Harun Yahya

Sohbetler (24 Ağustos 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.

BÜLENT SEZGİN: Çok şıksınız yine her zamanki gibi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah. Güzelliğin tamamı Yaratan Güç’e ait.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, AKP kulislerinde yeni Dışişleri Bakanlığı için Hakan Fidan’ın ismi ağırlık kazanırken, MİT Müsteşarlığı’na da Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı İbrahim Kalın’ın getirileceği kuvvetli bir şekilde konuşuluyor.

ADNAN OKTAR: Dışişleri Bakanlığı’na yakışır. Hakan Fidan delikanlıdır, gizli kahramandır. Yakışır güzel olur. Öbür ismi geçen arkadaşı tanımıyorum ama mutlaka iyi birisidir. Çünkü Hakan Hoca durduk yere öyle birini göreve getirmez. Öyle bir referans varsa olay tamamdır.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hocam, İbrahim Kalın da Gezi olayları sırasında CNN’de canlı yayında “böyle bir saldırı Beyaz Saray’a olsa ne yapardınız?” demişti. Yayından almışlardı onu.

ADNAN OKTAR: O da demek ki yaman bir delikanlı. İcraatlarından anlarız. MİT’in icraatları yavaş yavaş hissedilir. İmanın nuruyla görülür. Herkes göremez, dikkatli bakan görür, inşaAllah. Dünyadaki etkilerini de öyle dikkatlice bakan görür.

Evet Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, yeni kabinede Yalçın Akdoğan’ın da Başbakan Yardımcısı olması bekleniyor. Aynı zamanda çözüm sürecini kontrol edecek makamda olması bekleniyor. Aynı makam için Efkan Ala’nın da ismi geçiyor.

ADNAN OKTAR: Yalçın Akdoğan, Efkan Ala bunlar delikanlı aleminin delikanlıları. Bunlara güveniyoruz. Efkan Baba özellikle her zaman söylüyorum, zor anda gösterdiği yiğitlikten dolayı tarihe geçti. Vefasından delikanlılığından dolayı tarihe geçti. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yalçın Akdoğan için bu akşam Ruşen Çakır’ın yayında bazı sözleri oldu Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

KARTAL GÖKTAN: “Yalçın Akdoğan ağırlığı en fazla olan isim diyebiliriz. Çünkü bazı kişiler vardır bakandan bile etkilidir, Yalçın Akdoğan bunlardan biri. Geçiş hükümetinin yanı sıra asıl olarak 2015’ten itibaren asıl yerini bulacaktır. Yalçın Akdoğan’ın Erdoğan üzerinde de en etkili isimlerden olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın üstünde Allah etkili. O, doğru neyse vicdanen ona göre hareket eder. Ama Yalçın Akdoğan helal süt emmiş bir delikanlı, dürüst bir delikanlı, dindar, Allah’tan korkan birisi. İyi olur inşaAllah. Ben rahatladım, hoşuma gitti. Başbakan’ın konumu, karakteri, kişiliği tam bizim istediğimiz tarzda. Bayağı güzel, Kuran’a uygun bir insan.

Bütün şarkılarda ayrılık var ve sevgiliye sitem var. “Peki o kızcağız niye ayrıldı?” diye sormuyorlar. Vardır sende bir anormallik, o da ayrılmıştır. Vardır bir eksiklik, bir yanlışlık o da ayrılmıştır. Ne arkasından ağlayarak şamata yapıyorsun? Çocuk kurtulmuş işte daha ne istiyorsun? Arkasından ahu enine gerek yok. Sen Kuran’a tam uysan, Allah’ı tam sevsen, kalbini Allah’a tam teslim etsen, aşk insanı olsan, Allah aşkıyla yansan Allah sana tecellisini zabteder ve rapteder. O tecelli senden gitmez. Onu senden alan Allah. O zannediyor ki, kendi başına karar aldı gitti. Sana getiren de Allah, götüren de Allah. Sen layık olsan Allah almaz senden. Demek ki layık değilsin ki alıyor. Veyahut o hanım layık değildir Allah onu kurtarmıştır, eğer imanlıysa. Bir felaket vardır, bir bela vardır beladan kurtarmıştır. Hayır gözüyle bakacak. Dolayısıyla ahu enine, feryadı figana gerek yok. Evet. Tevekkülsüzlük, şirk ruhundan meydana gelen ıstıraplar acılar, genelinde. Asıl olan sevgi Allah aşkından kaynaklanan sevgidir. Yaratan aşkından.

“Viyana’dan saygılar” diyor. “Sürekli takip ediyorum. Sizleri Viyana’da misafir etmek isterim.”

“Jazz müzik “diyor “İlhan Erşahin, İbrahim Maluf, Burhan Öçal ve biraz dana enstrümantal lütfen” diyor. Bu arkadaşların parçalarından getirin de bakalım, inşaAllah.

İzmir’den Çetin. “Adnan Bey, size sorum olacak. Bu kadar güzel bayan arkadaşlarınız nasıl oldu? Ben de sizin arkadaş grubunuza katılabilir miyim?” diyor. “Sizlere hayranım” diyor. Allah topluyor, Allah bir araya getiriyor. O zannediyor ki, böyle var dışarıda, vardır, gider toplarsın konuşursun bir araya gelir. Allah toplar. Adam niye gelsin, insan niye gelsin? Sevdiren Allah bir kere. “Niye sevdiriyor Allah?” diye düşünmeleri lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, biz müzik dinlediğimizde hoşumuza gidiyor. Ama aslında dinleme işlemi de beynin bir yorumu. Sizin kitabınızdan uygun görürseniz bir bölüm anlatmak istiyorum.

ADNAN OKTAR: İstirham edeyim buyurun.

CEYLAN ÖZBUDAK: Normalde biz kulağımızla duymuyoruz. Kulağımız duyma işlemini gerçekleştiren bir organ değil. Çok kıs anlatmak gerekirse, dışarıdaki ses dalgaları kulaktan içeri girdiğinde orta kulaktaki, iç kulaktaki salyangoz bölümüne geliyor. Salyangoz bölümünün içindeki sıvı titreşmeye başlıyor. O sıvı titreştiğinde salyangozun içindeki küçük tüycükler de titreşiyor. Ve o titreşmeyi elektrik akımına çeviriyor ve sanki bir elektrik akımı beyne gidiyor. Dışarıdan aslında beynine insanın ses gitmiyor. Sadece bir elektrik gidiyor. Ve onu bizim beynimiz yorumluyor. Yani bizim duyduğumuz kapı çarpması sesi veya müzik sesi beynimizin yorumu. Orada bize, beynimize önceden yüklenen onun yorumlama şekline göre Yaratan bize yorumlatıyor.

ADNAN OKTAR: Hangisini düşünsem hayretten şaşkınlığa düşüyorum. Yani ne kadar garip bir yer dünya, ne kadar ilginç. Bu, Alice Harikalar Ülkesi diyorlar ya, onun trilyonlarca misli bir yer burası aslında. Harikalar ülkesi burası. Ama ülfet ve alışkanlıktan dolayı bu nefes kesici sistem insanda şiddetli hayret duygusunu uyandırmayabiliyor bazı insanların, ülfet ve alışkanlıktan dolayı. Yoksa biraz dikkat verildiğinde insan çöker kalır. Çok sarsıcı, çok hayret verici bir ortam dünya. Ne kadar harika yaratmış Yaratan, ne kadar harika.

OKTAR BABUNA: Amerika’da yapılan çok ünlü deneyler var Hocam inşaAllah. Denekleri ekranın önüne oturtuyorlar, ona duygusal reaksiyon oluşturucu görüntüler gösteriyorlar. Yani ya hoşuna çok gidecek, ya hiç hoşuna gitmeyecek veya boş ekran, üç tane seçenek var. Bu üç tane seçenek gösterilmeden yarım saniye önce o kişinin vücudunda mutlaka harekete geçilmiş oluyor, ne gösterileceğini biliyor. Yani boş ekran gösterildiği zaman hiçbir aktivite olmuyor, yarım saniye önceden bunu biliyor. Başkası yapmasına rağmen bunu. Veya hoşuna gidecek bir şey gösteriliyor, birdenbire elektrik akımı oluşuyor cildinde, onu ölçüyorlar. Ama mutlaka hangi resim gösterilecekse onu göstermeden ne gösterileceğini biliyor. Vücudu ona göre harekete geçiyor.

ADNAN OKTAR: Bu mesela bütün dünyayı ayağa kaldıracak bir olay. Anlamazdan geldiler. Bu kaderin ispatı işte, bilimsel ispatı. Önceden vücut niye reaksiyon göstersin? Niye anlasın önceden vücut? Kaderin net açıklaması.

CEYLAN ÖZBUDAK: Beynimizin içinde hiçbir şekilde ses olmuyor, görüntü de olmuyor ve bizim bütün duygularımız, mesela dokunma duyusu, koklama duyusu, tat alma duyusu hepsi bir elektrik sinyali aslında. Ve pratikte biz aslında, fiziğe göre de bu, bu şekilde, hiçbir şekilde dokunamıyoruz. Yani elektron birbirine zaten asla değmiyor, mutlaka birbirini itiyor. Fakat oradaki güçten dolayı oluşan elektrik akımını biz yorumluyoruz. Orada yumuşak bir obje olduğunu veya sert bir şey olduğunu yorumluyoruz.

ADNAN OKTAR: Yaratan Güç, irade ve vicdan kullanıp bu harikalar ülkesini görmemizi istiyor. Ama gaflet gözüyle bakıldığında yer-içer adam oturur. Ters şeyler görme peşinde oluyor. İşte, falanca bana bu sözü niye söyledi? İşte senet niye ödenmedi, çekler niye ödenmedi? Onlarla uğraşmaya başlıyor.

Ne güzel oluyor sadık insan, vefalı insan ne güzel oluyor. Mesela o da ayrı bir nimet güzellik. Mesela kalleşlik riski yok, oyun oynama riski yok, vefasızlık riski yok, haline şükretmemesi diye bir konu yok, hırsı yok, dünyadan bir beklentisi yok, bütün amacı ahiret. Akıllı adam öyle yapar. Burası çok çabuk geçen bir yer ama müthiş çabuk geçen bir yer. Mesela dün hanım arkadaşlarımdan geldiler çocuklar, ben onları Nusretiye Camii’nin bahçesinde görmüştüm. O zaman lise öğrencisiydi onlar. Merak etmiş gelmişler. O zaman küçüktüler onlar 16-17 yaşındaydılar, 44 yaşında hanım olmuş. Okulun bahçesinde ufacık böyle çocuk tatlığıyla bakan genç kızlardı. Modern böyle kolej öğrencisiydi onlar o zamanlar. Vaktin ne kadar çabuk geçtiğini oradan anlıyoruz. Bana daha dün gibi, her şey dün gibi. Ben Ankara’dan yeni gelmişim gibi. Akademiye geldim kaydımı yaptırdım, hatta ben hızımı alamadım yeniden akademiye kayıt yaptırdım biliyorsunuz. Alışamadım yani, bana mantıksız geldi akademiden uzak olmak. Mimar Sinan Üniversitesi, ben hoşlanmadım ondan eski ismi daha güzeldi, Güzel Sanatlar Akademisi. Değil mi? İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi. İsimler önemlidir, zengin isimler önemli. Zengin güzeldi ismi daha önce.

Nuri Bey vardı bizim atölyenin sorumlusu, aydınlıkçılarla Türkiye yani Sovyet yanlısı Marksistler’le Maocu Marksistler gerilime düşmüşlerdi kavga çıkacaktı, yukarı çağırdılar bizi, ben de orada bulunuyorum. Herkesler yukarıya, “forum yapılacak” falan dediler. Nuri Bey öyle pipolu falan bir tipti dedi; “buradaki arkadaşların hiç birini bırakmıyorum” dedi. Kastettiği benim tabii. Hakikaten oradakiler çıkmadılar öyle deyince. Onlar da saygılıydılar ben hayret ettim. “Nasıl olur böyle şey, olur mu?” falan demediler. Solcularda o devirde hayret edecek bir saygı anlayışı vardı. Onların ruh hali çok garip oluyor. Bilmiyorum yakından tanıyanlar var mıdır da, üslupları, konuşma şekilleri özellikle daha ileri sol düşüncede olanlarda bir garip Marksist jargon var. Ve birbirlerine de çok saygılı da oluyorlar, çok nezih bir üslup oluyor. Hayret ediyorum. İnsan sert, acımasız bir üslup beklerken hatta romantik bir üslup kullanıyorlar böyle duygusal bayağı da kibar oluyorlar. Ben o düşünceyle onu bağdaştıramıyorum. “Ne alaka?” diyeceksin. İşte öyle bir kesit yaptık. Olay bu.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, seçilmiş Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Gazze’den gelen çocuk yaralıları ziyaret etmiş hastanede. Bir kız çocuğunun elini öpüyor. Bir kız çocuğunun da hatıra defterine not yazmış.

ADNAN OKTAR: Evet, Tayyip Hocam vefalıdır. Vefalı delikanlıdır. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hasan Cemal, çözüm sürecinde sonuç alınması için artık kritik bir eşiğe gelindiğini yazdı. Öcalan’a özgürlük, PKK’ya siyaset yolu çağrısını yaptı. Cemal, “Öcalan’a özgürlük yolunu açarken, PKK’yı da terörist örgüt listesinden çıkarmak ve ona da siyaset yolunu açmaktır doğru olan. Aksi taktirde Kürt sorununda eski günlere dönmek kaçınılmaz” şeklinde yazdı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, ne yapacak siyaseti? Bir kere silahı bıraktığında PKK yok olur. Bak, altını çiziyorum. Silahı bıraktığında PKK’nın bütün siyasi gücü yok olur. Kendisi de yok olur. PKK’nın ayakta durmasını sağlayan silahtır. Silah gücüdür. Dolayısıyla PKK hiçbir şekilde silahı bırakmaz. Yani onu unutsunlar, öyle bir şey olmaz. Eylemi de bırakmaz. Ama belki şiddetli eylem yapmayabilir. Yani devleti kızdırmamak için. Yani kendilerince ortalı eylemler yapıyor olabilirler. Kendi mantıklarına göre. Ama ne silahı bırakır, ne eylemi bırakır. Çünkü gücünü tehdit ve şiddetten alıyor PKK. Bu güç geri çekildiğinde halk PKK’yı unutur. Halk kendi işine gücüne döner. Normal siyaset başlar. Ve PKK yandaşı olan siyasi düşünce yok olur gider. Ve süratle yok olur. Halkın bilinçaltında PKK’ya karşı müthiş bir nefret var. Yani müthiş bir nefret. Derhal unutulur. Ama silah PKK’ya saygıyı sağlıyor. İnsanlar gücün karşısında -bazı insanlar- eğiliyorlar. Yani bükemediği bileği öpüyorlar. Sorun bu. Bela burada yani.

TARIK KOÇ: Cemil Bayık “silah bırakacağımızı düşünüyorlar, hayal görüyorlar” demişti.

ADNAN OKTAR: Yok canım. Bu çocuk olsa bilir. Adam sıfıra gider kendi düşüncesine göre.

Fikret Bey’i mi dinliyoruz, yoksa genel kültür konuşmaları mı dinleyelim?

OKTAR BABUNA: Hocam, arılar danslarıyla bir çiçekliğin yerini bildirebiliyorlar diğer arılara. Deney yapmışlar. Şunu tespit ediyorlar. Sekiz şeklinde bir şekil çizerek dans ediyorlar. Ortada salınım yapıyorlar. O salınımın yönü bu çiçekliğin güneşe göre açısını kesin olarak veriyor. Tam olarak böyle. Aynı zamanda oradaki salınım sayısı, yani 15 saniyede mesela 10 salınım yapıyorsa 100 metre ötesini gösteriyormuş. Beş salınım yapıyorsa daha uzağa. Salınım sayısı mutlaka metrik olarak yani iki km, üç km, 500 metre ötesinde olduğunu net olarak gösteriyor. Hatta o tabloyu çevirdikleri zaman yine güneşe göre açısını kesin olarak değiştirmiyor. Tespit ediyor. Böylece diğer bütün arılar bulabiliyorlar.

ADNAN OKTAR: Mesela arı zekası insan zekasının binlerce katı, yani kıyası kabil değil. Çok keskin bir zeka ama insan aklıyla kıyaslanamıyor. İnsan aklından binlerce kere daha üstün.

BEYZA BAYRAKTAR: Adnan Bey, arılar saniyede dünyanın en gelişmiş bilgisayarlarından biri saniyede 16 milyar işlem yapabiliyor, aritmetik işlem. Arılar saniyede 10 trilyon yapabiliyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne güzel.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, birde bu bahsettiği Oktar’ın, danslarında güneşe göre dediği gibi tam olarak yerini veriyor. Ve ne kadar metre uzakta olduğunu söylüyor. Fakat her dört dakikada bir güneşin konumu değişiyor. Oraya gidecek olan arılar o kadar metreyi ne kadar mesafeyi ne kadar zamanda kat edeceğini hesaplıyor. Ona göre güneşin kaç derece eğimi olacağını hesaplıyor. Ona göre gidiyor. Onu da hesaplıyorlar.

ADNAN OKTAR: İşte Alice Harikalar Ülkesi diyorlar ya; dünya, Alice Harikalar Ülkesinin milyonlarca misli bir yer. Eğer düşünürse insan her saniye nefesi kesilecek gibi ama gaflet gözüyle bakıldığında da gözüne hiçbir şey görülmez. Ama gözündeki perdeyi kaldırırsa nefesi kesilir. Gözündeki perdeyi kaldırması için de kafasını kullanması lazım. Biraz dikkat verdiğinde, biraz iradesini kullandığında nefes kesici bir aleme giriyor. Yani sanki bir düğmeye basıyor. Birden onu bir araç alıyor Alice Harikalar Ülkesine götürüyor. Böyle yani, dünyanın özelliği o. Ama başka türlü bir kafada da olursa bir düğmeye basar simsiyah perde görülür, hiçbir şey göremez. Bir anda ekran kararır. Gaflet perdesine basarsa gaflet perdesi simsiyah kapatır görüntüyü. Nur perdesine basarsa pırıl pırıl harikalar ülkesine yeniden geri dönüş yapar.

TARIK KOÇ: Adnan Bey, arılar sadece gidecekleri yere yetecek kadar bal alıyorlar enerji olarak. Daha fazlasını almıyorlar kesinlikle israf olmasın diye. Sadece gidecekleri yere kadar ihtiyaçlarını alıyorlar.

ADNAN OKTAR: Çok şekerler onlar.

EBRU ALTAN: Ve aynı çiçeğe bir daha gitmiyorlar. Ve en kısa yolu mutlaka buluyorlar. En kısa yolla problem çözme konusunda çok uzmanlar.

ADNAN OKTAR: Çok büyük bir iştahla da.

OKTAR BABUNA: Milyonlarca yıldır aynı büyüklükte hepsi altıgen, açıları aynı olan petekler yapıyorlar. Binlerce arı, kovanın kenarlarından başlıyorlar petek yapmaya, ortaya geldiklerinde bütün petekler altıgen, aynı büyüklükte. Ve ortada hiçbir şekilde ek yeri olmuyor. Hiçbir insana kalem kağıt verilip de “altıgen şekiller çiz, ortada birleştirin” dediğinizde aynı büyüklükte, aynı düzgünlükte ve ortada ek olmadan birleşecek bir şey yapamıyor, matematikçi de olsa.

ADNAN OKTAR: Mesela bu hayretle açıklanacak bir olay da değil. O hayvanın o kadar harika şeyler yapması ve müthiş akıl özellikleri göstermesi. Kapıya nöbetçi dikiyor. Ne alaka? Mesela kendi adamı gelirse ses çıkartmıyor. Başka yabancıyı sille tokat dışarı atıyorlar. Hayret edecek bir şey. Nizami nöbetçisi var yani.

CEYLAN ÖZBUDAK: Eğer dışarı çıkmıyorsa da kovanın içinde ısıyı yükselterek onun ölmesini sağlıyor.

ADNAN OKTAR: Canım yani oradaki polisiye sistem inanılır gibi değil.

EBRU ALTAN: Bir özeliği daha var arıların. Yerdeki görüntünün akışına göre kendi hızlarını tayin ediyorlar. Bu gelişmiş uçaklarda olan bir sistem. İniş ve kalkışı çok kolay oluyor bu vesileyle. Allah çok güzel yaratmış.

MERVE TEZEL: Bir tane arı türü de larvasını toprağın içerisine kazarak koyuyor. Ama larvasını koyduktan sonra kendi yuvasını kapatıyor ve etrafta birkaç tane daha delik açıyor ki diğer hayvanlar tarafından kendi açtığı delik görülmesin diye. Larvalarını bulunmasınlar diye.

ADNAN OKTAR: Böcekler, karıncalar, arılar çok tatlı varlıklar. Ben çocukken hep onları severdim, bakardım. Hatta toprağa uzanıp böyle yakından onları izlerdim. Bir kere çok temiz ve acayip yakışıklılar. Arılar, gıcır gıcır çok klaslar. Pırıl pırıl çok keskin güzellikleri. Cayır cayır yanıyorlar. Briyantinli gibi her tarafı.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hepsinin de çok sevimli özellikleri var. Mesela sincaplar normalde bayağı düşkünler buldukları bir şeyi saklamaya eğer o anda yiyemiyorlarsa. Mesela meşe palamutlarını sürekli bir yere kazıp oraya gömüyorlar. Sonra da yüzde 70’ini bulamıyorlar onların geri döndüklerinde. Palamutlar mesela o şekilde normalde büyüyorlar. O şekilde yaratılmışlar. Öyle olmasa, eğer onları kazıp yerin içine gömen bir hayvan olmasa oradan yeni bir ağaç çıkmayacak.

ADNAN OKTAR: Allah bunlara komiklik vermiş Cenab- Allah. Hepsi komik. Yani komedi filmi gibi. Deve yavruları, develer filan. Hepsi komik. Yani inanılır gibi değil. Zürafa yavruları falan. Makul bir görünümü olabilir. Ama komik, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, birkaç hayvan fotoğrafı gösterebilir miyim, hayvanların sevimliliğiyle ilgili?

ADNAN OKTAR: Evet. Hayvan şahane bir şey. Çok büyük bir lüks. Hayvan sahibi olmak büyük bir nimet. Çok büyük bir nimet. Ama bakmak çok zor tabii. Köyde çok iyi oluyor. Dedemler orada, biz orada, kedi yavrulamıştı, yavrularıyla beraber yatıyordu ben de onların içine sokulup beraber yatıyordum onlarla inşaAllah. Yabani tavşan bulmuşlardı getirmişlerdi. Evin içine bıraktık. İsmini dedem Fıldır Göz koymuştu. Oradan oraya koşuyordu. Ama ev çok müsaitti. Evin içine keçi giriyordu. Paldır küldür dışarıya çıkarıyorduk falan. Zaten kediler kaynıyordu. Hiçbir sorun çıkmıyordu. Ama burada çok zor tabii.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Siz proteinin öneminden bahsetmiştiniz. Mesela saçta kullanılacak bir proteinin sentezlenebilmesi için DNA’daki genlerin üzerinden ilgili genin bulunup, açılıp oradan bilginin alınması gerekiyor. Yani milyonlarca sayfanın içerisinden ilgili bilginin alınması gibi. O bilgi alındıktan sonra ribozoma gidiliyor hücrenin içerisinde kapkaranlık bir ortamda. Ve ribozomda o protein sentezleniyor. Daha sonra sentezlendikten sonra da üç boyutlu hale getiriliyor ve vücutta nerede kullanılacaksa o protein kullanılıyor.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, benim çok şaşırdığım bir mucizeden bahsetmek istiyorum. Bir tırtıl örneğin büyük bir kısmını hayatının tırtıl olarak geçiriyor. Ve bütün vücudundaki proteinler iç organları, dışarıdan görünüşü tam bir tırtıl. Daha sonra içinde kendini öldüreceği, aslında kelimenin tam manasıyla öleceği bir koza örüyor. Ve o kozanın içinde gerçek anlamda ölüyor ve tamamen sıvı oluyor. Bütün proteinleri parçalanıyor.

ADNAN OKTAR: Hayvan yok oluyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet, tamamen sıvıya dönüyor. Bütün proteinleri parçalanıyor, bütün iç organları parçalanıyor. Her şey sıvı oluyor. O sıvının içinden tekrar proteinler yeniden yapılandırılıp o aminoasitlerden yeni bir hayvan ortaya çıkıyor, yaratılıyor. Mesela bunu şunu benzetiyor bazı bilim adamları; son hızla giden bir araba bir anda durup kendi parçalarından etrafında bir hangar örüp daha sonra o hangarın içinden bir helikopter çıkması gibi diyorlar. Aynı parçaları kullanarak bu arada.

ADNAN OKTAR: İşte gaflet perdesi kalkarsa sadece bu harikayı görüp insan kâinatın mimarına ulaşır.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Adnan Bey, bu aşamalarda çok önemli yaratılışında böyle olması gerekiyor tırtılın. DNA’sındaki bütün bilgiler o sırayla yani metamorfoz geçirdiği sıranın mesela proteinler, enzimler hangi sırayla kullanılacaksa ona göre uygulanıyor. Metamorfoz aşamasında üçüncü aşamada başka bir başka bir protein kullanırsa olmazdı. Ama Yaratıcı gücün yarattığı şekilde, DNA’nın kodladığı şekilde uygun protein ve enzim kullanılıyor sırayla.

ADNAN OKTAR: İşte ancak bilim adamları Yaratan’ı fark edebiliyor. Kara perdeye bakan kara perdeyi görür. Kara perdeyi kaldırmanın kolaylığını da bize Yaratan güç göstermiş. Biraz dikkat, biraz irade ve vicdan hemen o perde kalkar.

AYŞE KOÇ: Adnan Bey tırtıl orada bir akıl daha gösteriyor. Daha o evrelerin hiç birine geçmeden önce metamorfoz aşamasına ilk başta ince bir iplikçik yapıp kendisini bütün aşamaları geçireceği dala o iple bağlıyor. Çünkü o aşamada kopabilir, daldan düşebilir ve tamamlamayabilir kelebek olmayı. Ama ilk başta öyle bir tedbir alıyor. Orada bir akıl gösteriyor.

ADNAN OKTAR: Ayşe ilk geldiğinde lise öğrencisiydi. Lise kıyafetiyle geliyordu o zamanlar. Acayip şekerdi anlatılacak gibi değil.

EBRU ALTAN: Adnan Bey kelebeklerle ilgili bir ek daha yapmak istiyorum. Çok dikkat çekici bir özellikleri daha var. Tırtılın bambaşka bir vücut sistemi varken bir anda kelebeğe dönüşmesi için ve uçuş sistemine sahip olması ve çok farklı bir sindirim sistemine sahip olması gereken bir canlıya dönüşmesi için genetik bilginin ilk andan itibaren DNA’sına kodlu olması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: İlk andan itibaren.

EBRU ALTAN: Evet, bütün bilgilerin hepsinin DNA’sında bulunması gerekiyor ki o aşamalara geçebilsin. Bunlar da tamamen birbirinden çok farklı yapılar. İşte bu da çok ilginç, çok harika yönlerinden bir tanesi. Yaratan güç çok güzel yaratmış.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

OKTAR BABUNA: Normalde bir insana veya birçok insana bir kütüphaneye bin cilt ansiklopedi koysak bir milyon sayfa. Desek ki “bu bir milyon sayfa arasında bir paragraf bilgi bulacaksanız.” Bunu bulmaları yıllarca sürerdi. Hele ışıkları kapatsak karanlık ortamda asla bulamazlardı. DNA’nın içindeki bir milyon sayfa arasında proteinler yarım sayfalık bilgiyi anında bulabiliyorlar. Bunun yolunu araştırıyor bilim adamları şöyle bir şey bulmuşlar. Zannediliyordu ki daha önce, bir genin üstüne bir protein gidiyor orayı kopyalayıp çıkıyor. Halbuki öyle değilmiş. Burayı bulacak olan proteinler DNA’nın üzerinde kayarak ilerliyorlar çok süratli bir şekilde. İlgili yere geldiklerinde bu bir milyon sayfa arasında kapkaranlık ortamda proteinler ilgili bilgiyi çok kolaylıkla buluyorlar. Doğru bir şekilde ve kopyalayıp çıkıyorlar çok kısa bir zamanda. Bunu teknik olarak normalde akıllı bir insanın bile yapması mümkün değil böyle bir şeyi.

ADNAN OKTAR: Şimdi sırf bu konu, tek bu konu orta zekada bir insanın bile binlerce kez iman etmesi için yeterli, binlerce kez. Ama adam perdenin siyah şeklini istiyorsa Allah ona siyah perde gösteriyor ama nur perdesi istiyorsa onu görür.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey yabancı basında yayınlanan yazılarınız hakkında bilgi vermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Arap News sitesinde Ferguson’daki gösterilerden çıkarılacak ders” isimli makaleniz yayınlandı. Aynı yazınız ayrıca Burma Times isimli sitede de yer aldı. “Balkanlardaki güç mücadelesi ve iş birliği” başlıklı yazınız Bosnia Times sitesinin hem İngilizce, hem Boşnakça versiyonunda yayınlandı. Pakistan’dan Daily Mail sitesinde de “Ortadoğu’nun her zamankinden çok sevgi ve birliğe ihtiyacı var” başlıklı yazınız çıktı.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

AYLİN KOCAMAN: Sadece sitelerinde değil gazetelerinde de basılıyor.

ADNAN OKTAR: Hem gazetelerinde, hem sitelerinde. Çok güzel.

Şimdi komünist tehlikenin ve PKK tehlikesinin konumunu anlatan bir video film izleyelim eğer uygun görüyorsanız. 

Masaüstü Görünümü