Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (13 Ağustos 2014; 13:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la sohbetler programına hoş geldiniz. Bugün güzel misafirimiz Melisa da bizlerle.

ADNAN OKTAR: Melisa dünyalar tatlısı. O benim bir tanem o. Huyu çok güzel, o dikkatimi çekti.

MELİSA HANIM: Allah razı olsun Adnan Bey çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Dedi ki “Ben programı da çok iyi izledim, size Adnan Bey demem gerektiğini de anladım, Hocam demeyeceğim” dedi. Bayağı yaman. Çok zeki. Hem ince düşünceli, nezaketli, nezih, klas bir kız maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnci’nin görevinden istifa edip genel başkanlık için yarışacağı ileri sürüldü. Bunun ardından istifaların gelebileceği tahmin ediliyor.

 ADNAN OKTAR: Böyle CHP’de huzursuzluk çıkarmak çok büyük yanlışlık. liderine bağlı ol, kararlı olarak devam et. Ben açıkça söylüyorum. Başarılı olan bir partinin modeline bakarsın. Neden başarılı olmuş? Tayyip Hoca’nın başarısının arkasında ne var? Dindarlık var. Ne yapıyor? Dindar üslup kullanan şairlerin şiirlerini kullanıyor. Dindarlıkla ilgili ne gerekiyorsa hepsini yerine getiriyor. Dindar imajın bütün gereklerini gözler önüne seriyor. Ama modern dindar olarak. Mesela diyor ki; “Yezidi de, ehlisünnet de hepsi bizim için aynıdır” diyor. Bunu bir bağnaz söyleyemez. Yezidi’yi direkt kafir olarak görür bağnaz. Hatta katli vacip olarak görür. Tayyip Hoca; o da modern dindar tavrını koymuş oluyor ortaya. Ki bağnazların tepkisini kabul ederek bunu yapıyor. Şimdi orada yapılacak şey nedir? Her zaman söylüyorum. CHP’nin gençliğinin özellikle modern dindar hayatı çok güzel yaşamaları. Millet onları coşkuyla bağrına basar. AK Parti de olduğu gibi onları destekler. Bunun dışında bir yol yok. Yani İkinci Dünya Harbi’nden kalma metotlarla, 1940’ların klasik soluyla sadece acınacak bir durum meydana gelir. Sadece bir debelenme ve çırpınma meydana gelir, hiçbir şey olmaz başka. Sessiz sedasız millet ezer yani sürekli ezer. Yapmasınlar, benim bu kardeşçe tavsiyeme uysunlar. Bağnaz olsunlar demiyorum bak, modern dindar olsunlar. İlerici olsunlar, aydın olsunlar, ultra modern olsunlar, hayatı çok güzel yaşasınlar. Müzik, resim, eğlence, heykel her şey olsun. Allah’ı çok sevsinler bunu iyi vurgulasınlar. Din, İslam son derece kolay yaşamak. Dini yaşamak istediklerini vurgulasınlar. Bitti. Ama mesela çok kilit bir ölçü, Bediüzzaman’a saygı. Ben söylüyorum bak. Çok uç çözümdür bu. En üstten bir çözüm. Mesela Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ne sahip çıkmak. Denesin isterse CHP. Çığ gibi gelişir. CHP ortaya çıkarsa AK Parti’nin Tayyip Hoca’nın eli de çok güçlenir. O zaman bağnazların hareket kabiliyeti kalmaz. Onlara karşı çok rahat sesini yükseltebilir. Ama bu şekilde suskun kalırsa CHP, tek başına bağnazlarla nasıl mücadele etsin Tayyip Hocam. Olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Sayın Devlet Bahçeli de Kemal Kılıçdaroğlu’nu istifaya davet eden CHP’li milletvekillerini eleştirdi ve “CHP’li muhalif vekiller aceleci davrandı” dedi. MHP içindeki muhalif seslere yönelik soruya da “MHP içinde kimse bayrak çekmez. MHP’de bayrak ancak göndere çekilir” açıklaması yaptı.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Şahane bir laf. Ben bunu bir alkışlamazsanız. Yani o süper bir ifade olmuş. Tam MHP’ye yakışacak bir laf olmuş. MaşaAllah. Güzel. Kılıçdaroğlu CHP için bir nimet, değerini iyi bilsinler. Öyle insanı kolay kolay bulamazlar. Öyle devrimci kafalı bilmem ne, 1940 kafalı adamlar onlarla hiçbir şeye varılmaz. CHP’yi Türkiye İşçi Partisi’ne çevirirler ve biter CHP, tarihten silinir. Onlar muazzam,  1940’ların ruh haliyle, romantik bir kafayla ortaya çıkıyorlar. Olmaz.

Evet Fikret Bey dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Şırnak’a sığınan Yezidiler’in sayısı 1500’e ulaştı. Bu ailelerin bir kısmı deprem konutlarına, bir kısmı da belediye tarafından verilen çadırlara yerleştirildi. Ayrıca Şırnak Valisi Hasan İpek bir heyetle birlikte Irak’a gitti. İbrahim Halil Sınır Kapısı’nda Duhok Valisi’yle görüştü ve burada bulunan Yezidiler’le Türkmenler için Kızılay’ın da yardımıyla iki kamp kurma kararı alındı.

ADNAN OKTAR: Yazık bu insanlara. Ne olduğunu da anlamadı onlar. Vatandan ne istediğinin de farkında değiller. Anadan atadan Yezidi onlar, öyle alışmışlar gidiyor bir gelenek örf olarak. “Vay kafirler sizi” diye adamlar kılıçla palayla oraya girince şoka girmişler yazık. Böyle hayretler içinde bakıyorlar yani. Bir de 2014’de oluyor bu olaylar, inanılır gibi değil.

Evet siz bir şeyler söyleyin de konuşalım hadi.

 BÜLENT SEZGİN: Hocam Filistinli yaralıların Türkiye’ye getirilmesine devam ediliyor. Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçak yaralıların getirilmesi için yine Tel Aviv’e uçtu. Son iki günde 7 Filistinli yaralı getirilmişti, 20 kişi daha getirilecek. Toplam 200 yaralının yakınlarıyla birlikte buraya getirilmesi planlanıyor.

ADNAN OKTAR: Tel Aviv’den getiriyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bak İsrail yardımcı oluyor demek ki. Ama çok yazık oluyor. Yani şu konuya bak. Kan durdurucu ilaçlar, acıyı durdurucu ilaçlar, ambulanslar yani onunla övünüyoruz. Bu hiç olmasa. Değil mi? Oraya biz yiyecek götürelim, içecek götürelim, eğlensinler, okul yapalım. Konuya bak sen. Nelerle ilgileniyoruz? Onlar ayrı ekonomik yönden çöküyor, onlar ayrı ekonomik yönden çöküyor, dehşet içinde yaşıyorlar. Dehşetin sonu gelmiyor. Sevgiyi ön plana alsanıza mübarekler. Barışı, kardeşliği ön plana alsanıza. Ne kaybedersiniz? Barışsan, kardeş olsan, sevsen ne kaybedersin? “Nefret ne kazandırıyor, sevgi ne kaybettiriyor?” ben anlayamadım yani. “Sevgiden ben şunu kaybettim” diye bana söylesinler.

OKTAR BABUNA: Üniversitelerinde Filistinliler’le, İsrailli öğrenciler birlikte okuyorlar Hocam. Hiçbir sorun yok.

ADNAN OKTAR: Hayrettir bu. İnanılır gibi değil. Köken olarak da aynılar. Hz. İbrahim (a.s)’ın soyu ikisi de. Zorunuza ne oldu? O ona, o ona. Halbuki ne güzel peygamberlerin beldesi. Peygamberler her yere el sürmüş. Ayak izleri var orada onların. Ne güzel bir ortam. Ne güzel bir kardeşlik ortamı. Yiyin için, Allah’a şükredin. Eğlenin, işinize bakın.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey ben örümceklerle ilgili bilgi vermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Dinleyeyim çok güzel olur.

CEYLAN ÖZBUDAK: Geçen gün zaten konuşmuştuk. İlk önce ipek sıvı olarak üretiliyor. Normalde bu endüstride de böyle, örümceklerin vücudunda da böyle, daha sonra asit havuzundan geçirilip sertleştiriliyor. Bu asit havuzlarından altı tane var örümceklerin vücudunda. Her birinin sertlik derecesi farklı.

ADNAN OKTAR: Her birinin sertlik derecesi farklı. Ayrı ayrı üretim var.

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet ayrı ayrı altı tane asit havuzu var. Bunun nedeni şu. Mesela bir örümcek gelip bir duvara ağ kuracağı zaman orada çok esnek olmayan bir ağa ihtiyaç var. Çünkü duvar hareketsiz bir yer. O yüzden ona göre sertlik derecesi olan bir ipek üretiyor. Fakat örneğin bitkilerin arasında, çimenlerin arasında ağ kuracağı zaman orada çok esnek bir ağa ihtiyaç var. Çünkü rüzgarda onlar çok hareketli, hemen bozulmaması için böyle bir şekilde yaratılmışlar.

ADNAN OKTAR: Sırf şu örümcek, bir tek örümcek insanın sonsuz kere iman etmesi için yeterli. Yaratan’a, Yaratan güce. RTÜK’ten çekindiğimiz için Allah diyemiyoruz yani.

CEYLAN ÖZBUDAK: Tesadüfen oluşması imkansız.

AYLİN KOCAMAN: Rüzgarın şekline ve şiddetine göre o kurdukları ağ ya daha sert, ya daha esnek oluyor.

ADNAN OKTAR: Çok acayip bir şey bu. Altı ayrı asit kabından geçiyor. Ve altı asidin de özelliği farklı. Ve ona göre sertlik ayarı oluyor. Hayvan da onu biliyor. Ona göre ben buraya sert, şuraya daha esnek, şuraya sert. Adam sürekli bunları düşünüyor. Paralelliği tek tek düşünüyor. O ağı yapma işini süratle yapıyor. Jilet gibi düzgün. O paralellik yani cetvelle yapsan o kadar düzgün yapamazsın. Ve birbirine hiç karıştırmadan. Yani bir insana böyle bir görev verilse, eline yüzüne her tarafına bulaştırır. Yani kendisi düğüm olur zaten.

OKTAR BABUNA: Bir de kement olarak kullananları var Hocam. Ucuna yapışkan bir madde koyuyor. Sallıyor böyle. Güvenin üzerine doğru atıyor. Yakalıyor onu. Avlıyor.

TARIK KOÇ: Bolas örümceği.

ADNAN OKTAR: Ama bu çok çok ayrı. Muazzam bir zeka akıl gerektirir. Böyle insan aklından daha akıllı olması. İnsan yapamaz onu. İnsana öyle bir görev ver. Karmakarışık olur. Yapamaz. Hayrettir.

Şimdi Fikret Bey’i dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz çok sayıda faaliyet gerçekleştirmişler. Gültepe’de esnafa 70 kitap, 30 dergi hediye etmiş kardeşlerimiz. Dün Ankara Beşevler ve Anıtkabir çevresinde 1500 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 1 Ağustos Cuma akşamı Nilüfer’deki Hürriyet ve Soğukkuyu mahallelerinde 1250 adet İttihad-ı İslam ve A9 TV tanıtım broşürü dağıtmış. Darıca’daki kardeşlerimiz 11 Ağustos’ta 56 adet kitabınızı, 300 adet A9 broşürünü dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz Cuma günü evde bir araya gelip sohbet etmişler. Kayseri’den kardeşlerimiz Hürriyet Mahallesi’nde 200 adet yaşayan fosiller, ve A9 TV broşürleri, 150 adet dergi ve 50 adet kitabınızı dağıtmışlar. Bursa’daki kardeşlerimiz Nimetullah Hoca’yı ziyarete gitmişler. Nimetullah Hoca’nın yanında Çırağan Sarayı’ndaki iftar yemeğimize katılan Mücahit Cihad Han kardeşimiz de varmış. Sizin kitaplarınızdan okuduğunu, çalışmalarınızı takip ettiğini ve şu an Mahmut Efendi Hazretleri’nin yanında hizmetine devam ettiğini bildirmiş. Nimetullah Hoca Efendi de sizi çok sevdiğini ileride tekrar görüşmeyi istediğini iletmiş. Ayrıca İslam aleminde akan kanın durması ve Müslümanlar’ın birlik olması için dua etmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Müslüman kardeşlerimiz; onların faaliyetleri içimizi açıyor duyduğumuzda. Her biri ayrı. Nimetullah Hoca ayrıdır. Diğer o mücahit kardeşimiz ayrı. Bana hiç fark etmez. Müslüman olduktan sonra hepsini severim.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam arkadaşlarımız Tarkan ve Berker milli futbolcumuz İbrahim Toraman’ın nikah törenine katıldılar.

ADNAN OKTAR: İbrahim Toraman milli futbolcu, onun nikah törenine katıldılar. İyi, hayırlı uğurlu olsun.

BÜLENT SEZGİN: Bu törene Profesör Doktor Nevzat Yalçıntaş Hocamız, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören, Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman, Gaziantep Spor Kulübü Başkanı Celal Doğan, Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Haznedar, Sanatçı Oya Aydoğan, çok sayıda futbolcu ve sporcu ve iş adamı katıldı. Profesör Doktor Nevzat Yalçıntaş Hocamız sizin çok büyük hizmetler yaptığınızı ifade ederek selam ve sevgilerini iletti.

ADNAN OKTAR: Hocam’ın ellerinden öpüyorum Nevzat Yalçıntaş Hocam’ın. Mesela CHP, MHP Nevzat Yalçıntaş Hoca’yı gösterseydi cumhurbaşkanı adayı olarak, konu bitmişti. Gelin hanım da çok güzelmiş maşaAllah. Damat da yakışıklı. Allah uzun ömür versin her ikisine de, sağlık sıhhat versin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, sokakta yavru kedileri tekmeleyerek öldüren kişinin yakalanması için dün siz Sayın Valimiz’e ricada bulunmuştunuz. Kedileri öldüren kişi yakalandı. 27 yaşında Derya Koçak adında bir kadın, polis akıl sağlığı yerinde olmadığı gerekçesiyle bu kişiyi serbest bıraktı ancak serbest kalması büyük tepkiye neden oldu.

ADNAN OKTAR: Akıl hastası olabilir. Serbest de bırakılabilir. Bilgi verilmesi lazım. Halka tanıtılması lazım. “Bu çocuk da öldürebilir. Başka birşey de yapabilir.” “Gidip gırtlağına sarılalım” demez kimse. Ama bilinsin. Tımarhaneye gerek yok tedbir alınır. Tımarhane çok zor ortam yapamaz. Gidip konuşulur. Deli de olsa laf dinler. Bak, bu hayvanlar şeker, bunlar güzel diye göstersin yanında seversin. Çünkü aklının olmaması zaten bir zaaf onun için tabii. Bir eksiklik. Orada acımasız zaten davranmayı kimse düşünmez ama mesela “bak buna böyle kötülük yapılmaz” diye gösterirsin.  Tekrar tekrar söylersin. “Gel bunlara yiyecek ver” dersin. Mesela yiyecek verdirtirsin. Uygulamalı ona gösterirsin. Üç-beş kere yapılsa, deli de olsa, ben tımarhaneden tecrübeliyim bilirim. Delilerle ben on ay yaşadım yani. Anlatıldı mı anlıyorlar. En azılı adam öldürmüş delilerle on ay yaşadım. Adamlar doğal ihtiyaçlarını bile bilmiyorlar, kafasını duvara vuranlar, bağıranlar, çağıranlar. On ay 300 delinin içinde yaşadım. İkna edilebilir. Eğitilebilirler. Güzel sözle ikna edilebilir. Bir deli vardı. Benim bulunduğum yerin kapısını kırıp içeri girdi. Saldırgan ama yerinde duramıyor. “Bu adam deli” dedim. “Şimdi aklını da bana takmış. Yani saldırmak, öldürmek istiyor.” Yani açıkça öyle dedi. Söylüyor zaten “öldüreceğim seni” falan diyor. “Bu deli” dedim. “Bu tehlikeli. Bunu alın buradan” dedim. Almadılar. Israrla tutuyorlar. Adam yine saldırıyor. Kapı kırdı falan. Sonra onun yarısı kadar ufak tefek bir deli vardı. Bunu feci şekilde dövdü ama yani komalık. Allah’ın hikmeti durduk yere nereden aklına geldiyse bir ilham mı geldi onun üstüne bilemiyorum. Sonra dövüldüğü için mecburen hastaneye kaldırdılar. Götürdüler. Saldıran bir deliyi niye tutuyorlar? Hedef gösteriyor adam diyor ki; “seni öldüreceğim” diyor bana. Buna rağmen tuttular adamı orada. Ben anlamadım. Yani nasıl bir mantıktır bu? Nasıl bir düşüncedir? Anlayabilmiş değilim. Bir de adam öldüren delilerin içinde beni niye tuttular onu da anlayabilmiş değilim. Bir de ayrıca mahkeme kararı yok benimle ilgili. Hüküm yok. Hüküm olmamasına rağmen beni nasıl tımarhaneye kapattılar onu da anlayabilmiş değilim. Kardeşim şöyle oluyor. Suçu işlediği sabit oluyor. Mahkeme hükmü açıklarken cezasını tecil ediyor. Diyor ki; “Bir yıl müddetle akıl hastanesinde tutulmasına karar verilmiştir” diyor. Benimle ilgili hüküm de yok. Sadece iddia var. Savcılık iddiası var. Hüküm olmadığı halde bu kanuna uygun bir şey değil. Hüküm olmadığı halde bir yıl akıl hastanesinde tutuldum. İlk defa oluyor bu. İlk defa, yani inanılır gibi değil.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Ve doktorlarla görüşmenize de izin vermediler.

ADNAN OKTAR: Doktorla görüşmek yasak, hemşireyle görüşmek yasak.

OKTAR BABUNA: Hastanın doktorla görüşmemesi tarihte böyle bir şey yok Hocam hastanede.

ADNAN OKTAR: “Etkiliyorsun sen” diyor. Bir ara mahkeme için beni bıraktılar hastaneden. O zaman bir anda akıl hastası olmaktan çıktım. “Git” dediler mahkemede ifade ver. Kardeşim akıl hastasıysam ben nasıl ifade vereyim? Akıl hastası nasıl mahkemede ifade verir? Nasıl geçerli olur? Avukatın yanına katıp gönderdiler. Sonra dediler ki “Seni nasıl bıraktık biz yanlışlık oldu. Seni yeniden alalım” dediler. Yeniden tımarhaneye kapattılar. İnanılır gibi değil. Filmlerde falan böyle bir olay yok.

BERİL KONCAGÜL: Ve ayağınızdan zincirlemişlerdi.

ADNAN OKTAR: Ayaktan zincirlemek inanılır gibi değil. Baklalı, büyük zincir yani. Böyle kapı kilitlemede falan kullanılan büyük zincirler var ya okul kapılarına falan asarlar. Öyle zincir.  Baktım onunla namaz da kılamıyorum. Dedim “ben bununla namaz kılamıyorum. Buna bir ek yapabilir miyiz?” dedim. Bayağı uğraştırdılar. Bayağı bürokratik engellerden bahsettiler. Uğraştık. Sonra yine bir 50 cm daha zincir eklediler. Ondan sonra namaz kılacak hale geldik. İnanılır gibi değil. Zincire ne gerek var? Zaten kapalı bir mekan da tutuyorsun. Çelik demirlerle kapalı, çelik kilitlerle kilitli, çelik kilitlerle kilitli bir odanın içinde ayrıca zincire vurmanın alemi ne?

CEYLAN ÖZBUDAK: Ve etraftaki tehlikeli deliler serbest.

ADNAN OKTAR: Deliler zaten kapıya geliyorlardı. Merakla içeriye bakıyorlardı.

OKTAR BABUNA: Hocam onların arasında size “Doktor Bey” diyenler vardı. O dönem gelenler size bilirler. Ben de biliyorum inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet birçoğu öyle zannediyordu.

ENDER DABAN: Hocam, bu Bakırköy Akıl Hastanesi’nde bir tek 1986 yılına ait evraklar yoktu.

ADNAN OKTAR: Biz hakikatten bu olaylar nedir anlayamadık. Esrarengiz bulduk. 1986’ya kadar ki bütün evraklara baktık. Benimle ilgili evrakların hepsi yok olmuş. Hiç biri yok. Benden sonra devam ediyor. Bütün evraklar var. Bir tek benim dönemimle ilgili evraklar yok olmuş.

OKTAR BABUNA: Sonra da Genelkurmay rapor vermişti Hocam. “Akıl ve ruh sağlığı tamamen yerindedir” diye doktorların imzası olduğu böyle net rapor verdiler inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, sonra askerlik muayenesine gösterdiler. Askerlik muayenesine gidince de “çakı gibi” dediler. “Ruhen de bedenen de bayağı sağlıklı dediler. Hiçbir şeyi yok” dediler. Bir hayır vardır. Ama hakikatten Allah korudu. Bak, çelik koskoca demirler, çok güçlü bir koruma, kapı çelik, etraf öyle, her şey öyle. Küçük bir hücrenin içinde tutuluyorum. Burada zincirin anlamını anlayabilen varsa bana bir anlatsın. Zaten sen hücrenin içindesin. Çelik odanın içerisindesin. Ayrıca ayağa zincir vurmanın alemi ne? Titizlikle o zinciri tuttular. Yani özenle. Hiçbir hastada yok, bir tek bende. Anlayabilene aşk olsun. Açık havaya çıkartmıyorlardı. O çok acayip bir şeydi. Hiç güneş yüzü görmedik biz. Bütün hastalar bahçeye çıkıyordu. Bana yasaktı. Orada bir koyun sürüsü mübarekler. Her gün bir tane kesiyorlardı. Allah razı olsun. Haşlanmış koyun eti geliyordu her gün muntazam. Söylerken bile ağzım sulanıyor. Suyu böyle boza kıvamında adeta öyle kaynamış. Parçalar abartmıyorum en hafif yarım kilo. Kocaman da bir tasım vardı. Kepçe de böyle evladiyelik kepçe, büyük. Tımarhanenin kendine has güzel de bir ekmeği vardı, böyle köy ekmeği gibi kara ekmek. Onu da alıyorduk ye babam ye. Şahane bir şeydi. Onun dışında yapacak bir şey işte kitap yazıyorduk orada. Bana böyle dört dörtlük küçük bir oda verdiler. Abdulhamit devrinden kalma kayalardan böyle taşlardan oluşmuş. Tarihi filmlerde olur. Kayaların içinde oyuklar var duvarın içerisinde böyle tünel gibi gidiyor nereye gittiği belli değil. Öyle bir yer. Kapıyı zaten itsen açılıyor öyle bir kapı. Kapı da kırık dökük parçalar var, iri iri ağaçlar kopmuş. Zor ayakta duruyor tarihi filmlerde olur ya, öyle bir kapı. Kapıdan başka her şeye benziyor. Tek lüksümüz oydu. İkinci Dünya Harbi’nden kalma da bir yatak vardı. Meşhur var ya filmlerde kullanılıyor somya İkinci Dünya Harbi’nden kalma o kadar. Zor ortam tabii çok zor. Delilerin bağırtıları, çığlıkları iki de bir kapıyı itip içeriye giriyorlar, geri dışarıya çıkarıyoruz.

BERİL KONCAGÜL: Orada birbirlerini öldürüyorlar.

ADNAN OKTAR: Yedi kişi öldürdüler benim bulunduğum dönemde. Onlara çelik kap veriyorlar yiyecek kap vura vura birinin gözünü çıkardırlar. Birini boğarak öldürdüler.

GÖKALP BARLAN: Sizi oraya koymalarının sebebi de Allahualem.

ADNAN OKTAR: Hayır. Bilmiyorum ne sebepten koyduklarını da, tabii öyle bir iddiada bulunamam da.

OKTAR BABUNA: Doktor ve hemşireler de eğiremiyorlardı Hocam o ortama. Girmek istemiyorlardı pek, hep güvenlikle giriyorlardı.

ADNAN OKTAR: Bazen akıl hastası orada kaldırıyorlar örtüyü boğulmuş örtünün altında. Faili meçhul adamlar hangi delinin öldürdüğü beli değil. Ne yaptıkları belli değil. Çok ürkünç bir ortamdı. Önü sonu yoktu.

OKTAR BABUNA: Büyük imtihandı Hocam. Şeyh Nazım Hocamız da “biz o durumu kaldıramazdık” diye filmde var Hocam inşaAllah söylemişti.

ADNAN OKTAR: Ve çok iğrenç bir koku hakim. Çünkü kendilerine bakamıyorlar. Yoğun, kapı pencere açılmıyor. Bina dökülüyor zaten iki yüz yıllık falan bina, taş bina. Öyle bir yerde on ay. Baktılar vaz geçecek gibi değilim “hadi seni bırakalım” dediler. Demek ki biz kaya gibiymişiz çelik, balistik çelik.

TARKAN YAVAŞ: Normal bir insan yarım saat orada duramaz Hocam.

ADNAN OKTAR: Doktor getirdiler adam orada bayıldı. Yeni stajyer doktor geldi adam bayıldı götürdüler. Hemşireler fenalık geçiriyorlardı yeni gelen hemşireler. İçeri götüremiyorlardı.

OKTAR BABUNA: Ben gördüm Hocam sizi orada. O kadar etkilendik ki on kişi gelmiştik böyle doktorlar. Bir kısmı, önemli bir kısmı bayağı ileri sol görüşlüydü böyle.

ADNAN OKTAR: Oktar da o zaman öğrencileriyle beraber gelmişti oraya.

OKTAR BABUNA: Herkes sizi görmek istiyordu. Normalde o hastaneye rotasyona, rotasyon deniyor işte on beş gün, kimse gitmiyor normalde ve gitmeden de devamlı veriyorlardı hakikaten. Sırf sizi görmek için Hocam herkes o hastaneye geliyordu. Biz de gelmiştik on kişi kadar bir grup. Bayağı radikal sol görüşlü olanlar vardı. O kadar saygılı oldular ki karşınızda ben tanıyamamıştım arkadaşlarımı zaten maşaAllah. Sohbet olmuştu o zaman, son derece zindeydiniz, neşeli,  böyle tevekküllü, sabırlı maşaAllah.

Fikret Bey’den bekliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban ki Mun; yaklaşık iki bin Filistinli’nin öldüğünü 459’u çocuk olmak üzere ölenlerin yaklaşık yüzde yetmiş beşini sivillerin olduğunu hatırlatırken daha önce iki Gazze krizinin öldürülenlerin toplamından daha fazla çocuğun öldürüldüğünü bilirdi. “Sivil kayıplar için hesap verilmesini bekliyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Hesap verse ne olur? Ne değişecek? Mühim olan baştan bu kayıpların engellenmesi. Barışı, kardeşliği, sevgiyi Birleşmiş Milletler çok rahat elde edebilir. Çok kolay bir şey. Yapmıyorlar, bekletiyorlar. İllaki sahibi gelecek. İnsan nasıl sevgiden bahsetmez? Nasıl barıştan kardeşlikten bahsetmez? Zor mu? İki tarafı anlaştırmak bu kadar mı zor? Böyle kırıp geçirince ne geçti ellerine? İki tarafın ne geçti eline? Hiçbir şey geçmedi.

Devam buyurun dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Oda TV’nin haberine göre uzunca süredir küs durumda olan Deniz Baykal’la Önder Sal partinin son durumunu değerlendirmek üzere bir araya gelecekler. Parti yönetiminde yer almamalarına rağmen il bazında delegeler üzerinde etkili olan ikilinin partiye müdahale etme kararı aldıkları söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Ne müdahale olacak? Nasıl müdahale edecek? Şu muhalifler istemiyorlarsa ayrılabilirler ama benim gördüğüm kıymetli insanlar. Parti içerisinde huzursuzluk meydana getirmesinler. Zaten küçük bir parti Cumhuriyet Halk Partisi. Birlik, beraberlik mesajları verip daha dindar, daha modern, daha ilerici, daha aydın bir çizgide birleşme kararı alsınlar. İslam’ı ön plana alsınlar. Modern İslam anlayışını. Çünkü Atatürk’ün rahmetlinin ideali oydu; İslam Birliği’ydi. İslam Birliği’nden bahsetsinler. Atatürk’ün modern İslam anlayışını ön plana getirsinler. Güzel bir netice olsun. Böyle bin bir türlü fitne kargaşa varmış gibi CHP’de gösterirlerse CHP’ye insanlar güvenemezler. Şimdi bu kuşku meydana getirecek bir ifade olmuş oluyor. Parti’nin durumunu değerlendirecekler kararlar alacaklar. Bir kere bu adı geçen şahıslar değerli insanlar. Parti’yi huzursuzluğa sürükleyecek bir tavır göstermezler. Ama böyleymiş gibi göstertilmesi çok büyük bir hata. En güzel mesaj birlik beraberlik mesajıdır. Modern İslam anlayışını savunan aydın, ilerici bir CHP. İslam Birliği’ni savunan bir Cumhuriyet Halk Partisi. Yapılacak kolaylık, güzellik bu. En güzel formül de budur CHP’yi kurtaracak formül. İslam Birliği, modern İslam. Bu ikisi CHP’ye hakim olursa CHP birinci parti olması an meselesi.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Ayşe Arman normalde Erdoğan karşıtı olarak biliniyor. Ama son yazısında “Başarısını teslim etmek lazım” diyerek Erdoğan’ı tebrik etti. “Erdoğan’ın değişmesi için ancak bir ekonomik kriz olması gerektiğini çünkü Başbakan’ın halkla ilişki kurma konusunda kimsenin eline su dökemeyeceğini ve onunla yarışamayacağını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Halkla ilişkide yaptığı yöntemler çok çok kolay. Kahvehaneden herhangi bir insanı getir o da yapar. Bacım, kardeşim, ağabeyim, dedem diye konuşuyor. Halkın inançlarına saygılı, halka tepeden bakmıyor, bu kadar basit. Statükocu değil, bilmiş değil. Halkı irdeleyen, onları beğenmeyen bir üslubu yok, hürmetkâr bir üslubu var. Bir Necip Fazıl’dan konuşuyor, bir Sezai Karakaş’tan söylüyor. Biraz Bediüzzaman’dan söylüyor konu bitiyor. Kaynakları en fazla on tanedir. En fazla on kaynak kullanıyor. Türkiye’nin en sevdiği insanların sözlerini dile getiriyor konu bitiyor. Karmaşık bir olay yok. Halka yabancı, halkı rahatsız edecek ne komünist ağzı kullanıyor. Ne diyalektik ağız kullanıyor. Ne Marksist ağzı kullanıyor, ne halka tepeden bakıyor; dolayısıyla konuda bitiyor. Halk kendi gibi bir insan ister, bu kadar açık, konu bu. Halk kendisine diklenilmesini istemiyor. Kendisine saygı duyulmasını, şefkat duyulmasını, sevilmesini istiyor. Kim sevgi, şefkat gösterirse onun da yanındalar. Kim bilmişlik yaparsa halk korkar ondan, tedirgin olur. Kim tepeden bakarsa ondan huzursuz olur anlaşılmayacak bir şey yok bunda.

KARTAL GÖKTAN: Ayşe Arman yazısının devamında şöyle bir eleştiri getiriyor. Kırgız Cumhurbaşkanı’n balkon konuşmasında misafir olarak bulunmasını eleştiriyor. “Ezik bir konuk ve ezik bir durum” ifadelerini kullanıyor. “Kırgızistan Cumhurbaşkanı orada ne alakaydı? AK Parti’nin Kırgızistan Cumhurbaşkanı’ndan başka kimseyi bulamamış olması onun için eksi puan” şeklinde yazmış.

ADNAN OKTAR: Ne alakası var? O anda adam orada vardır. Adamı alır balkona çıkarır misafir olarak. Bugün benim misafirim benim bu sevimlim. Ne alaka? İstesem çok daha kalabalık tutabilirim burayı, kırk-elli kişi de doldurabilirim. Ne alakası var onunla? O haftaki misafiri kimse onu getirip oraya koymuş. Tayyip Hoca şov yapmak istese kitabını yazar. Hepsini toplar alır getirir. Birçoğu da sözünü dinlerler.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Kırgızistan Başkanı da konuşmasında çok sevgi doluydu. Türk İslam Birliği idealinden bahsetti. Tüm Türk devletlerin Türkiye’ye dua ettiğinden bahsetti.

ADNAN OKTAR: Biraz beklesinler çok sürprizlerle karşılaşacaklar. Türki devletler Davutoğlu’ nu çok seviyorlar. O kadar söyleyeyim de anlatmak isteğimi anlasınlar. Bayağı seviyorlar. Ama bazı şeyler için erken şimdi anlatmak. Sürprizlerle karşılaşmaları daha hoşlarına gider. Türkiye büyüyecek turan olacak söyleyeyim. Büyük bir İslam Birliği olacak. Kızılelma, Kızılelma derken elmanın hası Türkiye’ye dağıtıldı şu an.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bir sevimlinin fotoğrafı vardı: Cemila, bu şekerin ismi Cemila Hocam. Henüz 5 yaşındaymış. Keldani kendisi. IŞİD saldırıları sonrası Erbil’de kiliseye sığınanlardan birisi.

ADNAN OKTAR: Keldani ah severim ben onun tatlılığını, şekerliğini, ballığını. Gözlerinin şekerliğine bak son derece uyanık bir şey anladığım kadarıyla maşaAllah. Mesela bak Keldani-Hristiyan. Sana ne kardeşim? Allah onu öyle yaratmış, öyle rahat ediyor, öyle inanıyor karışma. Dinde zorlama yok.

BÜLENT SEZGİN: 1943 yılından Türkiye Cumhuriyeti mahkemesi hâkim ve savcının bayan olduğu bir fotoğraf Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel. İkisi de güzelmiş o zamanlar hem hâkim,  hem savcı. 1943?

BÜLENT SEZGİN: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: “Hocam, programınız müthiş maşaAllah.”

Buse Mira, “Atatürk’ün İslam Birliği hedefi mi?” Şaşırmış. Çünkü Atatürk’ü tanımıyor. Atatürk’ün İslam Birliği hedefini bilmemeleri bazı gençlerin çok acı. Hâlbuki “ileride İslam Birliği olacak, şimdiden hazırlanın” diyor Atatürk. “Türkiye de lider olsun” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Gaziantep’te önceki gün Suriyeli bir kiracının ev sahibini öldürmesinin ardından şehirde olaylar çıktı. Kalabalık bir gurup ellerinde pala ve bıçaklarla sokaklarda gördükleri Suriyeli sığınmacı kardeşlerimize saldırdılar. Çok sayıda Suriyeli sopa darbeleri nedeniyle yaralandı ve bıçaklandı. Evleri ve işyerleri tahrip edildi.

ADNAN OKTAR: Ama çok ayıp ediyorlar misafire böyle yapılır mı? Kimi öldürmüş Suriyeli?

BÜLENT SEZGİN: Ev sahibini.

ADNAN OKTAR: Ondan çıkmasını istemiş, o da.

AYLİN KOCAMAN: Kavga etmişler, tartışma çıkmış.

ADNAN OKTAR: Neyle silahla mı öldürmüş?

AYLİN KOCAMAN: Bıçakla. Sonra kaçmış ama çok gariban bir ailesi vardı.

TARKAN YAVAŞ: Kirayı ödeyemiyordur Allahualem.

ADNAN OKTAR: Felaket olmuş.

AYLİN KOCAMAN: Suriyeliler’in arabalarını yakıyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Ama bu özel provokasyon da olabilir. En başından provokasyon olabilir.

KARTAL GÖKTAN: Ailesi içerdeyken evlerini yakmışlar.

AYLİN KOCAMAN: Polis özel koridor açıp kurtardı ailesini.

ADNAN OKTAR: Büyük bir felaket bu Allah vermesin. Herkesi sükunete, itidale davet etmek lazım. Bu provokasyon olduğu belli. Onlar Allah misafiri, mazlum, gariban insanlar yazık, günah. Onlar da bir savaş olsa bir ülkeye sığınsalar, nasıl zorluk içinde kalacaklarını bir düşünsünler. Hiç kimse egoist, bencil bir bakış açısıyla bakmasın. Çok zalimce bir bakış açısı o. Merhametle, şefkatle bakmaları lazım. Acıma hissiyle baksınlar. Allah vermesin bak kendileri de aynı şekilde olmuş olsa, gelip Türkiye’ye sığınsalar aynı şartlarda olsa ne yaparlardı? Bunu bir düşünsünler. Kirayı veremiyorsa affet, bağışla o kirayı ona, sadakaya niyet et yazık günah. Çok acayip bir durum olmuş.

Adnan Oktar’la sohbetler programımızın bugün sonuna geldik. Yarın konuşmak üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü