Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (28 Temmuz 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz, Hocamız’ın güzel sohbetiyle programımıza başlıyoruz inşaAllah. Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz. Evet dinliyorum

KARTAL GÖKTAN: Hocam bugün bildiğiniz gibi Ramazan Bayramı, tüm Türk İslam aleminin ve tüm Müslüman kardeşlerimizin bayramı mübarek olsun.

ADNAN OKTAR: Allah tekrarına erdirsin. Bayramımız hepimize mübarek olsun.

Müzik ne büyük nimet, dünyanın müthiş bir güzelliği müzik, müziği Allah yaratıyor. Diyorlar ki, “sanatçı hazırladı, müzik aletlerinden çıkıyor” diyor ses; Allah yaratıyor müziği. Dünya yaratılmadan müzik yaratılmıştı, Allah kullarına bir güzellik olarak, nasıl yiyecek, içecek bir nimetse müziği de bir nimet olarak yaratıyor, cennetin bir güzelliği. Dans mesela ritim Allah onu sevdirmiş. Mesela dans hoşumuza gidiyor. Niye? Cennetten biliyoruz, içgüdü olarak biliyoruz. Cennette olanı gördü mü,  mesela bak altın hoşumuza gider. Ne var? Sarı bir maden ama cennette var ya, kafamız hep ona gidiyor. Değerli taşlar mesela pırlanta şu bu falan cennetten kalma bir sevgi o. Mesela gördü mü insan hemen muhabbet duyuyor. Küfür dahi cenneti uzaktan izleyip cennetin altınlarına hayran kalır. Onlara o aslında bir nimet gibi görünmekle beraber cehennem ehline, çünkü görüyor cenneti, bir şekilde görüyor. Televizyondan görür gibi görüyor. Ama kendi mekânınla kıyasladığı için çok canını yakıyor. Mümin de cehennemi görüyor kendi mekânıyla kıyasladığı için çok hoşuna gidiyor. Cennetin kıymetini bilmiş oluyor.

MERVE TEZEL: Hocam, peki cennette ne istersek hemen gerçekleşecek. Ama Allah’ın zatını görmek istersek görebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Allah’ın Kendi Kendini gördüğü gibi Allah’ı görmek mümkün değildir. Çünkü (haşa) Allah olmak lazım. Onu sonsuza kadar bilemeyeceğiz. Ama tecelli olarak mesela bir güzel genç görünümünde Allah tecelli ediyor. “Selamun aleyküm diye cennet ehlini selamlayacak” diyor. Ayette de var Kuran ayetinde var. “Selamun aleyküm” diye selamlayacak. “Ve Aleyna aleykümselam Ya Rabbi” diyorlar, tecelli. Mesela çalıdan da Allah tecelli ediyor. Çalıyla konuşuyor Hz. Musa (a.s). Çalıdaki ateş şeklinde, tecelli. O görünen genç de yine tecelli, zatını hiçbir zaman için bilemeyeceğiz.

Evet dinliyorum.

BEYZA BAYRAKTAR: Hocam, Hz. Mehdi (a.s), Peygamberimiz (s.a.v.)’de olduğu gibi vefatında sonra halife bırakacak mıdır?

ADNAN OKTAR: İsa Mesih, Seyyidina İsa Mesih’tir Mehdi (a.s)’dan sonra inşaAllah. İsa Mesih’ten sonrakinden artık bir şey çıkmaz. Mesela İsa Mesih de bir halife bırakacak ama artık bir şey çıkmaz. Ondan sonra çökme. Yani kimsede ne moral kalır, ne bir şey kalır Allahualem. Süratli çökme başlayacak.  Tabiat şartları da bozulacak 1506’dan sonra. Yine böyle tufanlar, kasırgalar, depremler.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, o dönem insanlarda Hz. Mehdi (a.s)’ın döneminde insanlar onun gücüne mi tabii olacaklar asıl olan yoksa?

ADNAN OKTAR: Yok Hz. Mehdi (a.s) sevgi insanı, yani katı, despotan, dediğim dedik falan bir insan değil. Evinde olan bir insan. Sadece sevgiyi ara ara vurgulayan bir nokta-i istinad olan bir insan. Yoksa idareye, siyasete, hiçbir şeye karışmaz Hz. Mehdi (a.s). Cumhurbaşkanı yine başta olur. Başbakan olur, hükümet olur, hepsi oluyor. Yani onlara karışmaz. Sadece bir sevginin coşkun uygulayıcısı. Bütün dünyanın ihtiyacı olan sevgiyi, coşkunca dünyaya dağıtan bir insan. Zaten her şey sevgiyle hallolacağı için, çünkü siyasette de sevgiye ihtiyaç var. Sanatta da ihtiyaç var. Dostlukta, arkadaşlıkta her şeyde ihtiyaç olduğu için sevgi, sevginin sahibi yani. Çünkü sevgi terörü kaldırıyor, anarşiyi kaldırıyor, egoist, bencil olmayı kaldırıyor, cimriliği kaldırır. Seven adam nasıl cimri olsun? Cömert oluyor, zibil gibi malını dağıtıyor. Sevdi mi insan deli olur. Allah aşkından adeta Allah’ın delisi olur yani. Gözü bir şey görmez. “Malı ne yapayım ben?” der, aşkı arar. Divane olur yani Allah aşkıyla.

BEYZA BAYRAKTAR: Hocam, o dönemde münafık olur mu?

ADNAN OKTAR: Yani genelde vicdan hâkimiyeti olacağı için, münafıklığın da kapısı kapanacağı için pek olmaz. Çünkü münafık olması için karşı güce ihtiyaç var. Münafık karşı güce -bak Kuran’da dikkat edin- karşı güce dayanarak hareket eder. Mesela kaçar. Karşı tarafın yiyeceğini kullanır, evlerini kullanır, varsa mağaralarını, imkânlarını, tarlalarını kullanır. Ve onun askeri gücünü, polis gücünü kullanır karşı tarafın. Ama orada karşı taraf yok Hz. Mehdi (a.s)  çıktı mı. Bir tane taraf var. Yani münafığın kaçacağı bir yer yok.  O yüzden münafıklığa cesaret edecek adam olmaz. Herkes iman etmiş oluyor. Ama Mesih İsa’dan sonra fokur fokur kaynar münafık.

OKTAR BABUNA: Küfür mü hâkim olur? Bağnazlık mı ağırlıkta olur Hocam bunlarda?

ADNAN OKTAR: Bağnazlık bir daha pek ortaya çıkmaz, direkt küfür, delalet. Yani komünizm hâkim olacak. Bediüzzaman “Üç inkılab-ı azim olacak” diyor. Büyük inkılap, büyük devrim. Birincisi, Allahualem benim anladığım faşist bir devrim, yani müthiş bir faşist katliamı oluyor. Arkasından müthiş bir komünist atak oluyor ve müthiş bir komünist katliam oluyor. Sonra komünizm tam hâkim oluyor. İşte o proletarya diktatörlüğünü oluşturuyorlar. Onun arkasından kıyamet kopuyor. Yani başka karmaşık bir yapı yok. Evet.

ENDER DABAN: Hocam müminlerin imanlarını gizleyeceğinden bahsetmiştiniz.

ADNAN OKTAR: Son dönemde işte 1543’ten sonra gözleriyle namaz kılıyorlar, imayla. Abdest almıyor, abdesti orada kumaşa elini sürüyor mesela onunla abdest alıyor, o şekilde yani gözüyle. Allah’tan hiç bahsetmiyor, Kuran yok zaten. Ve onların sayısı da çok çok az olacak. Yani toplam elli-yüz falan olabilir en fazla, dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olarak. “Onlara da güzel bir rüzgâr gönderecek” diyor Cenab-ı Allah. Rüzgâr; Azrail (a.s)’in güzel kokusu, Azrail (a.s) güzel kokar vücudu. Yani kıyafeti, teni kendi de güzeldir Azrail (a.s)’ın. Kıyafeti de şık ve temizdir, güzel kokar. Güzel kokudan kasıt o. Mis gibi o kokuyla geliyor. “Hepsini toplar götürür” diyor. Bir seferde gelip hepsini alıyor. Onun arkasından işte “1545 gibi kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman. 

MURAT BEY:  Kuran dünyadan kaldırılır, dünya deli divane olur demiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet,” dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın” diyor, ref edilmesiyle, çünkü Kuran ayet yok, sayfa yok, Kuran’ın tamamını yakıp yok edecekler. Yani tek bir tane Kuran yok. Kuran’ın manası da göğe alınıyor. Yani Kuran mesela ezberden kalıyor ya, anlamı, manası da göğe alınıyor. Yani Kuran tamamen ref ediliyor. Kuran ref edilince dünyanın aklı gitmiş oluyor. “Dünyanın aklı hükmünde olan” diyor “Kuran’ın ref edilmesiyle dünya divane olur” diyor yani “aklını kaybeder” diyor. Bu durum muvacehesinde” diyor. “Divane olduğu için başını başka seyyareye çarpar” diyor. Bir yıldız çarpması olacak. Ayette “ikinci bir çarpma onu izler” diyor Kuran’da. Allahualem sipin atıyor. Vuruyor delip geçiyor. Sipin atıyor bir daha vuruyor. Bilimsel olarak da zaten bu, bu şekilde. Ayrıca zaten 1545 gibi bir yıldızın dünyaya çarpacağını bilim adamları biliyorlar. Aslında o kadar karmaşık da değil olay. Açık açık yazıyorlar 1545 gibi olduğunu. “Olabilir” diyor ama olacak yani, olabilir demek o. Bu sipin atma falan bunu da açıklıyorlar bilimsel olarak.

OKTAR BABUNA: Bunun filmini yapmışlardı Hocam yabancı bilim adamları tam söylediğiniz tarzda. Geliyor vuruyor sipin atıp tekrar dönüp bir daha vuruyor Hocam bitiriyor dünyayı.

ADNAN OKTAR: Biliyorlar yani. Ne zaman hazırlamışlar bu filmi?

OKTAR BABUNA: Üç sene önce falan hatta göstermiştik yayında Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Demek ki iyi dinliyorlar anlattıklarımızı.

OKTAR BABUNA: Tam sizin anlatımınızın üzerine olmuştu bu inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet çok dikkatli dinliyorlar beni.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hocam, bu dünyada gördüğümüz her şey beynimizin yorumladığı elektrik sinyallerinden ibaret. Maddenin gerçeğini göremiyoruz. Cennette de yine hayal şeklinde mi olacak yoksa maddenin aslını görebilecek miyiz?

ADNAN OKTAR: Maddenin aslını hiçbir zaman sonsuza kadar göremezsiniz. Maddenin aslını bir tek Allah bilir. Ama cennete onun hayal olduğunu bilemezsiniz. Mesela biz söylemesek bilinmiyordu. Daha önce bunu bilim adamları açıkladı ama halk bilmiyordu. Anlatıyorlardı mesela Einstein da anlattı bunu. Adam “Bunlar derin konular, anlaşılacak şey değil” dediler. Modern fizik zaten bu konunun üzerine kurulu ama hiç anlayan yok. Biz Yaratılış Atlası’nda ve diğer kitaplarda bunu çok kapsamlı anlatınca anladılar. Yoksa anlatılmasa bunu anlayamaz insanlar, fark edemez. Cennette de bunu anlatacak biri olmayacağı için ve fark edecek birisi olmayacağı için zaten bilmeyecekler, bilemezler.

MEHTAP ŞAHİN: Peki Hocam bütün peygamberler maddenin hakikati ilmini biliyorlar mıdır?

ADNAN OKTAR: Anladığımız kadarıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’in çok iyi bildiğini görüyoruz. Ve sahabelerin de çok iyi bildiğini görüyoruz. “Bana Hz. Ali (r.a) ilim dolu iki kap verdi Peygamberimiz (s.a.v.)” diyor. “Biri zahir ilmi, onu size anlatıyorum” diyor “bir ilim daha var ki” diyor “bunu anlatırsam benim boynumu kesersiniz” diyor “bunu da anlatamam” diyor. Nasıl desin “sen benim beynimin içindesin, Peygamber (s.a.v.)’i de beyninin içinde görüyorsun” dese adam. Sahabeler zaten celalliler direkt doğrar Allahualem. Hz. Ali (r.a)’ı tenzih ederim de, kim ne derse desin. Diğer sahabelerden de böyle âlim olanlar bunu söylüyorlar. Bildiğim kadarıyla Ebu Hureyre de öyle. “İki ilim dolu kap aldım” diyor o da aynı şeyi söylüyor. “Bak birini size anlattım, o zahir ilmi” diyor. “Bir ilim daha var, onu anlatırsam bu kelle gider. Onu anlatamam” diyor, açık inşaAllah.

ENDER DABAN: Hocam, cennette onun gözü keskindir ayetinde kastedilen.

ADNAN OKTAR: Evet, o netlik. Uzağı da çok net görüyor insan mesela yüz kilometre öteyi yarım metreden görüyor gibi görüyor. Mesela yüz kilometre öteyi elli santimden gören insan gibi görüyor.  O ayetin kastettiği mana bu. “O gün görüş keskindir”den kasıt o.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, “İmam Caferi Sadık da biliyor” demiştiniz Allahualem bu ilmi?

ADNAN OKTAR: İmam Caferi Sadık, o da biliyor evet. O zaten anlatıyor. Uzun uzun anlatıyor. O hadisi yani Peygamberimiz (s.a.v.)’den olan hadisi anlatıyor hatta “mercimek kadar yerde” diyor, açık açık da söylüyor. “Koskoca bütün alemi mercimek kadar yere koyan Rabbim ne kadar Yüce” diyor.

OKTAR BABUNA: Hadisi bilinmiyordu sonradan ortaya çıktı Hocam. “Mercimek kadar” ifadesini kullanıyordunuz. Sonra hadisi çıktı evet.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yani ben bu konulara pek girmek istemiyorum ama siz okursanız dinlerim. Yüksek sesle anlat.

OKTAR BABUNA: “… Ebu Abdullah (İmam Cafer-i Sadık) dedi ki: “Ey Hişam, kaç duyun var?” Dedi ki “Beş duyum var.” Buyurdu ki :“Bunlardan hangisi daha küçüktür?” Dedi ki: “Görme duyusu.” Buyurdu ki:  “Peki görme duyusunun çapı ne kadardır?” Dedi ki: "Bir mercimek kadar veya ondan daha küçüktür." Buyurdu ki :”Ey Hişam! Ön tarafına ve üst tarafına bak ve ne gördüğünü bana anlat.” Dedi ki:” Göğü, yeri, evler, saraylar, kara parçaları, dağlar ve nehirler görüyorum.” Dedi ki : “Senin gördüğün bunca varlıkları bir mercimeğin veya ondan daha küçük bir şeyin içine girdirmeye güç yetiren Allah, dünyayı küçültmeden ve yumurtayı da büyültmeden bütün bir dünyayı yumurtanın içine sokabilir.” Hişam derhal İmam’a sarıldı; ellerini, başını ve ayaklarını öpmeye başladı ve şöyle dedi: “Bu kadarı bana yeter ey Resulullah (s.a.v.)’ ın oğlu!”(Usul-i Kafi, El Kuleyni, Sayfa 104-105) maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu konuları atçınız mı siz, ben direk müzik açıyorum dikkat ederseniz. Çünkü maazAllah cezbeye geliriz inşaAllah.

Birileri bir şey anlatsın konuşalım.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında yayınlanan yeni makaleleriniz şu şekilde Hocam. Almanya’daki Burmalı Müslümanlar’ın yayınladığı Burma Times haber sitesinde yayınlanan “İnsanlara veya ordulara değil, ideolojilere karşı bir mücadele” başlıklı yazınızda, Suriye’de iç savaşın bitmesini isteyenlerin asıl olarak Baas Partisi’nin materyalist ideolojisine karşı ilmi mücadele yapması gerektiğini söylüyorsunuz. Pakistan’da yayınlanan Hiba Magazin Dergisi’nde “İslam’ın özü barış ve sevgi” başlıklı makalenizde İslam’ın her insan için din ve inanç özgürlüğü verdiğini, güven ve sevgi ortamının güvencesi olduğunu ifade ediyorsunuz. Amerika’da yayınlanan News Rescue haber sitesinde “İlim ve sevgi radikalizmi yener” başlıklı makalenizde radikal örgütlerin din ile hiçbir bağlantısı olmadığını, tüm hak dinlerin sevgi, barış ve kardeşliği öğütlediği açıklıyorsunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yazımızın yayınlanmadığı hiçbir yer kalmadı aşağı yukarı. Her yerde yazım çıkıyor maşaAllah. Tebliği de Allah vesile etti maşaAllah böyle güzel imkanları. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin de Hocam çeşitli illerden faaliyetleri var. Ankara’dan kardeşlerimiz bugün Eryaman’da 750 adet A9 ve Yaşayan Fosiller broşürleri dağıtmışlar. Almanya Berlin’de kardeşlerimiz çeşitli yerlere Yaratılış Atlası vermişler. Dün kardeşlerimiz Balıkesir Gönen’de halkımıza sizin 63 adet kitabınızı ve 19 adet dergiyi hediye etmişler. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 25 adet kitabınızı, 500 adet A9 broşürünü dağıtmışlar. 7-26 Temmuz tarihleri arasında kardeşlerimiz Gebze Cumhuriyet Caddesi’nde fosil sergisi yapmışlar. Halkın ilgisi çok fazlaymış maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Gebze’de.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Süper, Cumhuriyet Caddesi’nde fosil sergisi çok güzel maşaAllah, elhamdülillah.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz de 24 Temmuz’da evde buluşarak kitap okumuşlar. Ahir zaman alametleri hakkında sohbet etmişler maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak benim canlarıma aferin, bak göster o genç kızları. Yaklaştır. Bak görüyor musun biri çarşaflı? Niye? “Ben” diyor “Ahzab Suresi’nin hükmüne göre böyle bir kıyafetle gezmem gerektiğini düşünüyorum. Dışarıdaki güvenliğim açısından” diyor. Öbür kardeşimizde diyor ki “Benim bulunduğum bölge açısından bir risk yok, ben de böyle gezeceğim” diyor. Her ikisi de doğru yapıyor. Her ikisi de Kuran’a uygun. Aferin güzel. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyetler bu şekildeydi Hocam. Başbakanımız’ın Ramazan Bayramı dolayısıyla yaptığı konuşmadan bazı kısa notlar vardı uygun görürseniz onlardan okuyabilirim.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: “Bu acıların son bulması için Allahtan istemek, bir de mücadele etmek gerekir. Ya elimizle düzelteceğiz, ya dilimizle düzelteceğiz. Bunlara gücümüz yetmiyorsa kalbimizle buğz edeceğiz”.

ADNAN OKTAR: İslam’ı çok iyi yaşayan bir insan olduğu için Tayyip Hocam, çilenin de içinden geçtiği için hiçbir şeyi anlatmaya gerek kalmıyor. Mesela her yerde ne konuşacağını bayağı iyi biliyor nerde ne yapacağını. Bayağı becerikli, yetenekli. Etrafında da çok az adamı var aslında. Çok çok az adamı hayret böyle yetenekli olması maşaAllah. Bilgisi de iyi ama Mehdilik iddiaları şu bu falan onların hepsine tedbir alsın. Halife-i ruhi zemin, şu bu falan. Bu sefer yurt ışında acayip reaksiyonlar oluyor. Rejimler değişiyor, devletler yıkılıyor. Bilmem ne falan iş çıkıyor. Millet huylanıyor. Ona karşı çok tedbirli ve dikkatli olsun. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hocam İsrail geçtiğimiz günlerde aralıksız bombaladığı Şucaiyye Kasabası halkına “tamamen boşaltın” uyarısında bulunmuş. Ancak hem İsrail, hem de Mısır sınır kapılarını kapalı tuttuğu için halkın gidebileceği yer pek yok. Burası en çok tünel olan ve bu tünellerin doğrudan İsrail’e geçiş yaptığı yer. İsrail’in boşaltılmasını istediği bölgede yaklaşık üç yüz bin sivil yaşıyormuş. Birleşmiş Milletler de boşaltma için zaman ve imkan verilmesini istemiş. Sadece Şucaiyye Kasabası değilmiş boşaltılmasını istediği yer.

ADNAN OKTAR: Tamam ya da kendileri kapatsa tünelleri de, ona gerek kalmasa olmuyor mu?  Bombardımana gerek kalmaz kendileri çimentoyla kapatsınlar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam o zaman da halkın yaşaması pek mümkün olmuyormuş. Tüneller olmadığı zaman. Çünkü sınır kapıları tamamen kapalı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim o zaman barış, dostluk, kardeşlikle yaklaşsınlar. Hem nefret, hem kin olacak, hem savaş olacak, hem tünel olacak, hem tünelsizlik olacak. Böyle bir karmaşa olmaz. Sevgiyle hallolur. Nihayet bu insanlar Allah’a inana insanlar. Allah’ın birliğine inan insanlar. Peygamber torunu. Şefkatle, merhametle yaklaş. Yani hayatı onlara zehir etmenin alemi yok. Onlar da onlara hayatı zehir etmesinin alemi yok. Dost olup, kardeş olup meseleyi halledin, başka türlü bir çözümü yok. Ama olayın yine Mehdiyet’te kilitlendiğini Allah bize gösteriyor.  Nereye gitsek kilitlenen nokta Mehdiyet oluyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hocamız, Ramazan Bayramı mesajında “Müslümanlar’ın birbirlerine saldırıp can aldığını Allah-u Ekber diyerek aynı kıbleye yönelenlerin birbirini öldürdüğünü belirterek bu bayram -şeytandan Allah’a sığınırım- “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Bölünmeyin parçalanmayın. İlahi fermanına uyarak her türlü fitne ve tefrikanın karşısında duranların, imanda birleşenlerin, bir olanların birliğine koşanların bayramıdır. Müslümanların üzerine bombalar yağıyor ama dünyaya egemen olanlar sessiz” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah Hoca güzel konuşmuş.

BEYZA BAYRAKTAR: Hocam Hz. Yunus (a.s)’ı balığın yutması ve daha sonra kurtulması işarı anlamda mıdır, yoksa düz anlamıyla yaşanmış bir olay mıdır?

ADNAN OKTAR: Aklın ihtiyarını almayacağı şekilde olay gerçekten oluyor. Mesela hakikaten bir gemideler, kura çekiliyor. Denize atılma olayı var. Atılıyor. Balık yutması olayı ilk defa rastlanan bir olay değildir, tarihte onun vakaları vardır. Onu yarın getirttireyim yahut bugün de olabilir. Hatta balık yutup da bir süre sonra balığın dışarıya attığı bir insan, o mide salgıları yüzünden cildinde beyazlıklar oluşmuştu, adamın cildinde. Yani cilt bozuklukları oluşmuştu. Uzun süre kaldığı için midesinde. Yani bu olmayan bir vaka değil. Olan bir olay ve aklın ihtiyarını almaz bu. Balık hakikaten yutmuş yani bu doğru. Hakikaten sahile atmış. Balık yutup can havliyle benim anladığım sahile doğruda gitmiş, sonra onu herhalde zaten hazmedebileceği gibi de değil. Yani yapılı bir peygamber. Tabii Allah’ın dilemesiyle yoksa tabii Cenab-ı Allah istese o vefat ederdi orada. Geliyor sahile hayvan, onu atmış. Fakat üstü başı çıplak halde. Yani mecburen o balığın mide salgıları falan da olduğu için üstünde başında, o kıyafetleri kullanacak gibi olmadığı için mecburen o kıyafetleri attığı anlaşılıyor. Herhalde deniz suyuyla da yıkandı anladığım kadarıyla, sahile öyle çırılçıplak çıkmış. Oradaki yapraklarla örtünmüş, sahildeki yapraklarla. Tabii onun çok ciddi düşünmesine vesile olan, çok ciddi sarsan bir olay. Duygusal yaklaşmış anladığım. Yüz binin üstünde insanın yaşadığı bir şehir oraya peygamber olarak gönderilmiş. Adamlar kabul etmiyor diye sinirlenmiş anladığım, terk edip gitmiş. Cenab-ı Allah onu mecbur etmiş geri aynı şehre yeniden geri döndü. Orada yeniden peygamberlik yaptı. Sabırlı olmanın önemini Allah göstermiş oluyor. Allah mecbur etmiş oluyor. Evet.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hocam Allah Kuran’da öfkeyi yutup yenmekten bahsediyor. Öfkeyi hiç olmaması gibi bir şey mümkün mü dünyada?

ADNAN OKTAR: Tabii olabilir. İnsan çok iyi irade kullanırsa yapabilir. Ama oluyor. Peygamberler de dahi olduğunu görüyoruz. Ama mümkün mertebe tam kontrol altında tutmak lazım. Yani çünkü kontrol edilemeyecek bir şey değil. Ama irade ve kararlılık çok önemli. Yani orada herhalde küsmüş anladığım. Bir duygusal moda geçmiş. Sonucunda da böyle bir olay olmuş. 

Masaüstü Görünümü