Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (23 Temmuz 2014; 11:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hocamız’ın güzel sohbetiyle programımıza başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne anlatayım?

BÜLENT SEZGİN: Hocam nasıl uygun görürseniz inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam bu gece bildiğiniz gibi Kadir Gecesi.

ADNAN OKTAR: Bu gece Kadir Gecesi. Elhamdülillah, Allah tekrarına erdirsin, maşaAllah elhamdülillah.

KARTAL GÖKTAN: Rabbimiz’in Kuran’ın ilk ayetlerini Hz. Cebrail (a.s) aracılığı ile güzeller güzeli Peygamberimiz (s.a.v)’e ilk indirmeye başladığı gece Hocam, inşaAllah. Kuran’da da övülen en kıymetli gece. Allah Kadir Suresi’nde, şeytandan Allah’a sığınırım:  “Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olduğunu” bildiriyor Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Özel bir hikmetle Cenab-ı Allah böyle bir geceyi meydana getirmiş. Süs olsun, güzellik olsun diye yapıyor Cenab-ı Allah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Rabbimiz beş ayetli Kadir Suresi’nde üç defa “leyletül kadr” yani Kadir gecesi ifadesini zikrediyor. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Gerçek şu ki, Biz onu kadir gecesinde indirdik. (Kadir Suresi, 1) Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir? (Kadir Suresi, 2) Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. (Kadir Suresi, 3) Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler. (Kadir Suresi, 4) Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir (selamdır) o. (Kadir Suresi, 5)”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah. Rabbimiz tekrarına erdirsin. Ramazan’ın güzelliklerinden bir güzellik Kadir Gecesi de, maşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Atatürk’ün de bir hatırası var Hocam Kadir Gecesi’yle ilgili. Atatürk’ün kütüphanecisi olan Kemal Ulusu anlatıyor. Şu şekilde: “Ayasofya Camii’nde Kadir Gecesi’nde okunan mevlidi dinleyebilmek için saray görevlileri camide bir teşkilat kurarak Atatürk’e radyo başında bu Kadir Gecesi’ni dinletme başarısını da gösterdiler. Ben de her zaman olduğu gibi radyodan dinlerken zaman zaman yanında olurdum. Dualar okunurken kendinden geçtiğini, zaman zaman ise göz pınarlarında yaşların biriktiğini net bir şekilde görerek izlediğim çok olmuştur” diyor.

ADNAN OKTAR: Atatürk dindar, gerçek dindar. Dinin özünün yaşanması için gayret etmiş bir halis Müslüman evladı, halis bir Kuran talebesi, Kuran Müslümanı. Bağnazlığa karşı. “Atatürk dine karşı” diyor. Yok, dine karşı olmak ayrı, bağnazlığa, yobazlığa karşı olmak ayrı. Bağnazlığa karşı olması Allah’ın emri zaten.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, müminlerin annesi Hz. Aişe (r.a) annemiz şöyle diyor: “Dedim ki; Ya ResulAllah Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu; ‘Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.”

ADNAN OKTAR: Af tabii müminler için bir ferahlık. “Ya Rabbi beni bağışla” diyor. “Elhamdülillah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah” diyoruz. O, mümin için bir ferahlıktır. Mesela “Allahuekber, Allahuekber, Allahuekber” diyoruz. Allah’ın çok büyük olduğunu söylüyoruz. Çünkü sonsuz büyük bir gücün kontrolünde olduğumuzu anlıyoruz. Mesela Rabbimiz’i tenzih ediyoruz, “sübhanAllah, sübhanAllah” diyoruz. Eksik, kusurdan münezzeh, uyku tutmaz, ölmez, yorulmaz, dikkate ihtiyacı yoktur, her şeyin gizlisini, en gizlisini de bilir yani sonsuz mutlak güç. O da insanın kalbinde ferahlık meydana getirir sübhanAllah demek. Zikirlerde hep bir ferahlık mevzubahis. Elhamdülillah demek; elhamdülillah ayrı ferahlık. Hamd ediyorsun, hamd edince de hem nimet duruyor, hem de nimet artıyor. “Eğer hamd ederseniz artırırım” diyor Allah. Yani bak, “mevcut durur, ayrıca artırırım” diyor Allah. Bu bir mucizedir. İşte diyor ki; “ben bir mucize görsem inanırım.” İşte bu mucize. Samimi olarak hamd etti mi Allah artırıyor. Elle tutulur bir mucize. Tabii hamd etmek sırf oturduğu yerde hamd etmek de değil, Kuran’ın ruhunu her yönden yaşamak. Her şeyiyle Kuran’ı yaşamak.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, bir gün önce Ceylanpınar’daki çatışmada yaralanan askerlerden Yiğit Şahan kardeşimiz şehit oldu. Bu çatışmada şehit olan asker sayısı üçe çıkmış oldu.

ADNAN OKTAR: Aslanıma bak hele. Adı üstünde bak Yiğit. Annesine babasına Allah sabr-ı cemil versin, inşaAllah. Kalplerine ferahlık versin. Annesini babasını tebrik ediyorum. Allah bize de o makamı nasip etsin. Şehitlik makamını bizlere de nasip etsin. Delikanlılığın en yüksek noktasıdır şehitlik, yiğidin şanından yani, maşaAllah. Tabii annelerine babalarına yardımcı olmak çok önemli. Mahallede hiç yalnız bırakmamak, gece gündüz hal hatır sormak; ‘emriniz var mı baba, emriniz var mı anne.’ Her gün yiyecek götürmek. Mesela elli kişilikse mahalle her gün birisi nöbetleşe yemek yapıp evde götürecek. Birisi gelip evi süpürecek, biri başka şey yapacak, temizliğe, birisi çamaşır yıkamada yardım edecek. Oğlunun yokluğunu hissettirmemek lazım. Diyeceksin; “baba senin oğlunu Allah yanına aldı bizi gönderdi. Allah onun yerine bizi gönderdi, bir tane gitti elli tane geldi” diyecekler. Bir kişi gitti, elli kişi geldi.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Başbakan Erdoğan şehit yakınlarıyla buluştuğu iftar programında şunları söyledi: “Bu mücadeleyi verirken taviz vererek, pazarlıklar yaparak şehitlerimizin hatırasına gölge düşürerek değil, tam tersine bayrağımızın, vatanımızın, şehitlerimizin şerefini düşünerek mücadele veriyoruz. Herkes rahat olsun. Biz hiçbir zaman terörist başının elini sıkmadık. O, idamla yargılanması gereken bir insanken buna izin vermeyenler bize hesap soramazlar” şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: Ben dedim; “Tayyip Hocam mülayim bir insan” dedim. “Sinirlendirmezseniz, üzmezseniz” -ki bir insanın dayanabileceği gibi değil yaptıkları işkence- “bayağı sevgi dolu” dedik, “şefkatli” dedim. Bak, o çocuklara nasıl sarılıyor? Mimikler ne kadar insancıl, tavırlar ne kadar insancıl.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Erdoğan, İslam’da terörün yerinin olmadığını belirten konuşmasında şunları söyledi Hocam: “Zulmünü inançlarıyla meşrulaştırmaya çalışanlar dini kullanan sefillerdir. “İslami terör” diye bir kavramı asla kabul edemeyiz. İslam barış dinidir. Kardeşini katleden bizimle aynı dinden, aynı mezhepten olamaz. Kardeşin kardeşe kanı haramdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Benim Tayyip Hoca’yı en çok takdir ettiğim hususlardan bir tanesi de, geçenlerde bir sokağa çıktım; bu kapalı hanımlar her yerdeler. Kahve içilen yerler, lokantalar, kırlar. Eskiden o çocuklar çıkamazdı oralara. Laf atarlar, küfrederler falan hakikaten ezik gezerlerdi. Şimdi göğüslerini gere gere geziyorlar, maşaAllah. Her yerde de oturuyorlar. Nerdeyse de yarı yarıyalar böyle, bu çok iyi. Mesela sakallı adamlar, insanlar, cübbeli insanlar rahat rahat geziyor. Eskiden öyle olmuyordu yazık, onlara bayağı ıstırap veriyorlardı. Laf atarlar, bilmem ne yaparlar. Bir yere gidip oturması olay olurdu öyle insanların. Şu an öyle değil, o yönden çok iyi.

Mehmet Talu Hoca, Hz. Mehdi (a.s)’ın bu yüzyılda geleceğini söylüyor, “ben de göreceğim” diyor. Mahmut Hocamız da “ben de göreceğim” diyor. Şimdi o videoları izleyelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Güzel arkadaşlarımızın katılımıyla yayınımız devam ediyor, inşaAllah.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, yeni yazılarınız yayınlandı yabancı basında.

ADNAN OKTAR: Yeni yazılarım yabancı basında yayınlandı. Tamam göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Evet inşaAllah. Gulf Today’da çıkan “Ramazan’ın Müjdeleri” başlıklı yazınızda, orucun hem fiziksel hem manevi bir eğitim olduğunu anlatıyorsunuz. Günlük İngilizce Gazete New Straits Times’de çıkan, “Müslümanlar Kadir Gecesi’nde Neler Düşünmeli?” başlıklı yazınızda, yeryüzünde barış ve güvenliğin hakim olması için Allah’a şirk koşmadan samimi imanın önemini vurguluyorsunuz. News Rescue isimli Amerika’da internet gazetesinde, “Yağmalama Olayları Ahlaki Çöküntünün Boyutunu Gösteriyor” başlıklı yazınız yayınlandı. Son olarak, günlük İngilizce Gazete Pakistan Observer’de, “Oruç Tutmak Sağlıklı Yaşamaya Yönlendirir” başlıklı yazınız yayınlandı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Oruç, tabii. Allah onu sağlıklı olanlara farz kılmış. Sağlıklı olana sağlık katar, hasta olan da tutmadığında ibadet yapıyor. Bak durduk yere ibadet olmuş oluyor. O da Allah’ın emrini yerine getirmiş oluyor. Evet.

Sevgi çok önemli sevgi. Dünyada en güzel şey sevgidir, imandan kaynaklanan sevgi. Cenneti sevgi bütünüyle kaplamıştır. İnsanları, gılmanları, vildanları, hurileri, ağaçları, çiçekleri her yeri kaplamıştır. Herkes sevginin peşindedir cennette. Madde de öyle. Madde akıllıdır, ruh sahibidir, aklı fikri sevgidir. “Nasıl insanları mutlu etsin, nasıl insanların hoşuna gitsin, nasıl eğlendirsin?”  onun peşinde olur. Cenab-ı Allah’ın da cennetteki amacı kullarını mutlu etmek, hoşlarına gitsin. Ne hoşuna giderse, hoşuna giden her şeyi yapıyor Allah. Ama burada bu imtihandan geçmezsek normal olmuyoruz. Adam diyor ki, “bir an önce gitsem cennete gidip otursam.” Tamam, bomboş adam olarak gidersin. Hz. Adem (a.s)’ı Cenab-ı Allah cennete koydu. Şeytan diyor ki: “Buraya geldin ama burada sonsuz kalmayacaksın sana söyleyeyim” diyor. “Eğer sonsuz kalmak istiyorsan bana güven” diyor. “Oradaki ağaçtan bir tane yediğinde o vücuduna etki edecek,” yani vücut yapına etki edecek, “sonra otomatik sonsuza kadar yaşayacaksın” diyor. “Allah yaşatacak” demiyor, “meyveden dolayı olacak” diyor bak. Orada da şirk kafası var. “Meyve yapacak onu sana” diyor. Allah’ın da habersiz olduğunu zannediyor. Halbuki Allah her şeyden haberdardır, Habir’dir. Meyvenin öyle bir güce sahip olduğuna inanıyor. Hz. Adem (a.s) biraz düşünüyor “yapmayayım” falan diye, en sonunda aklı yatıyor. Halbuki Allah’ın bilgisi dahilinde. Hemen Cenab-ı Allah cennetten çıkarıyor. Hemen üstündeki cennet örtüsü kalkıyor, cennet kıyafeti. O, bir nevi sanki -nasıl söyleyeyim?- ışıktan bir perde gibi kıyafeti, bir anda kalkıyor. Üstünün çıplak olduğunu düşünüp hemen oradaki kıyafet olması için uygun olan büyük yapraklardan topluyor. Orada dünyada eğitildikten sonra, ki peygamber oldu zaten. Dünyaya gönderiliyor ama bak, o kadar pişman oluyor ki, o kadar mükemmel bir yüksekliğe ulaşıyor ki peygamber yapıyor Cenab-ı Allah. Ulu-l Azim peygamberdir, büyük peygamberlerdendir. Mesela biz cennete gideceğiz ama Allah’a güveneceğiz imanımızla. Çünkü istese Cenab-ı Allah cenneti bir anda kaldırır, bizi de istese bir anda yok eder ve öldürür bizi cennette. İstese yapar ama yapmıyor. Biz iman ediyoruz Allah’a. Bizi sonsuz yaşatacağını bilerek iman ediyoruz.

Tayyip Hocam’dan istirhamımız, Müslüman bütün kardeşlerimizden istirhamımız, Gazze’de şu an birçok kardeşimizin evi yok. Sokaklarda yatıyorlar, okul bahçelerinde yatıyorlar, açık havada yatıyorlar. Yiyecek de yok, çok zor durumdalar. Çadır, Gazze’ye bir an önce çadır gönderelim, Kızılay’dan istirhamımız. Ama çok süratli şekilde. Tırlarla mı olur? Tırla olabilir herhalde evet, Gazze’ye çadır göndersinler. Ve yiyecek gönderelim acil. Hazır sandviç falan arasına bir şey koyup, ona benzer bir şeyler olabilir yahut konserve gibi. İlk şoku atlatalım. İsrail’den sorun çıkmaz ama tabii kontrol ederler, o normal. Baksınlar zaten. Tırlarla gönderelim. Zaten Türkiye’ye güvenirler, Türkiye’den sorun çıkmaz. Acil hemen bugün çadır gönderelim, bir de yiyecek. Tayyip Hocam gereğini yapar diye düşünüyorum. Sayın Dışişleri Bakanı da gereğini yapar diye düşünüyorum. Kızılay da bürokrasinin çarkına girip vakit kaybetmesin, bir gün, bir gündür. Gerekirse bu akşam da çalışsınlar, en geç yarın sabah gönderelim. Yarın sabah tırlar oraya hareket etsin. Özellikle çocuk ve genç kızlar çok mağdur oluyorlar, istirham ediyoruz. Tabii oradaki arkadaşlarla da konuşup barış anlaşması yapmak için de, artık liderleri kimlerse kabul ettiklerini gösteren bir üslup içinde olurlarsa hemen ateşkes sağlayabiliriz. Süratle ateşkes sağlayabiliriz. Bu arkadaşların liderleriyle görüşme imkanı yok mu? Yine Tayyip Hocam yapabilir. Biliyordur onların telefon numarasını falan, bunları ikna etsin barış için, arkadaşları, ateşkes sağlayalım. İsrail hemen kabul eder.

İkinci ricam da yine hükümetimizden. “Dün havayollarına roket atıldığı için Türk Hava Yolları” ve birçok havayolu da tabii, “İsrail’e uçuşları durdurdu. İstanbul üzerinden aktarmalı uçan yolcular İstanbul’da hem mahsur kaldı, hem de korkuyorlar.  Havalimanı yakınında otellere yerleştiriliyor bu arkadaşlar. Bu Musevi arkadaşlara İbranice konuşmamaları, odalarından çıkmamaları tembihlenmiş. Bir kısmı korktuğu için havaalanından çıkamamış. Yerlerde yatıyorlarmış.” Türkiye’nin kendilerini koruyacağına inansınlar. Halktan da kimse öyle bir densizlik yapamaz, yani öyle bir münasebetsizlik yapamaz. “Lütfen Adnan Bey’e iletin. Yardım edebilir mi? Yahudiler artık daha fazla korkmasın lütfen. Biraz rahatlama en azından duygusal olarak güzel olurdu. Onlar sadece insan gibi muamele görmek istiyorlar. Sevgiyi hissetmek istiyorlar. Sadece sıradan insanlar, hükümet temsilcileri değiller” diyor. Polisin desteğinde oradaki arkadaşları otellere aktarabilirse hükümetimiz çok memnun oluruz. Yani polis korumasında. Bir de kaldıkları otellere de polis koruması koyabilirlerse, gönülleri rahatlaması açısından iyi olur. Biraz şefkatte de çok büyük fayda var. Allah rızası için rica ediyoruz. İki husus; bir acele çadır gönderilmesi ve yiyecek gönderilmesi, bir de bu konu.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bir fotoğraf vardı, Gazze’de sokakta yatan vatandaşlara ait.

ADNAN OKTAR: Göreyim bakayım. Çok zor yazık. Kaç gün olur böyle? Hadi bir iki gün daha dayandıklarını düşünelim. Bir an önce çadır göndermek çok iyi olur. Hep Türkiye, herkesin ümidi Türkiye’de. Bir sorun da çıkmaz, inşaAllah. Sorun çıkarsa da haberimiz olursa aracı oluruz, inşaAllah. Allah rızası için şu barış konusunda Halit Hoca devreye girsin, kabul etsin de; bu bela, bu dert dursun. Çoluk çocuk çok aç, sefil, perişan oldular. Hemen arkasından da çadır ve yiyecek gönderelim, inşaAllah. Ama barış olmasa dahi çadır yiyecek gönderebiliriz. Aslında Mısır’la da devreye girmek lazım. Mısır’da, Allah’ın hikmeti bela kol geziyor ahir zamanda. Direnmelerine ben hayret ediyorum. İttihad-ı İslam olsa bitecek.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Filistin yetkilisi Azam el Ahmet, Kahire’de yaptığı açıklamada “Filistin liderliği iki kesim arasındaki savaşı durdurmak için İsrail ve Filistin yönetimleri arasında beş gündür devam eden müzakereler sonrasında Mısır’a bir ateşkes planı sunmuştur” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam o zaman hemen uygulansın. Mısır’a sunmuşlar.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Mısır devrede mi yani şu an?

BÜLENT SEZGİN: Allahualem öyle gözüküyor şu anda Hocam.

ADNAN OKTAR: Böyle şeyleri söyleyin, o zaman biz de gerek görmüyoruz müdahale etmeye, bir şeye uzuyor da uzuyor, uzuyor da uzuyor. Bize doğru bilgi versinler. Eğer varsa böyle bir şey durması lazım. Durmuyorsa bir anormallik var.

KARTAL GÖKTAN: Başbakanlık bir yardım kampanyası başlatmış Hocam Filistin için. Açlık, susuzluk ve sağlık problemleri yaşayan Filistinliler’e yönelik yardım kampanyası başlatıldı şeklinde bilgi var.

ADNAN OKTAR: Tamam da, şimdi Kızılay’ın elinde hazır çadır var. Yiyecek stoku da vardır. Önden bir o gitsin. Biz Kızılay’a öderiz neyse gereği. Öğle bir sorun olmaz. Sokakta yatıyor millet. Barışın sağlanması çok önemli. Çadırla bitecek gibi değil. Sürekli dolacak o çadırlar o zaman. Mısır’a anlaşma sunduk diyorlar. Şimdi bu da çok muğlak bir şey. Anlaşma sunduysan olması lazım.

AYLİN KOCAMAN: Hocam zaten biliyorsunuz inşaAllah Hamas’da Mısır’ı dinlemiyor zaten.

ADNAN OKTAR: Bizi böyle şeylerle oyalamasınlar. Doğru bilgi versinler ki, doğru hareketler, doğru teşhisler, doğru netice olabilsin.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Amerika Birleşik Devletleri acil insani yardımlarda kullanılmak üzere Filistinliler’e kırk yedi milyon dolar yardım yapma kararı aldı.

ADNAN OKTAR: Ama işte bir an önce acele ulaştıralım. O güzel Allah razı olsun. Mesela Hristiyan diyorlar adamları beğenmiyorlar. Yardımda bulunmuşlar bayağı güzel. Birçok İslam ülkesi muhatap dahi olmuyor. Beş kuruş vermezler Allahualem. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar isteseler orayı toprağıyla satın alırlar. Zibil gibi paraları var. Ama vermiyorlar. Hristiyanlar acıyor devreye giriyorlar. İttihad-ı İslam’ın olmaması, Hz. Mehdi (a.s)’ın başta bulunmaması belayı körüklüyor. Belayı daha da şiddetlendiriyor.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Gazze’ye yönelik saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 606’ya yükseldi. Ayrıca dün İsrailli keskin nişancıların enkaz altınsa bir yakınını arayan sivilleri uzaktan hedef alarak vurduklarını gösteren bir video yayınlandı. İsrailli askerlerden bazıları da Filistinli çocukları nişan aldıkları fotoğrafları Instagram hesaplarında paylaşıyorlar.

ADNAN OKTAR: Onlar provokatör haberler olabilir. O tip bir delilik yapacak durumda olmaları zor. Çünkü her hâlükârda İsrail bir hukuk devleti, öyle bir suçu o kadar pervasız işlemeleri mümkün değil. Genellikle provoke etmek için kamuoyunu tahrik etmek için o tip haberler çıkıyor olabilir. Onları araştırmak lazım. Genellikle hep yalan çıkıyor sonra o haberler.

Cübbeli diyor ki; “Şu an Müslümanlar çok” diyor “Müslüman çok olunca o zaman Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz” diyor. Zaten Peygamberimiz (s.a.v.) “çok fazla olacak Müslümanlar ama doğru yolda olmayacaklar” diyor, “doğruyu bulamamış olacaklar” diyor, “şirk içinde olacaklar, yanlış yolda olacaklar” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliği ne? Paramparça olmuş Müslümanlık anlayışını, şirk içinde olan Müslümanlık anlayışını, bidatlere boğulmuş Müslümanlık anlayışını Kuran’a uygun hale getiriyor. “Resullullah (s.a.v.) dedi ki; O zaman ki sayınız çok fazla olacak.” Söylüyor bak. Müslüman olmayacak demiyor, bak; “O zaman ki sayınız” Müslümanların sayısı “çok fazla olacak ama aynen kof bir düşman gibi olacak.” “Boş olacaklar” diyor boş ama Müslüman. “Allah sizin haşmetinizi ve heybetinizi kalplerinizden alacak.” “Haşmet ve heybetiniz gidecek” diyor “kof olacaksınız.” Birisi dedi ki; “ey Allah’ın elçisi bu rehavet ve zayıflığın sebebi nedir?” Dedi ki; “dünya sevgisi ve ölümü sevmemek.” Dünya sevgisi ve ölümü sevmemek. Şu an öyle Müslümanlar’ın büyük bir bölümü bu durumda. “O zamanki sayınız da çok fazla olacak” diyor. Cübbeli de;  “şu an sayı çok fazla Mehdi (a.s) çıkmaz” diyor. Zaten Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkış alametlerinden birisi “çok fazla Müslüman olduğu halde Müslümanların yanlış yolda olması”. Mesela rivayetlerde o kadar çok ki; “doğudan siyah bayraklılar çıkacak” diyor. “Siyah bayraklılar Irak’ı Şam’ı ele geçirecekler, kan akıtacaklar. Ama Hz. Mehdi (a.s) bu kanı durduracak” diyor. “O devirde Müslüman olmayacak” demiyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) “çok fazla Müslüman olacak” diyor “ama yanlış yolda”. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun adını vermeden Hamas’ı kınadı ve hiçbir ülkenin topraklarına roket fırlatılmasını kabul edemeyeceğini söyledi. “Hamas El Kaide gibi ve buna uygun muamele görmeli” dedi. Ayrıca hayatını kaybeden askerler için Netanyahu’ya başsağlığı dileyen Genel Sekreter Filistin’in kayıplarını hiç dile getirmedi ve başsağlığı dilemedi. 

ADNAN OKTAR: Çekiniyordur tabii o. Yani makamından çekiniyordur, yani Amerika’nın hışmından çekinir, Avrupa’nın hışmından çekiniyordur, İsrail’in hışmından çekiniyordur.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hocam ilk konuşmasını Filistin Emiri yapmıştı birkaç gün önce.

ADNAN OKTAR: Halbuki diyecek “kardeşim siz roket atmayın, İsrailli askerleri de öldürmeyin, onlar da sizi bombalamasın, barış anlaşması olsun, katliamlar dursun, kan dursun” demesi lazım. Tek bir konuşmada hakkı tam ortaya koyması lazım. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası Af Örgütü ve Filistin İnsan Hakları Merkezi İsrail topçusunun bir kez daha sivil yerleşim birimlerinde çelik oklar fırlatan mermiler kullanmaya başladığını duyurdu. Ordunun çelik ok kullanmasının amacının evleri yıkmadan uluslararası kamuoyuna karşı Filistinliler’e verdiği zararı daha az göstererek, daha fazla kişi öldürmek olduğu yorumları yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Bu da çok zorlama. Çelik ok varsa onu yayınlasınlar görelim. Yani çelik ok, normal tabanca mermisi, silah mermisiyle de aynı neticeyi alır adam istese. Çelik okun özelliği nedir? Yani böyle gereksiz, samimiyetsiz açıklamalar davalarının haklı olan yönünü de görünmez hale getiriyor. Onu diyeceğine “orantısız güç kullanılıyor” de; ki bu da mantıksız bir laf da, yani aslında rezalet paçadan akıyor. Kan akıtmayacaklar, iki taraf da kan akıtmayacak. Yani Filistin oraya buraya roket atmaktan vazgeçecek. İsrailli askerleri öldürmekten vazgeçecek. İsrail de bombardımanı durduracak, bu kadar basit. Çünkü orantı, o da münasebetsiz bir laf o da olmaz. Orantılı güç kullan. Yani on çocuk öldürülürse oluyor yüz çocuk öldürülürse fazla olmuş oluyor. On taneyle iktifa et, bu sana yetsin. Bu da rezalet, hiç olmaması lazım. Hiç kabul edilecek gibi değil yani.

Eğer Kızılay’ın tırlarını İsrail almazsa onu halledebiliriz, öyle bir şey olmaz. Yani rahatça girmesini sağlarız İsrail’e tırların inşaAllah. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin faaliyetleri var Hocam. Bandırma’dan kardeşlerimiz iftar yemeğinde buluşmuşlar. Sizin belgesellerinizi izlemişler ayrıca Ahir zaman, Mehdiyet ve İttihad-ı İslam  konularında sohbet etmişler. 14-21 Temmuz tarihlerinde Alanya İskele’de kardeşlerimiz fosil sergisi düzenlemişler. Sergiye hem yerli halktan, hem de yabancılardan çok ilgi olmuş. Binlerce turist ziyaret etmiş maşaAllah. Kayseri’den kardeşlerimiz önceki akşam Hollanda’dan ve Isparta’dan gelen kardeşlerimizle beraber iftar yapıp, iman hakikatleri, Mehdiyet ve Ahir zaman konulu sohbet yapmışlar. İnegöl’deki kardeşlerimiz 1500 adet A9 TV, 1500 adet İttihad-ı İslam broşürü dağıtmışlar. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 15-16 Temmuz’da iftardan sonra stant kurup sizin 30 adet kitabınızı dağıtmışlar. Daha sonraki gün de iftar yemeğinde bir araya gelmişler. 22 Temmuz’da Ankara’dan kardeşlerimiz 25 adet kitabınızı, 15 adet belgesel CD’sini dağıtmışlar maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak dikkat ediyorum mini şortlu genç kızlar var, aynı yerde çarşaflı, başörtülü hanımlar var. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam IŞİD bir manastıra el koyup rahipleri kovdu. Rahipler kilometrelerce yol yürüdükten sonra Kürt peşmergeler tarafından bulundular.

ADNAN OKTAR: Bulundular.

BÜLENT SEZGİN: Bulundular evet.

AYŞE YASEMİN KİRİŞ: Onlara teslim etmişler peşmergeleri.

ADNAN OKTAR: Yaptıkları Kuran’a uygun değil. Harama giriyorlar. Bir kere Kuran’da açık açık beyan edilerek kiliseler, sinagoglar, korunması gereken mabetler olarak belirtiyor ayette. Hristiyan’a müdahale yoktur Kuran’da böyle bir hüküm yok. Sana ne? Bilakis Cenab-ı Allah “yemeklerini yiyin” diyor. Müslümanlar onlarla ticaret yapıyorlar. Hatta “evlenin” diyor Allah. “Hristiyan, Musevi hanımlarla evlenin” diyor. Buradaki mantık yeni gelişen gelenekçi zavallı Ortodoks İslam ahlakının bir yansıması. Yani bela kokan Müslümanlığı çirkin gösteren hasta bir mantık.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Salih Mirzabeyoğlu hakkında yeniden yargılama kararı verdi. Mahkeme oy birliğiyle Mirzabeyoğlu’nun tahliyesine karar verdi. Ve dün tahliye edildi. Mahkeme yeniden yargılama kararına yeni ortaya çıkan tanık beyanları ve delilleri gerekçe gösterdi.

ADNAN OKTAR: Bu balyoz malyoz falan bırakılması konusu ortaya çıkınca ben dedim ki; öyleyse yıllardan beri Salih Mirzabeyoğlu hapiste yatıyor. Durumu nedir? Araştıran yok. Onun mahkemesini yeniden yapın dedim, aylar önce. Sonra hakikaten o bayağı gündem oldu peşinden. Doğrusu bu. Doğru olanı yaptılar mahkemeyi tebrik ediyoruz. Makul olan neyse o olsun. Evet dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN:  Selahattin Demirtaş cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda ilk iş olarak demokratik özerklik kapsamında Anayasa’yı değiştireceğini belirtti. Ve şunları söyledi. “Nasıl ki tek millet, tek dil toplumun doğasına aykırıysa tek kişinin yönettiği devlet de toplumun doğasına aykırıdır” dedi. “Yetkiler yerelde olmalı ki oradaki insanlar kendileriyle ilgili kararları alabilsinler. Demokratik özerklik doğru anlatılırsa insanlar buna karşı çıkmaz.”

ADNAN OKTAR: Tamam güzel anlaşılmayacak bir yönü yok da, Türkiye’nin pozisyonu buna müsait değil. Ve iddiaları da yanlış. Mesela böyle bir konuya hiç girmemiş olsalardı yani bölünme, devlet kurma, komünistlik falan düz özerklik olarak söylemiş olsalardı yine bir mahsuru yoktu. Fakat şimdi bölünmenin adı özerklik olmuş. Özerkliğin adı da bölünme. Bu durumda artık böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil. Çünkü merkezi idarede tamam bazı zorluklar oluyor ama fevkalade bir lüksü de  yok işin doğrusu özerkliğin, harbiden ciddi bir yönü yok. Ne fark ediyor? Ha ali veli, ha veli ali. Ne olur? Yani sanki özerklik olunca muazzam bir şey oluyor, öyle bir şey yok. Merkezi sistemin iyiliği vatandaşı ırklara ayırmıyor. Vatandaşı vatandaş kabul ediyor. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde olan herkes her yere tayin oluyor. Laz kardeşimi alıyor Mardin’e gönderiyor. Kürt kardeşimi alıyor Edirne’ye gönderiyor. Boşnak kardeşimizi alıyor Siirt’te gönderiyor, bu sistem güzel. Öbür türlü hemşerilik sistemi devreye girecek, olmaz bu.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Yazar Elif Şafak The New York Times için yazdığı makalede Türkiye’nin durumunu şikayet etti. Kadına değer verilmediğini, Başbakan Erdoğan’ın kadınlara üç çocuk tavsiyesinde bulunduğunu, mayolu kadınların olduğu bilboardların sprey boyalarla boyandığını ve başı açık kadınların gün geçtikçe baskı altında ve istenmeyen insan hissetmeye başladıklarını iddia etti.

ADNAN OKTAR: Mükemmel açıklamış. Mükemmel açıklamış. Ödleri kopuyor, resme dayanamıyor. Resmi yırtıyor. Kadının zaten dekolte gezmesi mümkün değil. Örtünmesinde sınır tanımıyorlar. Çarşaf giyiyor yine kurtarmıyor “yüzünü de örteceksin” diyor. Yüzünü örtüyor “evden çıkmayacaksın” diyor. Evden çıkmıyor “pencereden bakmayacaksın” diyor. Pencereden bakmıyor “yine de sen normal biri değilsin, cehennemliksin senin sözünün hepsinin tersini yapacağım” diyor. Daha da olmazsa sopayı ortaya asıyor “ya bu sopa boşa durmuyor burada, bunu kullanalım bari” diyor. Kıyasıya kadını dövmeye başlıyor bu sefer. Güzel konuşmuş Elif Şafak ama tek kalmış tabii. Daha birçok kişinin bu mantığı desteklemesi lazım. Elif Şafak çok kibar bir kız, kaliteli bir kız aferin ona. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Erdoğan Alevi kardeşlerimize verdiği iftarda şunları söyledi; “Alevi ve Sünniler birbirlerinin yegane hamileridirler. Bin yıldır ne yaşadıysak beraber yaşadık. Aynı semt, aynı apartmanın içerisinde birbirimize komşu olarak yaşadık. Anacığım Alevi komşuların elbiselerini dikerdi. Mektepli değildi anacım ama iyi yetişmişti. Bir tas çorbayı paylaşırken kimse komşusunun Alevi-Sünni olduğuna bakmadı. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıyız” dedi.

ADNAN OKTAR: Şahane. Acı çekerek yetiştiği için, halkın içinde yetiştiği için üslup da son derece rahat oluyor. Şimdi janti yetişenlerde üslup çok zorlama oluyor. Çıkaramıyorlar yani anlatılsa bile kavrayamıyor. Bilmiyor çünkü hakikaten yaşamamış. Tayyip Hocam yaşadığı için üslup doğal, akıcı ve  samimi oluyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hocam emniyette paralel yapı iddialarına ilişkin yürütülen casusluk ve yasa dışı dinleme soruşturmaları kapsamında eski istihbarat şube müdür Ali Fuat Yılmazer gözaltına alındı. Dinlenen kişiler arasında Başbakan ve bakanlar ve üst düzey bürokratlar var. Hakkında yakalama kararı alınan ise 115 polis olduğu belirtildi.

ADNAN OKTAR:  İyi iyi yakalandılarsa gidip ifadelerini verirler. Ondan sonra cumhuriyet savcısı gerekli görürse tutuklama talebi ile gönderir. Veyahut takipsizlik verir. Hukuk işliyor, tutuklama kararı verse bile üst mahkeme var, gider oraya itiraz ederler. Eğer makul değilse orası bozar. Yani endişe edecek bir durum yok. Herkes gönlü rahat olaylara bakabilir.

KARTAL GÖKTAN: Ekmeleddin İhsanoğlu başkanlık sistemi hakkında şunları söyledi: “Siz Amerika gibi olacağız diyorsunuz, ‘başkanımız her şeyi yapacak’ bir defa ABD’nin başkanı istediği her şeyi yapamıyor. Senatoda sorgulanıyor. Biz burada her şeyi bir kişinin iki dudağının arasında yapmak istiyoruz. Amerika federal bir yapı, bizde 81 vilayetler var. Biz bunları birleşik vilayetler mi yapacağız?” dedi.

ADNAN OKTAR: Bak burada çok güzel konuşmuş. Ekmeleddin Hoca en hayati noktaya değinmiş. Şu an en büyük tehlikeyi ortadan kaldıracak mükemmel bir açıklama yapmış. Şahane bir açıklama. Bu oldu. Tehlikeli, tehlikeli. Kendi başını da derde sokar, Türkiye’nin başını da derde sokar. Çok tehlikeli. Amerika yapıyor tamam da, bir eyaleti Türkiye’den daha büyük ve adamlar dünyayı yüz kere yok edecek atom bombasına sahip. Çok güçlü bir devlet, bizim öyle bir gücümüz yok. Biz bölünme tehlikesiyle iç içeyiz. Amerika’da bölünme tehlikesi diye bir konu yok, gülerler böyle bir şeye. Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması var. Dolayısıyla öyle soğukkanlı olaya bakacak durumumuz yok. Cumhurbaşkanı makul yetkilerle görevine devam etmesi lazım. Yani ‘yarı başkanlık’ ‘başkanlık’ bunlar çok tehlike. Ekmeleddin Hoca muazzam güzel konuşmuş, doğru konuşmuş.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Telafer’den kaçan Türkmenler çok zor durumdaymış. Yaklaşık elli derecede açlık ve susuzlukla mücadele ediyorlar. Bölgeye giden gazeteciler acil yardıma ihtiyaçları olduğunu söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Bak bütün Türkiye, Türkiye’nin vicdanına güveniyor. Türkiye’nin merhametine güveniyor. Bak hiçbir ülkeye sığınamıyorlar. En çok kızan bile, en çok karşı olan bile canı yandığında canını Türkiye’ye atıyor. Türkiye’ye gelenler var ya, büyük bir bölümü Türkiye’ye karşıdır normalde. Ama bilinçaltında gerçeğini doğrusunu bildikleri için “en merhametli, en dürüst, en iyi insanların yanına gidelim de bizleri korusunlar” diyorlar. Ama daha önce sorsan büyük bir bölümü “bu fikirde değilim” der. Ama bak sıkışınca doğruyu söylemiş oluyor. Tabii benim kardeşlerim belki böyle bir şey de yoktur hepsi seviyor da olabilir ama çok fazla sevmeyen de vardır. Ama demek ki sevmeme zahirdeki değil, batındaki olay çok önemli. Batında demek ki çok sevip güveniyorlar. Niye başka ülkeye gitmiyorlar? Merhametin yeri burası, vefanın sadakatin yeri burası.

“Hz. Mehdi (a.s) tanınır ve bir süre ortadan kaybolur. El Kaim benim torunlarımdandır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Mehdi (a.s) olarak tanınır ve bir süre ortadan kaybolur sonra 32 yaşında genç bir adam olarak yeniden belirir.” 32 yaş, Allah Allah. Demek ki bir süre ortadan kaybolacak. 32 yaşında belki tahliye olacak. Belki tutukluydu, 32 yaşında tahliye olacak ve faaliyete devam edecek. Bak detay veriyor Peygamber (s.a.v.) 32 yaşında diyor. “Bir süre ortadan kaybolur” bu tutuklama. Tutuklu kalıyor. Net tarih veriyor diyor ki bak “32 yaşında genç bir adam olarak yeniden belirir.” 32 yaşındayken tahliye olacağı açıklanıyor hadiste Hz. Mehdi (a.s)’ın. Çok sarih. Bak “Resulullah (s.a.v.) dedi ki: “O zamanki sayınız çok fazla olacak ama aynen kof bir düşman gibi olacaksınız. Allah sizin haşmetinizi ve heybetinizi kalplerinizden alacak.” Müslüman çok olacak ahir zamanda ama boş adamlar olacak. Kimi yalakalık yapacak, kimi yağcılık yapacak, kimi müşrik olacak, kimi sapkın bir yola girecek, kimi İttihad-ı İslam’ı durdurmaya çalışacak, kimi Hz. Mehdi (a.s)’ı durdurmaya çalışacak, kimi Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak diyecek. Hepsini Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunun. Ama çok fazla olacak. Buna rağmen Hz. Mehdi (a.s) bu bozukluğu giderecek ve mezhepleri ortadan kaldırıp ümmeti tek bir din altında, İslam dini altında birleştirecek.

“Kaim zuhur ettiğinde, Hz. Mehdi (a.s) dünyanın her şehrine talebelerinden birini atayacak” diyor. İnşaAllah. “Sırtında ben vardır” diyor. “Ahir zamanda benim soyumdan biri çıkacak. Onun rengi kırmızı-beyaz karışımıdır. Geniş karınlıdır. Baldırları büyük, bacakları kalın, omuzları dik ve geniştir.” İki benden bahsediyor “onlardan biri kendi rengindedir” sağ göğsünde. “Diğeri ise Peygamber (s.a.v.)’in lekesine benzemektedir” yani sırtındaki mühür.

“İmam Hüseyin’e “Hz. Mehdi (a.s)’ı nasıl tanıyacağız?” diye sordum. Zarif ve huzurlu yüzü ile tanınacak”. Bak “zarif ve huzurlu yüzüyle tanınacak.” Yüzünde huzur var ve yüzü çok zarif. “Buna ek olarak” diyor İmam Hüseyin “hiç kimseye bağlı olmayacak” hiçbir tarikata bağlı olmayacak. Kimseden biat almış bir tarikat bağlısı olmayacak. “Ama” diyor “dünya ona bağlı olacak”. İstese de istemese de feyzler, bereketler onun kanalıyla geldiği için dünya ona bağlı olmuş oluyor. Bütün dünya. Yani Amerikalısı, Hristiyan’ı, Musevi’si ona bağlı. “Hidayet güneşi” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hidayet oradan dağılıyor dünyaya.

“Ebu Abdullah Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:” Biz espri yapıyoruz, şaka yapıyoruz, gülüyoruz ya “şakacı tarafı olmayan bir mümin yoktur.” Bak “şakacı tarafı olmayan bir mümin yoktur. Dedim ki; şakacı olması ne demektir? Buyurdu ki: Mizah yapması, espri yapmasıdır” diyor. Demek ki mümin şakacı olacak. Gülecek ve güldürecek. Usuli Kafi Ebu Cafer Kuleyni, birinci cilt sayfa 91. “Hz. Mehdi (a.s)’ın zamanına ulaşıldığında insanlar sonbaharın bulut parçaları gibi onun etrafında toplanır.” Yavaş yavaş toplanıyorlar, bulut parçaları gibi.

“Kaim Hz. Mehdi (a.s) çıktığında insanların imamlarıyla aralarında bir postacı olmayacak.” Yani bir ulak, şahıs, hani var ya at ile gidiyor adama ne diyorsa bildiriyor yani elçi. “Elçilerle, ulaklarla bağlantı kurmayacak” diyor. Çünkü eski zamanda öyle. Alimler konuşuyorlar, adamlara yazılı olarak veriliyor o yazılar, adamlar da ata biniyorlar, kimi Basra’ya gidiyor, kimi Küfe’ye gidiyor “şeyh efendi bunları söyledi” diyorlar. Sözlü olan ifadeyi yazılı hale getirip atla götürüp anlatıyorlar. Bu ulaklar kanalıyla yapılıyor, postacılarla. “Ama” diyor “Hz. Mehdi (a.s)’ın imamlarıyla arasında böyle bir postacı faaliyeti olmayacak” diyor. “O Hz. Mehdi (a.s) onlara dünyaya kendi mekanından seslenecek”. “Kendi evinden bulunduğu yerden seslenecek.” Bak “ulak yok” diyor. Öyle atla haber götüren adamlar olmayacak o devirde. Adamlar da şaşırıyorlar o zaman. “Bu nasıl olacak?” diyorlar “evinde oturacak” diyor. “Mekanından seslenecek, onlar da konuşmasını dinleyecekler. Hatta onu görecekler.” Bu açıkça televizyon işte. Çok net sarih olarak televizyon. Peki alimler bu mucizeyi anlatır mı? Anlatmaz. Çünkü bunun anlatırsa mucizeyi Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul etmiş olacaklar. Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul etmemek için bu mucizeyi ne yapacaklar? Gizleyecekler. Bu bir felaket. Şu anda da gizliyorlar. Müthiş bir mucize bunu söylesene kardeşim. Bak “dünyaya postacı kullanmayacak” diyor tebliğ yaparken. Yani atla gidip haber veren adamlar olmayacak. Konuşmalarını nasıl yapacak diyor? “Kendi mekanından dünyaya seslenecek” diyor. Televizyon. “Onlar da konuşmasını dinleyecek, hatta onu görecekler” diyor. Bütün dünya. Bak, görüntülü, sesli sistem nedir? Televizyon. İnternet, televizyon.

Masaüstü Görünümü