Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (4 Ağustos 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hocamız’ın güzel sohbetiyle birlikte olacağız, inşaAllah. Bosna’dan güzel misafirimiz Aleksandra bizlerle bu gece.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, İsrail Gazze’de bu sabah yedi saatlik bir ateşkes kararı aldı ama birkaç dakika içinde yine ateşkes bozuldu. İsrail bugün Gazze’de bir mülteci kampını vurdu. Saldırıda 8 yaşındaki bir çocuk hayatını kaybetti, 29 kişi yaralandı. Filistin’de hayatını kaybedenlerin sayısı 1800’ü buldu. Yaralıların sayısı da 10 bine yaklaştı.

ADNAN OKTAR: Sevgi, barış, kardeşlik, dostluk gibi güzel hasletlerle bütün bu belalardan kurtulabiliriz. Yoksa nefret nefreti doğuruyor. Bak, gidiyor IŞİD Yezidiler’i öldürmeye kalkıyor. Şii kardeşlerimizi katletmeye kalkıyorlar. Binlerce Müslüman şehit var, her yerde. Suriye’de katliam var, Libya’da katliam var. Ahir zaman bütün şiddetiyle devam ediyor. Ahir zamanın da suyun başını tutan, suyun akışını durduran hocaları da ahir zamanı örtbas etmekle uğraşıyorlar, İttihad-ı İslam’ı durdurmaya çalışıyorlar, İslam Birliği’ni. Güya Mehdiyet’i durduracaklar. Ulema-i su deniyor bunlara, suyun başını tutan, suyun akışını durduran ulema, ahir zaman uleması.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, İsrail tıbbi malzemelerin Filistin’e girişine izin verdi. Ancak girişleri nüfusun en yoğun olduğu ve insani yardım kuruluşlarının girmesi gereken Erez Sınır Kapısı’ndan değil, nüfus yoğunluğunun en uzak nokta olan Kerim Şalom Sınır Kapısı’ndan veriliyor. Aradaki yardım yolunu ise bombalıyor. Bu nedenle yardımlar ihtiyacı olanlar ulaşamıyor.

ADNAN OKTAR: Yardımlar ulaşamıyor. Çözüm mutlaka bulunur ama yardımla olacak iş değil. Yardım ne? Sargı malzemesi, kan durdurucu ilaçlar, acıyı durduran ilaçlar. Bunu yapacağınıza barışıp kardeş olup, dost olup sevgiyle meseleyi halletsenize. İlla kan olacak.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Başbakan Erdoğan İsrail’in Filistin’de bir soykırım uyguladığını belirterek şunları söyledi: “Kadınları öldürüyorlar ki; Filistinli doğurmasınlar. Bebekleri öldürüyorlar ki; büyümesinler. Erkekleri öldürüyorlar ki; vatanlarını savunmasınlar. Ama öldürdükçe daha da korkacaklar. Kan akıttıkça akıttıkları kanda boğulacaklar” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani, akan kanda boğulma. Akan kanda iki taraf da boğuluyor, bütün dünya boğuluyor. Kanla bir yere varılmaz, kan durdurarak bir yere varılır. “Mehdi-yül dem” diyor bak Peygamberimiz (s.a.v.), “kan durduran Mehdi”. Kanı durduran Mehdi. Anti-kandır Hz. Mehdi (a.s). “Damla kan akmaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “İnsanların burnu dahi kanamaz, uyuyan kişiyi dahi uyandırmaz.” Dolayısıyla akan kanda boğulma diye bir konu olmaz. Herkes boğuluyor akan kanda, iki taraf da boğuluyor. Seçimin kazananı kaybedeni olur ama savaşın kazananı kaybedeni olmaz. İki taraf da kaybediyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ekmeleddin İhsanoğlu İngiliz Fine National Times Gazetesi’nin “Erdoğan’dan farkınız ne?” sorusuna; “Dindar bir aileden geliyorum ancak İslamcı siyasetçi değilim. Dini siyasetten ayrı tutulması gerektiğine inanıyorum” yanıtı verdi.

ADNAN OKTAR: Ben yorum falan yapmayacağım kardeşim. Güzel sözleri de. Herkes güzel herkes iyi. Ben uğraşmak istemiyorum. İşin ilginç yanı hakikaten diyorum, mesela herkes konuşuyor hiçbir şey olmuyor, ben iki kelime söylüyorum; “rica edelim buraya bir gelin” diyorlar. Bayağı uğraşıyorum. Bir değil, iki değil, on değil. En iyisi hani, ‘söz gümüşse sükut altındır’ derler, sükut edelim şu seçimlere kadar.

 Bak benim canım da Kürtlük de var. Hem Kürt, hem Laz. Irkçı kafayla yaklaşan birisi düşün, nasıl olması gerekiyor? Biz millet olarak hep böyleyiz. Türk, Laz, Çerkez, Kürt karışıktır, inşaAllah. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Hüseyin Gülerce, cemaati eleştiren yeni bir açıklama yaptı. “Gezi sonrasında Sayın Başbakan’a eleştiri dışında hakaretler başladı. Bu beni şaşırttı. Bunun önü de alınmadı. Kendisini hizmetin sözcüsü gibi gösteren bazı isimler, biri öğretim üyesi olmasına rağmen alenen küfretti Sayın Başbakan’a. Ona karşı net bir tavır konması lazımdı ama bir şey denmedi” dedi.

ADNAN OKTAR: Aklı başında adam. Çünkü vahşiyane hareketler bunlar. Küfretmek, hakaret etmek. Ne gerek kardeşim? Hoşlanmadığın yönü varsa anlat, konuş. Kimse sana bir şey demez. Ama tersliğe ne gerek var? Çirkinliğe ne gerek var? Dünya güzel, insanlar güzel ben anlayamıyorum. Bir de bomboş dünya, herkese yeter. Bu egoistlik, bencillik mahvediyor dünyayı. Mesela Kazakistan, bakıyorum uçsuz bucaksız bomboş ülke. Oraya on tane ülke sığar Kazakistan’a. On ülke halkını besler. Tacikistan her yer bomboş, uçsuz bucaksız yaylalar. Herkes her yerde yaşayabilir. Bu kadar hırsa, bu kadar kine, nefrete nasıl düşüyorlar? Ben anlamıyorum.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Öcalan da yeni bir açıklama yaptı. “Hükümetin artık sabır taşı çatlamıştır” diyor Hocam. “Bir hafta içinde müzakere süreci başlar” mesajını iletiyor. Ayrıca bölgede kalekolların, dev hidroelektrik santrallerin ve barajların yapımından rahatsız olduğunu söylüyor.

ADNAN OKTAR: Nerden biliyoruz öyle bir demeci olduğunu?

KARTAL GÖKTAN: Hocam, oraya görüşmeye gidenler aktarıyor.

ADNAN OKTAR: Vatandaş olarak fikrini söylemiş. Tamam rahatsız olabilir ama devlet ne düşünüyorsa onu uygular. Mutlu olsa da birisi yahut rahatsız olsa da fark etmez, inşaAllah. Hidroelektrik santralinin ne mahsuru varmış?

EMRE ACAR: Doğaya zarar veriyor diye tercih etmiyorlar ama baraj için, onu bilmiyorum Hocam.

YUSUF KOÇ: Oraya daha iş gücü gidince oradaki insanlar daha sanki hükümeti destekleyecekler gibi düşünüyorlar Hocam, PKK kesimi.

ADNAN OKTAR: O zaman bu sözlere itibar olmaz. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Sayın Erdoğan başkanlık sistemiyle ilgili de açıklama yaptı ve yeni bir sistem değişikliğine gitmenin zamanı geldiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam etme çatma Allah aşkına. Şu başkanlık sistemini neden riskli görmüyor acaba? Yakın çevresiyle bir görüşsek konuşsak. Bölünmeye yola açabilir riskli bir şey bu. O acaba Türkiye’ye göre yeni bir ayarlama mı düşünüyor, nasıl bir şey düşünüyor? Bilmiyorum ki.

AYLİN KOCAMAN: Avrupa Birliği için olabilir mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Onlar mı istiyor bu işi?

AYLİN KOCMAN: Onlar genelde evet bu tarz bir yapı istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Ama ne alaka, onları ne alakadar ediyor?

AYLİN KOCAMAN: Genelde yerel yönetimlerin kendilerini yönetmesi taraftarı hep onlar.

ADNAN OKTAR: Avrupalılar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ama aynı şey parlamenter sistem içinde de yapılabilir. Onun için başkanlık sistemine gerek olmuyor aslında.

MURAT BEY: Bu günkü konuşmasında “sistem konuşulsun tartışılsın başkanlık sistemi ona göre yeni bir sisteme geçelim “diyordu Hocam.

ADNAN OKTAR: Tartışılsın.

MURAT BEY: Tartışılsın, açılsın bu konuşmalar açıklanmış olsun.

ADNAN OKTAR: Bu konudaki iyi bilgili profesörlere sormak lazım. Nasıl bir ayar yapılabilir? Ne yapılabilir? Kim bilir bu konuyu en iyi?

GÖKALP BARLAN: Burhan Hoca. Burhan Kuzu çok iyi biliyor, o açıklıyordu Hocam.

ADNAN OKTAR: Burhan Hoca’yla bir görüşün. Bu nasıl açıklıyor bunu? O riski yok diyorsa bir bildiği vardır. “Neye göre riski yok?” bize açıklar onu. Onu bir sorup öğrensinler.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye modeli diye ayrı bir model söylüyorlarmış. Başbakan Amerika modeli olmayacak diyormuş, başkanlık sisteminden bahsetmiyor. Türkiye modeli diye ayrı bir model çıkaracaklarmış.

CEYLEN ÖZBUDAK: Biliyorsunuzdur inşaAllah Sayın Demirel de “çok riskli olur” diye söylemişti.

ADNAN OKTAR: Riskli olur diyor Demirel. Demirel çok tecrübeli bir insan. Bir bildiği var ki söylüyor. Hepsinin görüşünü almak lazım.

AYLİN KOCAMAN: Hasan Celal Güzel Hoca da öyle riskli demişti.

ADNAN OKTAR: Riskli diyor.

BÜLENT SEZGİN: Burhan kuzu riski yok diyormuş Hocam.

ADNAN OKTAR: Ama neye göre risk yok diyor? onu

OKTAR BABUNA: Acaba “Ben başında olursan bölünmeye izin vermem” diye mi düşünüyor?

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam bugün var, yarın yok. Bilemeyiz ki ilginç bir adam gelir. Ayıkla pirincin taşını. Biz nasıl uğraşacağız o adamla? Sürekli başkanlıkta kalacak diye bir şey yok ki. O gider başkası gelir.

GÖKALP BARLAN: Aslında Hocam yetkilerinin şu anki şeyden daha az olacağı yönündeydi inşaAllah. Başkanın yetkileri normalde diğer senatoya bağlı olacak şekildeydi. Her şeyi ondan izin alacak şekilde şu andakinden daha az güçte olacağına savunuyorlardı Hocam.

ADNAN OKTAR: Ben anlamadım bu olayı. Bana bunu iyice detaylı araştırıp bana bir getirin siz. Burhan Hoca’yla da konuşsun arkadaşlar. Diğer profesörlerle de konuşalım. tehlikeli diyenlerle de görüşelim, tehlikesiz diyenle de görüşelim. Bana böyle bir rapor gibi getirin bakayim.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Demirel riski şurada görüyor, “otoriter olması açısından da riskli olur” diyor. Federasyon açısından riskli görmüyormuş. Hasan Celal Güzel de “federasyon açısından riskli değil” demiş.

ADNAN OKTAR: Federasyon açısından riskli değil.

BÜLENT SEZGİN: Evet. İkisi de riskli görmüyor federasyon açısından.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir de Sayın Demirel şöyle söylemişti. “Halkın katılımı o zaman yönetime çok az oluyor” diye söylemişti, başkanlık sisteminde. Parlamenter sisteminde halkın kontrolü, yönetime katılımı daha yüksek oluyor” diye söylemişti.

ADNAN OKTAR: O da çok tehlikeli. Mesela biz beğenmediğimiz bir şeyi hükümeti değiştirerek elde edebileceğiz. Ama öbür türlü hükümeti değiştirsek de yapacağın bir şey yok. Adam alıp başını gider. Kendi kafasına göre yerel yönetimle nasıl baş edeceksin? Hükümetin değişmesi bir şeyi değiştirmiyor ki.

Yüksel; “Bu uzlaşmacı, uzlaştırıcı pozitif, huzur dolu, aklıselim yaklaşımlarınızla hayran olmamak mümkün değil Hocam” diyor.

ADNAN OKTAR: Türkiye çok önemli bir dönemeçte demek ki. Mehdiyet dönemeci. Olağanüstü olayların olduğu dönemdeyiz. Her yer kaynıyor, her yerde rahatsızlık var, her yerde bir doğum sancısı var. Bunun sonucu güzel bitecek. Çünkü her yerdeki sancıyı meydana getiren Allah. Hepsi ince ince Allah tarafından yaratılıyor detaylı olarak.

OKTAR BABUNA: Tevrat’ta da “doğum sancıları” diye geçiyordu Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. İncil’de. İncil’de. “İsa Mesih, bu doğum sancıları sakın korkmayın” diyor. “Ülke ülkeyle savaşacak, devlet devletle savaşacak müthiş kargaşa olacak. Kan akacak”  diyor “ama bu ortamda korkmayın doğum sancısı” diyor.” Benim adımla ben İsa Mesih’im diye yalancı Mesihler çıkacak” diyor. “Onlara da kanmayın” diyor. “Aniden bir hırsız gibi geleceğim” diyor.  “Bir eve sessizce gireceğim” diyor. “Haberi bile olmayacak ev halkının.” Ne zaman gelir hırsız? Gece, uyurken gelir halk. O da diyor ki “gece sessizce geleceğim.” Bir yere. Hane halkı tanıyabilirse ne mutlu onlara. Hangi dilde konuşacak? Aramice. Bütün dilleri sonra öğrenecek inşaAllah.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Başbakan önceki anayasa teklifinde Cumhurbaşkanı yetkilerinin azaltılması ve parlamenter sistemin güçlendirilmesini öneriyormuş. Ancak son olaylardan sonra başkanlık sitemini savunmaya başlamış. Allahualem “hukuki çıkabilecek engellere karşı yöntem olarak düşünüyor” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam herhalde “her halükarda ben yöneteceğim” diyor. “Bırakın yöneteyim” diyor Hoca.  Ama Tayyip Hoca iyi bereketli oldu, Başbakanlığı açısından diyorum.

BEYZA BAYRAKTAR: Hocam bir Müslüman’ı severken bir kere Allah rızası için sevdiğini niyet etmek mi yeterlidir, yoksa sürekli aklından geçirmek gerekir mi niye sevdiğini?

ADNAN OKTAR: Sevgi lezzetli bir şey. Sürekli gıdadır. Doğal olarak o tazelenir. Onun için Müslüman emek sarf etmez. Güzel bir nazar, Rahmani bir nazar gördü mü, Rahmani bakış gördüğünde, yüzünde bir nur gördüğünde sever. Ama yüzünde bir zulümat, yüzünde bir karanlık, sevgisizlik, bir nursuzluk görürse sevgisini enjekte edemez. Sevgiyi de alamaz. Geçici olarak kilitlenmiş olur. Yani o seviyorum dese de o laf. Bir kilitlenme olur. Sevmeye sadece niyeti kalır. Yani fiilen o an sevgisini yaşayamaz. Seven nazar bellidir, seven. Baktı mı gözünden o ışığı alır. Allah öyle yaratmış seven hemen gözünden anlaşılır. Nötrse sevgisi o da anlaşılır. Coşkusu varsa o da anlaşılır. Tutkusu varsa o da anlaşılır. Gözü Allah bilgisayar gibi yaratmış. Bilgisayar ekranı gibidir göz. Ne istiyorsan okursun. Seviyor mu sevmiyor mu, yalan mı söylüyor doğru mu söylüyor? İyi niyetli mi kötü niyetli mi, sinirli mi değil mi? Coşkulu mu, tutkusu ne derece? Hepsini anlayabilirsin.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Oktar geçtiğimiz haftalarda sizi temsilen dünya barışına katkı sağlamak amacıyla faaliyet yapan Kültürel Diplomasi Enstitüsü’nün Amerika’da düzenlediği sempozyumlara katılmıştı. Amerika’nın Baltimore, Washington Dici ve New York şehirlerinde yapılan ve çok sayıda diplomat, akademisyen ve gazetecinin katıldığı toplantılarda, Amerika’nın dünya toplumlarıyla ilişkilerinin kültürel diplomasi yoluyla nasıl geliştirilebileceği görüşüldü. Oktar da Birleşmiş Milletler ana merkez binasında verdiği konferansta, Amerika’nın Türkiye, Müslümanlar ve İslam dünyasıyla ilişkilerinin nasıl güçlendirebileceğini anlattı. Konuşmasında, dostluğun hak dinlerdeki barış, sevgi, kardeşlik üzerine kurulması gerektiğini ve Amerika’nın Ortadoğu’da silah yerine eğitime önem veren bir politika izlemesi gerektiğini, sizin fikirleriniz doğrultusunda anlattı. Amerika ziyaretinde ayrıca çok sayıda diplomat, akademisyen ve basından önde gelen kişiyle görüştü ve röportaj yaptı. Çok sayıda kişi olduğu için bunlardan sadece bir kısmı gösterebileceğiz uygun görürseniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tamam göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Bu resimde senatör Richard Brayn. Amerika Pensilvanya’dan kongre üyesi Robert Walker. Doktor Trita Parsy Ulusal-İran Amerikan Konseyi Kurucusu ve Başkanı. Haroon K.Ullah, Amerika Dış İşleri Bakanlığı Politika Planlama Bölümü’nden Diplomat. Richard Weitz Hudson Enstitüsü kıdemli üyesi Politika ve Askeri Analiz Merkezi Yöneticisi. Dr. Ariel Cohen Heritage Vakfı kıdemli üyesi. John D. Fonte Hudson Enstitüsü Amerikan Kültürü Merkezi Yöneticisi. Shadi Hamid, Brookings Araştırma Merkezi’nde Amerika’nın İslam Dünyasıyla İlişkiler Projesi Direktörü. Elena Poptodorova, ABD Bulgaristan Büyükelçisi. Büyükelçi Yuriy Sergeyev, Ukrayna Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi. Ataşe Maiken Tandgaard Derno, Danimarka Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi. Büyükelçi Simona Mirela Miculescu, Romanya Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi. Bob Dotson Today NBC News sunucusu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah bu insanlar iyi niyetli insanlar. Bir çoğu sevgi insanı, sevgiyi dünyaya hakim kılmak isteyen insanlar. Barış insanları. Fakat ayrı ayrılar, birbirlerini de tanımıyorlar. Hatta birbirlerine zıt zannediyorlar birbirlerini ama böyle tanışarak, görüşerek, sevgilerini birbirlerine sunarak bu birlikteliği pekiştiriyorlar. Bir süre sonra bu sevgi insanları -ki dünyanın en güçlü insanları bunlar- ortak bir noktada buluşup dünyaya sevgiyi, barışı ve kardeşliği getirecekler. Dünya masonluğu da böyle free masonlar, tapınak şövalyeleri de böyle. Amerikan’ın ileri gelen siyasetçileri böyle, Avrupa’nın ileri gelen siyasetçileri böyle hepsi aklı başında insanlar, birçoğu böyle. İsrail’in de zalimi var fakat sevgi dolu, coşkulu, Allah’tan korkan, güzel huylu çok fazla insanı var İsrail’in. Makul insanlar ama zalimi de var. İyiler, güzeller, doğrular bir araya geldiğinde mesele hallolacak. Şu an bu yola doğru hızla gidiyoruz. Ama bu şevki ve azmi ve kararlığı onlara sunacak bir insan lazım. Mesela iyiler, güzeller, doğrular, sevgi dolu insanlar birbirlerini kalben seviyor uzaktan. Ama bir araya gelmenin yolunu bulamadılar. Bir araya gelmenin yolunu onlara Moşiyah ahir zaman Mehdi’si gösterecek. Sayıları çok, dünyaya hâkimler onlar da ayrı ayrı oldukları için kuvvet bulamıyorlar. Kötüler de çok, onlar da ayrı ayrı oldukları için dünyayı feth edemiyorlar. Aslında kötüler bir araya bir gelse dünyayı cehenneme çeviriler. Ama Allah onları bir araya getirtmiyor. Kötülerin sayısı daha çok aslında. Kötüler istese dünyayı hallaç pamuğuna çeviriler bir anda. İyilerin sayısı daha az ama kaliteleri daha yüksek. Hâkimiyet alanları daha yüksek, insanlara etki güçleri daha yüksek. Onları bir araya getirdiğimizde mesele bitecektir, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hocam, sizin hep hatırlattığınız üstadın bir açıklamasıdır inşaAllah Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin; “Hıristiyanlar ve Müslümanlar ayrı ayrıyken mağlup durumdayken Hz. Mehdi (a.s)’ı Hristiyanlar’ın ittifakıyla galip duruma geçeceklerini bildiriyor açık olarak, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki; “ayrı ayrı iken mağlup olan İseviyet ve İslamiyet tam birleşme istidadında iken gökte cismi beşerisiyle bulunan” beşer cismiyle bulunan “İsa Mesih’in nüzulüyle” diyor “bu dinsiz meslek mahvolur” diyor deccaliyet ve Museviler de tabii içinde olacaktır. “Hristiyanlar ve Müslümanlar ittifak ederek deccaliyeti yeryüzünden silecekler” diyor. “Ama ayrı ayrıyken mağlup olurlar” diyor şu anda da öyle. Haberleri yok birbirlerinden mağlup oluyorlar. Şimdi Hristiyan deyince Hristiyan ama çok çok dindar olmayabilir. Ama iyi niyetli, sevgi insanı onlar kastediliyor. Onlarla bir ittifak. Mesela diyor ki Bediüzzaman “Seyitler hep” diyor “köşe başlarında lider kadrolarda önemli mevkilerdedir” seyitler “onlar da Mehdi (a.s)’ı destekleyecekler.” Seyitler; efendiler demektir yani dünyanın efendileri. Bir araya gelip Mehdi (a.s)’ı destekleyeceklerdir, inşaAllah. Şimdi Museviler’in kurtuluşu da orada, Hristiyanların kurtuluşu da orada, herkesin kurtuluşu orada. Ama mesela biz Mehdi (a.s)  öncüsüyüz, ben de Mehdi (a.s) talebesiyim. Fakat Cenab-ı Allah’ın meydana getirdiği fırsatları görüyor musunuz, imkânları?  Türkiye’deki hiçbir dindar böyle bir çevreyle tanışamaz. Hiç kimsenin öyle bir tanışmışlığı yok. Dindar olarak bir tek biz bu kadar geniş çevreyle tanışıyoruz. Binlerce masonu tanıyoruz. Binlerce siyasetçiyi tanıyoruz. Binlerce kilit noktadaki insanı tanıyoruz. Onlar bize güveniyor, biz de onlara güveniyoruz. Onlar bizi seviyor, biz de onları seviyoruz. Onlar bizi barış insanı olarak görüyor, biz de onları barış insanı olarak görüyoruz. Çünkü bizim yüzümüzdeki ifadeden doğal olarak sevgi, saygı duyduğumuzu hissediyorlar. Mesela taktik olarak da biz orada sevgi gösteriyor gibi yapabiliriz. Dost gibi görünebiliriz, arkadaş gibi görünebiliriz. Ama bakıyor ki hakikaten arkadaşız, hakikaten dostuz, hakikaten seviyoruz. Onu yüzümüzden anlıyorlar. Mesela bak İsrail’den buraya Baş Haham geldi. Yüzüme baktı böyle sevgiyle kucakladı, bağrına bastı. Arabaya binerken de öyle yine yüzüme baktı yine sevgiyle bağrına basıp kucakladı. Çünkü yüzümde samimi ifade görüyor yoksa gelenekçi Ortodoks bir Müslüman bir Baş Haham’a büyük bir ihtimalle nefretle bakar, sevgisi olmaz. Hâlbuki o bir Allah kulu ve Allah’ın birliğine inanıyor. Ve kendi dininde Hz. Musa (a.s)’a 4000 yıldan beri sadık. 4000 yıldır devam eden bir sadakat var bu müthiş bir şey. Allah diyor ki; “Museviler’den adaletle iş gören bir grup vardır” diyor Allah, Museviler’den. Mesela mason localarının başları hep genellikle Musevi’dir. Bütün dünyanın ünlü mason localarına bakın, büyük localar, ünlü ve güçlü locaların hepsinin başı Musevi’dir. Ya Leviler’dendir  veyahut diğer Musevi oymaklarındandır. Ama mutlaka Musevi’dirler. Bunda da bir hikmet var. Mesela en çok ezilen kavim aynı zamanda, en çok çile çeken kavimdir. Ama 4000 yıldan beri Allah’a sadakatlerini hiç sarsılmadan devam ettirmişlerdir. Kaç defa katliama uğramışlar, her ülkeden kovulmuşlar, ezilmişler. Allah’a sevgilerinden asla taviz vermemişlerdir. Hristiyanlar da öyle; birçok yerde ezildiler, acı çektiler İncil’de de geçiyor. “Benim ismimden dolayı” diyor Hz. İsa (a.s)“benim ismimden dolayı, benim ismimi andığınız için, beni sevdiğiniz için çok acı çekeceksiniz” diyor. “Sırf beni sevdiğiniz için acı çekeceksiniz” diyor “size acı çektirecek insanlar” diyor “sizi mahkemelere çıkaracaklar” diyor bak mahkeme diyor “mahkemeye çıktığınızda kalbinizi Allah’a verin, Allah’a kendinizi teslim edin. Allah sizi çok güzel konuşturacak” diyor. “Kendinizi güzel savunacaksınız” diyor “ve meydana gelecek neticeye tevekkül edin” diyor. Gerçek bağlıları için söylüyor İsa Mesih’in. Mesela bak onlar da 2000 yıldır sadakatlerini devam ettirmişler İsa Mesih’e. Muhammedi Müslümanlar olarak da biz 1400 yıldır Resulullah (s.a.v.)’a sadakatimizi, sevgimizi devam ettiriyoruz. En başta tabii Allah’a.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: İsa (a.s) nasıl bir topluluğa gelecek Hocam, inşallah?

ADNAN OKTAR: Muhtemelen bir ev, bir Hristiyan evi, “dindar, Müslümanlığı andıran, hurafeye inanmayan bir Hıristiyan topluluğu içerisine gelecek” diyor. Hırsız gibi gelecek demesi zaten o konuyu açıklıyor. Gece vakti uyur vaziyette, uyku vaziyetinde bırakılacak. Sabah kalktığında şahıs evinde birisiyle karşılaşacak, hırsız zannedecek, “sen kimsin?” diyecek. O Aramice cevap verecek ama yüzünde çok masum ve efendi ifade olduğu için onun hırsız olmadığını anlayacak. Kıyafeti, hırsız kıyafeti değil. 2000 yıl önceki kıyafeti, aynı kıyafet. Bütün her şey 2000 yıl önceki üstündekiler. Dürüst ve efendi görünümünden olağanüstü biri olduğunu anlayacaklar. Onu anlamaya çalışacaklar, bakacaklar, yardımcı olacaklar. Polise haber vermeyecekler. Polise haber verseler olay çıkar. Çünkü polis onu çok acayip karşılar. Annesi yok, babası yok, “kimsin?” Hem rencide edebilirler, çok üzebilirler. Onun için polise bildirmek yok. Hiçbir zaman için de polisle muhatap etmeyecekler İsa Mesih’i. Polisten sürekli uzak duran bir insan olarak yaşayacak. Çünkü kimliği yok, usulen bir kimliği olacak o da bir risk. Hangi ülkeye gitse tutuklanır normalde Allah vermesin, fark ederlerse. Çünkü pasaportu geçersiz olacak. Anne baba ismi yok. “Sen kimsin?” “Ülkem yok” diyecek. Hiç inandırıcı gelmez adamlara. İsa Mesih olduğu da aklının ucundan geçmez. Onun için sürekli onu gizleyecekler. Ta ki Mehdi (a.s) dünyada genel güvenliği tam sağlayıp, onun huzurla ortaya çıkabileceği döneme kadar. Polisin, jandarmanın karışamayacağı döneme kadar. O zaman elini, kolunu sallayarak gelecek. Ama şu an nerede çıksa tutuklanır normalde, bilmezler.

ENDER DABAN: Hazır bir cemaate mi gelecek, yoksa daha sonradan mı cemaat kuracak?

ADNAN OKTAR: “Hazır bir cemaat” diyor. Müslümanlığı andıran bir Hristiyan cemaati içerisine gelecek. Çünkü havas (seçkin), havas âlimler “seçkin ruhaniler” diyor ve yakınları “mukarreb ve havası” diyor. Onu imanın nuruyla tanır. “Bu Allahualem İsa” diyecekler.

AYLİN KOCAMAN: Görür görmez mi?

ADNAN OKTAR: Görür görmez değil. Düşünecekler, tahmin edecekler. Ama eğer kalbi tam nurla kaplıysa bir insanın. Gözü ve ruhu tam nurla kaplıysa, iman nuruyla bakıyorsa bakar bakmaz anlar. Gözü kilitlenir ona. İsa Mesih’e baktı mı gözü yapışır ona, ikinci bir ihtimal olmaz hemen anlaşılır.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Hocam, Hz. İsa (a.s) kendini biliyor mu?

ADNAN OKTAR: Hüsnü zan edecek kendisine. Herhalde İsa’yım diyecek. Etrafındaki insanlar da herhalde İsa (a.s) diyecekler. Biz iman etme mecburiyetinde de değiliz. Hüsnü zan mecburiyetindeyiz, vicdanlı değerlendirmek mecburiyetindeyiz. Ama Kuran’a iman eder gibi iman etmek mecburiyetinde değiliz. Zannı galiple. Nasıl abdest alıyoruz zannı galiple mesela tamam diyoruz abdest oldu diyoruz. Namazda sure okuyoruz hüsnü zannı galiple “tamam oldu” diyoruz. Zannı galiple. Ama zannı galip de önemli bir ibadettir. O da sorulacak bir şeydir. Allah, “anladığın halde, vicdanın kabul ettiği halde niye anlamazdan geldin?” diyebilir Allah. Çünkü o zaman imanın nuru yok demektir. Ama yeni bir hüküm getirmeyecek.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hocam, kendisine gelen şeriatı hatırlar mı o?

ADNAN OKTAR: Yok, geçmişini hatırlamaz. O zaman imtihan kalkar. İnsanlar zannediyor ki mesela aklın ihtiyarını kaldıracak bir olay olacak. Hiçbir şekilde olmaz. Gerçi tabii Hristiyan inancında aklın ihtiyarını kaldıracak şekilde anlatılıyor. Ama hiçbir şekilde olmaz. Mesela ekmek ve balığı dağıttığı söylenir İsa Mesih’in mesela 5000 kişiye veyahut 50 bin kişiye. Üç-beş balık ve çok az ekmek. Bu aklın ihtiyarını alır. Gelenekçi, Ortodoks İslam anlayışında da Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığı söyleniyor. Mesela “bir kap ekmek vardı” diyor “5000 kişiye dağıttı hepsini” diyor. “Dört ekmeği, beş ekmeği 5000 kişiye dağıttı herkes doydu, taştı daha da hala vardı” diyor İncil’de de böyle geçiyor. Bu şekilde aklın ihtiyarını alacak bir olay olmaz. Ama şöyle olur mesela ekmek vardır hakikaten dağıtır, yersin insanlar bayağı doyarlar. Evlerde de olur o bazen. Mesela bir yemek yapar bereketli olur. Herkes yer bitmez şaşırırlar. O şekilde yani aklın ihtiyarını alacak şekilde olmaz. O zaman diğer insanlara haksızlık yapılmış olur. Çünkü öbürleri aklını kullanarak ve delillerle iman ediyor. Ama öbürü mucize görüyor alenen. Mucize görerek iman etmek daha kolay. Dolayısıyla o daha nasipli olmuş oluyor. Öyle bir şey olmaz Allah hepsine eşit hak veriyor, eşit oranda. Ama bu olay oluyor fakat tarif edildiği gibi değil. Herkes mesela ekmeğini getiriyor, hakikaten balık getiriyor koyuyorlar halka dağıtılıyor, herkese yetiyor. Ama herkes getiriyor. Ama hakikaten belki ayrı ayrı olsa, herkes ayrı ayrı yese yetmeyecek. Mesela Nuh (a.s)’da da öyle. Nuh (a.s) son günde bakıyorlar çok az bulgur kalmış, çok az mercimek var, bir parça incir var, az bir şey nohut var hepsini karıştırıyorlar. Kazanda kaynatılıyor. “Tennur feveran etti” diyor ya Kuran’da. Geminin içinde kazan da var. Orada aşure çorbası yapılıyor, ilk aşure çorbası odur işte. Herkese tas tas veriliyor, herkese yetiyor. Normalde bitmiş, birer avuç kalmış, çok az kalmış. Ama bir araya gelince bir tencere yemek oluyor bunun gibi. Ama tabii Hristiyan inancında, Hristiyan’ın bu şekilde inanması gerekir. İncil’de tarif edildiği şekilde inanması gerekir. Ama bir inanç olur bu tabii. Ama doğrusu dediğim tarzda. Evet dinliyorum.

EBRU ALTAN: Hocam Hz. İsa (a.s) ilk gelir gelmez kendisine hüsnü zan ederek mi gelir? Yoksa zamanla mı?

ADNAN OKTAR: O geldiğinde tabii şaşırır yani “ben neredeyim? Ben kimim?” İmtihan oluyor. O da acıyla imtihan olacak. O da zorluk çekecek. Yani o zaman adaletsizlik olmuş olur. Allah adaletli. Mesela evlenecek geldiğinde. Çocukları oluyor. Onlarla ilgileniyor. Başı ağrır, dişi de ağrır, acı çeker, bizim gibi bir insan. Geldiğinde Aramice ama sonra bütün dilleri öğrenir. Çok zeki Hz. İsa (a.s) . O bütün peygamberlerde vardır. Mesela Kuran ayeti okunuyor, Peygamber hemen ezberliyor. Normalde bir insan defalarca okusa bile çok zor ezberler. Kuran ayeti ezberlemek çok güçtür. O mesela hem İncil’i ezberden bilecek, koskoca Tevrat ki, daha çok Kuran ayetlerinden Tevrat, baştan sona ezbere Tevrat’ı bilecek. Baştan sona ezber Kuran’ı biliyor ve hiç zorlanmaz ezberlerken. Yani sayfaya baktığında, şöyle bir kere bakıp okuduğunda su gibi ezberler. Ama bir kere, tek bir kere. Mesela mucizedir bu. Bu Bediüzzaman’da da var. Yani bu rastlanan bir olay. Hatta özel okullarda okutulur bu tip öğrenciler, ayrı okullara alınıyor. Sayfaya bakıyor, bir kere okuyor, sayfanın tamamı aklında kalıyor. Bediüzzaman diyor, yemin ederek söylüyor “bir kere okuyordum, tamamı ezberimde oluyordu” diyor. Hayır yemin etmesine gerek yok, talebeleri zaten görüyor. Risale-i Nur da mesela birçok talebesi ezberden bilir. Sungur Ağabey mesela ezberden okuyordu. Yani baştan sona Risale-i Nur’u ezbere biliyordu. Mesela birisi bir şey söylüyor, hemen düzeltiyor onu “o öyle değil” diyor.  “O şu sayfadadır” diyor. Beş bin sayfa. Beş bin sayfayı insan nasıl ezberden bilir? Bir acayiplik var.

DAMLA PAMİR: Hocam Hz. İsa (a.s) geldikten sonra Hz. Mehdi (a.s)’la buluşması ne kadar sürer?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) iyice ortama hazır oluyor. Yani güvenlik ortamını iyice hazırlar. Yani şu anda İsa (a.s.) herhangi bir yerde, mesela bir havaalanında gözaltına alındığını düşünü Allah vermesin.

OKTAR BABUNA: Bir olay olmuştu Hocam Amerika’da siz anlatmıştınız daha önce FBI, bir çiftliği basıyor orada. Yakarak hepsini…

ADNAN OKTAR: Tabii adam ben İsa Mesih’im dedi, talebelerini falan hepsini topluca yaktılar binayla birlikte. Daha da bilinmiyor yani bu neden yapıldı? Nasıl oldu? Bilmiyoruz. Ama o hakikaten sahte İsa’ydı. Yani sahte İsalar çok şu an, Rusya’da da var. Türkiye’de var. Yani hemen hemen her ülkede var sahte İsa. Bizim kapıya da geçenlerde gelmişti. İki tane geldi. Benim tasdik etmemi istiyor önüne gelen. Ya Mehdiliğini tasdik etmemi istiyorlar, ya İsalığını tasdik etmemi istiyorlar. Bir şekilde ikna edip gönderiyorum her seferinde.

ENDER DABAN: Hocam Mesih Deccal çıktığında onu Hz. İsa (a.s) mı sancaklar ilk başta?

ADNAN OKTAR: Mesih deccal öyle değil; Darwinizm fikir sistemi. Bediüzzaman onu açık açık anlatıyor. Bak “Mehdi (a.s) şahıs olarak çıkacak ama onun şahsı manevisini öldürecek” diyor. Bak burada ayırımı çok güzel yapmış Bediüzzaman, orada anlamazlıktan geliyor bu gelenekçi Nurcular, badem bıyıklılar. “Mehdi (a.s) şahıs olarak gelecek” diyor, “bizzat Mehdi (a.s)’nin şahsı, şahsı manevi olan süfyaniyeti yok edecek” diyor. Süfyaniyet deccaliyetin bir kolu. Yani bu Marksist, İslamcı anlayışla ortaya çıkan dehşet sistem. İşte bu İŞİD, Suriye’deki sistem, yani Hafız Esad’ın öncülüğünü yaptığı sistem. Deccaliyet de zaten Bedüzzaman açıklıyor “deccaliyet Allah’ı inkar eden, uluhuyeti inkar eden bir sistem olarak ortaya çıkacak” diyor. Darwinizm olduğunu anlatıyor ve “Mehdi (a.s) geldiği vakit ilk yapağı şey Mesih deccalın yaptığı Darwinist materyalist sistemi ortadan kaldırmaktır ilk yapacağı şey. İlk öncelikli vazifesi budur” diyor. “Çok defada mektuplarımda işaret ettiğim gibi” diyor “ahir zamanda gelecek Mehdi Resul’un ilk yapacağı görev Darwinizm’i yok etmektir” diyor. “Onun küçük bir talebe grubu olacak” diyor. “O talebe grubunun içinden yine küçük bir talebe grubu olacak” diyor. “O grupla yabancı eserlerden de istifade ederek Darwinizm’i yok edecek kitaplar CD’ler işte ona benzer eserler hazırlayacak” diyor özetle. “Onunla Darwinizm’i yok edecek” diyor. Risale-i Nur’da açık açık anlatıyor. “Her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılar” diyor. Sayıları çok az olacak. “Mehdi (a.s)’nin bizzat Darwinizm’le uğraşmaya vakti olmaz” diyor. “Vakit ve hal müsaade edemez” diyor. “Ondan evvel bir taifenin uzun tasdikatıyla hazırladıkları eserleri kendine hazır bir program olarak alacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. Yani Darwinizm’i, materyalizmi bitirme vazifesi. “Sonra İttihad-ı İslam’ı savunacak” diyor. Sonra İttihad-ı İslam oluşacak. “İslam Birliği’ne dayanarak, nokta-i istinad yaparak İslam aleminin lideri olacak” diyor. “Ve İslam orduları da bir araya gelecekler, dünyanın en büyük gücünü oluşturacaklar” diyor. “Kıştan sonra baharın gelmesi gibi bunu beklemekte haklıyız” diyor. “Hadis dahi olmasa, her halükarda adetullaha uygun olarak böyle olması gerekir” diyor. “Ki sahih hadisler var” diyor. “Açıktır” diyor. “Muhbiri Sadık’ın bildirdiği alametler çıkmış, çıkıyor ve daha da çıkacak” diyor. Daha da çıkacak dediğini de gördük, bak hepsi çıktı. “Benim zamanımda çıktı” diyor “çıkıyor ve daha da çıkacak” diyor Muhbiri Sadık’ın sözleri. Ama bizim badem bıyıklılarımız kendilerince anlamazdan geliyorlar. Halbuki Mehdiyet’in şerefinden Allah onları yoksun bırakıyor. Çok büyük bir acının pişmanlığın içine girecekler haberleri yok. Zaten onlarla Mehdiyet olmaz. Yani o badem bıyıklı tayfayla olmaz bu iş. Hepsi için demiyorum da büyük bir kesimi için söylüyorum. Çünkü öyle olsa Peygamberimiz (s.a.v.) derdi çok kalabalık talebesi olacak derdi. Çok az olacak talebesi. Az talebeyi kim söylüyor? Bediüzzaman ayrıca söylüyor. Yoksa diyor ki “milyonları buldu Nurcular’ın sayısı” diyor.  Milyonlara az der mi Bediüzzaman? “Çok fazlalar” diyor çok fazla. “Ama Mehdi (a.s)’nin talebeleri çok az olacak” diyor.

OKTAR BABUNA: “Risale-i Nur’un da gerçek sahipleri” diyor.

ADNAN OKTAR: “Risale-i Nur’un da gerçek sahibidir” diyor. Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor ve “Mehdi (a.s)’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Ona ortam hazırlıyorum” diyor. Badem bıyıklı kardeşimiz bunu da anlamazdan geliyor. “2010’da talebeleri göreve atak şeklinde başlatacaklar” diyor “2010’da” onu anlamazdan geliyorlar. Efendim?

OKTAR BABUNA: “Cemalini göreceksiniz” diyor “o tarihte” inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Ucu bucağı yok. Hepsini anlamazdan geliyorlar. Tarih veriyor Bediüzzamn “cemalini göreceksiniz” diyor. Ahir zamana işaret veriyor. Onu da anlamazlıktan geliyorlar. Çünkü hepsi kendi grubundan bekliyor. Kendi cemaatinden bekliyor. Böyle hep badem bıyıklı bir Nurcu bekliyorlar. Anorak giymiş, gevrek sesli, saçını limonla yatırmış, karşısındaki falan diye konuşan bir Nurcu mantığı var. Öyle bir Mehdi yok. Bediüzzaman açıkça söylüyor “Nur talebesi olmayacak” diyor. Sungur Ağabey’e ben hayret ettim, ilk defa gördüğü halde bana güvenip böyle bir şeyi söylemesi, ilk defa görüşüyoruz. Bak “senin adın ne kardeş?” dedi. Daha bismillah yani. “Adım Adnan Hocam” dedim, soyadım “Oktar” dedim. “Memleketin?” Ankara dedim. Hemen cebinden bir defter çıkardı. Bir ebced hesabı yaptı. Sonra ben aşağıya doğru yürüdüm Hocamız’la beraber. Bizim çocukları uzaklaştırdım. “Hocam Mehdi (a.s) Nur talebesi mi olacak?” dedim. Ona hem iltifat olsun, hem de gönlünü alayım diye. “Evet Nur talebesi olacak” diye bekliyorum ben böyle. “Bediüzzaman “Nur talebesi olmayacak” dedi” dedi. Hayret ettim öyle deyince.” Peki nasıl olacak Hocam o zaman?” dedim.  “Bambaşka olacak” dedi böyle elini açtı. Ben ondan sonra nutkum durdu, daha söylemedim hiçbir şey.  Artık yani işgillenir, tedirgin olur diye. Başka da sormadım, keşke sorsaydım. Ama var bir hayır, Cenab-ı Allah işte o kadarmış demek ki nasip. “Sonra sende göreceksin” dedi talebeleri içinde söyledi. “Mehdi (a.s)’yi sen de göreceksin” demiş Bediüzzaman onu söyledi. “Sen Sedd-i Zülkarnenyn oldun kardeş” dedi “seni aşıp geçemiyorlar. Yani “seni aşıp bize ulaşamıyorlar” dedi.  “Sedd-i Zülkarnenyn oldun” dedi. Sungur Ağabey önemli biri olmasa Bediüzzaman öyle demez. Sırf bunları demek için bile ömrünü Allah uzatmış olabilir.

OKTAR BABUNA: Salih Özcan Hocamız da Hocam “başına vurarak, Üstad’ın “sen göreceksin” dediğini gördüm, tekrar göreceğim” demişti inşaAllah Seyyid Salih Özcan Hocam.

ADNAN OKTAR: “Yine göreceğim” diyor.

OKTAR BABUNA: “Yine göreceğim” diyor evet.

ADNAN OKTAR: İsa Mesih de gelecek diyor, Mehdi  (a.s) de geldi diyor, inşaAllah. O çok mert onu engelleyememişler. Bir kısım ağabeyleri hizaya getirmişler anladığım kadarıyla, çünkü onlar bakıyorlar, parasını imkanlarını onlar sağlıyorlar. Ama onlara güçleri dilleri yetmedi. Ne Sungur Ağabey’e, ne Abdullah Yeğen Ağabey’e, ne Seyyid Salih Özcan Ağabey’e. 

Masaüstü Görünümü