Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (26 Temmuz 2014; 19:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hocamız’ın güzel sohbetiyle programımıza başlıyoruz, inşaAllah. Rusya’dan çok güzel misafirimiz Anna da bizlerle bu akşam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Anna muhteşem bir kadın. Evet Fikret Bey sizi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İnşaAllah Hocam. CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay mecliste yaptığı konuşmada şöyle dua etti: “Cenab-ı Allah bütün tutulan oruçları, yapılan ibadetleri, duaları, hayırları kabul etsin. Oruç tutmayan, tutamayanların da temiz kalplerinin niyetine göre muamele etsin. Gazze başta olmak üzere Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, Çin’de velhasıl dünyanın her neresinde kim zulüm görüyorsa onlara Allah’tan yardım diliyorum” dedi. Ve tüm AK Partililer “amin” diyerek vekili alkışladılar.

ADNAN OKTAR: Resmini görebiliyor muyum? CHP çok güzel ataklar yapmaya başladı son zamanlarda. Tabii ya, böyle olsun. CHP iktidar olsun. Ama bunu bir an önce yapsınlar. Yavaş yavaş değil, ani yapsınlar. Vakit kaybetmeye gerek yok.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası başbakan olacağı iddialarına şu cevabı verdi: “Yoğun ve olağanüstü misyonların omzumda olduğu dönemlerde şahsıyla ilgili bir ikbal peşinde koşmanın ihanet olacağını, şu anda beklemeye tahammülü olmayan işler var. Bu trafik içinde Gazze yanarken şahsi bir şey için temas yürütmemiz ahlaki değil” dedi.

ADNAN OKTAR: Hocam, etme çatma ne alakası var? O, hizmet için bir araç. İkballe ne alakası var? İkbalse zaten Dışişleri Bakanı’sın, ikbalse orada da olur ikbal. Hizmet için bir araç. Kimse seni öyle düşünmez. Gereksiz vesvese ediyor. Olur mu öyle şey? Başbakan olması ideal, en makul olan o. Öbürleri dava adamı sayılmazlar. Ama bu insan dava adamı. Araç olan bir konuyu niye ikbal olarak görüyor? Tamamen gereksiz bir konuşma. Ama tevazu olarak söylemiş olması makul, tevazu olarak söyleyebilir ama başbakan o. Yani başbakan olacak insan o. Çünkü dava adamı, misyon adamı ama nezaketen söylemesi gerekir. Ama kimse onu ikbal olarak görmez söyleyeyim. Hizmete vesile olarak görür. Değil mi? Bir yerden bir yere giderken bir araca ihtiyaç var. Onun da bir araca ihtiyacı var işte, başbakanlık bir araç. İkballe alakası yok, hiç kimse de öyle düşünmez. O konuda rahat olsun, o kadar.

KARTAL GÖKTAN: “Olmayacağım” şeklinde bir üslup kullanmıyor Hocam. “Şu an için bu konuları konuşmayalım, şahsi konuları konuşmayalım.”

ADNAN OKTAR: Nezaket gösteriyor işte, Osmanlı efendiliği gösteriyor, ayıp olmasın diye söylüyor ama kimse öyle düşünmez, inşaAllah.

Tayyip Hocam kafayı dinlemek istiyor benim anladığım, konu bu. Ama çok yordular. Bayağı yordular. Şimdi kim kazanacak? Hoca mı kazanacak, Tayip Hocam mı?

GÖKALP BARLAN: Yüzde elli dört şu anda gözüken.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam; yüzde otuz sekiz. Doğrudur o.

Nasıl Tayyip Hocam gibi olamıyorlar, ben anlamıyorum. Birebir taklidini yapsınlar. Şaşırıyorum ben. Kendi kendilerine orijinal modeller çıkarıyorlar. Halbuki aynısını yapsalar iş bitecek. Sürekli ayetle Kuran’la konuşsa, İslam’dan bahsetse, İttihad-ı İslam’dan bahsetse Hoca çok rahat alır, yapmıyor. Entel dantel tavsiyelerine göre hareket ediyorlar. Türkiye’yi batıran adamlar onlar zaten. Onlara ne uyuyorsun sen? Bereketsiz izahlar onlar, yani müthiş bir bereketsizlik var onların izahlarında. Kaçabildiğince kaçması lazım onlardan.  Alıp yanında taşıyor, olmaz.

Şimdi Tayyip Hocam’ı cumhurbaşkanı mı yapacağız özetle? Yani hiç kurtarışı yok mu bunun? Dönüşü yok mu? Mecburuz yani. Ben bayağı direndim ama yapacak bir şey yok gibi görünüyor. Ne yapalım? Bari Tayyip Hocam’ı cumhurbaşkanı yapalım da konu bitsin, inşaAllah. Ama inanılır gibi değil. Yani nasıl ona benzer bir insan olmaz? Çok kolay bir şey bu, aynısını taklit edersin. Kendi kendilerine model çıkarıyorlar. Milletin bir ruhu var, milletin bir psikolojisi var, milletin zevkleri var. Etmeyin çatmayın nasıl yapıyorsunuz bunu? Milleti en korkutan şeyleri yapıyorlar, en tedirgin oldukları şeyi yapıyor, en hoşlanmadığı şeyi yapıyor. Millet, Allah’tan bahsetti mi kalbi ferahlıyor. Millet ayetle konuştu mu kalbi ferahlıyor. Yani laikliğe de aykırı bir şey yok. Millet zaten laik, millet yobazlığı istemez. İstediğin kadar uğraş, havalarda yüz takla atsınlar, hiç bir şekilde Türkiye’de yobazlık gelişmez. Atatürk’ten Allah razı olsun çok sağlam yetiştirdi gençleri. Bak mesela gönlümüz çok rahat. Hiç ne tedirgin oluyoruz, “acaba yobazlık gelişir mi?” falan. Yoksa IŞİD falan uçururdu Türkiye’yi. Bir yerden girer bir yerden çıkardı Türkiye’de. Tahayyül dahi edemiyorlar. Hiç müsait değil. Hep aydın gençler, dindarlık mükemmel. Genç kızlar ben mesela görüyorum başı açık, mini etekli kızlar falan hep namazında niyazındalar. Hep helale harama dikkat ediyorlar şahane kızlar, çok şahane delikanlılar. Ben nereye gitsem, oraya buraya bazen gidiyoruz, çok modern gençler görüyorum. “Oo Hocam” diyorlar, hep benim kitapları okumuşlar, hepsi dindar Allah’tan korkuyor, çok güzeller yani, inşaAllah.

Evet Fikret Bey dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, CHP Grup Başkanı Engin Altay’ın fotoğrafı vardı uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Engin Altay bu insan öyle mi? MaşaAllah bak çok yaman delikanlıymış. Nereli bu Engin Altay? Konuşması mükemmel.  Bu, bir kaç tane CHP’de öyle çok dindar kişi vardı. onlRDn birisi değil, bu yeni birisi, değil mi? Çok iyi. Bir de CHP’nin dindar ataklarına diyorlar ki; “siz gösteriş yapıyorsunuz, riya yapıyorsunuz.” Senin yapmadığın ne malum? Ne büyük terbiyesizlik, ne büyük saygısızlık. Sen kalbini mi yardın adamın nereden biliyorsun? Hayır, ilanihaye sanki dinsiz olacak CHP. Manyak mısın sen be adam? İftihar et ne güzel işte. Nur gibi insanlar var CHP’de.

KARTAL GÖKTAN: Sinoplu’ymuş Hocam.

ADNAN OKTAR: Karadeniz’in aslanı.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, ilk defa dindar bir konuşma yapmış bu şekilde.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Karadeniz’den yamuk yumuk adam çıkmaz. Boydan boya delikanlıdır. Bak, komünizm adım atamıyor, PKK adım atamıyor. PKK’lı geldi mi hemen kül gibi savuruyorlar, maşaAllah. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Başbakanımız da yaptığı mitinglerin hepsinde uzun uzun dua ediyor ve on binlerce insan toplu olarak amin diyor. Bugünkü Diyarbakır mitinginde de konuşmanın sonunda şöyle dua etti: “Kardeşlerim, dualarınızda Filistin’i unutmayın, Gazze’yi unutmayın, Suriyeli mazlumları unutmayın. Allah bizi doğru yoldan, iyi yoldan ayırmasın. Allah bizi millete hizmet yolundan ayırmasın. Allah bizi utandırmasın, mahcup etmesin. Bize Allah yeter” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi bunu diyen insan varken başka birini nasıl seçelim? Bize bir yol göstersinler. Öyle bir adam olacak ki daha fazla Allah’ı anacak, o zaman dersin; ‘o olacağına bu olsun’ dersin. Şimdi burada mecbur oluyoruz. Milletin ruhunu temsil eden bir adam var ortada. Bak, çok önemli bir söz etti o dedi ki: “Eski Türkiye’ye dönmeyeceğiz” dedi. Çok hayati bir söz bu. Bugün yine birkaç kere daha tekrar etmiş. Bütün olay orada yatıyor. Ben eski Türkiye’den çok rahatsız oluyorum ve benim kabusum. Geri dönerse Türkiye, eski Türkiye’ye mahvolduk demektir. Bir yol aldık, bu devam etsin. Demokrasi gelişiyor, özgürlükler gelişiyor. Gerçi zaman zaman böyle dalgalanmalar oluyor ama özgürlükler tam. Tayyip Hocam’da bir şey yok, onda bir bozukluk yok çevresindekilerde var bazılarında. Bak, görüyorsunuz işte, futbol oynuyor, bilmem ne yapıyor, sempatik hareketler yapıyor, hoşa gidecek şeyler yapıyor, sevecen tavır yapıyor. Öyle haşin maşin ters garip bir insan değil. Ama bunca mücadeleme rağmen cumhurbaşkanlığını engelleyemedik Tayyip Hocam’ın. Ne yapacağız? Kabul edelim bitsin diyorsunuz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Başbakanımız’ın görüntüleri vardı futbol maçıyla ilgili uygun görürseniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ayılan bayılan olmadı değil mi? Yok değil mi nedir o resimler?

BÜLENT SEZGİN: Hocam, haber şöyle: “İstanbul Başakşehir Stadı’nın açılışında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu bir futbol maçı oldu. Başbakan’ın takımında Kadir Topbaş, Yıldırım Demirören, Bilal Erdoğan, Hidayet Türkoğlu, Rıdvan Dilmen, Acun Ilıcalı gibi isimler var. Önce karşı takım 3-0 öne geçti.

ADNAN OKTAR: Şimdi onlar tamam, biz maçın seyrini sormuyoruz. Ne iştahlısın. Sen onu bırak, ayılan bayılan bir şey olmadı değil mi orada? Öyle resimler var.

BÜLENT SEZGİN: Allahualem olmadı Hocam.

BEYZA BAYRAKTAR: Başbakan’a sarılıyorlar.

 ADNAN OKTAR: Resim biraz ilginç duruyor da onun için. Ben ondan tedirgin oldum yaşı ileri insanlar var şimdi Allah vermesin, ilk defa yapıyorlar böyle bir şey. Değil mi? Tansiyonu çıkar, bir şey olur falan ama maşaAllah iyi güzel.

BÜLENT SEZGİN: Engelli bir kardeşimizin yanına gidip dakikalarca sarılmışlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam. İşte bu da çok şahane bir şey. Biz ağır-oturaklı böyle aristokrat, millete hava atan, millete tepeden bakan bıktık usandık. Çocukluğumdan beri nefret ediyorum ben öyle bir sistemden. Hiç hoşlanmam. Yapmasınlar etmesinler, eski Türkiye çok zor. Yapmasınlar bunu. Bir konuşma görüyorum eski Türkiye. Bu bizim kabusumuz, eski Türkiye’yi istemiyoruz artık. İlerleyelim, sürekli ilerleyelim.

Eninde sonunda Türkiye gideceği noktaya doğru gidiyor. Kaderi güzel. Türkiye böyle, dönemden geçiyor. Allah bir yere doğru Türkiye’yi hazırlıyor. Tayyip Hocam görevli, en başta Atatürk görevliydi, sonra Bediüzzaman. Aslında Demirel de görevliydi, Süleyman Demirel. Modern sağı kuran odur, Süleyman Demirel’dir. İktidardayken de Ülkücü gençliğe destek olduğunu biliyorum, o dönemde. Yani ciddi şekilde destek olmuştu DYP. Doğru Yol Partisi’nin,  Adalet Partisi o zamanlar, gençlik kolları vardı. O gençlik kollarının da gençleri bıyıklar ta kulak altına kadar uzun oluyor böyle, Osmanlı bıyıkla geziyorlardı. O zaman Türkiye ciddi bir belanın içine doğru gittiği için, komünist tehlikeye doğru gittiği için, Demirel uyanıklık yaptı, akıllı hareket etti. Ülkücü gençliği bütün gücüyle destekledi. Nurcular’ı da destekledi o dönemde. Nurcular da çok ciddi bir atak yaptılar. Sonra Turgut Özal geldi. Turgut Özal da bütün cemaatleri destekledi ama cemaatlerin büyük bir bölümü olmasa da, önemli cemaatler şirketleşmeye gittiler. Şirketleşmeye gidince manevi güçlerini kaybettiler. Onun arkasından şimdi Tayyip Hocam devreye girince bir toparlanma devresi yaşandı. Ama Tayyip Hocam zeminde bir dindarlık oluşmasını sağladı. Yani Türkiye zemininde imam hatipler özellikle vesile oldu. Bir kere dindarların güvenliğini sağladı. Yani göğsünü gere gere gezecek hale geldiler. Eskiden böyle değildi. Şu an her yerde açıkça “Müslüman’ım” da diyorlar. Yani eskiden ürkütücü bir ortam vardı. Başörtülü hanımlarla alay ederlerdi, sakallı adam, insanlarla alay ederlerdi. Zor bir durum. Şu an iyi. Ama bu bir hazırlık safhası tabii, bir ara safha bu. Mesela bak cumhurbaşkanı adayı dindar bir insandan seçiliyor, Türkiye’deki ilerleme bu. Mesela CHP hem İslam’a doğru yoğun bir yol alıyor daha dindarlaşıyor. Sağa doğru hızla yol alıyor. Bu Mehdiyet’in ayak sesleri işte. Mehdiyet Türkiye’yi dizayn ediyor şu an. Sessiz sedasız. Hem Orta doğuyu dizayn ediyor, hem Türkiye’yi dizayn ediyor. Bu dizaynda görevli olan Hz. Hızır (a.s)’dır. Ve Hz. Hızır (a.s)’ın kendi cemiyetidir. Hz. Hızır (a.s) kimleri kullanır? Dünya devletini kullanır, dünya devletlerini kullanır. Masonluğu kullanır, tapınak şövalyelerini kullanır. İster istemez hizmet ederler. Ta başından beri Hz. Hızır (a.s) emrindedir masonluk. Çekinirler de Hz. Hızır (a.s)’dan. Mesela bak bu çete, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü felsefi yapısını açıklarken diyor ki; “bizim asıl yönetici kadromuz yer altında uzun mağara tünellerinde yaşarlar” diyor. Mahkemeye bu, resmi rapor olarak sunuldu. İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün iddianamesine bakın orada bu çok kapsamlı anlatılır. Örgütün felsefi yapısı. “Bizim bir başımız var” diyorlar “ama insan değil” diyorlar. Yani “insan görünümde ama insan değil” diyorlar. Ve “asıl yönetici kadromuz da, yer altında mağaralarda yaşıyorlar” diyorlar. Hz. Hızır (a.s)’dan bahsediyorlar. “Onlar ne derse biz de onu yapıyoruz” diyorlar. İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nü Hz. Hızır (a.s) kullanır. İşi bitti mi de dürüp büküp bir kenara atar. Onların ne düşündüğü onu ilgilendirmez, Hz. Hızır (a.s)’ı ilgilendirmez. Hz. Hızır (a.s)’ın o anda da bir sadakati yoktur. Hz. Hızır (a.s)’dan sadakat beklemesinler. O Allah’a sadıktır. Mesela “paralel yapı” diyorlar onun da içinde olur inşaAllah. Onu da canı istemediğinde dürer büker kenara atar. Onun derdi Hz. Mehdi (a.s)’dır. İllaki Hz. Mehdi (a.s)’ı başa getirecek. Karşısında birisi olursa Hz. Mehdi (a.s)’ın yani ciddi şekilde direnen birisiyse, mahveder. Yani öyle bir yöntem kullanır. Libya’da, Irak’ta, Mısır’da faal, farkına bile varmıyorlar. Farkına bile varmazlar. Avrupalılar bir ara bir film göstermişlerdi. Halkın içerisinde giden yeşil bir atlı, o bir ruh. Zaman zaman insan şeklini alır, zaman zaman ışık şeklindedir ama yönlendirir. Mısır’ı istediği gibi şekillendiriyor. Canı istesin bu iktidarı da devirir, Hz. Hızır (a.s) istese. Bu adamların yani on saatlik bile işi yok hemen devirir istese. Ama onları uygun buluyor şu an iktidarda tutuyor. Hz. İsa Mesih (a.s), onun gelişi, Hz. Mehdi (a.s) çıkışı. Onu o ilgilendirir. Bak yüzyıllardan beri Hz. Hızır (a.s) buna hazırlanıyor. Masonluğun tarihi beş bin yıldan daha eskidir. Beş bin yıldan beri kördüğümü çözecek adamı beklerler. Mason sembolüdür kördüğüm yani Moşiyah Mehdi (a.s), kör düğümü çözecek insan. Üçgen içindeki gözde Allah’ın bizi izlediğini düşünürler her yerde, her zaman, her hareketlerinde, her adımında. Ve Allah’ın gözleri önünde yaşadığımızı bildikleri için ona göre hareket ederler. Ama masonluk dinsizi de kullanır, dindarı da kullanır. Hz. Hızır (a.s) yönetiminde. Yani dinsiz de önemli bir mevkideyse onu da alır, onu da kullanır. Ama tam dediği gibi yönlendirir. Dinsiz, masonluk içinde efelik yapamaz. Yani masonluk ne diyorsa onu yapar.

“Hayırlı yayınlar Sayın Hocam. Cübbeli ısrarla “yüz başının ilk çeyreği geçti. Mehdi (a.s) artık bu yüzyılda gelmez” diyor. Ne düşünüyorsunuz?” Şeyhi, Mahmut Hoca “geldi” diyor. Mehmet Talu Hoca “geldi” diyor. Niye cübbeliye bu kadar önem veriyorsunuz? Şeyhi “ben göreceğim, geldi” diyor onu önemli görmüyorlar. İnanılır gibi değil. Fatih Altaylı bunu ortaya çıkarıyor ya, ona göre önem veriyorlar. Mesela Mehmet Talu Hoca’yı çıkartsalar derler ki; “Mehmet Talu Hoca çıkacak dedi göreceğim dedi” onu önemli görürler.

MERVE TEZEL: Hocam Hz. Hızır (a.s) ile Hz. Mehdi (a.s) görüşecek mi?

ADNAN OKTAR: Hz. Hızır (a.s) ile Hz. Mehdi (a.s) görüşür Hz. Mehdi (a.s) haberi bile olmaz. Hz. Hızır (a.s) başbakanla da görüşür, cumhurbaşkanıyla da görüşür, onların da haberi olmaz. Mason toplantısına katılır oradakilerin de haberi olmaz. İstanbul’un fethinde surların üstünde zaferden sonra etrafı seyrederken Hz. Hızır (a.s) Ak Şemsettin tarafından görülmüştür. Yani İstanbul’un fethinin gününü dahi söyleyen yine Hz. Hızır (a.s)’dır. Ak Şemsettin kanalıyla bu konuyu iletmiştir Fatih Sultan Mehmet’e. Direkt değil. Bazen adam kullanır, aracı kullanır. Fatih Sultan Mehmet vazgeçmişti. “Ben İstanbul’u fethetmeyeceğim. Allah nasip etmiyor. Defalarca girişimde bulundum çok büyük insan kaybı oldu ama buna rağmen İstanbul’u fetih edemiyoruz. Demek ki Allah Mehdi (a.s)’ye nasip edecek. Hadislerde Mehdi (a.s) alacak İstanbul’u, ben o yüzden vazgeçtim” dedi. Ak Şemsettin’i Hz. Hızır (a.s) gönderdi. Onu çağırdı çadırına, “sen maddi olarak fetih edeceksin, Mehdi (a.s) de manevi olarak fethedecek İstanbul’u” dedi. “Sen fethet, Mehdi (a.s)’ye İstanbul’u hazırla” dedi. Ve ecdat camilerle Mehdi (a.s) için İstanbul’u süsledi. Saraylarla süsledi. Kendileri için yaptırmadılar o sarayları Mehdi (a.s) için yaptırdılar. Topkapı Sarayı’nı kendi keyifleri için yapmadılar onlar mütevazı yaşayan insanlar. Topkapı’ya alametleri Peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkasını, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcını, sancağını Hz. Mehdi (a.s) için getirdiler. Duruyordu o Mısır’da. Özel getirttirdiler Hz. Hızır (a.s)’ın talimatıyla. “Hz. Mehdi (a.s) burada çıkacağı için İstanbul’u fethedeceksin Hz. Mehdi (a.s)’ye hazırla” dedi. Hz. Mehdi (a.s) için özel olarak süslenmiştir İstanbul. Avrupa İstanbul’u bize verir mi? Bu olacak iş mi yani? Koskoca Avrupa bize verecek İstanbul’u.

OKTAR BABUNA: Almışlardı birinci dünya savaşında da İstanbul’u bırakıp gittiler.

ADNAN OKTAR: Yani olacak iş değil bu. Ama Hz. Mehdi (a.s) burada çıkacağı için, emir böyle geldiği için, Hz. Hızır (a.s)’ın talimatı böyle olduğu için, İstanbul’u işgal eden ordular, onlar da masonluğa bağlı olduğu için geri çekildiler.

GÖKALP BARLAN: Hz. Hızır (a.s) kıssasındaki iki kişi hazineyi çıkaracak iki öksüz çocuktan bahsediyor Hocam siz bunu açıklamıştınız. Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s).

ADNAN OKTAR: Zaten sembolik olarak çok detaylı anlatılıyor. “İki denizin birleştiği yer” açık net yani çok sarih yani. Buluşma buradadır. Yüzyıllardan beri Hz. Hızır (a.s)’ın özlemidir İttihad-ı İslam. Yüz yıllardan beri onun heyecanla beklediği görevidir. Sonra Hz. Hızır (a.s) bak İttihad-ı İslam’dan sonra. Ondan sonra çekilecek. Kıyamete yakın çekiliyor. Görevi bittiği için muhatap olmuyor, bırakacak dünyayı. Ondan sonra kan gövdeyi götürüyor. Çünkü görevi yok.

SİBEL YILMAZTÜRK: Hocam peki Hz. Hızır (a.s) imtihana tabii mi?

ADNAN OKTAR: O da imtihan oluyor tabii. Mesela bak cinler, onlar da imtihan oluyor. Cin; ruh halinde maddenin içinden geçiyor diyor ki; “ya ben nasıl dirilirim ki? Olacak iş değil” diyor. Ayette var. Ölümden sonra hayat olabileceğine inanamıyor, kendisi ruh olduğu halde görüyor bunu. Binaların içinden geçiyor “bu nasıl olur ki?” diyor “ölümden sonra bir hayat olamaz” diyor. Yani ruh olduğu halde. Mesela bak insan da madde “Ben maddeyken benim ruhum nasıl yaşar?” diyor. Öbürü ruh olduğu halde buna inanmıyor. Allah’ın hikmeti. Bizzat görüyor ruh olarak yaşadığını görüyor yine inanamıyor. Mesela insanlarda da var o. “Ben bedenim” diyor “öldükten sonra nasıl dirileceğim ki?” diyor. Bu imtihanın bir sırrıdır. Güçlü vicdanlar burada geçer. Zayıf vicdanlar burada takılır. Evet.

BEYZA BAYRAKTAR: Hocam siz Peygamberimiz (s.a.v.) Cebrail (a.s) ile görüşken yekaza hali gibi bir hal içinde görüştüğünü söylemiştiniz. Vahiy aldıktan sonra, o halden çıktıktan sonra sadece ayetleri mi hatırlıyordu Peygamberimiz (s.a.v.) yoksa bütün görüşmeyi hatırlıyor muydu?

ADNAN OKTAR: Tabii Allah onun kalbine o ayetleri yazıyor, o da Kuran’ın bir mucizesidir. Mesela çok uzun sureler var, ayetler var. Uzun bayağı uzun ayet, hepsini Peygamber (s.a.v.), üstünden tülbendi açıyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’in baygınlık geçiriyor Cebrail (a.s) geldiğinde. Üstünü örtüyorlar tülbentle vahiy geldiğinde ve boncuk boncuk terliyor Peygamberimiz (s.a.v.) rengi soluyor, baygınlık geçiriyor. Gözü kapalı yani. Uyandığında bütün ayeti su gibi baştan sona hepsini söylüyor. Hatta o ağzını kıpırdatmaya çalışıyor Allah diyor ki; “sen ağzını kıpırdatma, ezberlemeye çalışma, ben zaten onu senin kalbine yazacağım” diyor. “Senin unutman diye bir konu olmaz. Sen bu konuda rahat ol” diyor Allah. Kalktığında mesela çok uzun ayetler var, Kuran ayetleri var. İnsanın onu ezberlemesi mümkün değil. Bir kere söylüyor Cebrail (a.s), Peygamber (s.a.v.) baştan sona su gibi ezberden onu söylüyor. Bu, mucizedir bu. Orada da sahabeler yazıyor orada kürek kemiğinin üzerine yazıyorlar, ne bulurlarsa o devirde. Deri buluyorlar mesela kuru deri onun üstüne yazıyorlar. Yani uygun buldukları asıl hıfz ediyorlar, ezberliyorlar. Aslında yazılı olarak sadece öyle deri parçaları üzerine, kemik parçaları üstünde Kuran. Ama yüzlerce hafız vardı. Su gibi ezberden bilirdi Kuran’ı, Peygamberimiz (s.a.v.) de hafızdı biliyorsunuz. Ama sonra hafızlar savaşta şehit olmaya başlayınca, çok fazla hafız şehit olmaya başladı, o yüzden yazılı hale getirildi Kuran. Yoksa hep ezberdendi. Ezberde muhafaza ediliyordu.

Evet. Bülent Bey zat-ı alinizden ilim irfan bekliyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Estagfirullah Hocam. İsrail, Birleşmiş Milletler’in talebi üzerine tek taraflı olarak pazar gece yarısına kadar Hocam ateşkesi uzattığını açıkladı.

ADNAN OKTAR: Evet ateşkes. Şuraya bak. Başından hiç olmasın kardeşim ama kader böyle işte. İllaki kan olacak, illaki Mehdiyet’e zemin olacak.

“Ak Şemsettin Hazretleri’ne fethin zamanı nasıl bildiğini sordular. Cevap verdi kardeşim Hz. Hızır (a.s) ile ilm-i ledünle Konstantiniye'nin fethini vaktiyle daha önce keşfetmiştik”. İlm-i ledünle, ledün ilmiyle. “Fetih gerçekleştiği gün Hz. Hızır (a.s)’ı gördüm. Birçok veliler ve askerin önünde kaleye girdiler. Kale fetholunduktan sonra Hızır (a.s) kardeşimi gördüm ki, kale duvarı üzerine çıkmış oturmuştu,” Herkes bilmez inşaAllah. Ak Şemsettin de öyle, özel görevli inşaAllah. “Sultan Fatih kuşatma günleri uzayıp fetih gerçekleşmeyince Vezir Ahmet Paşa’yı Ak Şemsettin Hazretleri’ne gönderip fethin kesin zamanını sormuş.” “Ne gün olacak?” diye. Bak mesela o da çok acayip, bileceğini bilmesi çok acayip. “O da Cemaz-il Evvel ayının 20. günü seher vakti demiş.” Sabah vakti. Bak en ince detayına kadar söylüyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam arkadaşlarımız Altuğ Berker ve Tarkan Yavaş Profesör Doktor Nevzat Yalçıntaş Hocamız’ın ve iş adamı Murat Karadayı’nın beraber verdikleri yirmi kişilik özel davete katıldılar iftarda. Dekanlar, profesörler, bakan danışmanları, iş adamları, sanatçılar ve sporcular vardı.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları gösterebiliriz.

KARTAL GÖKTAN: Nevzat Hocamız, sanatçı Nuri Sesigüzel ve bir çok kişinin size selamları var.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam.

KARTAL GÖKTAN: Milli futbolcu İbrahim Toraman da katılanlar arasındaydı.

ADNAN OKTAR: Nuri Sesi Güzel maşaAllah hiç yaşlanmıyor. Benim çocukluğumda da böyleydi. MaşaAllah Allah ömrünü uzun etsin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Devlet Bahçeli ve Başbakan Erdoğan’ın çocuklara ve yaşlılara olan sevgisini gösteren birkaç resim vardı uygun görürseniz gösterebiliriz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Çok güzel olmuş. Ama çocuk da çok şekermiş. Sayın Bahçeli de öyle çok değerli bir insan maşaAllah. Tayyip Hocam çocukları sever, Sayın Kılıçdaroğlu da veli bir insan, asil bir aileden geliyor, soylu, yüksek karaktere sahip bir insan ama partide değeri iyi bilinmesi gerekir. İki de bir lider değiştirilmez, iki de bir gündeme geliyor işte “falanca gidecek, falanca gelecek” olur mu? Lider geldi mi büyük bir olaydır, Allah’tan bir lütuftur, özel bir olaydır. Allah vermesin mesela ömrü boyunca da lider olabilir. Mesela İnönü liderdi, ömrü boyunca liderdi. Liderin tepmez devrilmez bir yapısı olması lazım, taraftarları, çok iyi koruyup kollaması lazım.

İsrail’den rica etmiştik tam teşekküllü bir hastane Sahra hastanesi yapmalarını, onu yapmışlar hemen evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam hükümetten de özel yardım etmesini rica etmiştiniz Gazzeli yaralılara, bugün Başbakanımız’ın özel emri ile TİKA Gazzeli yaralıları Türkiye’ye getirmeye başlamış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) ortaya çıktığında” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.)  “Anlattığı hususları Museviler ile Tevrat’ın esasına göre tartışacak.” Bak, anlattığı hususları Museviler ile Tevrat’ın esasına göre tartışacak “ve delillendirecektir. Bunun sonucunda büyük bir kısmı Museviler’in, Müslüman olacaktır. Hz. Mehdi (a.s) hediyesi insanlara mutluluktur” diyor. “İnsanlara hediye dağıtacak” diyor, “onun hediyesi mutluluktur, mutluluk dağıtacak” diyor. İman en büyük mutluluk.

EBRU ALTAN: Hocam bir şey sorabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

EBRU ALTAN: Hz. Mehdi (a.s), Hızır (a.s)  ile görüşecek mi? Yani görüşürse de farkında olarak görüşecek mi?

ADNAN OKTAR: Onu senden önce, gelmeden önce bir kardeşimiz daha sordu. Hz. Mehdi (a.s) öyle bir şey olsa da söylemez yani Hz. Mehdi (a.s) kendine has sırları olacaktır. Hz. İsa Mesih (a.s)’in de kendine has sırları olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de kendine has sırları vardı. Masonluğun da kendine has sırları vardır. Ketumiyet ve sır, velinin vasfıdır. Mesela keramet söylenmez. Keramet şahsa mahsustur ama aleni oluyorsa mecburen söylenir. Aleni, aşikarsa, ama Hızır (a.s) görüştüğünde, tembihleyerek görüşür. Ne diyor? “Sakın bana itiraz etme” şartlı görüşür o, sakın bana itiraz etme, “Sakın bunu kimseye söyleme” der. O şekilde konuşur. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s) zaten Hz. Mehdi (a.s) olduğunu bilmeyeceğine göre yani olay başka bir mecrada oluşacağı anlaşılıyor.

GÜLGÜN GÖKTAN: Ama yine de Hz. Mehdi (a.s) hidayetine, imanının artmasına vesile olur mu? Öyle bir görüşme.

ADNAN OKTAR: Aklın ihtiyarının kalkması gibi mi?

GÜLGÜN GÖKTAN: Yani Allah’ın o şekilde imanını, hidayetini güçlendirmesi Hz. Mehdi (a.s)’ın.     

ADNAN OKTAR: Yekaze halinde olabilir, yekaze hiç bir zaman için aklın ihtiyarını kaldırmaz. Mesela Bediüzzaman diyor; “Beni bir meclise götürdüler” diyor. “Asrın bütün büyük şahısları oradaydı” diyor. Ve detay olarak fazla detaya girmiyor ama benim anladığım Abdulkadir Geylani, İmam-ı Rabbani gibi büyük alimler de var. Bir de Hızır (a.s)  var, üslubundan o anlaşılıyor. Onu sorguluyorlar; “Ey helaket ve felaket asrının adamı” diye sorguluyorlar. “Söyle bize bakalım. Anlat neler biliyorsun?” diyorlar. Bediüzzaman konuşuyor, sonra diyor; “Yekaze halinden çıktığımda’’ diyor. “El pençe vaziyette yatakta otururken gördüm kendimi” diyor. Haberi yok yani. O mesela yekaze, uyanık zannediyor kendisini, yekaze uyanıklığa çok benzer. Bazen insanda olur ya, rüyasında, rüyasında olduğunu anlar, rüyasından uyanır ama yine rüyadadır. Oluyor değil mi bazen? Yekaze de böyle bir şeydir işte.

GÖKALP BARLAN: Bediüzzaman onun için mi Hocam “Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin isimlerini tek, tek sayarım” diyor “ama zarar verirler diye söylemem” diyor.

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman bayağı emin Hz. Mehdi (a.s) ne yapacağından, ne edeceğinden fakat genel detay mesela ne diyor; “Bambaşka bir yapı” diyor. “Bambaşka” diyor. Hz. Mehdi (a.s) çağlar üstü bir insandır, ultra modern bir insandır onun için Bediüzzaman “bambaşka olacak” diyor.

OKTAR BABUNA: Acip şahıs.

ADNAN OKTAR: Tabii ‘’Acip şahıs’’ diyor, yani çok kıvrak bir zekaya, çok büyük akla sahip olacak Hz. Mehdi (a.s) ve küfrün baş edemeyeceği gibi bir insan olacak. Evet onun kat kat perdeleri vardır, kendi de perde oluşturur Hz. Mehdi (a.s)’in, kendisi de perde oluşturur ama ayrıca Allah’ın sebepsiz oluşturduğu perdeler de vardır. Ama Hz. Mehdi (a.s) ledün ilmini kendine de perde oluşturur. Kendini örter yani o perdeler içinden onu göremezsin. ‘’Ey örtüsüne bürünen’’ diyor ya ayette, Hz. Mehdi (a.s)’da yetmiş kat perde var inşaAllah. O perdeyi aşıp da onu görmek çok zor. Onun için çok küçük bir talebe grubuyla görev yapıyor, sonuna kadar anlaşılmıyor.

 

GÜLGÜN GÖKTAN: Siz daha önce Allah’ın perde vesilesi ile münafıkların, küfrün, hilelerinden ve tuzaklarından da koruduğunu anlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: Evet ama o perde aynı zamanda onu insanlara delalet içindeymiş gibi de gösterir. Yani mesela diyor ki adam; “İstanbul’un büyük alimi gelir, bu insan delalet içinde der” diyor. “Küfür içinde bu” der diyor. O perdeyi göremiyor, göremeyecek yani.

OKTAR BABUNA: “Dinimizi izale eder” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii “Dinimizi izale etti” diyor. “Dinimiz yok oldu” diyor. “Din kalmadı” diyor. Halbuki o Kuran’a uygun hareket ediyor ama bilmiyor o, mesela istese Hz. Mehdi (a.s) kendisini diğer insanlar gibi de gösterebilir, mesela bir gelenekçi Ortodoks, Müslüman görünümünde çıkması makul olan budur, yani Hz. Mehdi (a.s) çıktığında gelenekçi Ortodoks bir görünümde çıkması onun hem rahat, hem başarılı olmasını sağlar ama o tam aksi bir çıkışla çıkacak. Yani insanları kızdıran, insanların şimşeklerini çeken, şiddetli tepkisini çeken bir görünümde çıkacak, hadislerde bunu görüyoruz. Etrafında insanların çok az olması, “Yetmiş bin sarıklının başları tıraş edilmiş” diyor. “Yetmiş bin sarıklı ona karşı mücadele eder” diyor, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı. Yani yetmiş bin demek, yüz binlerce münafık karşı olacak demektir. Yetmiş bin çok anlamındadır.

GÜLGÜN GÖKTAN: Hatta “katledilmesine fetva verilecek” deniliyor.

ADNAN OKTAR: Tabii “Katledilmesine fetva verirler” diyor. Mehdiyet  yavaş, yavaş, akasya ağacı gibi büyür, fark edilmez, yelkovan gibi.  Yani böyle saatin yelkovanı gibi.

AHMET ÇELİK: Üstad da “ancak imanın nuruyla tanınır” demiş.

ADNAN OKTAR: Evet, imanın nuruyla. Sonuna kadar da anlayamazlar. Yavaş geliştiği için, yavaş yavaş sardığı için, alenen ve açık olduğu halde. Zaten şaşırtıcı olan o. “Bu kadar aleni ve açık olduğu halde, biz nasıl farkına vardığımız halde nasıl farkına varmazdan geldik?” diye insanlar çok şaşıracaklar. Mucize olan yönü bu. Allah elle tutulur çok ciddi bir mucize meydana getiriyor. Mesela IŞİD belirli bir sıra içinde, akış içinde olacak olaylardan bir tanesi. Eksik olan bir olaydı o, o da yapıldı şu an, oldu. Ama belki içinde masonluk da görev aldı. Belki Hz. Hızır (a.s) görev aldı. Ama tarihin akışı içerisinde o hadisin belirttiği o olay da oluşmuş oldu. Şimdi diğer alametlerde sıra. Hepsi tek tek olacak. Ve olaylar şiddetlenecek.

GÜLGÜN GÖKTAN: Sizin dediğiniz gibi hayret ediyorlar nasıl anlayamadık diye sonra da Peygamberimiz (s.a.v.) “herkes onun sevgisini içer, herkes ondan bahseder” diye buyuruyor. Sonra müthiş bir sevgi oluşuyor.

ADNAN OKTAR: Bu sefer delicesine bir sevgi oluşuyor. Tam zıddı. İnsanın ruhunda akıl almaz bir coşku oluyor. Ama vefatından sonra da müthiş bir karamsarlık, müthiş bir içine kapanma oluyor insanlarda. Ki İsa Mesih’i bırakıyor yerine. Buna rağmen yine karamsar olacak insanlar yani Hz. Mehdi (a.s)’ın vefatından sonra. İsa (a.s) dengeleyecek nispeten inşallah, İsa Mesih. İsa Mesih’in vefatından sonra müthiş bir psikolojik çöküntüye uğrayacak insanlar. Son kale o artık. Manevi olarak ona dayanıyorlar çünkü görerek olması çok önemlidir insan için. Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra sahabelerde acayip bir manevi değişiklik oldu. Müthiş bir feyz akışı durdu. “Hemen yüzlerinden anlaşıldı” diyor sahabeler “Biz kendimiz de fark ettik” diyor “kalbimizde bir boşluk hissettik” diyorlar. Hayattayken acayip şevkliler. Ama “vefatından sonra müthiş bir boşluk oluştu” diyorlar. Çünkü feyz akışı var, bir hidayet akışı var orada, Peygamberimiz (s.a.v.)’de, o duruyor. O artık kendi hidayetiyle, kendi feyziyle devam ediyor. Hz. Mehdi (a.s)’dan da hidayet akışı duracağı için bir boşluk oluşacak insanlarda. İsa Mesih zaten çok fazla yaşamıyor Hz. Mehdi (a.s)’dan sonra. Az bir süre yaşayacaktır. Sonra Peygamberimiz (s.a.v.) özel olarak söylediği için vahyettiği için Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına gömülecek, sağ yanına. Boş bırakıldı biliyorsunuz. Yeri hazır İsa Mesih’in, oraya gömülecek. Hz. Mehdi (a.s)’in nereye gömüleceği gizli. O ayrı bir konu inşaAllah.

GÜLGÜN GÖKTAN: Hz. İsa (a.s)’nın şu anki konumu nasıldır Hocam?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) tamamen dünyayı İsa Mesih’e hazır etmeden İsa Mesih ortaya çıkmaz. İsa Mesih’in öyle bir imkanı yok. Tebliğ yaptığı an, İslam’ı yaymaya başladığı an, başı derde girer. Ama Hz. Mehdi (a.s) öyle değil. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’da peygamberlik iddiası yok. Ve zaten reddediyor Hz. Mehdi (a.s) “ben Hz. Mehdi (a.s) değilim” diyor. Eli onun açık. Ayrıca hem perdeli, hem de Müslüman’a benzemiyor halkın görüşüne göre. O yüzden eli acayip rahat Hz. Mehdi (a.s)’ın. Yani hareket kabiliyeti çok yüksek. Ne diyor adam? “Dinimizi izale etti” diyor. Müslüman’a benzeyen bir insana böyle denir mi? “Mürtet” diyorlar açıkça. İmam-ı Rabbani “mürtet diyecekler” diyor. “Dinsiz bu” diyecekler. Veya “böyle Müslüman olmaz.” Halbuki Kuran’a uygun hareket ediyor, haberi yok. Şirkten gözü kapanmış. Şirkin perdesinden göremiyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. Ona da çok şaşıracaklar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam kardeşlerimizin faaliyetleri var çeşitli illerden. Mersin’den kardeşlerimiz Pozcu semtinde 750 adet A9 broşürü dağıtmış. Antalya Mahmutlar beldesinde fosil sergisi düzenlemiş kardeşlerimiz. Sergiyi binlerce turist ve yerli halk gezmiş ve çok ilgi göstermişler. Uşak’ta kardeşlerimiz sizin 80 kitabınızı ve A9 broşürlerini posta kutularına ve halka hediye etmişler. Kayseri’de kardeşlerimiz Kadir Gecesi programına katılıp 1000 adet A9 broşürü, 1000 adet “Yaşayan Fosiller broşürü ve 50 adet belgesel CD’si dağıtmışlar. Sonrasında da Kuran okuyup sohbet etmişler inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ufaklıkların gayreti çok hoş oluyor acayip gayretliler. Allah hepsinin ömrünü uzun etsin, şevklerini artırsın, kalplerine ferahlık versin Allah, inşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam yabancı basında üç yeni makaleniz yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Yabancı basında, evet.

KARTAL GÖKTAN: Arap News’da yayınlanan “Barış diline ihtiyacımız var” başlıklı yazınızda, liderlerin savaş ve intikamı teşvik etmek yerine sevgi ve barışı esas almaları gerektiğini açıklıyorsunuz. Balkan Chronicle’de ilk kez yayınlanan “Tüm ulusların güvenliğini sağlamak mümkün” başlıklı yazınızda, Allah korkusu ve sevgisiyle yetiştirilen nesillerin barış dolu bir ortama katkı sağlayacaklarını anlatıyorsunuz. Gulf Today’da yayınlanan “Kaderin konforunu yaşayın” başlıklı yazınız da bugün yayınlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne kadar çok yerde yazım yayınlanıyor maşaAllah elhamdülillah. Allah’ın lütfu,  maşaAllah. Bir de çok talep var. Beğenerek okuyorlar. Çok şahane. Ucu bucağı yok maşaAllah.

GÜLGÜN GÖKTAN: Hocam, siz söylemiştiniz daha önce de, “Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra sahabelerden 1980’lere kadar Mehdi (a.s)’ı herkesin sürekli anlatıp, sürekli beklemesine rağmen sonra şu an konuşmak istememeleri de çok büyük mucize” diye.

ADNAN OKTAR: O kadar şaşırtıcı ve kitlevi büyük olaylar oluyor ki, mesela yer yerinden oynuyor, İslam âlemi kan revan içinde “hiçbir şey yok zaten” diyor “Mehdi (a.s) niye gelsin?” diyor. “Hiçbir şey yok, çok huzur içindeyiz şu an” diyor. Alay eder gibi. İnanılır gibi değil. Rüya gibi. “Müslümanlar çok rahat, hiçbir şey yok” diyor “Niye gelsin Mehdi (a.s)?” diyor.

Fikret Bey siz bir şeyler söyleyin.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Başbakan Erdoğan, Sayın Bahçeli’nin son dönemlerdeki Kürt vatandaşlarımızın sevgi dolu yaklaşımına dikkat çekti, şunları söyledi; “Son zamanlarda hayret ettim Sayın Bahçeli “Kürt kardeşim” demeye başladı. Ey bahçeli sen bugüne kadar Kürt kardeşim demezdin ama hamd ediyorum öğrenmiş” dedi. Ancak bunun siyasi bir tavır olduğunu iddia etti.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam hafif hafif kızdırmaya çalışıyor. Niye? Başbuğ da Kürt kardeşlerimize karşı çok sevgi doluydu ve onu vurgulardı. Bildiğim kadarıyla da yakın akrabalarının da birçoğu Kürt. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Biz geçmişten beri inananlar kardeştir gözüyle anlayışına sahibiz. Ama MHP bu konuyu siyasi bakıyor” vurgusu yaptı.

ADNAN OKTAR: Yok, MHP mümkün değil. Kürt karşıtlığı MHP’de imkânsız. Aslan gibi Ülkücü MHP’li gençler var Kürt. Diyarbakır’da falan biliyorum filinta gibi Ülkücü gençler var, hepsi Kürt. Şimdi isim de verebilirim ünlü kişiler var, onlar da Kürtler. MHP’nin ırk anlamında bir söylemi yok, o yanlış anlaşılıyor. Israrla onu söylüyorlar ama öyle bir şey yok. Çerkez, Laz, Kürt hepsini onlar Türk olarak görürler. Türk’ten kasıt ırk değil, bu milletin adı. Rahmetli Atatürk bunu çok güzel açıklamıştır. Atatürk’ün hars milliyetçiliği olarak anlattığı husus. Ziya Gökalp Rahmetli, o da Kürt’tü, Kürt’tür Ziya Gökalp ama bu konuyu çok güzel anlatmıştır. Laz, Çerkez hepsine “Türk” diyor. Avrupa kültürünü de kullanalım. İslam ahlakını tam yaşayalım Ziya Gökalp’ın düşüncesidir, gayet de güzel.

OKTAR BABUNA: Daha önce de söylemiştiniz Hocam zaten saf bir ırk mümkün değil teknik olarak da, bilimsel olarak da mümkün değil.

ADNAN OKTAR: Dünyada saf ırk yok, öyle bir şey olmaz. Hayır. Ne işine yarayacak ayrıca? Hz. Adem (a.s)’in evladı değil mi zaten? Ne yapacaksın saf ırk? Çok itici ve delice bir şey ırkçılık. Azılı manyaklık başka bir şey değil.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Ahmet Hakan’a bazı okuyucularından “Yahudi düşmanlığı yapmayın diyorsun. Sen Yahudi dostu musun?” diye tepki gösterenler oluyormuş. Ahmet Hakan bu tepkiye şöyle cevap verdi. “İsrail’in politikalarıyla alakası olmayan Yahudiler’in dostuyum. Tıpkı IŞİD’in barbarlıklarıyla alakası olmayan Müslümanlar’ın dostu olduğum gibi” demiş.

ADNAN OKTAR: Aferin güzel cevap vermiş. Ahmet Hakan makul düşünebilen bir genç. Bazen eskiden böyle uç izahları oluyordu, yakışıksız izahları oluyordu. Ama şu an gene de dengeli, tutarlı üslubu iyi gidiyor.

AYLİN KOCAMAN: Filistin çatışmasının başından beri Hocam Museviler’e genelde çok koruyucu yazılar yazıyor hemen her gün.

ADNAN OKTAR: Adil olmak lazım her iki tarafın da hukukunu gözeten, her iki tarafa da şefkatle bakan, merhametle bakan, her iki tarafın birbirini sevmesini, dost olmasını, kardeş olmasını isteyen bir politika gerekir. Çok benzer Filistinliler’le Museviler aynıdırlar aşağı yukarı. Irk olarak da aynı ırktır, boş yere birbirleriyle uğraşıyorlar. İman bağı da var, o da La İlahe İllAllah diyor, o da La İlahe İllAllah diyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam yazısının devamında Ahmet Hakan şöyle diyor; “Ortaköy’deki bir sinagogu protesto eden bir grubu eleştirdi. Ve 11 Eylül’de El Kaide ikiz kuleleri vurdu diye camii protesto edip, Kuran yakan İslamofobik faşistler ile İsrail Filistin’i vurdu diye sinagog protesto eden Yahudi düşmanı faşist arasında zerre kadar fark yoktur” dedi. Ömer Çelik’in Musevi vatandaşlarımıza sahip çıkan konuşması için de “helal olsun Ömer Çelik’e” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: İyi niyetli insanlar, sevgi insanları sonunda galip gelecekler. Orada, burada nerede olursa olsun. Sevgiyi ısrarla savunanlar galip gelecekler. Çünkü Allah sevgiden yana. Nefret her zaman yenilir, her zaman mağlup olur. Nefret uğursuzdur, nefret pisliktir. Her yerde aşağılanacak, her yerde itici olacak bir sistemdir. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bazı fotoğraflar vardı. Allah’ın yaratma sanatını gösterdiği inşaAllah hayvanlardaki güzellikleri ilgili. Hem de sevimlilikle ilgili inşaAllah görseller.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Ben onu yerim onu kıtır kıtır. Bak çirkinliğe bak sen. Anne kız bir aradalar maşaAllah.

Alevilik çok derindir. Müthiş mana derinliği vardır. Kızılbaşlık, daha önce de anlatmıştım. Hz. Ali (k.v) Hayber Kalesi’nin fethinde, normalde beyaz sarıklıydı, on yedi yerinden yaralandı, sarık kızıl oldu. Kandan kıpkızıl, Kızılbaşlık ondan gelir. O yüzden hepimiz Kızılbaş’ız. İnşaAllah. Bak bembeyaz sarık delikanlılığa bak sen. Al kanlara boyanıyor daha hala devam ediyor. Hayber Kalesi’nin kapısını söküp kalkan diye kullanıyor. Cezbe haline bak, normalde kaldıramaz. Kale kapısını ama o cezbeden bambaşka bir varlığa dönüşmüş. O kan kaybında ölür normalde. On yedi yerinden yaralanan da bir insan devam edebilir mi? Cezbe, manevi bir cezbe ruh haline gelmiş artık. Nur haline gelmiş.

Dinliyorum.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir sorum olacaktı. Kuran’da geçen peygamberlerin dışında da birçok peygamber gönderildiği bildiriliyor. O peygamberlere vahiy gelmiş midir?

ADNAN OKTAR: Tabii. Onlar da çok çileler çekiyorlar, ümmetleri oluyor fakat Cenab-ı Allah sadece belirli peygamberlerin isimlerinden bahsetmiş. Mesela Tevrat’ta bayağı başka peygamber isimleri de geçiyor. Tevrat’ta, Zebur’da. Kuran’da zikredilmemiş. O zaman yüzlerce ciltlik olması gerekir Kuran’ın. Kuran ilerde yaşanacak olayları sadece alıyor. Geçmişin hikayesini anlatmaz Kuran. Mesela Hızır (a.s) kıssası anlatılıyorsa Hz. Mehdi (a.s.)’ın hayatı anlatılıyordur. Zülkarneyn (a.s) kıssası anlatılıyorsa Hz.  Mehdi (a.s)’ın hayatı anlatılıyordur. Yoksa geçmişin hikayesini insanlar dinlesin diye Allah anlatmıyor. Yusuf (a.s) kıssasını anlatmasının nedeni, Hz. Mehdi (a.s)’ın hayatının özetidir Hz. Yusuf (a.s). Kehf Suresi geçmiş bir olay, Cenab-ı Allah hikaye anlatmaz. Olacak bir olayı anlatıyor, sembolik anlatımlarla. O sembolleri çözmeyi bilen beyinler, akıllar o sembolleri teker teker çözerler. Daha da zorlanırsa hurufu mukatta devreye girer. Ama çözer Allah’ın dilemesiyle, ilhamla.

EBRU ALTAN: Hz. İsa (a.s) ikinci gelişinde vahiy alacak mı?

ADNAN OKTAR: Alır fakat aklın ihtiyarını almaz. Bir ses duyar onun vahiy olduğunu vicdanıyla o hisseder. Ama onu bir hüküm olarak kullanmaz. Kendine özel bilgidir. Mesela onun İsa Mesih olduğunu Allah ona vahyeder. Bunu duyar, kendi vicdanında ona kanaat getirir. Hüsnü zan şeklinde. O tip bir sorumluluğu yok. İlham sorumluluğu yok.

BEYZA BAYRAKTAR: Peygamber olarak gelmeyecek.

ADNAN OKTAR: Değil. Unvanı durur ama din ve şeriat getirmiyor. Şeriata uyan oluyor. Daha önce de Musevi şeriatındaydı biliyorsunuz. Sonra Hristiyan şeriatına geçti. Şimdi de Hristiyan şeriatından İslam şeriatına geçecek. Ama bilemezsin. Aklın ihtiyarı hiçbir şekilde kalkmaz bak göreceksiniz, makul böyle sarışın, sevimli bir delikanlı. Bayağı hoş sohbet, sevgi dolu Hz. Mehdi (a.s)’a hayran. Hayranlığını gereceksiniz. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) bütün Hristiyan alemini İslam’a hazır ediyor. Bediüzzaman diyor ki “tam İslamiyet’le Hristiyanlık ittifak edecek istidadındayken” kim yapıyor bunu? Hz. Mehdi (a.s) yapıyor. “Cismi beşerisiyle “diyor “semavatta bulunan Hz. İsa (a.s)’ın semavi nuzülü kati olmakla beraber” diyor “kesin inecek” diyor. 

Masaüstü Görünümü