Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (12 Ağustos 2014; 18:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la sohbetler programımıza başlıyoruz inşaAllah. Dünya güzeli arkadaşlarımız da bizlerle olacaklar.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey ben sizi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, PKK’lılar Muş’ta üç ayrı şantiyeyi bastılar. İşçilerin cep telefonlarını aldılar ve iş makinelerini yakarak bölgeden kaçtılar. Basılanlardan biri baraj şantiyesi, diğeri inşaat halindeki bir hidroelektrik santrali, üçüncüsü ise yapımı devam eden bir jandarma karakolu.

ADNAN OKTAR: Ne olacak? İstemiyorlar yani. Orada asker polis olmuyor mu? Ben anlamıyorum. Nasıl oluyor böyle bir şey? Hiç asker polis yok demek ki. Adamlar elini kolunu sallayarak oraya geliyorsa, o tarz çalışma yapılan yerlerde çok güçlü güvenlik önlemi alınması lazım. Polis panzeri bulunsun, polis bulunsun, özel harekatçı bulunsun. Adamların şımarmasına müsaade etmemek lazım.

KARTAL GÖKTAN: Basan PKK’lıların sayısının beşle sekiz arasında olduğu söyleniyor Hocam. Ama tüm korucu ve çalışanları etkisiz hale getirmişler.

ADNAN OKTAR: O daha da vahim. Örgüt propagandası yapmak için yapıyorlar. Yani “Biz ayaktayız, barış marış diye bir şey yok, her zamanki komünist yöntemlerle devam ediyoruz, ayağınızı denk alın” diyorlar. Komünizm tehlikesi büyük bir tehlike. Buna hala birçok insan uyanamadı. Gerek korucuların güçlendirilmesi, polisin güçlendirilmesi, özel harekatçılar, özellikle PKK ile çok iyi baş edebilen bir güç özel harekatçılar.

“Adnan Oktar’ın kediciği matematikçi çıktı.” Tabii. Tülay İTÜ Matematik Mühendisliği mezunu, doğru. Benim çarşaflı talebem de var, bikinili talebem de var. Aslında benim muhafazakar talebelerimin sayısı çok çok daha fazladır. En az sekiz dokuz misli daha fazladır koyu Ortodoks olanlar. Ama onlar ortada olmadığı için görünmüyorlar. Liberal olanlar daha çok ortada görünüyor onun için benim diğer talebelerimi göremiyorlar, bilemiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bir fotoğraf vardı. Sizin muhafazakar talebelerinizin bir kısmı, uygun görürseniz gösterebiliriz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bizim muhafazakar Ortodoks talebelerim. Göreyim bakayım. Yok, bunlar muhafazakar değil, bunlar orta muhafazakar. Asıl muhafazakarlar var çarşaflı falan. Onlara müzik dinletmek de mümkün olmuyor Allah muhafaza. Resim de çektirmiyor onlar, kamera falan asla.

Bakayım kim o gösterdiklerin? Özlem Hanım, Sema Hanım, Meral Hanım, Ayça Hanım. Doktor Hanım o da talebem sayılır. Esma, Vuslat Hanım, Nur Hanım, bütün ünlüler orada. Evet maşaAllah.

Birisi bir şeyler söylesin.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, sizin çarşaflı talebelerinizden birisi Selda Göktan Robert Koleji mezunu, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık ve İtalyan Dili ve Edebiyatı okumuş.

ADNAN OKTAR: Evet, Robertli daha çok talebem var, öğrencilerim var. Onlar fotoğraf olayına, film olayına Ortodoks bakış açısıyla yanaşmıyorlar. Ama benim kitaplarıma, düşüncelerime çok hayranlar yani, maşaAllah.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, ben bir iman hakikati anlatmak istiyorum. Vücuttaki proteinlerin, bütün canlıları oluşturan proteinlerin hepsinin son kullanma tarihi var. Kiminin birkaç saat, kiminin altı ay. Fakat bu proteinlerden bir tanesi bütün hepsinin son kullanma tarihini biliyor. Onlarla karşılaştığında eğer son kullanma tarihi geldiyse onu tutup parçalanmaya götürüyor.

ADNAN OKTAR: O çok acayip. Hakikaten vücutta bir parçalanma var, yeni olan proteini ellemiyor. O kendine göre onun hakikaten bir eskime tarihi var, bazılarında saat, bazılarında güne göre. Eskidiğine karar veriyor. Nereden anlıyorsun eskidiğini? Tazeyi, bayatı, eskiyi sen nereden biliyorsun? Aynı protein, onu alıp koparıp atıyor. Karanlık simsiyah karanlık, eli gözü yok bunun, beyni yok. Proteinlerin aklı insanların aklından çok çok daha fazla.

OKTAR BABUNA: Ben de anlatabilir miyim Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Çok sayıda adres var proteinlerin gidebileceği, her yerin görevleri farklı. Mesela mitokondri için bir protein üretildiği zaman mutlaka mitokondriye gitmesi lazım veya başka bir organele, başka bir organele. Zarda olduğu zaman zara veya zarın dışına çıkıp vücutta görev yapabilir. Mutlaka doğru adrese götürülüyor çünkü bunlar hazırlanırken özel bir bölüm ekleniyor, tam bir posta kodu sistemi var. Nasıl zarfların üzerine bir numara yazılıyorsa doğru adrese gitmesi için, onu taşıyan proteinler de nereye gitmesi gerektiğini posta koduna bakarak biliyorlar, doğru adrese götürüyorlar. Doğru adrese gittiğinde içeri alınıyor onlar ve o posta kodu bölümü çıkartılıyor ve görev yaptırılıyor ondan sonra.

ADNAN OKTAR: Aslında sırf şu konuyu insanlar iyi kavrasalar, başka bir konu değil sırf bunu, dünyada iman etmedik hiçbir fert kalmaz. Serbest samimi bir beyin, samimi bir kafayla düşünecek, nefesi kesilmeyecek adam ben düşünemiyorum. En ters ateistinden tut, hangi düşüncede olursa olsun insan mutlaka derin iman eder. İnsana ışık versen, imkan versen böyle bir şey yapamaz. Mesela proteinlerin yoklanması, eski mi yeni mi tespiti, kofullar, mitokondriler şunlar bunlar insanın nefesi kesiliyor. Her biri, sırf bir tanesi sonsuz iman etmek için insana yeterli. Ama samimi akla sahip olan için.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Adnan Bey proteinle ilgili bir şey söyleyebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Protein sentezinin yapılabilmesi için DNA’daki ilgili genden mutlaka bilgi alınması gerekiyor. DNA’nın kopyalanması için de mutlaka proteinler ve enzimler gerekiyor. Enzimler de zaten proteinlerden oluşuyor. Yani tesadüfen oluşamayacak bir mekanizma var. Mutlaka hepsinin aynı anda yaratılmış olması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İsrail’in yaptığı bombardımanda anne ve babasını kaybeden ve boynu kırılarak felç olan dokuz yaşındaki Gazzeli kardeşimiz Moha’nın tedavi olabilmesi için yurt dışına çıkması gerekiyor. Filistinli doktorlar “elimizdeki imkanlarla tedavisini yapamıyoruz. Burada daha fazla kalırsa enfeksiyon kapıp daha da kötüye gidebilir” dediler. Türkiye, Almanya ve Amerika’dan tedavi için teklifler geliyormuş. Sponsor da bulunmuş ancak İsrailli makamların izni gerekiyor. Henüz bu izin verilmedi.

ADNAN OKTAR: İsrail’den özel olarak ben rica ediyorum. Yani arkadaşlarımıza da, oradakilere söylesinler. Bu çocuğu Türkiye’ye getirmek için müsaade etsinler inşaAllah. Bizzat Başbakan’ından rica ediyorum, İsrail Başbakanı Netanyahu’dan rica ediyorum. Çocuk süratle gelsin, inşaAllah. Onunla ilgilenirsiniz. Bana da acele cevap gelsin inşaAllah. Çocuk ne alaka? Orada durması için bir sebep yok. Türkiye’ye gelsin. Burada gereken tedavi yapılır. Türkiye tedavi yönünden titiz bir ülke, iyi maşaAllah. Yani risk gördükleri şey nedir? Yanlış gördükleri şey? Onu da söylerseniz hemen izale edebiliriz onu da. Ama bekletilmesinin bir sebebi olmadığını görüyoruz. Ve rica ediyoruz. Hiç bekletilmesin.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında yayınlanan yeni makaleniz şu şekilde. Weekly Blitz’de yayınlanan “Allah Sevgisi Kadınlara Şiddeti Durdurur” başlıklı yazınızda dünyadaki kadına yönelik şiddet olaylarından bahsediyor. Ve bu sorunun ancak Allah korkusuna dayalı bir sevgi anlayışıyla çözülebileceğini anlatıyorsunuz. Burma Times’da “Bütün Dünyayı Kan Gölüne Çeviren Nedir?” başlıklı yazınız yayınlandı. İngiltere’de yayınlanan Urdu Times isimli gazetede “Lozan’dan Bugüne Ne Değişti?” başlıklı yazınız çıktı. Lozan Anlaşması sonrasında çizilen sınırların kardeşleri ayırıp böldüğünü ve çözümün Kuran’a dayalı barış ve sevgi birliği etrafında toplanmak olduğunu anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel. MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bir tane daha vardı. Hindistan’da yayınlanan Milli Gazete’de “Müslümanlar Uyanın” başlıklı yazınız.

ADNAN OKTAR: “Müslümanlar Uyanın” güzel. Milli Gazete; demek her yerde Milli Gazete var, inşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz çok sayıda faaliyet gerçekleştirmişler. Berlin’den kardeşlerimiz Kuran Mucizesi kitabınızı okuyup sohbet etmişler. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz evde buluşup sohbet etmişler. Beraber yemek yemişler. Cumartesi günü Bursa’dan kardeşlerimiz Mudanya ilçesinin Güzelyalı Beldesi’nde 70 kitabınızı, 20 belgesel CD’sini, 20 adet dergiyle beraber 1000 tane broşür dağıtımı yapmışlar. Pazar günü Alanya’da kardeşlerimiz halka 300 adet kitabınızı dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 5 Ağustos’ta evde buluşmuşlar, sohbet etmişler. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 1000 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Hollanda, Belçika ve Almanya’dan 35 kardeşimiz bir araya gelmişler. Sosyal medyada nasıl daha aktif ve etkili olabileceklerini konuşmuşlar. Sonrasında da sohbet etmişler. 10 Ağustos’ta İzmir’den kardeşlerimiz Konak İskele’de çok sayıda kitabınızı dağıtmışlar. Kayseri’den kardeşlerimiz de 3000 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Toplantı, sohbet Peygamberimiz (s.a.v.)’in yöntemi. Çok güzel. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam AK Parti Genel Kurulu Başbakan’ın kim olacağına dair ilk toplantıyı dün yaptı. Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu, Mehmet Ali Şahin ve Binali Yıldırım isimlerinin ön plana çıktığı.

ADNAN OKTAR: Binali Hoca. Binali Hoca, o çok sevecen, güzel huylu, İzmirliler de çok seviyor, bütün sahil boyu. Modern bir insan. AK Partinin aydın yüzlerinden birisi. Binali Hoca tamamdır. İsmi de güzel, Hz. Ali (r.a)’nin, dedemin ismi. Binali yıldırım gibi yani, maşaAllah. Binali Yıldırım, Başbakan o, inşaAllah. Ben öyle istiyorum, inşaAllah.

GÖKALP BARLAN: Bakanlar içinde en fazla icraatı yapan bakanmış Hocam.

ADNAN OKTAR: Hem çalışkan, çok zeki, çok yaman, saygın da. Onun çok güzel bir sözünü duydum, muhabbetim çok arttı. “Biz 313 kişiyiz” diyor. Ne demek bu? “Biz Hz. Mehdi  (a.s) talebesiyiz” diyor. 313 ne demek? 213 değil. 217 değil. 398 değil. 313, “Bu biz Hz. Mehdi  (a.s) talebesiyiz” demektir. “Ve her birimiz ayrı ayrı başbakan olacak güçteyiz” diyor. Doğru söylüyor. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD lideri El Bağdadi, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi sonrasında yaptığı değerlendirmede Erdoğan ve Türkiye’ye savaş ilan etti. “Erdoğan laik biridir. Şeriata göre davranmıyor. Ve peşmergeyi destekliyor. Yakında kendinizi İslam’ın oğullarının doğrudan karşısında bulacaksınız. Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan laik ve din adına yönetmiyor. Derhal bana biat etmelidir” şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocamın biat etmesini mi istiyor?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Nasıl olacak o? Gelsin buraya. Tayyip Hocam’ın şimdi oraya gitmesi yakışık almaz. O buraya bir gelsin. Talebini dile getirsin, anlatsın. Biz dinleriz. Tayyip Hocam da dinler. Biz de dinleriz. Gelsin. Yani ne anlattığını dinleriz, inşaAllah. Uzaktan uzağa olmaz. Biat nasıl olur? El tutuşacak, biat edecek. Peki o zaman nasıl olacak uzakta? “İstanbul’a” da sık sık “geleceğiz” diyor. İstanbul’u alacağız” diyorlar. İşte kolaylık olur ona, gelsin. Burada talebini dile getirsin.

MURAT BEY:Hocam Şeyh Nazım Hocamızın dediği gibi “göstersin kuvvetini.”

ADNAN OKTAR: “Kuvvet sahibi, kuvvetini göstersin” dünya tatlısı benim Şeyhim, dünyalar şekeri, balı. Cennet kuzusu o, cennet. MaşaAllah. Bütün ömrü güzellikle geçti, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Size çok büyük bir sevgisi vardı Hocam maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Canım benim, bütün gücümüzü kullandık, tıbbın bütün imkanlarını kullandık. Ama kader gelince kader, Cenab-ı Allah’ın emri gelince ne bir dakika geri, ne bir dakika ileri.

OKTAR BABUNA: İlk uyandığı gün sizin selamınızı söyleyince gözleri dolmuştu Hocam. Yarı komadaydı.

ADNAN OKTAR: Canım benim maşaAllah.

Benim sakalım eskiden göbeğime kadar geliyordu. İlk akademi yıllarındayken ben sakalın sünnetinin hiç dokunulmaması olarak okudum. “Peygamberimiz (s.a.v.) kabza miktarı” keserdi diyor ama birçok sahabelerinden örnek veriyor “onlar hiç dokunmazlardı” diyor. Benim de yani tam göbeğime kadar geliyordu sakal. Böyle Nakşibendi şeyhleri gibiydi sakalım. Saçımı ortadan ayırıyordum. Onu da uzatmıştım sünnet diye. Sürekli dişlerimi misvakla yıkıyordum sünnet diye. Diş fırçası kullanmıyordum. Dişimde küçük bir dolgu olduğu için Şafi mezhebini taklit ediyordum ayrıca Hanefi’ye ilave olarak Şafi mezhebini. Onu yapabilecek babayiğit Türkiye’de parmakla sayılır herhalde. Hem Hanefi, hem Şafi’ye uymak. Bir de ben çok titiz uyguluyordum. Yani en ufak bir hata yapmamaya çok dikkat ediyordum. Onun için bilirim, bütün detaylarıyla bilirim.

OKTAR BABUNA: Anlattığınız bir detay daha vardı Hocam. Sabah namazıyla ilgili.

ADNAN OKTAR: Sabah namazında değil, akşam on gibi falan yıldırım telgraf çekmiştim İstanbul’a. Ünlü bir alime, Şafi alimine. Şafi mezhebini taklit ettiğim için bir konunun fıkhî hükmünü bulamadım. Şimdi de şöyle bir durum var. “Eğer” diyor “bir insan bir namazın farzını vacibini sünnetini birbirinden ayırt edemezse namazı batındır” diyor. Baktım namaz kılamayacağım o zaman. Çünkü hükmünü çıkaramadım. Hanefi’de biliyorum ama Şafi’de bilmiyorum. İki mezhep taklit ettiğim için Şafi’nin o hükmünü öğrenmem acildi. Gece on gibi cevaplı yıldırım telgraf çektim İstanbul’a. Hocaya gece yarısı getirmişler. Hoca diyor ki “ödüm koptu, bir şey oldu zannettim” diyor. Sonradan söylüyor. “Bayağı panik olduk” diyor “ailece panik olduk” diyor. Gece bir gibi mi ne getirmişler eve, yıldırım telgraf. Çünkü sabah namazına yetişmesi gerekiyor. Hoca da korkudan dolayı cevap vermedi. Bekledim, bekle bekle sabaha kadar bekledim gelecek diye cevap. Sonra cevap verdi, bir gün sonra cevap verdi. Ben o arada başka alimlerle konuştum, Şafi hocalarla.

“Kedi ve köpeklere musallat olan onlara işkence yapan esrarengiz kişi önceki gece iki yavru kediyi acımasızca tekmeleyerek başlarını ezerek öldürdü. Görenlerin kanını donduran hayvan katliamı görüntüleri güvenlik kamerasına yansıdı” diyor. “Fatih’te esrarengiz hayvan katili iki yavru kediyi önce defalarca tekmeleyerek sonra da ayaklarının altına alıp sokak ortasında öldürdü.” Mahallede seri hayvan ölümleri oluyormuş, bu tarzda. Bu şahsın görüntüsünü görebiliyor muyuz?

BÜLENT SEZGİN: Yok Hocam.

ADNAN OKTAR: Yok. Bunu o zaman İstanbul emniyetinden istirham ediyoruz. Bu şahsın yakalanması için Valimiz’den. Vali’den rica edelim, Vali çok güzel ahlaklı bir insan. Vali’ye Twitter’dan yazın. Rica edelim bu adamı yakalasınlar. Böyle insanları teşhir etmek gerekiyor. Diyor ki; “aman yapmayın etmeyin.” Halbuki teşhir edilmesi lazım. Bu adam da öldürür, her şeyi yapar böyle tipler. Toplum bilsin bunları, bunların önden yandan resimlerinin çekilmesi ve topluma dağıtılması lazım. Adam, vura vura kedi öldüren bir adam, her şeyi yapar. Bu adamların toplum içinde gezmesi bayağı tehlikeli. Dolayısıyla polisimizin titiz bir çalışmasıyla bu şahsın yakalanmasını istirham ediyoruz. Valimiz’den de istirham ediyorum. Sonra bu şahsın detaylı resimlerini internette her yerde paylaşalım ki, televizyonda da gösterelim. İnsanlar bu riske karşı kendilerini koruyabilsin. Muhtemelen akıl hastası gibi bir tip de olabilir. Bu daha da tehlikeli, çocuklara da kötülük yapabilir. Her şeyi yapabilir. Bunlar elini kolunu sallayarak gezmesin. Mesela diyor ki; “Kadın mı, erkek mi olduğu anlaşılmayan tuhaf giyimli bir kişi” diyor. Belli ki anormal bir insan, garip bir şey. Bunun yakalanması lazım. Sayın Valimiz’den istirham ediyoruz. Haberi de gönderin, güvenlik kamerasını da gösterin. Polise teslim etsinler. Teşhir olsun, inşaAllah.

“Sayın Hoca neden Davutoğlu değil de, Binali Yıldırım açıklar mısın?” Sayın Davutoğlu Dışişleri Bakanlığı’nda mükemmel. Tam dava adamı. Başbakanlığı da çok şahane yapar ama. Çok çok şahane yapar ben çok isterim. Ama Dışişleri Bakanlığı’nda efsane.

CEYLAN ÖZBUDAK: Onun da üçüncü dönemi.

ADNAN OKTAR: Onlar hikaye onlardan bir şey çıkmaz. O değiştirilir onlar sorun değil. Yani değil mi insan yapısı istediği gibi değiştirilebilir.

OKTAR BABUNA: Başbakan için “o konuyu uygulamayacağız” diye açıklaması var Hüseyin Çelik’in.

ADNAN OKTAR: Evet, Hüseyin Çelik de çok iyi başbakan olur. Yani süper akıllı. Binali Hoca dekolteye, açık hanımlara karşı daha elastiki. Daha hoş sohbet, şakacı falan. Yani sahil kentlerinin destekleyeceği bir insan. Sahilin de oylarını almak açısından iyi olur. Yani bir bildiğim var ki söylüyorum.

“Adnan Bey, tabii ki bana düşmez ama damat Fikret Hocamız’a gelin olabilecek aday olabilir mi acaba?” Ne demek istemiş? Adayı Fikret Hocamız bilir. Biz karışamayız. Fikret Hocam birgün elinden tutup “işte bu gelin hanım” derse bizim gelinimiz odur.

Evet, ne yapıyoruz?

KARTAL GÖKTAN: Bir duyurumuz var.

ADNAN OKTAR: Duyur.

KARTAL GÖKTAN: Bu akşam saat 20:30’da A9 TV’de Emre Acar’ın sunduğu, son bilimsel gelişmelerin anlatıldığı “Harika Bilim” programının ikinci bölümü yayınlanacak kısmetse. A9 seyircileri takip edebilirler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Sayın Abdullah Gül’ün partisine geri döneceğine dair yaptığı açıklamadan yarım saat sonra AK Parti yetkilileri “olağanüstü kongrenin 27 Ağustos’ta yapılacağına”  dair bir basın açıklaması yaptı. Bu da Sayın Gül’ün görevini devretmesinden bir gün öncesine denk geliyor. Dolayısıyla henüz görevi devam ettiği için Sayın Gül kongreye katılamıyor.

ADNAN OKTAR: Onlardan bir şey çıkmaz. Onlar laf. Onlar kardeş insanlar öyle dünya hırsı yok onların. Yani olay ona kalırsa onlar aşılmayacak şeyler değil. Abdullah Gül son derece efendi, halim bir insan. Dünya hırsı da sıfır onun. Makam mevki hırsı da yok. Yani partiden ne görev verseler yapar. Öyle bir sorunu yok. Oturup böyle bunların derdine düşmesinler öyle bir şey çıkmaz, sorun çıkmaz. AK Parti aksiyon partisi, dava partisi kimsenin hırsı olmaz. Kimse ikbal peşinde değil. Köşe dönmek peşinde değil. Benim gördüğüm öyle. Kimse derken olabilir orada, burada, kenarda, köşede ama Hocamız’ın, Necmettin Hocamız’ın yetiştirdiği kişiden kimseye zarar gelmez, söyleyeyim. Çok nadir böyle değişik Hocamız’a yakışmayan kişiler çıktı. Saadet yani Milli Selamet zemininden ama bunun dışında hep sağlam adam çıkmıştır. Çok çok nadirdir, parmakla sayılır. O camiaya yakışmayacak insanlar da çıkmıştır tabii.

Sanatta, bilimde, teknolojide, mimaride kalite anlayışı var mı?  Yok. Binaların halini görüyoruz. Sokakların yapısını görüyoruz. Ne kıyafette, ne konuşmada, ne yemede, ne içmede kalite esas alınmıyor. Açık açık görülüyor bu. Bu acı bir olay. Mesela Fransızlar kaliteye çok önem verirler. İtalyanlar kaliteye çok önem verirler. Ve nefis bir görünüm veriyor. Kalite hayatın en hayati özelliğidir. Güzelliğin en hayati yönüdür kalite. Kalite yoksa güzellik de yoktur. Mesela cennet baştan sona kalitedir. Her yeri kalitelidir cennetin. Kalite bitti mi güzellik de biter. Gerçi Fransızlar’da artık eski kalite anlayışı o kadar kalmadı, yaşamak için yaşıyorlar. Ama mesela bundan altmış sene önce, elli sene önce kalite çok önemliydi Fransızlar için.  Hatta 1700’lerde, 1800’lerde, 1900’larda bile kalite çok hayatiydi Fransızlar’da. Ama sonra kaybettiler bu özelliklerini. İtalyanlar da işte şu an ekonomik yönden çöktükleri için, biraz da manevi yönlerini kaybettikleri için kalite düşüşü hızla devam ediyor.  Ama onlar da mesela otuz yıl önce, kırk yıl önce, elli yıl önce kaliteyi en üst düzeyde tutuyorlardı. Ve çok büyük zevk alıyorlardı kaliteden. O devrin kıyafetlerine bakın, Atatürk devrinin kıyafetlerine bakın Atatürk’ün kıyafet anlayışına,  o devirdeki hanımların beylerin kıyafet anlayışına bakın,  kalite ön plandadır. O en güç şartlarda, o fakir hayatın hakim olduğu dönemde bile, köylerde bile golf pantolon giyiniyorlardı insanlar. Mesela ben parklarda falan spor yapan hanımlar görüyorum, içler acısı görünüm. Mesela bahçelerde yemek yiyen, sofralarda yemek yiyen insanlar oluyor; akıl almaz bir kalitesizlik kendini gösteriyor. Hayat bu mu? Böyle mi olur hayat yani? Yerde yemek ye kaliteli olsun. Avrupa’da da insanlar mesireye gidiyorlar ama müthiş bir sanat gösterisi var. Her yer birbirinden güzel oluyor. Örtüleri güzel, masaları güzel, yiyecekleri güzel, eğlenceleri güzel, çocuklarının kıyafetleri güzel. Kalite için illa paraya gerek yok kardeşim. Kafaya gerek vardır, zevke gerek vardır. 

KARTAL GÖKTAN: Hocam Yezidiler İŞİD’ten kaçmak için Sincar Dağı’na çıktılar.  Elli dereceyi bulan sıcaklık var. Küçük çocuk ve yaşlılarla birlikte yürümek zorundalar.

ADNAN OKTAR: Hala orada mı onlar?

KARTAL GÖKTAN: Evet orada olanlar var.

ADNAN OKTAR: Yazık günah onlara.

KARTAL GÖKTAN: Gölgelik bir yer de yok sığınabilecekleri. Ve Suriye sınırına varmaları için yetmiş beş kilometre o zor koşullarda yürümeleri gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Oraya bir güvenlik koridoru açıp, araba gönderip alsınlar. Otobüs falan gönderip alsınlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir kısmı için dediğiniz gibi yaptılar Adnan Bey, bir kısmı hala duruyor.

ADNAN OKTAR: Pasaport falan aramaya gerek yok. Kapıya geldiyse adam direkt içeri almak lazım.  Şimdi alay eder gibi bir şey. Adamı öldürmek için peşinden koşuyorlar, “pasaportun nerede?” denir mi? Hastanelerde bazen mesela acil adam getiriyorlar kan revan içinde “getirin kimliğini” diyor “adı ne, soyadı ne, annesi babası?” falan. Ölüyor adam. Sen şimdi bırak, mahalle muhtarı gibi bir şey. Çetelesini tutuyor adamın.  Bırak hemen değil mi? Acil müdahale edilsin.

BÜLENT SEZGİN: Amerika helikopterle topluyormuş, dün bugün yüzlerce kişi bu şekilde kurtarılmış.

ADNAN OKTAR: Helikopter olur. En iyi akılcı yöntem bu işte. Türkiye de göndersin helikopter, bütün ülkeler göndersin. Uygun bir alandan, bir yerden tek tek toplanırlar. Helikopter işi çok sağlam metot. Bak Müslümanlar’da birleşme yok. Müslümanlar birbirlerini sevmiyor. Amerikanlılar Hristiyan oldukları halde onları seviyorlar, bak Hristiyan şefkati devreye giriyor, İsevi şefkati devreye giriyor; adamlar onları gidip kurtarıyorlar hayatını tehlikeye atıp. Ama Müslüman hayatını tehlikeye atıp onları kurtarmıyor, hayatlarını tehlikeye atmadan da kurtarmak istemiyor, parmağını dahi oynatmak istemiyor, muhatap dahi olmak istemiyor.  Yezidi gariplerim yani bir avuç insan; gelen vuruyor, giden vuruyor. Yıllardan beri de çok çile çekmiş bir topluluk.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Suriye’ye girmişler. Sınırdan karşılayan bile olmamış. Su istemişler, halka yalvarmışlar su diye Suriyeliler’e. Kimse ilgilenmemiş.

ADNAN OKTAR: Yani çok vicdansız, merhametsiz bir topluluk oluşturuyorlar. Ona da “Müslüman” diyor. Müslüman dünyanın en kaliteli insanına denir Müslüman diye. En klas insanına, en iyi düşünen, en güzel ahlaka sahip insana Müslüman denir. 

Savaş Özden; “Hocam sanatta da kalite diyorsun ama senin bazen çaldığın Ankara havaları “ diyor “pek olmuyor” diyor “söylemek isterim” diyor. Sen demek ki Türk folklorundan hoşlanmıyorsun. Tarihini bilmiyorsun. Tarihin kendine has bir kalitesi vardır. Folklorun kendisine has bir kalitesi vardır. Yerde ahşap sofra tahtası koyarsın, oraya tarhana çorbası gelir, o bir estetiktir, o bir güzelliktir. Güzel gözle bakana. Kalite demek, tarihi bir kalemde ortadan kaldırmak değil. Bizim tarihimiz baştan sona kalitedir. O yanlış bir Avrupa hayranlığı politikasından kaynaklanıyor. Yerli olan her şeyi güzel görmemek.  Kaliteyi uygun görmemek. Hâlbuki ki mesela misket oyun havası mükemmeldir. Hüdayda mükemmeldir. Yani kalite yönünden de mükemmeldir, güzellik yönünden de mükemmeldir. Mesela Ankara Seymenleri, Ankara kıyafetleri, Seymen kıyafeti giyerler nefistir. Ama bir başka kişi için o çok kaliteye uygun değildir. Ama bana göre son derece kaliteli, çok güzel bir kıyafet anlayışı ve tarihin çok güzel bir yansıması. O zaman Mehter müziğine de aynı şeyi söyleyeceksin sen. Hâlbuki dünya tarihinin en güzel askeri bandosudur Mehter. Onun için, kalitenin ne oluğunu bilmek için bir çalışma tavsiye ediyorum kardeşime.

Mesela köye gidersin gece lambasıyla yer sofrasında güzel bir konsept oluşturursun, bu estetiktir. Yani oradaki ruh kalitesini görecek eğitimde olmaları için kardeşlerimizin, istediğimiz bu. Devlet kalite bakanlığı kursun. Kaliteyi de ayırt edemiyor o zaman. Mesela kendi kültürünü kaliteden ayrı görürse bir insan çok çok yanlış olur. Ama kendi kültürünü kalite içerisinde daha da güzelleştirerek onu yaşarsa bu akılcı hareket olur.

Masaüstü Görünümü