Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (10 Temmuz 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hocamız’ın güzel sohbetiyle yayınımıza başlıyoruz inşaAllah. Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: “Adnan Oktar’ın Brezilya-Almanya maçı yorumu.” Ama hakikaten dümdüz ederdi Almanya da, acımışlar. O şokla yani çiğner geçerdiler. 20-0 bile olurdu yani. Çünkü dağılmışlar, ilk başta dağılmışlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, TV 5’in davetlisi olarak sizi temsilen arkadaşlarımız iftarlarına katıldı. Fotoğraflar var uygun görürseniz

ADNAN OKTAR: TV 5. Evet görelim.

KARTAL GÖKTAN: Bu resimde Tarkan, Altuğ ve TV 5 Genel Müdürü Ercan Köse birlikte.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN:  Bu resimde Tarkan, TV 5 Genel Koordinatörü 21. Dönem Hatay Milletvekili Mustafa Geçer, TV 5 Yönetim Kurulu Başkanı 20 ve 21. Dönem Adana Milletvekili Yakup Budak ve Altuğ kardeşimiz. Bu resimde de Milli Gazete İmtiyaz Sahibi Ömer Yüksek Özek görülüyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hepsinin sevgi ve selamları var size Hocam.

ADNAN OKTAR: Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Müminler ihvandır. Kardeştirler Müminler.

Evet Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, siz hemen her programda ‘Türkiye’yi kimse bölemez. Buna kast eden olursa kıyamet kopar, dünyada taş üstünde taş kalmaz’ şeklinde açıklamalar yapıyorsunuz. Sayın Kılıçdaroğlu da kendisine yöneltilen, ‘üniter yapıdan federatif yapıya geçilmesi gibi tartışmalar gündemde. Türkiye’nin bölünme durumu ortaya çıkarsa ne yapacaksınız?’ sorusuna kendince şöyle bir yorumda bulundu: “Türkiye’nin bölünmemesi için gerekirse elimize silah alırız. Neden bölünecek Türkiye?”

ADNAN OKTAR: Hele hele efeye bak efeye maşaAllah. Efe yani maşaAllah. Dedelerine çekmiş. Tabii, gerekirse hepimiz asker oluruz ve gerekirse hepimiz şehit oluruz. Ama inansınlar bana, böyle bir şeye tevessül etiklerinde dünya dümdüz çöle döner söyleyeyim. Taş ütünde taş kalmaz. Yani dümdüz ova olur, uçsuz bucaksız. Ne bina kalır, ne ev kalır, ne bir yer kalır; çorak toprak olur bütün dünya. Hiçbir kavim, hiçbir insan kalmaz söyleyeyim. Sakın böyle bir belanın içine girmeye kalkmasınlar. Bizi de sakın tartmaya kalkmasınlar. Kılıçdaroğlu Hocam’ı da tebrik ediyorum. Ona efe lakabını taktım, maşaAllah çok güzel. Bak, “ben bu yaşımda gider asker olurum” diyor. “Gerekirse şehit olurum” diyor. Bu kadar.

KARTAL GÖKTAN: Devamında da şöyle diyor Hocam: “Beraber olmak varken, birlik olmak varken, huzur, barış içinde yaşamak varken neden kavga?”

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar, çok güzel. Kılıçdaroğlu’nu tebrik ediyoruz. Güzel delikanlıca cevap vermiş, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Ekmeleddin Bey Salı pazarına gitti. CHP de sürekli bunu anlatıyor inşaAllah. Şöyle demiş: “Ben kardeşlerime sıkma baş dedirtmem ama çapulcu da dedirtmem.”

ADNAN OKTAR: Ekmeleddin Hoca’ya bir alkış. Bak, ‘sıkma baş da dedirtmem, çapulcu da dedirtmem.’ Yani “o gençlere de sahip çıkarım onlara da, hepsini seviyorum” diyor, güzel.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bugünkü ifadesinde de, “başı açık, başı kapalı her kesimden insan geliyor yanımıza, onlarla iç içe oluyoruz” dedi inşaAllah Ekmeleddin Bey. Kemal Kılıçdaroğlu da, Ekmeleddin İhsanoğlu için, “çok iyi bir insandır. Salı pazarı dahil pazara kadar iner, halkın arasına karışır. Kibirli bir insan değildir, çok mütevazidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam da şimdi cumhurbaşkanı adayı, bir kere koruması çok güçlü olması lazım. Çok güçlü bir polis koruması versinler. Pazara gider, çarşıya gider, öyle olmaz. Sivilken tamam ama şu an cumhurbaşkanı adayı. Bir psikopat çıkar, bilmem ne çıkar. Aynı cumhurbaşkanı olmuş gibi korunması lazım. En az mesela otuz kişilik falan polis koruması olması lazım. Hem sivil, hem resmi. Sivil halkın arasına da karışıyor, o çok daha iyi. Halktan birisiymiş gibi, gençlerden birisiymiş gibi oluyor belli olmuyor sivil polis. Öyle olabilir.

“Atatürkçü Adnan Oktar. Dans etmenin çok çirkin olduğunu, müziğin de çok çirkin olduğunu..” Bu bağnazlar kendilerini nasıl mahvetmişler? Düşünmüyorlar mı, ‘ben bu kadar kendimi niye öldürdüm? Niye bu hale getirdim? Niye hayatı çekilmez hale getiriyorum kendime’ demiyor mu bu insanlar? ‘Kendi bedenimi niye çirkinleştiriyorum, evimi niye çirkinleştiriyorum, hayatı niye çirkinleştiriyorum, müzik gibi bir nimeti niye bırakıyorum, güzel olmaktan niye kaçıyorum, gülmekten niye kaçıyorum, kadınlara değer vermekten niye kaçıyorum’ demiyor mu bu insanlar? Şeytan bir şekilde olumsuz şekilde etkilemiş. Şeytan insanlara yanaşırken Allah adına yanaşır. Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Aldatıcılar sakın sizi Allah ile aldatmasın.” Şeytan Allah ile aldatır. “Sen takvasın” diyor. “Sen müzik dinlemezsin, sen dans etmezsin, sen Allah’tan korkuyorsun” diyor. Kardeşim, Müslüman dans eder, Müslüman müzik dinler. Cennette de ağaçlar bile dans ediyor. Sen ağaçtan daha mı gerisin? Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki: “Cennette ağaçlar bile dans eder” diyor. Sen kendini ağaçtan daha mı geri görüyorsun? Sen Allah’ın kulusun. Ağaç oynamayı, dans etmeyi biliyor da sen bilmiyor musun? Tabii, “mükemmel dans ederler” diyor hadiste. Yani Müslümanlar hipnoza giriyor adeta zevkten. O kadar uyumlu ve güzel oynuyor ki ağaçlar, tam müziğe uygun kaidesiyle oynuyorlar böyle döne döne. Yerinde de durmuyor ağaçlar, inşaAllah.

Münafığı en çok kızdıran oynamamız, eğlenmemiz. Hanımların güzel olması, cazibeli olması, gençlerin yakışıklı, güzel olması. Ben de onların bu hassas yönünü sürekli efendim uyaracağım, inşaAllah. En hassas sinir uçları bunlar. Biz de bol bol dansla onlara efendim, sevgimizi sunacağız.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; münafıklar dini uygulamalarını beğenmediği için Hz. Muhammed Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i de beğenmiyorlardı, Dırar Mescidi’ni kurmuşlardı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, münafıklar Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e müthiş kinleniyorlardı. Neşesine, hanımlara olan sevgisine ve sürekli Allah’ı çok sevmesine. Fakat Dırar Mescidi’nin münafıkları şeytani bir yön geliştirdiler. Dediler ki: “Biz bir kısım Müslümanlar’dan rahatsızız. Çünkü onlar iyi insan değil, keyfinin peşinde, kadınların peşindeler. Hz. Muhammed (s.a.v.)’i çok seviyoruz, çok güzel, iyi insan da ama onlar kadınlara çok düşkün” diyor diğerleri. Halbuki asıl Peygamber (s.a.v.)’den nefret ediyor. Halbuki ayette diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım: “Peygamber azmadı ve o mecnun değil” diyor, yani deli değil. Kendi aralarında öyle konuşuyor münafıklar; “deli bu” diyorlar haşa. “Bu nasıl olur?” diyorlar. “Biz Allah’ın Kitap’ına uyarız, elhamdülillah Müslüman’ız” diyorlar. Kuran’ı Peygamber (s.a.v.) getiriyor. Allah O’na güveniyor, o Allah’ın peygamberine güvenmiyor. “Ben Kuran’a uyarım” diyor. “Ama bak ben çok takvayım” diyor. “Bak kadından, kızdan uzağım” diyor. Dırar Mescidi’ne hiç kadın getirmiyorlardı, hiç. Ama Peygamber (s.a.v.)’in mescidine hanımlar geliyorlardı, birlikte namaz kılıyorlardı. Diyorlar; “takva olanlar buraya gelsin” diyorlardı. Allah, “Yerle bir edin” dedi mescitlerini münafıkların. Düz tarlaya çevrildi mescitleri. Oyun oynuyorlar, kalleşlik yapıyorlar. Halbuki asıl dertleri Peygamber (s.a.v.)’le. Onun gücüne, neşesine, imanına, kadınlara olan sevgisine haset ediyorlar. Çünkü Allah bunların içini bağlamış, bunlar sevgisiz nefret insanları. Hakikaten gidiyorlar mesela secdede bir saat duruyor ama hiç kadın yok, sevgi yok, soğuk ve azgınlar. Herkesi de oraya çağırıyorlar takva diye. Diyorlar; “Allah’ın mescidinin çok olmasının ne mahsuru var?” diyorlar. “Orada da mescit var, burada da mescit var. Kuran bir tane, burada da Kuran var” diyorlar. “Biz Peygamber (s.a.v.)’e uyuyoruz zaten bir sözümüz yok ama orada takva insanlar yok. Burada takva insanlar var” diyorlar. Münafıklar böyledir. Peygambere karşı içinde kin olur fakat bunu gizler. Nefret olur, fakat gizler. Kuran’dan hiç hoşlanmaz münafık fakat Kuran’dan hoşlanıyor gibi yapar. Kuran yakar münafığı, Kuran’dan nefret eder Allah esirgesin. Görmeye bile tahammül edemez Kuran’ı. Kuran okunduğunda içleri yanar, ayette var ya. Kaçacak delik arıyorlar Kuran okunduğunda. “Nefretle geri dönerler” diyor Allah ayette. Ama boş bir laf duyduklarında gelirler, münafığın özelliğidir. Onun için münafık kendince mantık oyunları kurar. Mantıkla yaklaşır, kendini takva ve üstün göstermeye çalışır. Her yönden kendini üstün göstermeye çalışır. Müminleri de her yönden kendinden kötü göstermeye çalışır. Münafıkta aşağılık kompleksi vardır. Müminlere karşı kendini büyük gösterme azmi içinde olur. Onun için diyorlar mesela “biz kadınları buraya sokmuyoruz” kendince üstünlük taslıyor. Hâlbuki o münafık ruhundan o. Mesela “biz” diyor “şaka yapmıyoruz.” Peygamber (s.a.v.)’in şaka yapması, Hz. Ali (r.a)’ın şaka yapması münafıklara çok ıstırap veriyordu. “Biz ciddiyetli adamlarız” diyor. Mesela “biz güldüğümüzde sadece dişimiz görünecek kadar güleriz” diyor. Hâlbuki müminler kahkahayla, neşeyle gülüyorlar, sevinçle gülüyorlar. “Gülmek kalbi öldürür” diyor, o devirden kalmadır o. Peygamber (s.a.v.)’in sözü değildir o. Mesela bu kadınlara uygulanan nefret de o devirden kalmadır. Mesela o zaman münafıklar “kadınların sözünün aksini yapın” diyorlar birbirlerine. “Siz danışın fakat aksini yapın” Mekke müşriklerinin özelliğiydi ve münafıkların özelliğiydi. Mesela cehennemi hep kadınların dolduracağı o zaman münafıklar arasında bir inançtı. Nefret ediyorlardı kadınlardan. O devirde onların fikirlerini Peygamber (s.a.v.)’in fikri haline getirdiler. Peygamber (s.a.v.) demiş gibi yaydılar etrafa. Gerçek müminleri de şehit ettiler. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunlarını; Hz. Hasan (r.a)’ı, Hz. Hüseyin (r.a)’i Kerbela’da bütün o mübarek ehli beyti şehit ettiler. Çünkü Kuran’ı hakkıyla uyguluyorlardı. Gülüyorlardı, neşeleniyordu, kadınları seviyorlardı, kadınlarla iç içe yaşıyorlardı. Ama Mekke müşrikleri çok ağırdı. Kadınlardan nefret ediyorlardı. Kendilerini büyük görüyorlardı. Büyüklenme hissi olduğu için. Biz mesela “şu kabileden de daha büyüğüz, bu kabileden de daha büyüğüz.” “Soy koruyuculuğu onları mezarları ziyarete kadar götürdü” diyor Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım. “Her kavimden daha ilerideyiz” diyordu o zamanın katilleri. Biliyorsunuz Hz. Osman (r.a)’ı katlettiler, şehit ettiler. Hz. Hasan (r.a)’ı, Hz. Hüseyin (r.a)’i şehit ettiler, ehli beyti şehit ettiler. O devirden kalma şu anki canlarımızın dövünmeleri, o acıyı hiç unutmadılar, o münafıkların yaptığı zulmü hiç unutmadılar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Allah münafıkların ikiyüzlülüğünü şöyle belirtiyor ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım “Münafıklar sana geldikleri zaman: "Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elçisisin" dediler. Allah da bilir ki sen elbette O'nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.” (Münafikun Suresi, 1) diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Peygamber (s.a.v.)’i davet ediyorlar mescide “buyurun arada sırada efendim” diyor “buyurabilirsiniz” diyor “en takva olanlar buradalar” diyor. Hayvan gibi böyle izbelerde, gizli gizli oturuyorlar. Şeytani planlar kuruyorlar bir arada. Sonra onu nasıl uygulayacaklar onun derdine düşüyorlar. Onun için diyor Allah bak “gizli fısıldaşmalarında, çoğunda hayır yoktur” diyor. Münafıklar böyle izbelerde kurarlar, plan kurar. Şeytanla bağlantıya geçer, transa geçer. Onun için münafıklar hep yalnızlığı seçerler. Yalnız olmak isterler, tek kalmak isterler. Şeytanla o transının bozulmasını istemez. Şeytanla transa geçip ondan bilgi alır. Şeytan ona şunu yap, bunu yap şöyle pislik yap, böyle ahlaksızlık yap, şöyle fitne çıkar diye ona akıl verir yalnızken. Müminlerin yanında Allah’tan, dinden bahsedildiği için orada konsantrasyonu dağılır. Onun için münafığın Kuran dinlemeye tahammülü olmaz, çok sıkılır, çok bunalır. Müslüman’dan da sıkılır. Çünkü Müslüman’ın yüzündeki aydınlık onu bunaltır. Allah’ı hatırlar Müslümanlar’ı gördüğünde sıkılır. Onun için her münafık önce bir gizli uzete çekilir, yalnız şeytanla bağlantıya geçebilmek için, transa geçebilmek için. Orada aldığı bilgileri uygulamaya başlar. Şeytan onu en sonunda cehennemin içine götürüyor. Orada diyor ki şeytan, “ben seni sadece davet ettim, söyledim. Ben Allah’tan korkarım” diyor. Bak orada da yine aynı mantıkta “ ben” diyor “tamam cehennemi kabul ettim” diyor “ama ben Allah’tan korkarım. Ben seni sadece uyardım. Sen karaktersizsin” diyor “sen uydun” diyor. Yani “Ben üstünlüğümü ispat etmek için yaptım bunu” diyor “kendimi doğru çıkarmak için yaptım.” Çünkü Allah’a diyor Cenab-ı Allah’a “insanların çoğunu Sana isyankâr bulacaksın” diyor “itaat etmeyen bulacaksın” diyor. Şimdi onu ispat etmesi gerekiyor kendi kafasınca. Ama “ben Sana inanıyorum” diyor Allah’a “Sen’den korkuyorum ben” diyor. Ama sapık bir ruha sahip olduğu için “bunu sana ispat etmek istiyorum” diyor, insanların isyankârlığını. “Cehennem bana fark etmez” diyor şeytan. O kadar deli ki, mesela sonsuz cehennemi de kabul ediyor. Sırf enaniyetini tatmin için. Mesela biliyor sonsuz cehennemde kalacağını da biliyor. Ama o kadar enaniyeti azmış, o kadar büyüklenme hissi şiddetli ve o kadar aşağılık kompleksi içinde ki, bunu kabul ediyor. Ama orada büyüklüğünü yine söylüyor. Orada sırf aşağılamak için söylüyor onu orada. “Ben Allah’tan korkarım” diyor “ama sen korkmuyorsun Allah’tan” diyor. “Ben seni uyardım” diyor “ama sen aptal ve akılsız olduğun için buraya düştün” diyor. “Ama ben öyle değilim” diyor “ben şuurlu yaptım bunu” diyor. “Ben buraya geleceğimi biliyordum” diyor “beni kimse telkin etmedi” diyor “ben kendim geldim” diyor. Enaniyet yapıyor. Şeytanda aşağılık kompleksi var. Çünkü “Hz. Adem (a.s)’a secde et” diyor. O aşağılık kompleksi onu o yola sürüklüyor diyor ki; “ben” diyor “ateşten yaratıldım” diyor. Ne fark eder? Münasebetsiz ha ateş, ha toprak ikisini de Allah yaratıyor. Nereden çıkardın? İlla züppelik yapacak, bilmişlik yapacak, enaniyet yapacak. Haşa Allah’a akıl veriyor. Allah yaratmıyor mu onu? Ateşle, toprağı. Allah’a akıl veriyorsun sen. Onun için münafık Peygamber (s.a.v.)’e de akıl vermeye kalkıyor, ondan da üstün olduğunu düşünüyor. Onun için Mekke devrinin münafıkları hep Peygamber (s.a.v.)’e akıl vermeye kalkarlardı. Onun için kendi mescidlerine çağırırlardı. Orada akıl verecekler Peygamber (s.a.v.)’e. Haşa Peygamber (s.a.v.)’i düzeltmeye çalışıyorlar. Gülmesini durduracaklar, neşesini durduracaklar. Mesela espri yapılmasını engelleyecekler. Hz. Ali (r.a)’nin özelliği sürekli espri yapıyor. Ama millet yerlere yatıyor böyle insan güleceğiz diye. Çok zeki, çok nüktedan. Hiç ummadığın yerden bir espri unsuru çıkarıyor. Hatta Hz. Ömer (r.a) diyor ki; şakayla “ben onu halife yapmam” diyor “sürekli şaka yapıyor. Nasıl olacak ki böyle?” diyor. Ama şaka diyor tabii sonra verdi ona halifelik inşaAllah.

Ali İmran Suresi 123, şeytandan Allah’a sığınırım münafıklar için diyor ki, Cenab-ı Allah “Size bir iyilik dokununca tasalanırlar”  eğlendiğinde, güldüğünde, neşelendiğinde, sağlıklı sıhhatli bulduğunda tasalanır, ıstırap çekerler diyor Allah. “Size bir kötülük isabet ettiyse buna sevinirler” mesela o yüzden aleyhine bir şey, yazılar çıkartmaya kalkar, aleyhinde bir şeyler söylemeye çalışır. Yahut birisinden öyle bir şey duyduğunda onunla sevinir. Kötü bir şey olduğunu düşünerek sevinir. “Eğer siz sabreder ve sakınırsanız” ‘sabırlı olun’ diyor Allah ‘özel yaratıyorum’ diyor ‘münafığın bütün eylemleri Benim kontrolümde’ diyor Allah. Münafık bağımsız bir şey yapamaz. İnsan zanneder ki münafık kendi kafasıyla, mesela Dırar Mescidi’ni Allah kurduruyor onlara. Münafığı Allah yaratır, Müslüman sevap alsın diye yaratılır. Bak “sabreder ve sakınırsanız” önce mümin sabredecek. Çünkü sabretme nasıl olur? Tevekkül edeceksin, diyeceksin ki, “bunu da Allah yaratıyor” bir hayırla yaratıyor. “Ve sakınırsanız” yani helale, harama dikkat ederseniz. “Onların hileli düzenleri” çünkü onlar ince, şeytani, hileli düzen kurar. Şeytanın yardımı olduğu için onların yüzünden de anlaşılır şeytani elektrik, şeytani üslup. Münafıklar; Allah diyor “Sen onları bakışlarından anlarsın. Bozuk konuşmalarından da anlarsın.” Münafık zırvalar. Allah’tan hiç bahsetmek istemez, münafığın özelliğidir.  Allah’tan bahsettiğinde içi yanar. Onlar hep misalle konuşmaya çalışırlar. İnsanlardan örnek verir, çevreden örnek verir, misalle konuşur münafığın ana özelliğidir. Ve bakış bozukluğu vardır. Nefretini bir perdeyle gizlemeye çalışır, onun için donuklaşır bakışı münafığın. Ama gizlese de anlaşılır. “Ben istersem” diyor Cenab-ı Allah “onu anlarsın” Peygamberimiz (s.a.v.) anlıyordu Allah’ın dilemesiyle. “Bozuk konuşmalarından da anlarsın” diyor Cenab-ı Allah. Zırvalıyorlar Allah’tan bahsetmeden, zırvalama tarzında konuşuyorlar. “Şüphesiz Allah yapmakta olduklarını kuşatandır” Ne demek? “Hepsini biliyorum” diyor Allah “ben yaptırıyorum” diyor. “Onun için tedirgin olmayın, rahatsız olmayın. Benim bilgimin haricinde bir şey yapamaz” diyor. Çünkü münafıktan Müslümanlar çok şiddetli tiksinir. Ama zaman zaman da münafığın bağımsız gücü olabileceğini düşünüp tedirgin olabilir Müslüman. Onun için diyor ki Allah; “Benim kontrolüm dışında bir şey yapamaz münafık. Benim kaderde ona verdiğim yetki kadar gayret edebilir, bir şey yapabilir, bunun dışında bir şey yapamaz. Mesela Hz. Ali (r.a.)’ı şehit ediyorlar ama kaderinde o. Hz. Ali (r.a )’in şehit olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Ali (r.a.)’a söyledi zaten. Yüzüne karşı söyledi, “seni şehit edecekler” dedi bilinen bir şey, kaderi öyle.

SERKAN AK: Tevrat’ta da Hz. Davut (a.s) için “dans ediyor, onu kınıyorlar” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Hz. Davut (a.s.) Hz. Süleyman (a.s.)’ın sandığının önünde o götürülürken aşka geliyor. “Büyük bir coşkuyla dans ediyordu” diyor. Müziğin eşliğinde zil, santur her şey var. Borazanlar yani o zamanın klarneti diyelim öyle düşünün. Yer gök inliyor davul, küçük davullar, meydan tefleri büyük bir aşkla oynayarak ilerliyordu” diyor. Oradaki hanımlardan birisi, onu kıskanan kadınlardan bir tanesi onu eleştiriyor “Sen nasıl dans edersin?” diyor. O da ona güzel bir cevap veriyor inşaAllah.

ERDEM ERTÜZÜN: “Onlara verdiğimiz sürede onların hayırlarına koşuyoruz sanmayın” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Evet. Münafıklara Allah bir süre verir mesela onlar sağlıklı gibi durur. Hâlbuki Allah diyor ki, “Ben onları adım adım belanın içine yaklaştırıyorum.” Her yıl, her ay onlar belaya doğru yaklaşırlar. “Allah’a and içiyorlar ki o inkâr sözü söylemediler” (Tevbe Suresi, 74) Münafıklar sürekli inkar sözü içerisindedir yani inkar üslubu içindedir. Sezilmediğini zannederler ,o yüzden de çok yemin eder. “Oysa andolsun, onlar inkâr sözünü söylemişlerdir” Yani konuşmalarında ya Peygamber (s.a.v.)’i inkar ediyorlar. Ya onun imametini inkar ediyorlar. İtaatsiz, saygısız ve küstah oluyor münafıklar.  “İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır” Gizlice inkara sapıyor ama Müslüman gibi gösteriyor kendini. “Ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir.” Aşağılık kompleksi olduğu için onlar hep kendilerini büyük göstermek ister kendini münafıklar. “Erişemediği bir şeye yeltenmişlerdir” diyor. Hep çok büyük olmak ister. Ama asla da erişemez, hep aşağılanırlar. Allah hep onları aşağılar. “Oysa intikama kalkışmalarının” münafık hep intikam peşindedir. Ya sözüyle intikam almak ister, ya gözüyle, ya ahlaksızlığıyla, ya Müslümanlar’ı rahatsız etmek ister. Ya onları huzursuz etmek ister. Başını belaya sokmak ister. Ama takva görünümünde yapar. Bak diyor ki; “İntikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.” Yani yiyip içip kuduruyorlar. Peygamber (s.a.v.) onlara imkan tanıyor, iyilik yapıyor. Yiyip içtikçe daha da kudurup, daha da azgınlaşıyorlar. Daha kini artıyor, refahı arttıkça.

BEYZA BAYRAKTAR: “Size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.” (Ali İmran Suresi, 119)

ADNAN OKTAR: Evet yani ne kadar ıstırap çektiklerini gösteriyor, kinden. İçi içini yiyor yani.

ENDER DABAN: “…seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi” diyor Hocam ayette.

ADNAN OKTAR: Evet gözlerinden nefret akıyor. Pis bir elektriği olur münafıkların. Onu nefreti yüzündeki, gizlemek ister ama beceremez. Bak yine de diyor ki Cenabı Allah; “Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur” Tevbe kapısı açık diyor Cenabı Allah. “Eğer yüz çevirirlerse” inat ederlerse, “Allah onları dünyada ve ahirette acı bir azapla azaplandırır” Dünyada da onlara acı bir hastalık, bela vereceğim diyor. “Onlar için yeryüzünde bir koruyucu dost ve yardımcı yoktur.” “Hep yalnız kalacaklar” diyor Allah. “Hep bela bulacaklar” diyor. (Tevbe Suresi, 74) “Kendi başlarına kaldıklarında ise” bak münafığın bir özelliğidir dedim ya, kendi başına kalır, yalnız kalmak ister. O şeytani trans için onun ihtiyacıdır. “Size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar” Acayip kinleniyor ama bir şeyde yapamıyor şimdi. Ne yapabilir? Saldırsa saldıramaz, küfretse küfredemez. Çekiniyorlar Peygamber (s.a.v.)’den haşa. Bunalıyor, içi yanıyor. O zaman parmak uçlarını ısırırdan kasıt “kendi kendini yiyor” anlamındadır o. Kendine azap vermeye başlıyor bu sefer. Yani etlerini yiyor adeta içinden. “De ki; kin ve öfkenizle ölün.” “Kin ve öfkenizle ölün” Allah o kin ve öfkeyi onların ölümüne sebep edeceğini burada ayette görüyoruz. Yani uzun veya kısa vadede kin ve öfkeden dolayı ölüyorlar. Yani ölüm nedenleri bu oluyor. Mesela kinden dolayı, öfkeden dolayı ya kalpten ölüyor, ya kanserden ölüyor. Ama bu kin ve öfkesine dayalı olan olmuş oluyor. Yani başka bir nedenden de olabilir. Ama Allah burada kin ve öfkeyi nedeni kılıyor. Onu öldürmek için. Münafıklarda Allah’ın özel bir cezalandırma yöntemi var. “Farkına varamayacakları yönden yavaş yavaş onları helaka sürükleyeceğim” diyor. “Onun için süre verdiğimi zannetmeyin, aceleci olmayın” diyor Allah. “Şüphesiz Allah sinelerin özünde saklı duranı bilendir.” “Kalplerinde olanı ben bilirim” diyor Allah, herkesin. “Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa size düşman kesilirler.” Onun için ayrılması gerekir. Münafık onun için hep ayrılma eğilimindedir. Yani onun en büyük ideali Müslümanlar’dan ayrılmaktır. Bir an önce ayrılmak. Çünkü mevzii kazanması gerekir. Yani uzaktan vurmak için. Ama ayrılırken de tabii ilk atağını Müslümanlar’ın anlayacağı bir tarzda yapmaz. Anlamayacağı şekilde yapmaya çalışır. Ve kendini Müslüman olarak tanıtarak, mümin olduğunu tanıtarak ayrılma eğilimindedir. Ayette diyor; “Biz elhamdülillah Müslüman’ız” diyor. Allah diyor ki “yalan söylüyorlar. İnanmıyorlar buna. Senin imam olduğuna inanmıyorlar” diyor. Allah kahpe ve vicdansız olduklarını belirtiyor. “…size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar.” (Mumtehine Suresi, 2) İstiyorsa yapabiliyorsa eliyle yapmak ister. Yani öldürmek, yaralamak, bir şekilde eliyle etki ama eliyle yapamıyorsa diliyle. O zaman ne yapıyor? İşte internetten, oradan, buradan, radyodan, televizyondan nereden ulaşabilirse. Yahut dedikoduyla, “diliyle zarar vermek isterler” diyor Allah. “Onlar sizin inkâr etmenizi içten arzu etmişlerdir.” “Keşke onlar da benim gibi inkar etse” diyor. Müminleri de kendine benzetmeye çalışıyor. Onlar da yavaş yavaş o pis felsefesiyle kendi mantığına çekmek ister. Mümin de o pisliği gördüğü için rahatsız olur, uzak durur. Uzak durunca bu münafıklar daha da yalnızlaşıyor. Daha da azmaya başlıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam siz “Almanya, Brezilya’ya acımıştır” demiştiniz inşaAllah. Onunla ilgili bir haber çıkmış. Almanya milli takım oyuncuları Brezilya maçının devre arasında, o sırada 5-0 iken skor rakiplerini ikinci yarıda daha fazla aşağılamamak için aralarında anlaşma yaptığı söyleniyor, Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, hakikaten. Yani perişan ederdiler. Ama olay çıkardı yani. Allah korumuş tehlikeli olurdu. İyi yapmışlar. Dışardan da ayrıca talimat gelmiştir. Yani kendi ülkelerinden de resmi talimat gelmiştir. Bu, şike değil bu. Yani olay çıkacak diye emniyet bildirmiştir. Onlar da ellerini hafif tutmuşlar. Yoksa ne 7, ne 17, ne 27 yani Allahualem. Patates çuvalı gibi dolduracaklardı yani.

“Müşrikin ve müşrikat, münafikun ve münafıkat onlar birbirlerindendir” diyor Allah. Hep birbirlerini arar onlar. Mesela münafık illaki münafığın yanına gitmek ister. Çeker onu mıknatıs gibi. Müminin yanında yanar münafık. Münafıkların yanına gitmek için şiddetli bir içgüdüsel istek duyar. Oraya gittiğinde orayı mevzi alır, onun cehennemidir. Oradan artık müminleri izlemeye başlar. Orada ne pislik yapacak artık, ne ahlaksızlık yapacak? Ayrılırken de Allah adına ayrıldığını söyler. Mesela Dırar Mescidi’nin münafıkları “Biz ayrılmadık ki ya” diyorlar. “Yanlış anlaşılma. Öyle bir şey yok” diyorlar. Biz Müslüman’ız elhamdülillah birkaç yüz metre aşağıda mescid” diyorlar. “Peygamber (s.a.v.)’in mescidi burada, bu da birkaç yüz metre aşağıda” diyor. “Ayrılma falan yok, iç içeyiz zaten” diyor. “Her zaman görüşeceğiz, her zaman iç içeyiz. Ama ben buradaki bazı Müslümanlar’ın tavrından rahatsız oldum” diyor. “Gülüyorlar” diyor, “kadınlardan hoşlanıyorlar” diyor. “Ben öyle biri değilim. Ben büyük insanım” diyor. “Büyük olmaktan hoşlanırım” diyor. Şiddetli aşağılık kompleksi var halbuki. Peygamberimiz (s.a.v.) yakışıklı ağırlarına gidiyor. Acayip çirkindiler Dırar Mescidi’nin münafıkları. Çok pisliktiler hep öyle. Ağız burun eşgal kaymış tiplerden oluşuyordu. Hep böyle mikrop takımı gibi. Peygamberimiz (s.a.v.) coştu, vahiy geldi “yerle bir edeceksiniz” dedi. Sahabeler kazma kürek gittiler. Binayı toz duman ettiler. Bayağı süslemişlerdi Dırar Mescidi’ni, bayağı konforlu hale getirmeye çalışmışlardı. Hani Müslümanlar oraya gelsin. Kıskansınlar diye, Müslümanlar haset etsinler diye. Dümdüz arazi haline getirttirdi Peygamberimiz (s.a.v.). Münafıklara muazzam bir cevap oldu. Münafıklar hep öyle yaparlar. “Biz ayrılmak istemiyoruz yanlış anlamayın” derler. Hatta dışarıda diyorlar ki bir şey olduğunda “Ya biz sizinle beraber değil miyiz? Zaten beraberiz” diyor. “Öyle bir şey olmaz. Biz sadece biraz uzak durduk” diyor. “Yani size yardımcı olmak için. Yani size fazla iş çıkmasın, kolaylık olsun diye bir mescid daha oluşturduk. Bir şey yok” diyor. Sen emrivaki yapıyorsun. Ahlaksız herif. Peygamber (s.a.v.) sana “git de Dırar Mescidi’ni kur” dedi mi? Çakal, itlik yapıyorsun. Peygamber (s.a.v.)’e akıl vermeye kalkıyorsun. Sen kimsin ya?

ALTUĞ BERKER: Bir de “onu çok ince yaparlar” demiştiniz Hocam “kaba da yapmazlar. Mesela hava sıcak” derken çok ince düşünüyormuş gibi böyle taktiklerle yaparlar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Niye cihad etmiyorsun?” diyor. “Hava çok çok sıcak” diyor. “Görüyorsunuz” diyor yani “hasta oluruz” diyor.

BÜLENT SEZGİN: “Evimiz açık” diyor Hocam.

ADNAN OKTAR: “Ev açık, çoluk çocuk mahvolsun mu? Ne yapalım yani?” Halbuki başka bir menfaati olsa gidecek. Mesela “yakın bir mesafe” diyor. “Kolay bir netice olsa hemen gelirler” diyor. “Ama o çıkılacak yol onlara uzak geldi” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Uzak geldi” çünkü bir türlü netice alınacağına da inanmıyor. Zafer olacağına da inanmıyor. “Peygamber  (s.a.v.) bizi aldattı” diyorlar, haşa. “Bizi yanlış vaatlerle meşgul etti” diyorlar. “Boş yere mahvolduk, gençliğimiz gitti burada” diyorlar. “Hayatımız kaydı” diyorlar. Ve Allah onlara onu bela olarak veriyor. Hakikaten bütün yapıp ettiklerini boşa çıkartıyor, Cenabı Allah. “Onlar birbirlerindendir” diyor Allah. Bak münafıkun ve münafıkat, müşrikin ve müşrikat. Birbirlerine garip bir bağları olur. Mesela münafık gidip müşriklerle beraber olmaz. Münafıkla beraber oluyor. İçgüdüsel olarak. Yani hayvani bir içgüdü. Allah’ın bir hikmeti. Halbuki direkt küfürle beraber olması gerekiyor. Münafıklarla beraber oluyor.  Başkasının yanına gitmez. Mesela müşrik de bıraktığında münafığın yanına gitmiyor. Müşrik kadın ve müşrik erkeklerin yanına gider, müşrikin ve müşrikat. Ama onlarda da ayrı bir pislik oluyor yani müşriklerde de. “Allah onların üzerine bir pislik indirmiştir.”  İğrenç bir pislik. Hakikaten leş gibi kokar ve çok kaba olurlar. Ağzı kokar, sırtı kokar, yüzü kokar. Her şeyi pistir. Evleri pistir, zevksizdirler. Kadınları azgın olur, erkekleri çok haset ve kıskanç olur. Nefret üzerine kuruludur sistemleri.

Hava ısınmış maşaAllah yaz geldi. Artık inandım yazın geldiğine.

CİHAT GÜNDOĞDU: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, cennette hiç eğlence olmadığını, sanatçıların hep cehennemde olacağını anlatıyorlar devamlı. Böyle bir görüş var.

ADNAN OKTAR: Müşrikler Cenab-ı Allah için çok kolay yani öyle bir şey yok. “Hepsini dolduracağım cehenneme” diyor. “Benden çıkan bu söz sadır oldu.” (Secde Suresi, 13) “Ben bunu yapacağım” diyor Cenab-ı Allah . Şeytandan Allah’a sığınırım. Cehenneme soruyor Cenab-ı Allah “Doldun mu?” “Daha yok mu?” (Kaf Suresi, 30) diyor. Gittikçe hacim alıyor cehennem. Çaka çaka dolacak. Allah “Benden bir kere çıktı o söz” diyor. “Ben bunu yapacağım” diyor Cenab-ı Allah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, münafıklar da Müslümanlar’a Allah zafer verdiğinde mutlaka ““biz sizlerle değil miydik?” derler” (Hadid Suresi, 14) daha sonra diyor.

ADNAN OKTAR: Zaten o kafada oluyorlar. Hayret edilecek, mesela bu kadar manyaklık inanılır gibi değil. Gitmişsin sen şeytanlık yapmışsın. Daha hala hiçbir şey yokmuş gibi. “Biz zaten beraberdik” diyor.

Fikret Bey buyurun dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Rotterdam’da geçtiğimiz günlerde kardeşlerimiz fosil sergisi düzenlediler. Ayrıca kitap ve broşür de dağıtıldı. Katılan kardeşlerimiz Muhlis, Çiğdem ve Necati.

ADNAN OKTAR: Helal, aferin çok güzel olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca yine kardeşlerimizin çok sayıda faaliyetleri olmuş maşaAllah. Bursa’dan kardeşlerimiz bir alışveriş merkezinde 30 Haziran-6 Temmuz tarihleri arasında fosil sergisi düzenlemişler. Halkımızın ilgisi çok fazlaymış maşaAllah. Gebze’den kardeşlerimiz 1-6 Temmuz tarihleri arasında Cumhuriyet Meydanı Ramazan  Sokağı etkinlikleri kapsamında fosil sergisi düzenlemişler. Çorum’da bugün kardeşlerimiz 3000’e yakın broşür, 100’den fazla kitabınızı esnaf ve doktor ve hemşirelere dağıtmışlar. 9 Temmuz tarihinde Ankara’dan kardeşlerimiz 30 kitabınızı ve 15 belgesel CD dağıtmışlar. Kardeşlerimiz gündüz ve akşam Kayseri’nin farklı semtlerinde 3000 adet A9 broşürü, çok sayıda kitabınızı halka hediye etmişler. Dün Cerrahpaşa’da kardeşlerimiz 1500 A9 broşürü dağıtmış. İki kardeşimiz dün gece Haliç’te kurulmuş olan MHP iftar çadırında sizin 200 adet kitabınızı dağıtmışlar. MHP Fatih İlçe Teşkilatı Başkanı Ali Çolak ve MHP Güngören İlçe Teşkilatı Başkanı Fuat Gül size selam ve saygılarını iletmişler.

ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü.

KARTAL GÖKTAN: Sonrasında kardeşlerimiz Sultanahmet’e geçip orada 800 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Bir kardeşimiz Sinop Merkez’de 2000 civarı broşür dağıtmış. Dün bir kardeşimiz Adapazarı Erenler’de A9 broşürü dağıtımı yapmış. Balıkesir’de kardeşlerimiz iftar yemeğinde buluşup, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Gizlenen Ahir zaman Mucizeleri konulu videoları izlemişler. Ve sizin Kuran’ın Bazı Sırları isimli kitabınızdan okuyup sohbet etmişler. Dün akşam Diyarbakır’dan bir kardeşimiz eşiyle birlikte 1100 adet A9 broşürü dağıtımı yapmış. O akşam kardeşlerimiz Bahçelievler metrobüs çıkışı ve mahallelerdeki araç ve evlere A9 broşürü dağıtmışlar sonrasında da kafede oturup sohbet etmişler inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aslan onlar. Allah hepsine uzun ömür, sağlık, sıhhat, bereket versin. Her yerlerini nur kılsın Allah. Damarlarını nur kılsın. Bedenlerini nur kılsın. Cennette kardeş etsin. Seyyidina İsa Mesih’e, İmam Hz. Mehdi (a.s)’a talebe kılsın Cenab-ı Allah hepimizi inşaAllah. Çok güzel.

MHP’li aslanlarımız bizim lise yıllarında gözümüzle gördüğümüz bir olaydı, o koç yiğitlerimiz teker teker “Lâ İlâhe illaAllah Muhammeden Resûlullah” diyerek toprağa serildiler. Bir tane, iki tane, bin tane değil yani; binlerce. Sokak sokak, cadde cadde bedenlerini Allah için siper ettiler. Eğer Milliyetçi Hareket Partisi olmasaydı Türkiye şu an komünistti. Ben söyleyeyim. Gitmişti yani. Net gitmişti. O aslanlar bedenlerini seddi Zülkarneyn gibi siper edip vatanı milleti kurtardılar maşaAllah. Daha binlerce de gazi vardır şu an, binlerce. Ülkücü gazi vardır.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Oktar Babuna kardeşimiz Birleşmiş Milletler’de sizi temsilen konuşmacı olarak katılmıştı. New York Birleşmiş Milletler binasının karşısındaki duvarda Kral Mesih, Hz. Mehdi (a.s) ve dünya hakimiyetiyle ilgili Tevrat, Yeşeyah Bölümü 2/4 yazılı maşaAllah. Şu şekilde; “İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak. Savaş eğitimi yapmayacaklar artık.”

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Mehdi (a.s)'ın mühim bir vasfı. Nerde, nerenin duvarında yazıyor?

KARTAL GÖKTAN: New York Birleşmiş Milletler binasının karşısındaki duvarda.

OKTAR BABUNA: Tam karşısı Hocam, büyük bir duvara bunu yazmışlar, bir tek onu yazmışlar maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, özel olarak bu duvar bunun için yapılmış.

OKTAR BABUNA:  Evet Hocam, sizin hep söylediğiniz Tevrat ayeti.

ADNAN OKTAR: Evet Birleşmiş Milletler’in düsturu demek ki bu, bunu uygulayacaklar.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Ekmeleddin İhsanoğlu'nun yine bazı sözleri var: "Kadere inanırım hiç kimse değiştiremez. Ecel gelince Allah ne yazdıysa o olur. Teklifi kabul ettiğim günden sonra tehditler ve iftiralar oldu. Ben bunları Allah'a havale ediyorum.”

ADNAN OKTAR: Tehdit. Cumhurbaşkanı adayına kim böyle kabadayılık yapabilir? İsim isim bize bildirsin. O ilgilenmiyorsa biz hukukla ilgilenelim. Yanında ilgilenen kimse yok mu? Nasıl oluyor böyle bir şey? Yani bir şekilde ilgilenen en az beş on kişi olması lazım. Adamların ne haddine kabadayılık yapmak? Kim oluyorlar bunlar? Tehdit. Çok acayip bir şey. Polis bu konuyla ilgilensin rica ediyoruz. Ekmeleddin Hoca bununla tek tek ilgilenemez, Ekmeleddin Hoca'nın koruma polisleri vardır, onlar bilgi alsınlar, isimleri de alsınlar. Doğrudan kendileri savcılığa bildirsinler. Öyle anormal olaylar oluyorsa hiç beklememek lazım. Başka ne diyor?

KARTAL GÖKTAN: Provokasyonlar da başladı. Caferi Camii’ne atılan molotoflar korkunç bir şeydir. Bir kesimin camisi hedef alınmışsa Caferi-Sünni çatışması başlatılmak isteniyorsa biz bunun karşısındayız.

ADNAN OKTAR: Yok canım Türkiye'de öyle şeyler sökmez.  Öyle bir şey olmaz. Türkiye o iş için müsait değil. O böyle cahil kitlelerin yoğun olduğu işte Ortadoğu ülkelerinde falan böyle nefretin sevgisizliğin yoğun olduğu ülkelerde çok olur. Türkiye'de çok aydın Atatürkçü oturmuş bir yapı var. Millet güler. Ne alakası var? Caferi camii; Caferi kardeşlerimiz hemen anlarlar onun oyun olduğunu. Onlardan hiçbir şey çıkmaz. Üç beş çakalın çakallığı, başka bir şey değil. Onu ehemmiyetli görmesin.

Başka ne var?

KARTAL GÖKTAN: “Provokasyonları yapanlar hemen yakalanmalılar” şeklinde konuşmuş.

ADNAN OKTAR:  Bu Caferi Camii olayı mı?  Polis gereğini yapar zaten mühim bir olay o. Polis o konuda bizim, çok yeteneklidir. Eliyle koymuş gibi buluyorlar. Ben hayret ediyorum. Adam bir eylem yapıyor, koskoca İstanbul nerde bulursun? Daha 24 saat geçmeden şak yakalıyorlar, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Cemil Bayık'ın bazı açıklamaları var Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet ne diyor?

KARTAL GÖKTAN: "Kürtler ve Kürdistan halkı özgür ve demokratik yaşama kavuşmadan kim gerillanın direnişten vazgeçeceğini ve silah bırakacağını sanıyorsa o hayal görüyordur.

ADNAN OKTAR: En doğrusunu o söylemiş, en doğru konuşmayı o yapmış, doğrusu bu. Adam otuz sene dağlarda enayi mi? Enayi olduğunu düşünüyorlar. Diyor ki “eve dönecek.” Evde ne var? “Annesinin çorbasını özlemiştir” diyor. Adam komünist, kendini komünizme adamış. Otuz yılını dağlarda geçirmiş. Anasının çorbası için eve döner mi? “Evi özlemiştir” diyor “mışıl mışıl yatmak ister, uyumak ister annesinin yatağında” diyor, “babacığına sarılmak ister” diyor. Adam aileyi kabul etmiyor, Allah’ı kabul etmiyor. Uçuyorlar ben anlayamıyorum bazı arkadaşlar. Uçuyorlar derken yani böyle olayları çok yukarıdan görüyorlar yakından göremiyorlar.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Şöyle devam ediyor Hocam: “Mücadeleyi yükseltmek gerekir. Tam da Apoculuk’un zamanıdır demek gerekir. PKK tarzıyla yaşamanın ve direnmenin zamanıdır, demek gerekir. Öncesi zaman zor koşullarda fedaice direnmenin ve başarmanın zamanıdır.”

ADNAN OKTAR: İşte bu, gerçek fikirleri bu. Bazı politikacılar, siyasiler bambaşka alemdeler, ruh gibiler. Gençlerin evlerine dönmesi “yavrum” diyor “annenin babanın yanına dön. Güzel sıcak annen sana çörek pişirmiştir, dön orda okuluna mektebine git. Sana tablet de alalım” diyor. Dalga mı geçiyorsun, alay mı ediyorsun? Ne diyorsun sen? Adam ölümü göze almış; adam öldürmüş, kendinin öldürülmesini istiyor komünizmin gelmesi için. “Anacığının sıcak çorbasını özlemedin mi evladım? Diyor. Böyle pon pon dedeler olur ya. Sen hangi alemdesin? Sen nasıl anlamazsın böyle bir şeyi? Silah bırakma diye bir olay olmaz. Hiçbir şekilde olmaz öyle bir şey. Türkiye'yi bölünceye kadar adamlar silahlı çatışmaya devam ederler, şu an bekliyorlar. Yani bizim kendi elimizle orayı vereceğimizi düşünüyorlar. “Kendi elimizle Güneydoğu'yu size verelim. Siz de bize bir şey yapmayın.” Öyle dediğimizi düşünüyorlar şu an. O yüzden bekliyorlar, bekleme nedenleri bu. “Çatışmaya gerek yok. Asker de şehit olmasın. Sizin olsun orası ne olacak?” falan gibi konuştuğumuzu düşünüyorlar. Zaten diyorlar “Sabırsızlanıyoruz hadi” diyorlar “sözünüzü yerine getirin. Neyi bekliyorsunuz?” diyor adamlar. Tabii, “artık bizde sabır kalmadı. Bir an önce olsun” diyorlar.

Masaüstü Görünümü