Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (22 Haziran 2014; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Sevgi öğretmenimizle yayınımıza başlıyoruz, inşaAllah. Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, beyaz bir insana bu kadar yakışır. Beyaz, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’’in çok sevdiği bir renk, daha önce de söylemiştik. Cebrail (a.s.) beyaz giyinir, geldiğinde üstünde kıyafet beyazdır. Meleklerin kıyafeti beyazdır. Beyaz temizliği, duruluğu, nuraniyeti temsil eder. Nuru yaratan, güzelliği yaratan Allah’tır. Bir insan yakışıklıyım diye övünürse bu komik olur. Allah ona tecellisini gösteriyor. Allah’ın tecellisini seyrediyor kendi. Konu bu. Allah’ın tecellisini seyreder. “Ya Rabbi ne güzel tecelli ediyorsun” diyecek. “Ben ne güzelim” demeyecek. “Ne güzel yaratıyorsun” diyecek.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, “Allah yaratandır, şekil ve suret verendir” (Haşr Suresi, 24) diyor, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yarı dindar olmak Müslüman’a yakışmaz. Aptalca bir hareket. Çünkü Cenab-ı Allah diyor, “Ne sizdendirler ne onlardandırlar.” (Mücadele Suresi, 14) Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Bir kısım ibadetlerini müşrik olarak putlarına yaparlar, bir kısmını da Allah’a yaparlar, tamamı putlarına gider” (En'am Suresi, 136) diyor Allah. Allah’a inanan tam teslim olacak. Vakit az, dünyada bir şey yok. Yaşamak ne kadar zor yaratmış Allah görüyorsunuz. Yaşamayı güç yaratmış. Sabah kalkıyor adam, bir kere sekiz saat uyumak durumunda. Mezara girer gibi yatağa giriyor, bekliyor, ölmeyi bekliyor. Mezara girer gibi yatağa giriyor. Aynısı. Ve ölümünü bekliyor. Ölüyor, Allah onu diriltiyor kalkıyor, “oh dinlendim” diyor. Uykunun normalde dinlendirmesi için de bir sebep yok. Allah istese böyle bir şeye hiç ihtiyaç olmazdı. Uyku niye dinlendirsin? Ama öyle yaratmış Allah aczimizi göstermek için. Sabah kalkıyor mesela banyo yapması gerekiyor. Bin bir türlü aczi. Başı ağrıyan oluyor, dişi ağrıyan oluyor, bin bir türlü. Yıllar da çok hızlı geçiyor. Tarkan’lar çocuktu bak, Bülent çocuktu bak koskoca insan oldular. Yıllar süratle geçiyor. Belirli nimetler meydana getirmiş Allah, işte müzik var, eğlence var. Onu da müşrikler yasaklamışlar. Geriye cehennem gibi bir yapı kalmış oluyor ve asma, kesmei doğrama, sevgisizlik. Biz o cehennem kısmını temizliyoruz. Cennet kısmını geliştiriyoruz. Görevimiz bu. Sevgiyi, merhameti, muhabbeti, kaliteyi, sanatı, estetiği, güzelliği, temizliği bunu geliştiriyoruz.

Küfürde bir şey yok. Küfürde sapıklık var, pislik var, vefasızlık var, kalleşlik var, oyun var, bozuk konuşma var, tahammülsüzlük var. Adamla konuşuyorsun, iki saat sonra bakıyorsun kalleş bir tavır almış. Müslüman’da istikrar var. İki saat sonra da sağlamdır, on gün sonra da sağlamdır, bir yıl sonra da sağlamdır, on, yirmi yıl sonra da sağlamdır, ama Allah rızası için. Ama küfürde sağlamlık yok. Adam geliyor konuşuyorsun burada böyle, bir de bakıyorsun gitmiş pislik yapıyor, sapıklık yapıyor dışarıda, manyaklık yapıyor yani. Menfaati kadar yanaşmak istiyor, menfaati olmadığında gelmek istemiyor. Halbuki İslam’da menfaati olmadan Allah’a kul olma var. O yüzden çok güzel yaşanıyor. Sürekli istikrarlı bir düzgünlük var. Mesela “yarın bu adam kalleşlik yapar mı?” demiyorsun, yapmıyor. “Bir yıl sonra kalleşlik yapar mı?” diye, yapmıyor öyle bir şey. Ama Müslüman adam öyle bir gelişecek ki, “bu adam kalleşlik yapar” dedirtmeyecek. “Bir şekilde yapabilir” dedirtmeyecek, öyle bir güvence verecek. O zaman gerçek Müslüman olur. “Bu mümkün değil” diyeceksin, kalleşlik yapması mümkün değil. Ama mesela diyor adam, “Müslüman’ım” diyor ama bir süre sonra bakıyorsun sapıtmış, başka bir şey olmuş. Küfürde de bir şey bulduğundan da değil, sırf pislik olsun, aptallık olsun. Akılsızlığından. Çünkü bakıyor, peşin değil cennet, ahiret de peşin değil. Peşine de alışmış olduğu için, o karakter bozuk bir karakter olduğu için orada da vefasızlık ve kalleşliğini gösteriyor. “Peşin değil bu” diyor hep peşine alışmış. Mesela dostluğunda da geliyorlar evine, bir şey yedirip içiriyorsa tamam ama bir şey yedirip içirmiyorsa bir daha da uğramıyor. Mesela düğüne çağırıyor, düğünde insan menfaati olmasa da Allah rızası için müminler gider. Ama menfaati yoksa gitmiyor adam, çıkarı yoksa gitmiyor. Veyahut ders, sohbet ortamı oluyor, menfaati var mı ona bakıyor, yoksa gitmiyor. Ve düşünmek istemiyor. Ama Allah düşünecek şekilde yaratmış, sen düşünmek istemiyorsun. Ahirette nasıl düşünüyorsun peki kurt gibi? Ölüm gelip öatınca. “Ölüm anında da” diyor can çekişirken, “Ya Rabbi benim canımı bana ver, şu an canımı alma” diyor. Başka boyuta geçmiş, can artık köprücük kemiğine gelmiş, ağzına gelmiş çıkacak can, zorlanıyor. Ayaklarından çekilmiş. Ayaklarından çekilirken bilir, ayakları birbirine karışır, hangi ayağı nerede anlayamaz. Yani ayaklarının yönünü tayin edemez, bir karmaşa olur ayağında. Şiddetli bir karmaşa olur oradan anlar. Yukarıya doğru bir çekilme. Boğazına geldiğinde “Ya Rabbi beni hemen döndür” diyor. “Hemen iyilik yapayım, hemen ibadet yapayım böyle gitmek istemiyorum” diyor, biliyor. Sana vakit verilmedi mi? Verildi, bayağı ferahtın. Öleceğin sana söylenmedi mi önceden? Söylendi. “Düşünmek istemedim” diyor. Şu anda düşünecek durum gelmiş işte karşına. Tam ölüm anında düşünmeye kalkıyorlar. Olmaz.

Ölüm de çok yakın, süratle geliyor. Gen- ihtiyar da demiyor. Zaten kırklı yaşlarda falan muayeneye gidiyor, o da parası varsa gittiğinde iyi. “Efendim karaciğerinizde küçük bir şey gördük, leke” diyor, “pankreasın içinde küçük bir leke takip edeceğiz” diyor. Takip ettikçe büyüyor. “Efendim kanser. Orada biçimsiz bir noktada kanser” diyor. “Artık herhalde tedavi etmemiz gerekecek” diyor. Bir başlıyorlar tedaviye karaciğer berbat oluyor, böbrek berbat oluyor. Işık veriyorlar daha da berbat oluyor, tanınmayacak hale geliyor. Bu sefer bir enfeksiyon kapıyor herhangi bir enfeksiyon, diyorlar ki, “süper enfeksiyona dönüştü.” Çok aciz insan. “Süper, durduramıyoruz” diyor. Kortizon falan veriyorlar daha da beter oluyor, vücudu şişiyor falan çat ölüyor, rahatça ölüyor. Ama ölenleri de göremediği için, az gördüğü için, hep dirileri gördüğü için, ölüler mezarda. Halbuki onlar mezardan çıkıp onlara şöyle bir görünse bayağı aklı başına gelecek. Ama mezardakileri görmediği içi, hep diriyi gördüğü için bir şey olmayacak zannediyor. Onun için Müslüman çok uyanık olacak ölüm anını beklemeyecek, can boğazına gelmesini beklemeyecek. Allah vermesin, vahim olan dövülerek canın çıkıyor eğer tersse, Müslüman değilse, fasıksa, Allah’a isyan ettiyse sırtına, yüzüne vurularak canı çıkartılıyor. Hemen anlıyor başına gelecekleri. Böyle zorlu bir dünyada, dünyaya kaptırmanın nasıl anlamı olabilir? Çok çok kafası gittiyse, aklı zayıfsa, kafası çalışmıyorsa olabilir. Bir şey yok dünyada çünkü.

Yemek yiyor üstüne karbonat almaya kalkıyor. Kilo alıyor rahatsız oluyor. Her şey ayağına dolanıyor. Mesela sabah işine gidecek, bir buçuk saat, iki saat trafikte kalıyor her gün, her gün muntazam. İş yerine gidiyor, iş yeri küçük bir hapishane gibi; sağı beton, solu beton, üstü beton, altı beton. Burası neresi?” diyoruz, “iş yeri” diyor. Niye geldin buraya? “Para kazanmak için” diyor. “Parayı ne yapıyorsun?” “Yemek yiyorum, yemek yemek için” diyor. Yani “canlı kalmak için yapıyorum” diyor. Yaşadığın yer neresi? “Betondan tabut gibi bir yerde yaşıyorum.” Bütün ömrü öyle geçiyor.

Yazı bekliyor bir tek işte, on günlük, yirmi günlük, bir aylık falan bir tatili oluyor. Bütün kazandığını da orada dağıtıyor. Orada da yine bir şey, orada da mantara yakalanıyor, akciğer enfeksiyonuna yakalanıyor. Denizin tuzlu suyunu falan yutuyor. “Bir yandık bir yandık süper oldu” diyor. Acayip yaşlanıyor, güneş ışığını alıyor. Her yerinde benler oluşuyor. Bazısında kanser oluşuyor güneşe çıktığı için, cilt kanseri oluyor. Bela her yerden geliyor. Mesela orada gidip lokantada yemek yiyor, hesap geliyor acayip ağırına gidiyor, ciğerine oturuyor. Çünkü zaten paraya hasis olduğu için. Az bir şeyler yemek istiyor, o zaman da diğer yiyemediklerinde gözü kalıyor, onun acısını çekiyor. Millet daha pahalı yiyecekler yiyor, onu yiyemediği için canı yanıyor.

Havuza giriyor, havuzda adam ince detayları düşünmüyor, genel detayları da düşünmüyor. Bu adamlar, havuza girenlerin birçoğu temizliğine dikkat etmeyen insanlar. Banyoya girdikten sonra yıkanmadan gelip havuzun içine giriyor ve orada o adamın bütün kiri yıkanıyor, temizleniyor. Mesela apsesi varsa, enfeksiyonu varsa o, o havuzun içine karışıyor. Çamaşırındaki bütün kirler suyun içine karışıyor. Çamaşırı temizleniyor, mesela mantar enfeksiyonu varsa o da suya geçiyor. O da suyun içine balıklama dalıyor, ağzına, burnuna, kulaklarına doluyor o su, bir daha dalıyor böyle büyük bir neşeyle sevinçle, “bir dalış daha yapsana” diyor, bir daha dalıyor her tarafına doluyor o su. Adamın çamaşırındaki kir, yani havuzun içinde otuz kişi varsa, elli kişi varsa ellisinin de çamaşırındaki kir onun ağzına burnuna dolmuş oluyor. “Bir eğlendik bir eğlendik çok şahane oldu” diyor. Dünyanın aczi ve eksikliği her yerde karşısına çıkar.

SERKAN AK: Hocam, Allah bir ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım: “Dünya hayatı bir seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir.” (Nur Suresi, 39)

ADNAN OKTAR: Yani ölüm çok kolay geliyor. Havuzdan hep sinüzit olup geliyor çoğu ve hep kronik oluyor. Göz enfeksiyonlarıyla dönüyorlar. Sefil perişan oluyorlar. Akciğer enfeksiyonu; öksürük oluyor, “geçer bir şey olmaz” diyor. Öhö öhö öksürüyor böyle hiçbir şey yokmuş gibi, halbuki bir zatürree mikrobu kapmış oluyor haberi yok. Aylarca devam ediyor farkına varmıyor. Bayağı çile ıstırap çekiyorlar. Ciltleri bozluyor, ciltlerinde sivilce çıkıyor, onlara üzülüyor. Güneş cildini buruşturuyor ona ayrı üzülüyor. Her gün bir dert. Kendince fuhuş yapıyor, adamdan mikrop kapıyor, pislik kapıyor, onun pisliği onun üstüne bulaşıyor, o aşağılatıyor kendisini. Bin bir rezillik içinde yaşamış oluyorlar. Anlattıklarım sadece çok çok küçük bir bölümü. Yani binde biri bile değil şu anlattıklarımız. Onun için Müslüman Allah’a tam gerçek anlamda bağlanması lazım.

Mesela Museviler çok dindar oluyorlar, Tevrat’a uyuyor. Mesela yemek yiyecek, alıyor meyveyi bakıyor. Tevrat’a göre meyvenin üstünde bir leke olmaması gerekiyor, büyük bir dikkatle izliyorlar. Sonra her meyve için dua var, her meyve için ayrı, onu mutlaka, o duayı yapıyor ondan sonra yiyor. Mesela uçağa binecekleri vakit ayrı bir duaları var. Hepsi Tevrat’a teker teker uyulması konusunda son derece titizler. Bunun sonucunda da Allah onlara gizli bir dünya hakimiyeti veriyor. Şu an görünen bu. Müslüman alemi de sürüm sürüm sürünüyor. Küfrün onları öldürmesine gerek kalmıyor, birbirlerini öldürüyorlar. Küfür sadece planlamasını yapıyor. Adam purosunu yakıyor, viskisini eline alıyor, bilgisayarda bazı yazılar yazıyor, “Irak’ta şuna şunu söyleyin, Suriye’de de buna bunu söyleyin” diyor, “falanca gün de başlasınlar” diyor, kırıp geçiriyorlar birbirlerini. Damperli kamyonlara bizzat kendileri dolduruyor, kendi cesetlerini. Ayrıca Müslüman alemine de Allah böyle bir bela ve dert vermiş oluyor. Bunu seyretmek de ayrıca bir Müslüman için bir zillettir. Şuurlu bir Müslüman olmadı mı bir zillettir.

Evet Fikret Bey dinliyorum.

KARYTAL GÖKTAN: Hocam, Başbakan Erdoğan, “Şimdi Lice olaylarıyla bayrağımıza yapılan o alçakça saldırıyla yeni bir sabotaj daha başlattılar” dedi. “Arkasında Pensilvanya çetesi var. Yine onun altındaki CHP, MHP var. Bunları da aşacağız” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Siyasetçi olarak tabii buları söylemesi gerekir, sessiz kalamaz. Ama Tayyip Hocam başbakan olsun, cumhurbaşkanlığı bir macera olur, çok riskli. Adam diyor ki, “Tamam cumhurbaşkanı seçilmeme ihtimali var ama PKK oylarını hiç hesaba katmıyorlar” diyor. “PKK oylarıyla rahatça seçilebilir” diyor. Ondan hayır bereket gelir mi? PKK oyuyla cumhurbaşkanlığına gelirse ondan hayır bereket gelir mi? Olur mu öyle şey? Nur gibi başbakan işte, güzel devam ediyor. Daha ileride ana sütü gibi ak, tertemiz helal oylarla cumhurbaşkanı olur. Daha genç. Tam tecrübeli çağında, bilgili çağında başbakanlık yapsın. Cumhurbaşkanlığı macera olur, bak macera olur sonra demedi demesinler. Çok riskli. Başbakan olarak sakin sakin, güzel güzel idare etsin. Sayın Abdullah Gül de bayağı efendi, sakin, hep pozitif; böyle gitsin Türkiye bir süre.

Haziranda değil miyiz biz? Bu soğuk maşaAllah, bir acayip durum var. Bir harika var. Ama Allah hayır meydana getirdi, kuraklığı önledi. Bol bol yağmur yağdırdı, maşaAllah.

Türk gençliğinin boyu bayağı uzadı, bizim zamanımızda en fazla 1.60 falandı insanlar. Ona bile uzun boylu derlerdi. Genç kızlar da uzadılar dalyan gibi oldular. Ufak tefekti eskiden kızlar. Ama çok zayıf kızlar, orada hata yapıyorlar. Kız dediğin balıketi olacak, ne bulursa yiyecek. Bu modacılardan çok etkileniyorlar. Özellikle bu yabancı moda uzmanlarından çok etkileniyorlar. Onların zaten dünya görüşleri bir acayip. Onlar kadınların erkeğe dönmesini istiyorlar, erkeklerin de kadın gibi olmasını istiyorlar. Onlara uymanın bir alemi var mı? Kadın kadına benzeyecek, erkek erkeğe benzeyecek, inşaAllah.

“Adnan Hocam, ATV’de Hatipoğlu Hocamız Darwinizm’in sapkınlığını ve komünizmin, sosyalizmin dinsizliğini anlattı” diyor. MaşaAllah çok iyi bir ilerleme olmuş. Bir bakalım bana getirsinler.

Melek Kılıç; “Müslümanlar’ın son yüzyılda sanata ne gibi bir katkıları var? Sanata saygısızlık yapmaktan başka yaptıkları hiçbir şey yok.” Gelenekçi Ortodoks Müslümanlar’ın tabii ki sanata katkısı olmaz, çünkü yasak. Saygısızlık da yapar çünkü ibadet olarak görüyor. Heykeli kırıyor, resmi yırtıyor. Yani onu da ibadet olarak görüyor. O zaman işte Mehdiyet’in duru, arı, Kuran’a dayalı İslam’ı anlatım şekline tabii olmak gerekiyor.

“Kuran’da Türk-İslam sentezi nerede yazıyor?” Taktınız onu kafaya. Peki onu söylemeyelim de o zaman, İttihad-ı İslam. Ne takılıp kalıyorsunuz ona? Türk-İslam Birliği eşittir İttihad-ı İslam. Türk milleti öncü olduğu için o anlamda diyoruz. Yoksa her ırk, her kavim zaten aynı ayardadır, aynı üstünlüktedir. Kimsenin birbirine bir üstünlüğü yok, üstünlük takvadadır. Yani Türk milleti takva olarak üstün olursa üstün olur. Ama ırk olarak bir üstünlük iddiasında bulunamayız, inşaAllah.

GÖKALP BARLAN: Hocam Peygamberimiz (s.a.v.)’e Allah, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Müminleri hazırlayıp teşvik et” (Enfal Suresi, 65) diyor. Birlik olmalarını söylüyor. Orada siz net bir şekilde söylemiştiniz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Pek tabii ki, inşaAllah. O zaman “İttihad-ı İslam” de işte. Ben her zaman “İttihad-ı İslam” diyorum.  Kafaları karışıyor Türk-İslam Birliği deyince. Yaygın bir coğrafyada, zaten hepsi Müslümanlar. Öncü oldukları için öyle diyoruz. Yani lider konumda oldukları için. 

Masaüstü Görünümü