Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (25 Temmuz 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hocamız’ın güzel sohbetiyle yayınımıza başlıyoruz inşaAllah. Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Başbakan Erdoğan, kendisine antisemitik diyenlere karşılık şöyle cevap veriyor: “Bizi antisemit gibi göstererek iftira atıyorlar. Ben dünyada antisemitizmin bir insanlık suçu olduğunu ifade eden belki de ilk başbakanım. Ve bunu söyledikten sonra İslamofobia konusunda da bunu bir insanlık suçu ilan etmelerini istedim. Ama onlar bunu dile getirmediler. Biz ise söylemeye devam edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Antisemit. Nereden çıkardılar acaba, hangi sözünden öyle bir şey çıkardılar?

OKTAR BABUNA: Siyonizm’i eleştirmişti Hocam.

ADNAN OKTAR: Siyonizm eğer Museviler’in İsrail’de yaşama hakkı anlamındaysa buna hiç kimse bir şey demez. Tayyip Hocam da buna bir şey demez. Ama eskiden Siyonizm’in bir anlatılma şekli vardı; işte, böyle tabutların içine adam koyarlar, kanı çıkar, onunla ekmek yaparlar yerler falan karışık bir şey böyle. Tayyip Hocam’ın kast ettiği odur Allahualem. Ama o hayali bir şey, öyle bir şey yok.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, siz dün Başbakan Erdoğan’a Musevi kardeşlerimizi koruyan konuşmalarına devam etmesini rica etmiştiniz. Sayın Erdoğan bugün şunları söyledi: “Biz Musevi vatandaşlarımıza, kiliselere, sinagoglara karşı asla bir yerleri tahrik etmemeliyiz. Çünkü bizim inancımızda böyle bir şey yok. Eğer Medine şehir devletinin yapısını incelerseniz sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in oradaki davranış biçimi bizim örneğimizdir. Biz inanç sahiplerine, bizim güvencemiz altında olanlara karşı her zaman sigorta olmalıyız” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel demiş, Allah razı olsun. Hakikaten bir kaç günden beri bu konuda istirhamda bulundum. Havaalanında orada burada Musevi vatandaşlara bir korku yayılmış hakikaten. Hatta bir Musevi vatandaş, biliyorum ben, başını Musevi şapkasıyla değil de, başka bir şapkayla örterek falan, gizlenerek falan memleketine gittiğini biliyorum. Bu tabii çok ayıp bir şey, böyle bir durumun meydana getirilmesi. Museviler de, Hıristiyanlar da, ateistler de kim olursa olsun yani Sünni’si, Şii’si kim olursa olsun güven içinde, huzur içinde bu memlekette yaşaması lazım. Şiddet ve sevgisizlik ruhu suç olması lazım. Bunu öven, sevgisizliği öven yani manevi bir suç, illa hukuki bir suç değil de, konuşmalar, sevgiden bahsedilmemesi suç olması lazım. Herkesin sevgiden bahsetmesi lazım, şefkatten, muhabbetten, dostluktan bahsetmesi lazım. Bu konuda susmayı çirkin bulan bir üslubun yaygın olarak ifade edilmesi gerekiyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, dün gece boyunca İsrail Filistin’i bombalamaya devam etti. Otuz ev vuruldu. Hayatını kaybedenlerin sayısı 817, yaralıların sayısı ise 5200’ü buldu. Bombalama sırasında İslami cihat liderinin de vurulduğu belirtildi. Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry’nin taraflara yeni bir ateşkes önerisi sunduğu açıklandı. Ancak İsrail kabinesi John Kerry tarafından önerilen ateşkesi reddetti.

ADNAN OKTAR: Karmaşık bir şey yok ki. Önce kayıtsız şartsız ateşkes her iki taraf için uygulanırsa bu çok insancıl ve güzel bir şey olur. Bir de ateşkes defalarca yapıldığı halde tekrar tekrar aynı şeyi yine yapıyorlar. Bunun kökten halledilmesi gerekiyor. Bunun için de İttihad-ı İslam’ın uygulanması, Müslümanlar’ın birbirini sevmesi dost ve kardeş olması gerekiyor. Onun için de cahil hocalara, cahil alimlere uymamaları lazım. Cahil alimler bütün güçleriyle İttihad-ı İslam’ı engellemeye, Mehdiyet’i engellemeye, İsa Mesih (a.s)’ın gelişini engellemeye uğraşıyorlar. Bu çok acı bir olaydır, ahir zamanın büyük bir fitnesidir. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, şu an Dışişleri Bakanımız Katar’da. Ateşkes planı üzerinde çalışıyor Amerika Dışişleri Bakanı ile birlikte, Kerry ile bağlantıda şu anda.

ADNAN OKTAR: Kerry nerede memleketinde mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet Hocam. Onunla bağlantılı şekilde Katar Dışişleri Bakanı ve Hamas Lideri birlikte ateşkes planı üzerinde çalışıyorlar.

ADNAN OKTAR: Planlık ne var, bina mı yapıyorlar? Kayıtsız şartsız ateşkes bu kadar açık. İki taraf da birbirine hiçbir şey yapmasın. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Başbakan Erdoğan bugünkü konuşmasında, Musevi kardeşlerimizin ibadet yerleri için de şunları söyledi: “Mescid-i Aksa’ya ayaklarında o kirli pis postallarıyla giren İsrail askerleri bilsinler ki, bir yanlışın içindeler. Onlar bizim mabetlerimize, ibadethanelerimize bu ahlaksızlığı yaparlar. Ama biz onların sinagoglarına ve kiliselerine karşı asla bu edepsizliğin içinde olmadık ve olmayacağız. Bu yüzden sakın bazı STK’ların çağrılarına aldırış etmeyin. Bizim geleneğimizde, inancımızda asla böyle bir şeye yer yoktur.”

ADNAN OKTAR: STK’lar ne demişti?

KARTAL GÖKTAN: Sivil Toplum Kuruluşları Hocam, tepki gösterirken mitinglerde bazen aşırıya kaçıp ibadethanelerine yönelik…

ADNAN OKTAR: “Biz de aynısını yapalım” gibi şeyler söylüyorlar. Tabii çok anormal bir hareket o. Bu postalla girme işi ne zaman oldu?

OKTAR BABUNA: Resimleri vardı, namaz kılarken başlarında duruyor askerler.

ADNAN OKTAR: Mescid-i Aksa’da.

OKTAR BABUBA: Evet. Caminin içindeler.

ADNAN OKTAR: Neden oluyor öyle bir şey?

OKTAR BABUNA: Herhalde bir olay çıkmaması için 50 yaşın üstünde diye sınır koymuşlardı Kadir Gecesi dualarında da, inşaAllah. Başlarında duruyorlar namaz kılarken.

ADNAN OKTAR: Mescid-i Aksa’da olay çıkmasın diye içeri giriyorlar. Böyle bir ihbar mı almışlar nedir? Olay çıkıyor mu Mescid-i Aksa’da daha önce var mı böyle bir şey?

OKTAR BABUNA: İçeride hiç yok. Allahualem yok bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Çok yanlış yapmışlar o zaman. Yani mükerrer bu tip bir olay yoksa, bu tip davranışlar yoksa Mescid-i Aksa çok alakasız. Onu bir araştırın ne anlama geliyor? Onu bir İsrail’e sorsunlar. “Burada amaç ne?” diye. Kaç asker girmiş içeriye? Çok asker mi var, az mı?

OKTAR BABUNA: Resimde başlarında 6-7 gibi gözüküyor, galiba tam bilmiyorum sayılarını ama.

ÜMİT BEY: Biraz fazla. Daha fazla olabilir.

ADNAN OKTAR: Yani 10-15 asker var Mescid-i Aksa’nın içinde.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, geçtiğimiz yıl da olmuş böyle bir olay. O yüzden 50 yaşın altındakilerin girmesi yasak. Gençler girmek isteyince askerler de giriyorlar bu şekilde. Hemen her yıl oluyormuş.

ADNAN OKTAR: Gençler girmek istediğinde asker de giriyor.

BÜLENT SEZGİN: Evet asker de giriyor. İsrail “teröristler saklandı” diyormuş, bu şekilde. Ondan dolayı giriyorlarmış.

ADNAN OKTAR: “Terörist saklanıyor” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Evet Hocam, açıklamaları bu yönde.

ADNAN OKTAR: Böyle bir şey oluyor mudur acaba? Onu bir araştıralım. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, siz havaalanında kalan İsrailli vatandaşların, misafirlerin mutlaka güvenliklerinin sağlanmasını rica etmiştiniz. Türk Havayolları tarafından yapılan açıklamada; “Türk Havayolları ile Telaviv’e gidecek yolcularımızın büyük bir bölümünün ulaşımı alternatif uçuşlarla sağlanmıştır. İstanbul’da kalan 330 yolcumuzsa otellerde misafir edilmiş ve tüm ihtiyaçları karşılanmıştır” denildi.

ADNAN OKTAR: Mağdur olan kimse yok.

BÜLENT SEZGİN: “Yok” deniyor Hocam. “İlgilendik” diyorlar.

ADNAN OKTAR: İyi maşaAllah. Çok ayıp olur yani “siz böyle yapıyorsunuz, biz de böyle.” Bu, Ortadoğu’nun zavallı ruhunda vardır. Her zaman diyorum ya, Ortadoğu’nun kendine has bir garibanlığı, zavallılığı, hepsi için değil ama bir kısmı için böyle akılsızca eylemleri, kendi kendini ezen yanlış uygulamaları vardır. Mesela farz edelim İtalya’yı protesto ediyor, ceketini çıkarıyor, “bu ceket İtalyan’dı” diyor benzin döküyor yakıyor. Akıl edemiyor, çocuk gibi, kendine zarar verdiğinin farkında değil. Yahut delileniyor gidip sinagogun içine giriyor, oraları cam-çerçeve aşağı indiriyor. Çok muazzam bir hizmet yaptığı kanaatinde oluyor. Bunu aslında bir kitap haline de getirebiliriz. Bütün Ortadoğu’ya bu hakimdir. Mesela Afganistan’da da öyle oldu. Akılcı politika izlemediler mahvettiler Afganistan’ı. Halen de devam ediyor. Böyle ilkel, çocuksu, basit ve akılsızca tedbirler, yöntemler. Az bir kısmı belki çokça bir kısmı ama oluyor bu uygulama. Bunlardan örneklerle bir kitap hazırlamam mümkün. Faydalı da olur diye düşünüyorum, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, İsrail şu ana kadar 31 tünel vurmuş durumda. Ancak buna rağmen henüz tünellerin tamamının üçte biri imha edilmiş. İsrailli yetkililer bu tünellerin tamamının yok edilebilmesi için daha fazla zamana ihtiyaç olduğunu söylemişler.

ADNAN OKTAR: Nereden nereye gidiyor bu tüneller?

KARTAL GÖKTAN: Gazze’den İsrail tarafına doğru giden tüneller.

ADNAN OKTAR: Ne yapıyorlar o tünelin içinde?

KARTAL GÖKTAN: Malzeme geçişi için genellikle kullanıyorlar ve eylem için.

ADNAN OKTAR: Yani o tünelden geçip eylem yaptıkları oldu mu? Var mı öyle bir şey? Ben pek duymadım öyle bir şey. Malzeme nedir, ticaret falan mı yapıyorlar?

KARTAL GÖKTAN: Hem silah, hem insani malzemeler. Abluka altında olduğu için.

BEYZA BAYRAKTAR: Tüneller haricinde bir giriş yok oraya.

ADNAN OKTAR: İsrail’e geçişi sağlıyorlar öyle mi? Şu çekilen acılara bak, şu ıstıraba bak. Kardeşlikle, dostlukla, sevgiyle halledileceğine dehşetle, rezaletle olay çıkartarak, kan dökerek, adam öldürerek meseleyi halletmeye kalkıyor. Her iki taraf da acı çekiyor, her iki taraf da neticeye varamıyor. İnanılır gibi değil. Tam ahir zaman, tam Hz. Mehdi (a.s)’ın varlığına ihtiyaç duyulan zaman. Hz. Mehdi (a.s)’sız hiçbir şeyin hallolamadığını Allah bize gösteriyor. Her yer kör açmaza girdi. Hz. Mehdi (a.s) anahtar hükmünde şu an. Yani her yeri açacak anahtar hükmünde. Moşiyah yani Mehdi (a.s). Masonlukta da anahtarla temsil edilir Mehdiyet, Moşiyah. Her şeyi açan çözen anlamında, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadiste Hocam: “Kaim Mehdi bütün kin nefret ihtilaf sebeplerini kökten kazıyacak” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Selamet Partisi’nin de alametiydi anahtar ve ünlü bir mason sembolüdür. Kilitli kapıları açan Moşiyah, Hz. Mehdi (a.s)’a işaret eder. Açılmayan kapıları açan. Bir de halat ve düğüm vardır, o da yine Moşiyah’ın, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğinde düğümlenmiş, kilitlenmiş olayları açacağına dair bir semboldür, mason sembolüdür. Birbirine girmiş halat. Moşiyah geldiğinde, Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde bu kör düğümü çözecek. Şu an kördüğüm var dünyada.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, tünelleri eylem yapmak için kullanmıyorlar. Genel olarak bütün yardım, ilaç, yemek bu tünellerden sağlanıyor. Genelde Mısır’a geçişler de bu tünellerden sağlanıyor. Sınır kapısı var iki tane ama kapalı olduğu için genelde tüneller yardımıyla bu ihtiyaçlarını karşılıyorlar.

ADNAN OKTAR: Peki İsrail tünelden niye rahatsız oluyor o zaman eğer zararlı bir şey değilse?

BEYZA BAYRAKTAR: Riskli görüyor Allahualem.

BÜLENT SEZGİN: Silah da geçiriyorlar Hocam.

KARTAL GÖKTAN: Daha önce kaçırılan İsrailli asker vardı Hocam, onun da kaçırılmasında o tünellerin kullanıldığı iddia ediyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Hamas da kullanıyor bu tünelleri.

ADNAN OKTAR: Adam kaçırmada kullanılıyor diye çekiniyorlar. Güvenlik açısından.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Adam kaçırma, ayette de var bak, “Kaçırılmaktan korkuyordunuz” diyor Allah ayette. “Güvenlik yoktu” diyor Allah. “Allah size güvenlik ve huzur verdi” diyor. İşte ahir zamanda olacak olan bu. Nur Suresi,  55’te anlatılan Mehdiyet’tir. “Allah sizi korkuların ardından güvenliğe kavuşturacak” diyor. Samimi olan kulları vesilesiyle Allah “Ben bunu yapacağım” diyor. Samimi olan kullar da Hz. Mehdi (a.s) talebeleridir. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebeleridir ve onlara uyanlardır ve onu sevenlerdir. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “İntihar bombacıları da buradan geçiyor” diyorlarmış Hocam. Bu tünleri kullanıyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Ama şu an intihar bombası son dönemde olmuyor, evet. İsrail biraz yoğun tedbirci bir politika izliyor anladığım kadarıyla. Yani hiçbir şey olmasın tarzında. Riskli gördükleri her şeyi herhalde kapatmak istiyorlar. Ama tünelden de hakikaten korkabilirler de. Dünyanın son zamanlarında Allah’ın İsrail’in kalbine korku alacağı Tevrat’ta var. “Her şeyden, herkesten korkacaksınız, korku içinde yaşayacaksınız” diyor. Moşiyah’ın gelmesinden önce, Hz. Mehdi (a.s)’den önce. Şimdi o dönemdeler. “Yoğun korku yaşayacaksınız” diyor. Ben onlarla konuştum onlar kendileri de söylüyorlar; “biz korkuyu yoğun yaşayan bir milletiz, korkuya açık bir milletiz. Bize de sürekli korku yaşatıyorlar” diyorlar. Ondan mutazarrırlar, rahatsızlar.

ADNAN OKTAR: Evet, şimdi anlatacağınız konuları dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Selahaddin Demirtaş yaptığı konuşmada; “Çankaya’da eğer bir kadro ve bir ekip olacaksa en az yarısı kadınlardan oluşmalı” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel. Bayağı güzel.

BÜLENT SEZGİN: “Danışman da, genel sekreter de kadın olmalı. Ayrıca özgürlükten ve eşitlikten yana olan kadın örgütlerinin de önereceği ve cumhurbaşkanı olarak da görmek istedikleri bir kadın olursa da bence o da eş cumhurbaşkanı olabilir. Ben memnuniyetle böyle bir kişiyle birlikte çalışırım. Hatta bir kadın meclisi oluşturup birkaç ayda bir cumhurbaşkanıyla toplantı yapabilirler. Bu Milli Güvenlik Kurulu’yla yapılacak bir toplantıdan çok daha kıymetli bir toplantı olur” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu güzel tabii. Kadınlara gösterdiği saygı. Bu ekibin böyle iyi bir yönü var.

TARKAN YAVAŞ: Hocam sizin tavsiyelerinizden sonra çok değiştirdiler bu yönde üsluplarını.

ADNAN OKTAR: Diğer partililerin de aynı konumu daha güçlü vurgulamaları lazım. Kadın cumhurbaşkanı muhteşem olur. Bayağı güzel olur. Meclisin en az yarısının kadınlardan oluşması, modern kaliteli hanımlardan oluşması, onların böyle güzel görevlerde olması Türkiye’yi çok renklendirir. Moral yönünden de çok olumlu etkiler. Demokrasi, insan hakları yönünden çok olumlu etkisi olur. Bir de toplumdaki gerilim, saldırganlık, sevgisizlik hislerini çok ciddi bastıran, ortadan kaldıran muazzam bir güç oluşmuş olur. Çünkü kadının olduğu her yerde sevgi vardır, şefkat vardır, nezaket vardır, kibarlık vardır. Kadının olmadığı yerde, her yerde olmasa da çoğunda ya kavga oluyor, ya kin oluyor, ya nefret oluyor, ya gerilim oluyor. Kadınların olduğu her yer kaliteli oluyor, her yerde bir nezaket ortamı oluyor. Selahaddin Hoca orada tavsiyelere tam uymuş. Tavsiyelerimizi tam yerine getiriyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, din adamlarıyla birlikte görünüyor genelde ve “din adamlarına saygı duyacağız” diyor. Bunu da siz daha önce belirtmiştiniz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: O da, milimi milimine ne diyorsak aynısını yapıyorlar. Diğer partilerin bir an önce böyle bir atağa geçmemesinin hikmetini anlayamıyorum, sebebini anlayamıyorum. Dünyaya biz önder olalım, öncü olalım. Bütün dünyada kadınlar eziliyor, bütün dünyada ikinci sınıf bir görünüm veriliyor. Git Alman meclisine hep erkektir. Hollanda meclisine git hep erkektir. Kadınlar vardır ama çok azdır. Her yerde böyle. Bir kere geçmişin acısını çıkaralım. Kadınları her yerde ön plana çıkaralım. Kadınla dünya cennete döner. Kadının olduğu yerde güzellik vardır, temizlik vardır, nezaket hürmet vardır. Kadın çok kutsal bir varlıktır, nezih bir varlıktır. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam İran dini lideri Hamaney “Siyonist rejimin yok edilmesi gerektiğini ve Batı Şeria’nın da silahlanması gerektiğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Âlâ, buyur. İsrail devleti olur, olacaktır. Museviler de o bölgede yaşayacaklar. Zaten bir tane vatanları var.  Nereye gitse kovalanıyorlar, yazık günah bu insanlara. Biraz merhametle yaklaşmak lazım. Her yerde nefret görüyorlar, bu çok korkunç bir şey. Sokakta gezemiyorlar, her yerde, dünyanın her tarafında korkuyla yaşıyorlar. Biraz merhametle şefkatle yaklaşmak lazım. Halkına; katillerine değil. Zalimlerine değil; halkına, mazlumlarına. Bırakın orada yaşasınlar, koskoca arazi uçsuz bucaksız arazi yani. Canlarını yakmanın alemi ne? Istırap vermenin, korku yaşatmanın alemi ne? Ama hiçbir zaman için rahat yaşamayacaklar, Moşiyah gelinceye kadar. Tevrat’ta öyle geçiyor. “Hep korku içinde yaşayacaksınız” diyor. Ve “Kalplerinizde bu korku gittikçe yayılacak” diyor. Ancak Moşiyah devrinde rahat edecekler. Yani İmam Mehdi (a.s) yani gerçek Ben-i İsrail, onları kurtaracak olan gerçek Ben-i İsrail Mehdi (a.s) ve talebeleridir, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Gazze için tıbbi destek, ilaç ve hekime ihtiyaç var.  En acil ihtiyaçlardan biri ise cerrah doktor. “Yüzlerce ağır yaralının ameliyatlarına yetişemediklerini” söylüyorlar. Bu yüzden Gazzeli doktorlar cerrahlara Gazze’ye gelmeleri için acil çağrıda bulunuyorlar. Fakat gönüllü doktorlardan oluşan Yeryüzü Doktorları Gazze’ye kabul edilmiyor. Yeryüzü Doktorları başkanı Kerem Kınık “yaraları bugün sarabilirsek belki özürlü kalmayacaklar” dedi ve “izin verin Gazze’ye girelim” diye bir hashtag başlattı Hocam.

ADNAN OKTAR: Yani ideolojik bir yönleri yoksa İsrail’le görüşüp hemen izin alabiliriz geçmeleri için. Ama normal hastanelerden doktor toplayalım, onlar gitsin. Mesela Hacettepe, Cerrahpaşa hepsi bir doktor kadrosu ayarlasın. Yani ona çok daha kolay izin alırız. Sorun İsrail’e; “niçin engelleniyor?” Yani neye huylanmışlar? Müsaade etsinler, gitsinler.

BÜLENT SEZGİN: Yani “modern klasik doktorlar” diyorlar Hocam hepsi.

ADNAN OKTAR: O zaman tamam. Bu akşam dahi sorabilirler yani, inşaAllah. Olmazsa sabah sorun. Konuşalım, görüşelim, o İsrailli milletvekillerine mesaj gönderin bize açıklama yapsınlar. Yani doktor ne mahsuru var? Bir mantığı yok.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bir fotoğraf vardı. Gazze’deki Müslümanlar’ın kilisede namaz kılarken bir fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR:  Göreyim. Kilise.

BÜLENT SEZGİN: Bombardımanda kiliseye sığınmışlardı Hocam. Burada namaz kılıyorlar.

ADNAN OKTAR:  Güzel, güzel olur. Gayet güzel. Kardeş ol, tünele gerek yok. Onlar da gariban, sen de garibansın, onlar da zavallı sen de zavallısın. Ne zorun? Sarıl, bağrına bas. Allah’a inanan insanlar, “Allah bir” diyorlar. Daha ne istiyorsun? Kuran’da “Musevi var” diyor Cenab-ı Allah, çok fazla ayet var. Taktılar kafayı “kazıyacağız, yok edeceğiz.” Ne geçecek eline? Zorun nedir? O ona, o ona. O ona, o ona. Yazık günah değil mi? Bak bine yakın çoluk çocuk şehit oldu. İnim inim inliyorlar. Cenab-ı Allah Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurunu çabuklaştırsın. Cenab-ı Allah İsa Mesih’in zuhurunu çabuklaştırsın. Ama illa ki bu safhalardan geçilecek. İlla ki vaktin merhunu var. İlla ki Cenab-ı Allah’ın kastettiği olaylar olacak. Bu IŞİD’ler, şunlar bunlar hep tarih sahnesinde filmin bir bölümüydü onlar, zaman geldi filim ilerledi ilerledi, bak geldi gözümüzün önüne gördük. Filistin filmin bir bölümü, o da geldi geldi gözümüzün önünden geçiyor o da. Şimdi yeni var, yeni yeni gelecekler var. Daha şiddetli ve daha acayipleri gelecek. Sonunda da Muhammed Mehdi (a.s)’ı göreceğiz. Sonra da İsa Mesih’i göreceğiz. Sonra da, en sonunda da insanlar kıyameti görecek inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam sosyal medyada şu anda iki resim paylaşılıyormuş. Birisi Filistin’den bir fotoğraf, diğerinin ülke ismi vermemişler.

ADNAN OKTAR:  Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Bu Filistin’deki vatandaşlar Hocam. Bir de bunu paylaşıyorlarmış. İkisini kıyas yapıyorlarmış şu anda.

ADNAN OKTAR:  Yani işin doğrusu yönetenler onlar. Ezilenler de onlar. Bir de çok sevimli Filistinliler, çocuklar acayip şekerler. Genç kızlar mesela çok şuurlu, çok politize onlar. Çok kültürlü genç kızlar. Yazık günah.

Evet dinliyorum.

BEYZA BAYRAKTAR: Hocam bir soru soracaktım. Siz daha önce “mucizeler aklın ihtiyarını kaldırmaz” demiştiniz. Hz. İsa (a.s)’nın beşikte konuşması o mucizeye tanık olanları, olağan mı karşılamış o mucizeye tanık olanlar?

ADNAN OKTAR:  Hiçbir mucize aklın ihtiyarını almaz. Bizzat peygamber dahil. Yani çocuk böyle herkesin gözü önünde elini kaldırıp şakır şakır konuşmaz. Mesela çocuk bir yerdedir. Bir perde vardır. Oradan bir ses gelir. O tarzda olur. Çocuğun bulunduğu bölüme işaret eder, oradan bir ses gelir. Hiçbir zaman için böyle alenen aklın ihtiyarına, sonra imtihanın anlamı kalmaz o zaman. Asla ve kesinlikle öyle bir şey olmaz. Mesela bak İsa Mesih geldiğinde de göreceksiniz. Normal bir Müslüman görünümündedir. Dürüst, efendi, gerektiğinde de acı çeken ama tabii yüzünde olağanüstü bir temizlik ve asalet, bir derinlik ve şiddetli bir nur vardır yani çok güçlü bir nur vardır. Çok akıllıdır. Ama başka halktan bir insan fark edemeyebilir. Onun İsa Mesih olduğunu fark etmez. Bediüzzaman “imanın nuruyla” diyor mukarreb ve havassı imanın nuruyla onu tanır” diyor. Makul konuşur konuştuğunda. Hz. Mehdi (a.s)’da öyle. Hz. Mehdi (a.s)’ı hiç tanımıyorlar. “Belki” diyor Bediüzzaman onu da “belki” diyor Hz. Mehdi (a.s) için “belki imanın nuruyla o eşhas-ı ahir zaman tanınabilir” diyor “belki”.

MERVE TEZEL: Hocam bir tane hadiste de Hz. Mehdi (a.s) için “onların gezdiği çarşılarda gezer, onların geçtiği yollardan geçer, onlar ise onu tanımazlar” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hiçbir zaman için ölüm anına kadar hiçbir şekilde aklın ihtiyarını kaldıran bir şey olmaz. Ama ölüm anında melekler geldiği için, heyet geldiği için aklın ihtiyarı bitmiş oluyor artık. Yani imtihan sonuçlanmış oluyor. Allah adildir, hiçbir zaman için o tip bir olay meydana gelmez.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Hz. Musa (a.s)’ın asası yılan olduğunda da onu yine büyü olarak karşılıyorlar “bu size büyüyü öğreten bir büyüğünüzdür” diyorlar.

 ADNAN OKTAR: Bak hiç kimsenin aklının ihtiyarı kalkmıyor. “Hipnoz sonucu oluştu bu” diyor yani “gözlerimize öyle görünüyor” diyor. Hakikaten hipnozla bu mümkün, yapılabilir kitle hipnozuyla. Mesela adam eline bir asa alsın “bu yılan” desin herkes onu yılan diye görür. Kitle hipnozu da çok kolaydır. Adam karşılarına geliyor, konuşuyor, bakıyor kısa sürede hepsi hipnoza giriyor.

 BÜLENT SEZGİN: Hocam büyücüler yalnızca anlıyor, ilim sahibi olanlar anlıyor onun büyü olmadığını.

 ADNAN OKTAR: Tabii. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam yabancı basında yeni makaleleriniz yayınlandı. Bahreyn’de yayınlanan “Gulf Daily News” de bugün ilk kez yazınız yayınlandı. Çıkan yazınızda, Türkiye’deki yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden ve cumhurbaşkanı olacak kişinin tüm Türkiye’yi kucaklayacak ve dengeyi sağlayacak bir isim olması gerektiğinden bahsediyorsunuz. Suudi Arabistan gazetesi olan “Arap News”in “İslam” bölümünde “Rabbimiz’den bir nimet: Kadir Gecesi” isimli yazınız yayınlandı. “Daily Mail” haber sitesinde de “Müslümanlar’ın Kadir Gecesi’nde düşünmesi gerekenler” isimli yazınız çıktı. Bu yazınızda yeryüzünde barış ve güvenliğin hakim olması için Allah’a şirk koşmadan samimi iman etmenin önemini vurguluyorsunuz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dünya çapında Allah tebliğ yapmamıza imkan tanıyor, yaratıyor. Kaderde daha annemden doğmadan o yazılar vardı. Bütün güç kudret Allah’a mahsus. Etkiyi meydana getiren de, tesiri meydana getiren de Allah. MaşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Selahattin Demirtaş “Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayı olduğumda bu kararı birlikte yaşama isteğimizin bir alameti olarak aldık. Yoksa cumhurbaşkanı “ben Türkiye’yi böleceğim” diyemez. Çünkü orası bölünme açısından değil birleşme açısından uygun bir mekandır. Bu ülke Kenan Evren’e bile “cumhurbaşkanım” dedi. Bana niye diyemez. Bunu hiç anlamıyorum” dedi.

ADNAN OKTAR:  Deriz demeye de. Aslında efendi delikanlı. Üslubu bayağı güzel, ben çok takdir ediyorum. İnsancıllığı güzel, demokratlığı güzel, fikir özgürlüğüne bakışı güzel. Haksız, anormal şeyleri çok güzel anlatıyor, anlaşılır şekilde anlatıyor. Doğrusunu güzel anlatıyor. Ama tepesinde bir PKK gölgesi var. Bir kere bu belanın bölgeden tamamen gitmesi gerekir. Yoksa o anlamda çok yetenekli bir insan. Güzel ahlakı, mesela bak bölünmeye karşı üslubu da güzel. Ama özerklik istedin mi arkasından bunun geleceğini görmesi lazım. Aklı başında bir insan bu. Özerklik, federasyon. Federasyon Allah vermesin olduğunu farz et. Adama ikinci kere sorsan “ayrılmak istiyorum” der. Silahların gölgesinde oldu mu bunu yapabilir. Herkes yapmasa da birçok kişi bunu yapabilir. Bela kapıda. Buna gerek yok. Ama normal bir parti olarak hakikaten içlerinde çok insancıl, cesur, delikanlı insanlar var. O dindar bir kişi daha var. Altan Tan. Şahane delikanlı. Bayağı dindar çok efendi, aklı başında. Çok daha vardır içlerinde, çok çıkar yani. Ama PKK gölgesi çok vahim. Biz mesela çok iyi bir tanıdığımız olsa ama onu bir mafya grubu destekliyor olmuş olsa istediği kadar iyi olsun. Çok rahatsız oluruz yani. O destekten kurtulmaları lazım. PKK desteğinden kurtulmaları lazım. “Arkadaş, siz bizi desteklemeyi bırakın, bizim sizinle muhataplığımız yok” demeleri lazım. Ama onu nasıl yaparlar bilemiyorum. Yoksa üslubu bayağı efendi. Bir şey yok.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bugün “birlikten yanayız” diyor Sayın Demirtaş ama nezaketiyle özerkliği anlatıyor.

ADNAN OKTAR: Olmadı. Bana kibar kibar kötü bir şeyi birisi bana anlatmaya kalkarsa ben onu saygıyla karşılamam. Belli ne olacağı. Eskiden karakola davet ederlerdi “çok küçük bir yazı var şöyle beş dakika iki satır bir şey yaz, yazıp çıkacak hemen” derlerdi. Adam bir giderdi bir daha. Ondan sonra gez babam gez, alaka tetkik, oradan asayiş şubeye, oradan siyasi şubeye. “Gel bakalım senin öbür yerden alakan var mı? Oraya  bakalım.” Günlerce gezerdi adam en sonunda tutuklanır oradan ceza evine. Başı bin bir türlü belaya girerdi.  Ama ilk üslup çok kibar olurdu. Hiç önemsiz iki satır bir şey. “Hemen beş dakikaya yazsın hemen çıkalım. Bizimde işimiz var zaten” falan gibi. Şimdi onun gibi bir üslup bu. “Bir şey yok” diyor. Var kardeşim. Alenen bölünme arzusu var. Sen bunun farkına varmasan bile var. Ahir zamanda tamam benim canlarımı çok kızdırdılar, Kürt kardeşlerimizi. Çok azap ettiler, canlarını yaktılar bu Ergenekon belası. Veyahut ona benzer yapılanmalar dehşet saçtı. Hakikaten ben hatırlıyorum çocukluğumda Kürt dedin mi beğenmezlerdi Kürtler’i. Allah vermesin haşa aşağılarlardı. Mesela Kıpti vatandaşları, Kürtler’i, Alevi kardeşlerimizi değerli görmezlerdi. Sonra Tayyip Hocam’ın zamanında bir atak oldu işin doğrusu. Aleviler’e karşı sevgi ve saygı o zaman gelişti. Bir kısım kardeşlerimizde hepsinde değil ama bir kısmında öyle bozuktu kafaları. Kürt kardeşlerimize karşı Kürt’le evlenmiyorlardı. Kız vermezler, iş mümkün değil. Kira mümkün değil. Bakıyor adam Mardin doğum yeri bitti. Bakıyor Diyarbakır doğumlu bitti. Öyleydi; çok fazla yaygın olmasa da birçok insanda bu vardı. Allah’a şükür şu an öyle bir bela pek görünmüyor. O devirden canları yandığı için kardeşlerimizin onun unutamıyorlar. Bir kısmı ama bir avuç ahlaksızın yaptığını sen hem Kürt milletine mal etmeye kalkıyorsun, Kürt kavmine kardeşlerimize, hem Türkiye’ye Türkiye’deki diğer Laz, Çerkez diğer kardeşlerimize karşı da azap meydana getirmiş oluyorsun. Yapma bunu, öfke kin olmaz Müslümanlık’ta. Olmuş zamanında ve zalimler de gitmiş.  Şimdi mesela Almanya’da Naziler olmadık zulüm yaptı Museviler’e. Ama şu an yoklar. Alman halkına Nazi gözüyle bakamayız ki biz. Değil mi? Dolayısıyla bu öfke ruhunu kaldırmaları lazım. Bir de Kürt kardeşlerimizden rahatsız olan böyle entel dantel takımı var, bazı enteller, böyle Monşer kılıklı tipler. Kürt gördü mü adamların eli ayağı boşalıyor. Mesela her hangi bir eğlence yerinde Kürt görmek istemiyor. Hiçbir yerde görmek istemiyor. Onun için diyor “bölünsünler gitsinler başımızdan, kurtulalım” kafasındalar. Diyarbakır, Mardin oralardan da nefret ediyor adam. Şehirlerden de nefret ediyor. Kürt kardeşlerimizden de nefret ediyor onun için bölünmelerini can-ı gönülden istiyor.  Bir an önce olsun istiyor.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam şöyle diyor Selahaddin Demirtaş; “Kimse tek dille, tek milletle, tek ırkla yürüyeceğiz diyemez. Biz birden fazla devlet oluşsun demiyoruz. Bu ülkede birden fazla dil ve halk vardır bunların birlikte yaşamasının formülü demokratik özerkliktir” diyor.

ADNAN OKTAR: Şu üslup nedir? Bölünmenin diğer adı. “Dilim ayrı” diyorsun, “milletim ayrı” diyorsun yani “kavmim ayrı” diyorsun. “Ayrıyım” diyorsun. Ne alakası var? Bak benim burada çocuklar bizim kardeşlerimiz var bir çoğu Laz. Kürt bayağı var kardeşlerimizden, göçmen olanlar var. Her kavimden insan var aklımızın ucundan dahi geçmiyor. Ben bu konular açıldığında usulen bir sormuştum. Ki bilmem de yani. Mesela bizim Ümit Kürt, abisi de Kürt. Nur gibi insan. Yani ne fark eder? Ben şimdi ne yapacağım? Özerklik mi isteyeceğim o yüzden? O zaman burada da özerklik. Diyecek “ben Kürt’üm dilimi konuşmam bana özerklik verin. İşte şurada bahçede ayrı bir yer yapayım kendime oraya arkadaşlarımla toplanayım.” Bunda mantık var mı? Ne alakası var? Bu öfkeyi içlerinden atmaları lazım. Ve bu Kürtler’e karşı kin duyan entel dantel takımının ekmeğine yağ sürüyorlar. Selahaddin Hoca bu mantığı bırakacak. İstediği kadar iyi güzel olsun. Bu yönü  olduğu müddetçe rahatsızlık verici olur. Olur mu? Türkiye belli ki paramparça olacak böyle bir şeyde. Laz’ı da ayıracaksın, Çerkez’i ayıracaksın. Hatta diyorlar, “İstanbul’u ayıralım, İzmir’i ayıralım” diyor. Zaten ayrılmaya müsait çok fazla insan var Türkiye’de. Mesela futbol takımı ayrı, akıl almaz kin duyuyor öbür futbol takımına karşı. Yani öldürme hissi var döner bıçağıyla onları, saldırıp kesmeyi düşünüyor adam. Yani bu kadar sevgisizlik yaygınken böyle bir şey yaparsan ne olur? Paramparça olacağını çoluk çocuk olsa bilir ama eğitirsin sevgi gelişir, muhabbet gelişir Türkiye güçlenir, süper güç olur. Azerbaycan, Ermenistan ile birleşiriz. O zaman özerklik de yap, federasyon da yap, ne yapıyorsan yap. Kale gibi devlettir artık konu bitmiş. Mehdiyet devrinde bunların hepsi mümkün ama şu an akıl almaz tehlikeli bir ortamdayız ve Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması var. Sen bu ortamda özerklikten bahsediyorsun. Adamlar bas bas bağırıyor “bölünmek istiyoruz” diye. “Ayrı devlet istiyoruz” diyor. Amerika bas bas bağırıyor Türkiye’nin, Güneydoğu’sunu Türkiye’nin sınırları içinde kabul etmiyor Amerika resmi olarak. Ta Lozan’dan beri, eskiden beri kabul etmiyor. Yaklaşık yüz seneden beri kabul etmiyor. “Diyarbakır, Mardin, Siirt Türkiye’nin sınırları içinde değil” diyor Amerika. Böyle bir ortamda sen nasıl istiyorsun özerkliği? Adam “böyle bir yer yok Türkiye’de. Burası Kürdistan. Ayrı bir yer” diyor. Sen ne diyorsun? “Özerklik” diyorsun. Amerika’nın ağzının aynısına yakın. Olmaz; büyük bir tehlike. Allah muhafaza Türkiye’nin bölündüğünü düşün, Osmanlı zaten vere vere vere bitirmiş Türkiye diye bir şey bırakmamış. Öyle de kolay görmüşler ki. Mesela Girit “olsun” diyor “al senin olsun.” Mesela Yunanistan, Bulgaristan hepsi bizleydi. Kardeşim şefkatle sevgiyle yaklaşsana Osmanlı enaniyeti var, özel. O devirde bazı tiplerin ortaya çıkarttığı Osmanlı’ya mal edilen değil de, o tiplerin ortaya çıkarttığı özel bir enaniyet şekli. Kafalarını ezerek adam etmeye kalkmak. Allah böyle belanı verir işte. Hristiyan’a sen şefkatle yaklaşsana, merhametle yaklaşsana. Git papazlarıyla görüş, saygı göster, hürmet et. “İstediğiniz gibi özgürsünüz, biz sizin güvenliğinizi sağlıyoruz sadece. İstediğiniz gibi iç işlerde de serbestsiniz.” Kendi valilerinin kendi insanlarının içinde rahatça yaşamaları. Ama “Irk düşüncesine gerek yok” diyeceksin. Mesela Bulgar, Yugoslav bir insan sizi idare edebilir. Yugoslav asıllı insan evladı değil mi? Mesela Bir Laz sizi idare edebilir. Ama bir Arnavut da gelsin İstanbul’da valilik yapsın. Osmanlı ne yaptı? Ermeniler’i paşa yaptı. Ne demek bu? Ermeni’ye de Laz gönderiyor. Laz paşa gönderiyor kendi ordusuna da Ermeni paşa koyuyor. Ne güzel, öyle olması lazım. Beceriksizlikleri, Darwinizm’in özellikle Osmanlı’ya hakim olması belayı getirdi. Ama ana sebep Osmanlı’ya Darwinizm’in girmesi, Osmanlı aydınlarının nerdeyse yüzde doksanı Darwinizm’e inandı. Öyle olunca da bela hemen çöktü. Osmanlı’yı yıkan Darwinizm’dir, başka bir şey değildir. Darwinist, materyalist felsefedir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Selahattin Demirtaş “bizim savunduğumuz proje Türkiye’nin yirmi-yirmi beş bölgeden oluşturulması bölünme değil. Yirmi-yirmi beş bölgede demokratik özerklik cumhuriyetin demokratikleşmesinin en önemli araçlarından biridir. Böyle bakıldığı zaman Türkiye’de birliği bütünlüğü sağlayabilecek tek proje de budur” iddiasındalar.

ADNAN OKTAR: Onu bir şekilde İstanbul’a geldiğinde gelsin de görüşelim, konuşayım. Öyle bir şey olmaz. Yirmi beşe alenen bölünür Türkiye; öyle bir şey olmaz. “Olmaz” diyor. Ufacık bir futbol takımından bile birbirine giriyorlar. Olur mu? Bölgecilik, mezhepçilik, hemşericilik her nedenle bir çok insan ayrım istiyor. Hatta aşiretler bile anında çatışıyorlar. Pompalı tüfeklerle meydan muharebesi gibi kahredici bir nefretle saldırıyor. Sen böyle bir ortamda böyle bir bölünme yaparsan iyi niyetle de yapsan sonunun felaket olacağını çocuk olsa anlar. Gerçekçi olması lazım ama çok iyi bir eğitim olursa, çok güçlü bir Türkiye olursa arkasından ne yapıyorsan yap. Ama bu durumda ne olacağını çocuk olsa bilir. Bir kere Amerika bas bas bağırıyor “böleceğim zaten” diyor. Sen bu arada ne diyorsun? “Özerklik istiyorum” diyorsun. Amerika’ya o da yetmiyor, özerklik de yetmiyor. “Özerklik değil” diyor, “doğrudan bölünecek ve devlet olacak” diyor. Avrupa Birliği de öyle diyor. “Öyle Türkiye’nin Güneydoğu’su diye bir şey yok. Orada Kürdistan var” diyor. Sen böyle bir konumda nasıl özerklikten bahsediyorsun? Tepmez devrilmez bir gücün olur, o zaman idari yapıda sürekli denemeler yapabilirsin. Özerklik yap, federasyon yap, yap ta yap çeşit çeşit şeyler deneyebilirsin. Yani rahat yönetim için. Ama şu an deneme yapılacak gibi değil Türkiye.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam arkadaşlarımız Hüma Babuna, İbrahim Tuncer ve Aydan Saraçoğlu bu akşam Ankara’da Çin Büyükelçiliği’nin düzenlediği resepsiyona davet edildiler. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun 87. Kuruluş Yıldönümü’nün kutlandığı geceye Çin Büyükelçisi’nin eşi bayan Sayın Hun Geng ev sahipliği yaptı. Bu fotoğrafta İbrahim Tuncer, Çin Büyükelçisi’nin eşi Sayın Hun Geng arkadaşlarımız Hüma Babuna ve Aydan Saraçoğlu görülüyor. Çin Büyükelçiliği Savunma Ataşesi Sayın Albay Enzyong, Hüma Babuna, İbrahim Tuncer, Aydan Saraçoğlu. Bu fotoğrafta da Güney Sudan Büyükelçiliği’nden Sayın Maslat Güzar Sevit Bulan Kamunde görülüyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah iyi güzel. Çin de inşaAllah tam demokrat olur da, Avrupa gibi olur. Şu idamları kaldırır. Adam kaybolmaları kalkar. Derin devlet pisliği kalkar inşaAllah. Normal herkesin gidebileceği, halkın da huzur içinde yaşayacağı bir yer olur inşaAllah. Dine baskı kalkar. Din tam anlamıyla özgür olsun Çin’de. Hristiyan, Musevi değil mi? Şu an baskı devam ediyor.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlar Hocam. Adapazarı’ndan kardeşlerimiz Ulu Sokak’ta apartmanlara 270 adet A9 TV broşürü dağıtmış. Balıkesir’den kardeşlerimiz iftar yemeğinde buluşmuşlar. Sizin belgesellerinizden izleyip İttihad-ı İslam, ahir zaman mucizeleri konularında sohbet etmişler. Bir kardeşimiz eşiyle birlikte dün Mecidiyeköy metro çıkışında 25 adet kitap halka hediye etmiş. Ankara Keçiören’de kardeşlerimiz çok sayıda kitap dağıtmışlar. Şanlıurfa’da kardeşlerimiz teravih namazı çıkışı sizin 100 adet kitabınızı dağıtmışlar. Ve Ankara Ulus’tan kardeşlerimiz 25 adet kitabınızı, 15 adet de belgesel CD’sini dağıtmışlar. İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah aferin. Ankara’nın ışığı, nuru onlar maşaAllah. Çok güzel olmuş.

Geçenlerde epey oluyor, “İsrail milletini yok etmeye kalkarsanız” dedim “gök kubbeyi başınıza geçiririm” dedim. Yani “Sen Peygamber soyunu kazımaya kalkarsan gök kubbeyi tepene geçiririm.” Doğru bu, ama aynı şeyi Filistin için de söyledim. Filistin halkını yok etmeye kalkan olursa gök kubbeyi tepelerine geçiririz. Haksız yere, masum oldukları halde, bir şey yapmadığı halde “ben burayı yok edeceğim, burayı ben işgal edeceğim, bura benim olacak” derse. Kim derse İsrail de dese, başka bir ülke de dese, gök kubbeyi başlarına geçiririz, bunu bilecekler. Ama adamın kafasına sen roket atıyorsan, o da sana silahla mukabele ediyorsa, biz burada ne diyelim? “Barışın” diyebiliriz ancak “düzeltin aranızı” diyebiliriz.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, bu akşamki Çin Elçiliği davetinden bir resim daha gönderdi arkadaşımız.

ADNAN OKTAR: Evet, göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Bu resimde İbrahim Tuncer Rusya Büyükelçiliği Askeri Ataşesi, Yunanistan Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Sayın Kaptan Nikalaus Tetdaradakos, Hüma Babuna ve Aydan Saraçoğlu birlikte görülüyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah Hüma Hocam da, Aydan Hanım da formunun zirvesindeler maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, iki sevimlinin fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Birisi Filistinli, Birisi Musevi inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İkisi de birbirinden şeker, bak dişleri bak sen dişlere. İkisi de çete, bayağı şekerler maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hocam AK Parti içinde başbakanlık tartışması şimdiden başladı. Sayın Erdoğan’ın Başbakan olarak yetkilerinin hangi tarihe kadar devam edeceği konusu gündemde. Bu konuda parti içinde sorun çıkaran isim Cemil Çiçek olmuş. Cemil Çiçek, Başbakan’ın yetkilerini yemin töreninden daha önce bir vekile bırakması gerektiğini savunuyor, parti de buna karşı çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Yemin töreninden daha önce?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Seçildiğinde?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Anayasada ne yazıyorsa odur, kanunlarda ne yazıyorsa o olur. Cemil Çiçek tecrübe eğer teamüllere uygun olarak bunu söylüyorsa, daha önceki siyasi geleneğe uygunsa bu, bu olabilir. Ama siyasi geleneğe uygun değilse daha önceki uygulamalara bakmak lazım. Turgut Özal ne yapmış, Demirel ne yapmış? Aynısı olur. Aslında başbakan olsa çok iyi olacak Tayyip Hocam da. Son ana kadar yine direneceğim bakayım başbakan olması için. Cumhurbaşkanlığında bir şey yapamaz o. Ama rahat etmek istiyorsa olabilir tabii. Hakikaten güven içinde olur, huzurlu olur. Öyle düşünüyor herhalde. Ama o yönü de haklı çok yoruldu, çok yıprandı. Hakaret edemezler, bir şey diyemezler öyle kolay kolay cumhurbaşkanı olduğu için. Hukuki yönden de bir koruma altında olmuş oluyor. Başbakanlık zor, çok yorulmuş olabilir. Yoruldum demez ama yoruldu Allahualem. Ama onun yerine geçecek de biri yok uygun birisi. Davutoğlu olabilir o iyi. Davutoğlu, dişli o, hakikaten götürür o.

BÜLENT SEZGİN: Abdullah Gül olabilir diyenler var Hocam.

ADNAN OKTAR: Olur tabii. Niye olmasın? Ama misyon adamı olarak, dava adamı olarak Davutoğlu bence çok iyi. Eğer o Başbakan olursa İttihad-ı İslam Allahualem kaldığı süre içinde bitirebilir. Mehdiyet’in bereketinden, Mehdiyet’in maneviyatından, Mehdiyet’in derinliğinden mutlaka istifade etmesi lazım. Ve İsa Mesih’in gelişini bekleyen bir ruh içinde olması lazım.

GÖKALP BARLAN: Hocam, Kahtani’den bahsediyor bazı hadislerde yardım eden, Mehdi (a.s)’a yol hazırlayan.

ADNAN OKTAR: Bakın Mehdi (a.s) öncüsü hareketlerin hepsi bir zemin hazırlamış olacaklar. Büyük bölümü böyle olacak. Mesela Atatürk; hoca, âlim değildi, vardı bilgisi ama. Mehdiyet’e zemin hazırladı. Belki bilmiyordu ama bilerek veya bilmeyerek Mehdiyet’e zemin hazırladı. Ama ben bildiğini düşünüyorum. Mesela Bediüzzaman açık açık söylüyor “ben” diyor “Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim öncü bir askeriyim, ona zemin hazırlıyorum” diyor, o açık söylüyor. Ama Bediüzzaman’la Mehdiyet’in benzerliği o kadar yoktur. Bediüzzaman onu zaten açık açık söylemiş. SungurAğabey’e söylemiş. “Bambaşka olacak” demiş. Ben Nur talebesi mi olacak dedim? Bediüzzaman “Nur talebesi olmayacak” demiş “bambaşka olacak.” Bambaşka ne demek? Fıkıhta da benzemeyecek, başka yönlerde de benzemeyecek. Çok fazla ismi geçen şahıs var ahir zamanda, eşkâli belirlenmemiş, şekli belirlenmemiş. Eşkali belirlenmemiş her vaka Mehdi (a.s)’dır. Mesela o şubecik anlamında ki ifadenin kullanıldığı şahıs Mehdi (a.s)’dır. Ayrı biri zannediyorlar hâlbuki Raviler’in karıştırmasından oluyor onu. Uzun uzun eşkâlini tarif ediyor, tam Mehdi (a.s).Mücadele şekli anlatılıyor, tam Mehdi (a.s). Hidayet ehli olduğu anlatılıyor, tam Mehdi (a.s) ama öbürleri için öyle bir açıklama yok. “Hepsi Mehdi (a.s)’a uyacaklar” diyor. Doğru yoldaysa niye Mehdi (a.s)’a uysun? Bir eksiği yoksa niye uysun? Demek ki bir eksiği var ki Mehdi (a.s)’a uyuyor ve onunla tamamlanıyor. Mehdi (a.s) çünkü “onları düzeltecek, eksiklerini tamamen izale edecek” diyor. “Kan akıtmayı durduracak” diyor. Kan akmasını durduracak. “Onun devrinde kan akmayacak” diyor. Mesela IŞİD liderini Mehdi (a.s) gibi görüyorlar. Kardeşim kan akıtıyor mu bu? Hem de oluk oluk. O zaman Mehdi (a.s) olamaz. Kan akıtan hiç kimse Mehdi (a.s) olamaz.

Fikret Bey ve Bülent Bey buyurun.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Filistinli arkadaşımız Muta Semih, kızı Sarah’la birlikte sevgilerini göndermiş size inşaAllah. Fotoğrafları vardı Sarah’ın.

ADNAN OKTAR:  Ben onu yerim. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam bugün Başbakan Erdoğan yüksek hızlı trenin açılışını yaptı. Ankara’dan İstanbul’a geldi trenle. Yaptığı konuşmada “bu mutluluğu bize yaşattığı için Rabbim’e hamd ediyorum. Bu can bu tende durduğu müddetçe milletçe ülkeme hizmet yolunda çalışmaktan kimse bizi alıkoyamayacak. Konuşuyorlar. “Başbakan hesap verecek” diyorlar. Biz size verecek hesaptan değil, Rabbim’e verecek hesaptan korkarız” dedi.

ADNAN OKTAR: Mesela bu çok ürkütücü. Bir Başbakan’ı sürekli mahkemeyle tehdit etmek, hapisle tehdit etmek. Asmakla tehdit etmek. Yani bu korkunç geliyor bana. Çok ürkütücü geliyor. O da bizim milletimiz bir ferdi, bir vatandaşımız, samimi olarak çıktı hizmet etti. Belki kendini riske soktu, bazı şeyleri çok üstlendi. Ama bunun karşılığı bu olması çok ürkütücü, böyle bir üslup olması. Şefkatle, merhametle yaklaşmak lazım. Nesine lazım? Bütün ömrünü Allah’a, Kitap’a ayırmış bir insan, Allah için yaşamış bir insan. Böyle bir üslup bana çok ürkütücü geliyor. Peki, başkası Başbakan olsa ne yapacaksın? Aynı üslubu ona da yapacaksın. Böyle bir rekabet anlayışı olmaz. Veya en iyisi cumhurbaşkanı olsun da biraz kafayı dinlesin. Böyle Allahualem bayağı sıkacaklar belli yani, bunaltacaklar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bu gözaltına alınan polislerin bir kısmı 400-500 defa taltif almışlar. Normal bir polis yılda en fazla o da olağanüstü başarı gösterirse yılda iki kere taltif ediliyormuş. Bunu da örgütlü gelir elde etmeye delil olarak gösteriyorlar şu anda.

ADNAN OKTAR: İşte bunlar varsa bunu hukuki yoldan ispat ederse hükümet, onların kimseyle mücadele etmesine gerek yok. Zaten olay netleşir. Yani millet de ona göre kendini güvenceye alacak bir tavır içine alır. Ve hükümeti de desteklerler. Böyle şeyi de netleştirmekte fayda var. Yani böyle tahmini gibi değil de, netleştirmek. Ama çok garip bir durum var. Hakikatten çok garip yani. Ne zamandan beri böyle bir yapılanma var? Hakikatten onlara mı bağlı? Bunlar mesela iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü gibi ayrı bir yapılanma mı var? Yoksa mesela hiç yapılanma falan yok da öyle mi, insanın gözüne öyle görünüyor? Yani hukukun bu konuyu bir an önce ortaya koymasında fayda var. 

Masaüstü Görünümü