Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (9 Haziran 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Başbakan Erdoğan Lice’de bayrak indirilmesi olayıyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Bayrak indirilmesi konusunda söyleyebileceğim en şiddetli cümle neyse onu siz benden duymuş olun. Bunun çocuk olması bir şey değiştirmez. Bizim kutsalımız olan bayrak indiriliyorsa bunun karşılığı mutlaka olacaktır. Oradaki asker de komutan da hepsi bunun bedelini ödeyecektir” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Tayyip Hocam böyle şeylere karşı çok kararlı olacağını göstermiş oluyor. Demek ki bir lakaytlık hükümette olmaz. Onu vurgulamak istiyor. “Gereği yapılacaktır” diyor. Hakikaten şaşkınlık ve hayretle izliyoruz son zamanlardaki olayları. Ama tabii bu aynı zamanda hükümeti yıpratmak için de yapılmış bir oyun olabilir. Yani lakayt bir hükümet var, işte kutsallarımıza saldırtıyor hükümet falan gibi bir imaj vermek istiyor olabilirler. Tayyip Hocam da gereken cevabı bu şekilde vermiş oluyor.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, TSK da yazılı bir açılama yaptı. Şöyle diyor açıklamada: “Çocuklar ve kadınlar kullanılarak provokatif maksatlı yapıldığı, sivil ölümlerin amaçlandığı ve böylelikle kitlesel eylemlere zemin hazırlanması istendiği değerlendirilen ve tahammül sınırlarını zorlayan bu tür eylemlere karşı serin kanlı olmaya gayret sarfedilmektedir.”

ADNAN OKTAR: Evet, ordumuz böyle şeylerde titizdir. Milletimiz de titizdir. Ama bir süreden beri PKK’nın şımarıklığı daha da arttı. Fakat bu durmaz, katlanarak gelişir. Mesela o çocuklar için, o bir tecrübe olmuş oluyor. O daha büyük eylemler peşinde olur ondan sonra. Kendine güveni geliyor onun. Şimdi onu kahraman gibi görürler, bayrağı indiren çok takdir görür kendi aralarında. Öbürleri de imrenir. Biz de bayrak yırtalım, biz de indirelim gibisinden. Tehlike büyük. Eğitimle durdurulabilir eğitimle, ilimle, irfanla.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Orhan Miroğlu da iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün zamanında buna benzer böyle provokasyonlar yaptığını iddia etti, inşaAllah. Çok dikkatli olunması gerektiğini belirtti, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama dikkatli olmayla hallolmaz, eğitimle olur. Dikkat neyi gerektirirse yapıyorlar. Dikkatin sonucunda da böyle bir olayın olduğunu görmüş oluyoruz. Bir daha yapıyor, dikkatimizle bir daha görüyoruz, bir daha yapıyorlar bir daha dikkatimizle görüyoruz. Dikkatle olmuyor demek ki, eğitimle olur. Darwinist, materyalist sisteme karşı Allah’ın varlığını birliğini anlatan iman hakikatlerini, Kuran mucizelerini anlatan, şefkati, sevgiyi, merhameti anlatan bir eğitim uygulanması lazım. Hem materyalist eğitim yapacaksın, hem Darwinist eğitim yapacaksın o zaman sivri sinekler gelişiyor işte bu tip. Bu tip olaylar olur. Sürekli o gölde o oluşur. Sen istediğin kadar askeri müdahale yap, polisiye müdahale yap, bataklığın kurutulması lazım. O da fikirle, ilimle, irfanla olur, akılla olur onun dışında olmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, PKK her geçen gün yeni saldırılar düzenlemeye başladı. Bugün Lice’de bir askeri zırhlı aracın geçişi sırasında, PKK tarafından yola döşenen bir mayın patladı ancak ölen ya da yaralanan olmadı. Hakkari’de bir iş yerine molotofla saldırıldı. Çıkan olaylarda iki polis yaralandı. Kocaeli ve Ağrı’da da olaylar çıktı, burada da bir çok kişi gözaltına alındı. İstanbul Sancaktepe’de yüzleri maskeli 15 kişilik terörist grup bir belediye otobüsünün önünü keserek yolcuları indirip otobüsü yaktılar. Muş’ta 23 öğretmen kaçırıldı ve 12 saat sonra serbest bırakıldı.

ADNAN OKTAR: 23 öğretmen. İnsan kaçırma, yol kesme, asker yaralama, otobüs yakma günlük, mutat alışılmış olaylardan oldu. Ama eğitim kimsenin ağzında yok. Darwinist, materyalist eğitim var. Bu adamlar nasıl bu hale geliyor diye merak etmiyor mu insanlar? Ben hayret ediyorum. Bir kısım insanlar için söylüyorum ben bunu. Değil mi, bu nasıl oluyor? Bu adamlar bu PKK zihniyetine, PKK kafasına, bu komünist kafaya nasıl geliyorlar? Devletin bir uzmanı yok mu araştırsın? Bakacak ki kendi eğitim sistemlerinden kaynaklanıyor. Darwinist, materyalist eğitim olunca gençler komünist olur, bir çoğu komünist olur. Bunun ikinci bir ihtimali olmaz. Eğitim sisteminde yanlışlık var bunun düzeltilmesi lazım. Şimdi insan merak etmez mi? Yüz binlerce PKK’lı genç oluştu. Bir sosyolog, devletin bir bilim adamı yok mu? Bir rapor hazırlasınlar. Hiç mi merak etmiyorlar niye bu böyle oluyor diye? Mesela uyuşturucuya gençler alışıyor, araştırıyorlar. Bir şey oluyor sebebi araştırılıyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması var, bu neden oluyor? Bunu tetikleyen nedenler ne? Bu gençler bu inanca nasıl kavuşuyor? Bu inancı nasıl geliştiriyorlar? Nasıl bu kararlılığa sahip oluyorlar? Devletin araştırması lazım. Bir komisyon kursun bilim adamlarından oluşmuş, rapor versinler. O raporlara göre de devlet tedbir alsın. “Gerek duymuyorum” diyorsa devlet, o zaman bizim söyleyecek lafımız yok. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Ardan Zentürk, bayrağı indirmeye çocuk gönderilmesinin kasıtlı olduğunu, onu gönderen kişilerin intihar komandosu olarak onu gönderdiğini, bu nedenle çocuğun vurulmamış olmasının bu oyunu bozduğunu, aksi takdirde çok büyük eylemler yapılabileceğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Vurarak nereye varacaksın? Eğitim diyoruz, vurmadan bahsediyorlar. Kan gördü mü onlar kudurur. Komünizmin gelişmesi zaten kana bağlıdır. Ne kadar kan varsa, o kadar komünizm gelişir. Komünizmin en çok ihtiyaç duyduğu olay ve faşizmin de en çok ihtiyaç duyduğu olay kandır. Kan ne kadar artarsa komünizm de, faşizm de o kadar gelişir. Ona muhtaç olurlar. Onun için sürekli kan teşvik edilir. Anlaşılmayacak gibi bir şey değil bu. Çünkü bak, “Kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak” diyor. Yani komünizm çıkacak diyor. Bu anlaşılmayacak gibi değil ki. Adam zaten kan istiyor, kandan çekinmez. Kendi kanını da akıtır, başkasının kanını da akıtır. Eğitimle halledelim diye düşünülmemesi mucize. Eğiterek halledelim denmesi ilk akla gelecek fikirdir. Mesela çocuk toprak yiyor, bir şey yapıyor, yanlış bir şey yapıyor sokakta eğitiyorsun, “yavrum bunu yapma yanlış” diyorsun. Yahut sokağa çıkıyor kendi başına, “yavrum bunu yapma” diye eğitiyorsun “Bunu yapma” diye. Bunu da eğitmen lazım.  Çünkü eğitmiyor, vereceği cevap yok. Tartışamayacağı kanaatinde devletin bazı birimleri. Yani komünistlerle tartışamayacağı, fikren yenemeyeceği kanaatindeler. O zaman mağlup oldun demektir. Tartışamayacağın kanaatindeysen mağlup oldun zaten. Fikren yenemeyeceğine inanıyorsan bittin. O belirli bir süreç içerisinde yok olur gidersin. Fikren mağlupsan neyin mücadelesini veriyorsun? Fikren mağlup olmak ne demek? “Karşı taraf haklı” diyorsun. “Ben verecek cevap bulamıyorum ama gücüm yettiği kadar karşı koyacağım” diyorsun. “Haklı olduklarını biliyorum” diyorsun. Karşı taraf yanlışsa bilimsel cevabını ver konu bitsin. Sen bilmiyorsan bize söyle biz yapalım. Bize de müsaade etmiyor, kendi de yapmıyor. Sonuç böyle oluyor sonra bas bas bağırıyorlar. Her gün yaparlar ve her gün de tırmandırırlar. Eğitimin dışında yol yok. Fikrine güvenemiyorsan, düşüncene güvenemiyorsan yenildin zaten. İnancına güvenemiyorsan yenildin. İnancına güveniyorsan ne bekliyorsun? Düşüncene güveniyorsan ne bekliyorsun? Hemen yen, konuş ve yen. Yendiğini bütün dünyaya göster. Bir tek onları yenme bütün dünyayı yen. “Nasıl gücümüz yetsin” diyorsan uğraşmana gerek yok zaten, temelinde bitti demektir Allah vermesin.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Ufuk Uras da bir konuşmasında, “Daha önce dindardım namaz kılardım ama lisede Darwinizm eğitimi sonucunda düşüncelerim tamamen değişti demişti Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Abdullah Öcalan da diyor, “önce Allah’a inanıyordum ben” diyor. “Sonra okulda kitapları okudum, Darwinizm’i, materyalizmi anlatan kitaplar okudum, kendim Allah oldum” diyor haşa. “Kendim Tanrı oldum” diyor. “Allah’ı inkar ettim” diyor. Eğitim sistemi bunu getiriyor, anlamazdan geliyorlar. Nereye kadar anlamazdan geleceksin? Uzatmaya gerek yok. Fikrine güveniyorsan çık ortaya ve yen, konuyu bitir. Fikrine güvenemiyorsan neyin mücadelesi bu? Adım adım, milim milim, santim santim mağlubiyete gidersin. İşte direne direne bırakmış olursun. Zaten adamlar da adım adım ilerliyorlar. Yani geriye adım hiç yok PKK’da, hep ileri adım, hep ileri adım. Sürekli mevzi kazanıyorlar. Eskiden böyle şeyler tahayyül edilemezdi ,şu an çok sıradan bir vaka olarak görülüyor. Mesela adam kaçırma falan, asker yaralama çok sıradan bir konu olarak görülüyor. Kimseyi ilgilendirmiyor, bir çok kişiyi ilgilendirmiyor. Çok az insanı ilgilendiriyor. Nasıl olsa kendi yaralanmamış. Asker yaralansa ne yapacak? Öğretmen kaçırılıyormuş, kendi çocuğu kaçırılmış mı? Kaçırılmamış, bitti, ilgilendirmez. Lenin öyle söylüyor diyor ki; “Komünizm gelişirken kapitalistler hiçbir şekilde kendileri ortaya çıkmazlar” diyor. “Kendi malının derdinde olurlar, kendi çıkarlarının derdinde olurlar. O egoist ruhla gözü adeta görmez” diyor. “Komünizm kapıya dayanıncaya kadar da görmez” diyor. “Onun için çok rahat hareket edebilirsiniz” diyor. “Onu mal hırsı sarmıştır, dünya hırsı sarmıştır, adeta gözü kör hale gelmiştir, gözü görmez” diyor. “Komünizmin gelişmesinden, yeni ataklardan, terör hareketlerinden etkilenmez” diyor. “Zannetmeyin ki karşımıza çıkarlar bize engel olurlar diye bir durum olsun, böyle bir şey olmaz” diyor. Hakikaten de olmuyor. Bazı insanlar için söylüyorum. Hakikaten engel olmuyor adam. Delirmiş gibi çıkarının peşinde. İşte kız arkadaşı olsun, eğlensin, diskoteğe gitsin, iyi giyinsin, iyi yesin, iyi bir evi olsun, iyi bir evlilik yapsın. Mesela bazı kızlar yabancı dil öğreniyor, üniversiteye gidiyor. “Niye?” diyorsun. “Evleneceği kişinin de aynı ayarda olması için buna ihtiyaç var” diyor. Üniversite mezunuyla evlenebilmesi için onun da üniversite mezunu olması gerektiğine inanıyor. Yabancı dil; “o da o zaman yabancı dil bilmesi gerekir” diyor. Adam kızına araba alıyor, damatta da araba olması mevzubahis oluyor o zaman. Kızın arabası var, damadın nasıl olmaz? Kıza ev alınıyor damadın da evi olması gerekir. Adam bunlarla ilgileniyor. Ancak bir gün evine bir ateş düşerse feryadı basıyor, onun dışında ilgilendirmiyor. Bazı insanlar için söylüyorum.

Milli bilinç, siyasi bilinç, manevi bilinç çok hayati. Milli bir seferberlik ilan edilip, bütün üniversitelerde, ilkokul, ortaokul, lise her yerde güçlü bir eğitim sistemiyle PKK’ya karşı, komünizme karşı, materialist, Darwinist sisteme karşı gençlik eğitilmeli. Onun dışında Türkiye’yi yutacaklar, belli. Adım adım da ilerliyorlar. Mesela Emeni Diasporası falan diyorlar, onlar da her seferinde yeni bir adım daha atıyorlar. Mesela Başbakan’a bir şeyler söylettiler, “Başınız sağolsun, üzgünüz” gibisinden. O onlar için şimdi yeni bir atak. Çünkü onlar bunu kendileri söylemedi. Onlar şimdi diyor ki; “Türkiye bir suç işlemese Başbakan çıkıp özür diler mi?” diyor. Yahut “taziye de bulunur mu?” Yahut “acı bir durum olduğunu söyler mi?” diyor. Çünkü Başbakan, “İki taraf da acı çekti, iki taraf da taziyede bulunması gerekir” demedi. Onların taziyede bulunacağını düşündü. Yani onların da karşı taziyede bulunacağını düşündü, adamlar karşı taziyede bulunmadılar. Şimdi bir siyasi cephe kazanmış oldular. Yani hukuki bir delil oluşturmuş oldular. “Bakın Başbakan’ınız kabul etti ama biz kabul etmiyoruz.” Yeni bir cephe. PKK’da da yeni bir atılım, yeni bir cephe oluşmuş oldu. Ve her gün cepheyi genişletiyor PKK. Hem dağda güçleniyor, hem yurtdışında güçleniyor, hem eylemleriyle güçleniyor, hem taraftarlarına müthiş bir cesaret ve moral veriyor. Bir örgütün güçlenmesi için taraftarlarına moral vermesi son derece önemlidir, terör örgütlerinde. Eylem olmadığında terör örgütü bitkinleşir. Yani gücü azalır. Onun için sürekli eyleme ihtiyacı vardır, sürekli kana ihtiyaç vardır. Mesela diyor ki “On askeri yaraladık, on tane eylem yaptık, on yere bomba koyduk, on yerde patlama oldu.” O, o gün örgüt için bayram sevinci oluyor. Evlerde, dağda her yerde bir bülten olur. Zaten radyolar sürekli haber veriyor, televizyonlar anlatıyor. Onların kulağına gidecek şekilde, yani sağır sultanın dahi duyacağı şekilde bütün eylemler duyuluyor. Her eylemde onlar “hurra” diye seviniyor. Bayram sevinci yapıyor. Moral buluyor. Onlar için neşe kaynağı oluyor. Ertesi günkü eylemler için yeni bir heyecan olmuş oluyor. Mesela Türk Bayrağı’nı indirmek; çok heyecan verici onlar için. Türk Bayrağı ilk defa indirmediler, defalarca indirdiler. Salonda indirdiler, Türk bayrağı yaktılar, ayaklarının altında ezdiler. İlk defa olan bir şey değil bu. Alışıklar onlar bu konuya. Yine yaparlar ayrıca. Yani öyle bir çekingenlikleri yok. Ama eğitim konusunda hükümet adım atmıyor. Milli seferberlik konusunda hükümet adım atmıyor. Gençliğin durumu ortada. Bir kısım gençler hakikaten manevi değerlere önem veriyor. Hakikaten dava adamı kafasında. Ama bir kısmını hiç ilgilendirmiyor olaylar. Haberleri yok, hatta kapatıyor televizyonu. Muhatap olmak istemiyor. Keyfini kaçırıyor adamın. Milli seferberlik, milli bilgilerin verilmesi, imani, Kuran-i bilgilerin verilmesi, tek çözüm. Bediüzzaman da aynısını söylüyor. Bunun dışında bir yol yok. Belanın adım adım geldiğini gördüğümüz halde eğer beklersek, çok büyük hata yaparız. Bizim yaptığımız faaliyetlerle konu bitmiyor. Bizim imkanlarımız sınırlı. Gerçi bütün gücümüzle gayret ediyoruz ama belirli bir kitleye ulaşabiliyoruz. Bu ancak devlet müdahalesiyle olur. Devletin bu konuda bize destek olması, yardımcı olması lazım. Bizi seyretmekle olmaz. Biz tek başına belirli bir derecede etkili olabiliyoruz. Ama öbür türlü felaket kapıya dayanır. Bak eylemler sayılıyor, insanların aklında bile kalmıyordur birçoğu. Her biri bir felaket. Asker yaralanıyor mesela. Asker yaralanıyor, sakat kalıyor çocuklar. Mesela omuzuna kurşun yiyor, omuzu gidiyor. Bir kolu tutmuyor. Dizinden vuruyorlar, topal kalıyor. Mesela gözüne geliyor, gözü âmâ oluyor çocuğun. Kulağına geliyor kulağı duymuyor. “Nasıl olsa benim çocuğum değil” diye adam ilgilenmiyor. Bir kısım insanlar. Hakikaten de ilgilenmez, sonuna kadar da ilgilenmezler eğitilmezlerse eğer. Yani böyle dev bir tehlikeyi nasıl görmezden gelirler? Ben anlamıyorum. Tayyip Hocam’dan istirham ediyoruz. Devletin bütün birliklerini ayaklandırsın, harekete geçirsin. Her kaybedilen dakika, saat aleyhimize. Sonra çok geç kalmış olacaklar. Yani eğitime karar verseler dahi, artık yapacak bir şey kalmaz. Son ana kadar beklemenin alemi yok.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Başbakan bayrak indirilmesi konusunda cevap verirken, tüm halkı Tokat’taki halkımız gibi tepki vermeye çağırdı. Bu haliyle biraz tepki aldı. Herkesi sokağa çıkmaya çağırıyor gibi oldu inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Tepkiyle, sokağa çıkarak bir şey elde edilmez. Sadece iç savaş çıkar, arbede çıkar. Eğitimle hallolur.

“Bataklığın kurutulması sadece ilimle, irfanla olur.” Sözüme karşılık Davos Fatih’i 35 “Her zaman ilimle olmaz, bazen de anladığı dilden konuşacaksın. İlim, irfan insanlara geçerli bir şey.” Tamam da, sen onu insanlıktan çıkarıp “maymunsun, mikroptan geliyorsun” dersen, adam da böyle olur. Sen ilimle, irfanla “sen mikroptan gelmedin, maymundan gelmedin. Sen insansın” dersen adama normal olur. Sen gece gündüz adama “sen maymunsun” dersen “maymundan oluşmuş, mikroptan oluşmuş bir şeysin” dersen, o zaman da “ben gereğini yapıyorum” diyor adam işte. Buradaki mantıksızlığı anlamanız lazım artık. Askeri yöntemler uygulandı otuz yıldan, kırk yıldan beri PKK hacim aldıkça aldı, geliştikçe gelişti, güçlendikçe güçlendi. Devlete, hükümete kafa tutacak hale geldi. Hükümet artık MİT elemanlarını gönderip anlaşmaya çalışıyor. Geçirdiği safhalara bak, gelişme gücüne bak. Hayret edilecek bir güce ulaşmış oldu. Bir de alenen kandırıyor. Devletin birimlerini kendilerince kandırıyorlar. Mesela diyor ki; “biz çıkacağız, silahları bırakıp çıkacağız. Siz bize müsaade edin. Polis, jandarma kimse karışmayacak” diyor. Adamlar ellerini kollarını sallayarak yaşlı olanların, hasta olanların hepsini Irak’a gönderdiler. Genç olanlar da dağa çıktı. Onlara da ses çıkarılmadı. İnene de, çıkana da ses çıkarılmadı. Şimdi on binlerce kadrosuyla dağlarda yer aldılar. Dağlar onların kontrolünde. Gece kimse dışarı çıkamıyor. “Çıkıyorum” diyen varsa bana haber versin. Güneydoğu’ya gitmek cesaret işi oldu artık. Birçok insan gidemiyor. Parti liderleri gidemiyor, siyasetçiler gidemiyor, tanınan hiç kimse gidemiyor. Ancak bilinmeyen, tanınmayan insanlar gidiyor. Onlar da çok tedirgin olarak gidiyorlar. Bu, PKK’nın kendi kafasına göre, başarısı. “Anladığı dilden” o da senin anladığın dilden konuşuyor işte. O da senin anladığın dilden konuşuyor. Sen onun anladığı dilden konuşuyorsun. Ortalık birbirine giriyor. Ama sen onu Darwinist, materyalist yetiştirmezsen, ona “hayvan” demezsen, “hayvandan geliyorsun” demezsen, “insandan geliyorsun” dersen o, insan gibi davranır. Ama sen “hayvandan geliyorsun” dersen, “atan hayvan” dersen, “baban, deden senin hayvan” dersen, o da hayvanlık yapıyor işte. Hayvan hareketleri yapıyor, hayvan vahşiliği gösteriyor. Hayvan yırtıcılığı gösteriyor. Hayvan dinden sorumlu mu? Adam diyor; “hayvan olduğuma göre, dinden de sorumlu değilim” diyor. “Sen insan olduğunu iddia ediyorsundur, sen sorumlu ol” diyor.

OKTAR BABUNA: Abdullah Öcalan, Hocam “insan en sosyal, en vahşi, en acımasız hayvandır” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak “en sosyal, en vahşi, en acımasız hayvan” diyor Abdullah Öcalan, insan için. Muntazam Darwinist propaganda devam ediyor. Suudi Arabistan’da da devam ediyor, Suriye’de, Mısır’da, bütün İslam aleminde. Kasıp kavruluyor İslam alemi.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bugün Diyarbakır Baro Başkanı yol kapama eylemleri için “Her ülkede ara sıra böyle, çocuklar çıkar eylemler yapar. Olayı büyütmeye gerek yok” dedi. Bayrağın indirilmesiyle için de; “Bayrağı tabulaştırmamak lazım” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Hoppala. “Vatanı tabulaştırmayın, bayrağı tabulaştırmayın, toprağı tabulaştırmayın. Bölünse ne olur?” Mantık mı bu? Bu hale geldiyse sistem ve üslup da bu hale geldiyse, artık ilgililerin düşünmesi gerekir. Bir fevkaladelik var. “Tabulaştırmayın”, “Kuran’ı tabulaştırmayın” diyor “bayrağı tabulaştırmayın, mukaddesatı tabulaştırmayın, milleti tabulaştırmayın.” Nedir, kutsal olan ne o zaman? Bize bir söylesin.

BÜLENT SEZGİN: “Olur böyle şeyler” diyor.

ADNAN OKTAR: Olur böyle şeyler. Bize göre de olmaz.

Teoman: “Gençleri sadece komünizme yönelten şey yanlış eğitimdir. Eğitim sisteminde yanlışlıklar var. Bunun düzeltilmesi lazım.” Teoman da diyor ki, “özellikle dini eğitim şart.” Din dersi koyuyorlar. “Peygamber (s.a.v.)’in savaşları” işte “ne yerdi Peygamber (s.a.v.),ne giyerdi, babası kimdi?” O, o kadar. Bu da dini eğitim oluyor. Namazın şartlarını öğretiyorlar, abdestin şartları. İmana saldırmış senin karşındaki adam. Bak Darwinist, materyalist senin imanına saldırmış. Önce imanın kurtarılması lazım. Darwinizm’e, materyalizme batmış bir adama Peygamber (s.a.v.)’in hayatını anlatsan ne etki edecek? Namazı öğretsen ne etki edecek? Sen önce adama “hayvansın” diyorsun zaten, “atan hayvan” diyorsun. “Hz. Adem (a.s)’dan geldin” demiyorsun ki sen. “Âdem diye bir Peygamber yok” diyorsun “öyle birisi yok” diyorsun. “Senin atan hayvan” diyorsun. “Hayvandan geldin, seni kandırdılar” diyorsun. “Her şey evrimle oldu” diyorsun bütün kâinat “Allah yaratmadı” diyorsun “kâinatı.” Gel sana namazın şartlarını öğreteyim şimdi” diyorsun arkasından. İşte o zaman da yeşil komünistler oluşuyor. Yarı komünist, yarı Müslüman, ondan sonra onlar da terörist oluyorlar. Bütün İslam âlemini kana boğuyorlar böyle olmaz.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam, tahkiki imana dikkat çeken yalnızca sizsiniz Allah razı olsun inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Bediüzzaman en büyük tehlike bu” diyor. Ve “komünizme karşı, komünist belasına karşı da, tek çözüm iman hakikatleridir, Kuran mucizeleridir” diyor.

“Hocam, ben Adana’dan size mesaj yazıyorum. Bugün bir camide bir arkadaşımla akşam namazı kılıyorduk. Hanımlar mescidindeki ekteki yazılar gibi çok fazla yazı vardı. Biz de o mescide sizin kitaplarınızdan bıraktık Hocam. Gelen mümin kardeşlerimiz okusun diye. Allah sizden razı olsun. Dinin gerçeğini sizden öğreniyoruz” diyor Adana’dan. “Üzerinize koku sürüp, parfüm sürüp sokağa çıkmayın” diye camiye yazı yazmışlar hanımlar için, bakımsız olacaklar. “Pantolon erkek kıyafetidir. Erkeğe benzeyen kadına ve kadına benzeyen erkeğe Allah lanet eder.” Pantolon erkek kıyafetidir. Peki, sen diyorsun ki bak; “Erkeğe benzeyen kadına ve kadına benzeyen erkeğe Allah lanet eder.” Pantolon gayet güzel kadınları saran kapatan bir kıyafet, soğuya karşı da çok iyi koruyan bir kıyafet. Şalvar giyiyorsun. O devirde şalvar var, pantolon tarzında yapılmıyor, aynısı. Şalvar kolay olduğu için onu yapıyorlar. Her şalvar da bol oluyor diye bir iddiada bulunamayacaklarına göre. Mesela kimi dar şalvar giyer, kimi bol şalvar giyer. O zamanın pantolonunun adına şalvar denmiş. Şimdi pantolona pantolon deniyor. Şu mantık mı? Mesela erkek entari giyer mi? Dersin ki, o zaman “olmaz, kadına benzemektir.” Suudi Arabistan’da bütün erkekler entari giyiyorlar. Kadın kıyafeti olarak bilinir. Demek ki geleneğe ve örfe göre değişiyor. Mesela Türkiye’de bir delikanlı entariyle gezse çok anormal karşılarlar. Ama Suudi Arabistan’da çok doğal karşılanıyor. Kıyafetler örfe göredir, geleneğe göredir. Dolayısıyla istediği kıyafeti giyer. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanındaki örfe uygun kıyafet giydi Peygamberimiz (s.a.v.). Müşrikler de aynı kıyafeti giyiyordu. Cübbe giyiyorlardı, entari giyiyorlardı. Sarık sarıyorlardı veyahut şalvar giyiyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.) de aynı kıyafetleri giymiştir. Hatta filmlerde falanda görürsünüz. Mesela Mekke müşriklerini gösteriyorlar, hepsi sarıklı. Sahabeleri gösteriyor filmde, güya artist olan kişiler o kılıkta olmuş oluyorlar. Onlar da sarıklı, cübbeli, hepsi aynı kıyafeti giymiştir. Hristiyanlar da sarıklı, cübbeliydi. Museviler de sarıklı, cübbeliydi. O devrin modası, o devrin kıyafeti, örfü oydu. Peygamberimiz (s.a.v.) bu devirde olmuş olsa bu devrin örfüne, kıyafetini uygun hareket eder. O bölgeye göre hareket eder.

Bir hanım çiçek kokar, mis gibi olur. Ter kokusuyla hanım dışarı çıkar mı? Yazık, gelenekçi, başörtülü kızlar geliyordu bana, çok fazla geliyordu. Sohbet ediyordum. Hep ter kokuyordu çocuklar. “Yavrum niye deodorant kullanmıyorsunuz?” diyordum. “Hocalarımız müsaade etmiyorlar” diyor. Ne kadar aşağılayıcı bir şey bir genç kız için. Ne ıstırap o çocuklara, zaten kalın giydiriyorsun üst üste. Akıl almaz ter kokuyor çocuklar. Bu eziyete ne gerek var? Kendileri yaka bağır açık geziyorlar. Her türlü kokuyu sürüyorlar.

OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.) “Bana üç şey sevdirildi” diyor; “Namaz, güzel koku, saliha kadın.

ADNAN OKTAR: Tabii, bunlar kadınlara haram. Sırf erkeklere, dünya erkekler için yaratılmış gibi onların ifadesine göre. Kadın diye bir şey kalmıyor zaten “yarım” diyor onlar. Müthiş bir nefret üslubu var gelenekçi İslam anlayışında. Kadınlara karşı. Cehennemi onlar dolduruyor. Her yerde onlar uğursuzluk getiriyor. Uğursuzluk getiren üç şey vardır diyor; birisi kadın.

AYLİN KOCAMAN: Namaz bozuyor.

ADNAN OKTAR: Kadın namaz bozuyor; köpek, domuz, Yahudi ve kadın. Bu kadar aşağılama olur mu?

Hanımlara böyle eğlenmeyi adeta hayal haline getirmişler. O da kadınları kasa kasa kasa kasa hep sinir hastası oluyor içine kapalı olan hanımlar. Bu gelenekçi, tutucu hanımlar hep sinir hastası, hep psikolojisi bozuk. Eşlerinden birçoğu nefret ediyor. O ondan nefret ediyor, o ondan nefret ediyor. Çünkü hayatta onun nimet olarak göreceği hiçbir yok. Yemek yemesi bile onun için yasak. Sade yemek yiyebilecek, işte yerde ve eliyle yiyecek, aç kalmayacak kadar. “Kırk lokma yeter” diyor zaten. Sayacakmış sanki onu bir bir, böyle hayat olur mu? Gülme; zinhar yasak, müzik dinleme; zinhar yasak. Komşudan müzik geliyor evin içinde duramıyor çocuk günaha giriyorum diye. Televizyon haberlerini açıyor. Orada müzik sesi var. Sahtekâr ve Allah’a asi olduğuna inanıyor o anda. Sokakta mesela dolmuşta müzik çalıyor. İstese dolmuştan inebilir. İnmiyor o müziği dinleyerek gidiyor. Kendini ahlaksız, zalim, Allah’a karşı isyan etmiş bir insan olarak görüyor. Ama bu akşama kadar böyle günahkârlık ve Allah’a isyan eden insan kafası içerisinde yaşıyor. Nereye giderse gitsin. Mesela “kimseye bakmayacaksın” diyor. Gözü birisine ilişiyor bakıyor. Yabancı birisine bakıyor, dikkatlice bakıyor. Yine harama girdiğine inanıyor. Mesela bir ara boş bulunuyor gülüyor, kahkahayla gülüyor; yine harama girdiğine inanıyor. Hep Allah’a asi olduğuna inanıyor ve münafık olduğuna inanıyor. Onun azabıyla yaşıyor. Hayatı adeta cehenneme dönüyor. Böyle hayat olur mu? Mesela arkadan müzik çalıyor içi gidiyor. Eğlenmek ister, gülmek ister, konuşmak istiyor hepsi yasak. Evi eğer çarşıya doğruysa. “Evi hemen biriketle ördüler” diyor “sahabeler”. Evi çarşıya doğruya olanlar. “Kadına yazı yazmayı öğretmeyin” diyor. “Dostuna mektup yazar” diyor. Potansiyel günahkâr olarak görüyorlar. Her türlü gayri meşru işlemi yapacak birisi olarak görüyorlar. Suç makinesi gibi görüyorlar.

AYLİN KOCAMAN: “Sesi belli olmasın diye ağzına çakıl taşı alması gerekir” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak tabii. Bu hadis kitaplarında açık açık yazıyor. “Sesinin güzel olmaması için ağzımıza” diyor “çakıl taşı doldururduk” diyor. Bir kadının ağzında çakıl taşıyla gezmesi böyle hayat olur mu, bir kadına bu kadar zulüm olur mu? “Cehennemin yüzde doksan dokuzu kadınlardan oluşacak” diyor. “Kadınlar yarımdır” diyor “yarım varlıktır” diyor. “Üç şeyde uğursuzluk vardır” diyor “biri kadın. “Kadınlara danışın” diyor “her danıştığınızın tam tersini yapın.” Bu nasıl bir nefrettir, bu nasıl bir sevgisizliktir? Aksini yapan kadına da kendilerince böyle aşağılık, çirkin ifadeler geliştirmişler, küfür ifadeler. İşte bunu şöyle yapan kadın böyledir. Bunu böyle yapan kadın böyledir. Kocasına hizmetkârdır. Kocasının üstünde pis, iğrenç maddelerden bahsediyor burada söylemiyorum. İnsan okurken bile iğreniyor. Mide bulandırıcı, iğrenç maddeler. “Kocasının üstü kaplı olsa da dahi kadın onu diliyle yalasa yine kocasının hakkını veremez” diyor. Bu adam neymiş böyle? Nihayet o çocuğa bir tabak yemek sunuyor. Birkaç kıyafet. “Yemeyi de fazla vermeyin diyor azar sokağa çıkar” diyor. Yarı bitkin olacak şekilde yemek verin” diyor. Bu ne kadar zalimlik bu.

AYLİN KOCAMAN: “Sopayı görünür bir yere asın edeblendirme de daha hızlıdır” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, “kadın görsün diyor sopayı, asın bir yere” diyor ipiyle koskoca odun asılı duruyor duvarda. Bunu yaparsa kadın, mükemmel olduğunu düşünüyor ama yine de yüzde doksan dokuz cehenneme gideceğine inanıyorlar.

DAMLA PAMİR: Hocam, bir hadiste şöyle geçiyor “Ashabı Kiram karılarının pencere ve kapı aralıklarından dışarıyı seyretmelerini ve erkek görmelerini önlemek üzere evlerinin pencerelerinin sıkı sıkıya kapatırlar. Dışarıya bakanlara dayak atarlardı.”

ADNAN OKTAR: Bak şu uydurma hadislerle bu müşrik sistemi ayakta tutmaya çalışıyorlar. Bir de gelenekçi hanımlar da bunları iftiharla savunuyor. Yarım olduğunu ve bu tip uygulamaların kendine yapılması gerektiğini ilim olarak anlatıyor. Diyor ki; “Ben alimeyim, âlim kadınım anlatayım size” diyor. “Bunların uygulanması lazım kadına” diyor kendine de uygulatıyor, başka kadınlara da uygulanması lazım” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Allah ayette şöyle buyuruyor inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden dolayı şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz” (Nahl Suresi, 116) inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Öyle bir din oluşturmuşlar ki böyle bir dinin ayakta durması mümkün değil. Allah mucize olarak Mehdi (a.s) devrine kadar dini ayakta tutmuş. Mehdi (a.s) da geldiği için artık bundan sonra dini deviremezler. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Din ahir zamanda ölecek. Mehdi (a.s) vesilesiyle diriltilecek” diyor. “Ölümünden sonra diriltecek” diyor “dini, İslam’ı” diyor “Mehdi (a.s)” Peygamberimiz (s.a.v.).

GÖKALP BARLAN: İçine düştükleri durumu da Yüce Rabbimiz Allah Kuran’da şöyle belirtiyor Hocam; kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar Allah’ın rızasını aramak için bidatlar türettiler ama gereği gibi uyamadılar” (Hadid Suresi, 27) diyor inşaAllah.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Hocam, az önce söylediğiniz uydurma hadis şöyle geçiyor; “Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir.”

ADNAN OKTAR: Böyle bir dine adam girer mi? Hem Darwinist, materyalist yetiştireceksin. Arkasından da böyle din var diyeceksin. Cehenneme çağırıyorsun adamı. Din değil bu anlattığın senin. Din çoktan yok olurdu da Allah korudu, Allah muhafaza etti.

DAMLA PAMİR: Şeytandan Allah’a sığınırım Allah bir ayette şöyle bildiriyor; “Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kimdir?” (En'am Suresi, 21) diye.

ADNAN OKTAR: Allah adına yalan söylüyorlar. Hakikaten “daha da zalim yoktur” diyor Allah. En zalim onlardır. Yani  müşrikler, yobaz takımı.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Allah ayette şöyle buyuruyor şeytandan Allah’a sığınırım; Siz insanlara iyiliği emrederken kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz yine de akıllanmayacak mısınız?”  (Bakara Suresi, 44)

ADNAN OKTAR: İşte Kitap’ı okuyor, Kitap’a uymak istemiyor. Nerede Kuran’da müziğin haram olduğu geçiyor? Nerede dansın haram odluğu geçiyor? Nereden çıkarıyorsun onu? Bir kadının zina etmesi haramdır. Gayri meşru cinsel ilişkiye girmesi. Yoksa bakımlı olması, temiz olması, güzel kokması, gülmesi, neşelenmesi onun için bir nimettir. Ama iffetine titizdir mümin kadın. Mümin erkek de titizdir. Mümin kadın da titizdir. Sırf kadın için değil.

Hasan Gönül Ölmez, Hgnlmez; “Saygı değer Adnan Hocam bu akşam Ankara’nın bağları gelir mi?” Üstatlar olursa gelir. Hakkını verecekseniz. Çünkü Ankara’nın bağları önemli bir parça.

“Mavi gömleğiniz ve mavi tespihiniz muhteşem uyumlu aşkım” diyor. Evet doğru, şahane.

“PKK’ya karşı milli seferberlik ve eğitim çalışması öneriniz çok isabetli. Aşkım ne şahane üstün aklınız var” diyor başka bir hanım kardeşimiz. “Ne güzel yön gösteriyorsunuz” diyor. “Büyük nimetsiniz” diyor maşaAllah.

“Ben Hollanda’dan Abdülcelal Kartal 1995 doğumluyum. Size gıpta ediyorum” diyor maşaAllah. Celal Kartal Seni Allah Mehdi  (a.s) talebesi yapsın. İsa Mesih’in talebesi yapsın.

Evet size biraz Kehf Suresi’nden okuyayım. Kehf Suresi’nin ana özelliği Mehdiyet’i anlatmasıdır. Sembolik olarak anlatır. Yoksa Cenab-ı Allah hikaye olsun diye anlatmıyor. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla “Hamd” önce hamdla başlıyor Cenab-ı Allah. Hamd etmek nimetin atmasına vesiledir, elhamdülillah. “Kitab'ı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir” (Kehf Suresi,1)  Yani bir eksiklik, kusur, noksanlık yok. Ama ne? Kitap, sadece kitap. Artı Hadis demiyor. Sadece Kitap,” bir çarpıklık da yok” diyor. “Eksiklik noksanlık yok” diyor Cenab-ı Allah. “Dosdoğru (bir Kitap'tır) ki, Kendi Katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için”   hem korkutmak ama Müminlere müjde vermek.  İttihad-ı İslam, Mehdiyet, İsa Mesih, cennet. “(onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.” (Kehf Suresi,2)  Ama Kuran için Cenab-ı Allah eksik noksan demiyor. “Dosdoğru bir kitaptır” diyor. Önce hamd ve Kuran’la başlıyor. Demek ki başarının sırrı neymiş. Kuran’a tam uymak, Kuran’a tam bağlı olmak. Mehdiyet için ve sürekli hamd etmek, elhamdülillah. Yani her nimeti Allah’tan bilmek. “Onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar.” (Kehf Suresi,3) Yani mümin cennetin güzelliğini sürekli düşünerek, cenneti hedefleyerek yaşıyor. Dünyayı hedefleyerek yaşamıyor. “(Bu Kur'an) "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur.” (Kehf Suresi, 4) Aynı zamanda Hristiyanlar’a da yöneliktir diyor Cenab-ı Allah. Onların eksik ve yanlış, hurafe olan yönlerini düzeltir. Mesela “Allah çocuk edindi” bu yanlış bunu düzeltiyor. Ama İsa Mesih inecek diyor İncil, Kuran bunu düzeltmiyor. Çünkü bu doğru. Ama İncil’de yanlış olanları Kuran hep düzeltmiştir. Mesela bu yanlıştır, bu yanlıştır, bu yanlıştır. İncil’de yanlışları hep saymıştır Kuran. Tevrat’taki yanlışları da sayıyor Cenab-ı Allah. Ama doğru olanı ellemez. “Bu konuda ne kendilerinin, ne atalarının hiçbir bilgisi yoktur” (Kehf Suresi, 5) diyor Cenab-ı Allah. “Yalan söylüyorlar” diyor. “Ne kendilerinin bilgisi var, ne atalarının. Böyle bir bilgi hiçbir yerde yok” diyor Cenab-ı Allah. “Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük” (Kehf Suresi, 5) diyor Allah. Yani “yanlışlığı, zarar verme gücü ne kadar büyük” diyor Allah. “Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar” (Kehf Suresi, 5)  diyor Allah. Ehli kitabın yani Hristiyanlar’ın mühim bir hatasını en mühim hatalarından birini Cenab-ı Allah vurguluyor. Demek ki Mehdiyet Hristiyanlığın yanlış yönlerini düzeltecek. Mehdiyet’in kısmını da anlatıyor ama İsa Mesih’in yapacağı görevi de Allah anlatıyor. Yani önce Mehdi (a.s)’nin görevini sonra İsa Mesih’in görevini.

“Dünya gözüyle Gökalp Hocam’la Ender Hocam’ın bu kadar açılacaklarını göreceğimizi hiç düşünmemiştik”. Verdiğiniz imajı anladınız değil mi? “Farklı figürler katmışlar danslarına maşaAllah” diyor kardeşimiz. “Hocam Cihat Ağabey ve Oktar Ağabey ikilisi lütfen” diyor. “Yoğun ötesi çok yoğun istek var. Müziğe dayanamayıp kalkmak istiyorlar sanki” diyor. Hakikaten ikisi de üstattır.

Cenab-ı Allah diyor ki “Onu bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık.”  (İsra Suresi, 106) Yani sürekli okumak değil de, dura dura okumak. Çünkü öbür türlü dikkatleri dağılabilir. Dikkat dağılabilir ama dura dura okumak iyi dikkat vermelerini sağlar. Çünkü insan zihni ve dikkati çabuk yorulan bir yapıdadır. “ve onu safha safha bir indirme ile indirdik.” (İsra Suresi, 106) İyice özümseyerek anlamanız için. Ve iyice dikkatli düşünüp yaşamanız için. Kuran’ın anlatımında yöntemi de Allah gösteriyor. Yani kesintisiz anlatım dikkati dağıtır. Ama dikkat vererek dinlemeleri için aralar vererek, dikkati Kuran’ın üzerine çekerek anlatmak gerekiyor. “De ki: "İster ona inanın, ister inanmayın.” (İsra Suresi, 107) baskı yok. Ne diyor adamlar “baskı var” diyor. Allah “baskı yok” diyor. “İster inanın ister inanmayın.” “O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler.” (İsra Suresi, 107) Mesela Museviler ve Hristiyanlar çene üstüne secde ediyorlar. Biz bunu sonra gördük. Ayeti okuyan anlayamıyor çünkü secde alın üstü yapılıyor. Halbuki Hristiyan ve Museviler’de çene üstüne yapılıyor secde. Fotoğraflarda daha önce göstermiştik. Demek ki gizli veya açık Museviler ve Hristiyanlar Kuran hakikatini anladıklarında kendi inançlarına göre secde etmeleri makbul. Allah bu secdeyi kabul ediyor. Bak alın üstüne değil, kendi bildikleri gibi çene üstüne secde etmelerini kabul ediyor Allah. Çünkü bu yanlış derdi Allah, ama överek anlatıyor. Bu okuduğum İsra Suresi’nden. Demin ki okuduğum ayet de o da İsra Suresi’nden. Kehf Suresi, 6 “Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa Sen” yobazlar inanıyor mu? Dolaylı yoldan inanmıyorlar. Çünkü yetersiz görüyorlar. Ehli kitaptan da inanmayanlar var. Böyle bir durumda “onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?” (Kehf Suresi,6) Onların kaderinde iman yoksa zaten iman etmez. Kaderinde varsa iman eder. Tebliğcinin kabul etmeme durumunda karşıdaki şahsın reddi durumunda, üzülmemesini söylüyor Allah, rahatsız olmamasını, sabırlı olmasını söylüyor. Birçok tebliğci tebliğ ettiğinde netice alamadığında, içine kapanıyor. Ben çok gördüm. Üzülüyor, hakikaten çok sinirleniyor, tebliğ yapmaktan vazgeçiyor. Halbuki onların kaderi öyle. Kaderi değiştiremez. O onun bağımsız bir gücü olduğunu zannediyor, halbuki bağımsız gücü yok. Kaderinde olsa hemen iman eder o zaten.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hocam Allah bir ayette şeytandan Allah’a sığınırım; “Sen dilediğine hidayet veremezsin, Allah dilediğine hidayet verir” (Bakara Suresi, 272) diyor mealen.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İnsan hidayet veremiyor, Allah hidayet veriyor, tabii ki. “Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki” bak, “yeryüzü üzerindeki şeyleri” her şeyi, ağaçlar, bitkiler, çiçekler, mineraller, taşlar, inciler, “ona bir süs kıldık;” demek ki Cenab-ı Allah süsü beğeniyor. Dünyayı süslüyor Allah. İnsanlar dünyanın üstünde, insanlar da süslü olacak, kadınlar da süslü olacak, çocuklar da süslü olacak. Allah süslü olmalarını istiyor. Yobazlar süslü olmalarını istemiyor. Allah “Ben süslüyorum” diyor “dünyayı” onlar “istemiyoruz” diyorlar “süslü olmasını.” Onlar süsü bozmak istiyor, Allah da süslemek istiyor. “Onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye” )(Kehf Suresi,7) “İmtihan ediyorum” diyor Cenab-ı Allah. O süse şükredecek mi, hamd edecek mi? O nimetin kadrini, hakkını bilecek mi? Allah’a gerektiği gibi kulluk yapacak mı? “Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz”(Kehf Suresi, 8). Ebcedi 1545’i veriyor. Kıyamet. Bak “Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz” Kıyamette zaten kupkuru çorak bir toprak haline geliyor. Yeryüzü dümdüz oluyor, bütün dağlar eriyor, dümdüz oluyor. Kıyametten bahsediyor Cenab-ı Allah. Ve kıyametten hemen sonra kıyamet alameti olan Hz. Mehdi (a.s)’a geçiyor. “Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?”(Kehf Suresi,9) İki küçük cemaat, biri Kehf, biri Rakim. Yani biri Hz. Mehdi (a.s)’ın, biri İsa Mesih’in talebeleri. “Şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?” hakikaten şaşılacak. Hz. Mehdi (a.s)’a insanlar şaşıyor, İsa Mesih’e de şaşıyor. “O gençler, mağaraya sığındıkları zaman” demek ki Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri de gizlenecek, İsa Mesih’in talebeleri de gizlenecekler. “Demişlerdi ki: “Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl). (Kehf Suresi, 10) Allah’tan rahmet üzerlerine geleceği anlaşılıyor ve işlerinin kolaylaştırılacağı anlaşılıyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın işleri kolaylaştırılacak. Yoksa Hz. Mehdi (a.s) yapamaz.

Evet Fikret seni dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam birçok şehirden kardeşlerimizin güzel faaliyetleri var maşaAllah. Cumartesi günü kardeşlerimiz Trabzon’un turistik beldesi olan Uzungöl’de birçok işyeri ve otele 310 adet kitabınızı hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: 310 adet. MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Dolapdere’de kardeşlerimiz 50 adet kitap ve çok sayıda CD dağıtmışlar. Gebze’den kardeşlerimiz 6 Haziran’da, Çayırova Fatih Caddesi’ndeki esnaflara 104 adet kitabınızı hediye etmişler. Bugün Ankara Keçiören’de 650 adet A9 ve “Yaşayan Fosiller” broşürleri dağıtılmış. Gebze’den kardeşlerimiz 6 Haziran akşamı bir araya gelerek sizin “En Büyük İftira Şirk” kitabınızdan bölümler ve Kuran’dan ayetler okumuşlar. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 7 Haziran Cumartesi günü 350 adet A9 broşürü dağıtıp ev sohbetinde sizin kitaplarınızdan bölümler ve Kuran okumuşlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 3 Haziran Salı günü bir araya gelip Kuran ayetleri ve sizin makalelerinizden okuyup sohbet etmişler. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne nurlu insanlar. Üstlerinde bir tatlı sıcaklık, bir Rahmani güzellik, bir nur var maşaAllah. Sofraları nasıl güzel? Allah katından ne güzel sofralar hazırlamış onlara. Ne güzel börekler, ne güzel yiyecekler. Hep Allah katından geliyor onlara. Kendileri yapıyormuş gibi gösterilir, Allah katından gelir. Ve evleri de hep Allah çocuklarla süslemiş. Günahsız masum çocuklarla. Geçenlerde bir kardeşimiz dedi ki “Hocam” dedi “çocukları siz çok güzel teçhiz ediyorsunuz, övüyorsunuz. Onlara sevgiyi bize öğretiyorsunuz. Ama filmlerde çocukları şeytani düşünen, şeytani hedefler peşinde koşan, dengesiz varlıklar gibi gösteriyorlar ve çocuklar da etkileniyorlar bundan” dedi. Bir film seyrettim sabah, hakikaten öyle. Çocuğu şeytan gibi gösteriyorlar. Tren raylarının üstüne mesela çocuk para atıyor, adam parayı toplamaya gidiyor, tren çarpacak adama. Özellikle atıyor parayı yani parayı toplarken tren çarpsın diye. Buna benzer böyle çok korkunç bir çocuk modeli gösteriyorlar. Güzel ama çok korkunç. Diğer filmlerin de birçoğunda bu yaygın. Çok büyük felaket. Deccal çocuklara da kafayı takmış demek ki. Onları da mahvetmeye karar vermiş, o masum temiz varlıkları.

AYLİN KOCAMAN: Hocam bir haber söyleyebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

 AYLİN KOCAMAN: Bu Diyarbakır’da bayrağımızın indirilmesiyle ilgili olarak Ülkücü kardeşlerimiz bugün Mecidiyeköy’de toplanmışlar, binlerce Ülkücü kardeşimiz. Oradan Taksim’e yürümek istemişler fakat Şişli’de durdurulmuşlar. Taksim’e çıkılmasına izin vermemiş polis. Orada Şişli Camisi’nin önünde direğe bayrak asmışlar.

ADNAN OKTAR: Güzel. Çok güzel. Güzel bir tepki olmuş. Tebrik ediyoruz. Allah razı olsun. Yakışmış. Aslında bütün Türkiye’de olması lazım.

AYLİN KOCAMAN: Bingöl’de, Ağrı, Siirt, Erzincan, Erzurum, Karaman, Niğde, Bursa, Antalya, İstanbul’da ve Kıbrıs’ta da aynı şekilde.

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Ülkücüler mi yapmış?

AYLİN KOCAMAN: Evet. Yürüyüş yapılmış bayraklı.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar. Çok çok güzel cevap olmuş. Tabii günlerce de devam edebilir. Çok çok güzel olmuş. İzinli, kanuna uygun. Tamam mesela “Taksim’e çıkma” çıkmayız tamam. Ama çok yerinde bir hareket. Her yer ay yıldızla dolsun. Çok çok güzel tebrik ediyorum.

Yarın siyasi haberlere daha az ağırlık veren bir çalışma yapacağız. Çok önemli konularda kısa açıklama yaptıktan sonra daha çok kutsal emanetler, piramitler, gizemli olaylar, onları Kuran ışığında, hadis ışığında analiz edeceğiz. Onları anlatacağız. Tamam mı? Çünkü siyasi haberler çok vakit alıyor. Zaten konu aynı şeyler. Tek çözüm eğitim, o açıkça belli oluyor.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Moskova’dan bir faaliyet haberi var onu okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Tamam.

KARTAL GÖKTAN: Moskova’da 5-8 Haziran tarihleri arasında Vedenha Fuar Merkezi’nde Uluslararası Beşinci Moskova Helal Fuarı düzenlendi. Beşinci defa katıldığımız fuarda Rusya Müftü Yardımcısı Ruşen Abbasov çocuklarıyla birlikte standımızı ziyaret etti. Ve size saygı ve sevgilerini iletti. Ayrıca fuarda standımızı ziyaret eden ziyaretçilere eserlerinizden 500 adet hediye edildi, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Çocukları bir göster, şekerler bayağı. MaşaAllah. İyi, Allah ömürlerini uzun etsin. Allah hidayet versin. İkisi de kedi gibi. MaşaAllah. Hoca Efendi’ye de selam, saygılarımı iletirsiniz.

BÜLENT SEZGİN: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bağnaz yapı kadınlarla ilgili “Kadınlara danışmayın” diyor. “Onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani kadınla uğraşacaksın akşama kadar. Kadın; “yemek yiyelim” diyecek “hayır” diyeceksin. Kadın; “sokağa çıkalım” “hayır” diyeceksin. Kadın; “evde oturalım” diyecek “yok dışarı çıkmak istiyorum” diyeceksin. Yani kadının sinirlerini bozmak, kadınları üzmek için muazzam bir sistem kurulmuş. Yani ona hayatı cehennem etmek için bir sistem kurulmuş. Bu kadar aşağılama, bu kadar hakaret hiçbir dinde yok. Hiçbir inançta yoktur. İnanılır gibi değil. Böyle sistemli bir aşağılama kafası. Bu nasıl bir nefret ve bunu nasıl kitap haline getirdiler? Nasıl dine soktular, nasıl bunu İslam dini diye bize anlatıyorlar? Ve bunu anlatırken de adamların yüzü kızarmıyor ben buna şaşıyorum, böyle uydurmaları.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Allah bir ayette buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım; “İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün boş ve amaçsız olanını satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır.” (Lokman Suresi, 6)

ADNAN OKTAR: Bak “boş ve anlamsız”. Bir daha oku.

BÜLENT SEZGİN: Şeytandan Allah’a sığınırım; “İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak”

ADNAN OKTAR: Bak yobazın özelliği nedir? Bilgisiz. Nasıl yapıyor? Allah’ın yolundan uydurmalarla, hurafelerle saptırıyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Ve onu bir eğlence konusu edinmek için”

ADNAN OKTAR: Onunla da eğleniyor adam. Yani kendince mutlu oluyor. O bağnazlığın şeytani sevincini yaşıyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Eğlendirmek için “sözün boş ve amaçsız olanını satın alır.”

ADNAN OKTAR: Boş, amaçsız, anlamsız, hedefsiz yani zarar verenini satın alıyor. Satın alıyor demek kullanıyor.

BÜLENT SEZGİN: Genelde anlattıkları hep hurafeler oluyor Hocam inşaAllah. Her hangi bir amaca yönelik değil, sırf hikaye şeklinde. Halkı bu şekilde kandırmış oluyorlar.

ADNAN OKTAR: Menkıbe şeklinde. Bir de Peygamber (s.a.v)’in yanındaymış gibi anlatıyorlar. Peygamber (s.a.v) ayağa kalktı, canlandırıyor böyle. Kadınların nasıl aşağılandığını canlandırmayla anlatıyor. Senin ruhunda öyle bir vicdansızlık varsa o sana ait. Peygamber (s.a.v)’i niye bu anormal, gayri ahlaki şeyin içine çekmeye kalkıyorsun? Peygamber (s.a.v)’e niye hakaret etmeye kalkıyorsun o kirli ağzınla? Bir de din diye ortaya çıkıyor. Kendi de helak oluyor, Müslümanlar’ı da helak ediyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur.” Şeytandan Allah’a sığınırım. Saff Suresi 9’da Hocam. “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak dini olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır. Müşrikler hoş görmese bile. ” İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Müşrik kim? Yobaz. Yobazlar ne yapıyor? İttihad-ı İslam’a karşılar. Müslümanlar’ın birliğine karşılar. Mesela “ en fazla Sünni birlik olabilir” diyor. Şii, Vahhabi, Alevi, Bektaşi, onlar Müslüman değil mi? Onlara göre Müslüman değil, bir kısmına göre. Allah Kuran’da ona işaret ediyor. Bir daha söyle.

BÜLENT SEZGİN: Şeytandan Allah’a sığınırım Saf Suresi 9. Ayet; “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (yani hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır.”

ADNAN OKTAR: Sadece İslam dini kalıyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Müşrikler hoş görmese bile.”

ADNAN OKTAR: Yobaz takımı dirense dahi, Kuran’a uygun, Kuran’a tam temessük eden hakiki İslam dini yaşanacak.  Dünyaya hakim olacak.

BÜLENT SEZGİN: Allah’ın vaadi Hocam hakimiyet için inşaAllah.  “Allah vadinden dönmez” diyor “hiçbir zaman” (Bakara Suresi, 80) başka bir ayette de.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah maşaAllah. Yarın özellikle de Kuran’daki İslam’ın hakimiyetiyle ilgili yobazları kınayan Kuran’ın yeterliliğini anlatan ayetler ağırlıklı bunları değerlendirelim. Önümüzdki haftalar içerisinde öyle bir çalışma yapalım. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Rum Suresi’nin 32. ayetinde Allah şöyle buyuruyor; şeytandan Allah’a sığınırım. “(O müşrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.”

ADNAN OKTAR: Açıkla izah et.

KARTAL GÖKTAN: Hocam müşrikler kendi aralarında da bir birliktelik sağlayamıyorlar.

ADNAN OKTAR: Yobaz takımı. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yobazlar evet ve herkes kendi sahip olduğundan dolayı bir övünme içerisine oluyor. Kendisini doğru yolda görüyor.

ADNAN OKTAR: Yobazların büyük bölümü böyle. Kendi meşrebi, kendi tarikatı, kendi mezhebi hak yolda olan kurtuluşa erenler onlar. Ondan gerisini hepsini cehennemlik görüyor.

 GÖKALP BARLAN: Başka bir ayette şöyle buyuruyor Hocam; kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar sen hiçbir şekilde onlardan değilsin. Onların işleri Allah’adır. Allan onların yapmakta olduklarını haber verecektir” (En'am Suresi, 159) diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah maşaAllah elhamdülillah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam biraz önceki ayetin bir öncesinde 8. Ayette inşaAllah Saf Suresi şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah kendi nurunu tamamlayıcıdır. Kafirler hoş görmese bile” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Küfre düşmüş haberi olmuyor. Ağızlarıyla söndürmeye çalışıyorlar. Kimi Darwinizm, materyalizmle, kimi Kuran’da ayetler çıktı, Kuran’ a ayetler ilave edildi diyerek. Kimi uydurma hadislerle.

GÖKALP BARLAN: Başka bir ayette şöyle buyuruyor yüce Rabbimiz; şeytandan Allah’a sığınırım. “Onların çoğu da cahildir lafı bilmezler. Bildikleri bir çok asılsız şeyden başka bir şey değildir. Onlar ancak zan ederler. Zan ve tahminle yalan söylerler.” (Bakara Suresi, 78)

ADNAN OKTAR: Zaten söylüyor. Diyoruz bu hurafe, nereden çıkarttın bunu hadis diye? “Bu zan” diyor. Kendi kitaplarında yazıyor; zan diyor. Kuvvetli zan veyahut zayıf zan. Allah diyor ki “zan ve tahminle yalan söylerler.” Evet yalan söylüyorum diyor. “Allah’ın hükmü” diyor ”bu hadisle kalktı” diyor. Allah’ın hükmünü hadis nasıl kaldırır? Ve uydurma hadis.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı Hz. Zülkarneyn (a.s)’e ve Hz. Süleyman (a.s)’a benzetiyor inşaAllah hadislerde. Birkaç hadis okuyacağım uygun görürseniz; “Hz. Mehdi (a.s) tıpkı Zülkarneyn (a.s), Süleyman (a.s) gibi dünyaya hükmedecektir.” Diğer bir hadiste “tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi Zülkarneyn (a.s) ve Süleyman (a.s) müminlerden, diğer ikisi Nemrut ve Buhtunnasır kafirlerdendir. Yere beşinci olarak ehli beytimden biri sahip olacak yani Hz. Mehdi (a.s).”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah son, ondan sonra bitiyor. İsa Mesih halife olarak devam ediyor ve kıyamet kopuyor arkasından.

BÜLENT SEZGİN: Allah “sahip olacak” diyor, Hocam tam bir hakimiyet.

ADNAN OKTAR: Evet tam bir hakimiyet. Bütün dünyaya hakim oluyor.

GÖKALP BARLAN: Bir ayette şöyle diyor Yüce Rabbimiz Şeytandan Allah’a sığınırım; “Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükme ve onların hevalarına uyma. Seni Allah’ın ayetlerinden şaşırtmasınlar diye onlardan sakın.” (Maide Suresi, 49)

ADNAN OKTAR: Allah’ın ayetlerinden nasıl şaşırtıyor? Hurafelerle, bir tane, iki tane, on tane değil. “Allah’ın hükmü geldi” diyor, “keçi yedi” diyor. Ayetleri nasıl değiştirdiklerini onları da anlatalım “o keçi yedi” falan açıklamaları var. “Unutturuldu” diyor “ayet geldi unutturuldu Kuran’a geçmedi ama hadis olarak geçti” diyor. Unutturuldu ne demek? Allah “vahiy indi” diyecek. Peygamber (s.a.v.)’e diyor “Allah hafızanda tutmaya çalışma” diyor. “Senin hıfzında tutturacak olan Benim” diyor. Yani “unutman mümkün” değil diyor; o da diyor ki “unuttu” diyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin sayıca az olacağı ama manen bir ordu kadar kuvvetli olacakları hadiste şöyle bildiriliyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ın vazifesini istinad ettiği, dayandığı kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas ve sadakat, tesanüt sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir ( öğrencilerdir.) Ne kadar da az olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor Üstadımız Emirdağ Lahikasında.

ADNAN OKTAR: Küçük bir talebe grubuyla kitaplar hazırlayacak CD’ler hazırlayacak Hz. Mehdi (a.s). Bediuzzaman’ın anlattığı o. “Küçük bir talebe grubuyla Darwinizm’i materyalizmi yok edecek” diyor. Çok net söylemiş. “İstanbul’da çıkacak” diyor. “Yeri İstanbul’dur” diyor. “1980 de çıkacak” diyor. 1980, 90, 2000, 2010 ve 2020 tarihlerine kadar tarih veriyor Bediüzzaman.

“Meğer Gökalp Hocam’a meydan dar geliyormuş meydan genişleyince efeler gibi oynayacakmış ta biz bilmiyormuşuz. MaşaAllah.

“Hocam sizin vesilenizle bizde eğlenmeyi, daha coşkulu sevmeyi öğreniyoruz elhamdülillah maşaAllah” diyor.            

“Siz Yusuf Suresi’nin Mehdiyet’e işaret ettiğini söylemiştiniz.” Tabii, Yusuf Suresi baştan sona Mehdiyet’i anlatır. Kehf Suresi Mehdiyet’i anlatır. Süleyman kıssaları Mehdiyet’i anlatır. “Ayrıca yine daha önce Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın da kardeş olduklarını söylemiştiniz. Buna yönelik düşünceniz ne? Hz. Yusuf (a.s)’ın kardeşlerinden bahsedilen Yusuf Suresi 76. Ayet Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’a bakıyor olabilir mi? Bakıyorsa açıklayabilir misiniz?” Tabii. İki kardeş zaten; Hz. Yusuf (a.s) ve kardeşi. Yani Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih. Kehf Suresi’nde de iki cemaatten bahsediyor, iki küçük cemaat, iki gizli, küçük cemaat. Biri Mehdi (a.s) cemaati, biri İsa Mesih cemaati. Ashab-ı Rakim, ashap bak ashap; Peygamber (s.a.v.)’in ashabı var ya, bir de Ashab-ı Kehf. Kehf ashabı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ashabı var, Kehf ashabı var; Mehdi (a.s) ve talebeleri, bir de Rakim ehli var. Yani onlar İsa Mesih’e, onlar Mehdi (a.s)’a bakan iki grup.

ENDER DABAN: Zülkarneyn kıssasında, Zülkarneyn kelime anlamı olarak söylemiştiniz iki işari anlamı olduğunu.

ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah, elhamdülillah. Her ayet hikaye değil. Her hüküm hikaye değil. Orada mühim hakikatlere işaret var. Mesela bir konu anlatılıyor; Kehf Suresi. Hiçbir amacı yoksa Allah niye anlatsın? Hikaye kitabı değil Kuran. İllaki olacak bir olay anlatılıyordur, illaki. İnsanların ibret alacağı, anlayacağı bir olay.

“Sevgili sevgi öğretmenimiz, canım Hocam sizi canımızdan çok seviyoruz, gözümüzün aydınlığı Hocam” diyor Bahar Barış.

Munise Ertürk; “Aşkım, aşkla dinliyoruz” diyor.

Cavidan; “Canım aşkım Hocam, akılcı ve hikmetli öğretileriniz inşaAllah ihtiyacımız olan milli bilincin uyanmasına vesile olacak” diyor. İnşaAllah.

Oğuz; “Hocam, terör örgütü Güneydoğu halkını yanına çekmek istiyor. Bunun için de hükümete hata yaptırarak süreci bozan taraf olmaya zorluyor.”

Bugünkü sohbetimiz bu kadar olsun. Yarın devam edelim inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü