Harun Yahya

Sohbetler (4 Eylül 2014; 09:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim, hoş bulduk, sefalar bulduk. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, İtalyan La Repubblica Gazetesi, Putin’in Ukrayna krizine ilişkin telefon görüşmesi sırasında Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’ya, “İstersem Kiev’i iki hafta içinde alırım” dediğini yazdı.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. İki hafta da, değil bir hafta falan. Yapar tabii. İki bin, üç bin tankla girse konu biter. Ama tiksinti meydana getirir bu, yani kızdırır Ukrayna halkını. Avrupa’yı da kızdırır, dünyayı da kızdırır. İyi bir şey olmaz. Barışçıl, dostane bir tavır, Rusya’yı dışlamayan bir üslup esas olması lazım, o zaman güzel olur. Çünkü her ülke Rusya’yı terk etmek istiyor, insaf. Avrupa Birliği de almıyor aralarına. Ne yapacak buradaki insanlar? Dünyada tek başına yalnız oturacaklar mı? Olmaz, sevecen, sevgi dolu yaklaşmaları lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mehmet Şevket Eygi Hocamız; “Bir ülkeyi ayakta tutan, yükselten husus orada yeterli sayıda iyi Müslümanlar’ın olmasıdır. Onlar yoksa paranın, zenginliğin, imanın kıymeti, fert başına düşen milli gelirin kıymeti kalmaz. En büyük bereket kaynağı iyi Müslümanlar’dır” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel konuşmuş. Oraya mana veren, orayı nurlandıran, bereketin gerçek kaynağı nurani varlıklardır. O zaman o ülke güzel olur. Yoksa zalimler varsa, gaddarlar varsa, egoistler, benciller varsa, sevgisiz insanlar varsa ne olacak? Zenginlik olsa ne olur? Zenginlik acı getirir o zaman. Her şey acı getirir. Sevgi insanlarıyla dünya güzelleşir.

Rusya Ukrayna’ya sevecen yaklaşsın. Bu stil iyi değil. Rusya’ya karşı dünyada nefret geliştirir böyle bir şey. Halkına karşı da sevecen yaklaşsın. Ukrayna Avrupa Birliği’ne de girsin, Rusya’yla da beraber olsun. Yani öyle bir anlaşma yapılsın ki; hem Avrupa Birliği ülkesi olsun ama Rusya’yla da iç içe, dost, her şeyi beraber paylaşan, kardeşçe olaylara yaklaşan bir çizgide olabilir. Rusya’nın dışlanması mutluluk getirmez. Ama adam yerine koymamak, işte, “kafanızı ezeriz, iki haftada tozunuzu çıkarırız” falan bunlar milli gururu çok sarsacak şeyler, tehlikeli sözler. O, ölümüne nefret meydana getirebilir, riskli. Soğuk savaş döneminin bu üslubu artık olmaması lazım. Putin bu üslubunu düzeltsin. “Yanlış anlaşılma olmuş” desin. Daha nezih bir üslupla konuyu kapatacak bir konuşma yapacağını umuyorum.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey, Hükümet sözcüsü, “Bir konuşmanın içerisindeki sadece belli bir paragrafı alıp, onu kullanıyorlar” diye açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: O da güzel de ama yine de yakışık almamış. Ne gerek? Rusya sıcak şakacı sevecen bir dünya ülkesi olsun. Rusya demokrasinin kalesi olsun. Mafya devlet sistemine en büyük darbeyi indiren yapıda olsun. Böyle güzel olur. Çünkü halen Kazakistan’da, Tacikistan’da, Türkmenistan’da mafya devlet sistemi gücünü gittikçe artırarak devam ettiriyor. Türk firmaları orada güvende olmuyor. Ürkütücü bir durum var, bu hoş bir şey değil. Adamların parasına el koyuyorlar, malına el koyuyorlar kimse de bir şey diyemiyor. Adam yok etmeler oluyor. “Adam nerede?” diyorsun; “kimi soruyorsun?” diyorlar, “öyle biri yok.” Soğuk savaş döneminin korkunç, çılgın, acımasız sistemleri oralarda kol geziyor adeta karanlık sokaklarda. Bunun ortadan tamamen kaldırılıp Avrupa’dan daha güvenilir ülke haline getirmeleri önemli.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Azerbaycan-Bakü ziyaretinde yaptığı basın açıklamasında, iki devlet arasındaki bağların kuvvetli olduğunu vurgulamak için İlham Aliyev’e hitaben: “Biz şunu biliyoruz ki iki ayrı devlet, tek millet. Bu tabii babanın bugüne bir mirasıdır. Bunun da aynı şekilde yürümesi lazım. Bu birlikteliğimiz yine aynı kararlılıkla devam etsin” dedi.

ADNAN OKTAR: Zaten Türkler Azerbaycan’ı canı gibi sever. Azerbaycanlılar da Türkler’i canı gibi severler, Türkiye Türkler’ini. O konuda bir sorun yok. Ama ikisinin birleşmesinden bir güç meydana gelmez. Daha tehlikeli düşmanlar meydana getirir. Onun için Ermenistan’la birleşmek, Azerbaycan’la birleşmek bütün belayı çözer. Çünkü bu, egoist bir birleşme olmadığının imzası olmuş oluyor. Sevgi birleşmesi olduğunun imzası oluyor. Hristiyan-Müslüman ittifakının apaçık delili olmuş oluyor. Sevecenliğin, güzel ahlakın güzel bir vurgusu oluyor, o yüzden önemli.

Bana hücreyle ilgili bir şeyler anlatın.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, proteinin sentezi sırasında, daha önce DNA’nın üzerinden bir şifre alındığından bahsetmiştik.

ADNAN OKTAR: DNA’nın üstünden şifre almak, bu inanılır gibi değil bu. Bir şey yapacak, onun şifresini gidip alacak. Bu dünyayı, yeri yerinden oynatacak olaylar bunlar. Nasıl olmuş bu? Olayın, bunun üstüne gitmek lazım. Sadece şu olay bile bütün dünyayı sallayacak bir şey. Bunu nasıl makul görüp geçiştiriyorlar? Ben anlamıyorum. Bu yer yerinden oynatacak bir şey bu. Evet.

AYLİN KOCAMAN: Bunu üzerinden alan RNA gidip çekirdeğin içinden çıkması gerekiyor. Çünkü DNA çekirdeğin içinde korunmuş durumda. Yani hücrenin içinde çekirdeğin içinde korunmuş durumda. Fabrikaya yani ribozoma gidebilmesi için çekirdekten çıkması gerekiyor. Fakat burada çekirdeğin kapıları var. Bu kapılardan geçiş için de pasaport gösterilmesi gerekiyor. Çünkü kapıda bekleyen proteinler var, geçişe hiç bir şekilde izin vermiyorlar. Çıkışa da, girişe de. Bunun için buradaki mesajcı RNA’yı getiren, oradaki ayrı proteinler var mesajcı RNA’yı taşıyan, bunların pasaport gösterip mutlaka geçiş için izin almaları gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Bu alem, hücre alemi muazzam bir şey. Biz bu biyoloji profesörlerine mektup yazıp soralım; “siz bunu normal karşılıyor musunuz?” diye. Samimi olarak dersiniz, değil mi? Hristiyan’sa Hristiyan, Musevi’yse Musevi, dinsizse dinsiz de olabilir, yani “bunun makul bir yönünü görüyor musunuz?” İnsan aklının binlerce misli, milyonlarca misli bir akıl var. Ve simsiyah bir alemde adam bunu yapıyor. Bu metafizik, bunun bir açıklaması yok ki.

GÖKALP BARLAN: 200 bin çeşit farklı ürün üretiliyor her hücremizde. Ve milisaniyelik operasyonlarda yollanıyor her yere.

OKTAR BABUNA: Bir örnek verebilir miyim? Proteinleri proteinler katlıyor. Bir proteinin işlem, fonksiyon görebilmesi için mutlaka özel bir şekilde katlanması gerekiyor. Ama neredeyse sonsuz sayıda alternatif var. Dünyanın en büyük bilgisayarı, saniyede bir katrilyon işlem yapabilen bu bilgisayarın nasıl katlanacağını bulması yaklaşık bir sene ve daha fazla sürüyor. Proteinler anında katlıyorlar, saniye bile sürmüyor.

ADNAN OKTAR: Bunu dünyada gündem yapalım. Bu olay nefes kesecek bir şey. Tek tek soralım profesörlere. Yani “nasıl sakin durabiliyorlar bunu bilip de?”

EBRU ALTAN: Adnan Bey, birkaç milisaniye içinde katlanıyor proteinler fakat bu arada katlama sırasında daha katlanma bitmeden hata olursa yine onu fark eden ayrı enzimler var. Onlar da gelip o katlamayı açıp tekrar doğru katlanacak şekilde katlanmasına yardım ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Protein değil mi bunları yapan?

OKTAR BABUNA: Evet. Bilgisayar yapamıyor, insan aklı da yapamıyor.

ADNAN OKTAR: Proteinine bir akıl yüklenmiş, bu yüklenen akılla ilgili araştırma yapıp bize bilgi vermeleri lazım. Proteinde nefes kesecek ama insanları şoka sokacak bir akıl var. İnsan beyninden daha gelişmiş bir beyne sahip protein. Bu aklı nasıl elde etti protein? Dışarıya kavanozla koyuyor proteini hiçbir şey yok. Badiciler yemekle beraber alıyorlar bir kıpırtı yok. Bir milyon sene geçse o durur o kutunun içinde bir şey olmaz. Ama insan vücudunda ona bir ruh geliyor, o ruh da insan zekasının binlerce, milyonlarca misli gelişmiş bir zeka, protein. Proteinin beyni var ama insan beyniyle kıyaslanmayacak derecede yüksek bir zekaya sahip. Şimdi bu akıl nasıl oluşuyor proteinde? Bunu bize anlatmaları lazım, bunu araştırtalım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, DNA hücreden çok çok uzun ve çok büyük. İçine özel bir şekilde katlanarak sığıyor. DNA 25 milyon tane makaraya sarılı şekilde bulunuyor. Makaraya sarılı ipliği düşünelim hepimiz, işte o 25 milyon makaranın içinden tam ilgili yerden şifreyi gidip buluyor ve saniyenin çok çok küçük bir bölümünde. Düzgün böyle duran bir şeridin üstünden de bulmuyor. Makaraların içinde sarılı olan 25 milyon makaranın içinden buluyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bu, çok acayip bir olay değil mi? Bilim adamları Allahualem birbirlerinden utanıyorlar herhalde, çekiniyorlar. Çok büyük bir olay olmuş dünyada.

AYLİN KOCAMAN: Mucize yönünü anlatıp hiç evrim olamayacağını söyleyen bilim adamlarını çok dışlıyorlar, genelde öyle. Onunla ilgili bir film vardı. Entellektüel terörist demişler bir tanesine. Sırf bunu ortaya çıkarıp evrimi reddettiği için.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Yani bir Darwinist çete var benim gördüğüm, dehşet saçıyor dünyada. Mafya gibi bir yapılanma olmuş. Adam aklı başında bir laf ediyor diyor ki; “bu harika, bu çok şaşırtıcı” diyor. “Ha öyle mi hadi kapıya.” Bu bir mafya yöntemi bu. Çok anormal bir hareket.

DOLUNAY HANIM: Adnan Bey, Ayrıca DNA’nın üzerinde üç milyar kadar harf var. Bu üç milyar harfi çoğaltan, kopyalayan bir tane protein var. Bu protein, tekrar onun üzerinde kopyalanırken bir hata olduğunda o hatayı bulabiliyor ve düzeltebiliyor. Üç milyar harfi tek bir proteinin biliyor olması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Üç milyar harf bir proteinin hafızasında oluyor ve ayırt ediyor.

DOLUNAY HANIM: Evet. Ve hatalıyı düzeltiyor.

ADNAN OKTAR: Bu harika deyince de bilim adamını kapıya koyuyorlar. O zaman şeytan bir saltanat kurmuş dünyaya. Deccal bir saltanat kurmuş, bir diktatörlük kurmuş. Aklı başında makul bir konuşmayı yasak hale getirip adamın işine son veriyorsa bu diktatörlüktür, bu.

EBRU ALTAN: Adnan Bey, bir de sadece proteinler akıllı değil, onların yapıtaşları aminoasitler de akıllı. Nereden katlanacaklarını biliyormuş gibi katlanacakları yerlerde zayıf bağlar yapıyorlar ki kolay katlanabilsinler.

ADNAN OKTAR: Bir daha anlat.

EBRU ALTAN: Sadece proteinler akıllı değil, onun alt parçaları aminoasitler de akıllı. Proteini meydan getirirken birbirine bağlanan aminoasitler, katlanacakları yerlerde katlanacaklarını bildikleri için zayıf bağ yapıyorlar ve rahatlıkla katlanabiliyorlar bu vesileyle.

ADNAN OKTAR: Bu protein aklı, hücrenin aklı; insan beyniyle bile hayret ediyor. Bu insan beyninden kat kat milyonlarca kez daha gelişmiş bir akıl. İnsan beyni hiç kalıyor onun yanında. Hücredeki proteinin aklı insan beyninden binlerce, milyonlarca kez daha gelişmiş. Bunun niye üstüne durmuyorlar acaba?

OKTAR BABUNA: Büyü gibi inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok garip.

DOLUNAY HANIM: Sizin kitaplarınızda da vardı bir proteinin oluşması için de başka proteinler gerekiyor mutlaka. Kendilerini yapıyorlar.

ZEYNEP BALAMAN: En az yüz tane protein gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Proteinin insan vücudundayken bir ruh tarafından sarıldığı görülüyor. Bu ruh, yani insan beyninin milyonlarca misli gelişmiş akla sahip bir ruh tecellisi var. Anlaşılmayacak gibi değil. Allah’ın aklı insan vücuduna protein girdiğinde onların üstünü sarıyor. İçine giriyor Allah’ın aklı. Konu bu. Çünkü protein çok alelade bir şey, dümdüz bir şey. Kavanozla satıyorlar çeşitli protein. Hiçbir şey yaptığı yok onların. Bir tanesinin bile insan beyninden kat kat fazla akla sahip olması müthiş bir şey. Bunun üstünde çok duralım.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Protein sentezlenecekken otuz bin gen arasından hangi gen kullanılacaksa yani o üç milyar harften hangi kısım kullanılacaksa seçiliyor ve onun bilgisi alınarak protein sentezi yapılıyor. Yaratan ilham ediyor.

ADNAN OKTAR:  Bir daha söyle bakayım.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Protein sentezlenecekken o DNA’daki üç milyar harfin içerisinden ilgili gen bulunuyor ve genler de otuz bin gen içerisinden bulunuyor o gen bulunduktan sonra o kopya alınıyor ve o kopyayla ribozoma gidilip orada protein sentezleniyor.

ADNAN OKTAR: Bunun her aşamasında insan aklının milyonlarca misli bir akıl var.  Yani Allah’ın ruhu bunların üstünde geziyor, içine girmiş.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Protein sentezi esasında Adnan Bey gereken bilgi vücudun her yerinden protein ihtiyacı olduğu için bazen gereken bilgi otuz bin genin arasında bir bölgede oluyor. Onun tespit edilmesi gerekiyor bir de buna ilaveten bazen farklı farklı bölgelerde oluyor. Ama arada ihtiyaç olmayan bilgiler de oluyor. Protein kopyalama işlemi bittikten sonra oluşturulan proteinde fazlalık olan kısımları güzel bir şekilde oradan ayırt eden de ayrı bir enzim var.

ADNAN OKTAR: Burada nefes kesici bir akıl var. Ama bu akıl her yerde kendini gösteriyor yani hücrenin her bölümünde, her alanında insan beyniyle kıyası mümkün olmayan bir akıl hareketliliği var. Akıl vücudun içinde adeta akıyor. Ve milyonlarca, milyarlarca yerde birden bak milyarlarca, trilyonlarca yerde birden vücut içinde bu akıl sürekli kendini milyonlarca güzel eylemle kendini gösteriyor. Bir akıl hareketliliği var ama müthiş hızlı. Bu akıl neden geliyor? Bunun üstünde durmak lazım. Protein, mesela kasaptan et geliyor her yeri protein, et duruyor. Buzluğa koyuyorsun duruyor et. Beyin de oluyor mesela beyin, kasaptan koyun alıyorsun duruyor öyle. Bu akıl neden bu kadar detaylı her yerde kendini gösteriyor? Ve bu akıl kime ait? Bunu sormak lazım bilim adamlarına. Bir de ucu bucağı olmayan nefis bir akıl. Mühendislik yönünden mükemmel, mimari yönünden mükemmel, bilim adamlarının anlattıklarının üstünde bir kaliteye, detaya ve mükemmel teşhis gücüne sahip bir yapı var, bir ruh var. Bunun ne olduğunu araştırmak lazım. Buradaki harikaları saymakla insanın ömrü geçer. Bunları sürekli anlatmaktan ziyade çünkü belli yani olay bir nefes kesen harikalar zinciri var. Bu akıl nedir? Ve bu kadar muhteşem nasıl kendini gösteriyor? Ve kusursuz her yerde kendini nasıl gösteriyor? Beyin en son düşünülecek yer olmuş oluyor. Beyindeki harika. Beynin aklıyla kıyasladığımız da beyni defalarca katladığını görüyoruz. Beyin onun yanında çok sıradan kalmış oluyor. O tecelli, o akıl tecellisi nasıl oluyor? Bunu araştırmak lazım.

İnsanları demek ki özgür konuşturmayarak bir diktatörlük oluşturmuşlar. İnsanlar “bu şaşırtıcı” diyemiyor. “Burada bir şey var, hayret verecek şey var” diyemiyorlar.

“Merhaba Hocam sizi beğeniyle izliyorum.”

“Münasip bir kız bulsam da evlensem.” Münasip. Zaten kendin de açıklamışsın, münasip kelimesinden anlaşılıyor.

“Eşimle birlikte Adnan Bey’le tanışmak ve talebesi olmak istiyoruz.” Estağfirullah ben sizin talebeniz olurum. Tamam gelin görüşelim. Halil’le Gürhan. Ne zaman istiyorlarsa gelsinler.

Bülent Bey siz mi o görevi gösteriyorsunuz? Buyurun.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı katılacağı NATO zirvesinde prens Charles ile görüşecek. Görüşmenin Galler Prensi’nin özel isteğiyle gerçekleşeceği öğrenilirken Charles’ın Erdoğan’ı tebrik edip baş başa görüşmek istediği ifade edildi.

ADNAN OKTAR: Charles evet dindar bir genç. İngiltere’de kraliyetin devam etmesi güzel bayağı estetik duruyor. Atlı arabalar şu bu. Süs olarak aslında birçok ülkede devam ediyor olması da hakikaten gönüle hoş gelen bir estetik harikası. İnsanın gölü istiyor onu, hoş görüyor insan.

BÜLENT SEZGİN: Gezi olayları sırasında Ankara’da polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Ethem Sarısülük davasında yargılanan polis memuru; “Olası kastla adam öldürme” suçundan yedi yıl, dokuz ay, on gün hapis cezasına çarptırıldı.

ADNAN OKTAR: Kazara olmamış mıydı o?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bazen de tabii kamuoyunu yatıştırmak için mahkeme bazen mecbur oluyor. Bu dava için demeyeyim de. Mesela kaza olduğu biliniyor açık ama beraat etse olumsuz bir hava olacak. Kamuoyunda infial olacak, onun için ceza verme yönüne gidebiliyorlar bazen.

OĞUZHAN SEVİNÇ: İlk başta müebbet çıkmıştı Hocam, sonradan cezasını yed, yıla indirdiler inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu mahkeme için demiyorum ama bana kalsa kazanın adı üstünde kazadır. Ama o gencimize de tabii annesine, ailesine böyle bir olayın isabet etmiş olması da kaderde. Allah taksiratını affetsin. Ailesine uzun ömür versin Cenab-ı Allah, sağlık sıhhat versin. Sabr-ı Cemil, Allah güzel bir sabır versin. Aslan gibi delikanlı tabii zor yani ailesi için. O polis için de çok zor. Kazara da olsa katil olmak çok korkunç bir şey. Ömür boyu onun acısını çekecek. Hiç istemezdi bence, hiç.

AYLİN KOCAMAN: Arkasından Fatiha okudu.

ADNAN OKTAR: O da yanlış anlaşılmış herhalde; Fatiha, iyi niyetini vurgulamak istiyor yani. Onun ruhuna Fatiha okuyor. Allah günahlarını affetsin. Onun ruhuna gitsin gibisinden iyi niyetle söylemiş. Ama o da yanlış anlaşılmış. Ama çok acı tabii. Bu tip olaylarda öfke hakim oluyor genellikle. Halbuki sağduyu, şefkat, merhamet hissi hakim olması lazım. Ben kasten öldürdüğüne inanmıyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam polis ifadesinde; “Kazayla vefat ettiğini duyduğumda çok pişman oldum” demiş.

ADNAN OKTAR: Çok acı duymuştur tabii yani. Her gün aklına gelecek; sabah, öğle, akşam. O bayağı zor bir şey zaten. Annesine Allah uzun ömür sağlık, sıhhat, kalbine metanet versin. Allah o acıyı ona hissettirmesin. Acı olarak algılamasın. Cennette evladıyla buluşmayı nasip etsin Allah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam verilen yedi yıllık ceza dahi çok tepki almış. Çok az bulunmuş, halk tarafından.

ADNAN OKTAR: İşte, normalde müebbet verseler bile bazı insanlar rahatlamıyor rahatlamaz. Kasıt yoksa -bu dava için demiyorum da- kasıt yoksa ceza da yoktur. Adı üstünde kaza. Kim ister böyle bir şey? Ama eğer ihmali varsa tabii ki bir ceza yoluna gidilir. Mahkemenin takdirini de saygıyla karşılıyorum.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Joe Biden; “Amerikan halkının gözünü korkutacaklarını sanıyorlarsa bizi çok iyi tanımıyorlar demektir” diyerek Amerika’nın IŞİD terör örgütünü cehennemin kapılarına kadar takip edeceğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki Amerika öyle bir şeyden korkmaz. IŞİD orada çocuksu bir hareket yapıyor. Yani o iki, üç garibanı kesip doğrayarak Amerika’yı yahut herhangi bir ülkeyi korkutmanın mümkün olmadığı belli. Ayrıca, Amerika değil herhangi bir ülke eğer havadan müdahale etmeye kalkarsa çok ıstırap çekerler. Yani her noktada her yerde vurabilirler. Akıllarını başlarına alsınlar bence. Sevgiyle, şefkatle, merhametle yaklaşsınlar. Dostlukla yaklaşsınlar. Yol, yol değil yani. Yöntem, yöntem değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bugün İngiltere Başbakanı Cameron; “IŞİD’e hiçbir zaman fidye ödemeyeceklerini açıkladı. Amerikalı esirler için fidye ödemeyi reddetti.”

ADNAN OKTAR: Tabii ki çok aşağılanır öyle bir şeyde. Ama o garibanlara yazık oluyor. Gidip kurtarsınlar adamları fidye ödemiyor. Kendisi olsa ödetirler. Mesela onu alıp götürseler derhal ödeme yapılır. Ama insanları ucuz görüyorlar, gariban görüyorlar. Yani mesela önemli, değerli görseler kendi kafalarına göre tıkır tıkır öderler. Veyahut kurtarırlar. Yazık o adamlara, Amerikalılar’a. Teker teker onları doğradılar adamları. Seyrediyor Amerika, herhalde onlar da göze alamıyorlar bazı şeyleri anladığım kadarıyla.

BÜLENT SEZGİN: Hocam siz; “Hükümet ve muhalefetin bir araya gelerek Sayın Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da katılımıyla yapılacak bir toplantıyla belirlenmesi gerekir” demiştiniz PKK terörüne karşı. Çözüm nasıl olması gerektiğini.

ADNAN OKTAR: Davutoğlu çok uyanık bir insandır. Muhtemelen ilmi faaliyetin önemiyle ilgili açıklama yapacaktır önümüzdeki günlerde. Yani yoksa öbür türlü tabancayla tüfekle olacak şey değil bunlar.

Zeynep Sare; “Canım Hocam ben Zeynep Sare. Hasta olsam da, ağlasam da sizi izliyorum. Dua eder misiniz?” diyor. Ah benim canım hastalanmış. Ben görebiliyor muyum güzelimi? Kuzu o kuzu, minicik kuzu. Allah sağlık, sıhhat versin. Bir grip salgını var, dikkatli olsun kardeşlerimiz. Yiyeceklerine dikkat etsin, bir de üşütmemek çok önemli. Yani güzel bir atasözü vardır, “soğuğa yiğitlik olmaz” diye. “Bana bir şey olmaz” diyor gömlekle geziyor. Olur. “Soğuğa yiğitlik olmaz” demek, ne demek? Vücudun dayanamaz, istesen de olmaz. Mutlaka kalın giyinecekler.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey siz insansız hava araçlarıyla bombalayarak terörizme bir sonuç alınamayacağını yılladır anlatıyordunuz. Bu konu hakkında bazı rakamlar vermişler. 2009 yılında saydıkları teröristler ve El Kaide bağlantılı teröristlerin sayısı genel olarak hem Ortadoğu’nun, hem Afganistan’ın yüzlerce iken Amerika’nın, 2012 yılına geldiğinde sürekli bombalama yaptıkları halde bunun sonucunda binlerce olmuş. Şu anda 2014 yılında da on binlerce “Biz bununla şu anda başa çıkamıyoruz” diye açıklama yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu adam havadan bombalıyor. Adamın kız kardeşi var, bombalama sonucunda vefat ediyor. Adam diyor ki “eğer ben Amerika’yı yerle bir etmezsem, Amerikalılar’ı yerle bir etmezsem işte şöyle olsun böyle olsun” diyor. Adamı kinlendiriyor, bu akıl değil böyle. Sevgi her şeyi çözer. Yani insanın aklı sevgiye göredir. Bizim ruhumuz sevgiye göredir. Mesela anne de çocuğuna sevgi gösterir. Baba oğluna sevgi gösterir. Her yerde sevgi hakimdir. Biz ona göre yaratıldık. Cennet sevgi yurdudur. Nefret nefreti geliştiriyor, kini geliştirir. Adam ölümüne nefret ediyor o zaman. Sen bir kişiyi havadan bombalarsın, onun ailesinden elli kişi birden terörist oluyor ondan sonra. Onlardan bir kişiyi öldürüyorsun, -o adamlar için söylüyorum- beş yüz kişi birden terörist olmuş oluyor. Bu rezilliğe ne gerek var? Merhametle yaklaşmayı İncil söylüyor. Açın İncil’i madem Hristiyan’sınız. Değil mi? İncil’e göre hareket edin. “Herkesi sev” diyor. “Komşunu sev” diyor. Nerede görülmüş havadan bombardıman? Netice de alınmıyor. Alınsa da olmaz, yöntem değil o.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz biliyorsunuz zaten daha önce defalarca yanlış istihbarat aldıkları için düğün konvoylarını, o tip sadece masum insanlardan oluşan konvoyları da bombaladılar.

ADNAN OKTAR: Bir kere Müslüman’ı adam adam yerine koymuyor. İnsan olarak görmüyor yani.  O şehit ettikleri kardeşlerimizi Afganistan’da, küçük parmaklarını kesip kurutup boyunlarına asıyorlar. Kulaklarından koleksiyon yapıyor adam. Amerika’ya götürüyor kulaklarını kesip, küçük parmaklarını kesip kolye olarak taşıyor adam. Kurutuyor kolye olarak taşıyor iftihar ediyor onunla. Gören de takdir ediyor birçoğu. “Helal olsun delikanlı adammışsın, erkek adammışsın. Nasıl da yaptın?” diyor. Bu kafayla böyle olur. Merhametsiz, sevgisiz, şefkatsiz bir dünya istiyorlar. Bu zulüm hepsini boğar. Hepsi bu zulmün içinde boğulur. Akıllarını başlarına alsınlar. Sevginin dışında yol olmaz. Ne güzel sevmek, sevilmek. Mesela bak benim canlarım geliyor, bayağı güzel insanlar. Benim bak aslanım geldi, acayip seviyor beni, koç yiğidim. Mehdiyet’e kendini coşkuyla bırakmış, bir Mehdi (a.s) beklentisi içerisinde. Ne güzel, bende bekliyorum, o da bekliyor. Allah içine bir heyecan ve güzellik veriyor. Yani Allah için her şeyi yapmaya hazır. Ne güzel. Ama dehşet ve şiddetle değil. Sevgiyle , akılla. Sevgi ne kadar zevkli bir şey. Nefretle yaşanır mı? Bir gün yaşadığını düşün mahvolur insan. Acayip çöker nefretle. Tanınmayacak hale gelir. Aynaya baktığında kendini tanıyamaz yani, nefretle bir gününü geçiren bir insan. Şuuru açık, aklı başında, vicdanlı bir insan bir gün nefrete teslim olsa mahvolur. Ölebilir de hatta. Ayetin işaretiyle ölebilir. Müslüman sevgiyle yaşayacak şekilde yaratılmıştır. Mesela çocuklar hep sevgi ister. O zaman da demiştim mesela çocuk sevgi göremedi mi hastalanır.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry, Amerikalı gazeteciler James Foley ve Steven Scotloff’u öldürenlerden ne kadar zaman alırsa alsın mutlaka hesap soracaklarını söyledi.

ADNAN OKTAR: Ayıp yapıyorlar, oturup seyrediyorlar falan. O kendisi olsaydı tak parayı öderlerdi, adamı da alırlardı. Derhal. Yani orada garibanları adam yerine koymadılar, olay bu. Adamı kıtır kıtır doğrattılar. Zor bir şey değildi. Oraya indirme de yapabilirler gerekirse. Ablukaya alsalar falan, herhalde çatışma olur ondan çekinmişlerdir. Yani ne olur? Bir an için parayı ver, sonra geri alırsın. O gün ver parayı, bir hafta sonra alırsın. Ne olacak yani? Yani parayı ödemek zor bir şey değil. Almak da zor bir şey değil. “Ben bunu kerhen verdim arkadaş” dersin, “yanlışlık olmuş paramı geri ver” dersin. Olur biter. Adamı doğratmanın bir alemi yok. Yazık adamcağıza yani. Yaşadığı dehşet falan çok rahatsızlık verici. Annesi yalvarıyor kadıncağız gördüm. “Ey Halife Hazretleri” diyor nezaketli kadın.  Adamların dinlediği yok. Aslında isteseler IŞİD’i durdururlar. Ama IŞİD kaderde görev yapacak bir topluluk olduğu için dünya masonluğu buna müsaade etmiyor. Dünya devleti buna müsaade etmiyor, “kader böyle” diyor. Yani kaderi yönlendiriyorlar. Kaderin kapısını açıyorlar. Bakıyor adam tarifte böyle bir olay var, geleceğin perspektifinde böyle bir olay var. Kaderin akışını kolaylaştıracak ne varsa yapıyorlar. Yoksa başından durdurabilirler isteseler. Ama durdurmuyorlar. Sonuna kadar gelişmesine müsaade ediyorlar. Mantığın içinde ne var? Hızır (a.s)’ın mantığı var. Açıkla desen açıklayamazsın. Duracakları bir nokta var. O noktaya doğru da gidiyorlar. Onları durduracak bir şahıs var, görevli bir şahıs var. O şahsın görevine kadar da bak hiç kimse müdahale edemiyor, edemez de. Şimdi yine tarihi yönlendirecekler, tarihin akışını yönlendirecekler. Oraya göre şekil alıyor olaylar. Detaya girelim mi? Girmeyelim, bu kadar yeterli. 

BÜLENT SEZGİN: Hocam John katıldığı bir toplantıda Scotloff’un IŞİD tarafından infaz edilmesini gösteren görüntüye ithafen atıfta bulunarak; “bu görüntülerin İslam’ın gerçek yüzünü temsil etmediğini” vurguladı.

ADNAN OKTAR: Bak şimdi ben ona bir şey söyleyeyim de işin doğrusunu görsünler. Ehlisünnet inancına göre yahut Ehlisünnetin bir kısmına göre tam doğrusunu yapıyor adamlar. Şii inancının bir kısmına göre tam doğrusunu yapıyor, hatta eksiği bile var. Tam doğrusunu yapıyorlar. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı o tarzda işte. Doğrama doğrama doğrama, kesme kesme, doğrama. Dövme, sövme, aşağılama başka bir şey yok. Niye anlamazdan geliyorsunuz? Gidip saygı duyuyor. Kuran İslam’ında bu yok. Kuran İslam’ında yok zulüm. “Senin dinin sana, benim dinim bana” diyor Kuran İslam’ında.

Bir kere Irak halkının büyük bölümü sakalını kesiyor. Şimdi onları doğramaya da geçer onlar. Sakalını bir adam üç gün üst üste kestiğinde öldürülüyor. Ehlisünnet inancında, temel inançlardan bir tanesi bu. Bir kısmında diyelim. Namaz kılmayan öldürülüyor. Ehlisünnet, inancının bir kısmında diyorum bak nezaketen. Net öldürülüyor. Zekat vermeyen öldürülüyor. Sağa dönüyor öldürülüyor, sola dön öldürme. Asma, kesme. Eğer gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını kabul ediyorsa bu Kerry, arkadaşlar, yapılanlar doğru. Ama Kuran İslam’ını kabul ediyorlarsa, yapılanlar baştan sona yanlış. Bunu anlamazdan gelmeye devam ettikleri müddetçe bu bela akmaya devam edecek başlarına. Ben ta zamanında bunları uyarmıştım, Amerika’yı. “Arkadaş” dedim “bak bu gelenekçi Ortodoks İslam inancı sizi mahveder, dünyayı da mahveder” dedim. Kaç sene önce? 15 sene önce bunları söyledim. Hepsine mektup yazdım. “Kuran İslam’ını savunun. Bu bela üstünüze doğru geliyor, altından kalkamazsınız” dedim. “Boğacak sizi bu bela” dedim. Dinlemediler. Daha hala bela ilerliyor yine anlamazdan geliyorlar. Kuran İslam’ının dışında yol yok. Sen putperestlikten kaynaklanan uydurma hadislere dayandırırsan sistemi, olacağı bu. IŞİD elemanlarının hepsi Arapça biliyor. Su gibi hadis söylüyorlar. İbn-i Abidin’den, Mülteka’dan her yerden söylüyorlar. Sayfa numarasıyla söylüyor adam. Açıkça “öldürün” diyor orada. Adam da öldürüyor. O kadar açık. Buna karar versinler, Kuran İslam’ı mı, putperest İslam anlayışı mı? Bunlardan birini kabul edecekler. Yani müşrik İslam anlayışı mı, Kuran’ın anlattığı hakiki İslam anlayışı mı? Eğer Kuran’ın anlattığı hakiki İslam anlayışını savunuyorlarsa, onu savunanları desteklesinler. Ağzı açık seyretmesinler. Bela gırtlaklarına çökünceye kadar beklemesinler. Uyarıyorum. Anlamazdan gelirlerse, anlayacakları şekle doğru gidiyor olay zaten.

Yaşar Nuri Hoca nasıl? Onun sağlığını sıhhati.

OKTAR BABUNA: Çok iyi.

ADNAN OKTAR: İyi değil mi?

OKTAR BABUNA: Size çok selamları var çok iyi maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam. O çok büyük değerli bir alimdir. Yaşar Nuri Hoca çok değerli bir insandır. Değerinin iyi bilinmesi lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Fransa’da yeni Milli Eğitim Bakanı Najat Vallaud-Belkacem Fas asıllı Müslüman bir bayan. Fotoğrafları da vardı. Ancak aşırı milliyetçiler hakkında hakaret içeren yazılar yazıyorlar hanımefendinin.

ADNAN OKTAR: Bayağı şık bir hanım. Bayağı güzel. Bir daha bu haberi oku.

BÜLENT SEZGİN: Fransa’da yeni Milli Eğitim Bakanı Najat Vallaud-Belkacem Fas asıllı Müslüman bir bayan.

ADNAN OKTAR: Fas asıllı.

BÜLENT SEZGİN: Evet. Ancak aşırı milliyetçiler hakkında hakaret içeren yazılar yazıyorlar.

ADNAN OKTAR: İşte sevgi yok. Bir kadına insan dili nasıl uzanır? Bir de çok güzel bir hanım, bayağı kibar, kaliteli bir insan. İftihar et, sevin. İlla nefret gözüyle bakacaklar. Kalbi simsiyah olmuş bunların. Sevgi kalplerinden gitmiş, zaten belasını bulmuş, mahvolmuş. Bayağı şık, bayağı bakımlı, tertemiz bir insan. Mükemmel bir varlık. İnsan iftihar eder. Sevgisizlik çamur gibi içlerini sarmış. Merhametsizlik batağına batmışlar. Bunlar olur tabii o zaman.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey DNA ile ilgili bir şey daha anlatabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

AYLİN KOCAMAN: Hücre kopyalanırken her şey kopyalanması gerekiyor içindeki.

ADNAN OKTAR: Hücre kopyalanırken içindeki her şey kopyalanması, her şey ama.

AYLİN KOCAMAN: Hepsinin, bütün organellerin kopyasının alınması gerekiyor. Buna DNA da dahil. DNA uzayınca iki metre kadar bir şey. Demin Ceylan anlatmıştı, 250 milyon makaraya sarılarak kromozom haline geliyor.

ADNAN OKTAR: 250 milyon makaraya sarılarak kromozom haline geliyor.

AYLİN KOCAMAN: Evet. Ve bunun açılması gerekiyor ki kopyası alınsın. Bu çok riskli bir şey çünkü birbirine karışabilir iki sarmal. O yüzden sadece ilk aşamasını anlatacağım. İki enzim iki sarmalın uçlarından çekerek fermuar gibi açmaya başlıyorlar, bir enzim ortada durup karışmalarını engelliyor, diğer iki enzim de iki uçtan tutuyorlar ki birbirine karışma engellensin ve kopyalanma olsun diye.

ADNAN OKTAR: Burada Allah’ın aklı alenen görülüyor. Allah doğrudan müdahale ediyor. Ama bu denizin yarılmasından daha harika bir şey. Yani ölünün dirilmesinden daha harika bir şey oluyor. Ve anlamazdan geliyor bunu dünya. Çok büyük bir mucize bu yer gök birbirine karışır bununla. Biraz düşünürlerse ama. Nefes kesici bir olay. Allah’ın aklı her yerin içine girmiş. Ve müthiş bir tecelli var.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey DNA kopyalanırken bir taraftan da yeni kopyalanan DNA aynı şekilde katlanması ve sarılması gerekiyor yoksa hiçbir yere sığmayacak. Çünkü hücre üç-beş mikron büyüklüğünde, DNA şerit halindeyken iki metre. Yani 200 bin katı hücrenin, uzunluğu.

ADNAN OKTAR: Bir kere Allah’ın aklı her yeri sarmış. Harikaları anlatmaya kalksak bin ömür yetmez, on bin ömür yetmez. Şaşkınlıktan şaşkınlığa düşecek durumdayız. Ama şunu biliyoruz ki, nefes kesici bir akıl her yeri sarmış.

CEYLAN ÖZBUDAK: Proteinler de onu biliyormuş gibi.

ADNAN OKTAR: Biliyormuş gibi değil, biliyor tabii. Protein diye bir şey yok, boş bir madde protein. Oradaki Allah’ın aklı çok önemli.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler” programımızın bugünlük sonuna geldik. Yarın yine görüşmek üzere. 

Masaüstü Görünümü