Harun Yahya

Sohbetler (28 Ağustos 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programına başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, sefalar bulduk. Sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Recep Tayyip Erdoğan 12. Cumhurbaşkanı olarak bugün Çankaya Köşkü’ne çıktı. Abdullah Gül ile devir teslim yaptı.

ADNAN OKTAR: İyi hayırlı uğurlu olsun, Allah mübarek etsin. Mevcut iktidardan memnunuz işin doğrusu. Evde de konuştuk çocuklar vardı, dedim; “işin doğrusu, samimi olarak bayağı rahatız” dedim yani güzel. Herkes rahat. Bir güven var, faili meçhuller yok, ekonomik kriz yok, her gün bir felaket haberi gelmiyor ortalık sütliman. Güzel gidiyor. Demek ki ellerinden gelen de bu, Allah bu kadar takdir ediyor. Güzel gözle bakmak lazım, hayır gözüyle bakmak lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Ahmet Davutoğlu’nun 12 yaşında yazdığı bir yazı vardı. Fotoğrafını uygun görürseniz gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: 12 yaşında. Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Şöyle yazıyor: “Hangi mesleği seçeceğim hiç önemli değil, önemli olan vatana, millete, ülkenin tarihine, kültürüne, değerlerine bağlı fertler olarak yetişmektir.” Kendi yazısı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah çocukmuş, 12 yaşında böyle bir şeyi bilmesi hayret, maşaAllah. Bir daha oku bakayım çok şaşırtıcı, maşallah.

BÜLENT SEZGİN: “Hangi mesleği seçeceğim hiç önemli değil, önemli olan vatana, millete, ülkenin tarihine, kültürüne, değerlerine bağlı fertler olarak yetişmektir.”

ADNAN OKTAR: Ta o zaman öyle yetişmiş demek ki. Ama sırf şahsi eğitimi değil bu benim kanaatim. Öğretmenleri, hocalarında da bir fevkaladelik var. Ailesinde bir fevkaladelik var. Yani çocuk olarak onu düşündüğünü düşünmek biraz zor. Eğitenler mükemmel eğitmiş.

Dindar, çok huzur verici insan oluyor, bağnaz çok tehlikeli. Bağnaz bela, bayağı tehlikeli insan. Ama dindar çok huzur verici insan. Her yönden eminsin. Ne güzel, Allah’tan korkuyor, Allah’ı seviyor, yalan söylemez, oyun oynamaz, vefasızlık yapmaz, vicdansızlık yapmaz, zulüm yapmaz ne güzel. Öbür türlü tabii çok büyük bir tehlike olmuş oluyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Sayın Erdoğan’ın meclisteki yemin törenine CHP grubu katılmadı. Kemal Kılıçdaroğlu da dahil olmak üzere. Sayın Devlet Bahçeli, Sayın Selahaddin Demirtaş ve çok sayıda HDP’li ve MHP vekil de Erdoğan’ı ayakta alkışladı.

ADNAN OKTAR: MHP tabii devlete saygılı. Devlet adabını, devlet terbiyesini ehemmiyetle uygulayan ve değer veren bir sistem, bir ahlak yapısıdır. Şahsına yapmazlar benim kanaatim ama makama yapıyorlar, şahsına yapmazlar. Halbuki CHP de makama saygı gösterecekti, orada hata olmuş. Şahsını sevmeyebilir ama bir makam oluşmuş. Makama saygı var. Orada olmamış. Evet. MHP’yi tavrından dolayı tebrik ediyoruz. CHP’nin de boş bulunduğunu düşünüyorum, boş bulunmuş. Çünkü şahsını beğenmeyebilir bu çok makul, muhalefet olarak öyle düşünebilir. Cumhurbaşkanı olunca birdenbire sevmeye de mecbur değil ama makam, makama saygı çok hayati bir konu. Özetle olmamış. Umarız bundan sonra daha yerli yerince gider. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yemin töreni esnasında da 101 pare top atışı oldu Adnan Bey. Eskişehir’de Çankaya Mahallesi Şahintepe mevkiinde.

ADNAN OKTAR: Eskişehir mi?

KARTAL GÖKTAN: İzmir’de de aynı şekilde.

ADNAN OKTAR: Ankara’da olması lazım, Ankara Kalesi’nde. Eskiden yer gök inlerdi Ankara’da top atışı olurdu, bayağı güzel olurdu. Bu işin yeri Ankara’dır. Eskişehir, tamam Eskişehir de önemli oraya da gittik. Allah oraya gitmemizi de nasip etti. Bayağı sükse yapmıştık, maşaAllah. Eskişehir caddelerinde yürürken bütün halk pencerelerden seyrediyordu. Ama binlerce insan. Bizim çocuklarla gitmiştik. Berker’im vardı eskilerden, bütün herkes acayip şık, alışılmış değil tipler görüntü falan, arabalar falan çok muhteşemdi görünüş. Eskişehir’in ana caddesinde boydan boya yürüyüşe geçtik böyle. Normal yürüyüş yani, sohbet ederek konuşarak geçiyoruz. Haber almışlar birbirlerinden nasıl oldu anlayamıyorum, bütün pencerelerden bakıyorlardı böyle.

ALTUĞ BERKER: İnip tanışanlar dahi olmuştu.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii sokakta yol boyunca sürekli çeviriyorlardı, maşaAllah. Kaldığımız otel de çok kişi tarafından ziyaret edilmişti. Şahane güzel bir yerdi orası. En üst katında, çatı katında servis yapıyorlardı bize özel. Oranın güzel böreği var, çiğ börek Eskişehir’in, taze taze yapıp getiriyorlardı. Dedik yeter ama yine devam ediyorlardı, maşaAllah. İkram izzet mükemmeldi, maşaAllah. Orada da bizi ağırlayan değerli bir kardeşimiz vardı, o da çok yaman birisiydi. Eskişehir’in en uyanıklarından diyeyim maşaAllah. Nereye gitsek Allah bir huzur, bereket, iyilik veriyor, maşaAllah. Hiçbir yerde bir zorlukla, sıkıntıyla karşılaşmadık Allah’a hamdolsun.

Ankara’da olmuş top atışı. Niye onu söylemiyorsun? Ankara Kalesi’nden bildiğim, yer gök inlerdi bizim zamanımızda öyle, cumhurbaşkanlığı değişikliğinde. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Devlet Bahçeli: “Bizim devlet adabımız törene katılmayı gerektirir” demiş.

ADNAN OKTAR: Bak, bu konuşmasından haberim yok. Makama saygı. Güzel.

ALTUĞ BERKER: Rahmetli Türkeş de, hatırlarsınız malum, ihtilalde tutuklanmasına rağmen Kenan Evren Cumhurbaşkanı olunca elini sıkmıştı.

ADNAN OKTAR: Devlet terbiyesi MHP’nin ana umdelerindendir, devlete saygı. Devlet geleneğinin bütün incelikleri güzellikleri MHP’de çok güzel kendini gösterir. Ama tabii hatasız insan olmaz. Her partinin, her insanın hatası eksiği olabilir. Mükemmellik Allah’a mahsus. Cumhurbaşkanı olmuş artık, muhalif olanlar biraz şefkatle baksınlar. Bu kadar bence gerek yok, bu tarzda gerek yok. Ne yapacak nihayetinde, orada oturuyor işte ses çıkartmıyor kendi halinde. Başbakanlığı da devretti. Ne yapsın? Bilmiyorum, ben acayip karşılıyorum. Vicdanen ben makul görmüyorum. Muhalif de olsa bir insanın, vatana millete hizmet etmiş bir insana bu şekilde davranması vicdanları sızlatıyor. Bence gerek yok. Yok şunu yaptı, yok bunu yaptı. Mahkemeler var, savcılık da var gereğini yapıyorlar. Eninde sonunda varsa bir suç zaten gereği yapılır, telaşa da gerek yok. Ben, suç kapanır demiyorum Türkiye’de, hiçbir suç kapanmaz. Varsa eninde sonunda karşılığını alır. Hiçbir şekilde öyle bir kapanan konu olmamıştır Türkiye’de, olmaz da.

Cumhurbaşkanımızın yazdığı yazı diyorsunuz ama bu yazı kendi el yazısı değil bu, değil mi? Bana getirdiğiniz.

OKTAR BABUNA: Allahualem değil.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Sayın Erdoğan köşkteki konuşmasında Atatürk’ün dindarlığını vurguladı. Ve ilk meclis yemininde dua edildiğini söyledi, hatırlattı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, güzel bir yönden yaklaşmış, isabet. O yönünü, İttihad-ı İslam yönünü, dindarlık yönünü Atatürk’ün dindarlık yönünü Tayyip Hocam sürekli gündemde tutsun, sürekli gündemde tutsun. Hiç bıkıp usanmasın sürekli gündemde tutsun. Çok büyük fayda meydana gelecektir.

BÜLENT SEZGİN: Belirttiğiniz gibi daha önce bu kadar yoğun değildi, son zamanlarda.

ADNAN OKTAR: Mesela şimdi bunu söyledi çok güzel. Mükerrer, mükerrer, mükerrer çok çok iyi olur. Kaynak var hazır, elde edeceği kaynaklar var. Oradan aktarılmada çok büyük fayda var.

Evet. Tayyip Hocamız’ın Cumhurbaşkanlığını kutlayalım. Tayyip Hocam’a yakışır. Tabii bununla bırakmayacağım. Tayyip Hocamız’ı bir de Eski Ordu Marşı’yla kutlayalım, inşaAllah. Allah muvaffak etsin inşaAllah hayır, bereket versin. Türkiye’nin kaderi dünya hâkimiyeti. Böyle, Cenab-ı Allah böyle görev verdi Türkiye’ye.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a görevini devrederken kardeşlik vurgusu yaptığı konuşmasında “Görevimi 40 yıllık bir dava arkadaşıma, kardeşim Recep Tayyip Erdoğan’a devretmekten şeref duyuyorum. Cenab-ı Allah mahcup etmesin. Sayın Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin önemli yol alacağından eminim. Görevimi devrederken müsterihim” şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: Yaratan güç onu getiriyor, onu götürüyor, onu getiriyor, onu götürüyor imtihan dünyasını dizayn ediyor Allah. O imtihanın bölümleri, parçaları. Ama Türkiye için Cenab-ı Allah hayır diledi, güzellik diledi, bereket diledi, nur diledi. Zamana yayarak Yaratan bunu yapıyor. Bir vakti merhunu var bu olayın oraya doğru gidiyoruz. Daha önce müsaade etmiyor. Tam o tabloya uygun olmasını sağlıyor Yaratan Güç.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan Çankaya Köşkü’nde gerçekleşen devir teslim törenindeki konuşmasında şu mesajları verdi; “91 yıllık cumhuriyet tarihimizde, 2000 yıllık Türk tarihinde ilk kez devletin başındaki isim milletimizin tercihiyle belirlenmiştir. Bugün kapanan dönem eski Türkiye dönemi kapıları ardına kadar açılan yeni dönem ise cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki ruhu taşıyan yeni, büyük Türkiye dönemidir. Bu kutlu vazifeyi tevdii eden milletime teşekkür ediyor, emanetine sımsıkı sahip çıkacağımı vurgulamak istiyorum.

ADNAN OKTAR: İyi, güzel konuşma ama hakikaten eski Türkiye, hatırlamak istemediğimiz Türkiye. Yeni Türkiye ferahlık Türkiye’si. Halka, millete saygı duyulan Türkiye. Şu an millet iktidarda, millet saygı görüyor. Millet değerli oldu, daha değerli oldu bazılarına göre diyorum ama bazı kişilerin mantığına göre. Bazı yıllarına göre millet değerli değildi, az değerliydi, kendileri değerliydiler. Ama şu an milletin değeri onlarca da tescillendi. Millet başından beri değerliydi, onlar anlamıyordu. Şu an anlar hale geldiler, konu bu. Eski Türkiye’yi hatırlamak dahi istemiyoruz. Konu bitsin.

Evet, bayan arkadaşlarımızın ilminden, irfanından da istifade edelim.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey dünyanın yaratılışında çok mühim dengeler var. Bunlara sadece bakarak bile aslında tesadüf olmayacağını insan çok kolay anlayabiliyor. Bunlardan bir tanesi örneğin eğer dünyanın yer çekimi biraz daha az olsaydı; dünyada gerekli olan su tutulamayacaktı atmosferde böylece yaşam olmayacaktı. Ama yer çekimi biraz daha fazla olsaydı,  bu sefer de çok ağır olan metal gazlar tutulacaktı. Atmosfer bu sefer yaşama uygun olmayacaktı. Bu şekilde çok uzun bir liste var. Fakat tek bir tanesinden bile biz tesadüfen yaşamın oluşamayacağını anlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Hakikaten kâinatın yaratılışında açılar, yöntem, sitil baştan sona mühendislik harikası baştan sona. Hücrede öyle, kâinatta öyle, atomlarda öyle, her yerde bu harika sistem kendini gösteriyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Big bang’le ilgili de bir tane hesaplama vardı. Eğer ilk patlama anında o patlamanın hızı 100 bin milyon çarpı milyonda bir daha az olsa, evren genişleyemeyecek hemen içine çökecekti. Aynı oranda yani 100 bin milyon çarpı milyonda bir biraz daha hızlı patlasa aşırı hızlı genişleyecek bu sefer dağılıp gidecekti, galaksiler oluşamayacaktı.

ADNAN OKTAR: Mesela yaratılışın ispatı bu işte. Sırf tek başına bu yaratılışın ispatı.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey yine bu hassas ölçülerden bir tanesi; atmosferdeki gazların oranı, atmosferdeki oksijen oranı yüzde 21, eğer bu oran daha az olsa canlıların yaşayabileceği bir ortam olmayacak. Teneffüste, nefes almada problem yaşanacak. Eğer daha fazla olsa bu durumda da en ufak bir ısınmada sürekli yangınlar çıkacak. Dünyadaki hayat yine yaşanmaz hale gelecekti.

ADNAN OKTAR: Her yerde nefis bir mühendislik kendini gösteriyor.

GÖKALP BARLAN: Yüce Yaratan da Kitap’ında “gözünü çevirip gezdir” diyor “çatlaklık görüyor musun? Tekrar gözünü çevirip gezdir. O göz hiçbir çatlaklık bulamayıp tekrar sana yorgun olarak dönecektir.”

ADNAN OKTAR: Yorgun olarak. Yorgunluğun sebebi umudunu kesmiş. Çünkü ucu bucağı yok. Katrilyon desen katrilyon değil. Katrilyon çarpı katrilyon desen bitecek gibi değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, dün Cumhurbaşkanımız Kongre’de yaptığı konuşmasında yine sizin sık sık vurguladığınız bir konu dikkat çekiciydi. Şöyle dedi; “Eski Türkiye toplumun potansiyel bir tehlike, tehdit, düşman olduğu algısına dayanıyordu.

ADNAN OKTAR: Çok hayati bu, direkt böyleydi doğru. Ve bunun millet müthiş acısını çekti.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye’de topluma rağmenciliğin sonu gelmiştir, millete rağmenciliğin sonu gelmiştir. Yeni Türkiye’de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur. Bütün vatandaşlar eşittir.

ADNAN OKTAR: Bir daha bu haberi baştan sona oku, en başından.

BÜLENT SEZGİN: Dün Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan kongrede yaptığı konuşmasında sizin sık sık vurguladığınız bir konu dikkat çekiciydi. Şöyle dedi; “Eski Türkiye toplumun potansiyel bir tehlike, tehdit, düşman olduğu algısına dayanıyordu. Türkiye’de topluma rağmenciliğin sonu gelmiştir, millete rağmenciliğin sonu gelmiştir. Yeni Türkiye’de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur. Bütün vatandaşlar eşittir.

ADNAN OKTAR: Şahane, şahane. Konu bu kardeşim; yeni Türkiye. Eski Türkiye’den artık böyle yani bıktık o üsluptan. Her yerde, herkese kuşku bu nedir bu? Vatandaşı hapishaneye doldurma ruhu vardı bazı tiplerde. En güvenli vatandaş hapishanede olan vatandaş. “Gözümün önünde olsun şöyle”  diyor yani. “Yemeğini de ben vereyim, hapiste yatsın ne yaptığını göreyim ben, gözümün önünde olsun” diyor. Mantık buydu. Sistem buydu. Ve kök söktürdüler millete yıllarca. Biz yani AK Parti’nin karakaşına kara gözüne değil, bu olaya sevgi duyuyoruz. Bu olayı beğenmiyoruz.  Tayyip Hoca da tabii bunun çilesini çeken insan. Acısını çekti, daha hala da çekiyor acısını. Çeksin daha da çekecek. Çileyle yaşadı, çileyle ölecek. Cenneti istiyorsa böyle. Burası rahatlık yeri değil.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Ankara caddelerinde milletin sevgi gösterileriyle karşılandı. Fotoğraflar da vardı görmek isterseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Tayyip Hocam’ı böyle şeyler hiç ilgilendirmez, onun derdi günü ahiret. Güzel tabii bunlar bir sevgidir, bir muhabbettir ama bunun için yaşıyor değil.  Yani insanlar alkışlasın diye yaşamıyor. Allah için yaşıyor. Allah için de yaşayacak. İnşaAllah.

Doğan Babacan değil, Ali babacan. O da iyi bir insandır ama Ali Babacan. Çok mazlum, çok efendi delikanlı. Ama tabii mazlumları destekleyen geri planda görünmez kahramanlar gerekir. Mazlumu ezmek isterler daima. Kuzu varsa kurtları etrafını alır. Kurtları etkisiz hale getirecek sessiz kahramanlar da olması lazım. Gizli kahramanlar da olması lazım. Tabii kanunla hukukla.

Evet, dinliyorum. Evet.

AYLİN KOCAMAN: DNA’yı binlerce sayfalık bir kitap gibi düşünürsek, DNA’nın üzerindeki protein şifresi sadece üç satır kadar. RNA’nın gelip bu şifreyi alması gerekiyor protein üretilmesi için fakat RNA’nın bu üç satırı bulabilmesi için orada yardımcı proteinler var. Bu şifrenin en başına yerleşiyor ve sanki böyle gece uçak piste iniş yaparken bir sürü ışık olur ya, onun gibi işaret veriyorlar “buradan alacaksın şifreyi” diye. En son bitirdikleri noktada da yine başka proteinler var “burada bitireceksin şifreyi” diye onlar da ona haber veriyorlar ve şifre orada bitiyor.

ADNAN OKTAR: Bunu duyup, bilip de Yaratan’a inanmıyorsa bir adam ben ona ne diyeyim? Bak sırf şu yeterli. Protein bu. Adam akıllı, yol gösteriyor “şunu yapacaksın, bunu yapacaksın” diye. Adam hem görüyor, hem duyuyor, hem işitiyor en faydalı şeyin ne olduğunu biliyor ve talimat veriyor. Proteinden adamlar var içimizde. Sırf proteinden oluşuyor.

DİDEM RAHVANCI: Adnan Bey başka bir proteinin görevi de vücuttaki bütün süresi geçmiş ve bozulmuş proteinleri tespit etmek, bunun adı ubukitin proteinleri. Teker teker gidip hepsini etiketliyorlar. Bozulan proteinleri ve protezeom hormonuna yolluyor. Bu hormon da onları tekrar aminoasitlere teker teker parçalayıp tekrar protein sentezinde kullanılmak üzere görev yerine gönderiyor. Bu şekilde günde yaklaşık 176 milyon yeni protein üretiliyor vücutta. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum Fikret Bey sizi.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey çözüm süreciyle ilgili geçen gün Aysel Tuğrul’un bir açıklaması olmuştu. Sürecin en kritik aşamada olduğunu ileri sürdü ve PKK’nın en güçlü döneminde olduğunu iddia etti. “İsterse savaş seçeneğine yönelebilir PKK ve sonuç da alabilir” dedi. Öcalan’ın müzakere koşullarının oluşturulmasını birinci şart olarak öne sürdü.

ADNAN OKTAR: Bunda benim gördüğüm eninde sonunda bölünmeye dayatacaklar savaş şartı bilmem ne falan. İdris Baba’nın elinden biz aldık sizi. İdris Baba sizi öttürüyordu adeta. Değil mi İdris Efe? Eğer bakanlıktan alınmasa PKK diye bir şey kalmayacaktı. İdris Naim Şahin bordo berelileri devreye sokmuştu, özel harekâtçıları devreye sokmuştu nal toplatıyordu. Ben bak en yetkili ağızdan ben bunu duydum.  En yetkili ağızdan yani en en en en. “Normalde bitireceklerdi” diyor inşaAllah ama işte müsaade etmedik falan gibi buna benzer. Yani “diz çöktükleri için, vazgeçtikleri için, barışla halletmeyi kabul ettikleri için bıraktık” dediler yoksa kazıyacaktı ordu. IŞİD’i engellemişler de böyle kahramanlarmışlar da yok Türkiye’ye girseler darmadağın edermişler de. İŞİD sizin hoşafınızı çıkarır. 48 saatte bir tanenizi bırakmaz. Ama biz kan istemiyoruz. Rezalet istemiyoruz. Istırap, acı istemiyoruz. Akılla, fikirle, ilimle, irfanla olsun istiyoruz. Nereye kabadayılık yapıyorsunuz? Nereye kabadayılık yapıyorsunuz? Her yerden sıkışmış vaziyettesiniz. Türkiye buradan bastırsa öbür taraftan da başkaları bastırsa mahvolurlar yani. Ama bu istenen bir şey değil. Ama durup durup bize de kabadayılık yapmasınlar.

AYLİN KOCAMAN: Suriye’deki durumu da bahane gösteriyorlar Adnan Bey. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Rojova’da durum böyleyken silah da bırakamayız” dediler geçen gün.

ADNAN OKTAR: Canım Rojova mojovası var mı? Silah hiçbir şekilde bırakmazlar. Asla hiçbir zaman. Ben en başında söyledim, kesintisiz söyledim, hiçbir zaman için bırakmazlar, öyle bir şey olmaz. Ta ki o kutlu şahıs gelinceye kadar. O zaman PKK hakkında konuşma yapmamız için imkânımız olmaz çünkü ruh olacaklar. Hiç söylemeden. “Tuzun suda eridiği gibi” diyor “onu gördüğünde erirler” diyor bak.  “Tuzun suda eridiği gibi”  tuz nasıl elde tutulan bir cisimdir. Suya attın mı ne oluyor? Yok oluyor. “Buhar olacaklar” diyor. Allah’ın elçisi. “Buhar olacaklar” diyor. Konu bu, karmaşık bir şey yok. Ama durup durup kabadayılık yapmak Türk milletinin onuruyla oynamaya kalkmak, saygıya uygun bir hareket değil. Herifin eline silah vermişler, onun heykelini yapıyorlar. Hem de silahlı, tüfekli, pusatlı falan. Mehmetçiği şehit eden adamın heykelini dikiyorlar. Mehmetçiğin olduğu bir ülkede Mehmetçiğin şehit olduğu bir ülkede bunu yapıyorlar. Arkasından da kabadayılık. Tabii en güzel çözüm ilimle, irfanladır. Akılladır. Onun için biz de hep ilimle, irfanla meseleyi halletmeye çalışıyoruz. Sen kabadayılıkla halledeceksen şu ana kadar niye bekledin kardeşim? Otuz yıldır, kırk yıldır niye bekledin madem kabadayılıkla oluyor bu iş? Durup durup ne kabadayılık yapıyorsun?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey miyav diyen tatlı bir bebek vardı videosu uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım, maşaAllah.

Oktar’ın Allah canını bağışladı. İslam’a, Kuran’a hizmet ettiğini gördüğü için canını bağışladı. Yoksa öyle bir hastalıktan dünyada kurtulan yok. Bak dünyada tek vaka. Tıp literatüründe yok, kurtulan yok. Mutlaka ölümle bitiyor. Allah İslam için, Kuran için canını bağışladı.

OKTAR BABUNA: Sizi de vesile etti Hocam Allah razı olsun maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında yayınlanan yeni yazılarınız şu şekilde. İngiltere’de basılan İslam Today isimli dergide “Fiziksel ve zihinsel tembellik din ahlakına göre yaşamayı engeller” başlıklı yazınız yer aldı. Tunus’ta basılan Damir Gazetesi’nde “Seçim sonrası yeni Türkiye” isimli yazınız Arapça olarak yayınlandı. Bosnia Times isimli sitede sizin “Enerji sektörü için yeni fırsatlar sunuyor” başlıklı yazınız İngilizce ve Boşnakça olarak çıktı. İngiltere’de çıkan Voix isimli dergide iki yazınız yer aldı. Yazılarınızın başlığı “Önceliklerimizi belirlemek” ve “Türkmenler Irak’ın bölgesel birliği için anahtar.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel.

Evet, ilminizden, irfanınızdan istifade edelim.

OKTAR BABUNA: Gözle nereye baksak net olarak görüyoruz anında çok büyük mucize. Normalde mercek var. Mercek ışığı kırarak retinanın üzerine düşürüyor. Fakat bunu yapması için deneme yanılma metoduyla çalışması lazım. Yani ışık geldiğinde kısaysa biraz daha uzatacak biraz daha, belki arkaya düşürecek tekrar geri alacak, hiç böyle olmuyor. Beyindeki merkezden gelen emirle mutlaka anında biz düz olarak görüyoruz. Görüntü hiç gidip gelmiyor.

ADNAN OKTAR: Tabii kamera sisteminde bulanık oluyor çektiklerinde, sonra onu zumlayıp normal hale getiriyorlar. Ama gözün böyle bir derdi yok. Tabii bu düşünene, ince düşünene, hayretle bakana, sanatçısını görebilene.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Genler DNA üzerinde protein kodlayan bölgeler. Mesela insan DNA’sında 25 bin tane böyle bölge var. Yüzde ikisini oluşturuyor DNA’nın. Bir tanesi proteini üretiyor. Ama genler düz değiller; protein kodlayan bölge var, kodlamayan bölge. Kodlayan, kodlamayan bölge gibi ayrılıyor böyle. Onların hepsi sonra kesilip aralarında kırpılma metoduyla değişik kombinasyonlar oluşturuyor. Mesela bir gen birden fazla protein üretilebiliyor. Sinekte böyle bir gen var. 95 tane protein kodlayan bölge var, aralarında kodlamayan bölgeler var. Bunların kombinasyon sayısı 38 bin. 38 bin tane değişik protein üretebiliyor. Fakat hangisinin hangi zamanda üretileceğinin emri veriliyor. Ve sadece o üretiliyor. Bu nasıl oluyor? Bilinmiyor.

ADNAN OKTAR: Bilemedikleri konuların haddi hesabı yok. Bildiklerinde de sanat ortaya çıkıyor. Müthiş bir akıl ortay çıkıyor. Çok girift ince planlar ortaya çıkıyor. Bir Yaratan bütün ihtişamıyla gücünü onlara gösteriyor. İstedikleri kadar anlamazdan gelsinler ama sonunda anlamaya başladılar.

BERİL KONCAGÜL: Adnan Bey kulağımıza her saniye 400 bin ses geliyor. Beyin sapı gelen seslerin yankılarını engelliyor. Yankılarını duymayalım diye. Beyin de ilgili olan sesi bize duyurup diğerlerini eliyor.

ADNAN OKTAR: Mesela bunun hiçbir mantığı yok. Hepsi duyulurdu açık olarak. Ama Yaratan Güç insanın rahatını ve konforunu ince ince planladığı için hep konfora ve rahatlığa yönelik güzellikler var.

“Bosna Hersek sizi izliyor şu an” diyor “sizi burada çok seviyorlar, “çok beyefendi bir âlimdir” diyorlar.” Âlim değiliz, Hoca da değiliz. Herhangi bir vatandaşım. Ama ilmi arıyorum, bilgiyi arıyorum.

“Sizin adınıza gurur duyuyoruz, saygılar efendim.” diyorlar, teşekkür ediyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP Gurup Başkanvekili Engin Altay mecliste Sayın Erdoğan yemin etmeden önce Cemil Çiçek’e karşı içtüzük kitapçığını fırlattı. Bunun üzerine CHP gurubu topluca genel kurul salonunu terk etti.

ADNAN OKTAR: Siyasetçi, siyasi bir gurup tabii ki fikirlerine, eylemlerine saygı duymak durumundayız. Ama ben olsam yapmazdım. Ama protesto eylemleri olabiliyor, işte bu tip şeyler oluyor. O siyasete bir hareketlilik getiriyor. Bağırıp çağırmalar oluyor, şunlar bunlar oluyor klasik siyasetin gereği oluyor bunlar. Ama ben tabii ben klasik siyaseti o anlamda kabul etmediğim için bana yabancı geliyor. Ama öbür Tayvan’da falan sille tokat birbirlerine giriyorlar. İngiltere parlamentosunda da öyle. Acayip kavgalar oluyor. Gelenek onlarda. Adam bir şey konuşuyor başbakan falan adam bas bas bağırıyor. O da ona bağırıyor. Bir şeyler oluyor. Acayip ortam. Ama onlara göre o hoş, doğal. Bana şaşırtıcı acayip geliyor yani.

KARTAL GÖKTAN: Selahattin Demirtaş da “nezaket ötesi bir durum” şeklinde bir açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Evet, o da nezaketli şekilde eleştirmiş. Kitapçık atma daha önceden gelen bir gelenek. Necdet Sezer atmıştı daha önce. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hocam 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Sayın Erdoğan’ın yemin törenine katılmayan CHP’yi “bu bir sivil itaatsizliktir, ben vekil olsam yemin törenine giderdim” diyerek eleştirdi.

ADNAN OKTAR: Olmaz tabii. Makama saygı açısından önemli. Ama olabilir yani. Siyasetin özgürlük anlayışı içerisinde yine de saygı duyarım. Ama benim inancıma aykırı. Ben olsam yapmam.  Evet.

KARTAL GÖKTAN: Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Görmez, “Din konusunda en tehlikeli hususlardan bir tanesi din mensuplarının kendi dinleri konusunda cahil bırakılmasıdır” dedi. Görmez, “Din eğitimi, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan bir tanesidir. Bir ülke istediği kadar din özgürlüğü versin, sağlıklı bir din eğitimi verilmediğinde o insanların bu özgürlükleri kullanması mümkün değildir” dedi.

ADNAN OKTAR: Din eğitimi ama gelenekçi Ortodoks din eğitimi mi? Kuran’a dayalı din eğitimi mi? Sevgi dolu bir din eğitimi mi? Mesela IŞİD de din eğitimi veriyor. Bak, dehşet saçıyor. Adam çakıyla adam kesiyor. Diyor ki adam, “Daha önce böyle adam kesmeyişimizin nedeni cahillik” diyor. “Din eğitimi almadığı için bu adamlar bu hale geldiler” diyor. “Gecikmiş bir olayı yapıyoruz biz” diyor. Ve adam, insanları doğruyor. Yani cahil olduğunun farkında değil. Cehaleti ilim zannediyor. İlmi de cehalet zannediyor. Karma bir kavram karmaşası var. Dolayısıyla yani Ortodoks, gelenekçi, Sünni bir eğitim şu an IŞİD’e yoğun olarak veriliyor. O kesmelerinin hepsinin kaynakları var adamların. Sorduğunda sana ayetle, hadisle açıklar; ama samimiyetsiz. Diyanet İşleri Başkanımız tabii bu hususa da giremiyor. Ama ne dediğini de biraz muğlak kalıyor. İyi niyetle söylemekle beraber muğlak kalıyor. En iyi şekilde eğittiğinde gelenekçi eğiteceksin. Başka nasıl eğiteceksin? Gelenekçi Ortodoks eğiteceksin. O zaman da bu tip olaylar çıkıyor işte. Hepsinde olur demiyorum ama genelinde olabiliyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın sonuna geldik. Yarın görüşmek üzere. Hayırlı geceler. 

Masaüstü Görünümü