Harun Yahya

Sohbetler (30 Ağustos 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımız başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz. Herkes hoş geldi. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün bildiğiniz gibi 30 Ağustos Zafer Bayramı. Tüm milletimizin bayramını kutluyor, Atatürk ve silah arkadaşlarına, ayrıca tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

ADNAN OKTAR: Bayramlar evet birleştirici, maneviyatımızı artırıcı, şevkimizi artırıcı güzel günler.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Atatürk Kültür Merkezi tören alanında ve diğer yerlerde törenler oldu. Ankara’da ilk tören Anıtkabir ziyaretiyle başladı. Daha sonra Atatürk Kültür Merkezi tören alanında protokolde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tokalaşmak için hamle yaptığı Sayın Kılıçdaroğlu karşılık vermeyince Cumhurbaşkanı’nın da ani bir şekilde yerine oturması dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Böyle şeyler olmasa daha güzel tabii. Bir dostluk ortamı, sevgi ortamı olsa daha güzel.

30 Ağustos Zafer Bayramları’nda küçükken titizlikle provaları izlerdim. Ankara’da hipodromda yapılıyordu o gösteri yürüyüşü yani o alanda, erkenden gidiyordum, sabah erkenden, yanımda teybim bu gösterilerin aynısı oluyordu. Askeri araçların geçişi de benim çok hoşuma gidiyordu, tankların falan geçişi. O, yeni yeni orijinal silahlar oluyordu, teknik yönü hoşuma gidiyordu tabii garip görünmesi, yoksa can yakıcı yönü tabii ki istemeyiz. Jetlerin alçaktan uçuşu çok hoşuma gidiyordu. Tam alçaktan uçuş yapacak yere geliyordum, orada duruyordum, tepemden geçiyorlardı böyle. Ama yeri göğü yıkıyor, acayip ses çıkartıyor. Yani bayağı kuvvetli ses çıkartıyor. Ertesi gün de törenlere giderdim baştan sona kadar izlerdim. Mehter Takımı’nın geçişi benim için çok önemliydi. Kılıç çekildiğinde böyle şimşek gibi çakıyor, şöyle hafif bir hareket ettiğinde pırıl pırıl parlıyordu. Ben Mehter müziğinin bitmesinden çok rahatsız olurdum. Bittiğinde tak-tuk çalarak gidiyorlar ya, halbuki o sonuna kadar gitmesi gerekir diye düşünürdüm. Çocukluk hatıralarımız olarak tabii. O devirde çok hoşuma gidiyordu yani çok heyecan duyduğum önemli gördüğüm törenlerdi. Sonra herhalde törenlerde askeri geçiş, askeri araçlar yasaklandı gibi geliyor bana. Yanlış mı biliyorum?

TARKAN YAVAŞ: Devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Var mı yine?

TARKAN YAVAŞ: Bugün vardı, evet. Askeri araçlar vardı.

ADNAN OKTAR: Var mıydı? Ben öyle bir ara duydum da askeri geçiş olmayacak falan gibi. Neresi için onu söylediler? 19 Mayıs gösterileri için mi dediler?

TARKAN YAVAŞ: Evet 19 Mayıs için galiba Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet bir yerlerde öyle bir şey duydum ama tam hatırlayamıyorum. Yani bayramlar, dini bayramlar olsun, öbür bayramlar olsun çocukluğumda beni çok şiddetli etkilerdi, çok çok hoşuma giderdi. Şimdi de hoşuma gidiyor ama çocukken etkisi daha şiddetli oluyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, 30 Ağustos’un yıl dönümünde Anıtkabir’e çok sayıda ziyaretçi geldi. Fotoğraflar vardı uygun görürseniz gösterebiliriz. Çekilen fotoğraflardan birinde başı açık ve kapalı genç kızların bir arada Atatürk’ü ziyaret etmesi yeni Türkiye fotoğrafı olarak yorumlandı. Başka bir karedeyse Atatürk’ün mozolesi önünde dua edenlerin görüntüsü yansıdı.

ADNAN OKTAR: Evet güzel, güzel. Çünkü Atatürk hakikaten rahmetli, bağnazlığın kapısını kapattı. Yoksa şu an IŞİD falan buralarda at oynatırdı. Yani çok rahat olurdu. Aynı Mısır gibi olurdu, Irak gibi olurdu, Suriye gibi olurdu hallaç pamuğuna döndürürlerdi ortalığı, hatta daha da beter olurdu yani Allah vermesin. Atatürk Rahmetli iyi bir zemin oturttu, zemini de pekiştirdi kendi sağlığında da, muazzam tedbirler aldı. Bağnazlığı ucu ucuna engelleyebildi. Bak, bağnazlığın şiddeti, acımasızlığı ne kadar geniş boyutlu düşün. Bunca alınan tedbire rağmen ucu ucuna dengelenebildi.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yargıtay Başkanı Ali Alkan Başbakan Davutoğlu’na nezaket ve tebrik ziyaretinde bulundu. Ziyarette Başbakan’ın Adli Yıl Açılış Töreni’ne katılmayacağı açıklandı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ı sıkıyorlar da onun için. Yaşını başını almış bir insan, çok stresli bir hayat yaşıyor, zorluklar içinde yaşıyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Zaman yazarı Mehmet Kamış, bugünlerin Makarti Amerika’sı, Nazi Almanya’sı, 28 Şubat Türkiye’si gibi kimsenin sahiplenmeyeceği, birlikte anılmak istemeyeceği bir dönem olarak hatırlanacağını söyleyerek; “insanlara inançları veya aidiyetlerinden dolayı kanunların yazmadığı şeylerden suçlandığı, tehdit edildiği, devlet gücüyle kanunsuz şekilde sindirildiği bu dönemler tarihe hep yüzkarası zamanlar olarak geçmiştir” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Abdurrahman Kurt AK Parti milletvekili, selamı varmış. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Çok efendi o delikanlı, çok çok efendi. Tam bir Müslüman, çok dürüst, saygılı, hürmetli. Kürt benim aslanım, Kürtler’in o güzel ahlakını mükemmel ifade den çok asil bir delikanlı. Tevazusu, nezaketi, hürmeti, genel kültürü, efendiliği, dindarlığı her şeyi mükemmel, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin.

Valimiz çok yakışıklı, İstanbul Valisi. Osmanlı sultanlarına benziyor, yandan falan profilden bir saray asaleti var üstünde. Çok efendi, çok sevdiğimiz bir insan, Allah ömrünü uzun etsin.

“Ertesi gün işe gitmeyeceğimiz için sonuna kadar buradayız” diyor. “Sizlerle olmak ne güzel” diyor.

“Hocam hala internetin kota ve adil kullanım problemi sorunu çözülmedi. Tekrar canlı yayında hatırlatabilir misiniz?” diyor. Bunu hem Cumhurbaşkanımız’a söyleyelim, hem Başbakan’a söyleyelim. Bu büyük bir dert, Türkiye’nin en büyük dertlerinden biri bu. Eğitimi kilitleyen bir sistem bu. Bu beladan Türkiye’yi kurtarsınlar.

Valimizi Sayın Davutoğlu çok iyi değerlendirsin, şahane bir insan o. Sakın onu emekli etmesinler, emekli edip bırakmasınlar. Çıkarabildikleri kadar çıkarsınlar. Öyle bir insanı kolay kolay bulamayız. Böyle insan kolay kolay yetişmez. Gerçi İstanbul gibi bir vilayetin valisi yapmakla taltif etmiş oluyorlar ama daha da üst makamları hak ediyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tayyip Bey’in, Sayın Tayyip Erdoğan’ın dünkü konuşmasında şöyle bir sözü olmuştu Adnan Bey: “Yerin altı ismi bilinmeyen yüz binlerce insanla dolu. Biz de onlardan biri olacağız” şeklinde bir sözü oldu.

ADNAN OKTAR: Geçenlerde söyledim, isimsiz kahramanlardan bahsettim. Onlar hakikaten sessiz sedasız kaldırılıyor. Gizli kahramanlar onların cenazesini kaldırır. Fazla da sesi duyulmaz öyle şeylerde. Türkiye’de öyle çok fazla sessiz kahraman, gizli kahramanlar vardır. “Ben de onlardan biriyim” diyor. Güzel demiş, iyi demiş. O ekibe katmış kendini iyi yapmış.

Almanya’da karı-koca iki sevimli gelmiş demin burada konuştuk. Hanımı harikulade güzel. Alman; Müslüman olmuş çok efendi, elinden yüzünden nur akıyor. Eşi de Hz. Mehdi (a.s) aşığı. Diyor ki; “Hocam, cemaatlere gidiyorum, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyorum, adamlar alerji duyuyor” diyor. “Öyle bayağı cemaat gezdim, hiç biri Mehdiyet’ten bahsettirtmedi” dedi. “En son Şeyh Nazım cemaatine gittim” diyor, Şeyh Nazım Hoca’nın dergahına, “Orada Hz. Mehdi (a.s) konusu gündem” diyor. “İçim açıldı ondan sonra başladım faaliyete” diyor. Gelen hanım da “Şeyh Mehmet Efendi’yi de çok seviyorur” dedi. Dedim doğru yoldasın, doğru kapıdasın. Şeyh Mehmet Efendi Hazretleri’ne de buradan selam, hürmetler ediyorum. Çok mübarek nurlu bir silsilenin nurlu temsilcisi, altın silsilenin. Şeyh Nazım Hocamız’dan şimdi ona intikal etti. MaşaAllah. Silsile ta gidiyor gidiyor Hz. Ebu Bekir (r.a)’e kadar Hz. Ebu Bekir (r.a)’den Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Hiç kopmadan gelmiş şu ana kadar.

EBRU ALKAN: Adnan Bey savunma sistemimizle ilgili kısa bir bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

EBRU ALKAN: Savunma sistemimizin dendritik hücreler denilen özel bir hücre gurubu var. Bu hücre gurubu bir patojenle karşılaştığı zaman mesela bir bakteriyle karşılaştığı zaman buna zarar vermeden önce bunu yutuyor. Daha sonra alt parçalarını bu nasıl kim olduğu anlaşılacak şekilde hep alt parçalarını bölüp kendi hücre zarı üzerinde sergiliyor ve diğer savunma sistemiyle ilgili hücreler gelip bu zararlı patojenin ne olduğunu kimlik bilgilerini çıkartıp buna göre de tedbir alacak şekilde harekete geçiyorlar. Böyle mükemmel sistem yaratmış Yaratan.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu proteinin aklı. Tek başınayken protein. Satılıyor bu badiciler kullanıyor protein tozu; kabın içinde bir şey olmuyor. Ama insan vücuduna girdiğinde bütün dünyanın insanlarından daha akıllı hale geliyor. Protein tozu insan vücuduna girdiğinde bütün dünyadaki insanlardan daha akıllı hale geliyor. Proteinin üstüne Allah’ın ruhu geliyor. Konu bu.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Kalpte siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah dört tane bölüm var. Kulakçıklar ve karıncıklar. Bütün vücuda kan pompalıyorlar. Burada her saniye bir elektrik sinyali oluşuyor. Sağ kulakçıkta özel hücreler var. Saniyede bir elektrik sinyali oluşturuyorlar ve bütün kalp kasılıyor. Bu sinyal karıncığa iletiliyor yalnız arada bir durak var, o durakta sıfır nokta on iki saniye gecikmeye uğratılıyor. Bu ne daha fazla olabiliyor, ne daha az. Yani bir saniyenin yaklaşık neredeyse beşte biri kadar bir gecikmeye uğratılıyor. Çünkü o zaman kulakçık biraz daha önce kasılıyor, karıncığı dolduruyor. Karıncıktan da vücuda kan pompalanıyor. Sıfır nokta iki olsa olmuyor, sıfır nokta beş olsa olmuyor.

ADNAN OKTAR: Bunu duyup Yaratan’ın farkına varamıyorsa bir insan ben ona ne diyeyim? En hassas teknik aletlerle bile elde edemezsin sen bunu. Bu hesabı kim yapmış? Kalbe bu emri kim vermiş? Uyuyoruz; o habire çalışıyor. Geziyoruz habire çalışıyor.

AYLİN KOCAMAN: Üçüncü haftasında bir ceninin Adnan Bey kalp oluşuyor. Daha fasulyeden biraz büyükken büyüklüğü 22.  günde orada bir hücre topluluğu atmaya başlıyor Yaratan’ın ilhamıyla.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ülkesindeki gençlik formunda konuşan Rusya Devlet Başkanı Putin; batıya Rusya’nın nükleer gücünü hatırlatarak kimsenin Rusya’ya karşı çatışma çıkarmaya aklının ucundan bile geçirmemesi gerektiğini kaydetti. Putin; “Rusya herhangi bir büyük çatışmaya girmekten uzak, bunu istemiyoruz bunu yapmayı düşünmüyoruz” dedi. Ayrıca “günümüzde Rusya’ya karşı büyük bir çatışma başlatma fikrinin kimsenin aklının ucundan bile geçmediğini düşünüyorum” sözlerini de ekledi.

 ADNAN OKTAR: Çok eziyorlar Rusları daha yeni söyledim ya işte bak; o da onun arkasından bu açıklamayı yaptı. Ne olur insanlar güzel yaşasa? Niye? Sevilseler ne olur? Niye o soğuk ülkede onlar tecrid edilmesi gerekiyor? Mutlu olsunlar, mutlu olmayı çok isteyen insanlar. Müzikten zevk alıyor, resimden zevk alıyor. Güzellikten zevk alıyor. Yazık değil mi? Önüne gelen onları tecrid etmek istiyor. O da yalnız kalacağım diye çok korkuyor, Rusya. Önüne gelen “bana müsaade, gideyim” diyor. Dost ol, arkadaş ol, sev. Bir yere gidiyorsan onları da beraber götür. Değil mi? Niye terk ediyorsun? Niye yalnız bırakmak istiyorsun? Sevgi gözüyle bakmaları lazım. Putin de tabii kabadayılık yapıp ülkesinin güçlü olduğunu göstermek istiyor. Zaaf göstermek istemiyor kendince yani herkesin ezeceği bir ülke gibi görünmekten çekiniyor anladığım kadarıyla. Onu buna mecbur etmek de doğru değil. Bu açıklamayı yapmaya mecbur etmek de doğru değil. Biraz egoist davranıyor Avrupa, Avrupa’nın bazı insanları. Koruyucu  şefkat esastır.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey siz Avrupa Birliği ilk “Rusya’ya yaptırım uygularız” dediklerinde gaz almayı, enerji satın almayı denediklerinde şey demiştiniz “hepsi Çin’e satarlar, zaten öyle bir şeye ihtiyacı olmaz Rusya’nın” diye söylemiştiniz. Aynen sizin dediğiniz gibi ilk on gün içinde Rusya’yla Çin arasında 30 yıllık bir anlaşma oldu. Bütün 30 yıllık gazını Çin’e satması şeklinde. Normalde siz çok ön görülüsünüz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki bağlantılı olduğu ülkeler dünyanın yarısı neredeyse.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Putin’in fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Tam olayı anlatıyor.

EBRU ALKAN: Ama bayağı renkli birçok spor dalında resimleri var vekendini sevdiriyor.

ADNAN OKTAR: Yakışıklı olmaktan zevk alıyor. Mesela genç kızlar güzel olsun istiyor, gençler eğlensin istiyor. Mesela motosiklet müsabakaları oluyor onlara gidiyor. Spor müsabakalarına gidiyor. Renkli, hareketli böyle Avrupai bir Rusya istiyor. Kendisi de buna ön ayak oluyor. Böyle soğuk bir Rusya istemiyor. Biraz bu güzel yönü geliştiren tavır içinde olmak lazım. Boğan olmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkeler de enerjilerinin yüzde yüzünü Rusya’dan ithal ediyorlar. Yani tam bağımlılar aslında Rusya’ya.

ADNAN OKTAR: Oradaki insanları sevmek, bütün dünyanın birbirini sevmesi hayati bir konu. Sevilmeyen insan kalmasın.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizden gelen faaliyet haberleri şu şekilde Adnan Bey. Ankara’da kardeşlerimiz Batıkent metro çıkışında 25 kitabınızı, 15 de belgesel CD’sini dağıtmış. Almanya Berlin’de kardeşlerimiz eczanelere, doktorlara ve otellere Yaratılış Atlası hediye etmiş. 30 Ağustos’ta Mersin’de kardeşlerimiz 20 dergi ve 80 belgesel CD’sini esnafa ve halka hediye etmiş. 29 Ağustos’ta Konak terminalinde 300 adet dergi dağıtımı olmuş. Bugün bir kardeşimiz eşiyle beraber Osmaniye esnafına dergi dağıtmış. Ve Denizli’den kardeşlerimiz sizin kitaplarınızı sergilemişler, halka hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Aralarında Cem Behar ve Soli Özer gibi akademisyenlerle, gazetecilerin de bulunduğu bir gurup Yahudi kökenli vatandaşımız bir açıklamayla İsrail’in politikalarından dolayı Türkiye-Yahudi cemaatinin suçlanmasını ırkçılık olarak nitelendirirken, aynı zamanda İsrail’in Filistin halkına uyguladığı şiddet politikalarını da onaylamadıklarını duyurdular.

ADNAN OKTAR: Güzel, fikir özgürlüğü var. İsteyen istediğini konuşabilir. Mesela bu konuşma da özgür bir konuşma olduğunu düşünüyorum, güzel. İnsanlar beğenmediği şeyi açık açık söyleyebilmeli. Beğendiği şeyleri de açık açık söyleyebilmeli. Soli kardeşleri, diğerlerini de tebrik ediyorum özgür konuştukları için. Ama başkası da başka türlü konuşursa o da özgürceyse onu da takdir ederim. Yeter ki özgürlük olsun, baskı altında konuşma olmasın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Abdülkadir Selvi; “2015 yılında PKK’nın silahlara veda ettiğinin ilan edildiği bir yıl olması amaçlanıyor. Bu aşamada bayrak artık Yalçın Akdoğan’da” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Bak otuz kere söyledim. PKK asla ve kesinlikle silah bırakmaz. İsterseniz bir mermer getirin üstüne yazalım. Böyle bir şey olmaz. Silahı bıraktığı an PKK yok olur. PKK’ya sırtını dayayan eğer partiler varsa onlar da buhar olur. Bunlar silahla ayakta duruyorlar. Silah gitti mi bunlar da gider. Onlar da bunu çok iyi biliyorlar. Onun için silah bırakmazlar. Boş yere milleti avutmaya kalkmasınlar böyle bir şey yok. Net açık bu ifadem.

Evet dinliyorum birileri bir şey anlatsın.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında yayınlanan yazılarınız şu şekilde Adnan Bey. Urdu Times sitesinde “seçimlerden sonra yeni bir Türkiye” başlıklı yazınız yayınlandı. Bahreyn’de çıkan Gulf Daily News sitesinde “Libya’da yeni bir oluşuma ve ümit verici bir geleceğe doğru” başlıklı makaleniz yer aldı. Arap News’in İslam köşesinde “Derin iman mümin için tükenmez bir hazinedir” isimli yazınız yayınlandı. Yine Arap News’da ayrıca “Bağnazlıkla mücadele etmek için yaşam kalitesini artırmak gerekir” isimli yazınız yayınlandı. Weekly Blitz sitesinde “Irak-Şam bölgesinde büyüyen tehlike” isimli makaleniz yer aldı. Aynı makaleniz Hindistan’da çıkan milli gazetede de yayınlandı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel, ne güzel. İlim irfan saçıyoruz Allah’ın dilemesiyle, Yaratan Gücün dilemesiyle.

Evet, Fikret Bey dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey hükümet çözüm sürecine katkı için Kürtçe’yi seçmeli ders yapmış ve okullarda ücretli öğretmenlik formülünü uygulamıştı. Milli Eğitim Bakanlığı bu yıl ilk defa bu seçmeli dersler için kadrolu öğretmen ataması yapacak.

ADNAN OKTAR: Tamam, Kürtçe öğrenmek isteyen varsa öğrensin gayet normal. Çerkezce, Kürtçe, Lazca. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bir video gösterebilir miyim size sevimli bir baykuş?

ADNAN OKTAR: Baykuş, bakayım. Ben bunu yutarım, hakikaten bir lokmada yutarım. Saftiriklik, masumluk, şekerlik hayret bu kadar tatlı olması. Kuşkulu bulmuş ortamı ama gene de mutlu. Anlamaya çalışıyor olayı.

Evet, dinliyorum.

ESRA EMİN: Ben bir örnek verebilir miyim canlılardan Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

ESRA EMİN: Siz daha iyi bilirsiniz. Çöl bölgesinde yaşayan akrepler var. Bu akrepler gündüz vakti dışarı çıkmıyorlar. Çünkü çöller buharlaşmanın en çok olduğu yer dünya üzerinde. Ve kendilerine çok özel bir yuva inşa ediyorlar. Bu yuva çok özel bir mimarlık harikası. Bilim adamları tarafından bu yuvanın incelemesi yapılmış. Ve yuvanın en sonunda kendilerine çok özel bir dinlenme odası inşa ettikleri ortaya çıkmış. Bu dinlenme odasında buharlaşma çok az oluyor, bu sayede canlın burada çok rahat bir şekilde gündüz vakti dinlenebiliyor. Fakat canlının çok önemli bir problemi var. Gece avlanması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Akrep Hanım de.

ESRA EMİN: Akrep hanımın çok önemli bir problemi var. Bu problem soğukkanlı bir canlı akrep hanım. Bu akrep hanım gece vakti avlanması gerekiyor fakat güneş ışığı gece vakti yok. Fakat yine yuvasının bir özelliği. Yuvasında bir alanda enerji depolayabiliyor. Yani gece vakti de sıcak bu bölge. Bu sayede canlı dışarı çıkıp avlanabiliyor. Ve hayatını bu şekilde sürdürebiliyor. Çok önemli bir nokta bütün canlıların Yaratan’ın ilhamıyla hareket ettiklerinin bir göstergesi. Çünkü bu canlının kendine ait bir aklı yok. Ancak ilham sayesinde böyle bir yuva inşa edebilir.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Akrebin aklı hayret edilecek bir akıl, fiziği hayret edilecek bir fizik, kollar, zehir sistemi. Ama uslu bir hayvan. Ben ne zaman bir akrep yakalasam bayağı sakin bekliyor. İstanbul’da ne çok akrep var, hayrettir kaynıyor adeta. Hiç umulmaz İstanbul büyük bir şehir. Ben Ankara’da akrep görmezdim ama burada çok niyeyse.

AYLİN KOCAMAN: İstanbul’un akrebi meşhur.

ADNAN OKTAR: Öyle mi? Siyah akrep. Ama ben hiç şu ana kadar “akrep soktu, şu oldu, bu oldu” falan diyen kimseyi görmedim. Güzel huylu hayvanlar. Öyle sessiz sedasız bekliyorlar.

EBRU ALTAN: Adnan Bey bazı akrep türlerinde karın kısmında bir uzantısı var. Burada kimya laboratuvarı gibi bu uzantıyı yerdeki kimyasal maddelerin ölçümünü yapmak için kullanıyor.  Ve avını bu şekilde takip edebiliyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

ERDEM ERTÜZÜN: Bacaklarında da şöyle bir sistem var. Yere basınç olduğunda, yakından bir canlı geldiğinde bacakları o titreşimi algılayıp ne taraftan geldiğini ve yakınlık uzaklık da tespit edebiliyor.

ADNAN OKTAR: Şu insanın yapabileceği bir şey değil. Akrebin marifetlerini say say bitmez. Epey oluyor böyle enik cücük bakla böcük duvara doluşmuşlar bir ara gördüm anneleri ortada ufacık, küçücük onlar da minik minik ama vücut incecik çöp gibi kepçeleri kocaman. Onlarda annesinin çevresinde ekip olmuşlar. Herhalde yeni gezintiye çıkartmış annesi anladığım kadarıyla. Normalde annesi bunları sırtlarında geziyor. Doluşuyorlar dolmuşa binmiş gibi hep beraber gidiyorlar. Allah’ın hikmeti Allah mesela onları da öyle ürkütücü, ölümü hatırlatan bir hayvan olarak yaratmış. Ama onlar tabii kaderin izinde hareket eden varlıklar.  Allah ne derse onu yapıyorlar.

O Yılancı Hacı Macit vardı rahmetli, Uğur Dündar program yapmıştı. Mesela hayvan ilerleyemiyor Hacı Macit’in dua ettiği yerin dışına çıkamıyor. Dua ettiğinde hayvan çözülüyor. Dua ettiğinde yeniden donuyor. Bu çok hayret verecek bir şey ama bunun üstünde pek durmadılar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın sonuna geldik. Yarın görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü