Harun Yahya

Sohbetler (27 Ağustos 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti Birinci Olağanüstü Kongresi’nde Dışişleri Bakanı ve Konya Milletvekili Sayın Ahmet Davutoğlu AK Parti Genel Başkanı seçildi.

ADNAN OKTAR: Genel Başkan. İyi hayırlı uğurlu olsun. Asıl başbakanlık tabii bizim için önemli olan. Ama her yönden iyi tabii, Genel Başkan olması gerekiyor zaten. Hayırlı uğurlu bir insan, temiz bir insan. Tayyip Hoca şöyle bir ruh verdi, yani böyle millet ruhu. Bu iktidar döneminde Davutoğlu Hoca’da daha da belirginleşti biraz bu sıcak yapı, bu sevgi dolu yapı. Ama Tayyip Hoca da çile kısmını üstüne aldı tabii. Asıl zor olan da oydu. Yani acı, çile kısmını, belalı kısımlar, olaylı kısımlar hep onun zamanında geçti. Başarı da onda kaldı tabii, sevap onun üstünde. Ama şu anki hal çok çok daha iyi, genel gerilim gitti, genel rahatsızlık gitti, o yönden çok iyi. Davutoğlu Hoca da İttihad-ı İslam’a kilitlendiği için gönlümüz rahat. Başaramıyor olabilir önemli değil, gayret etmesi önemli. O aşkı yaşaması önemli. Adam diyor ki; “başarısız” diyor. Sana ne başarısı? Başarısız yapan Allah. Şevki var mı, yok mu? Sen ona bak. Azmi var mı, yok mu? Ona bak. Azmi var, şevki var o zaman karışma, gayet güzel. Cenab-ı Allah bir sırra, bir hikmete binaen şu an başarı vermiyor. Her şeyin bir vakti merhunu var, vaktini bekletiyor Yaratan. Vakti geldi mi yollar açılır, kanallar açılır, kapılar açılır her yer emre amade olur. Allah’tan emir gelmesi çok önemlidir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Güvenlik Dairesi Başkanlığı, özel güvelik görevlilerinin başörtüsüyle görev yapmalarını engelleyen herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığını duyurarak,” isteyen özel güvenlikçi başörtüsü takabilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii bu ferahlık, vicdanen çok rahatsız oluyorduk. Başörtülü kızlar kapıların ağzında beklerler. Başörtülerini çekiştiriyorlar çocukların başörtüsünü açıyor, çocuk şoka giriyor. Çünkü farz olduğuna inanıyor, sen de başörtüsünü çekip çıkarıyorsun. Ne ıstırap çekti çocuklar. Şu an bir ferahlık oldu tabii elhamdülillah. Hem de iyi bir ferahlık var. Bir de hiçbir taşkınlık da olmadı. Dediler ki işte, başörtüsü serbest olursa her yeri başörtülüler kaplar, bilmem ne olur, devlet daireleri şöyle olur. Öyle bir şey yok. Hayat normal devam ediyor, hiçbir şey de olmadı. Cumhurbaşkanı’nın eşini muhatap almayan tavırlar gösterdiler. Başbakan’ın hanımının elini sıkmadılar, Selamlaşmadılar yahut “onun bulunduğu yere gitmek istemiyoruz” dediler. Dehşetli günler geçirdik. Ama şu an müthiş bir ferahlık var. Başörtülü hanımlara da itibar var, başörtüsüzlere de itibar var, herkese itibar var. Bu yönden güzel. Mühim olan milletin ruhunun yaşanması. Türk milletinin bir geleneksel sıcaklık ruhu var, kardeşlik, dostluk ruhu var. Davutoğlu’nun akrabası bir teyze, “oğlum Ahmet” diye bağırarak seviyor. Ne kadar güzel sevgi. Yüzündeki ifadeyi gördünüz mü? Nasıl temiz, çocuk temizliğinde, çocuk saflığında, çocuk candanlığında. İşte bizim milletimiz bu. Şu anda iktidar olan da bu yapı. Milleti çok aşağıladılar, çok ezdiler, büyük bir bölümünü çok ezdiler. Bu iddia edilen Ergenekon terör örgütü şu bu falan. Şimdi cidden bir güzellik, bir sıcaklık hakim oldu. Ama tabii o arada bağnazlığın sızmamasına dikkat etmek lazım. Anadolu’nun sıcaklığı, sevgisi ayrıdır ama araya da bağnazlığı sıkıştırabilirler. Ona dikkat ettikten sonra Anadolu’nun saf ahlakı dünya için en güzel modeldir. Bak, Anadolu’daki saf ahlak, temiz ahlak, sevgi anlayışı, vefa kardeşlik anlayışı, yani güzel ahlakı olan her şey, Almanya için, Japonya için, Avrupa için her yer için birinci dereceden en mükemmel modeldir. İnsanlık modelidir. Bütün dünyanın hayran olacağı bir modeldir. Allah’ın hikmeti, bozulmadı Anadolu. Ne Güneydoğu’yu bozabildiler, mesela PKK’yla bozabilirlerdi, bozamadılar. Hep dindar, hep efendi, hep saygılı, hep nezaketli. Mesela bak, Anadolu’da çekimler yapıyorlar falan, köylere gidiyorlar, olanca tatlılığıyla, olanca temizliğiyle duruyorlar. Allah muhafaza etti. Televizyon da olumsuz etki yapmadı, radyo da olumsuz etki yapmadı. Televizyon derken bazı televizyon, bazı gazeteler. Basın da olumsuz etki yapmadı. Çünkü Amerika’yı da izleyebiliyorlar, her yeri izleyebiliyorlar, Avrupa’yı da izleyebiliyorlar hiç biri olumsuz etki yapmadı. Safiyetini ve asaletini Anadolu korudu bir sırra binaen, bir hikmete binaen. Çoktan bozulurdu, Allah bozdurmadı. Model olarak dünyaya muhafaza etti. Şimdi o model dünyaya hakim olacak, Anadolu ahlakı, hazır ahlak yani, hazır yaşam, hazır güzellik.

Annesi dört yaşında öldüğü için halası bakmış Davutoğlu’na, ne güzel, ne güzel. Mesela yetim yetişmiş olması da ayrıca bir güzellik onun için. O ona müthiş bir ruh üstünlüğü katmış. Onun içliği de duruyor üstünde Davutoğlu Hocamız’ın. Adı da güzel, kendi de güzel.

Tayyip Hoca’ya da helal olsun, kıskançlık diye bir şey bilmiyor. Mesela bak, liyakat dedi, kardeşi olduğu için sevdiği için onu başbakanlığa getirdi. İsterse yancı bir tip bulabilirdi, Yancılara kapıyı kapattı. Yancılar avucunu yaladılar. Utanmıyor da yancılar hayret ediyorum. Daha hala kapıda bekliyor yani “önüne bir şey atılır mı acaba, birkaç lokma bir şey yiyebilir mi?” diye bekliyor hala. İnsan utanır. Burada millete hizmet var, sen sükse peşindesin. Fakir millet, ezilmiş millet, acı çeken millet hizmet peşinde. Sen de makam-mevki peşinde kapının ağzında bekliyorsun. Çok utanç verici bu. İsimlerini veririm şimdi de vermek istemiyorum. Çok ayıp yapıyorlar. Daha hala makam-mevki bekliyor. Geç dünyadan kardeşim, geç. Maaşın var, paran var zaten, yeter o sana işte. Ve yeteneksiz, liyakatsiz adamsın niye ısrar ediyorsun? İnsan utanır. De, “Benim liyakatim yok, benim yeteneğim de yok, belli” dersin, “ama geldim, ismimden dolayı da bir katkım da olmadı” de. Onu da söyle dürüst ol. Daha hala neyi bekliyorsun? Tayyip Hocam yancı zaten kabul etmez de ama bunlar kendilerini yancı kabul etmiş. Çok şahane bir kelime bu, olayı tam anlatıyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Seçilmiş Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan kongrede şöyle konuşmalar yaptı Hocam:

ADNAN OKTAR: Cumhurbaşkanı diyemiyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Yarından sonra.

ADNAN OKTAR: Yarın diyeceğiz, kısmetse. Ne güzel.

KARTAL GÖKTAN: “Sancaktarlığını yaptığımız dava 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin davasının ta kendisidir. Bu harekette Atatürk’ün ufku vardır. Bu harekette Rahmetli Necmettin Erbakan’ın, Turgut Özal’ın da alın teri vardır.”

ADNAN OKTAR: Bak vefayı görüyor musun? Çok güzel, çok akıllı. Atatürk’ten bahsetmiyor demişlerdi, onlara da cevap oldu. Ara ara güzel olur. Çünkü Tayyip Hocam’ın çizgisi Atatürk’ün çizgisiyle uyumlu; modern İslam anlayışı. Atatürk’e vefa borcumuz var. Erbakan Hocam da Tayyip Hocam’ı çocukluktan yetiştiren kişidir. Müthiş zeki, çok akıllı bir insan. Ve çok imanlı, Erbakan Hoca’nın özelliği oydu, çok imanlıydı. İslam’dan asla taviz vermiyordu. Tayyip Hoca da, o çileli devirlerde ta çocukluğundan itibaren Erbakan Hocamız’ın evladı gibi yetiştirdiği bir insan. Acıyı çileyi ömrü boyunca çekti. En belalı oyunların içinden o girdi-çıktı.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bugün Tayyip Bey’in bir belgeseli yayınlandı, hayatını anlatan bir belgesel. O belgeselde de sürekli Erbakan Hoca’nın yanında yetişmesi vurgulandı.

ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız’ın hep dizinin dibindeydi biliyorum ben. O ekip hep öyle hep çileyle yetişti o çocuklar, o insanlar hep ıstırapla yetiştiler biliyorum ben.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Tayyip Bey de, Davutoğlu da Hocam, vefa ve sadakatin üstünde durdular. Birbirlerine sevgi doluydular.

ADNAN OKTAR: Yetim olması da onu çok güzel etkilemiştir Davutoğlu’nu. Hakikaten yetimliğinin hüznü var yüzünde, onun içliliği var yani çok şahane bir şey bu. Allah öyle vesile etmiş. Ama hakikaten çok tatlı bir ruh verdi Erbakan Hocam. Cenab-ı Allah Türkeş’i de öyle yarattı, onu da, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Davutoğlu’nun halasının resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Evet göreyim. MaşaAllah, dünya tatlısı maşaAllah.

Evet, “muhabbetimiz bitmeye, dostlarla sohbet etmeye doyulur mu, doyulur mu?” diyor.

“Selam canım Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Evet, komünizme karşıymış arkadaşımız, onu anlatıyor.

Evet dinliyorum.   

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan bugünkü konuşmasında gençlere yönelik de mesajları oldu. “Gençler, sizler bu milletin umudusunuz, yeryüzündeki tüm mazlumların umudusunuz. Sizler Sultan Alparslan’dan Osman Gazi’ye, Fatih Sultan Mehmet’ten Abdülhamit Han’a, Gazi Mustafa Kemal’den Adnan Menderes’e, Turgut Özal’dan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a kadar uzanan bir kutlu davanın kahraman neferlerisiniz.”

ADNAN OKTAR: Çok şahane, çok güzel bir konuşma. Bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan bugünkü konuşmasında gençlere yönelik mesajları oldu. “Gençler, sizler bu milletin umudusunuz, yeryüzündeki tüm mazlumların umudusunuz…”

ADNAN OKTAR: Bak, “yeryüzündeki tüm mazlumların umudu.” Niye? Türkiye merkez. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Sizler Sultan Alparslan’dan Osman Gazi’ye, Fatih Sultan Mehmet’ten Abdülhamit Han’a, Gazi Mustafa Kemal’den Adnan Menderes’e, Turgut Özal’dan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a kadar uzanan bir kutlu davanın kahraman neferlerisiniz.”

ADNAN OKTAR: Şahane bir sıralama, şahane bir üslup; tebrik ediyorum. Mükemmel. Tarihi gözler önünde canlandırmış. Çok çok güzel, çok akılcı, isabetli, hikmetli dava adamı üslubu. “Niye Tayyip Hoca’ya oy veriyorsun” diyorlar? İşte bu yüzden veriyoruz. Şimdi Davutoğlu Hoca da aynısı benim gördüğüm. Tam Anadolu’nun koç yiğidi.

Hayret, o kadar bozmaya çalıştılar Anadolu’yu hiç kimseye bir şey olmadı. Hidrojen bombası atılmış gibi oldu Anadolu’ya defalarca. Millete Allah direnç vermiş, şeytan bir şey yapamıyor millete, iblis bir şey yapamıyor. Bozamadılar milleti elhamdülillah. Çok güzel konuşmuş. Biz bunları arıyoruz. Baraj, yol falan benim içim onuncu sırada, bunlar çok önemli. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Sayın Erdoğan’ın konuşmasından bir bölüm daha okumak istiyorum: “Kudüs’e doğru yürüyen, Kudüs’ü bir barış yeri yapmak için ilerleyen Selahaddin Eyyubi’nin askerlerinin duyguları neyse işte bizim duygularımız da aynen odur. Bu hareket, 14 asır önce Mekke’nin yalçın dağlarına inzal olmuş Allah kelamını onun alemlere rahmet olarak gönderilmiş Nebi’sini kendisine rehber edinmiş bir harekettir.”

ADNAN OKTAR: Şahane şahane. Selahaddin Eyyubi değil bu sefer Moşiyah, İmam Mehdi (a.s) ahir zamanın görevlisi. O zamanın Mehdi’si Selahaddin Eyyubi’ydi. Bu devrin Mehdi’si Moşiyah Mehdi (a.s)’dir. Kudüs’e girecek, doğru. Neyle? Nurla girecek, ışıkla girecek, sevgiyle girecek. İsrail halkını da kurtaracak, Filistin halkını da kurtaracak, bütün Müslüman alemini kurtaracak. Sevgi ışığı olacak. Selahaddin Eyyubi çelik kılıç kullandı; o, nur kılıcı kullanacak, ilim kılıcını kullanacak Moşiyah. Kanı kaldıracak, damla kan akmayacak. Olay bu, onu demek istiyor, yani ahir zamanın Selahaddin Eyyubi’si Moşiyah Mehdi (a.s)’dir. İsrail halkını da kurtaracak, Kudüs’ü de kurtaracak.

ADNAN OKTAR: Allah’ın tecellisi işte bak, ne güzel. “En güzel surette yarattım” diyor Yaratıcı Güç “en güzel surette.” İşte görünüyor.

RTÜK bozuluyor mudur acaba eğlence programında bunları söylediğime?

BÜLENT SEZGİN: Bu kadar bozulmaz herhalde.

ADNAN OKTAR: Buna müsaade ederler bu kadarına, kısmetse. Çünkü dediklerinizin büyük bir bölümünü yapıyoruz. Büyüklerimiz ne diyorsa uyuyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Genel olarak memnunlar.

ADNAN OKTAR: Genel olarak memnunlar kısmetse.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz kısmetse. Kutsal Kitap’ta evrime delil olduğunu iddia edenler olabiliyor. Halbuki bu söylediğiniz bunun tam net delili. Patolojik, asimetrik geçişle değil, en güzel surette var olduğunu zaten Yaratıcı söylüyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. “En güzel surette yarattım” diyor. Yani “yamuk yumuk bir şeyden yarattım” demiyor. “En güzel surette” “ahsen-i takvim” “en güzel surette yarattım” diyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Bir iman hakikati anlatabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

CİHAT GÜNDOĞDU: Yaratılıştaki mükemmellik gözde de göze çarpıyor. Optik kanunları mükemmel bir şekilde işliyor. Bütün vücudumuz hücrelerden oluşurken gözün kornea tabakası yine hücrelerden oluşuyor ancak bu hücreler berrak olmaları için, ışığı tamamen geçirebilmeleri için çekirdeklerine varıncaya kadar atıyorlar ve bu şekilde kristal berrak hale geliyorlar, ışığı geçirmek için.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Çekirdeğini de atıyor.

OKTAR BABUNA: Özel de bir protein kullanılıyor orada. Başka hiçbir hücrede yok o. Kristalin diye bir protein, o ışığa geçirgen bir protein. Işığı kesmiyor.

ADNAN OKTAR:  Göz için ta ilk yapıdan itibaren, ilk hücrenin içerisinde bu bilgi var ve bu, bu şekilde ortaya çıkıyor.

OKTAR BABUNA: İlk hücrede dediğiniz gibi bütün hücreler bölünmeye başladığında hepsi birbirinin aynı beşinci güne kadar. Beşinci gün bir yerden emir almışçasına yan yana duran hücreler farklı genleri açıp kapatarak hayatı boyunca o geni açıp tutup öbürü de hayatı boyunca öbür geni kapalı tutacak şekilde farklı organlara farklılaşıyor. Mesela kemik oluyor, kas oluyor. Hemen yanındaki hücre kasa farklılaşmaya başlıyor, farklı genleri açıyorlar. Bu genler de kromozomlar üzerinde dağınık olarak duruyor. Nasıl genleri açıp sadece o organa dönüşüyor, öbürü de nasıl o genleri kapatıp farklı bir organa dönüşüyor kimse açıklayamıyor bunu. Dawkins de zaten  “bu konuya hiç girmeyelim” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Tam da gitmesi gereken yeri biliyorlar. Göz göze gidiyor.

ADNAN OKTAR:  Göz göze gidiyor, diş dişe gidiyor, kalp kalbe gidiyor.

OKTAR BABUNA: Yerini bilmesi gerekiyor. Yuvarlak bir hücre topluluğunda, buradaki hücreler başı, beyni yapıyor, buradakiler ayaklara, ortadakiler.

ADNAN OKTAR:  Sonra da “ben Yaratan’a inanmıyorum” diyor adam. Bakayım öteki dünyada bunu aynı şekilde ifade edebilecekler mi, sorulduğunda? Yerlere yatacaklar, bin pişman olacaklar. Bunu bilmemeleri imkanı var mı? Vicdanları kabul ediyor. Zulüm ve büyüklenme nedeniyle reddediyorlar. Kutsal Kitap’ta böyle yazıyor. “Zulüm ve büyüklenme nedeniyle reddederler” diyor.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Adnan Bey ben de bilimsel bir harikadan bahsedebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Evrimciler bakterilerin genelde daha kompleks değil de basit yapıları olduğunu iddia ediyorlar. Halbuki sadece bakterinin kamçısı bile son derece kompleks. 240 ayrı parçanın, ayrı proteinin aynı anda yaratılmış olması gerekiyor yani evrimcilerin iddia ettiği gibi değil. Onun, bakterinin suda hareket etmesine vesile oluyor kamçı ve elektrik motoru gibi normal bizim ev aletlerinde gördüğümüz bir elektrik motorunun hareket ettirmesi gibi kamçıyı hareket ettiren bir sistem var. Yaratıcı Güç en başta onu o şekilde yaratması gerekiyor. Bütün parçaların aynı anda mutlaka yaratılmış olması gerekiyor.

ADNAN OKTAR:  Hayret edilecek, işte bak şu meclis çok güzel bir meclis, bu üslup, bu anlatım. Yaratıcı’nın sanatını öğretmesini Allah’tan istemek lazım. Aşık olmayı istemek lazım. Sanatını öğretmesini istemek lazım. İlmini artırmasını isteyecek her kişi. Kutsal Kitap’ımızda böyle yazıyor. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Rabbim ilmimi artır” diyorlar.

EBRU ALTAN: Bakteri kamçısında aslında çok olağanüstü bir yön de proteinlerin kendi kendine bir motor inşa etmeleri ve hiçbir parça kendinden sonraki parçayı bozacak şekilde yerleşmiyor. Hepsi o motoru tam mükemmel şekildeki bir klasik bizim anladığımız anlamda rotor, stator parçaları olan bir motor aslında inşa ettiği ve hücre zarının iki zarın arasında çok küçük bir alanda bu proteinler bu motoru meydana getiriyor. Daha sonra da uç kısmının, kamçı kısmının hücre zarından dışarı çıkması gerekiyor fakat buradaki dışarı çıkacak protein o dar kanaldan çıkamaz. Çünkü kırk nanometrelik bir protein iki nanometrelik bir kanaldan çıkması gerekiyor. İşte bunun için proteinin katlanmış halinin açılıp düz bir zincir haline getirilmesi gerekiyor. Düz zincir olarak o kanaldan dışarı çıkıyor, tekrar dışarıda doğru bir şekilde katlanıyor ve bu proteinler üst üste gelip önce bir kanca kısmını sonra da bir kuyruk kısmını oluşturuyorlar ve böylece bakteri hareket edebiliyor.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Allah Allah. Şu mühendisliğe bak. Şu mimarlığın detaylarına bak. Ve buna tesadüf diyorsun. Ahir zamanda bir acayiplik oluştu insanlarda. Hepsi bunun tesadüf olmadığını çok iyi bilir, adı gibi bilir. Ama uydum kalabalığa kafasında oluyorlar. Tesadüfen bu olur mu kardeşim? Burada akıl, hayal alamayacak bir mühendislik var. Ve binlerce milyonlarca mühendislik harikası var. Her şey uyumlu.

GÖKALP BARLAN: Yüce Yaratan Kutsal Kitap’ta şöyle diyor. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsan kendisini tek damla sudan yarattığımızı görüyor mu? Şimdi o apaçık düşman kesilmiştir.” “Kendisi tekrar nasıl yaratılacağız demelerine şaşırdı” diyor başka bir ayette de Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet “biz kemikler olmuşken, toprak olmuşken nasıl”…

BÜLENT SEZGİN: “Parmak uçlarına kadar dahi diriltmeye güç yetirenleriz” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Yaratan’ın sanatı en zevkli nimetlerden birisidir o, insan için. Bu güzelliği görmek, anlamak insana en ziyade neşe veren nimetlerden birisidir.  Tefekkür etmek. Çok şükür.

BEYZA BAYRAKTAR: Adnan Bey Yaratan’ın sanatına örneklerden bir tanesi de diatomlar. Yani fotosentez yapan algler. Bizim oksijenimizin bir kısmını onlar vesile oluyor olmasına. Onlar 25 bin türü var. Bir santimetreküp suda 10 bin tane bulunuyor ve her birinin kabuğu kar tanelerindeki gibi birbirinden farklı.

ADNAN OKTAR: Her birinin kabuğu birbirinden farklı. Bir santimetreküp suda 10 bin tane. Ama hepsi de farklı. Dünyadaki suyun miktarını düşün, denizler. Yani katrilyon çarpı katrilyon sanat. Benim gördüğüm onların her biri saray süsünde. Var mı onların resimleri, diatomların?

BÜLENT SEZGİN: Hemen bulayım.

ADNAN OKTAR: Nefis böyle mükemmel mücevher görünümünde süslü ve hiç birbirine benzemiyor. Bu güzellik üstüne güzellik.

OKTAR BABUNA: Kar tanelerinde de aynı şekilde. Onlar da tarih boyunca her biri birbirinden farklı. Bütün yağan katrilyonlarca kere katrilyonlarca. Hepsinde de altın oran var.

ADNAN OKTAR: Hepsinde altın oran var. Bu diatomlarda da altın oran var ve nefis süslü.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir metreküpte 350 milyon tane kar tanesi bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir metreküpte, karda 350 milyon tane kar tanesi bulunuyor.

ADNAN OKTAR: 350 milyon kar tanesi ve her biri birbirine benzemiyor.

GÖKALP BARLAN: Diatomların yaptığı fotosentezi tüm bilim adamları bir araya gelerek onu yapamıyorlar. Şu ana kadar tek.

ADNAN OKTAR: Diatomların yaptığı fotosentezi bilim adamları şu ana kadar beceremedi. Ama o küçücük varlık yapıyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey resimleri gösterebilirim diatom birkaç tane.

ADNAN OKTAR: Evet görelim. Bak süsün güzelliğini görüyor musun?

BÜLENT SEZGİN: Hepsi birbirinden güzel.

ADNAN OKTAR: Cennet bahçesi gibi her biri.

BÜLENT SEZGİN: Müthiş bir sanat var.

ADNAN OKTAR: Birbirlerine hiç benzemiyor. Katrilyon çarpı katrilyon. Denizlerin her yeri bunlarla dolu.

OKTAR BABUNA: Siz evrimcileri tesadüfün mantıksızlığına ve imkansızlığına sıkıştırınca Richard Dawkins ve başka evrimciler “biz tesadüf demiyoruz” demeye başladılar. “Peki ne diyorsunuz?” dediğinizde de “doğal seleksiyon tesadüfün tam karşıtıdır” demeye başladılar. Doğal seleksiyon dedikleri de taş, toprak, hava.

ADNAN OKTAR: Hayır canım öyle demiyor “biz” diyor “tesadüf demiyoruz” diyor. “Peki, ne diyorsunuz?” diyorum “tesadüf demek istiyoruz” diyor. Özetle bu, bunu diyor. “Tesadüf olur mu? Ne zaman” “Tesadüfen hiçbir şey olmaz zaten” diyor. “Peki nasıl oldu?” “Tesadüfen oldu” diyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Tıpkı dediğiniz gibi tüm evrimciler “biz tesadüf demiyoruz, rastlantı diyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: “Tamamen rastlantı tesadüf demedim, ne zaman çıktı ağzımızdan öyle bir şey, öyle mantıksız söz eder miyiz biz?” diyor. Biraz daha da üstüne gidersen “ ya biz de farkındayız” diyor “uzaylılar yapmış olabilir” diyor. “Uzaylıları kim yaptı?” diyoruz “o kadarını da artık bilemiyoruz” diyor o kadarını.

OKTAR BABUNA: Biraz önce Anadolu’nun çok sağlamlığını söylediniz yani tüm bu geçirilenlere rağmen. 1970’lerin o Darwinist tahribatını aslında en önemli siz vesile oldunuz. Yani orada yapılan milyonlarca dağıtılan kitap, konferanslarla Anadolu’yu, sağlamlığını hatta Doğu Perinçek demişti yani “bu mevcut iktidarın iktidar olmasında Harun Yahya’dır sebep” demişti.

ADNAN OKTAR: Çünkü felsefe çok önemlidir. Bir hükümetin iktidar olabilmesi için tabanda bir felsefe gerekiyor. O felsefeyi sağladık. Felsefe gücünü sağladık. İktidarın elini akıl almaz güçlendirmiş olduk.

BÜLENT SEZGİN: Yapılanlar hiç unutulmuyor. Yıllar sonra ziyaret ettiğimizde dahi bir zamanlar, kitabı gösterenler çok karşımıza çıkmıştı “bir zamanlar bu kitaplar gelmişti bize” diye.

OKTAR BABUNA: Kayıp halka iddiaları da bitti. En son 2009-2010 yılında bir İda-Ardi olayı olmuştu, herkes hatırlar. Siz özür diletmiştiniz. İda ile ilgili olarak “dünyanın sekizinci harikası” demişlerdi. Siz “Hayır, Lemur fosili” demiştiniz, kuyruklu maymun. Bütün dünya medyası özür diledi. “Hakikaten insanın atası değilmiş, sekizinci harikası da değilmiş” diye. Bir daha da olmadı ondan sonra o tip çıkışları.

ADNAN OKTAR: Yani çok özür dilerim, “bir daha atış yapmayacağız” dediler.

AYLİN KOCAMAN: Dün de yine bir itiraf vardı Adnan Bey bütün gazetelerde. “Taung çocuğu” siz çok önce söylemiştiniz “bu insan değil.” Genelde küçük bir çocuk olduğunu iddia ediyorlardı. Şu an itiraf ettiler “böyle bir şey yokmuş” diye.

ADNAN OKTAR: Hangi gazete de çıktı dün?

AYLİN KOCAMAN: Sabah’ta çıktı, Haber Türk’te çıktı “evrim teorisi çöküyor mu?” diye.

ADNAN OKTAR: “Evrim teorisi çöküyor mu?”

AYLİN KOCAMAN: Evet.

ADNAN OKTAR: “Çöküyor mu” değil çöktü, dayı.

BİLENT SEZGİN: Hocam bu özelleşen hücrelerden bahsettik. Anne karnındayken belli bir süreye kadar elimiz tek parça yani parmaklarımızın arası açık değil ama tam zamanı geldiğinde sadece parmaklarımızın arasındaki hücreler intihar etmeye başlıyorlar.

ADNAN OKTAR: Hayret bu. Hayret. Her şeye hayret. Müthiş bir sanat her yeri kaplamış.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey yine gelişimde de aynı şekilde bir mükemmellik ve kusursuz bir ölçü söz konusu. Bebek anne karnında belli bir şekil aldıktan sonra dünyaya geliyor ve bundan sonra gelişim aşamasında onun gelişimini sağlayan büyüme hormonu devreye giriyor. Büyüme hormonunun etkisi her hücreye farklı şekilde oluyor. Mesela sinir hücrelerinin sayısı anne karnında beşinci-altıncı ayda yeterli miktarına geliyor ve ondan sonra sayısal olarak değişmiyor. Ama büyüme hormonunun etkisiyle erişkinlik çağına kadar hacimsel olarak çoğalıyorlar. O hormon sinir hücrelerine gittiğinde onlar sayısal olarak değil hacimsel olarak büyüyorlar. Yine bebeğin kalbi de aynı şekilde yeni doğmuş bir bebeğin kalbi yetişkin halinin on altıda biri kadar. Büyüme hormonun etkisiyle de yine kalp hücreleri de hacimsel olarak bir gelişim gösteriyorlar ve tam haline ulaşıyor. Ama her hücrede etki aynı şekilde olmuyor. Mesela cilt hücrelerinde, kas ve kemik hücrelerinde, bu hücrelerde hacimsel olarak değil sayısal olarak bir artış gözleniyor. Bu da mesela boyun uzamasına etki sağlıyor. Bu çok önemli.

ADNAN OKTAR: Her yerin ayrı. Mesela kulak nerede duracağını biliyor. Yoksa acayip olurdu insanın kulakları. Burun nerede duracağını biliyor hücre ondan sonra ilerlemiyor. Diş nerede duracağını biliyor.

YASEMİN KRİŞ: Siz örnek vermiştiniz Adnan Bey eğer beyin gelişimi kafatası gelişimine orantılı olmasa kafatası beyni sıkar ve bu şekilde yaşam süremez. Aynı şekilde kalp ve göğüs kafesi. Yine diz kemikleri mesela cilde tamamen orantılı olarak gidiyor o kemikler sanki dışarıyı görürcesine o insanın kemiğinin nerede durması gerektiğini bilircesine tam gerektiği yerde anında duruyorlar ve görevlerini durduruyorlar. Ne güzel.

ADNAN OKTAR: Bizi şaşırtmak hayretler içinde bırakmak Yaratan’ın isteği.

“Allah aşkıyla sevdiğim Hocam” diyor “Erbakan Hoca’yı anlatırken duyduğun muhabbet tüm mimiklerinden belli oluyor. Ne kadar güzel gülerek anlattın. Ses tonun, konuşma tarzın ne güzel. Allah’a şükür” diyor.

“Canım Hocam” diyor “Tunç’u pistlerde görmek istiyoruz.” Genellikle sevgilerini ifade etmiş kardeşlerimiz.

Birileri bir şeyler anlatsın.

OKTAR BABUNA: Bir iman hakikati anlatabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Yalnız çok uzun anlatıyorsunuz. O olmaz yani dikkati bir süre sonra dağıtır. Çok kısa özlü anlatın ki, orada iyi vurgulayabilelim. Siz konuyu aldın mı baştan sonuna kadar uzun uzun anlatıyorsunuz. Birinci dakikadan itibaren dikkat dağılmaya başlar. O doğru değil. Sırf ilgili kısmın iyi kavranmasını sağlayın. Sonra bir daha anlatırsınız. Bir daha iyi kavranmasını sağlarsınız. Öyle olması daha anlatım tekniği açısından iyidir. Evet.

OKTAR BABUNA: DNA sarmal şeklinde dönerek yükselen bir merdiven gibi. Onun kopyalanması için aradaki fermuar gibi bölümün açılması gerekiyor bağların açılması için. Bunun için özel bir protein var; enzim böyle yuvarlak şekilde. Bunun DNA’nın bir koluna geçiyor bu, üzerine enerji paketi olan, enerji paketçiği olan ATP molekülleri bağlandığında sağa sola titreşimler yapmaya başlıyor. Titreşim yaptığı zaman o proteinlerin birtakım kolları var böyle onlara uzanmış, onlar da ortasındaki DNA’yı ortasından ip çeker gibi aşağı doğru çekiyorlar. O da fermuarı açıyor o şekilde.

ADNAN OKTAR: O fermuar açmak işi zaten çok acayip. Enzim, protein gidip yapışıyor adam çekiyor, ayırıyor, bekliyor. Olay olup bitene kadar. “Bitti” diyorlar ondan sonra gelip kapatıyor. Bunun açıklaması yok. Kaşı yok, gözü yok, eli yok, ayağı yok. Her aşaması acayip, her yönü acayip. Ama tabii bunu yüzlerce parçaya ayırıp, parça parça anlatmak lazım. Her parçasını ayrı anlatmak gerekiyor.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Davutoğlu konuşmasında “Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgililer sevgilisine selam olsun. Onun gül kokusunu bu diyarlara getiren Ebail-i Ensari’ye selam olsun”  diye başladı. Hacı Bayram Veli, Ahmed-i Hani, Yunus Emre gibi İslam’ın ve Anadolu’nun tüm güzel değerlerine selam verdi. Selam verdikleri arasında Tur-i Sina ve Zeytin Dağı’nın olması da dikkat çekiciydi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah maşaAllah. Tur-i Sina ve Zeytin Dağı. İşte zaman gelince Allah mübarek insanlar göreve getiriyor. Ne diyor Cenab-ı Allah? “Siz nasıl olursanız, öyle idare olunursunuz”. Vakit gelince Allah mübarek insanları getiriyor. Dinsiz imansız getirmedi hiç. Ama bu sefer Mehdi (a.s) aşıklarını getirdi. Ahir zaman bülbüllerini getirdi. Kader böyle. Mesela dört yaşında yetimken aklının ucundan bile geçmez başbakan olacağı. Tayyip Hocam da öyle. Fakir yaşayan mazlum bir delikanlı. Kendini Allah’a adamış. İmam hatipte okumuş.  “Simit sattım küçükken” diyor. Ufacık el kadar çocuk. Kışta kıyamette gidip simit fırınına orada tablanın üstüne simitleri yerleştiriyor sonra başının üstüne onu koyuyor götürüp simit satmaya gidiyor. Ne çiledir bu, ne zorluklardır.

TARKAN YAVAŞ: İkisi de aynı gün doğmuşlar Hocam.

ADNAN OKTAR: O da çok acayip. Kaderi göstermek için Yaratan bunu yapıyor. Aynı gün.

TARKAN YAVAŞ: 26 Şubat bir de Kova Çağı inşaAllah. Kova burcu.

ADNAN OKTAR: Kova ekibi. Kova ekibi görevde. Ne güzel. Kovaya kapıyı açtı Yaratan. Ne diyor Yusuf (a.s)’a. Hz. Yusuf (a.s) suresinde; “kovayı aşağıya sarkıttı”  (Yusuf Suresi, 19) diyor. Kovanın içine çocuk biniyor. Kovayla çocuğu yukarı çekiyorlar. İşaret üstüne işaret. Bu söylediğim hadis ama Peygamberimiz (s.a.v.) bunu Allah’tan aldığı ilhamla söylüyor. Vahiy değil tabi hadis. “Siz nasılsanız, öyle idare olunursunuz.” Ama onu Peygamber (s.a.v.)’in kalbine ilham eden de, vahiy eden de Cenab-ı Allah. Vahiy, Kuran vahyi zaten Kuran’da oluyor.

Tayyip Hocam ve Davutoğlu Balık burcu mu, Kova burcumu?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Ben de 26 Şubat biliyorum.

ADNAN OKTAR: Balık değil mi?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Evet.

ADNAN OKTAR: O zaman “balık denizde bir yol tuttu”  (Kehf Suresi,61) diyor. Ayette şeytandan Allah’a sığınırım. “Denizde bir yol tuttu” “garip bir şekilde” (Kehf Suresi,61) diyor. Onlar bir yol tuttular şu an.

BÜLENT SEZGİN: “Beklediğimiz işaretti” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Çocuk da kovayla yukarı doğru çıkıyor şu an. Kovanın içindeki çocuk da yukarı doğru çıkıyor kuyudan. Onu gizleyen kuyudan, görünmez olan kuyudan. Gün yüzüne doğru çıkmaya başladı. Bir süre sonra o gizlenen gün yüzüne çıktığında kovadaki çocuğu göreceğiz. Kısmetse. Ben de öncüsüyüm. Öncülerindenim sizler gibi. Tayyip Hocam gibi. Sayın Davutoğlu gibi.

GÖKALP BARLAN: “Balık beklenen işaretti” diyordu ayette.

ADNAN OKTAR: Tabii “bu beklediğimiz işaretti” diyor. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan’ın bugünkü konuşmasında kadınlara yönelik de sözler vardı. “Bu hareket hanım kardeşlerimizle güç kazandı. Hanım kardeşlerimizin yüreklerini ortaya koymaları sayesinde bugünlere ulaştı. Bu kutsal davayı bir anne şefkatiyle, bir hanım zarafetiyle adeta oya gibi, nakış gibi işleyen hanım kardeşlerimize AK Parti kadın kollarına, tüm mensuplarına şükranlarımı sunuyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel söylemiş. Güzel konuşmuş. Çok hikmetli olmuş.

AYLİN KOCAMAN: Başbakan seçiminde özellikle onlarla istişare yapmış.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş ama işte biraz dekolte hanımlara daha -yavaş yavaş gündeme getirmeye başladı ama- biraz daha artık dengeyi kurmak lazım.

“Masonluğun son kalesi Ergenekon isimli bir kitap yayınlayacağını söylemişti. Bu kitabı yayınlamadı sanırım, bulamadım. Yayımladıysa, yayımlamadıysa neden?”. Kale male kalmadı da onun için. Kale yamuldu, kale toz duman oldu. Masonluk kullandı onları sadece. Hızır (a.s) kanalıyla kullanır o kadar. Buruşulmuş kağıt gibi de alır atar. Hızır (a.s)’ın özelliğidir. Yani kimsenin gözünün yaşına bakmaz Hızır (a.s). Vahiyi aldı mı, direkt uygular.

“Hocam Moşiyah nedir?” Hoca değilim bir kere, Adnan Bey de. Benim hocalıkla, alimlikle alakam yok. İslam alimi de değilim. Bilgisini artırmaya çalışan her hangi bir vatandaşım. “Moşiyah nedir? Bizi aydınlatır mısınız?” Moşiyah bütün dünyanın beklediği kişi. Budistlerin beklediği kişi de aynıdır. Hristiyanlar’ın beklediği kişi de aynıdır. Museviler’in, Müslümanlar’ın beklediği aynıdır. Hıristiyanlar ne diyor Mehdi (a.s)’ye? Faraklit. Faraklit diyorlar evet. Moşiyah için İsa Mesih ne diyor? “Sen gitme” diyorlar. “Ben gideyim ki, size Faraklit’i göndereyim” diyor. “Ben gitmem gerekiyor Faraklit’in gelmesi için” diyor. Budistlerin beklediği de aynısıdır. Aynısı. Moşiyah da aynıdır. Mehdi (a.s) de aynı, hepsi aynı.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın sonuna geldik. Yarın görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü