Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (16 Haziran 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio



ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi sefa geldi.

Mehdiyet bütün milletin gözü önünde gelişiyor, dünya sallanıyor daha hala bazıları anlamazdan geliyor. Bak, Peygamber (s.a.v.) ne kadar açık söylüyor diyor ki: “Siyah bayraklılar çıkacak, Suriye’de Şam’da.” “Arkasından yine siyah bayraklılar çıkacak” diyor. “Ciğer yiyenin oğluna karşı” diyor Süfyan’ın oğluna karşı “mücadele edecekler” diyor. “Ta İlya’ya kadar inecekler” diyor Kudüs’e kadar. Kudüs’e kadar girecekler demiyor da oraya kadar inecekler, o bölgeye kadar girecekler. Ahir zaman alametleri oluyor, Hz. Mehdi (a.s) alametleri oluyor, hadislerde çıkan olaylar birebir aynısı. Israrla anlamazdan geliyorlar. Olağanüstü gök olayları, yer olayları oluyor, şaşırtıcı olaylar. Mesela ani dolu yağıyor, ani yağmur yağıyor, ani yağmur kesiliyor, depremler oluyor. Allah sürekli kendini hatırlatıyor.

Bak, “Şam Camii’nin duvarı yıkılacak” diyor. Bombalandı ve yıkıldı. Harap olacak yerlere mesela “Şam toprağı” diyor. “Sonra Irak’a doğru hareket etme amacı güdecekler” diyor. Aynısıyla oluyor mu? Oluyor. “Bu zaman İran tarafından bayraklar gelecek” diyor. İran asker gönderiyor mu? Gönderiyor. Birebir değil mi bunlar, mucize değil mi? Alimlerin büyük bölümü görmezden geliyor. Bu adamlar ahirette bunu nasıl açıklayacaklar? Ben merak ediyorum. Bak aynı, sıralamaya bak. “İran’dan gelecek” diyor asker ayrıca. “Menzilleri hızlı bir şekilde kat edeceklerdir.” Arabalarla, jiplerle hareket ediyor, çok hızlı hareket ediyorlar. “Cabiye’de binalar yerle bir olacak” diyor. Esad’ın en büyük kalelerinden biri, en büyük çatışmanın olduğu yerlerden birisi bu, en çok binaların yıkıldığı yer. Bak isimle söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Şam Camisi’nin duvarı yıkılacak” diyor. Şam’da Emevi Camisi’nin duvarı yıkıldı, bombardıman sonucunda. Bak duvarı yıkıldı. Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde de: “Duvarı yıkılacak” diyor detaylı olarak. Bunu saklayan ehli sünnet alimleri olsun, Şii alimler olsun nasıl sonra açıklayacaklar bu konuyu? Ben merak ediyorum. Daha evvelki olaylar için de diyor ki, bu olaylardan çok daha öncesi için: “Rum bölgesinde karışıklık izleyecek, Türk kardeşler gelecek adaya inecekler” diyor. Nasıl açıklayacaklar bunu? Bin yıllık hadis. Aynısı bak, “Rum bölgesinde karışıklık izleyecek, Türk kardeşler gelecek adaya inecekler” diyor, aynısı. Ebu Cafer Muhammed Bin Ali El-Bakır (a.s)’dan geliyor bu hadisler. Yani bin küsur yıllık hadisler.

Diyor ki Ebu Cafer Muhammed Bin Ali El-Bakır (a.s) Hz. Hüseyin’in oğlu, Hz. Hüseyin (a.s)’ın oğlu bu, “Ey Cabir yerine oturup ellerini ve ayaklarını kıpırdatmadan dinle ki” diyor, “böylelikle sana anlatacağım bu alametlere ulaşırsan onların farkına varırsın” diyor, sonra bunları anlatıyor.

Huzeyfe, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e soruyor. Resulullah (s.a.v.) buyurdu: “Zevra doğuda nehirler arasında bulunan ve ümmetimin en şerirlerinin yaşadığı bir şehirdir, bir bölgedir. Zalimlerin çoğu hep orada otururlar.” Celaleddin Suyuti’nin hadisi. Fırat ve Dicle’nin arasında, PKK’nın olduğu bölgeyi söylüyor. PKK’nın en yoğun olduğu bölgeye diyor bak Peygamberimiz (s.a.v.): “Doğuda nehirler arasında bulunan ve ümmetimin en şerirlerinin yaşadığı bir şehirdir, bir bölgedir. Zalimler hep oralarda otururlar” diyor, PKK için. Gayet net değil mi?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, dün kaybolan sevimli 15 saat sonra uyurken bulundu inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dün ne dedim? Uyuyordur o dedim. Fazla uzağa gitmemiştir, 2-3 km. açılmıştır dedim. 2,5-3 km. mesafede orada uyurken bulmuşlar köfteyi.

BÜLENT SEZGİN: Hiç sesi çıkmıyormuş Hocam.

ADNAN OKTAR: Yorulmuştur Allahualem sonra vurup kafayı yatmıştır. Bayağı bir gezmiş 3 km. az değil, bayağı bir gitmiş. Sonra baktı olacak gibi değil herhalde. Allah’a şükür havalar iyi, kışın olsa çok tehlikeli olurdu.

Şimdi, bir Bektaşi Dedesi misafirim var. Biraz sonra sizi onunla görüştüreceğim. Arnavutluk’un ünlü Bektaşi Dedeleri’nden birisi, çok değerli bir insan. Bektaşilik biliyorsunuz Osmanlı ordusunda yeniçerilerin resmi tarikatıydı. Bektaşi’ler gönül ehlidir. Sevgi insanlarıdır, muhabbetleri güzeldir. Bazı insanların tabii çok müthiş bir Bektaşi karşıtlığı içinde oluyorlar. O da sevgisizliklerinden, anlayışsızlıklarından.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Twitter hesabından Türkiye’nin Telafer-Sincar arasındaki Türkmenler’e barınma, gıda ve tıbbi ihtiyaç için harekete geçtiğini duyurdu. Dün Telafer’deki çatışmalar nedeniyle kaçan kadınlar, yaşlılar, çocuklar ve sivil halk şu anda Telafer’le Sincar arasında sıkışıp kalmış durumdalar.

ADNAN OKTAR: Yine Telafer’e dönsünler, öyle bir şey olmaz. Adamlarla konuşup anlaşsınlar; “Biz size ilişmeyeceğiz arkadaş, siz de bize ilişmeyin” o kadar. Laf söz anlamaz bir halleri yok benim gördüğüm. Zıtlaşmada anormallik meydana gelir. Zıtlaşma olmadıktan sonra “Biz elhamdülillah Müslüman’ız, imanlıyız, sizinle de bir alıp veremediğimiz yok burada oturacağız biz” bu kadar. “Bizim size bir kötülüğümüz olmaz.” O garantiyi verdikten sonra tamam, adam seninle alıp veremediği olmaz. Ama buna rağmen yaparsa o ayrı. O zaman Allah vermesin, kim olursa olsun.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Telafer’dekiler “sonuna kadar savaşacağız” şeklinde duyuru yaptılar.

ADNAN OKTAR: Böyle dersen olmaz ki. O da Müslüman, sen de Müslümansın. Diyecek ki; “Arkadaş biz de Müslüman’ız, sen de Müslüman’sın, aklı başında bir durum olsun. İşinize bakın, normal oturuyorsanız oturun.” İşinize bakın derken asıp-kesin anlamında değil de, “Burada duruyorsanız durun ama karışmayın bize, biz de size karışmayalım” o kadar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Irak-Türkmen Cephesi’nin Lideri Erşad Salihi yaptığı röportajda şunları söylüyor: “Türkiye’nin Türkmenler’e daha yakın olması gerekirdi. Türkiye herkese eşit mesafede durdu. Yeterince desteklenmemiz gerekirdi. Türkiye’nin manevi gücü olmazsa Türkmenler burada bir an bile yaşayamazlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam da, Türkmen-Türk, Kürt-Türkmen, Arap-Kürt onlar da insan. Kürt hanımlar, Kürt annelerimiz onlar bizim insanımız değil mi? Arap çocukları bizim çocuğumuz değil mi? Biz sırf Türk’e sahip çıksak, “Ne yapıyorsanız yapın.” Faşist olmuş oluruz o zaman. Biz bittik o zaman yani. İnsanlıktan çıkarız Allah esirgesin. Özenle diyeceğiz ki; “Türkler bizim, Araplar bize ne, ne yapıyorsanız yapın, isterse ölün” desen Allah vermesin, “Kürtler de ne yapıyorsa yapsın bizi ilgilendirmez onlar Kürt değil mi?” desen mahvolduğunun alametidir. Dünyada da barınacak yerin yok ahirette de barınacak yerin yok, Allah esirgesin. Müthiş bir zalimlik bu, başka bir açıklaması yok. Adam diyor ki; “Arkadaş biz seninle çatışmayacağız.” Ama buna rağmen “ben çatışacağım” diyorsa o zaman ayrı. Masum sivil halk öyle bir iddiası yok adamın oturuyor falan, “ben seni asacağım, keseceğim” derse olmaz. Şimdi ben açıkça söyleyeyim, işin kısa bir özetini çıkartayım; şimdi bu gençler benim gördüğüm samimi, bu IŞİD takımı, fakat bilgisizler. Kuran’dan da haberleri yok, İslamiyet’ten de haberleri yok. Gelenekçi Ortodoks cihat anlayışına sahipler. İşte, ‘asıyoruz, kesiyoruz, cihat ediyoruz’ öyle kafadalar. Ama eğitilseler gayet makul insan olacak konumdalar benim gördüğüm. Çünkü tek bir kafa, tek bir şey olması için bir sebep yok. IŞİD’in zaten orada etkisi yüzde on falan. Daha çok aşiretler şunlar bunlar falandan oluşuyor. Orada ciddi bir IŞİD hakimiyeti diye bir konu yok. Yeni yeni katılımlarla oluşan bir topluluk, kalabalık. Benim kanaatim Ürdün’e falan da geçerler. Geniş bir alana yayılacaklar gibi görünüyor. Ama mazlum bir insana, mazlum bir topluluğa katliam yapmaya kalkarlarsa o zaman Allah’ın onların üzerine gazabı şiddetli olur. Kendilerini savunacak bir yönleri de kalmaz. Şu an Ortodoks bir inançta kendilerine göre bir şeyler söylüyorlar ama o zaman hiçbir açıklaması olmaz. Mazluma dokunulmaz. Adam musalaha gitmiş seninle anlaşmış, İslam’da açık hükmü. Anlaşma yapıyor adam seninle. Mekke müşrikleriyle bile anlaşma yapılıyor, değil mi? Müslümanlar Mekke müşrikleriyle anlaşma yapılıyor diyor ki; “biz sizinle savaşmayacağız, siz de bizimle savaşmayacaksınız.” Kuran’da açık açık yazıyor. Kimse kimseye dokunmuyor. İlla benim canım kan istiyor derse, o zaman Allah’ın gazabını üstüne çeker. Ondan sonra onun üzerine bir korunma, bir bereket kalmaz. Açık açık söyleyeyim. İşin doğrusu Allah vermesin, onlar da Müslüman genç fakat cahiller, bilgisizler. Yani kazınmaya kalksalar Allah muhafaza boğulur. Ama hafezanAllah. Müslüman katliamı dehşet verici bir şey. İlimle irfanla olacakken niye böyle bir şey olsun? Yoksa IŞİD gücü diye öyle bir güç yok ortada, öyle bir şey yok. Orada teknoloji konuşur. Allah vermesin yerle bir ederler, bütün yolları keserler, hallaç pamuğuna çevirirler, cehenneme çevirirler ortalığı. Onun için adil, makul, akıllı hareket etsinler. Mesela benim ilk tavsiyem; bir kere şu elçilik mensuplarını bir bıraksınlar. Onun hiçbir açıklaması yok, mantığı da yok. Adamlar bir şey de dememiş. Ne diyorlarsa yapmışlar. Daha hala tutmanın bir alemi yok, bırakın gitsinler. İkincisi de, Telafer’de şurada burada falan mazlum halk yaşlı falan, elleme otursunlar. Sen adil olmak istiyorsan bunu yapmak durumundasın. Mesela o Şii askerlerin toplu katliamı, yazık günah. İstiyorsan eğit, topla konuş, anlat. Asker bunlar söz dinler. Kendi inancın varsa, anlatmak istediğin bir şey varsa anlat. Onları kamyonlara doldurup hepsini üst üste yığıp götürmenin alemi ne? Onlar namaz kılmıyor mu? Kılıyor. Hayır kılmayabilir de ayrıca sana ne? La İlahe illAllah Muhammeden Resulullah diyor mu? Diyor. Senin ne hakkın var onları böyle istif gibi yığıp. Gariban adamlar, kendi halinde adam ister mi öyle bir şey? Ama işte durduracak güç Hz. Mehdi (a.s)’dır. Mehdiyet’i ciddiye almayanlar yavaş yavaş dehşet içerisinde Mehdiyet’i aramaya başladılar. Bu dehşetin gücü daha da artacak ve insanlar mecbur olacaklar. Kan gövdeyi götürecek. Peygamberimiz (s.a.v.) öyle söylüyor, ben naklediyorum, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam IŞİD, Maliki’nin bugüne kadar yaptığı çok sert müdahalelerden dolayı şikayetçi. Bu Irak hapishanelerinde şu an beş bine yakın kadınlar da dahil Sünni varmış. Ve son iki yılda 1000 Sünni ölmüş. Bu ölümlerde, bilinen bombalı saldırılardan değil Maliki’nin bölgede yakalatıp infaz ettirdiği kişiler olduğu söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Maliki olsun, işte Ortadoğu’daki liderlerin büyük bölümü böyle höt-böt bağırıp çağıran, enaniyetli, büyüklük hissi içerisinde olan, kibirli, milleti dehşetle hizaya getirmeye kalkan, adam yerine koymayan bir stil içindeler. Büyük bölümü öyle Ortadoğu’daki liderlerin. Suratlarında azgın bir ifade oluyor, sevgisiz, sert, halktan nefret ediyorlar, halk onlardan nefret ediyor. Halk cahil, onlar da cahil, büyük bölümü böyle. Dolayısıyla bir nefret ruhu hakim. Hapishaneler hakikaten orada gariban adamlar, savcı yok, hakim yok, avukat yok bilmem ne. Hapishaneye gir leş gibi ortam zaten. Kısa sürede orada normal olarak da ölüyorlardır zaten. Bu kadar dehşete ne gerek var? Müslüman’sın sen, kendi kardeşini niye dolduruyorsun hapishaneye? Havaya baktın gir hapse. Türkiye’de de eskiden öyleydi çok daha önce. Acayip sevgisiz bir ortam vardı. Üç kişi bir araya gelse çeteden içeri hemen. Tabii. İki şahit, bir savcı, bir hakim, bir emniyet müdürüyle konu bitiyordu. İstediğin kadar al topla götür. Bu iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü zamanında. Bazı vakalar için söylüyorum. Özetle ahir zaman devam ediyor. Ama dikkat edin çok sabırlı gidiyoruz. Tamam acele ediyoruz ama sabırlı bir acelecilik içerisindeyiz. Tıkır tıkır tıkır denilenler oluyor. Bak hiç ummuyordu insanlar. Allah bizim dediğimizi haklı çıkarttı. Allah’ın dediklerini Cenab-ı Allah insanlara gösterdi doğru olduğunu. Allah daima sözünü yerine getirendir. “Allah’ı vadiden cayar sanma” diyor Cenab-ı Allah ayette. Allah’ın bildirdiğini Peygamber (s.a.v.) bildiriyor. Peygamber (s.a.v.)’in bildirdiğini biz bildiriyoruz. Dolayısıyla Allah’ın bildirdiği şu an duyduklarımız.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Allah her şeyi bir kader üzere gerçekleştirdiğini de göstermiş oluyor bir kere daha inşaAllah, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kelimesi kelimesine insanın nutku tutuluyor. Bir Mehdi (a.s) tarifi var Peygamberimiz (s.a.v.)’in; “gördüğünüzde tanıyın diye tarif ediyorum” diyor.

Hemen bir cihat fetvası yayınlıyorlar. İnsan aklı başında düşünür. Bu insanlar ikisi de genç delikanlı. Bunların kanı kaynıyor. Her taraf Müslüman ve halis Müslüman. Şia, halis Müslüman’dır. Sünni; onlar da halis Müslüman fakat bazı cahil noktaları var, eksik noktaları var. Siz kardeşsiniz. “Delirdiniz mi?” desen, “Ne oluyor?” desen, “konuşup anlaşın” dersin. İlla biz burada işgal yapacağız diyorsa, geri çekilirsin. Tamam dersin o zaman bırak o çocukları ayrılsınlar. Siz ne yapıyorsanız yapın burada dersin. Onları kestirmeye ne gerek var? Doğratmaya ne gerek var hepsini? Ne kazandı, şimdi çocukları kamyonlara doldurup binlerce Şii genci şehit ettirince ne kazandı?

Birileri bana bir şey anlatsın.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetlerinden bahsedebilir miyiz? Çorum’da kardeşlerimiz geçtiğimiz günlerde 1500 adet A9 tanıtım broşürü dağıtmışlar. Pazar günü Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden 40 kadar kardeşimiz Almanya’da toplanmışlar. Hücre konusunu Almanca ve Türkçe tercümeli sunum olarak anlatmışlar. 16 Haziran’da Sivas’ta kardeşlerimiz esnaflara sizin 11 kitabınızı ve 200 adet A9 TV broşürü hediye etmişler. Ankara’da kardeşlerimiz Keçiören Şelalesi’nin orada kitaplarınızdan ve A9 broşürlerinden dağıtmışlar. Ayrıca başka kardeşlerimiz de İncirli’de 25 adet kitabınızı ve 15 adet belgesel CD’si dağıtmışlar maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Böyle böyle, böyle böyle damlaya damlaya göl oluyor. Göller denizlere dönüşüyor. Denizler okyanuslara.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Ahmet Hakan; Sayın Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olarak giderek başarısız olduğunu ima eden bir yazı yazmış. “İlk dönem barışçıl bir Ortadoğu hedefindeyken, ikinci döneminde Türkiye’nin Ortadoğu’da oyun kurucu olması hedefinde, yani ittihatçı olduğu, deneyimli diplomatları kullanmadığı, bu nedenle başarısız olduğu” yorumunu yapmış inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Olur mu? Bir Müslüman tabii ki İttihat-ı İslam’ı savunur. Ne yapması gerekiyordu? Böyle klasik monşer mi takılsın? Monşerleri gördük bıraksınlar bizi. Çok sıkıcı oluyor. Beceremiyorsa Allah ona imkân vermiyor. Ama o gayret ediyor. Mühim olan o ibadeti yapıyor olması. Ama nasip Mehdi (a.s)’a tabii ki.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu çatı adaylarının Ekmeleddin İhsanoğlu olduğunu duyurdu. İhsanoğlu dindar biri olduğu için ulusalcılar, Kemalistler ve laikler sosyal medyada eleştiri yaptılar Hocam. Özellikle CHP’nin sol kimliği altında siyaset yaptığını ve böyle bir ismi cumhurbaşkanlığı için nasıl düşündüğü yönünde eleştiriler oldu.

ADNAN OKTAR: Nasıl bir anlayış? CHP nur gibi dindar bir partidir. Atatürk dindardı. Ekmeleddin İhsanoğlu bayağı efendi bir insan, aklı başında bir insan. Modern bir Müslüman, aydın bir Müslüman.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Allah Müslümanlar’ın hep birlik olmasını ayetlerde belirtiyor inşaAllah. Şeytandan Allah’a; “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ben anlayamıyorum. Mesela Bektaşi şeyhiydi şimdi görüştüğüm kişi. O fotoğrafı bana gelsin o kardeşimizin. Nur gibi Müslüman. Acayip sevgi dolu bir görsen. Mesela o çocuk orada şeyh konumunda mübarek insan. Geldi elimi öptü, bayağı hürmet ediyor. Acayip saygı dolu, müthiş sevgi dolu, nezaketli, Müslüman. Allah’a aşık, Peygamber (s.a.v.)’e aşık. Allah bir diyor mu? Diyor. Muhammed O’nun resulüdür diyor mu? Diyor. Bitti. Sen onu nasıl kesip damperli kamyonlara doldurursun? Aslan gibi Şii gençleri doğrayıp… “işgal etmek istiyorsan, arkadaş benle savaşma. Ne yapıyorsan yap karışmıyorum” dersin. Gelsin otursun, ne yapıyorsa yapsın. Çünkü bir fitne var. Sonra yatıştırabilirsin onu. Sonra dersin ki; “sen geldin burayı işgal ettin ama ben de Müslüman’ım, sen de Müslüman’sın buranın sahipleri var. Gasp etmiş oluyorsun. Helal mi bu desen?” “He, doğru” diyecektir.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Allah iman edenlere “çekişip birbirinize düşmeyin” (Enfal Suresi, 46) diyor.

ADNAN OKTAR: Yazık günah değil mi?  Çocukların resimlerini gördüm. Damperli kamyonlara doldurmuşlar üst üste. Binlerce genç, aslan gibi delikanlılar, Müslüman delikanlı. Bu şeytanın bir oyunu. Şeytanın oyununa gelmenin âlemi ne? Çok rahatsız edici.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Irak ordusu Telafer’den çekilirken hapishanedeki Sünni Türkmenler’i öldürmüş. Sebep olarak da “IŞiD’e katılıp onlarla birlikte çarpışmasınlar diye yaptık” demişler.

ADNAN OKTAR: Bak al bir psikopatlık daha, al bir manyaklık daha, al bir karaktersizlik daha. Deccal bunları deliye çevirdi. Manyaklığa bak, manyaklığın şiddetine bak. Nereden biliyorsun ne yapacağını? Sana ne, çek git. Hapiste zaten gariban insanlar. Teslim olmuş gelmiş, esir konumunda. Bir de gidip onlara kurşun sıkıyorsun ahlaksız herif. Onlar şehit olmuş kurtulmuş. Sen sonsuza kadar cehennemde yatacaksın tabii. Ahmak, hiç bir şey olmayacak zannediyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Taliban Afganistan seçimlerinde oy kullanılmamasını istemişti. Kullananların parmaklarını kesmiş onunla ilgili bir fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Taliban. Al bir manyaklık daha. Kardeşim ben böyle vahşilik, böyle delilik İslam alemini ne hale getirdiler. Bağnaz, şeytani, Ortodoks bir sistem kurdular. Deliliğin haddi hesabı yok.

Görebiliyor muyum resmi?

BÜLENT SEZGİN: Evet, Hocam hazır şu anda.

ADNAN OKTAR: Yazık, günah. Allah’tan korkun alçaklar. Yaşlı başlı, beyaz, aksakallı, nur gibi Müslümanlar. Onların parmaklarını doğramışlar öyle mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet, oy kullandılar diye.

ADNAN OKTAR: Bak akılsızlığa bak, zulme bak, Müslümanlık’la ne alakası var bunun? Cahili, cühelayı, manyağı Müslümanlar’a musallat ettiler. İslam adına ortaya çıkıyorlar. İslam; sevgidir, barıştır, kardeşliktir, merhamettir. Nasıl kıyıyorsun yaşlı başlı adama? Seksen yaşında insan. Bir de cahil insanlar onu bilmez. “Oy vereceksin” diyorlar. Alışmış o yıllardan beri oy vermeye gider oyunu verir. Bir de ne biliyorsun kime verdiğini?

 BÜLENT SEZGİN: Hocam, parmakların boyasından anlamışlar oy kullandıklarını.

ADNAN OKTAR: Hükümetin akılsızlığı bu. Bak bu garibanları ezdirecek bir politika izliyorlar. Parmağını boyayıp, onlara malzeme çıkarıyorlar, işaret veriyorlar. Kendilerinin tuzu kuru, asker, polis koruyor. Bunlar gariban sokağa çıkıyorlar. Toplayıp doğramışlar parmaklarını. Müthiş bir zulüm. Bu zulüm Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar devam edecek. Kesintisiz her gün devam eder. Durması diye bir şey olmaz.

OKTAR BABUNA: Siz demiştiniz Hocam “artarak devam edecek” diye.

ADNAN OKTAR: Artarak devam edecek. Mehdi (a.s) konusunu ciddiye almayanlar sonra diz çökecekler. Öyle eski, gelenekçi, tutucu kafalarıyla dünya öyle geldi öyle gider zannediyorlar. Allah dünyayı bir süre dondurdu. Ama şu an donu açıldı dünyanın. O donmuş hali açıldı. O buz kesilen sistem açıldı. Son artık, dünya hâkimiyeti. Mehdi (a.s) için Cenab-ı Allah son kere imkân meydana getiriyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam sevimli bir köpek vardı. Gösterebilir miyim inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Allahualem yemekten kafayı çizmiş vaziyette. Bayılıyor yemeğe demek ki. Süper şekermiş. Allah’ın, bunları bu kadar sevimli yaratması müthiş bir şey, hepsi komiklik peşinde. Tipleri bayağı komik. Sincaplar öyle, tavşanlar öyle, kediler öyle. Bir de sevme duyusunu çok şiddetli tahrik ediyorlar. Mesela kedide insan ne yapacağını şaşırıyor. Tip, ağız, burun, bakışlar falan, insan nasıl seveceğini şaşırıyor. Bir avuç bir şey zaten, insan zarar vermekten de çekiniyor. Allah cennette asıl sevmeyi nasip edecek inşaAllah.

Benim canımın şimdi küçüklük resimlerini göstereceğiz. Bak tatlılığa bak, maşaAllah. Var mı başka? Onu da yaklaştır. Ne tatlı insan bu ya? Hayret bu kadar şeker olması. Keyfi de acayip yerinde. Hep süslü benim canım. MaşaAllah. Bu da kraliçe, daha o zamanlar kraliçeymiş.

Evet, başka, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam siz dün, Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan için “olumsuz konuşma yapmasın” diye söylemiştiniz. Yusuf Kaplan bugün şöyle yazmış; “İslam dünyası kan gölüne döndü diye enseyi karartmayalım. Unutmayalım büyük doğumlar büyük sancıların çocuğudur. İslam dünyası sancılı, sancılı olduğu için de, büyük bir doğumun arifesinde.”

ADNAN OKTAR: Şimdi oldu. Şimdi oldu, bir doğum sancısı tabii ki bu, İslam’ın doğum sancısı. Dünyanın Moşiyah’ı, Hz. Mehdi (a.s)’ı dünyaya getirme sancısı. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın yeryüzüne inişinin sancısı inşaAllah. Güzel günler göreceğiz.

A9 logosunda kardeşlerimiz yeni yeni açılımlar bulmaya çalışıyorlarmış. “Alpha Omega, dokuz anlamına mı geliyor?” yorumuna bağlı.

“Hocam iyi yayınlar.” Eskişehir’den Tunahan Tuna, “İki sorum var. Birincisi, IŞİD grubu Türkiye’ye saldırma olanağı var mıdır?” Hadislere göre IŞİD Türkiye’ye gelmez ama İsrail’e kadar ineceği hadislerde görülüyor. Veya o bölgelere kadar eylem içine girecekleri hadislerden görülüyor. Türkiye’ye gelmeleri için de bir sebep yok.

Tayyip Hocam’ın kadroyu yenileyeceğiz. Gençlerden kadro kuracağız. Şefkatle sevgiyle ortaya çıkacak. En az bir yirmi yıl daha Türkiye’yi idare eder. EvvelAllah, kimse de üzmezse Hocamız’ı, sinirlendirmezlerse çok rahat idare eder. Cumhurbaşkanlığını düşünmesin. Cumhurbaşkanlığını bıraksın. Başbakanlık iyi. Sakin, güzel, böyle huzurlu olarak Türkiye’yi yönetsin. En sonunda cumhurbaşkanı yaparız. Söz. Kendi isterse söz cumhurbaşkanı yaparız ama şu an başbakan olsun. Başbakan olarak iyi.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Abdulkadir Selvi, “Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildiği takdirde ona Menderes gibi kitleleri etkileme gücü olan bir başbakan lazım” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Pek başbakanlık yapacak, yani o canlılıkta, o aktivite ve o heyecanda başbakanlık yapacak birisine ben şu ana kadar rastlayamadım. Belki vardır da ben görememiş olabilirim. Daha sakin olurlar. Ama o yardımcı olur da hani teşvik eder, motive ederse olabilir. Bunlara gerek yok, direkt kendi Başbakan olsun. O kadar ters bir şey olacak ki bu. Ne alaka cumhurbaşkanlığı? Aktif, canlı bir insansın. Kafan çalışıyor, heyecanlısın, hizmet ehlisin, dava adamısın. Tamam işte. Sayın Abdullah Gül de efendi, kendi halinde, halim bir insan. Bir engel de çıkartmıyor Başbakan’a. Bir problem de çıkartmadı, gayet güzel işte. Yalnız Tayyip Hoca’yı üzmeyi bıraksınlar. Bak gençliği gitti, yazık, günah. Bizim çocuklar anlattı geçen gün, görmüşler “bayağı solgundu” diyorlar. Bir insanın üzerine bu kadar yüklenilmez. Sevecen. “Bu kadar hizmet etti” dersin. O hizmetine hürmeten. Şefkat gösterirsin. Öyle azgın bir ruhu yok. Çocuklar karşı sevgi dolu falan ama kedinin bile üzerine gidersen suratına atlıyor kedi. Bu kadar üzerine gidersen, çoluğuna çocuğuna hakaret edersen can havliyle o da tabii bir sertlik geliştiriyor. İnşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam NATO Genel Sekreteri Rasmussen Gallerde Eylül ayında düzenlenecek NATO zirvesinin hazırlıklarını ele almak üzere Türkiye’ye geldi. Rasmussen yarın Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Milli savunma Bakanı İsmet Yılmaz ile görüşecek.

ADNAN OKTAR: Herhalde şu olayları falan görüşecekler, anladığım kadarıyla. O bölge öyle sürekli karışır. Türkler olsun, Kürtler olsun karışmasınlar. Peygamberimiz diyor ki (s.a.v.) “fitne çıktığında” bu tip olaylar çıktığında “evinizde oturun” diyor. Otur evinde.  Adam senin evine girecek hali yok ya. Ne yapıyorsa yapsın. Geziyorsa gezsin arabayla bilmem ne. Şii kardeşlerimize de verilen fetvayı kaldırsınlar cihat fetvasını. Sistani verdiyse bir başkası da kaldırsın. Zor mu? Anlaşma, Peygamber (s.a.v.) anlaşma yapmıyor muydu? Müslümanlar arasında fitne olduğunda Allah diyor ki; “müminler arasını bulup, barıştırın onları, fitneyi yatıştırın” diyor. Birbirine düşürün demiyor. Ucuz kahramanlık yapıyor kendi kafasına göre. Çok acıdım çocuklara. Gördün mü sen, damperli kamyonların içine doldurmuşlar. Aslan gibi delikanlılar en genç çağlarında. Bir de Şii gençler çok dindardır. Şii’ler Hz. Hasan (r.a) , Hüseyin (r.a), Ali (r.a),  hüngür hüngür ağlarlar.

BÜLENT SEZGİN: Mehdi (as)’yi bekliyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Hep Mehdi (a.s) aşığıdırlar. Yazık günah değil mi?

Tayyip Hocam’a vefasızlık yaparlarsa, çok büyük vicdansızlık yaparlar ben söyleyeyim AK Parti içinde. O delikanlıyı tek başına bırakırlarsa, sahipsiz görürlerse yani Allah ayaklarına dolar söyleyeyim. Onlara oradan bir menfaat çıkmaz. Darmadağın olurlar. Yazık günah o delikanlıya. O delikanlı bütün ömrünü verdi, Allah’tan kork. Zor gününde yalnız bırakıyorlar. Bak bu gezi olaylarında da masanın altına girdiler. Bizim çocuklar sabahlara kadar hükümeti savundu, sabahlara kadar. Eğer bu delikanlımıza sahip çıkmıyorsak, Adnan Menderes’e sahip çıkılmadığı gibi çok yazık olur. Çok çok yazık olur.

BÜLENT SEZGİN: Hocam acil bir duyuru yapabilir miyim, inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Mustafa Kılınç kardeşimiz; “hemen Uludağ üniversitesi tıp fakültesine gidebilecek AB Rh pozitif (+) veya yakını olan çok sevinirim” demiş. Mesaj atmış.

ADNAN OKTAR: Nerede bu hastane?

BÜLENT SEZGİN: Bursa’da Hocam. “Veya yakını olan varsa çok sevinirim” demiş inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi onu sabit yazı haline getirelim de.

BÜLENT SEZGİN: Varsa hemen hastaneye gidebilirlerse inşaAllah Evet inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “AB Rh pozitif (+)”

BÜLENT SEZGİN: Evet inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Kan grubu böyle olan kardeşlerimiz yıldırım hızıyla gitsinler. Bazen aort yırtılması oluyor, hemen bol kana ihtiyaç oluyor. Kan verilirse o arada dikiliyor, kurtarılıyor. Ama kan yetişmezse Allah vermesin hemen orada ölüyor, vefat ediyorlar. Böyle şeylerde acele davranmak lazım.

BÜLENT SEZGİN: Telefon numarasını söylüyorum. 0537 773 49 10.

ADNAN OKTAR: O telefon numarasını ekranda sabit tutun. Kan gurubunu da. Ne kadar acele olursa o kadar iyi olur. Hasta yakınları acayip telaşlı oluyorlar. Oradaki onların ruh halini bir düşünün. İçeriye giriyor dışarıya çıkıyor, içeriye giriyor dışarıya çıkıyor, delirecekler sıkıntıdan. Çünkü her an bir şey olabilir. Yıldırım hızıyla kanı getirmek lazım. İnşaAllah.

Hanım kızlara eğlenmek yasak. Böyle limonla falan kafayı arkaya tarıyor, öne doğru da koyun kuyruğu gibi. Düğünlerde döne döne oynuyorlar böyle. Onlara serbest. Bir de titreterek falan oynamalar. Hanımlara her şey yasak, her şey. Bunlara her şey serbest. “Gayet normal” diyor “erkek adam” diyor. Kendilerince küçük görüyorlar böyle.

“Hocam bir Konyalı olarak” diyor “karşınızda Konya havasıyla oynamak isterdim” diyor, Osman maşaAllah.

“Hocam sizi uzun zamandır izliyorum. Hakkınızda konuşulan olumsuz ifadelerle ilgili hiçbir şeye artık inanmıyorum. Bu iddialarla ilgili bir eser bile yok sizde” diyor. “Türkiye’nin farklı bir güzelliğisiniz Hocam. Sayenizde insanlık görüyorlar. Allah uzun ömürler versin size” diyor, Erdoğan kardeşimiz.

“Hocam Ekmeleddin İhsanoğlu hakkında ne düşünüyorsunuz? CHP’nin ve MHP’nin çatı adayı.” Vatandaş tabii ki sevebilir. Değerli bir insan Ekmeleddin Hoca. Kaliteli, hem İngiliz kültürü var hem Osmanlı kültürü var. Derin bilgiye sahip, Osmanlı vizyonuna sahip. Nezih klas bir insandır. Bağnazlığa da karşıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin önemli bir değeri. Muhterem bir insan. CHP’li, MHP’li kardeşlerimiz de ona oy veriyorlarsa saygı duyarım. Ama ben mevcut cumhurbaşkanının iyi olduğunu görüyorum. Yeterli, yani bir eksiğini kusurunu görmedik. “Niye şunu tasdik etti bunu tasdik etti?” Ne yapsın hükümetle gece gündüz mücadele mi yapsın? Daha önce vardı öyle cumhurbaşkanları. Borsa hop hopluyordu, hop kalkıyordu. Aldı kitapçığı tepesine attı Ecevit’in Sezer. Türkiye’de ekonomi allak bullak olmuştu ertesi gün. Yer yerinden oynamıştı. Adam bunu düşünemeyecek durumda düşün yani. Mahvetti Türkiye’yi. Bu cumhurbaşkanı mazlum, çok efendi bayağı terbiyeli. Hanımı da öyle Anadolu kızı, terbiyeli. Ama Ekmeleddin İhsanoğlu o da çok değerli bir insan. Artık vatandaşın tercihine kalmış. Hakikaten hürmete şayan bir insan.

“Sayın Adnan Hoca” diyor, İhsan Karaordu. “20-25 gün sonra Ramazan ayı içinde gökten nida, ses gelecek bunu biliyor muydunuz? 2014 yahut 2015.” Gökten gelecek ses böyle havadan gelecek ses değil. Bu radyo ve televizyon, kastedilen o. “Dünyanın her tarafından duyulur” diyor. Nedir? Radyo televizyon.

Resim hazır inşaAllah.

Yalnız tabii biz çarşaflı kardeşlerimizi eleştirmiyoruz burada, yanlış anlaşılmasın. O coğrafi şartlarda o kıyafet gerekiyor. Yani “iki ayrı coğrafi şartta Müslüman kıyafeti nasıl olabilir?” bunu göstereceğiz. Bakalım. Bak, üstte bizim hanım kardeşlerimiz, alttaki de Müslüman Hanım kardeşlerimiz. Öyle bir ortamki kendini korumak için böyle giyiniyor. Benim tarif ettiğim çarşaf budur, işte Kuran’da tarif edilen çarşaf. Bir daha göster. İşte zaruri durumda, eğer saldırı varsa, kadınlara, hanımlara kendini korumak için başka yolu yok. Ya dışarı çıkmayacak, ya böyle. Ama medeni bir ortam varsa duruma göre istediği gibi giyinir. İnşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Ruhani’nin bir fotoğrafı vardı,dünya kupası maçını izlerken.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ruhani. Olur yakışmış. Daha da rahat olsun. Allah Allah, bir şey yok. Fakat İran bağnazlığından çekiniyor. Çok bağnazlar bir kısım kardeşlerimiz. O da herhalde ancak bu kadar yapabiliyor. Yoksa Avrupai, aklı başında bir delikanlı.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Merziye Afham, Tahran yönetiminin Amerika’nın Irak’a olası bir askeri müdahalesine kesinlikle karşı olduğunu söyledi inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne takarlar sizi Allah aşkına, biz karşıyız yani şu laf mı? Adam işte bak müdahaleyi yapmış. Bir istihbarat örgütünün işi o. Bir istihbarat örgütünün işi. Planlamışlardır, son günleri de değerlendirerek, enlem, boylam, küt indirmişler. Kaderi öyle. Kaderi öyle. Şimdi şehit ettirdiği binlerce gencin sorumluluğu üstünde ahirette. Nasıl hesabını verecek artık bir düşünsün.

OKTAR BABUNA: Allah ayette Hocam; “Bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibi olur, masum bir insanı. Bir kişiyi kurtaran da bütün insanları kurtarmış gibi olur” (Maide Suresi, 32) diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi Irak ordusuna, çocuklara diyor ki Irak ordusu askerlik günün geldi gel. Şii genç. Gidiyor askerlik muayenesi oluyor, gidiyor kıtasına teslim oluyor. Bu çocuğun ne suçu var? Nur gibi Müslüman. Ne öldürürsün bunu ne şehit edersin? Ne zorun? Ne yaptı yani sana? Kendi halinde çocuklar. Ana kuzusu emir altında insanlar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bağnazlar bu günlerde Ruhani’nin çok üzerine gidiyorlarmış. Çok fazla baskı varmış.

ADNAN OKTAR: Türkiye sahip çıksın Ruhani’ye. Amerika da sahip çıksın. Dünya da sahip çıksın. Onların bağnazlığına karşı o yine çok iyi. Çok aydın bir insan. Ama zor işi tabii, çok zor.

Gökten gelecek ses böyle havadan gelen ses değil. Radyo ve televizyon kastedilen bu. Ama “dünyanın her tarafından duyulur” diyor. Nedir? Radyo televizyon.

Yalnız tabi biz çarşaflı kardeşlerimizi eleştirmiyoruz burada yanlış anlaşılmasın. O coğrafi şartlara o kıyafet gerekiyor. İki ayrı coğrafi şartta Müslüman kıyafeti nasıl olabilir? Bunu gösterteceğiz, bakalım. Bak üstte bizim hanım kardeşlerimiz, alttaki de Müslüman hanım kardeşlerimiz. Öyle biz ortam ki kendini korumak için böyle giyiniyor. Benim tarif ettiğim çarşaf işte budur. Kuran’da tarif edilen çarşaf. Bir daha göster. Zaruri durumda saldırı varsa kadınlara, hanımlara kendini korumak için başka yolu yok. Ya dışarı çıkmayacak ya böyle. Ama medeni bir ortam varsa duruma göre istediği gibi giyinir.

BÜLENT SEZGİN: Hocan Ruhani’in fotoğrafı vardı. Dünya kupasında İran’ın maçını izlerken.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ruhani olur yakışmış. Daha da rahat olsun bir şey yok. Fakat İran bağnazlığından çekiniyor. Çok bağnazlar var, bir kısım kardeşlerimiz. Oda herhalde ancak bu kadar yapabiliyor. Yoksa Avrupai aklı başında delikanlı.

BÜLENT SEZGİN: İran Dış  İşler Bakanlığı Sözcüsü Merziye  Afham Tahran yönetiminin  Amerika’nın Irak’a olan olası bir askeri müdahalesine kesinlikle karşı olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR:  Ne takarlar sizi Allah aşkına biz karşıyız. Şu laf mı? Adam işte bak müdahaleyi yapmış. Bir istihbarat örgütünün işi o. Bir istihbarat örgütünün işi. Bir de anlamışlardır son günleri de değerlendirerek enlem boylam kötü indirmişler. Kaderi öyle, kaderi öyle şimdi şehit ettirdiği binlerce gencin sorumluluğun üstünde ahirette. Nasıl hesabını verecek? Artık bir düşünsün.

Evet dinliyorum Fikret bey.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Muş’ta yol kesme eylemi yapan PKK yandaşları 23 öğretmeni kaçırdı. Öğretmenler 12 saat sonra serbest bırakıldı. Bu yol kesme eylemi dün geceden beri devam ediyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Bu herifler arsız bir şımarıklık içindeler. Önü sonu da gelmiyor. Yol boyu asker koysunlar. Bir de bunlara biraz gereksiz hoşgörü gösteriliyor. Öğretmen gece yarısı evinden alıyorsun, hanımı var çoluğu var çocuğu var. Birçoğu acayip tedirgin oluyordur.

Ethem Aydoğan. İşte Ethem biz de onu anlatıyoruz Müslümanlık’ta kan dökmek yok.

Yusuf Karalı,” Hocam güzel konuşuyorsun lakin niçin orada hanımlar var?” diyor.

“Hocam üşenmeden You tu be’de ne kadar avuntu yorumu varsa dinledim. Ve yine sadece sizin çaldığınız yorum çok farklı ve süper” diyor.  Ben işi bilirim. Zevkli delikanlıyım inşaAllah.

Sedat Yalçın, “Allah, Kuran, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyorsunuz. Peki orada hanımların ne işi var?” diyor. Bunlarda kadın karşıtlığı kriz şekline gelmiş anladığım kadarıyla. Kadının dünyada olmasını istemiyorlar. Sadece erkek olacak her yerde. İş yerlerinde, mecliste, sokakta. Eğlenen bunlar olacak, yiyen gülen bunlar olacak. Hanımlar olmayacak, evinde de pencerenin kenarına bile gelmeyecek. Pencerenin kenarına gelmesini de kabul etmiyorlar sokağa bakamaz. “Her dediğinin aksini yapın” diyor. “Cehennemi de onlar dolduracak” diyor.  Bu nasıl bir sevgisizliktir? Uğursuz diyorlar. “Eğer uğursuzluk arayacaksan kadındadır” diyor. Öyle anormal bir üslup ki Peygamber (s.a.v.) hanımlarına da bu sözler gidiyor. Kendi kafalarına göre haşa. Ne dediklerinin farkında değiller. Hz. Meryem (r.a)’e de bu sözü etmiş oluyorlar. Bunun da farkında değiller. Sen Hz. Meryem (r.a)'in tırnağı etmezsin. 

Masaüstü Görünümü