Harun Yahya

Sohbetler (8 Eylül 2014; 18:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyenlerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Hayret aşk her yerde bir güzellik oluyor. Mesela bak aşkla söylerse doyumsuz bir lezzet veriyor. Aşkla çalarsa, o da doyumsuz lezzet veriyor. Yani bir şeye sevgi girdi mi mükemmel oluyor. Her yerde sevgi olacak. Mesela bazen koro halinde şarkı söylüyorlar, aşk yok. Memur hesabı yani. “Maşımı alırım, işime bakarım” kafasıyla söylüyor ama ruhsuz oluyor bazı vakalarda. Ama aşkla konuşursa çok güzel dinleniyor. Aşkla bakarsa zevk alınıyor. Çiçeğe bile aşkla sevgi gösterdin mi çiçek çok tatlı oluyor, çok şeker oluyor maşaAllah.

Evet dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Yiğit Bulut bugünkü yazısında Türkiye ve çevresinde yeni bir güç doğduğundan bahsetmiş. Bu gücün adının Türk-İslam sentezi olmakla birlikte içinde Rusya, Çin, İran, Hindistan gibi birçok yeni ülkeleri de barındırdığını ifade etmiş. Türk İslam Ortodoks işbirliğini de barındırdığını belirtmiş. “Avrupa Birliği çok önemli ama onu sonsuza kadar bekleyip zaman kaybedemeyiz” demiş.

ADNAN OKTAR: İyi söylüyor da Asya hep mafyaya mahkum olmuş ülkeler. Simsiyah karanlık görünüyor doğuda. Polise güvenemiyorsun, askere güvenemiyorsun, savcıya güvenemiyorsun, mahkemeye güvenemiyorsun. Böyle hayat mı olur? Hindistan’da kadınları öldürüyorlar bilmem ne yapıyorlar. Müslümanlar’ı asmaya kesmeye falan. Birçok ülkede, birçok yerde psikopat, gözü dönmüş topluluklar var. Avrupa çok aydınlık kibar ve kaliteli ve seçkin. Sen önce kibar, kaliteli ve seçkin bir yapı oluşturursun. Zengin bir yapı oluşturursun. Avrupa’ya geçersin. Simsiyah karanlığın içine niye girelim biz? Karanlık var Asya’da yani Türk İslam Birliği; öyle bir konu yok. Keşke olsa. Bir kere Türklük bağıyla bir heyecan o kadar duymuyor Türk ülkeleri. Benim tespitim bu. İslam bağıyla bütün İslam aleminde bir heyecan var. Muazzam bir heyecan var. Ama o heyecanı tetikleyecek de bir öncü yok. İslam alemini kurtaracak olacak Mehdiyet ruhudur.

CEYLAN ÖZBUDAK: Son dönemde Türkiye’yi NATO’dan çıkıp Şangay Paktı’na gireceğiyle ilgili söylentiler de vardı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim ondan sonra Türkiye de yaşanmaz. Bunlar olur mu? Akıl almaz tehlikeli olur. Şangay Paktı’na girdi mi biz mahvolduk demektir. Bittik demektir. Mutlaka Avrupa Birliği’nden yana tavır göstermemiz gerekiyor. Bayağı medeni aklı başında adamlar. Dağlar gibi fark var doğuyla batı arasında. İslam ülkelerinin büyük bölümü sefalet içinde ve dehşet yayıyor. Ama Mehdiyet hareketiyle ortaya çıkılır da, büyük devletler de bunu destelerse bitti. Bir andan cennet havası gelir. Olacak olan da bu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bir duyurumuz vardı. Bu Akşam A9 TV’de Hayata Dair programı var. Hayata Dair programının konuğu Gazeteci Yazar Markar Esayan. Saat 20:00’den itibaren takip edebilirler.

ADNAN OKTAR: Çok iyi. Hangi gazetede?

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak.

ADNAN OKTAR: Yeni Şafak’ta. İyi. Ermeni mi bu kardeşimiz?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Aferin maşaAllah Yeni Şafak’ta yazıyor. Helal olsun. Canlarımız aslanlarımız, aslanlarımız onlar zamanında çok ıstırap yaşadılar. Bir kısmı Türkiye’yi terk etti. Bir kısmı kaldı. Ama o canlarımızın yeniden dönmesi gerekiyor. Rumlar da öyle, Türkiye’nin süsüydü onlar. İstanbul’un süsüydü. Evlerini ocaklarını yaktılar, dükkanlarını talan ettiler falan. Sanki marifet ettiler onlar da küstü gittiler. En kaliteli terziler, en kaliteli sanatçılar, en kaliteli doktorlar, seçkin sanatçılar, müzisyenler hep Rumlar’dan, Ermeniler’den çıkıyordu. Yani “size kalsın” dediler gittiler. Bu iyi bir şey değil ki. Ne güzel komşularımızdı. Museviler niye gitsin? Baya zeki, çok akıllı insanlar. Türkiye’nin süsüydü onlar. Yeniden köylerine, evlerine dönmelerini sağlamak lazım. Terk edilmiş köyleri var, gelsin. Ne güzel, insanın acayip hoşuna gider. Gelsin yaşasın. Mesela geliyor elli sene sonra, altmış sene “bak burası bizim ev burada” diyor insanın acayip hoşuna gidiyor. Gel devlet de yardım etsin, gel otur. İftihar ederiz yani. Tabii bunlar lokal olaylar ama yine de ıstırap verici olur tabii.

AYLİN KOCAMAN: Özellikle son 15 yılda Adnan Bey ülkemizdeki Museviler’in sayısı çok azalmış. Genelde göç etmişler. Ülkeden ayrılmışlar.

ADNAN OKTAR: Museviler’in sayısı azalmış.

AYLİN KOCAMAN: Evet.

ADNAN OKTAR:  Mesela bu ıstırap vesilesi bizim için, çok acı bir olay. Museviler Türkiye’nin süsüdür. Çok çalışkan, çok zeki, çok başarılı insanlardır. Nereye el atsalar bakıyorsun orayı yeşillendiriyor, güzelleştiriyor. Çok korkunç ırkçılık. Yani din faşizmi de çok korkunç, ırk faşizmi de çok korkunç. İnadına faşizm, ırk adına faşizm. Çok korkunç şeyler bunlar. Dinde faşizm yok. Irkçılık hiç yok zaten.

BÜLENT SEZGİN: Tayyip Bey de “hepsi geri gelsinler, gelmelerini istiyoruz” diye açıklama yapmıştı.

ADNAN OKTAR: Çok iyi demiş. Çok güzel demiş.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Davutoğlu ısrarla “Daha batıya yönelik bir politika izleyeceğiz” diye vurguladı. Cumhurbaşkanımız da Avrupa Birliği’yle daha çok yakınlaşmak için çaba göstereceğiz yönünde açıklamalar yaptı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim doğrusu bu. Her gün zulmen yüzlerce insan öldürülüyor Asya’da, faili meçhuller kaynıyor. Dehşetin diğer adı olmuş Asya. Büyük bölümü öyle. Makul olan yerleri var tabii ama genellikle dehşet hakim. Karanlık ve soğuk hakim.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bugün 62. Hükümet tüm üyeleriyle birlikte Anıtkabir’i  ziyaret etti.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. Anıtkabir de hayır olmuş, öyle büyük bir kabir yapılması. Atatürk’ün unutulmaması için yapılan her faaliyet çok büyük hayır olmuş.

Evet Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey yabancı basında yeni yazılarınız yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Yabancı basında yeni yazılarım yayınlandı. Göreyim.

KARTAL GÖKTAN: National Yemen’de bu hafta yayınlanan “Hutiler tüm Yemenliler’in kardeşidir” başlıklı yazınızda Yemen’de 2011’de devlet başkanı Ali Abdullah Sareh’in iktidardan zorunlu olarak inmesiyle devam eden olaylara ve Hutiler’in mevcut hükümetin düşmesi için yaptıkları protestoların neden olduğu çatışmalara değiniyorsunuz. Yemen politikasındaki mevcut güçlerin birleşmesinin şu an ülkenin kurtuluşu için tek çözüm olduğunu belirtiyorsunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bosnia Times sitesinde “Aşırı milliyetçilik halen büyük bir tehlike olmaya devam ediyor” isimli yazınız yer aldı. Amerika’daki Eurasia Review sitesinde “PKK’yı silahlandırmanın neye mal olacağını görmezden gelmeyin” başlıklı yazınız çıktı.

ADNAN OKTAR: Güzel güzel. Hep aklı selimi dünyaya yaymak için Allah’ın, Yüce Yaratan’ın verdiği imkanla gayret ediyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizden de güzel faaliyet haberleri geldi yine.

ADNAN OKTAR: Onları da duyayım.

KARTAL GÖKTAN: Dün kardeşlerimiz Sultanbeyli’deki bir alışveriş merkezinde A9 broşürü dağıtmışlar. Bakü’de kardeşlerimiz bu pazar günü sizin birçok Azerice kitabınızı dağıtmış. İzmir’den kardeşlerimiz Çeşme ve Urla’da çok sayıda dergi dağıtmış.  Belçika’nın turistik ortaçağ şehri Brüj’de yerli halka ve turistlere çeşitli dillerde hazırlanmış yüzlerce kitabınız, iman hakikatleri DVD’leri ve yobazlık tehlikesi ve gerçek İslam broşürü dağıtılmış. Dün Konya’daki kardeşlerimiz bir araya gelmişler. Yemek yiyip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: O sofranın güzelliğine bak sen. Sofranın güzelliğine bak sen, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Pazar günü Osmaniye’de kardeşlerimiz kitap ve dergi dağıtımı yapmışlar. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz İstanbul Güngören Köyiçi mevkiinde 700 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Hollanda’dan da Emre kardeşimiz annesiyle birlikte 60 kitap, 120 de broşür dağıtmış. 

ADNAN OKTAR: Ne güzel oraları böyle nurlandırmak, ışıklandırmak. Mesela bir yabancı turist bir kitap alıyor. Evine götürür koyar masanın üstüne. Bir bakayım der açacak, iki sayfa okur, adamın dünyası, ufku bir anda değişir. “Ya” der “dünyada böyle iyi insanlar mı vardı?” der.” “Böyle güzel bir anlayış, böyle bir aklıselim, böyle pozitif bir düşünce mi vardı? Ben dünyayı nasıl karanlık görüyordum, ne kadar aydınlıkmış” gibi hastalığa düçar olan bir kişi ise çok güzel düşünür. Benim çocukluğumda ilk karşılaştığım kitapları hiç unutmam. Biz kitap hiç bulamazdık. İlk Süleyman’ın meseleleri diye bir küçük kitap elime geçti, ufacık. Herhalde bu ya evanjelikler dağıttı, veyahut işte bir Hristiyan cemaati dağıttı. Bir kenarda duruyor böyle küçük ufacık. Açtım, içinde çok güzel sözleri var Hz. Süleyman (a.s)’ın. Mesela o hiç aklımdan çıkmaz, unutmam. Böyle kitaplar hiç unutulmaz. İlk insana imani tebliğ hiç unutulmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani “Başörtüsü zorla dayatılmaz” diye bir açıklamada bulundu. Şunları söyledi; “bugün yaşadığımız dünyada gençleri ikna etmekten başka bir yolumuz yok, zorla olmuyor. Onu kapatmayla, bunu yasaklamakla netice alınmıyor. Duvar çekmek, filtrelemekle işin hallolacağını zannediyoruz. Siz filtre uyguluyorsunuz, o da filtre kırma programı yapıyor. Bu sorunlar yasaklarla çözülmez. Eğer çözülseydi, bugüne kadar çözülürdü” dedi.

ADNAN OKTAR: Hasan Ruhani. Tebrik ediyoruz. Ama işte böyle insanların yolunu kesmemek lazım, yolunu açmak lazım. İran’da böyle bir insanın böyle yüksek bir görevde olması mucize. O kadar hasta adamın içerisinde, o kadar beyni kirlenmiş adamın içerisinde böyle bir insan yol bulmuş, en yüksek noktaya kadar gelmiş. Bu Allah’ın bir lütfu. Harika yani. Bunları konuşuyor olması da harika. Bu insana Allah cesaret vermiş böyle güzel konuşturmuş.

BÜLENT SEZGİN: Bu döneme denk gelmesi büyük harika değil mi?

ADNAN OKTAR: Tebrik ederim. Tam Hz. Mehdi (a.s) talebesi.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey siz biliyorsunuz zaten inşaAllah. Daha önceden çok önüne çıkılmış, çok engellenmiş. Hiçbir şekilde ileri bir noktaya gelmesine izin verilmemiş. Hatta hapiste yatmakla hüküm giymiş. Fakat bu dönem özel olduğu için Yüce Yaratan bu dönemde başa getirdi İran’da.

ADNAN OKTAR: Hayrettir. Hayretler içinde kalıyorum. Üslubun doğruluğu, güzelliği sarahaten görülüyor. Ama o kadar karanlığın içinde böyle bir ışık alenen mucize başka bir açıklaması yok.

Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Zaman’dan Ahmet Selim sevgi üzerine şöyle yazmış. “Sevebilmek için önce sevgiye açık olmak gerekir. Sevgiye açık insan her şeyi sevmez ama her şeye sevgiyle bakar. Hayatın bütünlüğü içinde kötü insanlar da var. Fakat onlar da bir genel akışın içinde kendi kaderlerini yaşıyor. Onlardan korunmak gerekirse de husumet duymak gerekmez. İyileşmeleri dilenir. Sevgiye kapalı olmak yanlış ve saplantılı düşüncenin kısır döngüsüne mahkumiyet demektir.

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Helal olsun. Alkışlasak güzel olabilir. Şahane. Bir kere sevgi adına bir yazı yazması bir yazarın, benim Türkiye’de on yılda, yirmi yılda bir gördüğüm bir olaydır. Hep şaşarım, hayretler içinde kalırım. Şimdi de şaştım, hayretler içinde kaldım. Tebrik ediyorum. İnşaAllah yayılır, bütün basında çok güçlü şekilde sevgi dile getirilir.

BÜLENT SEZGİN: Sizin hatırlatmalarınız olmuştu, aslında birçok yazarın bu şekilde yazı yazmasına yönelik. Ondan sonra arttı bu yazılar Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün bir inşaatta yaşanan asansör kazası hakkında inşaat işçileri sendikası yaptığı açıklamada “Şantiyelerde şu an on iki bin denetmen açığı var. Güvenlik sorumluluğunun doğrudan bakanlığa bağlı olması ve kontrollerin inşaat devam ettikçe sürmesi gerekmektedir” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Pratikte öyle bir şey çok zor. Binlerce inşaat var. On binlerce inşaat var. On binlerce de mazlum insan çalışıyor oralarda. İllaki bu tip olaylar oluyor. Çok büyük bir azim, müthiş bir kararlılık gerektiriyor. Öbür türlü olur. Geçenlerde asansörün üstüne binmişler, havada yemek yiyorlar. Tek tel tutuyor o kadar insanı. Bir macera bu. Küt diye kopar. Ne gerek var o kadar insanı riske atmaya? Ama insanlar kendilerini riske atmayı seviyor benim gördüğüm yeni bir moda bu. Ama işçilere de tabii yazık. Allah annelerine, babalarına uzun ömür versin. İnşaAllah şehit hükmündeler.

KARTAL GÖKTAN: Kazada iki oğlunu kaybeden baba Mithat Kara’nın bir beyanı var. “Allah bana sabır veriyor. Benim çocuklarımı Allah verdi, Allah aldı. Benim oğulların şehit” şeklinde.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Bak mümin ruhu, mümin ağzı, mümin üslubu. İşte Türkiye’nin güzelliği bu, zenginliği bu.

KARTAL GÖKTAN: Kendisi de aynı inşaatta vinç operatörüymüş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne güzel diyelim. Allah ona uzun ömür versin. Ailesine uzun ömür versin. Diğer kardeşlerimizin ailelerine Rabbimiz sabr-ı Cemil nasip ve müyesser etsin.

Evet dinliyorum.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey proteinle ilgili bir bilgi anlatabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

AYLİN KOCAMAN: Proteinin oluşması için DNA’ya ihtiyaç var. DNA’nın var olması için de proteine ihtiyaç var. Dolayısıyla her ikisinin aynı anda olması gerekiyor. Evrimcilerin iddia ettiği gibi birinin önce, diğerinin sonra meydana gelmesi gibi bir durum söz konusu değil. Aynı şey ribozom için de geçerli. Ribozom fabrika, proteini üreten. Fakat proteinlerden oluşuyor. Yüzde 70 protein, yüzde 30 RNA’dan oluşuyor. Dolayısıyla fabrikanın da o sırada zaten var olmuş, yaratılmış olması gerekiyor proteinle birlikte. Birinin diğerinden önce var olması diye bir şey söz konusu olamaz.

ADNAN OKTAR: Bunu çok ısrarla gündemde tutmak lazım. Mesela bu bilimsel açık Darwinizm’i Hallaç pamuğuna çeviren bir gerçek. Eğer bilimse bunların ölçüsü, bilim onları yerle bir etmiş.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Adnan Bey DNA kopyalanması sırasında birçok enzim kullanılıyor ve bu enzimler ne zaman, nerede, hangi sırayla ilerleyeceklerini çok iyi biliyorlar. DNA kopyalanması da 100 trilyon hücrede her gün yaklaşık ortalama olarak 20 bin kez gerçekleşiyor Yüce Yaratan’ın ilhamıyla.

ADNAN OKTAR: Bu da çok çok şaşırtıcı. Her şeyi şaşırtıcı. Hücre dünyasına indin mi, ince detaylara indin mi nefes kesen bir mühendislik, nefes kesen bilimsel harikalarla karşılaşıyoruz.

Her şey kainatın Yüce Yaratıcı’sının eseri, her şey. Birilerinin bana bir şeyler anlatması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey üç tane sevimli kuşumuz vardı. Uygun görürseniz video vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Acayip tatlılar. Teker teker öperim ben bunları. Hayret bu kadar abartılı sevimli olmaları. Bir sevimlilik vardır da, biraz çıldırtıcı bu yani.

Ne güzel şarkılarda aşktan bahsetmesi. Şarkılar o yönüyle çok güzel. Ama hep ümitsiz aşklardan bahsediyor. Aşk olursa güzellik vardır ve sonsuza kadar bir sevgi vardır. Nasıl ümitsiz oluyor yani? Orada bir cahiliye esintisi görülüyor. Aşk varsa sonsuzdur zaten, Allah için sevdiysen. Nefsani sevdiysen onda da adı aşk değil, ayıp yapıyorsun o zaman yani. O zaman o aşka yakışmayan bir kelime oluyor, üslup oluyor. Değil mi? Aşk dediğin sonsuz sevgiye denir. Sen orada geçici bir hevesten bahsediyorsun. “Yandım, bittim, kül oldum işte aşk bitti, yol bitti, duvara çarptım” falan olmaz öyle şey.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İnşaatta yaşanan asansör kazasının ardından sivil toplum kuruluşları ve sendikalar yürüyüş yaptı. Polis kalabalığı dağıtmak için zaman zaman tazyikli su kullandı. Aralara karışmış yüzü maskeli, tişört ve taşıdıkları bayraklarda Marksist örgüt logoları bulunan kişiler dikkat çekti. Bu kişilerin TOMA’lara taş fırlattıkları görüldü.

ADNAN OKTAR: Şu akla bak. Orada işçi şehit oluyor. O da orada polis şehit etmeye çalışıyor. Taş fırlatmak polisin kafasına, kiloluk taş atıyor. Kardeşim eğer o insanlara acıyorsan, şefkat duyuyorsan onların iyiliği için bir şeyler yap. Ailelerine yardımcı ol veyahut o tip iş yerlerinin güvenliği için girişimde bulun, bir şeyler yap. Polis yaralamakla, olay çıkarmakla nereye varacaksın? Hep sevgisizlikle halletmeye çalışıyorlar. Halbuki sevgiyle halletmeleri lazım. Akılla halletmeleri lazım.

“Önce çözüm üret” diyor Orhan Çevik. “Kürtler’in ana dilde eğitim görmesini yasaklamak da devletin işte olumsuz bir tavrı” diyor. “Önce bu adaletsizliğe çözüm bul sonra PKK muhabbeti yapalım.” Yani muhabbetten kasıt herhalde konuşma, eleştiri. “Kürtler’in ana dilde eğitim görmesi” bir kere eziyet bu gençlere, Kürt gençlere eziyet. Gayet güzel Türkçe konuşuyor hepsi. Çokça da Türkçe’yi rahatça da anlıyorlar. Türkçe’nin avantajını da yurt içinde yurt dışında bütün güzellikle kullanıyorlar. Sen ona Kürtçe öğreteceksin kendi içinde felç edeceksin. Sadece dar bir bölgede Kürtçe konuşabilecek. Yurt dışına çıktığında nasıl konuşsun? Türkiye’de geziniyor Hatay’a gidiyor, Ankara’ya geliyor nasıl konuşacak? Sırf inat olsun ve o dille güya bir bölünmeye kapı açılsın. Dile meraklı olduklarından değil, bölünmeye meraklı olduklarından. Büyük bölümü böyle. Yoksa dil ihtiyacından değil. Türkçe’yle çok rahat her şeye ulaşabiliyorlar. İnternet, radyo, televizyon her şey Türkçe’de çok zengin olarak Kürt kardeşlerimize sunuluyor. Türkiye de onların kendi memleketi, kendi ana yurdu. Kendi ana yurdunun dillini nasıl bilmeyecek yani? Kendi memleketini dilini bilmesini niye istemiyorsunuz? Türkçe’yi öğrensin ve yaşasın.  Konuşsun Türkçe eğitim alsın. Kürtçe’yi de öğrenmek istiyorsa zaten öğrenir. Kurs veriyor devlet, öğretiyor, anlatıyor ama ana dilde eğitimden kasıt bölünmeyi kolaylaştırmak. Yani bölünmenin zeminini hazırlamaktır. Yoksa iyilik yapmak değil. Bu konuyla ilgili bir analiz yazısı hazırlayayım ben. Ana dilde eğitim oyun mu, ihtiyaç mı?

Ferit Batu “He canım he. Bu Kürdistan kurulacak bedeli ne olursa olsun.” Sen böyle düşünüyor olabilirsin ama Türkiye içerisinde biz kardeşlerimizi ayırmayız, ayrılmasına müsaade etmeyiz. Ailenin içerisinde odalar çelik levhalarla ayrılmıyor. Biz bir aileyiz, hiçbir şekilde kardeşlerimizden ayrılmayız. Sen çelik duvarlar yapmaya kalkarsan biz o duvarları açarız. Hiç boş yere de heveslenmeyin böyle bir şeye müsaade etmeyiz.

BERİL KONCAGÜL: Adnan Bey sinir iletileri saniyede 120 metre ilerleyebiliyorlar. Bu da saatte 420 kilometre anlamına geliyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel. Saatte 420 kilometre muazzam bir hız.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın bu akşam sonuna geldik. Yarın yine görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü