Harun Yahya

Sohbetler (2 Eylül 2014; 09:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Güzel bir parçayla girizgah yapalım.

Ben samimiyim, samimiyim, dünyadan bir beklentim yok. Ben bütün ömrümce bunu gösterdim. Birçok insan beni zengin biliyor. Detay vereceğim, onu anlatmayayım da, hayret edilecek yani. Mahsuru yok, bazı akrabalarım falan da öyle, acayip zengin biliyorlar. Beş kuruşluk malım yok benim dünyada, üstüme hiçbir şey yok, hiç sıfır. Tam tevekkül Allah’a kendimi bıraktım, yeni doğmuş çocuk gibi. Rabbim ne isterse o olur. Benim öyle bir derdim yok.

KARTAL GÖKTAN: Star Gazetesi’nden Mustafa Nihat Yükselir dünkü yazısında; “Bugün Dünya Barış Günü de, barışın kendisi nerede? Dünyada barışın olabilesi için barışı isteyen ülkelerin ve bireylerin olması lazım. Savaşmanın yiğitlik, güçlü olmak olmadığını öğrenmemiz lazım. Savaşmanın bir tür devrilme hali olduğunu bilmemiz lazım” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Kabadayılık yapanlara takdir nazarıyla bakmamak lazım. Kabadayılık; zülüm, acımasızlık, kan burada övünülecek bir şey yok ki. Bak, IŞİD de insanların kafasını kesiyor göğsünün üstüne koyuyor. Bu yiğitlik mi? Sen birçok anneyi babayı mahvediyorsun. Evladını o halde görürse adam ne olur? Müslüman olmasını engellemiş oluyorsun. İslam’ı sevmesini engellemiş oluyorsun. Her yerde zulüm var tabii, bir tek orada değil IŞİD’inki kenarda köşede kalır yani.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Antalya Side’de banyoda temizlik yaparken tuz ruhu ve çamaşır suyunu karıştıran 34 yaşındaki Meryem Kasap adlı bir bayan, havasız ortamda birkaç dakika içinde zehirlenerek hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Bir kere tuz ruhu ve çamaşır suyu, bunlar temizlikte kullanılmaz. Tuz ruhu tek olarak da olmaz. Süper tehlikeli bir madde. Gözüne bir sıçrasa mahvoldu Allah esirgesin. Onun dumanı da ciğerlerini yakar. Asit dumanı çok tehlikelidir. Bir de sen başka daha da şiddetini artıracak madde ekliyorsun, çamaşır suyu kullanıyorsun, çok vahim olur. Öyle temizlik olur mu? Deterjanla olur temizlik, temizlendiği kadar. Olmuyorsa fiziki temizlik olur. Mesela tel fırça şu bu falan olabilir, sert tel fırça. Ama o tarz bir kimyasal madde kullanılmaz bu çok yaygın ve çok büyük bir hata. Satarken üzerine bu tehlikeyi anlatan bir yazı, büyükçe bir yazı konması gerekiyor, bu tip maddelerin satışında. Özellikle tuz ruhu felaket tehlikeli.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, o bayan özel hastaneye kaldırılmış yakınında olduğu için, fakat yeşil kart sahibi olduğu için başka hastaneye aktarılmak istenmiş.

ADNAN OKTAR: Bu o kadar korkunç bir şey ki. Bir hanım zehirlenme şikayetiyle geliyor ve komada. “Adı ne? Yaz bakalım” diyor. “Babanın adı ne, memleket neresi.?” Dalga mı geçiyorsun sen? “Yeşil kartın var mı, kırmızı kartın var mı?” Bu çok büyük bir hata. Devlet, hükümet hemen buna tedbir alsın. Acil gelen adama sorgu olmaz. Ne sorgusu? Mümkünse sadece adını soyadını öğrenirsin o kadar. Yakınları falan varsa yanında adı ne söyledi mi bitti. O da kime hizmet ettiklerini bilsinler diye. Bilmiyorsan bir kod ismi verirsin hiç uğraştırmadan. Kartını martını bırak. Bak canım beni o arada şehit olmuş kızcağız. Yazık günah değil mi? Yeşil kart, kırmızı kart. Bir kere ilgililere dava açılsın. Bir daha da buna kimse tevessül edemez. Sağlık Bakanlığımız hemen tedbir alsın, istirham ediyoruz. Bu çok ürkütücü bir şey. Hasta gelmiş komada, ağır hasta, “Anlat bakalım hangi memleketten geliyorsun? Adın ne soyadın ne, baban nerede doğdu, deden nerede doğdu?” Bari zevklerini falan da sor müzik dinler mi falan? Sen ne yapıyorsun kardeşim, acil gelen adama bu sorulur mu? “Olmaz, bizim hastane müsait değil” diyor. “Yeşil kartı var bunun” diyor. Yeşil kart, kırmızı kart olur mu, vefat edecek Allah esirgesin.  Acil, hiçbir sorgu sual olmaz. Derhal en iyi şartlarda tedavisinin yapılması lazım. Bunu Sağlık Bakanlığı’na dilekçeyle bildirelim. Ayrıca ben buradan da Sağlık Bakanlığımız’dan rica ediyorum, istirham ediyorum. Bu mesela bana çok ıstırap verdi, sıkıldım ben bu konudan. Çok bunaltıcı bu. Aslan gibi delikanlı kız bir hiç uğruna orada şehit olup gidiyor, bir hiç uğruna. Yeşil kart mı, kırmızı kart mı? Bırak yeşil kartı, kırmızı kartı, hemen acil müdahale etsene kardeşim. Niye vakit kaybettiriyorsun? Dakika, saniye beklenmez böyle bir şeyde. Sana ne yeşil kartından, kırmızı kartından? Devlet acilde her ne iddiayla gelirse gelsin mutlaka o hastaneye ödeme yapacağına dair taahhütte bulunsun. Kartı da olur, olmayabilir de, her şey, sigortası vardır yoktur fark etmez, “ben ödeyeceğim” desin devlet. Ve böyle bir sorun da çıkmasın. Ödemese bile hastane vicdanen tedavi etmek durumunda. Geri göndermek ne demek? Tedavide herhangi bir eksiklik ne demek? Ben mesela bu haberi duydum sabah çok sıkıldım, halen de onun rahatsızlığı içindeyim. Bu olmasın. Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu dünya iyisi bir insan, veli tıynetli bir insan, böyle bir haksızlığa asla göz yummaz. Derhal gereğini yapacaktır. Sağlık Bakanımız’a talimat versin, derhal gereği olsun.

“Rabbim hizmetinize kuvvet versin. Hizmetinizin mükafatını bu dünyada ve ahirette nasip etsin. Cennette komşu eylesin” diyor. Suat Çorlu.

Hükümet daha da bir güzel oldu. Tayyip Hocam çok çileleri, acıları üstüne aldı çekildi. Milletin üstünden belayı aldı, üzerine aldı onu kenara çekildi. Onun sevabı ona yeter. Şimdi hükümetin üstünde hiçbir zorluk yok, güneş gibi, istedikleri gibi basıp geçsinler. Hiçbir sıkıntı yok. Tayyip Hocam da çilesi için sevinsin. Çok sevap kazandı, çok sevinsin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyanet İşleri Başkanlığı Başbakan Davutoğlu’na bağlandı. Ortadoğu’da mezhep ve din çatışmalarından dolayı akan kanı durdurmak amacıyla Başbakan Davutoğlu ve Türkiye’nin dini diplomasiye ağırlık vereceği yorumları yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Türkiye’nin maneviyatı var. Davutoğlu da çok efendi bir insan. Nereye gitse huzur götürüyor, nereye gitse ağlayarak sarılıyorlar, seviyorlar. O da yetim yetiştiği için çok içli, o da sevgi dolu, o da ağlıyor. Onun ağlaması gerçek. Onun gözyaşında bereket var. Ama Allah ağlatmasın, Allah güldürsün.

Suat Borçin, “Doğuda işkence halen devam etmekte.” Ama şimdi buna delil vermen lazım. Mesela de, Hüseyin oğlu Remzi Kurt farz edelim, “doğuda yatıyor” de, isim ver. Olabilir ben inkar etmiyorum. Olabilir söyle, bütün gücümüzle bağıralım, duyuralım. Ama bu yuvarlak laf böyle olmaz. “Yıllardır içeride yatan Kürt halkı var.” Türk halkı yok mu, Çerkez halkı yok mu? Suç işleyen herkes içeri giriyor. Bazen suçsuz da giriyor ama giriyor yani oluyor. Ama niye Kürt halkı? Laz halkı yok mu? Türk halkı yok mu? Her türlü kavim var Türkiye’de.

Evet Şeyh Fikret Efendi buyurunuz.

KARTAL GÖKTAN: Estağfirullah. Sayın Erdoğan ilk yurt dışı ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yaptı. Kendisini karşılamaya gelen Kıbrıslı Türkler’e, “Ana ile yavrunun buluşması ne kadar anlamlıysa buradaki buluşma da o kadar anlamdı” dedi. Kıbrıslı Türkler’e güvence verdi. Rumlara ise bir an önce barış çağrısı yaptı. “Garantör ülke olarak Türkiye nasıl görevini yapıyorsa, Yunanistan da görevini yapmalıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne güzel oldu şu Kıbrıs’ı almamız. Vallahi acayip sevindirici bir şey. Çok güzel.

OKTAR BABUNA: Zamanında Kıbrıs’ı Anna Planı doğrultusunda verme gibi bir durum vardı. Siz uçak kaldırmıştınız. Mehter takımı da göndererek orada bir toplantı olmuştu Rahmetli Rauf Denktaş zamanında.

ADNAN OKTAR: Rauf Denktaş’a dedim. “Ceddin Deden’le karşılayın” dedim. Rauf Başkan indi arabadan yer gök inlemeye başladı Ceddin Deden’le. Acayip uçtu ondan sonra Rauf Denktaş, maşaAllah, Rahmetli. Kitapları var. Kuran surelerini tefsir etmiş. Küçük küçük risaleleri var. Öyle dindar bir insandı. Çok emeği geçti Rahmetli’nin. Allah rahmet etsin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, hükümetin yeni dönemde Ortadoğu’da izleyeceği dini diplomasiden kasıt mezhepler üstü bir anlayışla Müslüman toplumlar arasında kardeşlik inşa etmek. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bir nevi İslam Birliği’nin alt zeminini oluşturmaya çalışacak gibi Hocam.

ADNAN OKTAR: Bunun diğer adı nedir? Mehdiyet’tir. Hz. Mehdi (a.s) talebeleri iktidarda. Nurani varlıklar iktidarda. Onun için sırtları yere gelmiyor. Toplam 12 kişi falan asıl çekirdek kadro. En fazla 12 kişidir. Bak, Allah sırtlarını yere getirmiyor. Başkası olsa yüz kere giderdi şu ana kadar. Bir bereket, bir hıfz-i ilahi var. Özel bir koruma var.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Diyanet ilk Cumhuriyet döneminde de Atatürk’e bağlıymış bildiğiniz üzere.

Sanatçıya çok iyi sahip çıkmak lazım. Kolay yetişmiyor sanatçı. Sanatçı, güzelliği insanlara en güzel sunmaya çalışan güzel insanlar demektir. Sanatçının derdi günü güzelliktir. Onlara da o zaman güzel tavır göstermek lazım. Güzel korumak lazım. Güzel sahip çıkmak lazım. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Orman Bakanlığı, yabani hayvanların yazın su içebilmesi için ormanların içine 96 tane su havuzu yaptı. Hocam, Orman Bakanımız Veysel Eroğlu da genelde hep iman hakikatleri paylaşıyor sitesinde.

ADNAN OKTAR: O ona bereket getirir. Allah’ın rahmeti üzerinde olur. Ufacık gibi görünen bir gayret bile Allah katında çok değerlidir. Tek kelime Allah’ı anmaları bereket getirir. Belayı savar. Ferahlık getirir. Bir nur indi milletin üstüne. “İmanlı millet” diyor Bediüzzaman. “Kahraman ordu” diyor. “Hakikat hali göreceği” diyor. “Ve bu dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. Bediüzzaman’ın kıymeti aslında dünya çapında bilinmesinin vakti geldi. Mesela benim gördüğüm Amerikalılar çok iyi onu değerlendiriyorlar Risale-i Nur’u. Yani gizli bir Risale-i Nur hayranlığı Amerikalılar’da var. Üslup, yöntem. Bak, dikkat edin aynı Risale-i Nur’dur konuşmaları, mantık örgüleri. Kuran’a ve Kuran’ın tefsiri olan Risale-i Nur. Onlar çok daha erken fark etmiş bu güzelliği.

Dün Seda Sayan Hanımefendi’nin programını sonradan izledim. Hakikatten çocukların inişi çok muhteşem. Güzellikleri çok muhteşem. Asaletleri çok muhteşem. Seda Sayan Hanımefendinin gösterdiği nezaket ve itinaya teşekkür ediyorum. Mehmet Ali Erbil de gereken efendiliği ve nezaketi gösterdi. Ona da teşekkür ediyorum. Yani bir hassasiyet ve özen gösterdiğini gördüm. Gönlüm kalbim mutmain oldu. Gösterdiği saygı takdire şayandı, güzel. Seda Sayan’ın zekası, kıvrak zekası, insancıllığı ve sevgi dolu üslubu çok güzel. İnce politik ayarları da güzel. Çok akıllı bir hanım. İşte çile, acılar insanı böyle güzelleştirir. Çile ile o akıl derinliğini almış. Istırap ve acılarla o güzel derinliği elde etmiş.  Tebrik ediyorum. Bayağı güzel.

AYŞE KOÇ: Seda Sayan size hayranlığını çok güzel belirtti. Bayağı hayran cildinizin güzelliğini çok güzel övdü.

ADNAN OKTAR: O benim canım. O kendi güzelliği Allah ona bir nur, güzellik vermiş. Güzelliğe aşık. Güzel ne görürse ona hayran oluyor, candan çocuksu bir temizlikle. Kalbinde ne bir kıskançlık var. Ne bir hasetlik var. Tertemiz. Böyle üç yaşında bir kız çocuğunun, dört yaşında bir kız çocuğunun candanlığı ve sevgi doluluğu var. İşte acılar insanı böyle sevgi adamı yapar, sevgi insanı yapar. Aşk insanı yapar.

BEYZA BAYRAKTAR: Sizi sevdiğini defalarca söyledi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Ben de onu canım gibi seviyorum. Allah ömrünü uzun etsin. Allah hidayet versin. Sağlık, sıhhat, selametle. Uzun ömürle yaşasın. Türkiye’nin süsü. İnsanlara şevk, heyecan, güzellik sunuyor. Adap edep öğretmiş oluyor. Bir haliyle, bir şekliyle. mukaddesatımıza saygısı, özeni çok nezih ve itinalı, bayağı hoş.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Seda Sayan “ben de kedicik olmak istiyorum” dedi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Canım benim yakışmış baktım. Bayağı güzel olmuş. Ama hakikatten ufacık bir çocuklara, bana şahsıma yönelik sözler beni etkilemez. Ama kız çocuğu. Erkek çocuğu da ben onları o kadar şey yapmam. Onlar kendilerini korur. Ama kız çocuğuna yapılacak en ufak bir söz, ima bile beni çok yoruyor. Sıkıyor beni yani. Unutamıyorum. Onun için gösterilen nezaket bana bir iyilik ve güzellik olmuş oluyor. Bir hürmet olmuş oluyor. Ben de bunu çok takdir ediyorum. Bir de listelerde kaçıncı oldu?

OKTAR BABUNA: İkinci sırada.

ADNAN OKTAR: TT.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: “Kedicikler Seda Sayan’da” diye herkes paylaştı.

ADNAN OKTAR: İkinci evet. Demek ki sizi de, Seda Hanım’ı da seven çok. Ama hakikatten orada bir asalet, bir soyluluk, temizlik, nuraniyet, efendilik, klas ve kalite, ezici şekilde ama çok ezici şekilde kendini gösterdi. Çocukların nuraniyeti, temizliği, afifliği hakikaten hayran bıraktıracak güzellikteydi. Seda Hanım’ın iyi niyetine bir kere daha şahit olmuş olduk.

BEYZA BAYRAKTAR: Adnan Bey, arkadaşlarımız kalite ve asaleti sizden örnek aldılar. İnsanlar da asıl sizi çok seviyorlar ve size yakın olan insanları görmek istiyorlar. O yüzden herkesin çok hoşuna gitti.

ADNAN OKTAR: Ama hakikaten benimle tanışan insanda, çok ciddi bir kişilik değişikliği oluyor. Bakışları değişiyor, cildi değişiyor, sohbeti değişiyor, nezaketi, kalitesi, klaslığı, bambaşka bir insan oluyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Adeta can geliyor Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kuran’ın bereketi. Kuran bereketi. Ben Kuran’ın nurunu onlara gösteriyorum.

OKTAR BABUNA: Bir de sizin güzel ahlakınız, asaletiniz yansıyor, tecelli ediyor. Allah’ın ahlakı tecelli ediyor sizde, o da arkadaşlarınıza da yansıyor maşaAllah. Örnek oluyor.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Adnan Bey Seda Sayan defalarca arkadaşlarımızın güzelliğini, “Ne kadar güzeller, nasıl böyle oluyor, cildiniz nasıl böyle güzel oluyor?” dedi.

ADNAN OKTAR: Canım benim. O böyle aşk insanı olduğu için güzel olan bir çiçek oluyor ona hayran oluyor, çocuk oluyor ona hayran oluyor, güzel bir insan oluyor ona hayran oluyor. Hakikaten de sizlere hayran. Çok seviyor, hissediliyor. Ama afifliğiniz, nuraniyetiniz onu çok etkiliyor. Yoksa güzel kadın bulur o. Yani güzel insan çok. Ama o nuru kolay bulamıyor. Nuru kolay bulamıyor.

NADYA AYŞE: Adnan Bey Seda sayan cildinizin de çok güzel olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne güzel. Kendisi de çok çok güzel. Ben hayranım ona çok güzel insan.

OKTAR BABUNA: Ama hakikaten cildiniz pırıl pırıl, gittikçe gençleşiyorsunuz o da bir ayrı mucize yani.

ADNAN OKTAR: Evet. O Allah’ın bir lütfu. Ama tabii bir yanlış anlaşılma olmaması için, o günkü konuşmada da o dikkatimi çekti. İnsan yaşlanınca tabii ki cildi buruşur ama cildi hoştur. Yani bir mülayemet, bir nur olur. Yani cildin buruşması o insanın imanının zayıf olduğunu veyahut nurunun eksik olduğunu göstermez. Cilt tabii ki yaşlılıkta buruşabilir. Ama o cilt üstündeki bir halimlik, mülayimlik vardır, o kalır.

Mesela Resulullah (s.a.v.) 63 yaşında ahirete irtihal etti. Bak yakın sahabeler hepsi diyorlar “yüzü çocuk yüzü gibiydi” diyorlar "çocukluğundaki safiyeti, temizliği hiç değişmedi” diyorlar. O çocuk masumluğu vefat ettiğinde yine yüzünde var. Çocuk masumluğu var yüzünde, hiç gitmedi yüzünden. Saçlarında da siyah renkte boya istimal ediyordu ama bitkisel boya. Saçları simsiyahtı vefatında. Hz. Ayşe (r.a) annemiz de, her ikisi de saçlarına o güzel karışımdan, bitkisel karışımdan boya kullanıyorlardı. Dinçliğe çok önem veriyordu Resulullah (s.a.v.). Ne güzel bak ruhunu teslim etmeden önce “elini kaldırıyor Refik-i Ala’ya” diyor “Yüce Dost’a” diyor. Bu da bir mucizedir. Ölüm anını bilmesi. Bak “Refik-i Ala’ya”. Elini yukarı kaldırıyor, eli düşüyor. Müthiş bir şey bu. Ölüm anında insanların birçoğu sekerat hali olduğu için şuuru gider.  Konuşamaz birçok kişi. Orada Allah ona öyle bir güzellik nasip ediyor, sekerat haline sokmuyor. Çok büyük bir ikram. Son ana kadar bak “Refik-i Ala’ya” “Yüce Dost’a” diyor. Bu Allah’ın ona bir lütfu. Yüzünde, cildinde bir bozukluk olmadı Resulullah (s.a.v.)’de buruşma olmadı yüzünde. Çok nadir insanda bu olur ama olabilir de yani. Mesela peygamber var 120 yaşında, illa ki yüzünde bir iz meydana gelir, gelebilir. Çünkü adetullaha aykırı. Fakat o cilt temizliği, o ciltteki afiflik, mülayimlik, halimlik mucize olan odur. “Ciltlerinin yumuşama vakti gelmedi mi?” diyor ya Kuran’da ayette, o. Kastedilen o. Yoksa yanlış anlaşılmaması için bunu düzeltmekte fayda gördüm. Evet.

Dinliyorum.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Adnan Bey bilimsel bir mucizeden bahsedebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Proteinler sentezlendikten sonra hücrenin içerisinde bir hücre organeli, golgi aygıtı isimli bir organel onları tanıyor, gidecekleri yere göre paketliyor. Onlara gerekirse karbonhidrat, yağ asitleri, fosfat veya sülfat ekliyor ve hücrenin nerede neye ihtiyacı varsa gönderiyor. Bunları bilinç tabii ki olmadığı için Yaratan’ın ancak yönlendirmesiyle olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sizin kitaplarınızdan da.

ADNAN OKTAR: Evet. Hayır rahatlıkla söyleyebiliriz, rahat olmayan da olsa söylemeye mecbur.  Başka bir açıklaması yok. Golgi demek ki anne gibi hizmet ediyor. “Senin neye ihtiyacın var evladım?” diyor “Şuna” orada onu paketliyor yiyeceği neyse ona onu gönderiyor. “Senin neye ihtiyacın var?” “O” onun da paketine onları koyuyor onlara gönderiyor. Alenen mucize.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bir papağan vardı. Sevilmekten çok büyük zevk aldığı belli her halinden. Filmi vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Ah canım benim ne şeker şey bu. Seslere bak sen. Bayılacak mutluluktan. Oh canım benim oh. Dünyalar tatlısı oh. Şeker, bal.

BÜLENT SEZGİN: Bazı haber sitelerinde Öcalan’ın Yalçın Akdoğan’ın çözüm sürecinden doğrudan sorumlu olmasını istemediği, o yüzden kendisine tek başına sorumluluk verilmediği iddiaları yer aldı.

ADNAN OKTAR: Yalçın Akdoğan’a akıl vermeye kalkması Abdullah Öcalan’ın çok münasebetsiz bir hareket. O ne yapacağını, ne edeceğini çok iyi bilir. İlhamla hareket ediyor. Kaderindeki konuşmaları yapıyor. Kaderindeki, çalışmaları yapıyor. Ama Allah’a hamd olsun Türkiye sakin, huzurlu. Ne ekonomik kriz gördük, ne zam gördük, ne kargaşa, ne anarşi, ne terör. Selametle gidiyor.

OKTAR BABUNA: Ekonomik kriz başladığında, siz “ekonomik kriz Türkiye’yi etkilemeyecek” demiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet “yedi yıl sürecek” dedim. O da doğru davranırlarsa. Allah’ı anarlarsa.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey bir bilimsel bilgi anlatabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

AYLİN KOCAMAN: Bir hücrenin içinde proteine ihtiyaç duyulduğunda hemen bu haberci enzimlere gidiyor. Enzimler DNA’nın üzerinden şifre almaları gerekiyor. Fakat DNA bir kitap gibi ama bunu şöyle anlatmak gerekiyor. Bin ciltlik ansiklopedi yani bin sayfalık kitap değil, bin ciltlik ansiklopedi kadar. Bunun içinden sadece üç satırlık veya iki satırlık bilgi alınıyor bir protein için. Onu da mutlaka bulup o yerden mutlaka bulup alıyorlar.

ADNAN OKTAR: Yani dev bir kütüphaneden eliyle koymuş gibi karanlık ama dev bir kütüphaneden, eliyle koymuş gibi üç parça bilgiyi alıyor, alıp götürüyor. Bir insana öyle görev versen bir sene araştırsa bulamaz.

OKTAR BABUNA: Ben de anlatabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Bombardıman böceği diye bir böcek var iki santim boyutunda. İki tane maddeyi vücudunda barındırıyor. Hidrokinonla hidrojen peroksit diye iki tane kimyasal madde. Bu maddeler bir araya geldiğinde son derece yakıcı tehlikeli bir gaz haline geliyor. Bunları ayrı bölmelerde tutuyor. Bunları patlama odasında bir araya getiriyor ve düşmanına püskürtüyor. Bu arada da bir katalizör enzim kullanıyor. Bu kimyasal madde de bilmesi tabii ki imkansız. Katalizör madde kullanıyor ve kendisi yanmıyor çünkü yanmadan izole şekilde yaratılmış.

ADNAN OKTAR: Şu böcek bütün dünyayı sallayacak bir olay bu. Böceğin içinde hidrojen peroksitin ne işi var? Özel bir madde yani. Patlayıcı, yanıcı maddeler içinde ve kibriti de var adamın bunları yakacak. Yakıyor, silah gibi patlıyor, düşmanlarını kaçırıyor ama vücuduna hiçbir zarar vermiyor. Darwin’in, şunun bunun kısa bir düşünmesi konuyu bitirir. Yirmi saniye düşünseler biter. Evrimle hiçbir şeyi açıklayamazlar. Zaten evrimle açıklaması münasebetsiz, mantıksız da, mantıksız, münasebetsiz açıklama da yapamaz.

EBRU ALTAN: Adnan Bey zaten yüz milyon yıllık burma amberlerinde bombardıman böcekleri var, hiç değişmemiş.

ADNAN OKTAR: Yüz milyon yıldan beri değişmemiş. Burma amberlerinde yüz milyon yıldan beri bombardıman böceği olduğu gibi duruyor. Hani evrim vardı?

OKTAR BABUNA: Darwin mektuplarında “hipotez paçavrası” diyor.

ADNAN OKTAR: “Hipotez paçavrası” kendi iddiası için. Çok güzel, akıllıca söylemiş.

BEYZA BAYRAKTAR: “Türlerin Kökeni kitabını baştan yazmam gerekir şu durumda” diyor.

ADNAN OKTAR: Baştan da yazsa, nereden yazıyorsa yazsın, olmaz.

AYŞE KOÇ: En büyük bilim dergilerinden birinde “Evrimi yeniden yazıyor” diye bugün manşet yapmış. Bütün şimdiye kadar ki iddialarının nasıl hatalı olduğunu anlatıyorlar sizin dürtmelerinizle.

ADNAN OKTAR: Şunu dürüp gidip atsalar çöpe olmuyor mu? Hurafe anlatmışsınız ben de geldim bitirdim konuyu, bu kadar açık. Yaratan’ın izniyle.

Evet Fikret Bey sizi dinliyorum yahut Bülent Bey.

BÜLENT SEZGİN: Estağfirullah Hocam.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey kardeşlerimizden gelen faaliyetler var çok sayıda yine. 31 Ağustos’ta İzmir’den kardeşlerimiz Narlıdere ve Balçova semtlerinde 300 adet dergi dağıtımı yapmışlar. 1 Eylül’de Ankara’daki kardeşlerimiz Keçiören Uyanış’da 500 adet A9 ve yaşayan fosiller broşürlerinden dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Şu ufaklığı bana göstersene, yanaştır onu. Şu şekerliğe bak sen, gözlerde kedigözü gibi bayağı güzelmiş maşaAllah, ne güzel.

KARTAL GÖKTAN: Kayseri’den kardeşlerimiz Pazar günü sabah namazında parkta bir araya gelip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Berlin’de kardeşlerimiz Pazar günü evde toplanmışlar, sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Berlin’de, çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: 30 Ağustos tarihinde Trabzon’da kardeşlerimiz merkezde hukuk bürolarına ve cami kütüphanelerine 100 dergi, 30 da kitap dağıtımı yapmışlar. Resimdeki sarı tişörtlü olan Halit kardeşimizin bir rahatsızlığı varmış. Sizden sağlığı için dua etmenizi rica etmiş.

ADNAN OKTAR: Allah Şafi ismiyle tecelli edip şifa versin kardeşimize ki İslam’a, Kuran’a hizmet edebilsin.

Bülent Bey sizden.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Mümtezar Türköne yazısında okul müdüründen aldığı bir bilgiyi paylaşmış. O bilgi şu şekilde; İstanbul’da Milli Eğitim Müdürü okulda en az iki sınıfın imam hatip müfredatına tahsis edilmesi talimatı vermiş. Bununla ilgili bir yazısı var Mümtezar Türköne’in; “Peki, ne olacak? İmam hatip müfredatına dönüşen genel eğitim sayesinde yeni nesiller daha dindar mı olacak? Tam tersi imam hatip zorlaması yüzünden dinden ve dindarlıktan resmen soğutulmuş bir neslin yetişmesini izleyeceğiz. Yol açacağı başka problemler de cabası” yazmış.

ADNAN OKTAR: Ne yapsın Başbakan? Elinden gelen bu. Oturup Başbakan yahut Cumhurbaşkanı gidip sokakta tebliğ yapacağı durumu yok. Devlet imkânlarını bu kadar kullanabiliyorlar. Görev bizlerde, sivil toplum kuruluşlarında onlar yapabilir, onların yolu açılırsa onlar yapabilir. Ne yapsın hükümet başka? Bunun dışında bir şey yapamaz. Bu veya buna benzer konularda imkân sağlayabilir. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ilk kez gurup toplantısında konuştu. Konuşmadan bölümler şu şekilde “30 yıllık kardeş kavgasına AK Parti son vermiştir. Hiçbir kuvvet bu ülkeyi mezhebi olarak ayıramayacaktır. Biz istiklal bilincini korumaya kararlıyız. Sadece iç barışı değil, çevremizdeki barışı da düşünüyoruz. Ortadoğu, Kafkaslar ateş halinde, bu ateş çemberinin ortasında bir barış adası var. Bu barış yolundan asla geri dönmeyeceğiz.”

ADNAN OKTAR: Güzel doğru söylüyor. Tabii bütün dünya cayır cayır yanıyor, kurtuluş ümidini burada buluyorlar. Eğer bizler çok dinç, zinde ve akılcı olarak ortaya çıkmazsak hepsi mahvolacak Allah esirgesin. Akıl edemiyor İslam âlemi, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına teslim olmuş, mahvoluyorlar. Avrupa içine kapandı, Amerika içine kapandı. Bu dehşeti seyrediyorlar. Kurtuluş Türkiye’den çıkacak kısmetse.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Almanya Başbakan Merkel başkanlığında bir araya gelen mini Bakanlar Kurulu Toplantısı’nda IŞİD’e karşı savaşta kullanmak üzere peşmerge güçlerine silah sevkiyatı kararı aldı. Almanya yapacağı silah yardımıyla dört bin peşmergeyi donatacak.

ADNAN OKTAR: Hepsinden alırlar silahları. Dört bin peşmerge, dört saat sürmez IŞİD için. Silahla olmaz; akılla, fikirle, irfanla olur, eğitimle olur. Daha hala silahla, tüfekle. Yanlış kafada ısrar ediyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bugün Amerika’nın ünlü haber sitelerinden biri de “PKK’nın mutlaka ağır silahla silahlandırılması gerektiğini” yazdı. Genel olarak Amerikalı yazarlar peşmergenin değil doğrudan PKK’nın silahlandırılması gerektiğini yazıyorlar.

ADNAN OKTAR: IŞİD’in PKK’yı yamultması en fazla bir gün sürer. Bütün ağır silahlara da el koyarlar. İlimle, irfanla olur bu. Akılsız politikayı bıraksınlar. Eğitimle olur. Kafa işi bu işler. IŞİD gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında kararlı. Doğrusu aktarıldığında olay düzelir. Bütün mesele bilgide, doğru bilgilendirmede. PKK’yı silahlandıracakmış PKK’da zaten var ağır silah, hepsi var. Ağırla hafifle alakası yok bu işin. Biri komünist, biri bağnaz böyle olmaz. Her iki tarafın da eğitilmesi gerekiyor, her iki tarafta yanlış yolda.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kılıçdaroğlu, “Ben savaş olması dışında Tayyip Erdoğan’la görüşmem” demişti. Ve Demirtaş’ın yemin törenine katılıp alkışlamasını eleştirmişti. “Berkin Elvan’ın katilini nasıl alkışlarsın?” demişti. Sayın Demirtaş da cevap olarak; “İnsanlar öfkeden, kinden bıkmış vaziyette kendisi “savaş olursa görüşürüm” demiş. Ben de savaş olmasın diye gerekirse her gün Erdoğan’la görüşürüm. Aramızdaki fark bu” şeklinde cevap verdi.

ADNAN OKTAR: O da laf konusunda bayağı üstad. Biraz Demirel’e benziyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı aralarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ında da bulunduğu rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamındaki 96 şüpheli hakkında takipsizlik kararı aldı.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu da bir hukuk. Hukuka saygı varsa, bu kararı veren de hukuk adamı. Çünkü delil sunuyor takipsizlik verirken. Hevadan konuşmuyor, sayıyor şu şu şu delillere göre. Eğer akılları yatmıyorsa yeniden itiraz etsinler, üst mahkemeye itiraz etsinler. Ama hukuka saygı şart.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: KCK, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasını istedi ve isyan çağrısı yaptı.

ADNAN OKTAR: İsyan neyin nesi? Olmaz. Hukuk neyse o olur. Hukuksuzluğa teşvik olmaz. Hukuka uyacaklar. Herkes uyacak. Onu bırak, onu tut. Neye göre yani? Olur mu öyle şey?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Fatih Altaylı bir arkadaşının kendisine İzmir’in Türkiye’den ayrılmasını ön gören Bağımsız Ege projesi adlı bir yazı okuduğunu söylemiş. Yazıda bazı İzmirliler’in, “Yeter artık Yozgatlı’nın, Kastamonulu’nun, Urfalı’nın oylarıyla başımıza gelip bizi yönetiyorlar. Egeyi Egeliler yönetsin. Komşularımız kuzeyde Çanakkale, güneyde Antalya, batıda Yunanistan olur ama Afyon’u devletimize almayız. Yoksa yıllarca Güneydoğunun sorunlarıyla uğraşırız. Bir sürü masraf olur dedikleri belirtiliyor. Fatih Altaylı “bu yazı aslında ciddi bir yazı değil. Espri olarak yazılmış ama bence ciddiye alınma potansiyeli var” yorumunda bulunmuş.

ADNAN OKTAR: Dertleri buydu da, biz vatanseverler kükreyince konu bitti. Yoksa sahipsiz bulmuşlardı. Güneydoğu’yu da böleceklerdi Kıbrıs’ı da vereceklerdi. İzmir’i de ayıracaklardı, İstanbul’u ayıracaklardı yani Türkiye’yi paramparça edeceklerdi. Biz de dedik “seksen milyonun tamamını şehit ederseniz tamamını verelim. Ama bunun dışında müsaade yok” dedik. Onun için çıtları çıkmıyor şu an. Anladılar olmayacağını. Asla müsaade etmeyiz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Akşamın haberine göre paralel yapının Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde Kürt halkını ayaklandırmak için tasarladığı dört aşamalı bir plan istihbarat birimlerinde deşifre edildi. Diyarbakır’da son aylarda artan araç yakma, yok kesme, adam kaçırma, Lice’de Mahsum Korkmaz heykelinin dikilmesi ve iki polisin şehit edilmesi olaylarının arkasında paralel yapının olduğu kaydediliyor.

ADNAN OKTAR: Ama bu biraz bana çok özür diliyorum atış gibi geliyor. İnşaAllah öyle değildir. Şimdi artık evde patates salatası devriliyor; “paralel yapı yaptı.” Dedesi bayılıyor; “paralel yapı yaptı.” Dalga mı geçiyor bunlar? Ne alakası var? İşte şunu da “paralel yapı yaptı, bunu paralel yapı yaptı.” Her şeyi yapan Allah. Her şeyde bir hikmet oluyor, bir sebep oluyor. Tabii ki devlet içinde çeteler her zaman var. Ama paralel yapı paralel yapı. Paralel yapı diyeceğine şeytani yapı de. Devlet içinde her zaman şeytani yapı olur. Adı değişiyor, daha önce Ergenekon’du. Bu üslubu beğenmiyoruz. Delilsiz konuşmayı beğenmiyoruz. Delille konuşsunlar. Hiç inandırıcı değil. Eteğine çay döküldü; “paralel yapıya kafam takıldı da ondan oldu.” Dalga geçer gibi oluyor. Biraz sıkıcı oldu. Samimiyetsiz ve rahatsız edici oldu.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bir fotoğraf vardı gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Kraliyet sinek kuşu. Muhteşem sevimli.

ADNAN OKTAR: Ağabeyi yesin onu burnunu murnunu. Süslerini şu şekerliğe bak şunun. Hayret böyle bir şey olması. Mucize, çok şeker, çok müthiş tatlı bir şey.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam birkaç fotoğraf daha uygun görürseniz göstereceğim. Bu da prens George’nin fotoğrafları. İngiltere prensi William’la Kate’nin çocuklarıymış.

ADNAN OKTAR: Şu gürbüzlüğe bak sen. Çok yakışıklı okka gibi ağız burun.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Anayasa Başkanı Haşim Kılıç da; “Paralel yapı konusunda delilsiz, belgesiz, isimsiz sürekli ihbar mektupları geliyor. İnsanları yaftalamak istiyorlar, hepsini çöpe atıyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte bu rezalet boyutuna ulaştı.  Artık dalga geçiyorlar. Yolda çöp arabası kalıyor; “paralel yapı yapmıştır.” Artık insaf, bu kadar münasebetsizlik olmaz. Belgeyle, delille ortaya çıkın.

MERVE TEZEL: Adnan Bey sizin kitabınızdan öğrendiğim bir şey anlatmak istiyorum çok kısa.

ADNAN OKTAR: Buyurun dinliyorum.

MERVE TEZEL: Böbreklerimizin boyutu yaklaşık olarak yedi santimetre kadar ama içerisinde bir milyon iki yüz bin adet süzgeç var ve dakikada bir litreden fazla kan süzüyor.

ADNAN OKTAR: Süzerken faydalı olanları tutuyor. Mesela diyor “bu demir atomu, bu faydalı sen kal. Şu amonyak bu zararlı, sen geç.”

OKTAR BABUNA: Daha önce tıp kitaplarında elli-altmış maddeyi süzdüğü zannediliyordu son bir çalışma yayınlandı; üç bin maddeyi süzüyormuş böyle.

ADNAN OKTAR: Üç bin madde. Üç bin faydalıyı tutuyor, üç bin zararlıyı süzüyor. Evet. Böbreğin boyutu yedi santimetre diyorsun.

“Adnan Bey, müzik olayı sizden sorulur ilk ve son şarkı arasındaki ritim artışı bile bilerek seçilmiş. Son şarkıda yıkıldı ortalık” diyor.

“Kitaplarınızı yirmi yedi yıldır okuyor ve ısrarla çevreme anlatıyorum. Bunun faydasını hep gördüm ve derinlik olarak ve imani yakınlık olarak” diyor. İki yıldır da A9’u izlemekten diğer kanallara bakamaz oldum. Bu kanallar bana hiç bir şey vermiyor. Sizi çok fazla ve de hayırla izliyorum. Kalbimin, gönlümün ve aklımın açıldığını bariz şekilde hissediyorum.” Tabii ki burada bir hal de verilmiş oluyor. Bir ruh hali, bir enerji aktarılmış oluyor. Sevgi enerjisi istense de, istenmese de bu olur. Çünkü sevenler bir araya geldiğinde kalbinde bir ferahlık olur. İnsan sevdiğini gördüğünde içi açılır. Kalbine kuvvet gelir. Mana gücü kazanır. Hal alır. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın bugünlük sonuna geldik.

Masaüstü Görünümü