Harun Yahya

Sohbetler (11 Eylül 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.

Fikret Bey dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, siz asansör kazası için, “incelendiğinde muhtemelen çok sıradan bir sebep çıkacaktır” demiştiniz. Çalışma Bakanlığı Müfettişleri’ne göre, asansörü en üstte durdurmaya yarayan ve son nokta olarak kabul edilen bölüme gerekli parçaların takılmaması kazaya neden olmuş. Teftiş Kurulu Başkanı, “üretime dalmış insan emniyetini unutmuşlar” diye açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Ben Anadolu’ya sık sık giderdim Tokat’a, Turhal’a, Amasya’ya falan küçükken. Küçükken herkesi gözlemlerdim bayağı dikkatim keskindi. Şu anda da bakıyorum genel bir perişanlık, genel bir kalitesizlik Türkiye’nin birçok yerinde maalesef var. Pakistan’da da var, Hindistan’da da var, Türkiye’de de var. Bu çok acı bir olay. Umursuzluk, insanlara önem vermemek, değer vermemek. Bir kere insanlara değer vermemek çok yaygın. “Ölüyorsa ölsün” diyor adam, “hastalanıyorsa hastalansın, ne oluyorsa olsun, bana ne “diyor, “umurumda mı?” diyor. Öyle bir şey yok. Basına yansıdığı için bazı şeyler bu kadar gündem oluyor işin doğrusu. Basına yansımasa birçok kişi muhatap dahi olmaz.

HÜSAM HOCA: Hocam, daha şimdi basına yansımayan bir sürü şey var. Yani daha görmediğimiz basına yansımayan ne haksızlıklar, ne adaletsizlikler, dediğiniz gibi neler var.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorsun. Basına yansıdığında mecbur kaldıkları için gündem oluyor. Olağanüstü ihtimamın nedeni o oluyor. Yoksa işçiler Türkiye’nin her yerinde birçok yerde eziliyor, bu bilinmeyen bir konu değil ki. Tarlada çalışanlar da eziliyor, işçilerin barakalarına gidip bakın kaldıkları yerlere. Sokakta giderken görüyoruz, barakaları açık görülüyor onların kaldıkları yerler, kapıları açık. Hayat şatları da biliniyor. Anlamazlıktan geliniyor, bilinmeyen bir şey değil bunlar, anlaşılıyor, biliniyor. Yazık günah yani. Bir kalite kabul edilmesi lazım, kalite anlayışının geliştirilmesi lazım. Mesela Avrupa’da falan olsa öyle bir ev düşünelim, işçilerin kaldığı bir ev, yer yerinden oynar. Bir baraka öyle bakımsız falan olacak, adamlar yanlışlıkla bir tespit etseler yer yerinden oynar. Ama burada, zaten orası lüks görülüyor. Adamın barakası, o tahtadan baraka zaten olağanüstü lüks görülüyor. Yazık o canlarım da bayağı seviniyorlar. “Ne kadar güzel yere geldik” falan diyor. Mesela inşaatın üst katına çıkacak, elektrikli vince bindiriyorlar, işte oradaki çimentoyu yukarı kaldıran vince bindiriyorlar, üç-dört kişi birden ta yukarı kadar çıkıyor. “Ne kadar güzel teknolojinin imkanlarını kullanıyoruz” diyor. Tek bir çelik tel tutuyor, onlar da paslı maslı, kopuk mopuk oluyor falan, yani bela akıyor her yerde.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, asansör kazalarında Avrupa birincisiyiz. Avrupa’daki ölümcül kazaların yüzde 70’i Türkiye’de gerçekleşiyor.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak bir daha söylüyorum; Türkiye’de kaliteye önem verilmiyor. Dolayısıyla insana da her yerde olmasa da, bazı yerlerde önem verilmiyor. Ben bunu çocukluğumdan beri görüyorum. Bunu herkes de bilir, ezberden bilir fakat dile getirmiyorlar. Çünkü diyorlar ki; “eğer biz bunu dile getirirsek bu çok masraflı olur” diye düşünüyorlar. Başımıza iş çıkar. O zaman bütün Türkiye çapında katrilyon çarpı katrilyonluk bir çalışma gerekiyor. Almanya gibi olmamız gerekiyor, İsviçre gibi olmamız gerekiyor. Bu da olamayacağına göre gözü bir süre kapatmanın, kulağı bir süre kapatmanın faydalı olacağı kanaati var. Yoksa bilinmeyen şeyler değil bunlar. Bu tip olaylar sürekli olur, bak bundan sonra da olacaktır. Bu kalite anlayışında, bu sevgisizlik anlayışında bu olur. Yani her yerde değil ama yaygın olarak var bu. Bilinmeyen bir şey değil bu. Git Anadolu’nun herhangi bir köyüne git, köylerdeki o hayvanların beslendiği yere, orada adamlar yatıyor. Hayvanlarla aynı odada yatıyorlar. Bu dehşet verici bir şey. Orada havanın bir santimetre küpünde binlerce bakteri oluyor, bir santimetre küpünde. Akıl almaz mikrop yoğunluğu oluyor, orada yatıyor o insanlar. Mesela bak şimdi Kurban Bayramı geliyor, buraya satıcılar geliyorlar, naylondan barakaları falan var, hayvanlarla beraber aynı yerde yatıyorlar. Bu anlamazlıktan gelinen bir konudur. Bilinmiyor mu bu? Ne anlama geldiği belli. Benim çilekeş can milletim, benim kuzu gibi güzel milletim hep acıya alışık olduğu için bunu bir acı olarak görmüyor. Hatta mutlu oluyor. “Burada ne güzel hayvanlarla beraber onları koruyorum” diyor. Daha da detaylandırmak istemiyorum da yani durum ortada.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Obama IŞİD’le mücadelede stratejisini açıkladı. Irak ve Afganistan’daki savaşlardan farklı olacağını, yabancı bir toprakta çatışmalara Amerikan güçlerinin müdahil olmayacağını söyledi. Partner güçleri destekleyerek ve hava saldırı gücü kullanılarak IŞİD’in ortadan kaldırılması için istikrarlı bir mücadele yürütüleceğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak bu ne demektir biliyor musunuz? Amerika’nın silah fabrikaları sürekli bomba üretiyorlar, roket üretiyorlar ve stoklanıyor bunlar. Stoklandığında bir süre sonra depolarda yer kalmıyor ve üretimin durması gerekiyor. Silah sanayi de Amerika’nın gelirinin en ağırlıklı bölümünü oluşturuyor. Şimdi bombalanacak; adama bölge gerekiyor. Şimdi adam onu emek emek oluşturmuş. Yani IŞİD’i de oluşturan, Irak’ta rejimi değiştiren de aynı sistem olduğu için, şimdi sistemde bak, “hava bombardımanı yapacağız” diyor. On, yüz binlerce ton bomba yağdıracaklar havadan. Bunu da Irak hükümetine ödetirler. “Sizi korumak için yapıyoruz” diyecekler. Ve yüz binlerce Müslüman şehit edilecek. Cahil, hatalı yanlışlar ama Müslümanlar, şehit dilecek. Ve erkek Müslüman nüfusu özellikle, sürekli Müslümanlar’ı birbirine kırdırarak, havadan bombalayarak, karadan bombalayarak, onu ona öldürttürerek, onu ona öldürttürerek yok ediliyor. Ve dünyada da müthiş bir Müslüman nefreti geliştiriliyor şu an. Müslümanlar’a sevgi-saygı duyanların oranı yüzde yirmilere düşmüş Hristiyan aleminde. Eskiden daha yüksekti, yüzde kırkların üstündeydi, şimdi yüzde yirmilere düşmüş. O, şimdi yüzde sıfırlara düşürecekler ve ondan sonra Armagedon düşünülüyor. Yani ne kadar Müslüman varsa yeryüzünden kazıma düşüncesi. Bak Kuran’a uymadıkları için Allah nasıl adım adım felakete doğru götürüyor. Kuran’da; “Dinde zorlama yoktur” diyor Cenab-ı Allah açık açık söylüyor. “Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” diyor. Açıkça, anlaşılmayacak gibi değil. “Yok, olur mu?” diyor, “dinde zorlama var” diyor. Allah “yok” diyor, bunlar da “var” diyor. O zaman bela havadan, karadan, denizden, her yerden geliyor. Allah gökten felaket yağdırıyor. Şimdi gökten felaket yağacak yine. Konu bu.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Birleşik Devletleri; İş Güvenlik Bakanlığı, IŞİD militanlarının Meksika sınırından ülkeye girmeyi planladıklarını açıkladı. Bazı senatörler ne kadar önlem alınsa da sınırdan kaçak girişler olabildiği için bunun ciddi bir tehlike olduğuna dikkat çekiyorlar.

ADNAN OKTAR: Şimdi onlar herhalde muhtemelen eylem yaptıracaklar. Müslümanlar’a nefreti daha katlamalı hale getirecekler. Bir de Müslümanlığı Buhari’de, Müslim’de öğrettikleri için orada da zaten asma kesme çok net, açıkça aşikar. Dünya çapında İslam’ı yok etme projesi adım adım ilerlemiş olacak. PKK dağları okul yaptı adeta, üniversite yaptı. Mardin’in, Siirt’in dağları PKK kaynıyor, yüz binlerce PKK elemanı dağları doldurdu. Şimdi silah kalitesini artırmak için Türkiye’nin PKK’ya silah vermesini teklif ediyorlar. Yani bu şımarıklığın, azgınlığın artık son aşaması olay. Avrupa’dan bazı şahıslar bunu söylüyorlar. “Türkiye silah versin” diyorlar, “biz verelim” diyorlar.

Senin rol aldığın filmi en az 20 kere falan seyretmişimdir. Çok komik bir film. Kolpaçino. Senin sahne de öyle, oradaki üslup. Ama oradaki her sanatçı hakikaten yetenekli. Trafik polisinden tut, en ufak bir tane fazlalık kişi yok orada. Ve fazladan tek bir kelime yok, hepsi komik.

HÜSAM HOCA: Hocam, şimdi pardon özür dilerim, halk bizi çok seviyor. Gençlik, çocuklar falan çok seviyor. Çünkü sizin dediğiniz gibi halkın Osmanlı’ya, güce karşı bir şeyi var. Ama bu dizi piyasası, film piyasası öyle bir hale gelmiş ki belli bir kitle böyle zincirleşmiş, seni böyle fazla istemiyorlar. Hani dikkat çektiğin için, ön plana çıkacağın için onu öyle düşünüyorlar. Halbuki ne olacak ki, bir geminin içinde ben de olursam daha güzel bir çeşit olur. Onu öyle istemiyor.

ADNAN OKTAR: Sanatçılara benim gördüğüm bir koruma kalkanı oluşmuş durumda değil. Sanatçıları kendi haline bırakıyorlar. Olabildiği kadar, yapabildiği kadar. Mesela bak, garibim o Ferdi Tayfur rahatsızlanmış kendi halinde. Müslüm Baba canım benim, bak hastaneye kalkıyor diyor ki; “hanım bizim para yetecek mi hastaneye?” diyor. Bu dehşet verici bir şey. Yani inanılır gibi değil. Çok ağırıma gitti bu söz, acayip kızdıracak bir laf. “Hanım bak bir bizim hesaplara, şimdi hastaneye gidiyoruz para yetecek mi?” diyor. Sanki eğlenceye gidiyor. Allah esirgesin, karısı da diyor ki; “Son kere böyle bir acı acı baktı” diyor. “Bir daha dönmeyeceğini bilen bir bakışla baktı” diyor. “Acı acı baktı” diyor. Bir de paranın derdine düşüyor. Olaya bak sen, ne kadar korkunç bir şey. “Paramız yetecek mi hastaneye?” diyor. Allah vermesin. Bu çok korkunç bir şey. Ünlü bir sanatçı, bütün ömrünü sanata vermiş bir insan, bu kadar sevilen bir insan “paramız yetecek mi?” diyor. Sonra Tayyip Hoca Allah razı olsun onların hastane masraflarını ödedi. Ama zaten böyle bir olay olmaması lazım. Hastaneye sanatçı gitti mi, hastanede ücretsiz tedavi olması lazım.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Obama Hocam konuşmasında Irak’tan sonra Suriye’de de IŞİD’in artık hedef olduğunu ilan etti. Şöyle konuştu “şu iki noktayı açıklığa kavuşturalım. IŞİD İslami değil. Hiçbir din masumların öldürülmesini affetmez. Ve IŞİD’in kurbanlarının büyük çoğunluğu Müslüman. IŞİD kesinlikle bir devlet de değil. Bir terörist örgüttür. Bu kadar net ve basit.

ADNAN OKTAR: Şimdi ama on binlerce ton bomba yağdıracaklar. Fabrikalar cayır cayır üretime geçecek. Amerikan sanayi şahlanacak. Irak petrollerinin geliri bombaya gidecek. Ve Müslüman cenazesi gömmek için greyderler gece gündüz çalışacaklar. Ve sevinecekler yani Müslüman öldürdüğü için birçok insan. Onları eğitip doğru yola getirmeyi akıl edemiyorlar. Mehdiyet çizgisine çekmeyi akıl edemiyorlar. Bombalama, asma, kesme o taraf da keserek, o taraf da asarak, keserek, bombalayarak.

EBRU ALTAN: IŞİD’e karşı savaşacak askerlerin nasıl eğitileceklerini konuşuyorlar daha çok. Sizin dediğiniz yönde eğitim yapmak yerine.

ADNAN OKTAR: Dinliyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Hocam bugün bir haberde PKK’nın bölgeye sözde kendi kaymakamlarını atadığı bu sözde kaymakamlara araç tahsis ettikleri ve araçlarında örgütün sözde flamasını taşıdıkları iddia edildi. Bu sözde kaymakamlar polis tarafından gözaltına alınmış ancak daha sonra serbest bırakılmışlar.

ADNAN OKTAR: Dağlar PKK’lı kaynıyor. Yani ikide bir eylem yapıyorlar adam kaçırıyorlar. Asker, polis vuruyorlar, şehit ediyorlar. Sesiz sedasız şehitler kaldırılıyor. Yani adamların azgınlığı, kızgınlığı, saldırganlığı, dinsizliği hat safhada. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir olay da Diyarbakır’da yaşandı Adnan Bey. Diyarbakır’ın Lice ilçesinin bir köyünde yapımına bir yıl önce başlanan ve Kürtçe eğitimin verileceği belirtilen okulun inşaatı ile ilgili gerginlik çıktı. Elli araç ile köye gelen askeri yetkililer okulla ilgili tespit çalışması yapmak istediler. İnşaatın yıkılacağını zanneden bir grup tarafından köy girişinde engellenmek istenildiler. Bu sırada askerlere kırsal alanda ateş açılınca askerimiz karşılık verdi. Ölen ya da yaralanan olmadı.

ADNAN OKTAR: Maksat işte o komünist terörün, Leninist mantığın pratiğe geçirilmesi onlara bir idman gibi oluyor. Onu yaptıkça Leninizm’in, Marksizm’in uygulamasını gördükçe o onun pratik yaptığı ruhuyla heyecanlanmasına sebep oluyor. Daha kendine güveni geliyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov “Batı, IŞİD bahanesiyle Suriye’yi vuracak. Atılacak benzeri bir adım Ortadoğu ve Afrika’nın kuzeyinde yaşanan krizlerin akıl almaz bir şekilde yayılmasına neden olacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii şimdi bombaladıkça her ölen aile daha şiddete eğilimli olacak. Amerika’dan intikam almak isteyecekler.  Avrupa’dan intikam almak isteyecekler. Avrupa’ya Amerikan düşmanlığı yayılacak. Onlara da Müslüman düşmanlığı yayılacak. Dünyayı iki kampa ayıracaklar. Müslüman ve Müslüman karşıtları şeklinde dehşetli bir savaş düşünüyorlar işte Armageddon dedikleri o. Mehdiyet bu belayı ortadan kaldıracak. Şiddetle mücadele ettikleri Mehdiyet bu belayı ortadan kaldıracak.

“Danslarda kameraya gel git yapılması bakmayı zorlaştırıyor insanlar anlaşılmıyor göz yoruluyor” diyor. Ama çılgın disko havası da uygulanmış oluyor işin doğrusu da bu. Renkler de karışacak hatta bu dönmesi lazım salon falan. Tabii.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ses sanatçısı Volkan Konak asansörün düşmesi, kamyonun köpeğe çarpması gibi olaylardan ötürü canların yitirilmesinin kaderden kaynaklandığını söyleyenlere tepki gösterdi. Din görevlilerinin konuya açıklık getirmesini istedi. “Güneşin doğmasını engelleyememen kaderdir. Ama trafik kazası -haşa- kader değildir. Asansörün düşmesi kader değildir. Madenlerde ölmek kader değildir. Hepsi cinayettir kasıtlı veya kasıtsız önemli değil şeklinde” konuştu.

ADNAN OKTAR: Kader olmaz olur mu? Hepsi kader. Fakat Türkiye’de zaten Ortadoğu’da da,Asya’da yaygın bir kalitesizlik sorunu vardır. İnsana o kadar değer verilmez. Asya’nın özelliği odur yani. Her yerde olmasa da yaygın olarak bu böyledir. Hatta Asya’da insanlar birbirlerini de adam yerine pek koymazlar, değer vermezler. Birbirlerini basit görürüler. Ama bir Avrupalı gördü mü ona çok saygı duyarlar, değer veririler. Mesela yüz tane Asyalı ölse kimse ilgilenmez. Ama bir Avrupalı öldüğünde yer yerinden oynar. Çünkü Asyalılar da bunu kanıksamışlardır yani. Kendi aralarında arkadaşları öldüğünde önemsemiyorlar. Basit görüyorlar, birçoğu öyle. Hepsi olmasa da, bir kısmı böyle. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK, KCK yöneticisi Murat Karayılan “artık lafla süreç yürüyemez. Hükümet pratik adımlar atmalıdır aksi halde herkes kendi yoluna gider. Kürt halkı başkan Apo’yu önderi olarak görüyor. Eğer sen bir halkla barış yapmak istiyorsan. Onun önderini zindanda tutamazsın. Bunun önünün açılması gerekiyor” dedi.

ADNAN OKTAR:  İşte bıraksak hassas Bülent bırakacak. Ama hassas Bülent’e sürekli dikkat çektiğimiz için yerinden bile kıpırdayamıyor. Yoksa çoktan dışarıdaydı Abdullah Öcalan. Nefes almıyoruz, sürekli dikkat çekiyoruz. O yüzden kıpırdayamıyor.

Türkiye’de bir kısım yöneticilerin hatası PKK alenen meydan okuyor. Vahşet ve şiddetle Türkiye’yi tehdit ediyor. Türkiye de onları oyalamaya çalışıyor benim gördüğüm. Mümkün mertebe vakti uzatmaya çalışıyorlar. Ama bu adamlar dedikleri olmazsa eninde sonunda bu işe yeniden soyunacaklar belli. Türkiye, PKK mutlaka saldıracak düşüncesiyle, mutlaka ayaklanacak düşüncesiyle askeri, siyasi, politik, ilmi, bilimsel her türlü çalışmayı yapması lazım. Bilimsel çalışma yapmıyor. Karşı ideolojik çalışma yapmıyor. Askeri yönden de basit bir politika izlendiği görülüyor. Bu tehlikeli.

BÜLENT SEZGİN: Hocam PKK’nın Apollo Akademiler Komutanlığı adını verdiği kamlarda yapılan askeri eğitimde örgütün suikast ve ağır silahlar üzere yoğunlaştığı belirtildi. 2014 bahar-yaz devirlerinin sona erdiği okulda diplomaları Murat Karayılan dağıttı.

ADNAN OKTAR: “Hiçbir şey yok” diyorlar. “Silahlarını bırakıp gidecekler” diyor. Adamlar ağır silah eğitimi yapıyorlar. Dağlara ağır silah yüklemesi yapıyorlar. Bunu anlamazdan gelmek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Belaya gözünü kapamak belayı engellemez. Yani karşısında bir canavar var, o gözünü kapatıyor, canavar yok olmaz. Canavar durur. Gözünü kapatırsan daha rahat seni yakalar, yok eder. Onun için hem bilimsel, hem akılcı, hem siyasi, hem politik tedbir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam “Turgut Özal’ı zehirleyerek öldürdü” iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapsi istenilen emekli Tuğgeneral Levent Ersöz dün ilk kez hakim karşısına çıktı. Ersöz; “Ahmet Özel babasına 1988’de suikast düzenleyen Kartal Demirağ’ın arkasında olanlar var diyorsa babasını öldürenleri biliyordur ve açıklamalıdır” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Tabii ki onu söylemiyorlar. Yani “biliyorum fakat söyleyemiyorum” diyor. Yıllardan beri bu bir muamma. Bir an önce söylemeleri lazım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin bazı faaliyetleri şu şekilde, yeni faaliyetler. Mecidiyeköy’de kardeşlerimiz bugün 40 tane kitap dağıtımı yapmışlar. Almanya’dan kardeşlerimiz dün Hemsbach’da çok sayıda broşür ve kitap dağıtımı yapmışlar. Dağıtımda ufaklıklar iş başındaymış.

ADNAN OKTAR: Sen bir kere bunları bana teker teker göstererek başla sen. Evet bir, pembeler içerisinde. Ah benim canımın için dişlerini de kediler yemiş. Evet bir. İki bu kedi bu. Bir de süslenmiş. Ama bayağı süslenmiş. İki. Üç. Mahalleyi kediler basmış. Üç. Dört. Mahallenin en güzel kedileri bunlar. MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: İnegöl’deki kardeşlerimiz 10 Eylül Çarşamba akşamı esnafa ve apartmanlara 1000 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz de evde buluşup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel. O evde bir bereket var, güzellik var maşaAllah. İnsanın içi açılıyor. Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Selahattin Demirtaş’ın IŞİD’e karşı ortak bir ordulaşmaya gidilmesi sözleri eleştiri almıştı. Demirtaş ortak ordu ifadesini açıkladı ve şöyle ifade etti. “Biz Kürtler Türkiye’de bir ordu kursun demedik. Bu topraklarda yani Irak ve Suriye IŞİD’e karşı ortak ordu kurup ve savunma geliştirsinler dedik.”

ADNAN OKTAR: Yok kardeşim. Bizim Müslüman öldürmeye hiç niyetimiz yok. Müslüman niye öldürelim? Zaten bir avuç Müslüman var. Aslan gibi delikanlılar. Fikirleri bozuk, düşünceleri bozuk, inançları bozuk bedenlerinin bir suçu yok. Bedenleri aslan gibi. Akıllarında yanlış bilgi var. Nerden kaynaklanıyor Buhari'den, Müslim’den almış. Bunu düzelteceğiz. Uydurma hadislerle bu hale gelmişler. Bu konuyu düzelteceğiz. Fikirle, ilimle, irfanla. Öldürerek değil. Bombalayarak değil. Tek bir Müslüman’ı dahi öldürmek haramdır. Olmaz öyle şey. “Onlar öldürüyor ne yapalım?” Olmaz öyle şey. O bir hata yapıyor, sen de bir hata yapamazsın. O günaha giriyor diye sen de günaha giremezsin. Müslüman öldürmek büyük bir fitnedir. Fikirle, düşünceyle. Fikirle olur, düşünceyle olur.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov, ülkesinin rejimini eleştiren kızı Gülnare Kerimova hakkında yakalama kararı çıkarttı.

ADNAN OKTAR: Mafya sistemi dedik ya. Görüyor musun karanlığın korkunçluğunu? Görüyor musun Asya’yı bürüyen karanlığı ve vahşeti ve mafya sistemini? Akıl almaz bir karanlık bütün Asya’yı kaplamış durumda. Yazık benim güzelime. Aferin delikanlı kızmış. Helal olsun ona. Ağabeyi onun yanında. Destekleyelim o çocuğu.

“O saçlarının güzelliği nedir Hocam?” diyor Fatma Hanım. Her şeyi yaratan Allah.

“Hocam, Hulki Cevizoğlu’na kanalda bir iş verseniz, bir gün onun programını yapsa iyi olurdu. Yazıktır, kovmuşlar.” Şenol Çakır. “Kovmuşlar” bir kere çok çirkin bir ifade. Niye kovsun? Adam işyerinde bir insan görevlidir. “Arkadaş biz sizin burada çalışmanızı bundan sonra düşünmüyoruz” diyor. Misafir bile geliyor eve, “artık geç oldu kalkalım” diyorsun. Kovmuş mu oluyorsun? Laf mı şu? Niye kovulsun adam? İş akdi gereği ayrılıyor işyerinden. İş yeri onu o işyerinde artık görevli olarak görmek istemiyor. Buna kovma denmez. Bir anlaşma bu. Niye kovulsun?

“Muhterem Hocam” bir kere Hocam deme “Adnan Bey.” Emre Ölmez. “Her şeyin hasıl kelamı ümmet Hz. Mehdi (a.s)’ını bekliyor.” Doğru. Biz de bekliyoruz. “Hz. Mehdi (a.s) icraatının neticesini alsın artık.” Hayret, inanamıyorum. Hz. Mehdi (a.s)’ın elinde zannediyorlar. Hâlbuki Hz. Mehdi (a.s)’ı sunacak olan Allah’tır. Öyle bir şey yok. Yani Hz. Mehdi (a.s) var. Adam, bekliyor bu şahıs, bir gün karar veriyor. Ortaya çıkıyor. Öyle bir şey yok. Bak, bütün dünyayı Allah, Hz. Mehdi (a.s)’a göre dizayn ediyor. IŞİD’i ortaya çıkaran da Allah’tır. Bütün Avrupa’yı böyle korkutan da Allah. Amerika’yı korkutan da Allah. Obama’ya 11 Eylül’de bu konuşmayı yaptıran da Allah. Bu dehşeti onlara yaşatan güç, onları Hz. Mehdi (a.s)’a mecbur edecek olan güçtür. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın bir şey için acele etmesi bir şeyi değiştirmez. Her şeyin bir vakti, merhunu var. Allah’ın dilediği vakitte olur.

AYLİN KOCAMAN: Bir keresinde “Allah refahı ve Altın Çağı getirecek, Hz. Mehdi (a.s)’ı ona vesile kılacak” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, Allah hâkimiyeti murat ediyor. Hz. Mehdi (a.s)’ı vesile ediyor. Zannediyorlar ki önce Hz. Mehdi (a.s) gelir, sonra İslam hâkim olur. Önce İslam hâkim oluyor sonra Hz. Mehdi (a.s) geliyor. Onu anlamıyorlar. Yani beraber yaratılıyorlar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hocam geçen gün Ruhani’nin insanları zorlayarak sonuç alınmayacağı ile ilgili sözlerini okumuştuk. İran’da Gençlik ve Spor Bakanlığı, Stratejik Araştırma Merkezi’nin yaptığı araştırmada gençlerin yüzde 69’unun internete girmek için filtre kırıcı programlar kullandığı ortaya çıktı. Ayrıca ankete katılan gençlerin yüzde 42,7’si, başörtüsünün iffetin korunmasıyla bir ilgisi olmadığı görüşünü paylaştı.

ADNAN OKTAR: İran gençliği bizden kardeşim. Çok sağlam, aklı başında, bayağı makul gençler. Fakat yobaz takımı orayı esir almış. İran’ı esir almış. İran’ın nur gibi gençliği yobazların eline teslim edilmiş. Ve yobazlar kan kusturuyorlar İran gençliğine. Yoksa neşeli, dışa dönük, Allah’ı seven, Kuran’ı seven, makul, mantıklı adamlar. Yani kuyunun dibinden Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmayacağını bilir onlar. Dalga geçer gibi çocukları hem eziyorlar, hem de sapkın fikirleri zorla kabul ettirmeye çalışıyorlar. Kırk metrelik kuyunun dibinde Hz. Mehdi (a.s)’ın ne işi var? “Bin küsur seneden beridir bekliyor orada” diyor. Dalga mı geçiyorsun sen? Çocukların zekâsıyla alay ediyorlar, İran gençliğiyle. Hiç biri inanmıyor. Kendileri de inanmıyorlar. Buraya gelmişti, İranlı Ayetullah gelmişti. Eşkâl son derece bozuk. “İttihad-ı İslam olsun” dedik. “Beraber birleşelim. Hz. Mehdi (a.s) çıkacak inşaAllah” dedim. “İttihad-ı İslam olmaz” dedi. “Niye?” dedim. “İsrail müsaade etmez” dedi. Hani kabadayıydın sen? Hani İsrail’i yerle bir ediyordun. “İsrail müsaade etmez” diyor. Demek ki kabadayılığın sahte kabadayılık yani. Allah’a güvenmesi hiç yok. İsrail niye istemesin? Yalvarıyor onlar Hz. Mehdi (a.s) çıksın diye. İsrail Sanhedrin Meclisi olsun, yani hepsiyle benim bağlantım var. Açıkça söyleyeyim yani. Yani İsrail devleti şu an Hz. Mehdi (a.s)’ı canı gönülden istiyor.

EBRU ALTAN: Topluca dua ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Bağıra bağıra dua ediyorlar. Hepsi istiyor. Nasıl istemezler yani? Sen istemiyorsun Hz. Mehdi (a.s)’ı. İsrail istiyor. İttihad-ı İslam’ı da istiyor İsrail. Canı gönülden istiyorlar İttihad-ı İslam’ı. Sen istemiyorsun.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fatih Altaylı, “Amerika’nın savunma bakanı Türkiye’ye geldi. Cumhurbaşkanı ile görüşmesi tüm basına yansırken, Başbakan ile görüşmesine çok az yer verildi” diye yazmış. Ve buna benzer başka örnekler vererek, şu anki başbakanlık makamının sembolik bir makam olduğunu söylemiş.

ADNAN OKTAR: Ayıp yapıyor. Cumhurbaşkanıyla görüşür. Başbakan değerli bir insan, bütün millet de seviyor. Cumhurbaşkanı da Tayyip Hocam, dinleniyor biraz. Hem gözlerden ırak oldu. Daha rahat ediyor. İyi oldu onun için. Biraz kendini toplar. Huzurlu yaşıyor. Daha iyi oldu.

AYLİN KOCAMAN: Bugün bir resmini attı Tayyip Bey, çok güler yüzlü böyle.

ADNAN OKTAR: Tabii ya rahatladı. Pek adı sanı da o kadar duyulmuyor gördüğüm kadarıyla. Ortadan da biraz çekildi. Sakinlemiştir. Nefes aldırmıyorlardı. Yani ins cins takımından bayağı bir mahlûkat üstüne çöktü. Nefes aldırmıyorlar. Bir insana bu kadar eziyet olur mu? Ne yapmış? Yok, ne vatan hainliğini bıraktılar. Ne bilmem neliğini bıraktılar. Deli misiniz siz? Ölmüş anasına küfrediyorlar. Yani şuurları kapandı. Bu nasıl bir nefrettir? Allah’tan korkun. Yıllarca sana Başbakanlık yapmış. Huzur içinde yaşadınız. Anarşi olmadı. Terör olmadı. Yollar, barajlar, bayağı güzel bir Türkiye bıraktı. Bırakın yakasını yani. Ayıp günah, bu kadar olmaz. Eleştir falan da. Her şeyin bir nezaketi var.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Almanya’da, üzerinde şeriat polisi yazan yeleklerle özellikle disko, bar ve kumarhanelerin önlerinde kontrol yapan bir grup Selefi genç için Alman polisi, “insanların korkutulmasına ve baskı yapılmasına izin vermeyeceğiz” diyerek yasal işlem başlatmıştı. Almanya Başbakanı Merkel de bu konuya ilişkin bir açıklama yaptı. Şiddet kullanma tekelinin sadece devlete ait olduğunu belirtti. Ve devlet dışında kimsenin güvenlik gücü rolü oynayamayacağını söyledi.

ADNAN OKTAR: Almanlar’ın saftirikliğine bak.  Hepsi değil ama bayağı bir saftirik. Adam “şeriat polisiyim” diye kapılara dayanıyor. “Artık herhalde bu kişilere karşı tedbir almamız gerekiyor” diyor. Dalga mı geçiyorsun sen? Adamı anında yakalaman lazım. “Vakit geldi artık ya” diyor. “Nasıl olur ki böyle şey?” Hayır, onların da pervasızlığına bak. Adamların ferahlığına bak yani. Pavyon kapılarında. Tam gelenekçi Ortodoks kafa işte. İlimle, irfanla, iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle değil; işte sopayla, değnekle kapılara gelerek falan. Seni kim takar? Aldığıyla seni uçururlar. Kendi gibi bir şey yapıyor yani.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’ya gazeteciler sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabında yazdığı bir mesajı sordular. Mesaj şu şekilde; "Ölüm yuvaya dönüş gibi; yerin, göğün ve ruhun derinliklerine cesurca bakabilen ve sevgiyle yaşayabilene neden korku versin? Seviyorum seni ölüm." 

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel söylemiş. Avni Hocamız evliyadır ben söyleyeyim. Veli bir insandır. Tasavvuf ehli anladığımız kadarıyla. Beş vakit namazında, mübarek, müberra, muhteşem bir insan. Allah ömrünü uzun etsin. Başbakanlığa yakışır, cumhurbaşkanlığına yakışır. Üstün güvenilir kişiliğiyle devletin seçkin evlatlarından birisi. Allah nurunu arttırsın.

KARTAL GÖKTAN: Mesajı nasıl açıkladığını okuyayım mı?

ADNAN OKTAR: Zaten mesaj kendi üstünde açıklanmış. Neyini açıklayacaksın. Mesaj muhteşem, bir iman hakikati dersi vermiş. Güzel bir manevi sohbet yapmış. Kısa ve özlü, manevi derinliğini, iman derinliğini çok güzel vurgulamış. Tebrik ediyorum, güzel olmuş.

Mesela Orhan Baba bu yüzyılın en muhteşem sanatçılarından birisi. Allah ömrünü uzun etsin. Ama vefat etse, yerine sanatçı yok. Mesela Müslüm Baba’nın kalitesinde bir sanatçı bir daha gelmez Allahualem. Sürekli güzellikler yok olmaya devam ediyor. Yeri doldurulamıyor. İşte Mehdiyet çağında kısa bir ihtişamlı muhteşem bir dünya olacak. Sanatçısıyla, her şeyin en güzeliyle. Ama o güzellik yeni açmış bir karanfil gibi açacak, kısa sürede solacak. Altmış-yetmiş sene, ondan sonra bitiyor. Kısa bir süre, Allah sadece gücünü göstermek için bir hakimiyet veriyor. Kısa bir süre, ondan sonra bitiyor. Ondan sonra; felaket, felaket, felaket.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Küresel İnsani Yardım Kuruluşu 2013 yılı için; en çok insani yardım yapan ülkeler raporunu açıkladı. Türkiye geçtiğimiz yıl içinde yaptığı 1.6 milyar dolarlık insani yardımıyla dünyanın en cömert üçüncü ülkesi odu.

ADNAN OKTAR: Ülkelerin cömertliği olmaz. İslam aleminin cömertliği olacak. Parça, parça, parça İslam alemi içinde küçük bir parçadır Türkiye. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar bir devreye girseler. Oluk oluk, oluk oluk akar mal, zenginlik. Sırf iki, üç ülke bir araya gelse bunlar. Bütün İslam alemi ihya olur. Adamlar paraları sokağa saçıyor. Spor kulüpleri satın alıyorlar, bilmem ne yapıyorlar. Yat kulüpleri satın alıyorlar. Paraları adeta yok hükmüne getiriyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Putin ordunun savaşa hazırlık seviyesini kontrol etmek amacıyla; ülkenin uzak doğusundaki birliklere ani savaşa tam hazır ol emri verdi.

ADNAN OKTAR: İşte o da tam ahir zaman alameti. Yani Mehdiyet devrinin bütün felaket bulutları ve rahmet bulutları karşı karşıya geldi. Düne kadar Mehdiyet’i reddedenler şu an Mehdiyet’in kapıda olduğunu açık açık görmeye başladılar. Bak dedim ki; "Mehdiyet’i insanlar kabul etmezler" dedim. "Zorla kabul ettirecek Allah" dedim. "Cabbar ismiyle, Kahhar ismiyle kabul ettirecek" dedim. Dediklerim doğru muymuş? Doğruymuş.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Reuters IŞİD'in Rakka'da kurduğu düzeni şöyle yazdı; "İslam devleti kendisini Rakka gibi yerlerde hayatın dokusuna öylesine entegre etmiş ki; Amerikan uçaklarının veya Irak, Suriye, Kürt askerlerinin onları sadece güç kullanarak temizlemesi imkansız" dedi.

ADNAN OKTAR: Temizlemesi; böcek mi temizliyorsun sen? Fikir, fikir düşünceyle olur. Adamlara bir şey oldu ben anlamıyorum. Bombanın dışında bir şey bilmiyorlar, silah merminin dışında. Bir insan yanlış yoldaysa anlatırsın, doğruyu gösterirsin, yapar bu kadar basit. Mesela küçük çocuk yanlış bir hareket yapıyor. “Yavrum doğrusu bu” diyor adam yapmıyor, çocuk bir daha. Kimse çocuğunu bombalamıyor. Değil mi? Eğitiyorsun, bu da senin çocuğun, bizim evlatlarımız. Yanlış yola girmişler eğiteceğiz. Bu kadar açık. Karmaşık bir şey yok. Sevgisizlik ruhlarına böyle kene gibi yapışmış.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, üç sivil toplum kuruluşu tarafından Diyarbakır, Şırnak ve Hakkari'de Kürtçe eğitim veren üç pilot okul açılacak. Yapılan açıklamada: ''Bunu yaparken Türkçe'yi reddetmiyoruz. Biz bu ülkenin bir resmi  dilinin olduğununun farkındayız. Temel amacımız anadilde eğitim ve öğretim verildiğinin de ülkenin parçalanacağı tabusunu yıkmaktır.''

ADNAN OKTAR: Şimdi Kürtçe'yi öğretsin birşey dediğimiz yok ama Türkçe'yi çok iyi bilmesi lazım bu gençlerin ama Kürtçe öğrenmek isyiyorsa iftihar ederiz. Lazca öğrenmek istiyorsa iftihar ederiz ama Türkçe bir konfor, bir kolaylık. Adana'ya gelir Türkçe, İstanbul'a gelir Türkçe, bir ortak dilimiz olması gerekiyor. Ama bu çocuklar sırf Kürtçe biliyorsa nasıl anlaşacak? Bir ıstırap bu, eğlendirici bir yönü de yok.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, geçen sene de halka, çocuklarını okula yollamama çağrısı yapılmış ama herkes çocuklarını devlet okularına kaydettirmiş yine de.

ADNAN OKTAR:  Onlar laf. PKK boşa hopluyor. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bir duyuru yapabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Tabii buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Yarın akşam saat  8'de, Cuma akşamı saat 8'de Birlik Zamanı programı var A9 TV'de, programın konuğu Sayın Nevzat Yalçıntaş.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah Nevzat Yalçıntaş Hocamız, yarın saat 8'de. O arslandır, asildir, soyludur, imanlıdır, nezaketlidir, efendidir, Osmanlı efendisidir.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Birleşmiş Milletler geçen hafta bir milyondan fazla kişinin kriz ya da acil durum içinde olduğunu duyurdu.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bıraksınlar. Ellerinden gelen her türlü imkan var. Habire işte “şöyle oldu, böyle oldu, bilemem ne oldu.” İsteseler savaşları durdururlar. İsteseler barışı, kardeşliği sağlayabilirler ama illaki Seyyidina İsa Mesih (a.s) olacak illaki İmam Mehdi (a.s) olacak, Allah vakti uzatıyor, uzatıyor uzatıyor. İllaki vakti gelecek. İllaki Kendi planını yapacak Allah, kimse durduramıyor bak sahte Mehdiler bıcak gibi kesildi, Allah o sahte Mehdi'yi ona düşürüyor, o sahte Mehdi'yi ona düşürüyor kırdırıp geçiriyor Cenab-ı Allah dünyada. Bak IŞİD'çiler Mehdi’yiz diye ortya çıktılar, bitti. Fas’ta, Tunus’ta her yerde çıkıyor. Suudi Arabistan'da. Hiç bir sahte Mehdi başarılı olamaz. Boş yere uğraşıyorlar.

AYLİN KOCAMAN: Normalde dünya kaynakları Adnan Bey, şu anki dünya nüfusunun iki katına yetecek kadarmış.

ADNAN OKTAR: Ne ikisi, ne üçü. Evet dinliyorum

KARTAL GÖKTAN: İsrail ordusu Gazze'de Birleşmiş Milletler okulunun vurulması da dahil, beş saldırı için soruşturma başlatılacağını açıkladı.

 

ADNAN OKTAR: Soruşturma olsa ne olur? Adam altı ay ceza alır çıkar. Orada canlar telef oldu, küçük çocuklar şehit oldu, genç kızlar şehit oldular. Soruşturma. Onu en baştan halletmek lazım, en baştan kavganın olmaması lazım, en baştan kanın akmaması lazım.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Suudi Arabistan’da bir hemşire başarılarından dolayı ödüllendirilmiş. Twitter’de bir fotoğraf paylaşmışlar, “çok mutlu görünüyor” diye paylaşmışlar fotoğrafı. Yüzü hiç görünmediği için de alay ediyorlarmış genelde.

ADNAN OKTAR: Ama inancına göre çarşafla gezebilir. Adamlar mesela orada eşkali beğenmemiştir, üslubunu beğenmemiştir Kuran’a uygun olarak örtebilir kendini. Ama mutlu o biraz acayip olmuş tabii. Ama adamlar hakikaten manyak gibiler bir kısmı, cinsi sapık gibi adamlar. Kızcağız mübarek kendini korumak için çarşaf giyebilir. O kıyafetinden dolayı da tebrik ederim eğer o kanaatle yaptıysa. Kuran’ın Ahzap Suresi’nin hükmünü görüp de yaptıysa helal olsun. Doğru yapmış, isabetli yapmış. Yine yapsın, yine yapsın doğru yolda. Ahzap Suresi’ne göre öyle adam “baktım” der “ben güvenemiyorum arkadaş bunlara” der, olur biter, doğru.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Güneş’te meydana gelen ve nadir görülen büyüklükteki bir patlamanın sebep olduğu güneş fırtınası dünyaya doğru yol aldığı bildirildi. Uzmanlar güneş fırtınalarının insanlara direkt zarar vermediğini, açığa çıkan radyasyonun atmosferi geçemediğini belirttiler.

ADNAN OKTAR: İşte Allah tehdit ediyor, hatırlatıyor.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Güneşin de yer aldığı yaklaşık dört yüz milyar yıldızın bulunduğu Samanyolu Galaksisi’nin içinde bulunduğu Laniakea süper galaksi kümesinin bilinenden binlerce kat daha büyük olduğu keşfedildi. Samanyolu bu galaksi kümesinin uçlarında yalnızca minicik bir nokta olarak kalıyor.

ADNAN OKTAR: İşte Allah kudretini göstermek için böyle muhteşem bir nizam kurmuş. Altımız mağma zaten şu an, elma kabuğu kadar ince dünya, dünyanın kabuğu elma kabuğu kadar ince. İçi fokur fokur kaynıyor ateş. Bak üstünde âlem yapıyoruz. Ateşin üstünde âlem yapıyoruz. Allah öyle bir güvenli dünya yaratıyor bize. Allah’a güvendiğimiz için. Fokur fokur kaynayan ateşin üstünde oynanır mı? Felç olur insan. Allah’ımıza güveniyoruz. Bak gökyüzünde akıl almaz bir hızla uçuyoruz. Milyonlarca, milyarlarca taşın içerisinden geçerek, göktaşının içinden geçerek. Hiçbirine çarpmadan, Allah’ımıza güveniyoruz. Yoksa dünyada yaşanmaz, yere yapışmak lazım. Adam yere yapışır normalde. Allah’ın koruması var, o yüzden Allah’a güveniyoruz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey ben bir konu anlatmak istiyorum. Hücre üç-beş mikron büyüklüğünde. Mikron da milimetrenin binde biri yani çok çok küçük bir ölçü birimi. DNA da açıldığı zaman iki metrelik bir zincir halini alıyor. Ama hücrenin çekirdeğinde saklı durumda. Yaratan böyle bir kudretle yaratmış. Yani DNA içinde bulunduğu hücreden 200 bin kat daha büyük normalde.

ADNAN OKTAR: Nereye baksak hayret, nereye baksak hayret, şaşkınlıktan şaşkınlığa, hayretten hayrete düşüyoruz Rabbimiz’in sanatı karşısında.

Evet, Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: NATO’nun Afganistan’da Taliban militanlarını yakalamak için düzenlediği hava saldırısında 4’ü çocuk, 3’ü kadın 12 sivil hayatını kaybetti, 13 sivil de yaralandı.

ADNAN OKTAR: Mesela bu Danimarka’da böyle bir operasyon olacak dünya yıkılır. Koyun yerine bile koymuyorlar, böcek yerine bile koymuyorlar adamları, sıfır yani. O garibanlar orada şehit olup gidiyor. İslam aleminin ileri gelenleri de daha hala Mehdiyet’e karşı tavır alıyorlar. Suudi Arabistan’ın o bir kısım yöneticileri de umurlarında bile değil, muhatap dahi olmuyorlar. Çok ayıp yapıyorlar, çok günaha giriyorlar. İyileri var Suudi Arabistan yöneticilerinin, değerli insanlar var. Ama bir kısmı çok insaniyetsizler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, denizaltından bir kaç fotoğraf göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Evet, görelim. Ne şeker bunlar böyle maşaAllah maşaAllah renk cümbüşü. Bunların arasında arkadaş olacaksın, gezeceksin bu âlemi. Tabii, okyanusun dibine gireceksin. Pavyon, gece kulübü gibi her yer rengârenk dans edenler, ışıklar, neonlar falan. Paris’te eğlence yerleri oluyor, caddeler falan böyle süslü onlardan daha alengirli, daha süslü. Oralarda yine korkunç hayat da oluyor, karanlık hayat oluyor, mutsuz, acı çeken insanlar oluyor. Ama burası çok güzel.

BÜLENT SEZGİN: Biraz da doğadan fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım, ben onu bir lokmada yerim ben onu.

BÜLENT SEZGİN: Bir tavuk cinsi Hocam Polonya tavuğu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel. Ay şu ihtişama bak. Süsüne bak şunun süsüne. Ağabeyi yesin onu, göbüşü yesin ağabeyi.

Biraz bana samimiyetsiz geliyor. Binlerce güzel sevdim en son sana vuruldum. İnsan seviyorsa güzel olan her insanı sever, doğru olan insanı sever. İşte “hiç kimseyi sevmedim bir tek seni sevdim.” O zaman sende bir rahatsızlık var. Olacak iş mi şu? Sevme gücün varsa sevilecek herkesi seversin. Sevme gücün yoksa niye samimiyetsiz üslup kullanıyorsun? Bilmiyorsan onu da sevemezsin. O sözün de doğru değildir, hiçbirini de sevemiyorsun demektir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Sayın Ahmet Davutoğlu’nun fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Bayağı şeker hakikaten, tam sevmelik. Çok isabet olmuş, böyle sempatik fotoğraflar onu çok sevdiriyor, iyi oluyor.

Eren Pakdemir; “Adnan Hoca yine âlem yapıyor.” Doğru söylüyorsun.

İskoçya’dan bir kardeşimiz; “Hey maşaAllah arka planda aslanın sesi ortalığı yıkıyor” diyor. Ben mi oluyorum o aslan?

OKTAR BABUNA: Evet Hocam maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Katalanlar’ın gözü İskoçya referandumunda. Ve son dönemlerde yapılan bir araştırma İskoçlar’ın oylamasının ve bağımsızlık olasılığının büyük olmasının Katalanlar kadar Fransa’dan ayrılmak isteyen Korsikalılar’ın Belçika’dan daha fazla otonomi,  bağımsızlık ya da Hollanda ile birleşmeyi isteyen Flemenkler’in de dikkatini çektiği söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Şu bölünme kafasına bak, sevgisizliğe bak. Hâlbuki İngiltere ne güzel ülke, İngilizler çok asil insanlar. Ne zorun? Büyük bir ülke olarak kal. Londra’ya git, oradan oraya git, oradan oraya git. Daha ne istiyorsun? Pasaportla gezeceksin. Zoruna ne oldu? İlla egoistlik olacak, illa bencillik olacak.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakanımız çocukları terör örgütü tarafından kaçırılan anneleri kabul etti. Annelerle tek tek görüştü.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi bak annelerle görüşmesi güzel. Tayyip Hocam’ın ellerinden öpüyorum. Devletin yapacağı nedir biliyor musun? Aslan gibi gidip çöküp, o çocukları alıp getirmektir. “Ne yapıyorsunuz burada?” dersin PKK’ya “dağılın” dersin, alır getirisin. Rica olur mu? “Çocuklarımızı bırakın” diyorlar. Adam “biz götürdük” diyor. Ne yapacaksın? Zaten şuradan şuraya duruyor dağın tepesinde bekliyor. Çocukların yeri de belli, gidip tepelerine çökersin, alır getirirsin, bu kadar açık. Devletin gücü buna bin kere yetecek derecede. İdris Efe bunların ümüğüne çökmüştü. Bunlar gık gık diye sesler çıkarıyorlardı. Devlet ellerinden aldı, hükümet ellerinden aldı. Gitmişlerdi ya, bordo bereliler falan feşmekan. Çırpınıyorlardı, yalvardılar “bizi bırakın” diye devlet de bıraktı. Biz öyle duyduk, kulağımıza öyle geldi, hem de en yetkili ağızlardan, yahut en yetkili ağızdan diyeyim.  Bak diyor “devlet olarak çöktük, yalvardılar” diyor “o yüzden bıraktık” diyor “pes ettiler” diyor. Şimdi yine gidip tepelerine çöküp, alıp getirmeleri lazım. Rica olmaz. Devlet rica etmez, devlet söker, alır getirir. Davutoğlu mu görüşen? Başbakan.

KARTAL GÖKTAN: Evet, Sayın Davutoğlu fotoğrafı da vardı.

ADNAN OKTAR: Can o çok şeker insan iyi bir insan, güzel bir insan, nurlu insan. Ama belki şu amaçla yapıyorlardır. PKK’nın ahlaksızlığına dikkat çekmek için yapıyorlardır. Halk tarafından protesto edildiklerini göstermek için yapıyorlardır. O anlamda doğru. Ama bu işin usulü odur. Çıkarsın dağa gidersin, ensesine çökersin, alırsın herifi, havaya kaldırır alır getirirsin. “Ne işiniz var burada?” diye. Çocukları da kurtarırsın, usul budur. Zülkarneyn’e sonunda bunu isteyecekler, teklif edecekler “Ey Zülkarneyn” diyecekler. “bunlara bizimle onlar arasına bir set yap, bizi kurtar bu Yecüc ve Mecüc takımından” diyecekler. Oraya doğru gidiyoruz. Yecüc ve Mecüc kavmi.

“Size doyamıyoruz canım Hocam, devam” diyor maşaAllah.

“Gerçek Mehdi (a.s)’ın sizi seyrediyor olabileceğini düşündünüz mü hiç?” diyor. Niye bir gerçek Mehdi (a.s) tedirginliği var? Allah Allah. Mehdi (a.s) desene. Niye gerçek Mehdi (a.s)?

Kadın örtünüyorsa, çarşaf giyiyorsa, etrafındaki erkeklere güvenmiyorsa, öyle bir yorum yapıyorsa ona saygı duyacaksın. Onu bir anormal tavır olarak göremezsin. Kadın diyor ki; “arkadaş ben sana güvenmiyorum.” İlla sapık görüyor anlamına gelmez. “Kendimi güvende hissetmiyorum” diyor. Tedirgin olması yeterli. Sen orada ona “niye böyle, niye şöyle?” diyemezsin. Mesela bazı hanımlar gözünü yerden kaldırmaz. Sen “niye bana bakmıyorsun” diyebilir misin sen? Güvenmiyor demek ki o ortama bakmıyor, saygı duyacaksın. Çarşafla geziyorsa mesela orada hanımlar demek ki oradaki arkadaşlara güvenmiyor. Onların ahlaksız olduğunu falan iddia etmiyor, “güvenmiyorum” diyor. Sapık olduklarını da söylemiyor “güvenmiyorum” diyor. Bilmiyoruz ama onun inancına saygı duyarız, saygı duymak durumundayız. Onu güzel bir hareket olarak görmekle mükellefiz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rus askerleri Kırımlı Müslümanlar’ın evlerini basıyor. Rusya kontrolündeki Kırım’da Müslümanlar’ın evlerinde yapılan aramalar devam ediyor. Ondan fazla silahlı kişinin 10 Eylül tarihinde evine girdiğini anlatan aile reisi İdris Ametov yaptığı açıklamada;  “Beni yere yatırdılar, küçük oğlumu kelepçelediler ve arama emrini ibraze ederek aramayı gerçekleştirdiler” dedi.

ADNAN OKTAR: Olabilir öyle şeyler, tek tük olabilir. Ama burası Rusya zaten sağ kaldıklarına şükretsinler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Irak’ın önde gelen Şii din adamlarından Mukteda El Sadr, Irak’ın mezhepçi ve işgalcilerin elinde esir olmaması gerektiğini söyledi. Ve Irak için “herkesi baba gibi, adalet ve sevgiyle gözeten bir hükümetin gerekli olduğunu” vurguladı.

ADNAN OKTAR: Orada otuz tane hükümet var. Baba gibi olan hangi hükümet? RTÜK kendini baba gibi hükümet görüyor. Öbürü de baba hükümet, Mukteda da kendini baba gibi hükümet görüyor. “Hangi babaya millet uyacak?” onu söylemesi lazım. Orada o kendini kastediyor.

AYLİN KOCAMAN: Hepsi tankla gösteri yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii canım; öyle baba, dede falan diye bir konu yok.

Mustafa Keser’in iyi yönü söylerken kendisi eğleniyor, çok zevk alıyor. Ve biraz da âlemci ruhlu olduğu için şahane yorum yapıyor. Aslında biraz aşka gelse daha da güzel söyler, daha da güzel yorum yapabilir. Fakat eleştirirler diye herhalde biraz temkinli davranıyor, yoksa yıkar ortalığı yani bayağı iyi olur.

BÜLENT SEZGİN: Yarın görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü