanmış yıkılmış topraklar üzerine cumhuriyeti inşa ettik” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama manevi inşa çok önemli. Biz havaalanı yaparız, köprü yaparız. Biz manevi yönden kalkınma istiyoruz. Havaalanı yaparsın, petrol tesisleri yaparsın. Türkiye bölünür adam alır elinden, komünistlerin eline geçer. Manevi kalkınma çok önemli. Havaalanından önce milli bilinç dersi, gençlerin milli bilinçle donatılmaları. Başbakan nasihat ediyor anlatıyor ama havada kalır onlar. Mesela diyor ki; “Bize Kuran yeter” çok güzel ama halk bunu anlamaz. Kuran yeter, nasıl olacak o? Hz. Mehdi (a.s)’la Kuran yeter. Kuran’ı halk bakıp anlayamaz. Yanlış yanlış yollara gider. İlmihale bakıp anlayamaz. Herhangi bir hocaya da uysa, bin bir çeşit hoca var, bin bir çeşit mezhep var. İllaki Hz. Mehdi (a.s)’la. Çünkü Hanefi Kuran’ı ayrı anlıyor, Maliki ayrı anlıyor, Şafi ayrı anlıyor, Hanefi ayrı anlıyor Kuran’ı. Tek bir anlayış yok. Mesela Türkiye’deki profesörler de Kuran’ı ayrı ayrı yorumluyorlar, ayrı ayrı anlıyorlar. Bize Kuran yeter dediğinde halk o zaman her biri kendi müçtehit konumuna gelir. Mesela hoca kavramı, gerçek olmayan hoca ve gerçek olan hoca; biz bunu nereden bileceğiz? Mesela adam Hanefi ama Şafi olan diyor ki; “İmam-ı Şafi daha doğru söyledi” diyor, “Hanefi bilmedi yanlış söyledi” diyor. Zaten Hanefi’ye inansa Hanefi olur o, Şafi’de duruyor. İmam-ı Hanefi’nin yanlış düşündüğünü düşündüğü için o Hanefi olmuyor, Şafi oluyor. Mesela Şia, Sünniler’i tamamen yanlış yolda görüyor. Büyük bölümünü ve büyük yönlerden, önemli yönlerden yanlış yolda olduğuna inanıyor. Onun için gerçek hoca, doğru hoca diye bir kavram ortaya konamıyor. Gerçek hoca Mehdi (a.s)’dır, o kadar.

Hoca derken bizde kimse, hoca yok. İltifat olarak bir lakap olarak hoca deniyor. Yoksa ne hocası? Hoca, alim bizde öyle birisi yok. Ben de hoca değilim, arkadaşlarımız da hoca değil. Ben ne alimim, ne de hocayım, halktan bir insanım. Bilgimi artırmaya çalışıyorum, araştırıyorum, konu bu. Dışarıdaki bir insan ne kadar dini biliyorsa, ben de o kadar biliyorum, öğreniyorum.

Başbakan’ın bir konuşması vardı, o da bana gelsin. Evde göstermişlerdi.

BÜLENT SEZGİN: İnşaAllah Hocam. Hocam, bugünkü konuşmasından birkaç başlık vardı inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Gezi ve 17 Aralık’a değindi Başbakan Hocam inşaAllah. Piyon olarak kullanıldıklarını söyledi. Ve “Onlar Türkiye’yi hala 12 yıl önceki gibi görmek istiyorlar. Biz dünyada Türkiye’nin marka olduğu günlere dönmek istiyoruz. O günler geri gelecek. Sene 2023. Çok çalışacağız ve bunu da başaracağız. Onların hayalleri bizim fiillerimizin ulaştığı yere ulaşmaz.”

ADNAN OKTAR: Çok güzel, hedefi çok güzel. Ama milli bilinç çok önemli. Gençlere milli bilinç verilmiyor. Hayati bir konu. Darwinizm’i devlet öğretiyor gençlere. Sen ona nasıl milli bilinç vereceksin? Materyalizmi öğretiyor devlet. Bunun anlatılması tamam. Genel kültür olarak anlat. Peki cevabı? Cevabını verdirtmiyor devlet. Olmaz öyle bir şey. Yanlış bir düşüncedir materyalizm. Darwinizm de yanlış bir düşüncedir. Bilimsel cevabına müsaade edilmesi lazım. Ayrıca milli bilinçle ilgili bir çalışma da olmuyor. PKK’nın verdiği siyasi bilince bakın, politik bilince bakın. Bir de devletin faaliyetlerine bakın. Arada dağlar kadar fark var. Arada bu dengenin mutlaka kurulması lazım. Bütün gençliğin bilinçli olması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, konuşmasına şöyle devam etti inşaAllah. Uygun görürseniz devam edeceğim. “Biz bu gün varız, yarın belli olmaz her şey olur. Biz ölüme inanmış insanlarız. Her canlı gibi bizler de ölümü tadacağız. Bu makamları arkadan gelen kuşaklara bırakacağız. Ancak bu dava kesintisiz olarak devam edecek. Türkiye kutlu yürüyüşüne kesintisiz devam edecek. Milletimin her ferdinin bu şuur ve özgüven içinde olmasını istiyorum. Hayranlık duyan değil, hayranlık duyulan bir millet olduğumuzu dünyaya göstermenizi istiyorum.

ADNAN OKTAR: Ama işte bu milli bilinç, milli kültürün oturtulmasıyla olur. Bununla ilgili bir faaliyet yok ki, herkes kendi haline bırakılmış durumda. PKK öyle yapmıyor; adamları oturtuyor, anlatıyor. Beş saat anlatıyor. Ertesi gün yine beş saat anlatıyor. Kitap okutuyor, imtihan ediyor, bir daha anlatıyor. Bilinç veriyor adamlara. Türkiye’de böyle bir faaliyet yok. Nedir hedefin diyoruz gençlere? Ben sokakta görüyorum. “Okuyup iyi bir meslek sahibi olmak istiyorum.” Başka? “Evlenmek istiyorum” diyor. İşte “Çoluk, çocuk olsun” diyor “Daha ne isterim?” diyor. “Bir de evim olursa, arabam olursa bitti, bu kadar” diyor. Bu durum da insan mağlup olur. Böyle bir yapı mağlup olur. Riskli bir şey bu. Tamam, evleniyorsa evlensin, arabası, evi olsun ama milli bilinç vardır. İnsanın yüksek hedefleri vardır. Yüksek hedef yok üslubunda, bu çok tehlikeli bir şey. Bir kısmı uyuşmuş durumdalar. Bir kısmı uyuşturucuya kendini alıştırmış durumda. Ne kadar sevgisiz ve merhametsiz olduklarını birçoğunun görüyoruz internete girdiğimizde. Müthiş gaddarlar, çok sevgisizler. Ve akıl almaz bir nefret kalplerini sarmış, simsiyah olmuş kalpleri. Aşk, tutku, merhamet, şefkat hiç bilmiyorlar adeta. Nur görse, kapkara görüyor. Güzel bir çocuk görüyor, onu da çirkin görüyor. Güzel gördüğü hiçbir şey yok.

Mesela biz eskiden beri hep duyarız; sahte hocalar, gerçek olmayan hocalar, uydurma hocalar, uydurma şeyhler, sahte şeyhler, sahte alimler. Ortalı konuşulurdu. Ve hep bunun sonucunda bütün alimlere karşı bir nefret gelişiyor, bu çok büyük bir tehlike. Çünkü adam bakıyor bir mesela Said Nursi’ye bakıyor. Haşa onu bir anda sahte Âlim olarak ilan ediyor kafasına uyuşmadığında. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ne bakıyor; sahte alim olarak ilan ediyor. Mesela bir Nakşibendi şeyhine bakıyor; sahte şeyh olarak ilan ediyor. Bunun önü sonu gelmez. Bunun ölçüsünün konması lazım. Ölçü de konamayacağına göre, bu konulara hiç girmemek lazım. En güzel yapılacak şey, insanların iman bilincini artırmak. İman hakikatleri anlatmak, Kuran mucizeleri anlatmak, kafalarına, ruhlarına, kalplerine Allah sevgisini iyice nakşetmek.

Atatürk’le hiç uğraşmayın boş yere, hiç baş edemezsiniz. Boş işlerle iştigal ediyorsunuz. “Atatürk dine ait müesseseleri ortadan kaldırdı.” Kim inanır size Allah aşkına? Bir kısım Nurcular eskiden hakikaten böyle masallar anlatırlardı. Diyanet’i kim kurmuştur? Atatürk. “İlahiyat fakültesini kim kurdu?” diyorum. “Atatürk” diyor. İmam Hatipleri kim kurdu? “Atatürk” diyor. İnsaf et. İnsaf et. Anadolu’ya on binlerce Kuran’ı kim dağıttı? Atatürk. Hutbe okuyan kim? Atatürk. Bağnazlığı ortadan kaldıran kim? Atatürk. “Peygamber (s.a.v.)’e tam uyalım, Kuran’a tam uyalım” diyen kim? Atatürk. Uçuyorlar. Bir de Grand tuvalet geziyorlar. Kravatınızdan asarlardı sizi yobazlar.

“Coşkun'a da iyice damat havasına gelmiş Hocam maşaAllah. Damat tıraşı olmuş siz daha iyi bilirsiniz” diyor.  Yan dur bakayım. Hakikaten. Mükemmel bir damat havası var.

“17 Aralık soruşturmasına siz inanıyor musunuz?” 17 Aralık, 27 Aralık, hiçbir şey bunlar gizli kalmaz. Bunlar eninde sonunda açılır. Hukuk biraz yavaş ilerler ama sağlam gider. Hiçbir şey örtbas olmaz yani.

KARTAL GÖKTAN: Hocam şu anda HDP ve BDP’li bazı yetkililer halka direniş çağrısı yapıyorlarmış. Sabahat Tuncel de; “Lice’de halk barış için direniyordu” demiş. Duran Kalkan da az önce yaptığı açıklamada; “Direniş devam ettikçe, hükümet süreç konusunda daha somut adımlar atacaktır” diye bir açıklama yapmış. Cemil Bayık da dün, aynı yönde bir açıklama yapmıştı bildiğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: İşte hükümete yanındayız mesajının verilmesi lazım. Hükümeti tehdit ediyorlar. O Cemil Bayık, PKK tehdit ediyor. Tayyip Hocam yalnız başına bırakılırsa, çok zor olur bu durum. Hükümetin yanında PKK’ya karşı yekvücut, seksen milyon tavır almamız lazım. PKK bütün bölgenin başına bela. Halk şu an Güneydoğu’da huzurlu yaşamıyor.  Mafya kontrolünde yaşıyor. Mafya kontrolünde bir insan nasıl rahat yaşayabilir? Bir çetenin kontrolünde bir insan nasıl rahat yaşayabilir? Bu da Mehdiyet ile temizlenecektir inşaAllah.

“MaşaAllah Hocam, bu akşam da çok şık olmuşsunuz. Bütün dikkatleri üzerinize topluyor, her yorumunuzla gündemi belirliyorsunuz. Sıkmadan, güzellikle bizlere yol gösteriyorsunuz. Bütün sorunları, çözümleri bir araya koyuyorsunuz. Sizi çok seviyoruz. Allah ilminizden, irfanınızdan ayırmasın. Sevgilerimizle” Esra.

“Hocam ben dünkü yayınınızın tekrarını kırk beş dakikada indirdim. Bu adil kulanım ve kota yüzünden internette sürünüyoruz Hocam. İndirmek ayrı bir eziyet. Bir de internetten bir şey yüklemek daha büyük eziyet Hocam. Buna bir çözüm bulunması lazım. Bu böyle gitmez ve gidemez.” İnternet mağduru Ümit Yıldız. Hakikaten böyle bir bela var. Mesela biz evde de her türlü tedbiri aldık. Ne yaparsak yapalım kağnı hızıyla gidiyor internet. Bu çok büyük bela ve çok büyük bir dert.

“Hocam idolümüzsünüz.” 

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam MHP lideri Bahçeli, Diyarbakır’da düzenlenen çözüm süreci çalıştayına sert sözlerle tepki gösterdi. “Diyarbakır ve mücavir alanları terör eylemleriyle sarsılırken, başkanın ısrarla müzakereden bahsetmesi PKK’yla kapalı kapılar arkasında yaptığı antlaşmanın eseridir” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: PKK bayağı şımarmış vaziyette. Biz milli bilinçten bir ve bütün olursak o zaman PKK’nın bir gücü olmaz. Ama PKK milli bilinçin yaygın olmadığını bildiği için ve kendi gençliği içinde de bilinçlenmiş, politize olmuş bir gençlik olduğunu bildiği için o gençliğe güveniyor. Ama Türk gençliğinin politize olmadığını düşündüğü için yani siyasi bilincini yeterli görmediği için, siyasi hırsın da yeterli oturmadığını düşündüğü için çok pervasız. Onun için az bir kuvvetle Güneydoğu’yu alabileceğini düşünüyor. Komünizmin özelliği budur. Komünizmde açıklıyor, Lenin de açıklıyor, diğer politik liderler de açıklıyor. Diyor ki; “komünist düşünce gelişirken kapitalizm kendi derdindedir” diyor. “Kendi evine bir zarar gelmedikten sonra, kendi malına bir zarar gelmedikten sonra komünizmin gelişmesi onu ilgilendirmez” diyor. “Komünist tehlike onu ilgilendirmez” diyor. “Hatta son ana kadar onu ilgilendirmez” diyor. “O yüzden çok rahat komünist çalışma yapabilirsiniz. Yolunuz sonuna karda açık olur” diyor. “Çünkü egoist bencil bir ruhla, çıkarcı bir ruhla kendi malının, mülkünün geleceğinin derdinde olduğu için adeta onun gözünün körleştirir o” diyor. “Gözünü körleştirdiği için, siyasi bilinçten de yoksun olduğu için ve organize olmadıkları için, organize edilmiş küçük bir toplulukla organize edilmemiş büyük toplulukları yenmek çok rahat mümkündür” diyor. “Siyasi bilince sahip olmayan toplumları” diyor. Bu çok açık. Onun için bu tehlikeye karşı bir kısım bizim gençliğimizin siyasi bilincinin olmadığını bilerek, politik cesareti ,politik kararlılığı olmadığını bilerek, güçlü bir eğitim politikası izlememiz gerekiyor, derhal. Yoksa tehlike büyük. Seyredilecek gibi değil. Onun için manevi kalkınmaya hükümet çok önem vermesi lazım. Ne tür hoca olursa olsun, ne tür alim olursa olsun hepsini eğiterek, yönlendirerek, bilinçlendirerek vatana millete hayırlı hale getirmemiz lazım. Süleymancılar’a da sahip çıkmak lazım. Nurcular’a da sahip çıkmak lazım. Nakşibendililer’e de, Kadirililer’e de sahip çıkmak lazım. Bağnaz, yobaz falan deyip dışlamadan eğiterek, akılcı, vatanın milletin menfaatleri doğrultusunda, şevkli siyasi bilince sahip bir geniş yapı oluşturmamız lazım.

BÜLENT SEZGİN: Hocam İran başkanı Ruhani ilk Türkiye ziyareti gerçekleştirecek inşaAllah. Kendisine bir bakan ordusu eşlik edecek. Suriye konusu ve Tahran’ın nükleer programı görüşülecek. Aynı zamanda İran doğal gazının Avrupa’ya naklinin Türkiye üzerinden yapılması da planlanıyor. Altı adet işbirliği anlaşmasının imzalanması bekleniyor.

ADNAN OKTAR: Onlar güzel. Onlar güzel. Ama sen Güneydoğu’dan petrolü geçirirsin. Adam, “ben burayı kontrolüme aldım” der. “Ne istiyorsun?” diyeceksin. “Buradan geçen petrolün yüzde ellisini bana vereceksin” der adam, bitti. Ne yapacaksın? Veyahut “buraya kadar hemşerim” der. Yani “Burada biz kullanacağız. Buradan gerisine de müsaade etmiyoruz” der. Veyahut “biz buradan” Mersin’i de almayı düşünüyorlar. Mersin’e de gidilemiyor şu an. “Mersin’den buradan deniz yoluyla bir biz satacağız. Ne alakası var sizle?” derse ne yapacaksın? İran’dan çekiniyor PKK. İran’da böyle kimlik kontrolü yapacaklar. Güler millet buna. Tahayyül edilemez. İran’da böyle arabanın yolunu kesecek adam, kimlik kontrolü yapacak. O poşuyu moşuyu yedirirler adama. Ayakkabılarını falan yedirirler yani İran’da. Mahvederler, buhar yaparlar. Ama Türkiye’de serbest adamlar, istediği gibi yapıyor. Böyle kabadayılık yapacak askere, İran askerine ateş edecek. Orayı cehenneme çevirirler. Hallaç pamuğu olur orası, arazi haline getirirler. Ödü kopuyor PKK’nın İran’dan. Aklının ucundan bile geçmez öyle kabadayılık yapmak. Ama Türkiye’ye yapıyor. Türkiye bu hale gelmemesi lazım. Bu inanılır gibi değil. İran’dan it gibi titriyor PKK. İt gibi yani. İran “en ufak bir anormalinizi görmeyeceğim” diyor. “Adam gibi oturacaksın oturduğunuz yerde” diyor. “Çakallık istemem, en ufak bir hareket de istemem” diyor. O dağlık bölgede onlar duruyorlar. “Hır durursanız ellemem” diyor. “Ama en ufak bir itlik yaparsanız Hallaç pamuğuna çeviririm” diyor. Onlar da diz çöküyorlar. Ama Türkiye’de her gün kabadayılık üstüne kabadayılık. Meydan okuma üstüne meydan okuma.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, çözüm sürecine ivme kazandıracak bir yol haritası üzerinde çalıştıklarını söyledi. Ve; “Bu süreç artık olgunlaşmıştır. Çözüme yakınız. Bu somutlukta siyasete güven. Eve dönüşler, hayata dönüşler, siyasete tekrar dönüş var. Farklı Türkiye var” dedi. Hocam, Atalay ayrıca; “Siyaset her şeyin çözüm yeridir. Şiddetle değil siyasetle sorunları çözelim” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: O dediği çok güzel. Ama kültür gerekir onun için. İman gerekir. İman hakikatleri gerekir. Kuran mucizelerinin bilinmesi gerekir. Durduk yere insan imanlı olmuyor. Eğitilirse imanlı oluyor. Din telkinle kaim. Siyasi bilinç vereceksin. Mesela PKK niye dağlarda eğitim veriyor? Günlerce, aylarca, yıllarca. Alır getirir Diyarbakır’dan. Öyle yapmıyor. Eğitime alıyor. Ta çocuk yaşta eğitiyorlar. Siyasi bilinç çok önemlidir. Politik eğitim çok önemli inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Güngör Mengi bugünkü yazısında Başbakan Erdoğan’ın güçlü bir liderlik için Cumhurbaşkanı olmak istediğini ama Selahattin Demirtaş’ın; “Bu adam başbakan ve cumhurbaşkanı olmaya layık değil” dediğini ve seçimi garantiye almak için gereken Kürt oylarını vermeyerek Başbakan’ı cezalandıracakları tehdidinin olduğunu yazdı, Hocam.

ADNAN OKTAR: Şimdi Kürt kardeşlerimizin oyunda bereket var, onda bir şey yok. Ama PKK oyunda bereket olmaz. PKK oyunu istemekte bereket olmaz. Tayyip Hocam’ın da böyle bir talebi olmaz zaten. Bu sadece uğursuzluk getirir. Sadece uğursuzluk getirir. Halkın oyu, bir de artı PKK’nın oyu; bunda bereketsizlik ve iticilik var. Halkın oyunda bereket vardır. PKK oyunda iticilik ve uğursuzluk vardır. PKK oyundan bereket çıkmaz, bir şey çıkmaz. Kimse de ona bel bağlamasın. Tayyip Hocam’ın da bel bağladığı falan yok.

Birisi bana bir şeyler anlatsın.

KARTAL GÖKTAN: Hocam kardeşlerimizin faaliyetleri var inşaAllah. Balıkesir’den kardeşlerimiz Balıkesir’in ilçesi Savaştepe’de apartmanlara 720 adet A9 TV broşürü dağıtmış. Ankara’dan kardeşlerimiz de evde toplanıp ayetleri okuyup, madenin hakikatinden bahsetmişler ve sizin röportajınızdan izlemişler.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Bak bir Anadolu ailesi, ne güzel bir ev ve evin kuzusu da orada. Yaklaştır bakayım yüzünü, ah benim canım ah, ah benim aslanım ah, evin kuzusu, meleği bu. Melek gibi davranır, günahsızlar maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye İhracatçılar Meclisi Genel Kurulu’nda konuşan Başbakan Erdoğan; “Bu gün burada ilk kez açıklıyorum. Eğer üzerlerinde durdukları şahıs o malum gazetenin abonesi değilse, o fezlekeyi almıyorlar. Bunlar afaki sözler değil. Hepsinin belgesi elimizde. O malum gazete benim için senaryolar hazırlıyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a ne kumpas kurulursa kurulsun, bakın ne iftira atarlarsa atsın, Tayyip Hocam’ın sırtı yere gelmez. Kanunsuz bir şey varsa gitsinler mahkemeye. Mahkeme cayır cayır çalışıyor. Tedirgin olmasın artık Başbakan, bir şey çıkmaz ondan. Allah’a güvensin, Allah’a dayansın, Allah’a güvensin. Yetenekli, çalışkan ama PKK konusunda yalnız bırakıldığı anlaşılıyor. Yalnız bırakılmasın, milli seferberlik ilan edelim. Milletçe direnç göstermemiz lazım. Yani insanlar ilgilenmezse birçoğu, Başbakan nasıl baş etsin tek başına? Adamlar sarhoş gibi kapıya dayanmış. “İsteriz de isteriz” diyorlar. Başbakan da bir şeyler yapmaya çalışıyor. Durdurmaya çalışıyor. Ama herkes yanında olursa, PKK karşı tavır çok net olursa ve bunu açık açık ifadelerle konuşmalarıyla her şeyle belli ederlerse, milli bilinç uyanırsa, daha şiddetlenir daha güçlenirse, -tabii ki milli bilinç var ama herkeste yok, sorun o- o zaman mesele hallolur. Onun dışında egoist, bencil bir yapıda, Başbakan ne yapsın? Egoistliğin, benciliğin kırılması lazım. Çıkarcı insanların sayısının azalması lazım. O zaman Başbakan atağa geçebilir. Yoksa o gücü elde ettiğini düşünün. Bir üfürmesiyle bitirir PKK’yı ama dayanacağı bir güç olması lazım. Sırtını dayanacağı bir güç olması lazım. Bakın Başbakan’ın, ki cumhur başkanı olmasını istemiyorum ben. Başbakan olması iyi. Bir kısmı adamlar PKK oyuna güveniyor. PKK’nın Tayyip Hocam’a oy vereceğini halkın oyuyla birleşeceğini ve böylece cumhurbaşkanı  seçileceğini. Bu uğursuzluk getirir. Bu uğursuzluk getirir. PKK’nın oyuyla cumhurbaşkanı olunmaz. Tayyip Hocam’ın da öyle bir talebi yok ayrıca. Bu uğursuz talebi kimse ağzına almasın.

DİDEM RAHVACI: Hocam bir ayet okumak istiyorum inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım. “Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.” (Enbiya Suresi, 105)

ADNAN OKTAR: Bak “Tevrat’ta yazdım” diyor. “Tevrat’ta ve Zebur’da yazdım” diyor. Adamlar ne diyor? “Bunlar Musevi kaynaklarından bilgi aktarıyorlar” diyor. Allah Musevi kaynağından aktarıyor zaten. Tevrat’tan. Ne diyor? “Tevrat’ta yazdım. Açıkça bu Allah’ın sözüdür” diyor. “Zebur’da da yazdım. Bu açıkça Allah’ın sözüdür. Dünyaya samimi olan Müslümanlar yani Mehdi (a.s) talebeleri ve İsa Mesih’in talebeleri vesilesiyle İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” diyor Allah. Allah söz veriyor. “Dünya hakimi yapacağım sizi” diyor. Adam diyor ki; “Nerde Kuran’da Mehdi (a.s) ile ilgili söz?” Anlatıyoruz. “Yok” diyor “Onlar ya Tevrat’tan alıntı.” Allah zaten Tevrat’a gönderme yapıyor. Evet.

DİDEM RAHVACI: Hocam Peygamberimiz (s.a.v.)’in de  bu ayet ile ilgili bir açıklaması var inşaAllah. Hadis-i şerif şu şekilde; “Andolsun zikirden sonra Zebur’da da yazdık” ayetinde zikirden kasıt önce gelen bütün kitaplardır. “Ki yine muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”dan kasıt ise El Kaim Mehdi (a.s) ve onun ashabıdır.”

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. MaşaAllah elhamdülillah.

“Hocam bugün üçüncü havaalanının temeli atıldı. Bayram günümüz” diyor. Osman Ege. Tamam güzel de, bayram Türkiye’de İttihad’ı İslam oluşursa, bölünme tehlikesi ortadan kalkarsa bayram olur. Sen havaalanı yaparsın, İstanbul’u da zaten bağımsız bir bölge yapmak istiyorlar. Gelir Avrupalılar el kor, bitti. Adam derki mesela “biz Fransa’ya bağlanmak istiyoruz” der. Öyle bir adam güruhu oluşturursun ki, öyle bir sistem geliştirirsin ki, oranın halkını alır başka yere gönderirsin. Oraya bambaşka adamları doldurursun. Mersin’de olduğu gibi, bak Mersin’i izole ediyorlar. Yerli halkını alıyorlar. PKK’lıları Mersin’e doldurmaya başladılar. Buraya da aynı şeyi yaparlar. Halk İstanbul’da yaşayamayacak hale gelir. “Arkadaş” derler “bizi Yunanistan’a bağlayın.” Bitti. “Biz özerklik ilan ettik, şu anda da bağımsızlığımızı ilan ediyoruz, Yunanistan’a bağlandık.” Ne yapacaksın? Havaalanı da gitti, köprün de gitti, bütün zenginliklerin gitti. Olmadık bir şey değil, daha yeni İngiliz işgali oldu. Yeni daha dün gibi. Beş dakikalık işi var. Güneydoğu gitti mi zincirleme her yer gider. Onu kabul ediyorsa bir adam, her yeri kabul eder, Allah esirgesin.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Sedat Laçiner bu akşam CNN Türk’te söyledi; “Diyarbakır, Van, Batman, Hakkari’de hiç kimse PKK aleyhinde konuşamaz. Ya öldürülür, ya da göç ettirilir.”

ADNAN OKTAR: Çok doğru konuşmuş. Adam PKK’nın aleyhinde olacak ve konuşacak, direkt öldürürler.  Caddede giderken sırtından vuruyorlar. Kim vurduya gidiyor. Adamlar koşarak kaçıp sokak aralarında kayboluyor. Kaç tane öyle subayımızı vurdular caddede. Sokak arasından çıkıyor, üç-beş el sıkıyor, pır kaçıp gidiyor. Gören de gördüm demiyor, onu da vururlar çünkü. Adam “ben görmedim arkadaş, bilmiyorum” diyor. Çünkü gördüm diyen adamı karakola karga tulumba götürüyorlar. Mahkemeye çıkarılıyor, sürekli görülüyor. Adliyenin gediklisi oluyor adam, gidiyor geliyor. Adliyenin önünde vuruyorlar hatta. “Nereden aklına geldi?” diyorlar “böyle şahitlik yapmak?” Kafasına tek el sıkıyor, düşürüyorlar. Hatta onlar güvenlik olsun diye ailesiyle geliyor, ailesiyle beraber yok ediyorlar. Böyle bir risk var.

“Hocam Mehdi (a.s) kendisinin Mehdi (a.s) olacağını bilecek mi? Geçen programda sordum cevap alamamıştım.” İsa Mesih de, Hz. Mehdi (a.s)’da tabii bir hüsnü zanları olur yani. Çünkü bayağı bir alamet üstünde. Nasıl görmezden gelsin? Ama o iddiada bulunamaz, her an Allah korkusu içinde oldukları için, “illa ki ben Mehdi’yim” diyemez. İsa Mesih vahiy aldığı için yani Allahualem “ben İsa’yım” diyecek. “İsa Mesih’im” diyecek. Ama Hz. Mehdi (a.s) demez. Mehdi (a.s) kendisine Mehdi (a.s)’de dedirtmez.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, yabancı basındaki makalelerinizi okumak istiyorum. Arap News Gazetesi’nde bugün yayınlanan; “İttifak zamanı geldi” başlıklı yazınızda “Amerika ve Avrupa Birliği’nin Rusya’yı dışlamaması gerektiğini, Avrupa Birliği’nin ve Rusya’nın başını çektiği Avrasya birliğinin kendi çıkarlarına göre değil, sevgiye dayalı bir ittifak için bir araya gelmeleri gerektiğini” belirtiyorsunuz. Ayrıca Arap News Gazetesi’nin İslam köşesinde, “İman hakikatlerinin önemi” başlıklı makaleniz dün yayınlandı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “İran’a kabadayılık yapmak PKK’nın aklının ucundan dahi geçmez. Türkiye’yi kendilerine kolay görüyorlar” sözüme karşılık olarak büyük Kürdistan kodlu bir yazı geldi. “Hayal bunlar, Kürdistan’ın gücü herkese yeter Adnan.” Sıkıysa git dene bakayım İran’a. Veya bize bir numune göster. Dersin ki “Arkadaş sen böyle diyorsun ama biz sana küçük bir numune gösterelim. Böyle bir şey yok” iflahınızı keserler iflahınızı. Düdük gibi öttürürler sizi. Dağlarda kuzu gibi meletiyorlar. Diz çöktürüp yalvarttırıyorlar. Geçenlerde öyle İran’ı bir kızdırdılar. Dağı, taşı cehenneme çevirdi İran. İt gibi yalvardılar, aman dilediler, diz çöktüler İran bıraktı. “Ama bir daha terbiyesizlik yapmayacaksınız” dedi. “Burada böyle saygısız, tepişme, itişme falan bunları duymayacağız” dediler. “Tamam” dediler “ne istiyorsanız yapalım, yakamızı bırakın” dediler. Doğrusu bu. Aksi varsa bir tane eylem yapsınlar İran’da da göreyim, bir tane. Bir İran askerine kurşun sıksınlar sıkıysa. İran hallaç pamuğu gibi atar. Dağları ova yapar. Öyle bir olay olmaz.

MaşaAllah “Hocam, dünyada her şeye değer biçmek mümkündür. Fakat sizin değeriniz çok çok büyük” diyor.“Hocam, gülmenizi ve esprilerinizi hayranlıkla dinliyorum. Sevgiler” diyor.

Murat Türengül; “Sen tüm subayları, paşaları at içeri. Şimdi de milletten medet um. Olur mu böyle?” diyor. Bana kızıyor. Paşa içeri niye attın diye. Cumhurbaşkanı olsam yine böyle söz söylenmez. Benimle ne alakası var? Şimdi eğer kastettiğin iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’yse PKK ile onlar zaten koyun koyuna, iç içeler. PKK onların yan örgütü zaten. iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün oluşturduğu, organize ettiği bir yapılanma. Ve Türkiye’nin bölünmesi fikrini ortaya atanlar da onlar, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü. Yakalanan evraklarda bu görülüyordu. Türkiye’yi kaç parçaya ayıracakları falan. Ve Güneydoğu’nun bölünmesi için son atakları yapıyorlardı. Allah gök kubbeyi başlarına geçirdi. Kuzu gibi meletti Allah onları ve zavallı hale geldiler. Her gün faili meçhul yapıyorlardı. Şimdi it gibi korkuyorlar.

Talut’la Mehdi (a.s) bağlantısı vardır Kuran’da. Talut’la nehri geçenler 313 kişidir. Orada direkt Mehdi (a.s) anlatılıyor. Nehir; bu Fırat ve Dicle’ye işaret. Fırat’ın suyunun kesilmesi var biliyorsunuz. Belki de Hz. Süleyman (a.s)’ın kutsal hazineleri, Hz. Musa (a.s)’ın kutsal sandığı Fırat’ın yatağında hiç ummadığımız bir yerde yerin altında. Çünkü nehir altına gömü yerleştirmek eski bir gelenek. Mesela bazı mezarlar nehir altındadır bulunamasın diye. O nasıl yapılıyor? Nehrin yatağı geçici olarak başka yere veriliyor. Orada gömü yerleştiriliyor, üstüne büyük kaya blokları kapatılıyor. Sonra su yeniden veriliyor. Bul bulabilirsen. Yani yüz, yüz elli kilometre nehir. Yahut iki yüz, iki yüz elli kilometre nehir. Nerede bulacaksın? Mümkün değil. Sağlam metotlardan birisidir. Böyle bir sırrı vermezdim. Ama gene sır vermeye mecbur kaldık. Kuran’da Hz. Süleyman (a.s)’ın sandığı ifade edilirken bir nehirden bahseder.Nehirden geçmeden bahseder. Yine Mehdi (a.s) devrinde Fırat’ın suyunun kesileceğinden bahseder. Belki de Mehdi (a.s) Fırat’ın suyunu kesecek. “Altından bir dağ çıkacak” diyor. O hazine, Hz. Süleyman (a.s)’ın hazinesi bulunacak. Fırat’ın yatağının altında. Şimdi PKK’lılar heveslenip oraları aramaya kalkabilirler. İşte boş işlerle uğraşacaklarına onlarla uğraşsınlar inşaAllah.

“Siz bu savaş dilini kullandıkça ülkemin bir yerinde insanlar vuruluyor. Lice’de insanlar katlediliyor.” Biz ilimle irfanla İslam hakim olsun diyoruz. İttihad-ı İslam ilimle irfanla olsun diyoruz. Ne zaman silahla hakim olsun dedik? Ne zaman savaş dili kullandık? Savaş dilini PKK kullanıyor. Savaş diline karşı devlet kendini korusun diyorum. Siyasi bilinç verilsin, politik eğitim yapılsın. Tek yanlı yapıyor bu eğitimi PKK.

Mustafa Bülbül; “Hocam ailece sizi dinliyoruz çok güzel bilgiler veriyorsunuz. PKK’yı anlattınız. Olay çok doğru. Süpersiniz” diyor.

“Siz kanalınızda özellikle çocuk resimleri gösterilirken onların masumluğuna, günahsız oluşlarına, huylarının tatlılığına, güzelliklerine dikkat çekiyorsunuz. Ancak diğer televizyonları izlerken özellikle dizilerde çocuklar genelde kötü huylu, hep fitne düşünen, karakteri bozuk şekilde gösteriliyor. Örneğim benim çocuğum fedakar, kötülük düşünmez bir çocuktu. Ancak izlediği dizilerde hep entrika, bencillik, sinsilik olduğu için yavaş yavaş onları öğrenmeye başladı ve bunu arkadaşlarıyla oyun oynarken ya da bize karşı bile bazen uyguladığını görüyorum. Tedirgin oluyorum. Çocuklardaki masumiyeti, güzel ahlakı nasıl koruyup genişletebiliriz. Bu konuyu biraz bize açıklaya bilir misiniz?” Burada da Mehdiyet’in gücüyle olur. Yoksa nerede baş edeceksin. Bak masum çocuklara da kafayı deccal taktı. Masum çocuklara. Deccal hedef gözetmez. Kadın, çoluk çocuk hepsini yakmak ister.

“Müslümanlar Kuran’da bizi kurtaracak bir lider gönder diye dua ediyorlar. Demek ki her devirde Müslümanlar’ın bir lideri olması gerekiyor. Ya Allah’tan kork. Kuran’da öyle bir şey yazmıyor” olduğunu göstersem ne yapacaksın? Okusana o ayeti.

BÜLENT SEZGİN: Şeytandan Allah’a sığınırım “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)

ADNAN OKTAR: Şimdi ne oldu? Demek ki Kuran’da varmış. Demek ki Kuran bilgin zayıf. Bilmeden konuşuyorsun.

“Bu gün Lice’de üç kişi askerler tarafından öldürüldü. Bölmek isteyen sen ve senin gibiler” diyor. Askere saldırıyorsunuz, kurşun sıkıyorsunuz, yaralıyorsunuz. Günlerden beri asker yaralıyorsunuz. Yarılıyorsun derken yaralıyor PKK’lılar. Askerin seyretmesini istiyorlar. Askeri şehit ediyorlar. İnsanları şehit ediyorlar. Onları da vuran sizsiniz. Oradaki halka kurşun yağdıran da sizsiniz. Onu da askerin üstüne yıkıyorlar. Çok kötü provokasyon yapıyorsunuz. Çok kötü.

“Biraz önce kız gelince kamera göstermedi. Adnan Oktar o anda kızı öptü mü yoksa?” diyor. Fuat Fuat. Evet öptüm. Ne var? Allah Allah benim saklım gizlim yok. O da beni öpüyor, ben de onu öpüyorum. Ne var yani?

“Sürekli gençlerin eğitilmesini söylüyorsunuz. Peki genç olmayıp da eğitilmesi gerekenler asıl sorun burası” Asena Erenay. İşte anla genç derken, bütün milletimiz genç zaten. Seksen yaşına kadar gençtir insanlar. Koca dinç derler inşaAllah. 

“Milli bilinç olursa hiçbir sorun kalmaz, PKK kendi elemanlarına sürekli politik bilinç veriyor. Ama bizim gençlerimize politik şuur verilmiyor sözüne karşılık” Ayhan Temir; “Çünkü Hocam siz bile PKK-AK Parti ittifakını destekliyorsunuz”. AKP-PKK ittifakı niye olsun, nasıl olsun? PKK’nın yok edilmesini gerektiğini gece gündüz anlatmamızı duymuyorsan, filmlerimizi izlemiyorsan, kitaplarımızı okumuyorsan, PKK’nın nasıl büyük bir tehlike olduğunu bilinçlendirmek için halkımıza nasıl konferanslar verdiğimizi de bilmiyorsan, sen artık güneşin de olduğunu da görmüyorsun. Ayın da olduğunu görmüyorsundur. Kendini de görmüyorsundur. Ben ne diyeyim sana o zaman? Ama AKP-PKK desteklemesi durumu bazı insanlar tarafından savunuluyor gibi görünüyor. Diyor ki; “PKK desteklesin Tayyip Hocam cumhurbaşkanı olsun.” O  cumhurbaşkanlığından bir hayır gelmez öyle olursa. Hayır bereket gelmez. Uğurlu bir şey olmaz o. Yani helal bir oy olmaz. Helal oy değil. PKK oyulan cumhurbaşkanlığı mı olur? Milletimizin helal oyuyla olması lazım. Tayyip Hocam’ın da hiçbir zaman böyle bir talebi olmadı. PKK’ya karşı da aslan gibi tavrını koyuyor. Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan diyor. Gece gündüz anlatıyor. “Sizi mahcup edecek hiçbir şey yapmam” diyor, “yapmayacağım” diyor. “PKK’yla ittifak” nereden çıkıyor bu laflar?

Pirocan23; “Eğer cesaretin varsa Kandil’e git diyor. Benim için. Cesaretle ne alakası var bunun? Kandil’dekinin cesareti var mı buraya gelmeye? Ben oraya niye gideyim? Oradakinin cesareti varsa buraya gelsin. Biz oraya niye gidelim? Bile bile niye öyle anormal bir hareket yapalım? Müslüman’ın akıllı olacağı belli. Peygamberimiz (s.a.v.) gidip Mekke müşriklerinin arasına girmiyordu. Tedbirli davranıyordu. Ben Allah’ı, kitabı, dini, imanı reddeden adamların arasına niye gideyim, durduk yere? Elimizi kolumuzu sallayarak da gideceğimiz günler olacak. Sen biraz sabırlı olursan görürsün inşaAllah.

“İsmim Muhtarsım yabancıyım, Sudanlı’yım. Sizi arkadaşlarla birlikte Sudan’dan izliyoruz. Sizi çok seviyoruz. Sizi en kısa zamanda ziyaret etmek istiyoruz. Sizi örnek olarak izliyoruz”. Evet Muhtarsım Osman. “Hocam sizin gibi değerli bir Hoca’nın müridi olmak ve size biat etmek istiyorum.” Tamamdır kabul ettim. Bir kere müritlik ne alaka? Müritlik tarikatlarda olur. Biz tarikat değiliz. Arkadaş grubuyuz. “Biat etmek istiyorum” yani ben neyim de? Ben vatandaşım. Vatandaşa biat nerede görülmüş. Türk vatandaşıyım. Herhangi bir insanım. Allah’ın herhangi bir kuluyum ben. Biati biz Mehdi (a.s)’ye yapacağız beklersen. Ben de Mehdi (a.s)’ye biat edeceğim,  sen de Mehdi (a.s)’ye biat edersin. Onun vakti var acele etme.

Edanur Gürsoy; “Göster bana ey yar sonunda sen olan, başlangıcı beni aşkınla yakan” diyor. Allah Allah güzel bir cümle.

Bizim hocalığımız, lakap hocalık. Ben ne alimim ne de hocayım. Bizim çocuklarda öyle. Alim, hoca yok yani. Allah’ın herhangi bir kuluyuz.

“Canım Hocam nur gibisiniz, bir tanesiniz maşaAllah. Allah en yakın zaman da ellerinizden öpebilmeyi sizi görebilmeyi nasip etsin.” 

Masaüstü Görünümü