Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (21 Temmuz 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hocamız’ın güzel sohbetiyle yayınımıza başlıyoruz, inşaAllah. Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk. Zat-ı alileriniz de hoş geldiler.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, İsrail sivil nüfusun yoğun olarak yaşadığı Şecaiye Mahallesi’ne saldırdı. Saldırıya şahit olanlar 1967 yılından bu yana yaşanmış en büyük saldırı olduğunu söylüyorlar. 72 Filistinli hayatını kaybetti, 400’den fazla yaralı var. Hocam, ayrıca İsrail Aksa şehitleri hastanesini vurdu. Burada da 5 hasta ölmüş 15 kişi yaralanmış.

ADNAN OKTAR: Şimdi, oradan Filistin’in sökülüp atılması gerekiyor. Filistinli kalmaması gerekiyor. Filistin topraklarının tamamen darmadağın edilmesi gerekiyor. Şimdi bunun için bir proje gerekir, durduk yere bu olmaz. Önce birinin çıkıp roket atması lazım, İsrail’i tahrik etmesi lazım. İsrailli askerleri öldürmesi lazım. Durduk yere yapamaz İsrail onu, bir gerekçe gerekir. Bunun için en fazla en fazla desen kırk-elli kişilik bir kadro yeter. Bunlara birer trilyon verseler çok rahat bunu yaparlar. Sonucunda da bu adamlar yabancı sigara içerek, yabancı viski içerek olayları mesela yirmi kilometre öteden, otuz-kırk kilometre öteden kendi jeeplerinin içerisinden seyrediyorlar. Ve bu adamlara hiçbir şey olmaz söyleyeyim. Bu kişilerden bir kişiye bir şey olduysa bana gelin söyleyin, hiçbir şey olmaz. Ben bu olayı çok karanlık görüyorum. Bir mühendislik çalışması yapıldı orada, oyun oynuyorlar. Roket atmayla senin hiçbir şey alamayacağın belli, hiç bir şey yapamayacağın belli. Neye yarar bu? Filistin’in oradan sökülüp atılmasını sağlar. Filistin’in oradan sökülüp atılmasını kim planladıysa, o adamlara o roketi attıranlar da onlar. Tek ekip bunlar, karmaşık bir şey yok. Olan İsrail halkına oluyor, olan Filistin halkına oluyor, garibanlara oluyor, yaşlılara oluyor. Adamlar köşeyi dönüyorlar, konu bu. Eğlenerek seyrediyorlardır roket atarken falan. Bir eli cebinde, bir elinde sigarayla. Bu bir proje ve projeyi uyguluyor adamlar. Karmaşık bir şey yok. Yüzde yüz yenileceğini bilerek yapıyor. Bak, yüzde bir dahi kazanma ihtimalleri yok, Allahualem yüzde yüz. Buna rağmen adam bunu yapıyorsa bu bir projedir. Ve tam planladıkları gibi de gelişiyor. Şimdi bunu gören Filistinliler, bakın haritaya, yine gideceklerdir Filistin’den. Herkes canını kurtarmanın derdinde oluyor ,birçoğu. Küçüle küçüle küçüle Filistin serpilmiş kum taneleri gibi oldu. Var mı onun resimleri bizde Filistin’in harita kaybı, yani harita nasıl geriye doğru gidiyor? İste göndersinler, göstereyim oradan. Bir süre sonra orada Filistin diye bir şey kalmayacak. Bu roketçi, viskici takımının faaliyetleriyle, bu mühendislik projesini hazırlayanların faaliyetleriyle bu böyle sonuçlanacak ben söyleyeyim. Çünkü can dayanacak gibi olmuyor. İsrail’e adam roketi atıyor, her gün siren sesleri Tel Aviv, Kudüs’te yeri göğü inletiyor. Bütün halk geriliyor, ordu geriliyor, asker geriliyor. Artık birçok kişiye bu nefsi savunma olarak gösteriliyor. Aksi de anlatılacak gibi değil. Çünkü adamın tepesine roket düşüyor hakikaten. Roketçiler de roketi çok iyi ayarlıyorlar yalnız, dikkat edim. Yani bu projenin sahipleri, bu roketçi takımı roketleri hep boş alana atıyorlar yani harp amaçlı değil. Bakın dikkat edin olacak iş değildir bu. Sen yüzlerce binlerce roket atacaksın; bir tanesi bir yere isabet etmeyecek. Bu ancak teknik, ince bir planla olabilir. Roketin nereye gideceğini hepsini ayarlayan bir mühendislik çalışması gerekir. Yani “Bu roketin menzili ne kadardır, nereye gider, nereye düşer?”  hepsinin ayarlanması lazım. Çok ince ayarlandığı görülüyor. Hiçbir şekilde can kaybına sebep olmuyor bu roketler. Buna çok özen gösteriyorlar, sadece tahrik amaçlı. Sonra da İsrail askerlerini öldüren kiralık katiller var, onlar da onları öldürüyor, tahrik etmek amaçlı ama. O adamları da bulamazsın şimdi gitsen, İsrail askerlerini öldüren, onu da bulamazsın. Bu roketçileri git arayın bullun, bulamazsınız. Bir de altta kullanılan zavallılar var, ben asıl planlayıcıları diyorum, asıl yönetenler. Bunlar kırk kişiyi geçmez. Ama tabii alt planda kullanılan zavallı insanlar var. İşte, “siz Filistin’i kurtaracaksınız, kafire dehşet saçıyoruz, atığınız her roket yüz kişiyi, bin kişiyi yok ediyor, gaza-ı ekber bu, büyük gazanız mübarek olsun” gibisine onları ikna ediyorlar ve teşvik ediyorlar, teşci ediyorlar, övüyorlar. Onlar da hakikaten büyük bir faaliyet yaptığı kanaatinde oluyor. Ne gerek var kardeşim, ne gerek var? Biraz kafanızı çalıştırın bu oyunu bozun. Çoluk çocuk akıl almaz bir sefalet ve akıl almaz bir rezalet, akıl almaz bir acımasızlık bütün bölgeyi kaplamış durumda. Birçok insanın da aklı kapanmış vaziyette. Makul, mutedil, dengeli düşünme diye bir şey kalmadı. Nasıl mesela babası bazen çocuğunu döver çocuk daha da hırçınlaşır, daha vahşileşir ya, onun gibi bir durum oldu. Ve olan Filistin halkına oluyor, o garibanlara oluyor. Özellikle çocuklar ve genç kızlar asıl ıstırap çekenler oluyor. Anneler, dedeler. Bu işi asıl kotaranlara hiç bir şey olmuyor. Aklınızı başınıza alın, ne güzel hepiniz peygamber evladısınız. Peygamber soyu, kayıtsız şartsız peygamber soyu. Araplar Hz. İsmail (a.s)’dan türemişler. İsrail de, Hz. İsrail (a.s)’dan, İsrail peygamberden. Adamlara bas bas bağırttırıyorlar “kahrolsun İsrail” diye. Sen peygamber ismine haşa hakaret ediyorsun. Ve bu bela-ı mucip. Devleti demiyorsun sen, devletin zalimlerine demiyorsun. Devletin zalimlerini hedefleyen bir üslup kullan. “Kahrolsun İsrail” ne demek? Ha Yakup demişsin, ha İsrail demişsin. Kuran’da hem Yakup, hem İsrail olarak geçiyor ismi. Haşa haşa, “kahrolsun Yakup” dese ne anlama gelir bu? Mesela Cübbeli diyor ki, haşa “İsrail melunu” diyor. Ayırsana, ayırım yapsana, “İsrail’in bazı zalimlerini kastediyorum” de, ayır. O şekilde denmez. Lafını sözünü bilecek Müslüman konuşurken.

Yastan bir şey çıkmaz, yas çok pasif bir hareket. Yas; ağlıyorsun sadece yahut üzülüyorsun veyahut neşesiz oluyorsun. Yas bir çözüm değildir. Barıştırmak bir çözümdür. Barış için de her iki tarafla bağlantı kurmak çözümdür. Bir tarafa kızgın olup bağlantı kurmazsan barış olmaz. “Ben İsrail’le muhatap olmam.”  Ee? İşte, “Hamas’la da muhatap olmam” ee ne yapacaksın? “Sadece yas tutarım, bu olmaz. Hamas’la da muhatap olacaksın, İsrail’le de muhatap olacaksın, peygamber evlatlarını barıştıracaksın.

O kadar suni ki bu olay, inanılmaz bir olay var. Filistin niye yok edilsin orada? Filistin halkı niye yok edilsin? Niye bu projenin içerisine giriyorsunuz? Niye bu projeyi uyguluyorsunuz? Çünkü Filistin halkının yok edilmesi için bu model; altın model adamlar için. En mükemmel model. Durduk yere yok edemez, bir şey gerekiyor, onu da sağlıyor adamlar. Şu an barış kardeşlik olsa, iç içe bayram yapacaklar. Akıl almaz bir vahşet var. Her yer diken üstünde, her yer harap olma eğiliminde. Peygamberimiz (s.a.v.) mesela yüzde yüz mağlup olacağını bilerek hiçbir zaman için savaşa girmedi. Hep barışa, musalahaya girdi. İşte, “sonuna kadar savaşacağız” diyorlar. “Kanımızın son damlasına kadar.” Sen savaşmıyorsun, sana bir şey olmuyor, çoluk çocuğa oluyor, genç kızlara oluyor. Çok güzel insanlar Filistin’in insanları, çocuklar acayip şekerler, genç kızlar acayip güzeller. Hep ceset haline geliyor bu çocuklar. Sonunda da Filistin diye bir şey bırakmayacaklar. Yani görünüş onu gösteriyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, o haritayı gösterebiliriz, inşaAllah. 1946’dan günümüze.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Şimdi, soldan birinci 1946 Filistin bak yeşil bölgeler. İki 1947 yeşil bölge. Üç, 49-67 tarihinde bu hale geliyor. Bakın dikkat edin, erimenin şiddetine bak. Buz eriyor gibi adeta. 2000’lerde de son hali. Şimdi o yeşiller, son yeşiller. Bir dahaki sefere onları böyle ipince göreceksiniz. Yani makara ipi gibi incecik olacak, bir sonra da bembeyaz olacak harita. Plan bu. Tıkır tıkır yürümüş sahte kahramanların sayesinde. Boş araziye roket atan oyuncular var. Ne boş araziye at, ne dolu araziye at, barış yap, musalaha yap çok güzel geçin ve bütün bölge senin olsun. Mesela o, 1946’da Filistin var ya, ondan çok daha geniş topraklara sahip olurlardı bu olaylara girmeselerdi. Ve müthiş bir medeniyet olur, zenginlik olurdu. Genellikle kışkırtıyorlar. Ortadoğu’da geniş çaplı kışkırtma var şu an. İsrail’i adam yerine koymamak, muhatap olmamak. Sen adam yerine koymuyorsun ama Amerika destekliyor, Avrupa destekliyor birçok ülke destekliyor. Ve silah sanayinde çok ileri gitmiş bir ülke. Sen, yer altı atölyelerinde borulardan falan kaynakla uydurma roketler yapıyorsun. Ve onunla İsrail’e saldırıyorsun. Onları yapacağına üniversiteler açsana, okullar açsana. Filistin’e diğer Filistinliler’i de çağır, diğer Müslümanlar’ı da çağır, onlar da gelsin, İsrailler’le iç içe kardeşçe çok güzel şahane bir hayat yaşayın. Ne gerek var şu ıstıraba? Ne gerek var şu acıya? Ben televizyona artık bakmıyorum, yürek parçalayıcı. Planın bu kadar kusursuz işlemesi hayretler içinde kalınacak bir durum. Bak, 1946’lardan itibaren, görüyor musun planı? Kusursuz bir gelişme olmuş. Adamları kahraman gibi gösteriyorlar. Boru roketçileri. Filistin kalmadı kardeşim, halk kalmadı. Allah hidayet versin, Allah akıl fikir versin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Ahmet Hakan İsrail-Filistin arasındaki savaşta Hitler örneğini verenlere yönelik bir eleştiri yazısı yazdı: “Böyle örnekler verildikçe, bunun İsrail’in ekmeğine yağ sürdüğünü, çünkü bu tip söylemlerin nefret dolu ırkçı ve itici söylemler olduğunu ve Müslümanlar’a ve davalarına zarar verdiğini ifade etti. Fehmi Koru da bu benzetmenin zarar vereceğini dünya çapında söyledi.

ADNAN OKTAR: Ortadoğu’nun garibanlığı bu işte, demin anlattığım. Açmaz ruhu, Ortadoğu’nun zavallılığı. Her yer için demiyorum. Mesela Hitler’e benzetme, başka sözler hep birbiriyle bağlantılı. Öldürdükçe, “niye öldürüyorsun?” demek. Adam vuruyor, “niye vuruyorsun?” demek, bunlar mantık değil, yöntem de değil. Ama bu geniş kabul görüyor, işte bu çok acı. Gariban mantık, zavallı mantık çok tasvip görüyor dünyada. Ortadoğu’da geniş halk yığınları içinde tasvip görüyor. Mesela borudan roket atıyor, “aslanım benim” diyor. Bunun sonucunda Filistin yok olacak. Aslanı kaplanı bırak. Sen İsrail’i adam yerine koymazsan, İsrail de seni adam yerine koymaz. O zaman kan oluk oluk yine akar. Bu yöntem değil ki. Hitler’e benzet, canavara benzet, hortlağa benzet, yöntem değil ki bunlar. Bunlar usul de değil. “Sen işte şöylesin, böylesin, canavarsın, kana susamışsın, Hitler’sin Mussolini’sin, deccalsın” istediğini de. Bu bir yöntem değildir, böyle bir şey denmez. Ha bire “İsrail’i yok edeceğiz, haritadan sileceğiz.” Bu durumda biz o insanlara ne anlatalım? Adam diyor ki; “bizi haritadan sileceklermiş, “bir tane yeryüzünde İsrailli bırakmayacağız” diyorlar” diyor. “Yapıyorlar da. Ne yapmamız gerekiyor?” diyor. Ne diyelim, nasıl konuşalım?

GÖKALP BARLAN: Sadece çözümü siz söylüyorsunuz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah rızası için, kimse duygusal konuşma yapanları teşvik etmesin. Romantik konuşmalarla olmaz, akılcılıkla olur. İki tarafı süratle barışa çağırmak gerekiyor, başka bir çözüm yok. Bir de kalıcı barışı sağlamak lazım. Diyor ki; “barış, savaş için bir araçtır” diyor, bir aşamadır. Sen onu dediğinde daha fazla silah, daha fazla adam öldürmek için hazırlık demektir. Sen peşin peşin söylüyorsun. Sen de, “kalıcı barış kararımız” de. “Barış ülkesiyiz biz” de. Orası İsviçre gibi olur, Norveç gibi olur. Akıl almaz güzel bir ülke olur. İslam’ı en güzel şekilde yayarsın. İslam’ın merkezi olur orası. İslam’ın kalbi olur orası. Ama işte illaki Cenab-ı Allah onu Hz. Mehdi (a.s)’a nasip edecek olduğu için kader böyle gidiyor. Hep böyle açmaz mantıkları, gariban mantığı, ezik mantıklar, sonunda mahvolacağı mantıklar, Müslümanlar’ın arasında bunu yayıyorlar. Atatürk’e hakaret eder. Atatürk’ün annesine hakaret eder, onu cihat zanneder. Yani inanılmaz izahlar. Mesela İsrail’i deccal ilan eder. Sen onu deccal ilan edersen o da seni deccal ilan eder. Şu akıl mı? Sen sevgiyle yaklaş, barışla yaklaş. Allah diyor “Museviler’le evlenebilirsiniz” diyor Allah. Musevi hanımlar alabilirsiniz, Hristiyan hanımlarla evlenebilirsiniz, alabilirsiniz. Mesela IŞİD çıkıyor “Hristiyanlar’ın bütün mallarına el koyduk, hemen burayı terk etsinler” haramdır böyle bir şey, Kuran’a aykırı. Ama Cenab-ı Allah’ın Peygamberi (s.a.v.) bütün bu olayları detay detay anlatmış. Filistin’de olacak olayları, Irak’ta, Suriye’de, Şam’da olacak olayları. IŞİD’in yaptığı faaliyetler mesela ince ince çok fazla hadiste belirtilmiş. Ama bazı arkadaşlar çıkıyor tek bir hadisten anlam çıkarmaya kalkıyor. Sanki mutlak müçtehid, mutlak müceddid ahkam kesiyor. Deccalle ilgili hadisler var. “Boyu bulutlara değiyor” diyor al sen o hadisi o zaman kullan. De ki “boyu bulutlara değiyor. Darwinizm’in böyle bir boyu yok. Darwinizm bir fikir. Ama burada bir insandan bahsediliyor” de. Halbuki bak Bediüazzaman diyor ki; “vukuundan sonra anlaşılır” diyor “ilimde rasih olanlar Allahualem ve bilsevap diyerek bu gizli hakikatleri ishar ederler” diyor açıklarlar. Kardeşim senin etin ne, budun ne? Sen daha tek bir hadisi bile anlayamamışsın. Hadisin ilk bölümünde açıkça Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor. Yani küçük topluluğu olan salih kişi, küçük topluluğu olan. Ama “o sonra büyük topluluklara hakim olacak” diyor. Onun dışında, Mehdiyet dışındaki o andaki bütün topluluklar zaten batıllar, Hz. Mehdi (a.s)’a uymadıkları için. “O zaman hak o grup” diyor Mehdi (a.s) öncüsü. Öncü demek ön hareket,  önden gelişen hareketler demektir. Hz. Mehdi (a.s)’a niye tabii olsun o zaman adam, doğru yolda ise? Tabii olmasına gerek yok ki zaten Mehdiyet hareketi olmuş oluyor. Hz. Mehdi (a.s.)’a tabii olmasının sebebi ne? Yanlış yolda olması. Hasta yolda olması. Hastaları tedavi ediyor. Şubecik, küçük şubesi olan salih kişi olarak geçiyor. Onu ayrı bir şey zannediyor. Orada Hz. Mehdi (a.s) zaten tarif ediliyor, anlatılıyor. Sakalı, görünüşü, her şeyi anlatılıyor, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediliyor. Onu ayrı bir şey zannediyor. Mehdi (a.s) devrinde ayrı ayrı Mehdiler yok, bir tane Mehdi (a.s) var. Yani onun dışında İslam ümmeti zaten büyük bölümü yanlış yolda. O yüzden böyle mahvoldu İslam alemi. Hz. Mehdi (a.s)’a uyduklarında doğru yola ulaşacaklarını Peygamber (s.a.v.) söylüyor. “Yok” diyorlar, “bu IŞİD bahsedilen olayla alakası yok” diyor. Zaman tamam, olaylar tamam, olayların bütünlüğü tamam, olayların akışındaki gelişmeler tamam ve diğer bütün 20-30 hadis tam oturuyor. Sen tek bir hadisten “değil” diye ahkam çıkarmaya kalkıyorsun. Yok terörist olmaları gerekiyormuş. Oradaki anlatılan nedir? Kıtalden bahsediyor zaten. Kıtal nedir? Terördür.

İsrail’in tavrı normalde barışçıl olur, eğer sevecen yaklaşılırsa. Hiçbir şey de olmaz. Çünkü İsrail’in büyük bir bölümü Müslüman zaten. Kudüs’e git adım başı Müslüman’a rastlarsın. Demek ki iç içe yaşanıyormuş. İsrail’in büyük bir bölümü şu anda da yani nüfusun büyük bölümü Müslüman, yine çok fazla da Hristiyan var. İç içe mutlu yaşıyorlar. Aynı şekilde yine yaşarsın. Filistin’in oradan sökülüp atılması için bir plan var. Bu planı o adamlar uygulatıyorlar, konu bu başka bir şey yok. Yani Filistin diye bir şey bırakılmaması, konu bu. Adam kararını almış, toplanmışlar, demişler ki “Filistin’i biz buradan söküp atacağız.” Ne gerekiyor? Saldırmaları gerekiyor. Gayet kolay. Otuz-kırk kişi topladı mı adam çok rahat elde ediyor bunu. Bu çok acı bir olay. Bak çoluğa çocuğa da acımıyorlar. Kendi halkına da acımıyor. Kardeşin, kız kardeşin bas bas bağırıyor, çocuklar bağırıyor, barış yap sakinleştir ortalığı, mutlu güzel yaşa. Zorun ne oldu yani? Filistin noktalar halinde kalmış. Yani bitmesine ramak kalmış, çok az bir şey kalmış.  Birkaç hamle sonra bitecek gibi görünüyor. Ondan sonra o Filistin’i savunduğunu söyleyen, İsrail’i buhar yapacağını söyleyen tipleri İngiltere’de barlarda buluyorsun, elinde yabancı sigarayla. Filistin kalmamış artık, Filistin diye bir şey yok görüyorsunuz yani. Barıştır, dünyanın her tarafından da Filistinler’i de topla, mutluluk içinde yaşa. Herkes size yardımcı olur, bütün ülkeler yardımcı olur. Türkiye de orada üniversiteler açar, yabancı ülkeler de üniversiteler açar. Ne yapacaksın İsrail’i haritadan kazıyıp da? Eline ne geçecek? Allah diyor “Museviler var” diyor. Çok fazla ayet var Kuran’da. “Museviler’le birlikte yaşayacaksınız” diyor. “Onlar o toprakta olacaklar” diyor Allah. “Orada doğup orada ölecekler” diyor. “Musevi denilen bir topluluk orada var” diyor Allah ve “olacak” diyor kıyamete kadar. Niye söküyorsun? Hatta “evlenebilirsiniz” diyor Allah. “Yemeklerini yiyebilirisiniz, ticaret yapın onlarla” diyor.  “Beraber olun” diyor. Gidip onları boğun parçalayın demiyor.

Evet şimdi bu IŞİD’le ilgili hadislere bakalım, gizlenen hadislerdir bunlar. Gizlenen bütün hadisleri bir gözden geçirelim. Sonra yine devam edeceğiz, inşaAllah.

VTR: PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN GİZLENEN AHİR ZAMAN MUCİZELERİNDEN -17-

BÜLENT SEZGİN: Güzel arkadaşlarımızın katılımıyla Hocamız’ın sohbetine devam ediyoruz inşa Allah.

ADNAN OKTAR: Evet. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Başbakanımız’ın bir ufak çocukla bir sevgileşme, karşılıklı bir sevgi gösterisi vardı. Onunla ilgili video vardı uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Tayyip Hocam kafayı taktı illaki cumhurbaşkanı olacak. Hocayı vazgeçiremiyoruz. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, İsrail Meclis Başkanı Filistin’den halkın sınır dışı edilmesi ve Gazze’ye Yahudiler’in yerleştirilmesi gerektiğini savundu. “Gazze’nin ele geçirilmesinden sonra tüm silahlı düşmanlar ortadan kaldırılacak. Silahlı teröristlerle bağlantısı olmayan masum insanlar uluslararası hukuka uygun muamele görecek ve bölgeden ayrılmalarına izin verilecek” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi o da yangına körükle gidiyor. Yani son derece acayip bir ifade. Daha da olayı tırmandıracak, daha da garip hale getirecek bir açıklama yapmış. Olmamış. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Gazze’nin ele geçirilmesinden sonra tüm silahlı düşmanlar ortadan kaldırılacak. Silahlı teröristlerle bağlantısı olmayan masum insanlar uluslararası hukuka uygun muamele görecek ve bölgeden ayrılmalarına izin verilecek” dedi.

ADNAN OKTAR: İllaki ayrılacak yani bölgeden.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu yanlış. Adam suça karışmamışsa, masumsa bölgeden niye ayrılsın? Kendi vatanı, kendi toprağı. Oradaki üslup herhalde bu olayların etkisiyle, heyecanla söylenmiş bir üslup. Çok yanlış. Çok isabetsiz. Bunu hiçbir ülke kabul etmez. İsrail’i uluslararası hukuk içerisinde biliyor herkes. Böyle bir üslup alenen işgal demektir. Bu olmaz. Yani adam masumsa sen niye gönderiyorsun?  Değil mi? Orada kardeşin, gayet güzel yaşa. Ama suç görüyorsan uluslararası hukuka göre yargılarsın. Ama suçu yoksa niye oradan gitsin? Olmamış, çirkin. Yakışıksız. Yani herhalde böyle ani bir sinirle söylenmiş bir söz. O sözünü geri alsın.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bir son dakika haberi vardı. Ceylanpınar’da Suriye sınırında görev yapan askerlere ateş açıldı. Bir askerimiz şehit, iki askerimiz yaralı.

ADNAN OKTAR: PKK?

BÜLENT SEZGİN: Şu an onun bilgisini öğrenmeye çalışıyorum Hocam. Kim tarafından ateş açıldığı?

ADNAN OKTAR: Allah rahmet eylesin o şehidimize. Gazilerimize de o şeref yeter. Annesine babasına Cenab-ı Allah uzun ömür versin. Ne şeref şehit babası olmak, şehit annesi olmak. Allah bizlere de nasip etsin inşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Irak’ta elli dereceyi geçen sıcaklıklar en çok çatışmalardan kaçan sığınmacı ailelerin çocuklarını etkiliyor. Erbil’e sığınan Türkmenler’in çocukları aşırı sıcaktan hayatını kaybediyor. Bir Türkmen kardeşimiz “biz Türkmenler’iz. Türkiye bizim babamızdır. Bize yardım eli uzatsın. Şu ana kadar beş çocuk aşırı sıcaklara dayanamayıp hayatını kaybetti” diyerek Türkiye’den yardım talep etti.

ADNAN OKTAR: Ne gerekiyorsa yapılsın. Gerekiyorsa Türkiye’ye getirebilirler veyahut tedbir alınabilir. Soğutucu falan, araçlar gönderilebilir. Daha serin bölgelere götürülebilirler. Birçok tedbir alınabilir. Onu Dışişleri Bakanımız çok iyi ayarlar. Vicdanlı, akıllı bir insan.

Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki bak, bu Suriye’de ve Irak’ta ortaya çıkacak bu güruhat için “onlar devlet de kuracak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Devlet kuruyorlar bak. “Onlar devlet ashabıdırlar. Devlet kuracaklar” diyor. “İsimleri künyeleri olacak” diyor. Mesela adamın ismi Ebu Turab. İsim kullanmıyorlar hakikatten. Mesela Kâbe’yi yıkacaklarını Twitter’dan söyleyen IŞİD liderlerinden biri, Ebu Turab.

Hamas liderinin sözleri; “Biz ölüm için can atan insanlarız. Düşmanlarımız ise yaşamak istiyor. Tel Aviv’i harabelerine kadar sallayacağız. Bu nesil taşların, misillerin sesidir.” İsmail Haniye. Senin taş atmana müsaade eder mi adam? Sokmayacağı belli. Dünyanın en modern silahlarına sahipler. Her türlü askeri tesisleri var. Her türlü cephane fabrikaları var. Senin askeri tesisin yok. Silahın yok. Malzemen yok. Hiçbir şeyin yok. Bir de olsa bile bir mantığı yok. Barış içinde, kardeşçe yaşayacağın belli. “Patlatın Siyonistler’in kafalarını koparın. Siyonistler sizi def etmeden çekip gidin. Kanla vücut parçala, şehitlerle mücadelemiz.” Yani hâlbuki hiçbir şey olmuyor liderlerine. Gayet rahat, huzur içinde yaşıyorlar yani.

“Öncelikle Allah rızası için silahlı direniş. Bu tek yol.” Silahla olacak iş mi bu? Fikirle olur. Düşünceyle olur. Bak mesela IŞİD için diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.), “saçları kadın saçı gibi sarkık olacak.” Yani “düzenlenmemiş, dağınık saçları olacak” diyor. Hakikatten IŞİD ekibinin hepsi öyle. Hadislerin biri, ikisi, üçü, dördü değil, çok fazlası mutabık. Şimdi diyor ki arkadaş; “Bunlar terörist.”  Zaten o devirde dünyanın her tarafı terörist olacak. Yani dünya terörle sallanacak. Deccal hâkim olmuş olacak. “Müslüman’ım” diyeni de terör yapacak. “Müslüman olmuyorum” diyen de terör yapacak. Tabii terörün dışında kalanlar da olacak şüphesiz. Ama terör dünyayı saracak. Dolayısıyla hadiste belirtilen bu güruhat da tabii ki terörist olacak. Ama Peygamber  (s.a.v.) İngilizce konuşmaz, Arapça konuşur. “Şiddet olacak” diyor. “Kan akacak” diyor. “İnsanları öldürecekler, on binlerce insan öldürecekler” diyor. Bu, ne bu? Terör değil mi? Evet. Ama “sonunda Hz. Mehdi (a.s)’ye uyacaklar” diyor, bu çok önemli. Mesela “onlar çok süratli hareket edecekler” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Küfe’yi Basra’yı bir gecede ellerine geçirecekler” diyor.  Bu da doğru, süratli hareket etmeleri. “Girdikleri şehirler adeta kendilerine takdim edilecektir” diyor. Anında şehirler teslim ediliyor. “Kendilerine bu verilmediğinde savaşarak zafer kazanacaklar ve istedikleri kendilerine takdim edilecektir” diyor. Hemen kabul ediliyor. “Askerlerinin saçları ve bıyıkları çok uzun olacak, elbiseleri siyahtır, onlar kara bayraklıların adamlarıdır.” Çok net değil mi? “Onlar kendilerine karşı gelenleri hiçbir fark gözetmeksizin topluca öldüreceklerdir.” İşte bu terör zaten. “Siyah bayraklılar Küfe’ye iner” diyor, Celalettin Suyuti söylüyor bunu. İndiler Küfe’ye.

Aman aman Tayyip Hocam Başkanlık sistemi konusuna hiç girmesin. Sakın ha, onu hiç kabul etmiyoruz. 

“Büyük bir savaş olur” diyor. “Neticede siyah bayraklılar galip gelir” diyor. “Süfyani kuvvetleri kaçar” yani Esad’ın kuvvetleri kaçar. “İşte o zaman insanlar Hz. Mehdi (a.s)’yi temenni ederler ve ararlar.” Demek ki memnun değiller bu adamlardan. Arkadaş ne diyor? “Onlar muttaki” diyor “gösteriliyor, hâlbuki bunlar terörist” diyor. Orada hadiste belirtilen zaten terörist. İnsanlar Hz. Mehdi (a.s)’yi niye temenni etsinler o zaman memnunsalar? O cinayetlerden rahatsızlar çünkü Hz. Mehdi (a.s) kan durduran bir insan. Mesela onların liderlerine bakıyoruz, kan akıtan bir insan. Kan akıtan bir insan asla Hz. Mehdi (a.s) olamaz. Kan akıtıyorsa, deccala yardım ediyor demektir. Yani tamam adam Mehdiliğini ilan ediyor yani liderliğini hani diyor yani halifeliğini ilan ediyor ama asla olamaz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine göre “burun bile kanamayacak” diyor “Hz. Mehdi (a.s) zamanında. Mehdi (a.s) insanın burnunu bile kanatmaz, damla kan akmaz” diyor. Nasıl Hz. Mehdi olsun o? Adam adeta kan denizi oluşturuyor. Dolayısıyla Mehdiyet’le alakası yok. O güruhun da Mehdiyet’le alakası yok.  Ama Hz. Mehdi (a.s)’ye tabii olacakları belirtiliyor. Ve diyor “Hz. Mehdi (a.s)’nin itaatine girerler” diyor İmam-ı Suyuti. “Ehli beytimden, benim soyumdan olan Hz. Mehdi (a.s)’ye hilafeti verirler” diyor. Hz. Ali (r.a) anlatıyor bak diyor ki: “Siyah sancaklıları gördüğünüz zaman bulunduğunuz toprağa yapışın.” Ayrılmayın oradan. “Ellerinizi, ayaklarınızı kıpırdatmayın. Adamlarla savaşmayın, direnmeyin.” Biz ne diyoruz? Aynısını söylüyoruz. “Arkadaş ben sana karışmıyorum, yani müdahale etmiyorum, savaşmaya da niyetim yok, ben evimde oturuyorum.” Bak, toprağa yapışın yani evinizden çıkmayın anlamında bu. Ellerinizi, ayaklarınızı kıpırdatmayın. O devrin bu siyah sancaklıları için diyor ki Peygamberimiz(s.a.v.); “Kalpleri demir parçaları gibi katı kalpli olacak.” Hakikaten çok katılar. “Onlar devlet ashabıdırlar.” Devlet kuracaklar. “Hiçbir söze ve ahde vefa göstermeyecekler” yani ne kanun tanıyor, ne nizam tanıyor. Yani Kuran’ı da kabul etmiyor, kendi kafasına göre. Kuran’ı da derken zaten Kuran’a göre hareket etmeleri gerekiyor. Kuran’a uymuyorlar. “Hakk’a çağıracaklar. Fakat onlar Hakk’ın ehli değillerdir.” Bak Hakk’a çağıracaklar ama Hakk’ın ehli değiller, yani Kuran’a uyan insanlar değiller. Ama gördüğünde Kuran’a davet ediyorlar. “İsimleri künyede olacak, nispetleri kariyerleri nispetli olacak. Saçları kadın saçı gibi sarkık olacak. Aralarında ihtilafa düşecekler, sonra Allah hakkı dilediğine verecek.”  Yani Hz. Mehdi (a.s)’a.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam minik bir sevimli vardı Hintli, Gazze’deki olayları protesto eden bir pankart taşıyordu.

ADNAN OKTAR: Protesto ediyor.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ne şeker şeymiş bu ya. Hintli? Ayaklar ayrı bir alem, eller ayrı bir alem. Allah Allah ne kadar şekermiş bu. Gözlere bak sen. Süper sevimli, maşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Sayın Ahmet Davutoğlu, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Suriyeli sığınmacılar için söylediklerini ve “Araplar’ın iç işlerine karışmayalım” tavrını eleştirdi. Ve şunları söyledi “Eğer Kilis’teki, Antep’teki kamplara gitseydi ve Suriye’den kaçıp gelen yolda eşini, babasını kaybetmiş yetimlere ve kadınlara dönüp bunları deseydi, acaba o mübarek insan ve hep mazlumların yanında durmuş olan babası İhsan Efendi’nin huzuruna varabilir miydi?” dedi.

ADNAN OKTAR: Hoca’nın üslubunda çok ciddi bir acayiplik var. Sanki dünyada yaşamıyor gibi. Söyleyeyim, zorla Tayyip Hocam’ı cumhurbaşkanı yapma kararı almış bunlar. Ekmeleddin İhsanoğlu benim kanaatim, Tayyip Hocam’ın adamı. Çok ciddi şüphe ediyorum. Bu kadar olur. Bir haftada konuyu bitirdi. Yani “illa ki sen olacaksın” diyor “kararlıyım” diyor, en mükemmel taraftarı Tayyip Hocam’ın, en mükemmel. Şu an Türkiye’de onun kadar etkili Tayyip Hocam’a oy sağlayan adam yok. Hayır ben bayağı kabul etmiyorum yani, hiçbir şekilde “Tayyip Hocam olmasın” diyorum, “Başbakan olsun” diyorum ama Ekmeleddin Hoca “illa ki Tayyip Hocam olacak” diyor. Şimdi ikisine birden nasıl güç yetsin yani?

Şimdi bizim yeni yetme müçtehidler var, yani yeni yetme derken yeni yetişen. Bu yeni yetişen müceddidler, bu kadar hadisi bir kenara koyuyor ve diğer hadisler zaten iç içe. Çünkü ahir zaman hadisleri bir başladı mı bütünlük arz eder. Mesela bir ateş çıkıyor önce, sonra Ramazan Ayı’nda Ay ve Güneş tutulmaları oluyor, sonra Kabe’ye baskın oluyor, sonra Fırat’ın suyu, sonra kuyruklu yıldızlar, sonra iki uçlu kuyruklu yıldız, işte İran-Irak savaşı, Irak’ın işgali, Afganistan’ın işgali, say say bitmez. Hepsi bir bütünlük şeklinde muntazam akıyor. Bu akış içerisinde de Suriye’deki olaylar ve IŞİD’in çıkışı var. Aynısıyla tarif edilmiş. Kelimesi kelimesine. Bizim müçtehidler, taze müçtehid, bir hadis bulmuş. O hadisin anlamını da bilmiyor, tevil etmeyi de bilmiyor, onu açıklamayı da bilmiyor. O kadar hadisi ortadan kaldıracağını zannediyor. Yani diğer hadisleri de ortadan kaldıracağını ve tarihin akışı içerisinde zaten bütünlük arz eden bir olayı da ortadan kaldıracağını zannediyor. Olayların akışı, içerisinde zaten bütünlük arz ediyor, tam yerinde ve tarihinde oluyor olay. Bir kere oradan iki hadis, bir hadis bile olsa, tamam konu ama yirmiye yakın hadis var. Sen alakasız bir hadisi veyahut tevil edemediğin, açıklayamadığın bir hadisi veya hikmetini bilmediğin bir hadisi alıyorsun oraya ekliyorsun. Bir kere hadislerin bir kısmı zamanla, mürur-i zamanla değişiyor. Mesela Basra, Küfe ve Şam gibi yerlerde tasavvur ediliyor Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı için. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) “İslam aleminin başkentinde çıkacak” diyor ama zamanla değişiyor. “Mürur-i zamanla değişikliğe uğramıştır” diyor. Mesela iki hadisi üst üste koyup, alakasız iki olayı tek bir olaymış gibi de anlatabiliyorlar. Mesela bak burada diyor ki; “Temimoğulları’ndan orta boylu, esmer” Hz. Mehdi (a.s) bu. Bir kere bu kadar detay varsa Hz. Mehdi (a.s)’dır bu. Bak “Meczum (hafif sakallı), kevseç (sakalı yanlarında az, aşağı doğru uzun olan) Yemen asıllı bir adam” Arap. Mesela adamın aklında o kadar kalmış bu, hadisi nakleden Ravi’de. Neler kalmış? Mesela “orta boylu” olduğu, “esmer” olduğu, “meczum” sakalı cezmedilmiş, alttan toparlanmış, düzgün hale getirilmiş “yanlardan kevseç” ince, yani hem ince tüylü anlamına geliyor sakal için bu, hem de ince düzenlenmiş, ince tıraş edilmiş, yani düzgün bir hale getirilmiş anlamına geliyor. Ve “Yemen asıllı” diyor, adamın aklında o kalmış. Arap olduğu aklında kalmış “orta boylu, esmer” olduğu, “meczum” olduğu, sakalının meczum olduğu. Bak “bu adama Şuayb Bin Salih denilir” şubecik sahibi salih olan kişi. Şubecik, ne demek şubecik? Küçük bir gruba sahip. Küçük grubu nereden anlıyoruz? Üç yüz on üç kişi, diğer hadislerden anlıyoruz. Bu şubeciğin ne  olduğunu bize diğer hadisler anlatıyor zaten. “Beyaz elbiseli”, sonra bak buna ilave edilmiş yeni bir hadis var “siyah sancaklı dört yüz kişinin kumandanıdır. Hz. Mehdi (a.s)’ın öncüsü olur ve kiminle mukatele ederse, harpte kim ona karşı çıkarsa öldürür.” Şimdi buradaki hadis, o adamlarla bağlantı kurulacak gibi de değil. Aklında onlar kalmış Ravi’nin. Yani burada o konuyla net bağlantı kurduracak bir şey yok. Çünkü Müslümanlar’ın bayrağı zaten hep siyah sancaklı, siyahın dışında pek bir renk kullanmıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da siyah sancak var. “Siyah sancaklı dört yüz kişinin kumandanıdır” peki aslı üç yüz on üç kişi, onun kumanda ettiği. Demek ki zamanla bunlar da kontrol altına alınacak. Kumanda edenin kumandanı olacak. Allah bu gücü ona verecek anlamındadır. Yoksa Hz. Mehdi (a.s)’ın üç yüz on üç kişiyle çıkacağı meşhurdur, herkes bilir. Dört bin üç yüz on üç olmadığına göre, öyle bir hadis de yok. Demek ki bu dört bin kişi, dört bin demek zaten çoğunluk anlamına geliyor, mesela yetmiş bin kişi der, yüz bin kişi çok anlamındadır yoksa dört bin on sekiz, dört bin on dokuz, öyle bir şeyi yok yani. Net rakam anlamında değil, çok anlamındadır bu. “Dört bin kişinin kumandanı” yani bu, siyah sancaklı kişilere kumandanlık edecek. Diğer hadislerde de “kumandanı olacak” diyor zaten. Demin okuduğumuz hadislerde “sonradan bu kişiler Mehdi (a.s)’ tabii olurlar” diyor, “bundan önce fitne çıkarırlar, İslam’a uymazlar, Kuran’a uymazlar, terör yaparlar, ortalığı birbirine katarlar, insanları öldürürler, süratli hareket ederler” diyor “ama sonra da Hz. Mehdi (a.s)’a uyarlar” diyor. Burada ne diyor “siyah sancaklı dört bin kişinin kumandanıdır” yani “binlerce kişinin kumandan olacak” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncüsü olur”, yani Hz. Mehdi (a.s.)’dan önceki bir harekettir anlamına geliyor bu, öncüsü olur  makbul anlamında değil. Çünkü makbul olmadığını zaten anlatıyor, diğer hadislerin tamamı anlatıyor. Bu kişiler makbul olmaz ama Hz. Mehdi (a.s.)’a sonradan bağlandıklarını anlatıyor. Tabii ki öncü hareket bu, önden gelen bir hareket Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü olur. “Ve kiminle mukatele ederse, harpte kim ona karşı çıkarsa onu öldürür.” Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın öncüsü demek, Hz. Mehdi (a.s.)’ın bilgisi dâhilinde, Hz. Mehdi (a.s)’ın emriyle adam öldüren anlamında değil. Çünkü Mehdi (a.s) zaten kan akıtmayan birisi, kan akıtılmasına müsade etmeyen birisi, damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz” diyor. O zaman bu emir demek ki Mehdi (a.s)'dan çıkan bir emir değil. Demek ki bu öncülük Mehdi (a.s)'a tabii olan bir öncülük değil, Mehdi (a.s)'dan önceki bir hareket anlatılmış oluyor, Mehdi (a.s)'dan önce olan öncü bir hareket yani mesela deccaliyet öncü bir harekettir, Mehdiyet'e zemin hazırlar. Mesela fitneler, kan akıtması hep öncü alametler mesela Fırat’ın suyunun kesilmesi öncü alamettir, bu da bir öncü alamet. Dolayısıyla böyle arkadaşlar bunları tam kavrayamadıkları için tekrar tekrar anlatmak lazım. Bazen kavramaları yüz, yüz elli tekrardan sonra oluyor, kavramaları bazen bayağı güç oluyor.

“Müslümanlar’ın kanlarını helal sayacaklar” diyor, helal sayıyorlar işte Şiiler'i öldürüyorlar, Şiiler Müslüman değil mi? Hepsini şehit ediyorlar, “Müslümanlar’ın hem kanlarını, hem mallarını ganimet gibi sayacaklar” diyor, Şii kardeşlerimizi şehit ediyorlar mallarına da el koyuyorlar, helal görüyorlar.

“Denizde dalganın çalkantı yaptığı gibi dünyayı çalkalayacaklar” diyor, şu an dünya çalkalanıyor, her yerde haberle çalkalanıyor. “Hiçbir insan sığınak yer bulamayacak” çöl ortamı olduğu için sığınak yer bulamıyorlar. “Bu fitne Şam'da Suriye'de başlayıp dolaşacak” diyor, aynısı “ve Irak'ın tümünü kaplayacaktır.” IŞİD değil mi Suriye sınırını da kaldırdı? Hadis tam mutabık.

“Bir insan bu fitneye dur diyecek güç bulamayacak bir tarafta duracak. O tarafta halettik dediklerinde diğer tarafta başlayacak” diyor. “Arap Yarımadası’na eliyle ayağıyla darbeyi vuracak” diyor hakikaten her yeri kapladı fitne şu an. “Dericilerin deriyi çektikleri gibi” deriyi eziyor makinede, deriyi yumuşatmak için, “dericilerin deriyi çektikleri gibi bütün ümmet darbe yiyecek” diyor. Yani o çarktan geçecek, o ızdırabı yaşayacaklar diyor. Şu an hakikaten öyle, çıkıyor adam oturuyor kendi kafasına göre açıklama yapıyor ve diyor “bunlar terörist” diyor “şimdi biz bunları böyle anlatırsak, adamlar da Mehdi (a.s) seçmişler, onu destekliyor gibi oluruz” diyor. Akla mantığa bak. Peygamberimiz (s.a.v.)'in bütün hadislerini reddediyor. Halbuki başları kan akıttığına göre kanı teşvik ettiğne göre Mehdi (a.s) olması imkansiz. Adamın onu Mehdi (a.s) seçmesi seni ne ilgilendiriyor yani? Yüzlerce Mehdi (a.s) seçen adam var. Mühim olan delile dayalı değil, hadise dayalı değil, Kuran’a dayalı değil kendi kafasına göre seçiyor. Onlar adamı seçeçek diye sen bu hadisleri örtbas edeceksin, ahirzaman hadislerini anlatmayacaksın Peygamber (s.a.v.)’in mucizesini anlatmayacaksın. Akla bak. Bu hadisleri sen benim dediğim gibi anlattığında, zaten bütün olay açıklanmış oluyor. Adamların bir cinayet ordusu olduğunu anlatıyor hadisler. Başının da, sonunun da hepsi cinayet ordusunun olduğu söyleniyor hadislerde. “Bunlar Mehdi (a.s)'dır” demiyor ki, “bunlar bir fitne güruhudur” diyor, “kan akıtacaklar fakat sonunda Mehdi (a.s)'a tabii olacaklar” diyor yani Mehdiliği nerden anlayacağız? Barışcılığından, kan akıtmamasından, sevgisinden, muhabbetinden, akılcılığından adil olmasından, bunlarda böyle bir olay yok ki. Başlarında da böyle bir olay yok, sonlarında da böyle bir olay yok. Dolayısıyla kendince faydalı olacağım diye Peygamberimiz (s.a.v.)'in mübarek hadislerini tamamen iptal etmeye yönelik kendince bir girişimde bulunuyor ama bak bize de doğruyu kapsamlı anlatma imkanı vermiş oluyor. Her acayip olaydan hayırlı bir olay çıkar.

“Süfyani Küfe’ye ulaştı ve Ali Muhammed’in yardımcılarından öldürdüğü zaman” bu işte o siyah bayraklılar. “Mehdi (a.s) çıkar. Onun bayrakları Şuayb Bin Salih Temimi olur” bak şimdi onun bayrakları deyince ayrı birisi. Hâlbuki bu bayraktar dediği zaten Mehdi (a.s)’ın kendisi. Mehdi (a.s)’ın yanında zaten bayrak var, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sancağı var bayrak sahibi “Şuayb Bin Salih”  şube sahibi olan, küçük bir topluluğu olan, salih olan kişi. Bu direk Mehdi (a.s) bu. “Mehdi (a.s) çıkar” şimdi Ravi anlatırken bak “Mehdi (a.s) çıkar. Ve onun bayraktarı” şimdi burada o aklında kalmamış. Hâlbuki elinde bayrak olan “Şuayb Bin Salih Temimi” Bu Mehdi (a.s)’ın başka bir lakabıdır. Burada Mehdi (a.s)’dan bahsediliyor zaten. Ama sanki ayrı bir insandan bahsediliyor gibi alınmış burada. Küçük bir harf, küçük bir heceyle başka bir anlama sürüklemeye çalışıyorlar. Mehdi (a.s)  çıkar diyorsa, Mehdi (a.s) zaten şubecik sahibi olan kişi. Yeni bir şubecik sahibi olan kişi nasıl çıkıyor elinde bayrakla? İki Mehdi (a.s) birden nasıl çıkıyor aynı anda. Bunlardan hangisi Mehdi (a.s)? Bizim bildiğimiz bir tane Mehdi (a.s) var. Burada iki tane Mehdi (a.s)’dan bahsediyorsun sen. O zaman Ravi karıştırmış, küçük bir ilave yapınca hadisin bütün anlamı bozulmuş. “Süfyani Küfe’ye ulaştı” Tamam, Süfyan’ın gücü Küfe’ye ulaştı ve oralar darmadağın. “Ali Muhammed’in yardımcıları öldürüldüğü zaman” Müslümanlar öldürülüyor bu da oldu, IŞİD’ciler tarafından. Kim çıkıyor? Mehdi (a.s) çıkıyor. “Onun bayraktarı” diyor. Kardeşim ikinci bir Mehdi (a.s)’a geçtin sen ve tarifin de tam Mehdi (a.s). Şuayb Bin Salih Temimi’yi anlatıyorsun, tam Mehdi (a.s)’ı anlatıyorsun sen. Mehdi (a.s) desene ona niye iki Mehdi (a.s) meydana getirmeye kalkıyorsun? Mehdi (a.s) devrinde hiç iki Mehdi (a.s) yoktur. Tek Mehdi (a.s) vardır. Ve bütün dünya delalete düşmüş oluyor. Bütün Müslümanlar yanlış yola girmiş oluyor. Bir tek Mehdi (a.s) ve talebeleri doğru olan bakış açısını yakalamış oluyorlar Allah’ın dilemesiyle. Ondan sonra bütün ümmeti kendi çizgilerine getiriyorlar, Kuran’ın çizgisine getiriyorlar hadislerin anlamı bu. Mesela Temimi’den; “Şuayb Bin Salih denilen bir adamdır ki Süfyan’ın adamlarını hezimete uğratır.” Karma karıştırmış Ravi. O hezimete uğratanlar kara bayraklılar. Şuayb Bin Salih Temimi direkt Mehdi (a.s)’dır. Bak “Ta ki Beyt-i makdise iner” Kudüs’e kadar gelirler o siyah bayraktar. “Mehdi (a.s)’ın hâkimiyetine zemin hazırlar” bak zemin hazırlıyor Mehdi (a.s)’ın sistemine, hâkimiyetine zemin hazırlıyor. Peki, Mehdi (a.s) yöntemleriyle mi? Değil. Terörle yapıyor bunu kendince. “Ona Şam’dan üç yüz kişi yardım eder” bak yine karıştırmış “Üç yüz kişi” Kardeşim sen Mehdi (a.s)’dan bahsediyorsun. Kafasında çok bulanık kalmış, oradan buradan. Mesela üç yüz kişi zaten Mehdi (a.s)  ait bir sayı bu. Başka bir kişiye ait olamaz bu. “Onun hurucuyla Mehdi (a.s)’a emrin, vazifenin teslim edilmesi arasında yetmiş iki ay zaman vardır.” Kardeşim bak yetmiş iki ay bunlar katliam yapıyor ve Mehdiyet’e zıt hareketler yapıyor. Bunlar Mehdi (a.s)’la alakası yok bu adamların. Mübarek, kutsal falan da değiller. Ravi’nin hatası sadece Ravi karıştırmış. Biraz oradan kalmış kafasında, biraz buradan kalmış dikkatlice ayırıldığında bu ortaya çıkıyor. Buna bakıp yirmi-otuz tane hadisi birden ortadan kaldırmaya kalkıyor. Hâlbuki burada karıştırma açık açık görülüyor. Tip olarak Mehdi (a.s)’yi anlatıyor, sayı olarak Mehdi (a.s)’yi anlatıyor ama karmakarış bir şey. Bu sefer de kan akıtan bir adam olduğunu söylüyorlar. Mehdi (a.s)’dan bahsediyorlar ama kan akıtan birisinden bahsediyor. Mehdi (a.s) “Mehdiy-ül dem” kanı durduran birisi. O zaman sen ciddi şekilde karıştırmışsın. Karıştırırsan biz de düzeltiriz sorun olmaz, inşaAllah.

Evet, Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetleri var. Bursa ve İnegöl’den kardeşlerimiz 13 Temmuz’da Pazar günü İnegöl’de sizin 80 adet kitabınızı, 30 adet belgesel CD’si, 1000 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Adapazarı’nda 19-20 Temmuz tarihleri arasında kardeşlerimiz 600 adet A9 TV broşürü dağıtmış. Bağdat Caddesi’nde 30 adet Kabala ve Masonluk kitabı dağıtmış kardeşlerimiz. Resimdeki ufaklık da sizden dua rica etmiş.

ADNAN OKTAR: Ben onu yakından bir göreyim yüzünü bakayım önce. Aman ne güzelmiş o, her yeri süs. Gözlüğüyle süsleri de uyumlu. Pembe mutlaka vazgeçilmez renkleri. Allah ona uzun ömür, sağlık, sıhhat, güzellik versin. Annesine babasına da inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: 20 Temmuz’da kardeşlerimiz Giresun’un Eynesil ve Görele ilçelerinde 700 adet kitabınızı esnafa, camilere, Kuran kurslarına ve halka hediye etmişler. Dün kardeşlerimiz Konya Özel Kent ve Cumhuriyet Polis karakollarına, markette ve mahallede su savaşı yapan sevimli afacanlara sizin kitabınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Su savaşı bir evvelkine gel bakayım sen. Şu ufaklıkları bana büyüt. Tipin tatlılığına bak sen, bakışların şekerliğine. Ağız burun kulaklar. Bak ablası da, o da ayrı bir tatlı birbirlerine de benziyorlar. MaşaAllah perçemler falan. Ama pembeden asla vazgeçmiyorlar, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Dün Şirinevler metrobüste kardeşlerimiz 95 adet kitabınızı ve 30 adet dergi dağıtmışlar. 20 Temmuz’da Mersin’de kardeşlerimiz sizin 8 kitabınızı ve 200 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Azerbaycan Bakü’de kardeşlerimiz her Pazar olduğu gibi bu hafta da çok sayıda kitap dağıtımı yapmışlar. Dün Mersin’de bugün de Tarsus’ta kardeşlerimiz 10 kitap ve toplam 1000 broşür dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim sen bir geri gelsene, büyüt, yanaştır. Şekerliğe bak sen, ballığa, tatlığa bak, kedi gibi. Evet, öbürüne bakayım ufaklığı yaklaştır. Ah severim ben seni acayip şeker. Ama istisnasız hepsinde pembe olması çok acayip, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz Pazar günü kardeşlerimiz Beyoğlu’ndaki Santa Maria Draperis Kilisesi’ni ziyaret edip kilise görevlilerinden Koray Bey’le görüşmüşler. Resim çekme imkânları olmamış. Sizin ‘Gelin birlik olalım’ kitabınızı hediye edip sohbet etmişler. Hristiyan kardeşlerimiz çok memnun kalmışlar. Ve 22 Temmuz’da dervişlerin de arasında olduğu birçok kesimi kapsayan iftar programı düzenlediklerini, bizleri de davet edeceklerini iletmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah bak Hristiyan, “yemeye davet ediyorum” diyor iftara. Ayet ne diyor? “Yemeklerini yiyebilirsiniz.” Demek ki onlar bizi yemeye davet edecek, biz onları yemeye davet edeceğiz. Sen ne yapıyorsun? Malına el koyup kovmaya kalkıyorsun. Çok büyük zulüm. Birçok hadis bu şekilde karışmıştır bir tane, iki tane, on tane değil çok fazla var. Ben sık sık rastlıyorum. Üstte anlatıyor, başka yere geçiyor, oradan Temimi’ye geçiyor oradan alakasız. Mesela hepsinde Mehdi (a.s)’dan bahsediyor ama karıştırıyor onu ona karıştırmış, onu ona karıştırmış. Akşam insan yediğini unutuyor birçok insan değil mi? Normal Raviler’in de unutması. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sohbetinde duyuyor o ona aktarıyor, o ona aktarıyor. Aktarırken eksilterek anlatıyor, karmakarışık aktarıyor. İnsanlar birbirlerine bir haber verdiklerinde karman çorman oluyor haber bayağı değişiyor. Değişmesi şaşılacak bir şey değil. Ama dikkatlice bakılınca hemen anlaşılıyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İçişleri Bakanı Efkan Ala, Ahmedi Hani Türbesi’nde cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan Erdoğan’a seçimleri kazanması için dua ettiğini söyledi. Dua ederken bir fotoğrafı vardı uygun görürseniz gösterebiliriz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Ağrı’da Dumlupınar ilçesinde Ahmedi Hani Türbesi’nde Hocam.

ADNAN OKTAR: Efkan Hoca yaman delikanlı helal olsun ona. Öbür hizmetleri falan benim için o kadar önemli değil. En başta yaptığı bir delikanlılığı var onun. TAPE’lerden öğrendim. O yani beni ilgilendiren o. Tam anlamıyla delikanlıymış tarihe geçti helal olsun, maşaAllah. Vefa diye ben buna derim, delikanlılık diye de ben buna derim, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman Halid Meşal’e yönelik suikast bu işin çözümüdür. O yüzlerce İsrailli’nin ölümünden sorumludur” dedi.

ADNAN OKTAR: Şu olayın ne hale geldiğini gördükçe insan. Bak hep öldürme, oraya soruyoruz öldürme, buraya soruyoruz öldürme. Ne oluyorsunuz kardeşim, ne oluyorsunuz? Biri Hz. İsrail (a.s)’in evladı, biri Hz. İsmail (a.s)’in evladı kucaklaşın bitsin, bir şey yok. Uçsuz bucaksız arazi şeytan musallat oldu size. Şeytandan Allah’a sığının bir şey yok. Bu nedir, bu ne hırs? İsrail bir avuç zaten nüfusu acayip az, topraklar ucu bucağı yok. Filistin de bir avuç, toprakların ucu bucağı yok bomboş arazi kimse yok, in cin top oynuyor. Ne oluyorsunuz? Bununla da bırakmıyorlar; incir ağaçları sökülüyor, zeytin ağaçları sökülüyor, keçiler öldürülüyor, inanılmaz olaylar oluyorlar. Ne gerek var? Deyin “bize şeytan musallat oldu şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Eüzübillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim gelin kardeş olalım bu konu bitsin” bu kadar. Nasıl Kudüs’te beraber yaşıyorlar? Daha da candan, daha da arkadaşça, dostça yaşayın.

AYLİN KOCAMAN: Hocam, geçenlerde Museviler’in bir bayramı vardı oruç tutmaları gerekti. O gün Müslümanlar’la birlikte İsrail’de Müslümanlar’la birlikte iftar açmışlar. Büyük kocaman sofrada.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Yazık günah değil mi? Onları da dehşete düşüyorsunuz, onlar da dehşete düşüyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Yeni Akit’ten bir gazeteci Ekmeleddin İhsanoğlu’na; “sizin halktan kopuk olduğunuza, hatta ekmeğin bile fiyatını bilemeyeceğinize dair iddialar var” şeklinde bir soru yöneltti.

ADNAN OKTAR: Ayıp ya koskoca Ekmeleddin Hoca’ya .Yıllarını İslam’a, Kuran’a vermiş bir insan, dedesi yaşında insan, insan hayâ eder. Ayrıca o politikacı değil. Bir parti mensubu falan değil. Cumhurbaşkanı adayı, siyasetçi değil. Ne kadar ayıp ekmeğin fiyatını biliyor musun, reçelin fiyatını biliyor musun? Böyle bir sorgulama bence çok ayıp. Sevgisiz bir üslup, güzel değil.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İhsanoğlu ekmeğin fiyatını söyledi ama gazeteci ekmeğin farklı bölgelerdeki fiyatını da sorunca “Cevabım yeterli değilse siz benim ağzımdan istediğiniz cevabı yazabilirsiniz. Çünkü sizin âdetinizdir” şeklinde tepki gösterdi Sayın İhsanoğlu.

ADNAN OKTAR: Sevgisizsin demeye getiriyor. Adap yok, edebe uygun değil, saygıya uygun değil, sevgiye uygun değil. Keyif için cumhurbaşkanı olmuyor ki o insan. CHP, MHP, Doğru Yol Partisi kaç parti birden, DSP “seni cumhurbaşkanı yapalım” dedi. Demek ki değerli bir insan, demek ki saygı değer bir insan, bütün Türkiye’nin seveceği bir insan, baban yaşında, deden yaşında bir insan. Edebe, adaba, sevgiye hiç uygun olmayan bir üslupla, sanki klasik politikacılarla tartışır gibi yakışıksız bir üslup yapmış. Bence özür dilemesi lazım olmamış.

Hatice diyor ki; “Hocam hep konuşsun, hiç susmasın” diyor.

Masaüstü Görünümü