Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (27 Temmuz 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hocamız’ın güzel sohbetiyle birlikte olacağız inşaAllah. Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’nın Mudanya ilçesine sığınan Suriyeli kardeşlerimiz, sahili ve parkları mesken tutmaları üzerine Mudanya Belediyesi ekiplerince ilçe dışına çıkarıldı. Belediyenin sitesinde, özellikle binlerce insanın huzur turu attıkları kordon boyunda kimseye aldırış etmeden çoluk çocuk yerlere serdikleri yataklara gelişi güzel olarak yatarak insanları adeta tedirgin ediyorlardı. Bunun için ilçe dışına çıkarılmaya başlandığı açıklaması yer aldı.

ADNAN OKTAR: Onlar herhangi bir mekanda da kalabilir. Onların derdi canını kurtarmak. Yoksa park-bahçe meraklısı değillerdir ama yer bulamadıkları için. Bir de orada belki insanlardan şefkat görürler falan diye düşünmüş olabilirler. Belediye ilgilendikten sonra fark etmez, ilçenin içi, dışı, yanı, kenarı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Suriyeli sığınmacılarla ilgili yaşanan gerginlik üzerine “bir tedbir planınız var mı?” sorusuna cevaben; kamplardaki kapasitenin 30 bin, mülteci sayısının ise 1 milyon 400 bin olduğunu söyledi. Genel olarak vatandaşlarımızdan biraz daha sabırlı olmalarını istedi.

ADNAN OKTAR: Sabırlı, şefkatli, merhametli. Evet. Çünkü büyük bir felaket, çoluk çocuk başka insanlar, şikayet edenler de aynı konuma düşebilirdi. Ne yapacaklardı? Suriye’de olduklarını düşünsünler. Türkiye’ye gelmişler, onlar neresi olursa kabul ediyorlar. Zaten bir şey dedikleri yok, mazlum, gariban insanlar. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Vatan Gazetesi Yazarı Hüseyin Yayman, müzakere yasasının çıkmasıyla PKK’nın geri çeklime sürecinin yeniden başlayacağını ve Mahmur başta olmak üzere tüm kamplardan eve dönüş olacağını iddia etti. “1700 civarında örgüt mensubunun çekilmesiyle Öcalan’ın durumu yeniden ele alınacak ve kalıcı barış bu şekilde sağlanacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Nereye çekiliyor?

TARKAN YAVAŞ: Dağlardan, bir de son zamanlarda atakları saldırıları vardı. Onu kast ediyor olabilir, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne demek yani ele alınacak, ne kast ediliyor?

GÖKALP BARLAN: Serbest bırakılıp ondan sonra ev hapsi gibi.

ADNAN OKTAR: Öyle bir şey olmuş olsa zaten bölünme kararı alınmış anlamına gelir. Türkiye’yi mahvetme kararı uygulanıyor demektir. O zaman bütün Türk milleti, devlete seferberlik içerisinde teslim olur asker olarak. Seksen milyonun tamamı şehit olmadan böyle bir pisliği, böyle bir ahlaksızlığı kimseye dayatmaya kalkmasınlar. Bütün millet şehit olur, ne yapıyorsa yapsınlar. Bütün Türkiye onların olsun. Onun dışında olmaz. Yani böyle pisliğe de hiç kimse hazırlık yapmasın, böyle bir ahlaksızlığa. Tayyip Hocam bayağı açık kararlı üslubunu koyuyor. “Avuçlarını yalarlar” diyor. Bayağı net bir ifade bu. Ama bütün milletçe çok titiz teyakkuzda olmamız lazım. Bela büyük.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Selahattin Demirtaş İzmir’de de halka özerklik çağrısı yaptı ve şunları söyledi: “Bizim demokratik özerklik dediğimiz yeni bir modele geçmemiz lazım. İzmir’in büyük bir kısmı Aziz Kocaoğlu’na oyunu verdi ama İzmir’i Kocaoğlu ve ekibi yönetemiyor. AK Parti Ankara’dan yönetiyor. Ama bizim dönemimizde yetki burada olacak. Başbakan, cumhurbaşkanı İzmir’le ilgili istediği kararı alamayacak. Kararları yerel parlamento verecek” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte, haberi yok bunun neye mal olacağını düşünmüyor, anlamını düşünmezden geliyor. Yerel parlamenton varsa, yerel askerin, yerel polisin varsa, yerel devletin varsa ayrılmışsın demektir. Çocuk olsa bunu anlar. Değil mi? Biz, üniter sisteme mecburuz, bölünme tehlikesine karşı. Böyle bir üslup, böyle bir ağız olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, siz dün Başbakanımız’ın da katıldığı maç sırasında “dikkat etsinler, belli bir yaştan sonra sakatlanmalar olabilir” demiştiniz. Nitekim bugün çıkan haberlere göre Başakşehir Teknik Direktörü Abdullah Avcı ve futbol oyuncusu Teknik Direktörü Rıdvan Dilmen maç sonrasında sakatlanmışlar.

ADNAN OKTAR: Öbürlerinde de birçoğunda da rahatsızlık olmuştur da onlar dillendirmiyordur. Kalıcı rahatsızlık meydana getirir, bitkinlik meydana getirir. Mesela kemik kırılması olmaz mesela çatlama meydana gelir, tendon zorlanması olabilir, her şey olabilir. Bu yaşta böyle bir şey olmaz. Çok hafif usulen yapabilirler. Yani ciddiye yakın anlamda olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, AK Parti kıyı kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikte değişiklik yaparak, plajlarda cami inşa edilmesinin önünü açtı. Yönetmeliğe eklenen maddeye göre artık sahillerde ibadethane yapılabilecek.

ADNAN OKTAR: Bu çok güzel. Eskiden beri söylediğimiz bu. Adam diyor ki; “sahilde Müslüman olmaz.” Yani yobazların inancı bu. Sahilde cami de olmaz, mescit de olmaz, Müslüman da olmaz, Allah’tan da bahsedilmez. Çünkü niye? İşte hanımlar bikini-mayoyla geziyorlar. O zaman haşa onları kafir, fasık hükmünde görüyorlar. “Oraya dinin gelmesi diye bir konu olmaz” diyorlar. Din gürül gürül plajda da yaşanır, diskoda da yaşanır, her yerde yaşanır. Diskonun içinde sen mescit yaparsın, gençler orada eğlenir, gider namazını kılar, yine gider eğlenir. Plajda yüzer hanımlar değil mi? Gider namazını da kılar. Bu mantık demek ki benimsenmiş, anlamışlar iyi güzel. Mehdiyet’in ruhunda bu vardır.

Birileri bir şeyler söylesin de konuşalım.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin faaliyetleri var Hocam.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

KARTAL GÖKTAN: İzmir’den iki kardeşimiz Çamdibi ve Halkapınar Pazar yerlerinde halka 2000 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Dün Bandırma’da kardeşlerimiz iftar sonrası çok sayıda kitabınızı ve dergiyi halka hediye etmişler. Yine dün Hollanda, Belçika ve Almanya’daki kardeşlerimiz bir araya gelmişler güzel bir iftar yemeği düzenlemişler, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok iyi yapmışlar bayağı güzel olmuş, maşaAllah. Bak çok modern hanımlar, çok sevimli kızlar hepsi birbirinden güzel ve şıklar, tebrik ediyorum aferin. Başı kapalı hanımlar var, başı açık hanımlar var bayağı güzel. Kardeşçe dostça bir araya gelmişler. Evet.

DAMLA PAMİR: Hocam, siz daha önce şehitlerin Allah katına alındığında eğitime tabii tutulacaklarını söylemiştiniz. O sırada imtihan oluyorlar mı yoksa cennete gireceklerini biliyorlar mı?

ADNAN OKTAR: İmtihan oluyorlar ama korunan bir imtihan, sürekli sevap alacak şekilde yani usulen imtihan oluyorlar, inşaAllah. Yani biliyorlar özel korunduklarını kollandıklarını biliyorlar. Sevinç içinde, cennete gideceklerini de biliyorlar. Yani imtihan gibi görünen, özel korunup kollanan bir yapı içinde oluyorlar. Yani pek dünyadaki sisteme benzemiyor. Dünyada çünkü zorluklar da var, acılar var, orada o yok, inşaAllah. Her şey pozitif, olumlu. Ama mesela yardımcı oluyor kardeşine, oradaki bir yiyeceği ikram ediyor, ondan sonra ve güzel sözler ediyor, Allah’tan bahsediyor, yani kolay bir sistem. Ama farkına varmıyor tabii, ölü olduklarını bilmiyorlar, inşaAllah. Diri olduğunu zannediyor, ayrı bir hayat boyutuna alındıklarını düşünüyorlar. “Başkaları da gelse keşke bayağı zevkli güzel bir yer” diye. İmtihan da kolay olunca, imtihanda olduğunu görünce zaten ölüm ihtimalini de o zaman vermiyorlar. Ölü olduklarına inanmıyorlar çünkü öyle bir durum yok, imtihan da devam ettiği için mutlular sadece.

EBRU ALTAN: Hocam dün Hz. İsa (a.s)’ın mucizelerinin aklın ihtiyarını kaldırmayacağından bahsetmiştiniz. Kendisi ikinci kez dünyaya geldiğinde annesinin babasının olmamasını nasıl aklın ihtiyarını kaldırmayacak şekilde açıklayacak kendine?

ADNAN OKTAR: Geçenlerde bir müzisyen bulmuşlardı bir yerde, annesi de yok, babası da yok, kendi de hatırlamıyor, geçmişini de hatırlamıyor ama bayağı kaliteli müzisyen. HHHHhakikaten akrabası, tanıdığı hiç kimsesi yok. Böyle vakalar oluyor dünyada, inşaAllah. İnsanlar hayretle karşıladılar. O da öyle, geçmişini unutmuş bir insan da olabilir ama tabii harikuladelik olduğunu anlayacak. Yani birçok delilden, birçok görüntüden anlar. Aslında Hz. Mehdi (a.s)’da da olur. Tabii kendine hüsnüzanlı olabilir, acaba diyebilir ama yine emin olamaz. Yani mümkün değil Hz. Mehdi (a.s)’da öyle bir şey olması. Bütün cümle alem anlayıp da imanın nuruyla kendinin farkına varmaması mümkün değil. Ama o da işin doğrusu kuşku içinde olur, “acaba?” der.

 GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Hocam, peki Hz. İsa (a.s) namazda onu iki elinden tutup imamlığa geçirdiğinde Hz. Mehdi (a.s)’ı, o zaman kanaat getirir mi Hz. Mehdi (a.s) olduğuna, Mehdi (a.s)?

ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s) kendisinin Mehdi (a.s) olduğuna; zannı galibi daha artar ama yine o tip bir şey olmaz. Çünkü orada bir dost ikramı gibi, ehlisünnette de, Şiilik’te de vardı o, imamlığa geçirme bir iltifattır. Hüsnüzana dayalı olacaktır yani. Hz. Mehdi (a.s) ona hüsnüzan edecek,  o da Hz. Mehdi (a.s)’a hüsnüzanda bulunacak. Yoksa insanlar böyle adı gibi emin olmazlar. Ölümlerine kadar. Zannı galip.

GÜLGÜN GÖKTAN: Hocam, aynı durum deccal için de geçerli mi? Hem insanların deccalı “bu deccaldır” diye tam emin olması hem de deccalın şahıs olarak çıkması?

ADNAN OKTAR: Deccal; Bediüzzaman diyor, “son anlarına kadar bilmez” diyor. Son anlarına kadar farkına varmıyor. Mesela diğer deccallar da öyle, son anlarına kadar farkına varmıyorlar ama son anda farkına varacaklarını Bediüzzaman söylüyor, hayatlarının sonlarına doğru.

GÜLGÜN GÖKTAN: Müslümanlar için deccal için zannı galiple mi?

ADNAN OKTAR: O tabii zannı galip. Tahribatından, yaptığı eşeddi zulümden, efendim, insanları delalete düşürmesinden, insanları sevgisizliğe sürüklemesinden ve insanları Allah’ı inkardaki şiddetli politikasından anlayacaklar. Bakacak ki insanların yüzde doksan dokuzu inkara gitmiş. Kim inkar ettirmiş? Bu inkar ettirmiş, tamam. Mesela Darwin’in bir deccal olduğu anlaşılıyor, ahir zaman deccalı olduğu. Adam başlangıcında onun hiç farkında bile değildir yani. Böyle bir tahribat yapacağını bilmiyordu mesela. Bütün dünyayı mahvetti, dinsiz yaptı dünyayı ama farkına son zamanlarında varır tabii, inşaAllah. Mesela Stalin de öyle, mesela deccal komitesi; Marx, Lenin. Lenin mesela ölümü çok feci olmuştur.

BERİL KONCAGÜL: Peki İslam dünyaya hakim olduğunda herkesin gerçek anlamda imanı olacak mı?

ADNAN OKTAR: Allah “iman ettik demeyin” diyor, “henüz daha iman etmediniz teslim olduk deyin” diyor. Yani genel zannı galip, yani yüzde elli bire geçtiğinde; insanlar zaten elliye ellidir genellikle. Elli iman yatkındır, elli de imansızlığa yatkındır. Mehdiyet devrinde yüzde elli biri aşmış oluyor. Yani zannı galibi daha bastırmış oluyor. Ama öyle hakka’l yakin denecek derecede bir iman herkeste olmaz, çok nadir olur. O zaman herkes Hz. Mehdi (a.s) hükmünde olur, herkes Hz. İsa Mesih (a.s) hükmünde olur, öyle bir şey olmuyor. Yani zannı galip. Esleme oluyorlar, yani teslim olmuş oluyorlar. Ama Allah onu iman olarak kabul ediyor. Esleme olmayı iman olarak kabul ediyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Hz. İsa (a.s) geldiğinde ve insanların tamamı onu fark ettiğinde Hz. İsa (a.s) olduğunu, 2000 sene sonra tekrar gelmiş olduğunu fark ettiklerinde bu nasıl aklın ihtiyarı kalkmıyor?

ADNAN OKTAR: Aklın ihtiyarını nasıl almıyor?

BÜLENT SEZGİN: Evet. Çünkü net bir şekilde fark ettiklerinde?

ADNAN OKTAR: Net bir şekilde fark etmesi mümkün olmuyor ki. Hafızasını kaybetmiş bir insan da olabilir. İnsanlar, ne bileyim, mesela bir devlet, mesela farz edelim CIA böyle bir insan ortaya çıkartmış olarak da düşünüyor olabilir. Hatta annesi babası var olup da gizliyorlar diye de düşünebilirler. Aklın ihtiyarını kapatacak bir yönü yok onun.

AYLİN KOCAMAN: Ama ona inanan küçük bir grup var ya Hocam, onlar için o bu şekilde olmayacak değil mi? Onlar kesin olarak inanacaklar.

ADNAN OKTAR: Yok. Kesin değil. Olur mu kesin? Hiçbir zaman için öyle bir şey olmaz. Zannı galiple iman ediyor. O kendine de zannı galiple iman ediyor. Hz. Mehdi (a.s)’da da zannı galipledir. İmanın nuruyla tanınıyor. “Allahualem bu” diyorlar bu. İsa Mesih de “Allahualem bu” diyor. Çünkü annesi, babası yok, aklı başında bir insan. Başarılı, güzel konuşuyor, çok imanlı, dürüst, hiç yalan söylemiyor. Hafızası çok güçlü Kuran’ı ezberden biliyor. Tevrat’ı, İncil’i ezberden biliyor. Harikulade bir durum, belli ki olağanüstü bir insan. Zannı galip olur.

GÖKALP BARLAN: Hocam Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliklerini sayarken Peygamberimiz (s.a.v.) mesela ben olması sırtında Hz. Mehdi (a.s)’ın.

ADNAN OKTAR: Yine aklın ihtiyarını kaldırmaz. Mesela bak diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) “sırtında ben vardır.” Biz Hz. Mehdi (a.s)’ın sırtındaki beni göreceğiz ama aklımızın ihtiyarını aldırmaz çünkü birçok insanın sırtında ben olur, olabilir. Mesela diyor ki; “göğsünde, sağ tarafında cilt renginde bir koyuluk vardır.” Birçok insanın doğum lekesi vardır. Ama onda tam göğsünün üstünde var mesela yaprak büyüklüğünde. Yine aklın ihtiyarını kaldırmıyor mesela “sağ ayağında” diyor “ben vardır” diyor. Yine aklın ihtiyarını kaldırmıyor. “Alnında tek kaş çatma çizgisi vardır” diyor. Yine kaldırmaz ihtiyarı. “Alnında iz vardır” diyor “yara izi.” O da ihtiyarı kaldırmaz. “Geniş vücutludur” diyor “omuzları geniştir” diyor “karnı geniştir, uylukları geniştir.” Bu kadar tevafuk normal bir şey değil. Aklın ihtiyarını çok zorlayacak bir şey. Hatta bak o kadar detaylar var ki, 32 yaşındayken hapisten çıkacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). O kadar detaylı. 32 yaş. Hapse gireceği vakit bile belli. Ne zaman çıkacağı belli. “İstanbul’da çıkacak” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “Darwinizm, materyalizmi  yok edecek” diyor. Mesela bak hadisler var Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahir zamanla ilgili, mucize hadisleri. Sakalı göbeğine gelen alimler, koskoca adam, utanmıyor hiç, vicdanen rahatsız da olmuyor. O hadisleri ısrarla saklıyor. Mesela televizyon programı oluyor “sorma böyle sorular bana” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da mesela mucize gösteriyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Olabilir ya ne olacak?” diyor.

GÜLGÜN KÖKTAN: Hocam peki bu en son alimler Hz. Mehdi (a.s)’ a gidip “şehitlerimizin kanları boynuna olsun başa geçmezsen” diye ısrar ediyorlar ya, orada fark etmeleri Hz. Mehdi (a.s)’ı nasıl oluyor? İlk başta reddederken.

ADNAN OKTAR: Vicdan ehli olan alimler. Yine öbür alimler yine reddedecek. Ama vicdan ehli olanlar asıl dünyayı yönetenler onlar oluyorlar. Onlara Allah özel bir güç veriyor. Şimdi geride gibi görünüyorlar ama onlar hakim oluyor. Mesela hükümetlerle de bağlantılı oluyor, hükümetler onları destekliyor.  Sahtekar alimler hep ezilirler. Üç kağıtçı alimler hep ezilirler, onlar nereye çeksen gider. Bir de Müslümanlar çok zor durumda kalacak. Çok şiddetli bir ıstırap ortamı olacak. Bu olaylar daha başlangıç. Daha da dozu artacak dayanılmaz hale gelecek. Öyle bir ortamda, anladıkları halde inkar ettiklerini bildikleri için bir kısmı artık vicdanen diyecekler “Dürüstçe kabul edelim yoksa Allah daha da belamızı verecek. Daha da perişan olacağız en iyisi kabul edelim” diyecekler.

GÜLGÜN GÖKTAN: Bediüzzman Said Nursi Hazretleri;  “Hamiyeti İslamiye feveran edecek” dediğiniz gibi çok şiddetlenince olaylar.

ADNAN OKTAR: Evet. Diyorlar  “Hz. Mehdi (a.s) hemen çıkması gerekmiyor muydu?” diyorlar. Bediüzzaman “Yok öyle değil. Zannettiğiniz gibi değil” diyor. “Nihayet pezir olacak” diyor “bayağı zor duruma düşecekler” diyor. Sonra da Mehdiyet’in zuhuru için de “hamiyeti İslamiye feveran edecek Hz. Mehdi (a.s) da başa geçip tariki hak ve hakikate sevk edecek” diyor. Seyitler iltihak edecekler. Daha seyitler cemaati var ama şu an yeni teşekkül etmeye başladılar. Yani bu yıllarda teşekkül etmeye başladılar. Onlar her yerdeler. Birçok önemli yerde görev başındadır, “liderdirler” diyor Bediüzzaman. Mesela Suudi Arabistan’da kilit noktalarda hep seyitler vardır. Irak’ta kilit noktalar onların kontrolündedir. Mesela Sayın Kılıçdaroğlu seyittir. Cumhuriyet Halk Partisi gibi mühim kilit bir partinin genel başkanı. CHP içinde de çok fazla seyit var, başka da var seyitler. Geçenlerde yine bir CHP’li muhteremle karşılaştım, önemli bir insan. O da seyit.

AYLİN KOCAMAN: Hocam demin bu saydığınız Hz. Mehdi (a.s) alametlerini görmüş gibi anlatıyor Peygamberimiz (s.a.v.), gelecekle ilgili hadisleri de görmüş gibi anlatıyor. Nasıl vahiy olmuş olabilir?

ADNAN OKTAR: Kimini Cebrail anlatıyor, kimini de bizzat kendi görüp anlatıyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ı” çünkü “gördüm” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Kalabalık, evlatlarım herkes bir aradaydı” diyor. “Hz. Ali (r.a) de oradaydı, Hz. Hasan (r.a), Hüseyin (r.a) herkes oradaydı. Ama bir kişi çok dikkatimi çekti” diyor. “Çok fazla nurluydu, çok fazla nuru parlıyordu” diyor. “Ya Rabbi bu kim? dedim” diyor. “Bu o Hz. Mehdi (a.s)’dır” diyor Cenab-ı Allah. Sahabe çok düşkün Hz. Mehdi (a.s)’a. Acayip seviyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında her gün soruyorlar. Hz. Ali (r.a)’ye soruyorlar öbürlerine soruyorlar her gün Hz. Mehdi (a.s) muhabbeti. Hz. Mehdi (a.s) muhabbeti olmadığı gün yok Peygamberimiz (s.a.v.)’in sohbetlerinde, her gün. Kaşı nasıl? Gözü nasıl? Söylendiği halde yine doymuyorlar bir daha soruyorlar. “Biz onu nasıl tanıyacağız?” diyorlar. Daha yeni söylenmiş. Bir daha tekrarlıyor. Onlar yeni bir anlatımla bir daha söylüyorlar. Diyor ki “yüzünü zarafetiyle tanırsınız” diyor. Halbuki bu bir detay değil. Zarif yüzlü insanlar olabilir. Ama orada onlara bir şey söylemiş olmak için detaydan bir detay vermiş oluyor. Yoksa “Peygamberimiz (s.a.v.) çok kapsamlı sabaha kadar anlattı” diyorlar. Sahabeler bırakmıyorlar. Hepsini tek tek anlatıyor. “Hepsi bana gösterildi” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ahir zaman araçlarını da öyle anlatıyor. Mesela “Hz. Mehdi (a.s) evinde konuşacak, herkes evinden onu seyredecek ve görecek” diyor.  Ona bir mana veremiyor sahabeler. “Acaba nasıl olur bu?” gibi. Keramet göstereceğini zannediyorlar. “Herhalde” diyorlar “harika bir veli” öyle deyince bu sefer daha da meraklanıyorlar. Peygamber anlattıkça daha da acayip bir görünüm olduğu için, deccalı de çok merak ediyorlar. Deccal çünkü bulutların üstünde gidiyor, Peygamber (s.a.v.) yalan söylemez Allah adına yemin ederek söylüyor. “Bulutların üstünde gidecek” diyor. Şimdi uçak, sahabenin o anda aklına gelmez. “Oradan konuşacak” diyor “bulutların üstünde insanlarla.” Uçakta mesela adam telsizle telefonla konuşuyor, internetten konuşuyor yerle. Bağlantı kurabiliyor deccalın özelliği olarak. Hz. Mehdi (a.s)’ın da yüzünün her yerde, herkesin evinde görüleceği. Hadislerde belirtiliyor, aynısıyla oldu şu an. Televizyonlarda, radyolarda insanları görmek mümkün oldu konuşmalarını.

GÜLGÜN GÖKTAN: Hocam sahabelerin Hz. Mehdi (a.s) sevgisi gibi Hz. Musa (a.s)’ın da çok büyük bir  Hz. Mehdi (a.s) aşkı var değil mi? Mehdi (a.s) olmayı istiyor.

ADNAN OKTAR: Hz. Musa (a.s)’ın şekerliğine bak ki defalarca Allah’a yalvarıyor “beni Hz. Mehdi (a.s) yap” diye. Tevrat’ta çok uzun anlatıldığı için Moşiyah, Hz. Mehdi (a.s) çok hoşuna gidiyor. “Ya Rabbi beni Hz. Mehdi (a.s) yap” diyor. Çünkü “Kainat yaratılmadan önce Hz. Mehdi (a.s)’ın ruhu yaratıldı” diyor. O da onun çok hoşuna gidiyor. Cenab-ı Allah “sen Peygamberlik yapacaksın senin görevin bu” diyor “o ayrı, o ahir zamanda gelecek” diyor. Üç kere söylüyor. “Ya Rabbi beni Hz. Mehdi (a.s) yap” diye.

DAMLA PAMİR: Hocam Hz. İsa (a.s)’ın da duası oluyor mu? Hz. Mehdi (a.s) olmak için.

ADNAN OKTAR: Yok sadece Hz. Musa (a.s)’a mahsus. Peygamberlerden bir tek o nakledilmiş.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Hocam peki Hz. İsa (a.s) cennetlik olmasına rağmen yine de hep hüsnüzan mı hissediyor kendinde?

ADNAN OKTAR: Tabii ki imtihan ortamı. Ama mesela Peygamberimiz (s.a.v)’e Cenab-ı Allah geçmiş ve gelecek günahların affedildiğini söylüyor ayette. O belli cennete gideceği ama buna rağmen o müthiş titiz ibadetlerine ve takvaya. Peygamberimiz (s.a.v.) helale harama çok çok titiz. Ömrünün sonuna kadar da öyle oldu. Vefat ederken biliyorsunuz elini göğe kaldırdı “Refik-i Ala’ya” dedi. “Yüce Dost’a” son sözü odur inşaAllah. Mesela onu bilmesi de bir mucize, o anda canın alınacağının bilmesi. O da bir harikadır. İnsan bilemez normalde ama o biliyor. Allah’tan ona bir lütuf olarak. “Sonra eli düştü” diyor “Refik-i Ala’ya” diyor, sonra eli düşüyor. Yüce Dost’a inşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Hocam Bediüzzaman vahiy almamasına rağmen bu kadar detayı nasıl biliyor olabilir?

ADNAN OKTAR: Bazıları ona çok bozuluyor ama ilham denen bir şey var. Bu doğru yani vahyin başka bir çeşidi. Vahyin hükmü kesin ama ilhamın hükmü kesin değil. İlham oluştuktan sonra doğruluğu anlaşılıyor. Ama vahyin başlangıçta doğruluğu anlaşılmış oluyor. Başlangıçtan itibaren inanmak mecburiyetindesin. Ama ilhama başlangıçtan itibaren inanmak durumunda değilsin. Tahakkukundan sonra doğru olduğu anlaşılıyor.

OKTAR BABUNA: “Hz. Musa (a.s)‘ın da annesine de vahyettik” diye Kuran’da Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet o kalbine ilham ediliyor. Ama o bir hüküm oluşturmaz, ondan bir hüküm meydana getirilemez. O vicdani kanaatiyle ona uyar. Hüsnüzanla uyar inşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztırak bugün yaptığı konuşmasında başkanlık sistemini eleştirdi. Başkanlık sisteminin Türkiye’nin yapısına, Türkiye’nin batıya dönmüş olan yüzüne, Türkiye’nin demokrasisine, daha fazla geliştirme ihtiyacına ters düşen bir sistem olduğunu savundu. Başkanlık sisteminin demokrasi getirmeyeceğini anlatarak şunları söyledi; “Parlamenter demokrasiyi bitirelim. Aynen Sisi’nin kurduğu gibi, aynen Esad’ın kurduğu gibi başkanlık sistemine geçelim. Peki bunlar huzur bulabilmiş mi? Hayır hiçbir zaman huzur bulamamışlardır” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii mesela şu an Sisi’nin yaptığı başkanlık sistemidir. Esad’ın yaptığı da başkanlık sistemiydi, Saddam’ın yaptığı da başkanlık sistemiydi. Parlamenter demokrasi şu anki sistem çok güzel. Güç dağılımı var. Bütün gücün bir şahısda toplanması Türkiye için özellikle çok çok riskli. Tayyip Hocam kendisinden sonraki dönemi de düşünmesi lazım. Şu an biz onun vicdanına, ahlakına güveniyoruz. Ama sonra ilginç birisinin başa geçtiğini düşün. Ne yapacağız? Kendi ne yapacak? Mesela bak Amerika’da Beyaz Saray sitesinden bağımsız Kürdistan için imza kampanyası başlamış. Oradaki senatörler, şunlar bunlar falan imzalıyorlar. Bağımsız Kürdistan. Nerde? Amerika’nın Beyaz Saray’ında, imza kampanyasına açılıyor bu konu. Ve çok fazla kişi imzalıyor. Bu bir risk, tehlike.

Hocam bir sorum var. Hz. İbrahim (a.s)’ın alevlerde yanmasını anlatır mısınız, o olay nasıl gerçekleşti? Gerçekten bizim bildiğimiz gibi yandı mı?” Mesela böyle bir olay yani bu şekilde bilindiği gibi aklın ihtiyarını alacak bir olay olmaz. Cayır cayır ateş yanacak, içine bir insan, kor alevlerin içinde gülerek oturacak. Bu aklın ihtiyarını alır. Yok, bu şekilde değil. O mutlaka aklın ihtiyarını almayacak şekilde olur. Yani hakikaten bir ateşin içine düşer, o tarafa doğru düşer fakat ne Hz. İbrahim (a.s)’ın aklının ihtiyarını alacak gibi olur, ne seyredenlerin aklının ihtiyarını alacak gibi olur. Mutlaka makul bir görünümde olur. Bildiğimiz kor alevin içine, ateşin içine düşüp de bir insanın yanmaması zaten aklın ihtiyarına aykırıdır. Ve imtihanın sırrına da muhaliftir. Böyle bir şey olmaz, bu tarz değil. Allah’ın dediği doğru ama bu tarzda değil.

GÜLGÜN GÖKTAN: Hocam Bediüzzaman’ın kerameti olarak hapishanedeyken namaz kılıyor ya kelepçeliyken, o nasıl açıklanabilir?

ADNAN OKTAR: O da aklın ihtiyarını hiçbir şekilde almaz. Çünkü orada camideki görüntü doğru ama ondan Bediüzzaman’ın haberi yok. Yani kendisi gidip ben camide namaz kıldım demiyor zaten. Ama hücresinde görünmüyor. Halbuki duruyor o hücresinde ama adam göremiyor. Camide de hakikaten Bediüzzaman var, namaz kılıyor ama onu da Bediüzzaman görmüyor öbür adam görüyor. Hiç kimsenin aklının ihtiyarını almaz bu. Yani niye aklın ihtiyarını alsın? O odasında duruyor. Namazını kendi hücresinde kılıyor ama namazda alenen orada Bediüzzaman ön safta kılıyor namazını. Klasik cübbesiyle görünümüyle o. Sonra namazdan sonra adam bakıyor, yok. Aklın ihtiyarını alacak bir şey yok. Bir yere gitmiş olabilir, bir yere gizlenmiş olabilir. Bir şekilde çıktı zannediyor adam. Kilitleri kontrol ediyorlar, kapıyı kontrol ediyorlar hepsi duruyor. Hiçbir yerde, hiçbir zaman, hiçbir devirde aklın ihtiyarını alacak şekilde bir olay olmaz. Allah onu çok ince bir sanatla tertip etmiştir. Hiçbir zaman için dünya tarihinde öyle bir şeyle karşılaşılmaz. Çünkü adaletsizlik olur o zaman. İmtihanda adaletsizlik olur. Allah imtihanda adaletsizlik yapmaz. Hiçbir olayda adaletsizlik yapmaz, imtihanda da adaletsizlik yapmaz.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Hz. İsa (a.s)’ı çarmıha gerdiklerini sanıyorlar değil mi Hocam? Başkası gösteriliyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, o da hakikaten o zannediyorlar ama işte Yoda İzaryot, o da bir mucize. Talebeleri zaten benziyor İsa Mesih’e, Allah biraz daha benzetiyor. Kan revan içinde olunca da zaten tanıyamıyorlar. Ama Allah bayağı benzetiyor. Ama aklın ihtiyarını almaz o. Biraz daha benzemesi aklın ihtiyarını alacak bir şey değil.

GÜLGÜN GÖKTAN: Hocam Hz. Musa (a.s)’ın asası için de aynı şeyi söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Hiçbir şekilde öyle şey olmaz.

ENDER DABAN: Hz. İsa (a.s)’ın ölüleri diriltmesi.

 ADNAN OKTAR: O da mesela iki günlük ölü. Zaten yazıyor İncil’de “üç günlük ölüydü” diyor. Baygın olduğunu düşünebilirler. Baygın olarak yaşadığını düşünebilirler. Üç gün bir insan yaşayabilir.

Masaüstü Görünümü