Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (21 Haziran 2014; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Bugün de yayınımıza cesur yürekli Hocamız’la başlıyoruz inşaAllah. Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk Bülent Bey. Nasılsınız?

BÜLENT SEZGİN: Allah’a şükür hocam çok iyiyim. Siz nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Her halimize şükrediyoruz. Cenab-ı Allah her şeyin en güzelini nasip ediyor. Her türlü nimet nasip ediyor elhamdülillah. Sağlık sıhhat veriyor, dertlerden koruyor, belalardan koruyor, elhamdülillah. Bizi sınıyor, imtihan ediyor sabrımızı, tevekkülümüzü, çalışkanlığımızı, azmimizi, hamiyeti İslamiyemiz’i bize gösteriyor, bizi biliyor Allah. Çünkü ezelden bilir Allah, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, müminler birbirine şahit oluyor inşaAllah. Müminler münafıkları tanıyor, müşrikleri tanıyor, onlar da müminleri tanıyor, inşaAllah dünyada.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “İnnel mü’minine ihvatün.” İhvan, Müslümanlar birbirinin kardeşi, inşaAllah.

ENDER DABAN: Allah ayetinde: “Ben size şah damarınızdan daha yakınım” (Kaf Suresi, 16) diye buyuruyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: O müthiş bir sır. Şah damarı bizim içimizde, “Ben daha da yakınım” diyor Allah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, IŞİD Bağdat’a dayandığı için binlerce sivil Bağdat’ı terk ederek, güvenli gördükleri kuzeydeki Kürt bölgesine kaçıyorlar. Göç eden Iraklı bir aile reisinin ifadelerine yer verilmiş Zaman Gazetesi’nin haberinde. “Bağdat’ta artık Şiiler Sünni mahallelerden, Sünniler de Şii mahallelerden ayrılıyor. Kimse kimseden alış veriş yapmıyor. Bölünme artık an meselesi. Ama Sünni bölgelerde de Kuzey Irak gibi federal bir yapı kurulsa belki çok kanlı bir savaşın önüne geçilebilir.”

ADNAN OKTAR: Ben anlayamıyorum. Sevgisizlik ne kadar şiddetli bir şey, ne kadar yaygın. Şiiler acayip takva insanlar. Niye ayrılıyorsun? Nur gibi insanlar. Siyah sarık takar, cübbesiyle Hz. Ali (k.v.)’den bahsedildi mi katıla katıla ağlıyorlar. Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.)’den bahsedildi mi katıla katıla ağlıyorlar. Allah’ı Peygamber (s.a.v.)’i aşkla severler. Niye ayrılıyorsun? Bilakis iste bulunsun, bir nimet. Biz mesela eskiden Ermeniler’le beraberdik, Musevilerle beraberdik. Ermeniler de bir kısmını gönderdi, Museviler gitmek durumunda kaldılar. Rumlar gitmek durumunda kaldılar. Niye gönderiyorsun? İç içe kardeşçe yaşasınlar, bir renk, bir güzellik. Mesela Şii’den senin öğreneceğin çok şey var. Sünni’nin Şii’den öğreneceği çok şey var. Kardeşçe bir arada yaşayın.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, habere göre; federal bir bölge olması gerekiyor imajı da sürekli verilmeye çalışılıyor.

ADNAN OKTAR: Bölecekler anladığım kadarıyla. Amerikan planıydı o, çok eski bir plan. Amerika istese tabii engeller. Ama ta zamanında, yüzyıl önce kadar Amerika ayarlamış işte, Türkiye’nin Güneydoğu’su Kürt bölgesi olacak. Orada bir Kürt Devleti kurulacak. İşte, Irak şöyle bölünecek ayarlamışlar. Ama bu kaderde olan bir şey tabii. Kaderde olmasa yapamazlar. Anlaşır adamlar, ‘yapmıyoruz arkadaş’ der yapmazlar.

Nasılsın koçyiğit?

ERDEM ERTÜZÜN: Çok iyiyim Hocam Allah’a şükür.

ADNAN OKTAR: Gözlerden acarlık akıyor böyle. Küçükken masanın üstüne çıkıyordu böyle, oradan nutuk verirdi. Çakmak çakmak bakardı, inşaAllah. Çünkü sehpanın üstüne çıkarmasak görüşülecek gibi değildi. Mecburen sehpanın üzerine çıkarıyorduk, inşaAllah. O zaman çok ufak tefekti. Allah’a tevekkül et, ben dedim “sen samimi dindar olursan, Allah’ı çok seversen Allah seni boylu boslu aslan gibi yapar” dedim. Hakikaten Allah onu öyle boylu boslu aslan gibi yaptı, maşaAllah. O zaman söylemiştim, Necati, Tarık onlar da öyle. 16-17 kilo falandılar böyle. Onları da dolabın üstüne çıkarıyorduk oradan nutuk atıyorlardı. Fenerbahçe-Beşiktaş muhabbeti yapıyorlardı, maşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, IŞİD’in Suriye ve Irak gibi Türkiye’yi de cihat alanı ilan ettiği ortaya çıktı. Bazı IŞİD yöneticilerinin, “İnşaAllah İstanbul’u da alacağız” sözleri teknik takibe takıldı.

ADNAN OKTAR: İstanbul’u? Bir gelsinler, bir görelim tanışalım önce. Şimdi uzaktan uzağa olmaz, inşaAllah. Şimdi, çocukluk etmesinler. İslam sevgiyle; bağıra, çağıra, tabancayla, tüfekle olmaz. Muhabbetle, akılla, ilimle. Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele etsinler. Tek kelime bilgileri yok Darwinizm’e karşı. Materyalizme karşı tek kelime bilgileri yok. Halen orada okullarda Darwinist-materyalist eğitim okutuluyor. Sen mücahidim diyorsun, Allah’a orada olmadık laf söyleniyor. Allah yok deniyor. Hani sen mücahittin, değil mi? Mücahitsen önce onu bir engelle ilimle, irfanla, akılla. Yasaklayarak olmaz, anlatarak olur. Sen Müslüman değil misin? Bak, Allah’a, Kitap’a, Allah’ın yaratılışına, peygamberlere söz ediliyor devlet kitaplarında. Peygamberlerin yalancı olduğu söyleniyor haşa. Peygamberlerin dediği gibi değil. Peygamberler diyor ki; “Allah yarattı” diyor. “Allah yaratmadı, peygamberler doğru söylemiyor” diyor. “Hz. Muhammed (s.a.v.) doğru söylemiyor” diyor. “Tesadüfen yaratıldı” diyor. Türkiye’de devletin kitaplarında da o şekilde. Bu acı duruma karşı ilimle irfanla mücadele edilmesi lazım, inşaAllah. Ondan sonra “mücahidim ben” diyor gidiyor Müslüman kesiyor. Şii aslan gibi delikanlıları kamyonlara doldurmuşlar, damperli kamyonlara; doğramışlar, “cihat yaptık elhamdülillah” diyor. Sen şeytanı doğra ilimle irfanla. Müslüman’ı niye doğruyorsun?

Dinliyoruz Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Viyana’da Başbakan Erdoğan’ın yaptığı konuşma bazı gruplar tarafından protesto edildi. Viyana polisi protestocular ve izleyiciler arasında set kurdu. Ancak bu esnada platformda bulunan Türk bayrağı polis tarafından yere atıldı. Bu durum tepkilere neden oldu.

ADNAN OKTAR: Ama niçin atıyor, mantık ne?

KARTAL GÖKTAN: Bir mantığı yok Hocam. Orada platformda dururken bir anda bayrağı çekip yere doğru atıyor böyle.

BEYZA BAYRAKTAR: Avusturya’da da genelde Türklerin hatta pasaportlarının kaldırılmasını söylediler. Bir vekil söylemişti. İstemiyorlar Türkler’i diye haberler vardı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Allah yaratılışı derken, Allah’ın yaratılış sanatına anlamında tabii ki. Hemen anlaşılacak gibi o söz, onda anlaşılmayacak bir şey yok.

Adam nasıl yapabiliyor böyle bir şeyi? Onların kanunları müsait miymiş böyle bir şeye? Oralarda faşizm daha gelişime istidadı gösteriyor. Faşizme karşı içlerinde bir muhabbet var. Faşizmde de sevgi yok, egoistlik bencillik var. Yani insandan nefrete dayalı bir sistem. Çok acı bir durum tabii. Yine Mehdiyet, yine Mehdiyet, yine Mehdiyet. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, iki ayrı grup varmış toplantıda. Kalabalık hareketlenince polis araya giriyor. O sırada da polis bayrağı atıyor olay çıkmasın diye.

ADNAN OKTAR: Olay çımasın diye. Onlar bayrak istemiyorlar öyle mi?

KARTAL GÖKTAN: Orada platformun üzerinde serili şekilde duruyor Hocam bayrak. Düşmüş durumda aslında.

ADNAN OKTAR: Onda acayip bir şey olabilir. Bayrağın şekli kaymış olabilir, yarısı düşmüşse adam almıştır, sonra da düzeltememiş olabilir. Yerleştirememiş olabilir. Düzgün durması için yapmış olabilir.

BÜLENT SEZGİN: Olay çıkmasın diye araya girmiş polisler Allahualem. İki grup çatışmasın diye.

ADNAN OKTAR: Onda bir şey vardır. O kadar mantıksız zor, garip şeyler yapamazlar yani.

Tayyip Hocam gönlü rahat etsin. Aklı başında, sevecen, dürüst, dindar gençler yanındalar. Onu riskli adamlardan uzak tutacağız. Başbakan olarak devam. Sayın Abdullah Gül de Cumhurbaşkanı olarak devam.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Mümtazer Türköne bir yazı yazmış Ekmeleddin İhsanoğlu için “uzlaştırıcı lider” yorumunu yapıyor. Başbakan Erdoğan için de kutuplaştırıcı, kutuplaştıran lider.

ADNAN OKTAR: Üstüne çok vardılar da onun için. Tayyip Hocam ne zaman kutuplaştırıcı oldu? Hep Alevi-Sünni kardeşliği üstünde durdu. Ermeniler’e kucak açtı. Onların kiliselerini açtı. Her türlü barıştırıcı, toplayıcı tavrı sergiledi.

BÜLENT SEZGİN: “Tek vatan, tek millet” diyor.

ADNAN OKTAR: Ona “Anadolu delikanlısı” dedim beğenmiyorlar kendi kafalarınca bazı tipler.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Suudi Arabistan genelde çok seviyor Ekmeleddin İhsanoğlu’nu. O da onlarla ortak politika izliyor genelde.

ADNAN OKTAR: Suudi Arabistan IŞİD’e destek veriyor ama İhvan-ı Müslim de onlara karşı. Karmakarışık öyle olmaz. Hepsi sevilecek insanlar. Hepsi ama eksikleri olur, yanlışları olabilir, şefkatle yaklaşmak lazım. Hristiyanlar gariplerim ne yapıyorlar şu an, ben bilmiyorum Irak’ta? Ermeniler var mesela gariplerim ne yapıyor? Bilmiyorum. Yazık günah kiliselerini yakıyorlar. Şu akıl mı? Kuran’da Allah korunacağını söylüyor kiliselerin havraların, adam yakmaya kalkıyor. Her şey Allah’ın planladığı gibi. Allah plana ihtiyacı yok da fakat kaderde yarattığı gibi oluyor. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.  Yusuf Suresi “Elif, Lam, Ra” a, lam ve ra . Re harfi “Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.” (Yusuf Suresi,1) İşte bu da manidar “Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.” Allah bu ayetin açıklamasına göre bu “elif, lam, ra” da ayet olmuş oluyor. “Gerçekten Biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.” (Yusuf Suresi, 2) Demek ki akıl, Kuran iç içe. Akıllı olmak için Kuran’a vakıf olmak gerekiyor. Ve Kuran’a göre düşünmek gerekiyor. “Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz,” (Yusuf Suresi, 2) Bak en güzel kıssaları. Seçilmiş kıssaları gerçek bir haber. Yani değişmemiş, bozulmamış halis haliyle sana aktarıyoruz. Bak şimdi ne diyor Cenab-ı Allah. “Oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın.” (Yusuf Suresi, 3) Bu senin için bir gayp haberiydi bilmiyordun. Sana gaybı bildiriyorum diyor Allah. Gaybdan haber veriyorum. Hani gayp bilinmiyordu? Allah peygamberlerinden seçtiklerine gaybdan haber veriyor. “Hani Yusuf babasına: "Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldız, Güneş'i ve Ay'ı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti.” (Yusuf Suresi, 3) “Bana itaat ettiklerini, bana bağlandıklarını görmüştüm” diyor. Demek ki Cenab-ı Allah rüyada da kapalı bir üslupla vahyedebiliyor. Kime? Peygamberlerine. Ama bu halk için geçerli değil. İnsanlar için. Peygamber olmadıktan sonra ben rüyamda bunu gördüm, bu böyle olacak diyemez şahıs. Çünkü onu teyit eden başka vahiy geliyor. Rüyasında onu görüyor ama onu açıklayan, şerh eden bir vahiy geliyor. Ondan sonra onun ne anlama geldiği anlaşılıyor. “On bir Yıldız” masonlukta da kutsal. “On bir” masonlukta da vardır on bir. “Güneş” o da mason sembolüdür. “Ay” o da mason sembolüdür. “Bana secde etmektelerken gördüm” (Yusuf Suresi, 4) İtaat etmiş, hakimiyet anlamında. “(Babası) Demişti ki: Oğlum” Hz. Yakup (a.s), Hz. İsrail (a.s), adamlar (haşa) oturup “kahrolsun İsrail” diyorlar. Kuran’da Allah Yakup Peygamber (a.s)’in isminin İsrail olduğunu söylüyor, İsrail (a.s). “Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma” iyi bir şeyi, bir nimeti cahile cühelaya anlattın mı sana kinlenir. Hatta öğrenciler okulda iyi bir ders alsa bile birçok çocuk saklarlar, iyi not alacağını bilirse, arkadaşları kıskanır diye korkarlar. “Kötü geçti yazılım” diyor, çekinirler. Haset insanlara karşı tedbir alır insanlar. “Yoksa sana bir tuzak kurarlar” bakın peygamber çocuğu bile tuzak kurabiliyor. Yani tuzak kurmanın ne kadar yaygın ve dünyanın ne kadar zor olduğunu gösteren bir ayet. İmtihanın ne kadar çetin olduğunu gösteriyor. Bak, Hz. İsrail (a.s)’ın evlatları bile güvenilmez bir kişilik gösteriyorlar. Ama Hz. Yusuf (a.s) güvenilir, Bünyamin güvenilir. Biz, o zaman İsrail’i de eleştirirken aynı mantıkla eleştireceğiz. İyileri ayrıdır, iyilerini takdir ederiz. Mesela Yusuf (a.s) ve Bünyamin’i takdir ediyoruz ve çok seviyoruz fakat yanlışlık yapan evlatlarını beğenmiyoruz o yönüyle, eleştiriyoruz. Dolayısıyla “kahrolsun İsrailoğulları” demiyoruz. “Yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.” (Yusuf Suresi, 5) Çünkü sürekli Allah’a kul olmadığını vurgulamak için uğraşır. Kızdırır, ters konuşturur, üzer şeytan, tevekkülsüzlük verir, vesvese verir. Yani Müslüman’ın dinç kalmasını sağlayan, aklıselimle hareket etmesini sağlayan ne varsa ortadan kaldır. Bitkinleştirir, unutkanlık verir. Amacı Allah’a kulluktan onu uzak tutmak. “Böylece Rabbin seni seçkin kılacak” bak şimdi burada vahiyle açıklanıyor net “Böylece Rabbin seni seçkin kılacak” bu vahiy. “Sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek” vahiy  “daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin” İsrailoğulları’nın “üzerindeki nimetini tamamlayacaktır”. (Yusuf Suresi, 6). İsrailoğulları’nın üzerindeki nimet ne zaman tamamlanıyor? Hz. Mehdi (a.s) ile tamamlanıyor. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) da Hz. İsrail (a.s)’ın soyundan geliyor. Nimet ne ile tamamlanıyor? Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru ile tamamlanıyor. Ve İsa Mesih’in, “İsa İbn-i Meryem” onun zuhuru ile tamamlanmış oluyor. O da Hz. İsrail (a.s)’ın soyundandır, İsa Mesih de. Her ikisi de aynı soydan geliyorlar, o yüzden birbirlerine benzerler Hz. Mehdi (a.s) ve İsa Mesih, simaen benzerler. Bak ayetin bu hükmü, mesela bu Mehdiyet’le ilgilidir. Diyorlar ki; “nerede yazıyor bu hüküm”? Ne diyor Cenab-ı Allah? “Daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi” ne oldu o zaman? Din hakim oldu, güzellik oldu, Allah’ın hükmü yerine geldi, tamamlandı. “Senin ve Yakup ailesinin” Hz. Yusuf (a.s)’ın ve Hz. Yakup (a.s) ailesinin yani İsrailoğulları’nın “üzerindeki nimetini tamamlayacaktır”. Nimet nasıl tamamlanıyor? Dünya hakimiyetiyle. İşte Mehdiyet bu. Hz. İbrahim (a.s)’ın soyundan Hz. Mehdi (a.s), Hz İsrail (a.s)’ın soyundan. Ve ahir zamanın Ben-i İsrail’i Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleridir. Tevrat’ta Ben-i İsrail diye baktığımızda aklımıza ilk gelecek olan Moşiyah, Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleridir. Gerçek Ben-i İsrail onlardır. Ve Allah’ı seven bütün Müslümanlar, müminlerdir ahir zamanın Ben-i İsrail’i. “Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır” (Yusuf Suresi, 7) diyor, soran için. Ne demek? “Bu kıssada” diyor Cenab-ı Allah “dünya hakimiyetini anlatıyorum, Mehdiyet’i anlatıyorum, İsa Mesih’in inişini anlatıyorum, ahir zamanda olacak olayları anlatıyorum. Bu kıssalardan düşünerek işaret bulun” diyor Allah “anlam çıkarın”. Çok açık değil mi ayet bu anlamda? Bak ne diyor ayette Yakub ailesinin” Hz. İsrail (a.s) ailesinin “üzerindeki nimetini tamamlayacaktır”. Ne anlarız biz? Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru ve dünyanın hakimiyetini anlarız inşaAllah. Ebcedi 2019. Ne kadar güzel. “Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler vardır”. Bak bir tane ebced, 2019. Mehdiyet’e apaçık işaret var. Bak bir daha söylüyorum, hiç kimse suni Mehdi çıkartmaya kalkmasın, netice alamaz. Ama iyidir, her zaman suni Mehdiler iyidir. Mehdiyet’e hep hizmet etmişlerdir, Mehdiyet’e inanan herkes.

SERKAN AK: Said Nursi Hazretleri “bambaşka olacak” demişti Hocam sahte Mehdiler için.

ADNAN OKTAR: Sungur Ağabey, hayret edilecek şey yani o çok büyük bir olay aslında. Kılıç Ali Paşa Camii’ne geldi. Bizim çocuklar sarıklarla oturuyorlar, Sungur Ağabey’in üzerinde şu renk bir cübbe vardı, başında da o renk bir cübbe vardı, devetüyü renginde. Bayağı heybetliydi Sungur Ağabey. İçeriye girdi “Selam kardeş” dedi “Aleykum Selam Hocam” dedim. “Senin adın ne kardeş?” dedi “Adnan” dedim “Adnan Oktar Hocam” dedim. “Sen nerelisin kardeş?” dedi “Ankaralı’yım” dedim. Hemen cebinden bir not defteri çıkardı, yüzüme baktı şöyle, adımı yazdı muhtemelen, bir hesaplar yapmaya başladı. Ebced hesabı yapmaya başladı. Sonra biz çocuklar belki saygıda kusur ederler diye çünkü tecrübeli değil çocuklar yeni gelen çocuklar. Ben Sungur Ağabey’le biraz ileriye geçtim. “Sungur Ağabey, Mehdi (a.s) Nur talebesi mi olacak?” dedim. “Bediüzzaman Nur talebesi olmayacak dedi” dedi. Ben zaten Hocam’ın hoşuna gitsin diye söyledim. “Tabii ki Nur talebesi olacak” diyecek diye bekliyorum. “Nur talebesi olmayacak dedi,” dedi Bediüzzaman. “O zaman nasıl olacakmış Hocam” dedim. “Bambaşka olacak dedi” dedi Bediüzzaman bambaşka. Bak başka değil bambaşka. Ellerini açarak böyle söyledi. İlk defa gördüğü bir insana böyle hayati bir bilgiyi vermesi ne demek? İlk defa görüşüyoruz. Sonra öbür görüşmede de dedi “sen sedd-i Zülkarneyn oldun. Seni aşıp geçemiyorlar” dedi “bize ilişemiyorlar” dedi. Çok yamandı maşaAllah Sungur Ağabey.

SERKAN AK:  Yakalandığınızda da Hocam ceza evinde polisler.

ADNAN OKTAR: Orada süper olmuştu ama bayağı. Çünkü kimse destek vermiyor. Annem tepeden tırnağa süzüyor. Şimdi jandarmalarla beraber getirdiler. Üstümde ceza evi kıyafeti var. Böyle haki yani askeri kıyafet gibi. Kafam tıraşlı, ellerim kelepçeli arkadan. Annem yanıma geldi. Bende iyi bir şeyler söyleyecek falan zannettim. Sadece cık cık cık ediyor böyle. Ayağımdan başlıyor göğsüme kadar geliyor ama yüzüme bakmıyor. Oradan geri aşağıya, annem bir âlemdir maşaAllah. Çocuklara bakıyorum dehşet içinde bakıyorlar bizim çocuklar. Ben dedim ki “bu büyük bir şereftir, çok önemli, güzel.” Ümmetçilik propagandasından o zaman yargılanıyordum. Ceza evi kartımda da o yazıyordu: “suçu ümmetçilik propagandasıydı.” “Güzel bir şey bu” dedim “Allah yolunda” dedim hiç cevap vermiyor. Neyse Sungur Ağabey bir belirdi maşaAllah. Sesi de gür “ne mutlu sana kardeş” dedi birden. Ama bütün Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin önündeki herkes duydu. Bayağı bağırdı. “Mazi de” geçmişte “müstakbel de” gelecek de “seni alkışlıyor ne mutlu sana” dedi. Böyle tüylerim diken diken oldu öyle deyince acayip hoşuma gitti. Annemin de manevi saldırısı durmuş oldu tabii o zaman. Anneme iyi oldu. Çünkü Sungur Ağabey’i değerli, büyük birisi olarak bildiği için biraz da yatışmış oldu. Tımarhanede de çok çekiniyordu geldiğinde. Deliler falan gelip üstüne dokunuyorlardı falan annem bembeyaz oluyordu. İnşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah. Meyve getiriyordu kese kâğıdında. Deli meyve dinler mi? Direk ellerini sokup alıyorlardı. Bende hepsini dağıtıyordum. Yazık zaten kimseleri yok onların. Onlar için çok büyük bir olay oluyordu o. Sungur Ağabey görevini yaptı. Söyleyeceğini söyledi. Bediüzzaman o kadar kapsamlı bilgi vermemiş benim gördüğüm talebelerine, o kadar detay vermemiş. Sadece “bambaşka olacak” diyor o kadar. Ondan geri Risale-i Nur’da anlatmış. Bence Sungur Ağabey gizlediği bütün sırlarını bana söyledi. Daha fazla bir sır var mıdır? Bilmiyorum.

SERKAN AK: Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s)’ın ismini sadece çok güvendiği Hz. Ali (r.a)’a söylüyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Bediüzzaman belki çok kapsamlı bilgi de vermiş olabilir. Bilmiyorum. Ama şu an manevi varisleri teker teker vefat ediyorlar. Kimse kalmadı bir tek Abdullah Yeğin Ağabey kaldı bildiğim. Onun Mehdi (a.s)’ı göreceğini söylüyorlardı. Konuşmalarında kendi aralarında “en dinç aramızda sensin, sen görürsün” demişler Mehdi (a.s)’ı.

KARTAL GÖKTAN: Hocam bir duyuru yapabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Duyuru evet yapabilirsin.

KARTAL GÖKTAN: Bu akşam A9 TV’de Birlik Zamanı programı var. Hüma Babuna’nın konuğu Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan vekili ve Milletvekili Sayın Profesör Yusuf Halaçoğlu inşaAllah. Herkesin izlemesini tavsiye ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Yusuf Halaçoğlu; o çok değerli bir insan. Çok kültürlü ve ülkücünün hası, bayağı yaman. Konuşma üslubu, havrı, tavrı, halleri çok mükemmel. Allah ömrünü uzun etsin maşaAllah. Saat kaçta peki bu akşam?

KARTAL GÖKTAN: Akşam saat 21:30 inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Halaçoğlu Hocamız’ı 21:30’da dinleyeceğiz. İyi hayır olur, bereketli olur inşaAllah.

Ozi Oziser ne diyor; “Valla Hocam hastayım senin anlayışına. Herkes senin gibi olsa tüm dünya Müslüman olur. Halay çekeriz, mutlu yaşarız” diyor.  Doğru söylüyor. Ne güzel genç kızlar. Mesela benim canım ne şeker şey. Mesela Katolik, dünya tatlısı, bal şeker misafirim. Mesela IŞİD’ciler olacak hırlayarak falan çocuğa saldırmaya kalkarlar. Dünyayı cehennem etmeye kalkarlar. Kuzu gibi bir insan, bir renk, güzellik. Allah onu Katolik yaratmış, öbürünü Müslüman yaratmış, öbürünü Musevi yaratmış hürmet edeceğiz, sevgiyle karşılayacağız inşaAllah.

2001’ler; “Makyajdan görünmüyorsunuz, doğal halinizi neden beğenmiyorsunuz? Allah güzel yaratmamış mı?” Makyajı kim yapıyor? Allah yapıyor. Kuşu, böceği süsleyen Allah insanı da süsler. Öyle bir şey çıkarmışlar doğal halim, doğal halim. O da bir moda olarak çıkmış bir laf. Bazı kızlar öyle resimlerini koyuyor sabah kalktığı haliyle. Doğal halim diye. Hiçbir şeye de benzemiyorlar öyle. Bir akıllı taş atar derler kırk akıllı çıkaramaz. Öyle bir şey yok, genç kızlar böyle bir şeye inanmasınlar. Genç kız bakımlı güzel olur. Doğal güzel diye bir şey olmaz. Olur mu öyle şey? Tabii ki bakımlı olacak. Cennette Allah “Hur-il Eyn” diyor. İri siyah gözlü huriler” yani makyajlı, bakımlı. Allah yapıyor makyajlarını cennette. Doğal olarak, yaratılıştan makyajlı yaratılıyorlar. Dolayısıyla hanımlar makyajlı olacaklar. Ve onlara güzellik olarak makyajı yapan Allah’tır. Süsleyen Allah’tır.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Aşkım, Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım; “Attığın zaman sen atmadın Allah attı” (Enfal Suresi, 17) diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, çok önemli bu. Bak “attığın zaman sen atmadın Allah attı” Her şeyi Allah yaratır. Genç kızlar bakımlı güzel olurlar. Delikanlılar da öyle bakımlı olacaklar. Mesela eli yüzü temiz, bakımlı. İşte hanım hanımcık sabah kalktım, elimi yüzümü yıkadım, resim çektirdim diye. Ney birde balıkgözü gibi bir resim çekiliyorlar. Seyfi mi, selfie mi? Bayağı biçimsiz çıkıyor resimler. Acayip seviniyorlar. Balık gözlü resmi nasıl beğenilir? Bir de cümbür cemaat, hep beraber, heyecanla. “Oh ne mutlu selfielendik” diyor. “Sen selfielenmedin mi daha hala” diyor. Herkes bir selfie’den geçmek istiyor. O isim çok hoşlarına gidiyor. Selfie diye, yabancı falan ilginç geliyor böyle. Hanımlar makyajla çok güzel olur. Hatta çocuklara bile Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde çocukların gözüne sürme çekerlerdi. Üç yaşındaki çocuğun bile gözüne sürme çekilir. Güzel olsun diye, inşaAllah. Daha güzel olsun diye.

Bülent ve Erdem sürekli selfie çekiyorlarmış. İyi, tamam devam, hoş. O böyle yanlış bir mantık diyelim. Yani elimi yüzümü yıkadım resim çektirdim. Ne alakası var? Mesela kadın gözüne kalem çektiğinde nefis güzel oluyor. Arada dağlar gibi fark oluyor. Olur mu öyle şey? Allah onu öyle yaratıyor. Bak diyor ki; “Makyajı Allah sevmez, melekler sevmez.” Aklı görüyor musun? Peygamberimiz (s.a.v.) “bakımlı olsunlar” diyor. “Süslensinler” diyor. Ayet “süslensinler” diyor. Ayette diyor ki; “Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (Araf Suresi, 31) Ziynet ne demek? Süslenin, bakımlı olun. Makyaj malzemeleri dahil. Her türlü takı dahil, her türlü kıyafet dahil, bu hükmün içerisine giren.

Ferhat Emir “IŞİD seni böyle yanındaki Barbie sarışın hanımlarla görürse inan kellen gider. Sen hala bunun farkında değilsin” diyor. “İstersen yanlarına bir uğra” diyor. Biz onları davet ediyoruz. Zaten onlar diyorlar ki; “biz İstanbul’a gelmek istiyoruz. İstanbul’u alacağız, fethedeceğiz” demiyorlar mı? Tamam biz de bekliyoruz buyursunlar. Allah Allah, misafir olarak bekliyoruz. Hepsi Mehdi (a.s)’ye tabii olacaklar. Bu gençlerde bir IŞİD korkusu kabus oldu. Rüyalarında falan IŞİD bunları kesiyor olabilir böyle. Acayip korkuyorlar. Çünkü bu bir psikolojik yansıma. “Seni de keserler” demek. Durduk yere bir insan bunu niçin desin? Demek ki korkuyor. Yani bilinçaltında o korkuyla yaşıyor olabilir. Bütün IŞİD falan hepsi Mehdi (a.s)’ın önünde diz çökecekler. Söyleyeyim. Öyle kader içerisindeki gelişmelerine bakıp yanlış bir tutuma girmeyin. Onların belirli bir görevi var orada. Ahir zamanda onlara bir görev verilmiş onlar onu yapıyorlar. Kaderin içerisindeki bir görev. Ama sonunda hepsi Mehdi (a.s)’ye tabii olacaklar. Onların Mehdiyet’in yerinin İstanbul olduğunu bilmeleri bayağı iyi. Bu güzel, çünkü “Mehdi (a.s) İstanbul’dan çıkacak” diyorlar. O zaman diyorlar “bizim İstanbul’a gelip, İstanbul’u almamız gerekir.” Bu çok önemli biz de sizi bekliyorduk işte. Gelin kim kimi alıyormuş, ne oluyormuş burada bir görün bakalım, inşaAllah. İstanbul’a geldiğinizde efendiliği, nezaketi, sevgiyi öğreneceksiniz. Şefkati öğreneceksiniz. Müslüman öyle eli belinde asıp keserek değil, ilimle, irfanla ortaya çıkar. Bir kere deccaliyete karşı bir mücadeleniz yok. IŞİD’in bir mücadelesi yok. Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele yapmayan bir hareket nasıl Mehdi (a.s) hareketi oluyor? Darwinizm’e yenilmişsin, materyalizme yenilmişsin. Ve hiç de anlamıyorsun, cevap da veremiyorsun. Karşısında iki büklümsün. Kime gücün yetiyor? Şii kardeşlerimize gücün yetiyor. Oradaki işte Hristiyanlar’a gücün yetiyor. Silahsız garibanlara gücün yetiyor. Çatır çatır onları vuruyorsun ve kesiyorsun. “Ben de Mehdi (a.s)’yim” diyorsun. Kesen, biçen deccaldir. Kanı durduran Mehdi (a.s)’dir. Kan akışını durduran. Zulmü durduran Mehdi (a.s)’dir. Müslümanlar’ı birleştiren Mehdi (a.s)’dir. Dolayısıyla İstanbul ziyaretinde onların eksik ve yanlış yönlerini onlara anlatacağız, inşaAllah.

EMRE ACAR: Hocam deccaliyetin karanlığından korkuyorlar. Siz yıllardır bağnazlıkla, deccaliyetle mücadele ediyorsunuz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hiçbir hareket Darwinizm’le, materyalizmle mücadele etmedikten sonra Mehdiyet hareketi değildir.

BÜLENT SEZGİN: Hocam insanlar Allah’ta tam tevekkül etmediklerinden bu şekilde korkuları oluyor inşaAllah. Allah ayette şöyle buyuruyor; “Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir.” (Ali İmran Suresi, 173)

ADNAN OKTAR: Bunlarda kabusa döndü, acayip korkuyorlar. Çocuk gibiler, öcü gibi görüyorlar.

Artvinlipehlivan94 “Sen de biliyorsun sen Masonsun” diyor. Teşekkür ediyorum.

Sivrikelam. Bu yabancı değil bu isim daha öncede yazmıştı herhalde. O da IŞİD’le silahlı mücadeleye gitmemi tavsiye ediyor. Akla bak. Nasıl bir mantıktır bu? Biz silahları ortadan kaldırmanın peşindeyiz. O da silah alıp oraya gitmemiz gerektiğine inanıyor. Bütün silahlar kalkacak. Silahlar eritilecek, sanayiide kullanılacak. Tank, top, askeri uçaklar hepsi kalkıyor. Askeri uçaklar insan taşımada kullanılacak. Tank, top, silah bir tane kalmayacak dünyada. Hepsi eritilecek. Tevrat’ta da bu açıkça belirtiliyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde de açıkça belirtiliyor.

Salih Delibaş, delibaş mısın, akıllı baş mısın sana ne diyeyim ben bilmiyorum ki? O da dövmeye kafayı takmış. Sonra gidip dövme yaptırıyorlar.

Mustafa Harun Türkekul. Allah’a kul olunur. “Az daha izlersem ben de Adnan Oktar’ın cemaatine katılacağım” diyor. Yani etkilenmek üzereymiş.

“Adamlar Alevi diye kellelerini kesip, kalplerini yiyor. Sen de gelmişsin IŞİD Müslüman diyorsun.” Sinan C. Müslüman tabii, ama şirk içinde. Bela içerisinde, Müslüman hırsızlık yapar ama yine Müslüman’dır. Zina yapar ama yine Müslüman’dır. Müslümanlığı kalkmaz. “La İlahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyorsa Müslüman’dır. Ama yanlış yolda. Zulüm yapıyor, acımasızlık yapıyor, harama giriyor.

Hakan Cihangir. Tayyip Hocam’a laf yok Hakan. Tayyip Hocam’la hiç uğraşmana gerek yok.

Savaş Doğan “Evinize kapanın hadisini eğer uygularsak” diyor “adamların kafasına sıkarlar” diyor. Yok hiçbir şey olmaz. Anlaşırsın dersin; “arkadaş biz sana silahlı saldırı da bulunmayacağız, silahımız yok. Okumuz yayımızı da kırdık evimizde oturuyoruz.” Buna rağmen girer de, o evde şahısları öldürmeye kalkarsa, yaralamaya kalkarsa o zaman Allah’ın gücü üzerlerinde hemen tecelli eder. Allah’ın Kahhar ismi hemen tecelli eder. Allah yerle bir eder. Yani mazlumken bir insana müdahale olmaz. Ama direnirse savaşıyor adamlar.

“Hocam, Dünya Kupası’nda favoriniz kim?”

“Siz Tayyip Hocamız’ı destekleyince benim de desteklemem içimden geliyor” diyor. “İyilik mi yapıyorum? Bilmiyorum” diyor. Coşkun Keskin.

Bağnazlık böyle dostluğu, arkadaşlığı falan hiçbir şekilde kabul edemiyorlar. Mesela adam kesmeyi acayip beğeniyorlar. Adam kesme, doğrama, hakaret falan, onlar çok hoşlarına gidiyor. Kadınları ezmek. Fakat böyle dostluk, sevgi muhabbet arkadaşlık, bir türlü bunu hazmedemiyorlar. Hazmettireceğiz inşaAllah. Allah’ın verdiği kuvvetle inşaAllah.

ENDER DABAN: Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın sevgi öğretmeni olacağını ve herkese sevgiyi öğreteceğini anlatmıştınız inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dünyadaki en büyük sorun sevgisizlik, egoistlik bir de. Halbuki insan sevgiyle, fedakarlıkla güzel olur.

İslam böyledir işte. Sevgi vardır, eğlence vardır. Konuşma vardır. Namazını kılarsın. Helale harama dikkat edersin. Kadınları seversin ama fuhşa gitmezsin. Ne yaparsın? Helaliyle evlenirsin. Canını yakmazsın hanımların, onurunu kırmazsın. Onuruna zarar vermezsin. Haysiyetine, şerefine zarar vermezsin. Çiçek gibi süslü gezerler. Hayranlıkla bakarsın. Ama zarar vermezsin. Zarar verecek elleri de kırarsın. Kanunla, hukukla kırarsın inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) devri öyle olacaktır. Sanat; dünyanın en güzel binalarını yaparsın. Mimari; yollar, köprüler nefis böyle. Birbirinden güzel tablolar. Birbirinden güzel heykeller. Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayına ne diyor Cenab-ı Allah ayette. “Heykeller ve süslerle güzelleştirmişti.”  Tevrat’ta çok detaylı anlatılıyor zaten. Konuşmalar güzel olur. Gönül alıcı, herkes birbirine selam verir. Hürmet eder. Kimse kimseyi dolandırmaz. Yalan söylemez. Yalan haram. “Söylemeyeceğim” diyebilirsin. Yalan söylemeye ne gerek var? Adam bir şey soruyor. Yalan söylüyor. Ne zorun? “Cevap vermek istemiyorum” dersin ama yalan söyleme.

“Şu anda programınızı heyecanla izliyoruz. Ramazan’da program devam edecek mi Hocam?” diyor. İdil Su yazmış.

“Tayyip Hocam’ın gönlü rahat olsun. Aklı başında, samimi dindar gençlik onun yanında” sözüne karşılık olarak “böyle savunma olmaz. İkincilik yapmayınız. Onun yanında olmayan gençlik dinsiz mi demek istiyorsunuz?” Şimdi böyle bir şeyin tavanından, kenarından, yetmiş derece açısından değerlendirirsen olmaz. CHP’de de mesela ben diyorum ya “Kılıçdaroğlu’na iyi, dürüst insanlar sahip çıksınlar. Dindarlar sahip çıksınlar” diyorum CHP için. MHP’de Ülkücü gençliği övüyorum. Ve diyorum “Türkiye’nin çimentosu.” “Öbür taraf değil mi?” diyebilir misin? Onlar çimento. Öbürlerinde de var çimento. Ama onlar çimentosu.  Mesela CHP gençliğini övüyorum. “Sayın Kılıçdaroğlu’na sahip çıksınlar” diyorum. Ve vasıflarını söylüyorum bak, “ilerici, aydın, demokrat, dindar, samimi olanlar Sayın Kılıçdaroğlu’na sahip çıksın” diyorum. Burada “Tayyip Hocam’a sahip çıksınlar” diyorum aynı tür gençler. Aynı özellikte gençler. Çünkü Başbakan’ı ezmeye kalktılar. Böyle bir moda ortaya çıkarsa ne olur Türkiye? Hadi diyelim yeni hükümet kurdun. Bir tane daha Başbakan geldi. Onun da kafasını ezerler. Ne yapacaksın o zaman? Olur mu öyle şey? Batı demokrasisi gibi olacak. Hollanda gibi. Demokrasi nasıl oturmuş orada? Almanya’da nasıl oturmuş? Türkiye’de de öyle olacak.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetleri var.

ADNAN OKTAR: Tamam.

KARTAL GÖKTAN: 10 Haziran tarihinde Erbakan Vakfı Bursa Şubesi Başkanı Naim Öztürk Bey’i ziyaret etmiş kardeşlerimiz. Türk İslam Birliği üzerine sohbet etmişler. Sayın Öztürk 2014 yılı başında kurulan vakfın amacının günümüzün sorunlarına İslam Birliği’ni odak noktası alarak fikirler üretmek olduğunu söylemiş. 14 Haziran’da kardeşlerimiz İznik’te esnafa sizin 70 adet çeşitli kitaplarınızı ve 30 adet belgesel CD’si hediye etmişler. Bursa’dan kardeşlerimiz 13 Haziran Cuma günü bir kardeşimizin evinde buluşup Kuran ayetleri ve sizin makalelerinizden okuyup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Ev sohbeti müthiş bir şeydir. Bir de kardeşlerimizin evleri hep nuraniyetli. Bir şey var evlerinde. Bayağı imreniyorum. Sofraları çok güzel. Çocuklarla evler süslenmiş. Yani evde çocuk olması ne demek? Oturuyorlar bir köşeye, Kuran’dan üç ayet, biraz Risale-i Nur’dan, biraz Harun Yahya kitaplarından. Ne güzel nur. Eve bereket yağıyor, maşaAllah. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adapazarı’ndan kardeşlerimiz de ev sohbeti yapmışlar 12 Haziran Perşembe günü. Sonrasında sizin 25 adet kitabınızı ve 200 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Gebze’den kardeşlerimiz yine biraraya gelmişler. Kuran’dan Ayetler ve sizin Gizli Azapların Çözümü kitabınızdan bölümler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Şu insanların güzelliğine bak. Evin nuruna bak.

Pakize Hanım’ı ben çok severim, beğendiğim, değer verdiğim, gençken çok nefis güzel bir hanımdı. O da beni çok seviyormuş haber aldım. Bayağı hoşuma gitti. Buradan da ona sevgilerimi, selamlarımı söylüyorum. Ama onu ben İzmir’de görmüştüm fuarda. Böyle bir kadın, direkt aşık oldum acayip güzeldi canım benim. Yanıma geçiyor “ne bir bahane etsem de konuşsam” diye düşünüyordum. O zamanlar benim hanımlarla konuşmam çok zor oluyordu. Böyle renkten renge giriyorum falan, bütün cesaretimi topladım, orada bir onun resmini çeken fotoğrafçıdan onun fotoğrafını aldım, “burada resminiz çok güzel çıkmış” ona benzer bir şey söyledim. “Öyle mi? Teşekkür ederim” dedi. Kısaca bir bağlantı kurmuş olduk. O benim için büyük bir zaferdi. Şahaneydi gözleri bayağı güzel kadındı. Gençlik resimlerini hiç yayınlamıyor Pakize Suda, halbuki bayağı ses getirecek resimler, ben ondan rica ediyorum yayınlasın gençlik resimlerini. Çok zeki bir hanım, hazır cevap, bayağı kişilikli, şahsiyeti çok güzel ama tabii yaşlılık insanı zamanla bozar. Eski güzelliği kalmaz ama ben onu cennetteki hali ile seviyorum inşaAllah.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Aşkım seni tanıyan bir bayanın unutması mümkün değil inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam birkaç faaliyet daha vardı. Okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Tamam söyle.

KARTAL GÖKTAN: Samsun’da kardeşlerimiz Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı, Samsun Aşıkkutlu Eğitim Merkezi’nde ilahiyat uzmanı olarak görev yapan Sami Kesmen Bey’e, Yaratılış Atlası ve sizin diğer kitaplarınızdan hediye etmişler. 17 Haziran’da kardeşlerimiz İzmir, Konak’ta 25 adet kitabınızı dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Bak benim canlarım dekolte hanımlar görüyorsunuz. Şimdi bir yobaz için, bağnaz için asla konuşulmayacak insanlar onlar. Halbuki nur gibi genç kız, delikanlı kızlar, aslan gibiler hava sıcak gayet normal giyinir böyle, evet.

KARTAL GÖKTAN: 17 Haziran’da kardeşlerimiz İzmir, Konak’ta dağıtım yapmış, bir kardeşimiz dün İzmit’te A9 broşürü dağıtmış, Çorum’da kardeşlerimiz 50 adet kitabınızı ve birçok A9 broşürü dağıtmış, Diyarbakır’daki kardeşlerimiz, Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabınızı, Darwinist Propaganda Yöntemleri ve Evrim Aldatmacası kitabınızı çok sayıda dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Şu ekipleri sen bana bir göstersene. Severim ben sizi tatlılığa bak sen birde mis gibiler tertemizler, evin içinde düşünebiliyor musunuz bunların olmasını? Bayağı şekerler. Başka?

KARTAL GÖKTAN: Hocam son olarak da Alanya’da yine kardeşlerimiz geçtiğimiz günlerde 560 adet kitabınızı dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah şu ufaklıkları bana bir daha göster. Yanaştır sevimliyi, severim ben senin neşeni, gözlerde çekik çekik Türkmen olabilir bu, bayağı tatlı bir şey. Bir ekip vardı bir tane daha onu da göster. MaşaAllah bak kitap göstereceğim diye yüzleri kaybolmuş, dişler gitmiş, kediler yemiş dişleri. Acayip şevkliler gözlerindeki tatlı temiz ifadeyi görüyor musun? MaşaAllah.

“Hocam saat 9’da programınız başlayacaktı, Necmettin Erbakan Hocamız’ı hatırlattınız maşaAllah, o da birkaç saat geç gelirdi”  diyor. Hakikaten öyleydi. “Hocam bir de içtiğiniz kolanın markası ve sürekli yenilen baklavanın markasını verseniz.” Baklavanın özelliği zeytinyağlı olması yani sağlığa uygun ama yani meşhur bir marka, İstanbul’un ünlü bir markası ama söylemiyim. Kola da herhalde başka o kadar tanınan bir marka yok yani malum kola markası.

Oğuz Karamuk; “Adnan Hocamız’ın gençliği geçsin otursun memleketin idaresine” diyor. İdarecilerimiz düzgün, onlara destek gerekiyor, idareci sorunu yok, idarecilerde bir şey yok, yardımcı olmak çok önemli.

“Muhsin Yazıcıoğlu hakkında ne düşünüyorsunuz?” Emre Gülüm. Evliyaydı, veliydi, mürşitti mesela bilinmez o özelliği, Nakşibendi mürşidiydi, talebelerini de bir mürşit derinliğinde yetiştirdi. Muhterem, mübarek, müberra bir insandı. Allah rahmet etsin şehit ettiler. İlk gün söyledim, “oyun oynanıyor şehit edecekler,” zaten bir hafta öncesinden haber verdiler, dediler ki; “Bir parti liderine suikast düzenlenecek” dediler. Ben dedim ki; “Tayyip Hocam bunların kastı sen olabilirsin, konuşurken kurşungeçirmez camın arkasından konuş” dedim. Ben ne bileyim Muhsin Yazıcıoğlu’nu şehidimizi hedefleyeceklerini? Meğer amaçları oymuş. Dediler ki helikopter kazası olduğunda; “Hiç merak etmeyin, şu an geliyor, sadece bir kırık var hafif, hiç bir şey yok” dediler. Bütün milleti durdurdular. Arama faaliyetleri, her şeyi durdurdular geç saatlere kadar. Akşam da dediler ki; “Hava karardı, nasıl bakalım?” Ertesi gün de dediler ki; “Kar yağdı, nasıl bakalım?” Erken gidilse Allahualem, tabii kader hepsi vefat edecek ama çocuk yaşıyordu açık açık konuşuyordu, öbürleri de yaralıydılar. “Yaralı” diyor zaten “şu anda.”

Tarcan Tarcan B, “Twitter’ı Adnan Hoca ele geçirmiş.” Hayırdır inşaAllah ne demek istiyor?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Genelde sizin her şeyinizi çok paylaşıyorlar ve resimlerimiz de bilgiler de var.

ADNAN OKTAR: Kıskanıyor.

MURAT BEY: Hocam bir ara Twitter’ı satın aldığınızı söylemişlerdi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Badi yapacağım diye bünyenizi o kadar yormayın tehlikelidir. Çok sporda zarar verir, millet maden suyu sodası gibi zannediyor sporu, öyle olmaz. Yıpratır ve çökertir insanı spor aynı zamanda. Kararında yapılması lazım. Bir gün dinlenmek lazım, gün aşırı iyidir. “Bol, bol spor yapıyorum, günde altı saat yapıyorum” diyor. İflahın kesilir, hasta olursun yani doğru bir şey değil.

Geleceğin İslam toplumunda genç kızlar böyle diskotekte de eğlenecekler ama kimse kimsenin ne iffetine, namusuna, haysiyetine, şerefine kıl kadar zarar getiremeyecek. Kıl kadar. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor bak :  “İki hanım gece Şam’a giderler ve hiç kimse onlara ilişmez’’ diyor. Niye ilişmezler? Çünkü Mehdi (a.s) var. Çünkü Allah korkusu üstlerinde ama Mehdi (a.s)’ın amansız gözleri bütün dünyanın üstünde olacak. Mehdiyet’in izlemediği görmediği hiçbir yer olmayacaktır. Yerin altını, üstünü her yeri göreceklerdir. Kimse densizlik yapmayacaktır. Korkudan mı? Yok. Utanç duyacak eğer terbiyesizlik yaparsa. Bütün dünyaya rezil olmaktan çekinecek. Allah’tan korkmayan Mehdi (a.s)’dan korkacak ama rezil olmaktan korkacak. Yoksa Mehdi (a.s) bir şey yapmaz, sadece kınar. “Niye mesela bu kız kardeşini üzmeye tevessül ettin?” der. Mahveder bu insanı, böyle bir şey. Onun için hiç kimsenin aklının ucundan dahi geçmez. Ağaçlar, dağlar, taşlar her yeri görür ahir zamanda. Dünyanın en mükemmel istihbarat sistemi kurulacaktır. Mehdi (a.s)’dan gizli bir şey yapılması dünyada imkansız hale gelecek  inşaAllah. Hz. Süleyman (a.s) devri öyle, Hüd Hüd’ü çağırıyor soruyor. “Hüd Hüd neler oldu? Anlat bakalım.” “Şurada şu var, burada bu var.” Sebe Melikesi’ni söyleyen de o. “Orada bir kadın var” diyor “ismi şu, böyle muhteşem tahtı var” diyor, her türlü detayı veriyor. “Karakteri şu, kişiliği bu, inançları bu” hepsini anlatıyor. Denetlediği kuşlar cin ordusu. Muazzam bir istihbarat ağı var o devrin, dünyanın en gelişmiş istihbaratı inşaAllah. O yüzden densizlik yapmak kimsenin aklının ucundan dahi geçmeyecek inşaAllah.

Birisi bana bir şeyler söylesin.

BÜLENT SEZGİN:  Mısır Minya Mahkemesi, Müslüman kardeşler lideri Muhammed Bedii ve 196 üye hakkında idam cezası onaylamıştı.

ADNAN OKTAR: Bu terbiyesizlik, vicdansızlık bu devirde oturup adam asmak bilmem ne. Yine eski devirlere döndüler, Sedat’ın devirlerine falan. Bak o belasını buldu. Zulüm payidar olmaz. Adam asmak ne demek? Bir kere o Müslüman genç kızları hapisten çıkartsınlar, hayvan kafesi gibi Allah’tan korksunlar. 17, 18 yaşındaki genç kızın ne işi var kafeslerin içerisinde? Sisi elini vicdanına koysun, çocukları bıraksın. Onlara ebedi hapis cezası versin yani müebbet hapis cezası versin. İlla hapis ama idam olmaz. İdam densizlik. Orada da tabii ezmeden inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN:  Hocam, dün de Suud Kralı Mısır’a gitmiş Sisi’yle görüşmüş ama görüşme sadece uçakta geçmiş, uçağından inmemiş bile. Onlarla ilgili görüntüler var.

ADNAN OKTAR: Güvenlik nedeniyle mi inmedi acaba?

BÜLENT SEZGİN: Bilmiyorum Hocam ne için inmediğini.

ADNAN OKTAR: Herhalde tavsiyelerde bulundu anladığım kadarıyla.

BÜLENT SEZGİN: Sisi uçağa gelmiş.

ADNAN OKTAR: Adam asma çok tehlikeli bir şey, Mısır kan gölüne döner. Bak açık açık uyarıyorum; kan gölüne döner Allah esirgesin. Çılgınlığa gerek yok. Uzatmasınlar da, edebiyata gerek yok. “Tamam, müebbet verdik” desinler. Hepsini hapishaneye göndersinler, kız çocuklarını da bıraksınlar. Kadınları, kızları bıraksınlar. Onlar yatar delikanlı, yattıkları gibi de çıkarlar. “Mehdi (a.s) hepsini çıkartacak” diyor hadiste, hepsini.

Masaüstü Görünümü