Harun Yahya

Sohbetler (18 Eylül 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Bülent Bey siz de hoş geldiniz. Değerli sanatçı kardeşlerimiz var. Bizleri şereflendirdiler. Bence doğrudan müzikle başlıyoruz. Rica edelim buyurun.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD Suriye’de PYD’nin özerklik ilan ettiği bölgelerin de içinde bulunduğu 16 Kürt köyüne saldırdı ve ele geçirdi. Bunun üzerine iki bin Suriyeli Kürt kardeşimiz aileleriyle birlikte Türkiye sınırına akın etti. Sınırda saatlerce bekleyen aileler yetkililer tarafından ülkeye alınmadı. Bu kişilere PYD kontrolündeki Kobali’ye gitmeleri ve gittikleri takdirde buradaki sınır kapısından yardımların oraya ulaştırılacağı söylendi. Ancak IŞİD Kobali’ye de saldırıyor. Ve burada çatışma halen devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Bunlar PYD’li değil.

AYLİN KOCAMAN: PYD’nin kontrolü altındaki köylerde yaşayanlar.

ADNAN OKTAR: Kürt vatandaşımız. Evet. Hani PKK kabadayıydı? Daha dün dedim. Bak nal toplatıyorlar. Kabadayıysalar gitsin çatışsınlar bakayım bir göreyim. İflahlarını keserler. Biz kan istemiyoruz, kavga istemiyoruz ama kabadayılık da istemiyoruz. Ahlaksızlık hiç istemiyoruz. Türk devletine oldu mu kabadayılık yapıyorlar. Mehmetçik’e oldu mu kabadayılık yapıyorlar. IŞİD’e niye kabadayılık yapmıyorsun? Daha düne kadar kabadayılık yapıyorlardı. Diyorlardı ki; “silah oldu mu darmadağın ederiz.” Her türlü silah var sizde ama bak size nal toplatıyorlar. İşte gidin çatışın bakayım sıkıysa. Dağlarda, Hatay’ın, Mardin’in, Siirt’in dağlarında Mehmetçik’e kalleşlik yapmayı kolay buluyorlar. Hukuk devleti tabii, burada illegal bir insan unsuru yok. Gayri nizami harp de yok, istediği gibi zulüm yapıyorlar. Ama orada gayri nizami harp var IŞİD’de. Adamlar kanun hukuk tanımıyorlar. Kabadayıysan bir git, değil mi? Mehmetçik’e niye kabadayılık yapıyorsun? Git bir boyunun ölçüsünü al. Suret-i katiyede kan istediğimizden değil. Sadece terbiyesizliklerinin, ahlaksızlıklarının boyutunu görmeleri için söylüyorum. Zulme gerek yok kardeşim, kepazeliğe gerek yok. Ne asker vurulsun, ne polis vurulsun, ne kimse vurulsun. Kan akmasın. Savaş da olmasın. Biz savaş istemiyoruz. Savaşın hiçbir mantığı yok, vahşet. İnsan dirseğini bir yere vuruyor bayağı acıyor insanın kolu acıyor. Adamın suratına kurşun sıkıyorlar, dehşet verici bir şey bu. İnsanlara sevgi gösterilir, kurşun sıkılmaz insana. Kolunu bacağını kırıyor, adamın kafasını kesiyor, böyle de tutuyor. Adamcağız da konuşuyor yazık, iki saat anlatıyor böyle bayağı, şu şöyle, bu böyle falan. Kör çakıyla kıtır kıtır doğruyor orada adamcağızı. Zulmün sonu yok. PYD mi nedir? Artık bu PKK’nın unsurları, bak zulmün ne kadar çirkin olduğunu gördüler. Acımasızlığın, kanunsuzluğun ne kadar şiddetli ıstırap verdiğini gördüler. Tabii ki biz Kürt kardeşlerimize hiçbir şey olsun istemeyiz. PKK da eğer millete saldırmıyorsa, bir şey yapmıyorsa, rahat duruyorsa zaten devletin onunla ilgili kanunları makul. Devlet; “gelin burada sizi savcının karşısına çıkaralım, bir suçunuz yoksa salıverelim sizi” diyor. Bir şey dediği yok. Yani bu kabadayı unsur şu an cevabını almış durumda. Bak, dün söyledim, bugün de cevabını aldı. Bunların kabadayılığı naylon kabadayılık, sahte kabadayılık. Oyun oynuyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Sınırda bekleyen Kürt kardeşlerimizin fotoğrafı vardı. Uygun görürseniz gösterelim.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bunlar PYD değil değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Orada yaşayan Kürt halkı Hocam.

ADNAN OKTAR: Bak, kendi halkını koruyacağını iddia ediyor değil mi? Hani kabadayıydın sen? Bak, Türk askeri koruyor Kürt kardeşlerimizi. Bak sığınmak için Türkiye’ye geliyorlar. Türkiye’nin merhametli olduğu biliniyor, şefkatli olduğu biliniyor. İçlerinde onların PYD’li falan da vardır, PKK’lı da vardır. Buna rağmen devlet koruyor onları. Tabii, içlerinde katil şu bu falan da vardır. Ama halk genel masum görüldüğü için devlet koruyor. Demek ki PKK’nın kabadayılığı naylon kabadayılıkmış. Kukla kabadayılık. Foyaları meydana çıktı. Eğer hakiki kabadayı olmuş olsalardı o Kürt kardeşlerimize bu zulmü yaptırmazlardı. Çıkarlardı delikanlıca IŞİD’in karşısına boylarının ölçüsünü alırlardı. Biz bunu temenni ettiğimizden değil, yapılmasını da hiçbir şekilde istemem. Fakat sahtekarca bir üslup kullanıyor onu vurgulamak için söylüyorum. Yoksa kimse kimseyle savaşsın istemem ben. Kan; dünyadan tamamen kalkması gereken bir olay. Damla kan akmaması lazım. Baksana oradaki insanlar sefil perişan. Zaten zor şartlarda yaşıyorlar. Bunu hiçbir zaman için istemeyiz. Ama PKK’nın balonu şu an söndü. Kabadayılığının bittiğinin resmidir işte bu. Bak Türk devleti koruyor Kürt kardeşlerimizi.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, “PKK’ya silah verirler” demiştiniz, “IŞİD de gelir ellerinden alır” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Çünkü onlarda ölme korkusu yok. “Ahirete gideceğiz, şehit olacağız” diyorlar. Adamların ideolojisini beğendiğimden değil. Çok sakat bir ideoloji. Şirk sistemine dayalı, acımasız inançları olan bir din anlayışı. Asma kesme doğrama zibil gibi. İnsan kesilmez, insan sevilir. Bu nasıl bir kafadır? Mesela, yabancı bir gazeteci, adama diz çöktürmüşler. Sen nasıl bir vicdana sahipsin, yazık günah değil mi adama?

Türkiye almamış ama sınırda güvenliği sağlıyor. Yani tampon bölgeye ulaştırıyor. Olur o, bir şey olmaz. Oraya kimseyi yanaştırmayacağına göre Türkiye mesele yok.

ENDER DABAN: Türkiye oraya yardım da göndereceğini söylüyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Sayın Davutoğlu açıklama yapmış. Şöyle diyor: “Sınır boylarında birikmiş kardeşlerimizin hepsine yardım etmeye razıyız. Ancak öncelikli hedefimiz Suriye sınırları içerisinde mümkün olduğu kadar bu yardımları ulaştırmak.” Önce sınır içerisinde.

ADNAN OKTAR: Evet.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Vatan yazarı Hüseyin Yayvan ana dilde eğitim yani Kürtçe eğitimin ülkeyi bölmeyeceğini aksine güçlendireceğini söyledi. 2004 yılında hükümetin acil eylem planı doğrultusunda hazırladığı…

ADNAN OKTAR: Kardeşim yabancı dil tabii ki olsun kimsenin bir şey dediği yok. İngilizce de öğrensinler, Fransızca, Kürtçe, Lazca, Çerkezce ama Türkiye’de herkesin bildiği bir dil olsun. Herkes tek bir dil konuşsun anlaşalım. Birbirimizin ne dediğini anlamazsak nasıl olacak bu? Sorun bu. Yoksa Kürtçe zaten gayet normal. Kürtçe de olur, Lazca da olur, Çerkezce de olur iftihar ederiz. Ama ana dil mutlaka çok iyi bilinmesi gerekiyor.

“Türkçe ana dil oluyor da Kürtçe niye olmuyor?” Ya ben anlatamıyorum, ya siz anlamıyorsunuz. Türkiye bizim vatanımız. Bütün denizleriyle, dağıyla, ovasıyla bizim vatanımız. Biz Türkiye’nin neresine gidersek gidelim, ortak anlaşabildiğimiz bir dile ihtiyaç var, bu da Türkçe. Ama adam öğrenmek istiyorsa öğrensin Kürtçe’yi iftihar ederiz. Devlet kurslar da açsın mesela ders içerisinde Kürtçe dili de verilebilir.  Fransızca, nasıl İngilizce öğretiliyorsa Kürtçe de öğretilsin ama Türkçe’yi bütün millet bilsin. Anlaşabileceğimiz bir dil olsun. Bizi birbirimizden koparacak bir yapı olmasın.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam sınırda bekleyen Kürt kardeşlerimizin içeri alınmamasının sebebi, şu anda tabii hepsinin kimliği belli olmadığından dolayı tedbiren Türkiye şu anda içeri almıyor ama Davutoğlu açıklama yapmış. “Devamında tabii gerekirse ileride daha fazla adım da atarız ama şu anda valilerimiz içeri almadan sınır boylarında her türlü yardımı yapacaklar” tarzında bir açıklama yapmış.

ADNAN OKTAR: Evet oraya çadır kursunlar ne yapıyorsa, her şey yapılabilir.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye’nin güvenliği için şu anda bekletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Çünkü onların içinde çok fazla miktarda PKK elemanı vardır. Tehlikeli olabilir. Ama orada da mağdur olmamaları da çok rahat sağlanabilir. Çadır verilir, yiyecek verilir, battaniye verilir. Hiç belli de olmaz ne olduğu ama PKK’nın bir hiç olduğu, naylon kabadayı olduğu alenen açık ispat edilmiş oldu. Bundan sonra PKK ötmesin. “Kabadayıyım” diye de orada burada dolaşmasın. Zavallılığını ispat etti.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hüseyin Yayman, Hatip Dicle ile röportaj yapıp köşesinde Dicle’nin şu sözlerine yer verdi: “Devlet artık Kürt sorununa farklı bakıyor. Hükümetten yakın zamanda önemli siyasi hamleler gelecek. Kürtler bölünme istemiyor. Milli geliri on bin dolar olan bir ülkeden ayrılıp, muhtemelen milli geliri bin dolar olacak bir ülkeyi mi tercih edeceğiz? Sadece Öcalan’ın dediği gibi İspanya tarzı bir model oluşturmak gerekiyor” sözlerine yer verdi.

ADNAN OKTAR: Hoppala. Bu bölünmenin diğer adı. Bıraksınlar bu üslubu. Böyle tehlikeli karanlık olaylara hiç kimse yanaşmaz. Onlar da yanaşmasınlar. Yani buram buram kokuyor, bela kokuyor. Mesela bak zorla okul açıyorlar. Mühürleniyor okul, devletin vurduğu mührü hiçe sayıyorlar, söküyor yeniden giriyor. Devlet yine mühürlüyor, yine söküp içeri giriyor. “Kanun, hukuk tanımıyoruz” diyorlar. Bu çok ciddi bir tehlike, çok vahim bir tehlike. Hükümet çok acil tedbir alması lazım. Her ne pahasına olursa olsun tedbir alması lazım. Devletin itibarını sarsmaya çalışıyor adamlar. Devletin itibarıyla oynamaya kalkıyorlar. Bu çok vahimdir. Devlet gücünü göstersin, itibarını göstersin. Kendine bu lafları söyletmemesi lazım devletimizin. Bu eylemleri yaptırmaması lazım. Millet tedirgin, huzursuz şekilde izliyoruz bu olayları. Çok acı olaylar bunlar. Sayın Başbakanımız çok yaman bir insan aklı başında bir insan, dirayetli bir insan. Çok köklü tedbir alsın. Şu okullarla ilgili, adeta alay eder gibi olan bu eylemlerin durmasını sağlasın. Bu yakışık almaz bu.

BÜLENT SEZGİN: Hocam dediğiniz gibi konuyla ilgili bir haber vardı.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’da ikinci kez mühürlenen okulun mührü yine PKK taraftarları tarafından söküldü. Büyük bir kalabalık okulun etrafını sararak okulun üçüncü kez mühürlenmesine engel oldular. Ve bir grup da okulda nöbet tuttu. PKK paçavraları ve Öcalan posterleri açtılar. Göstericilerden biri olayları görüntüleyen muhabirlerden birini bıçakladı. Polis yaklaşık elli kişiyi gözaltına aldı.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi burada adam devlete meydan okuyor ve bu bütün Türk milletinin gözü önünde oluyor. Türk milletinin onuruna yönelik hareketlerdir bunlar. Yani milli şerefimize yönelik hareketler. Devlet en keskin, en kararlı tedbirleri süratle alsın. Bu adamların böyle şımarmasına, densizliğine, münasebetsizliğine müsaade etmesin.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hocam Star yazarı Ardan Zentürk,  Hatip Dicle’nin açıklamalarının gayet akılcı olduğu yorumunu yaparak şunları yazdı: “Öcalan artık ayrılma değil demokratik devlet çatısı altında birlikte yaşamanın, hatta Ortadoğu’nun diğer coğrafyalarında Kürtler’in de bu çatının altına girmesinin hesaplarını yapıyor. Hükümet, devlet soğukkanlı tutumla çözüm sürecini hedefine ulaştırmanın gayretinde” dedi. Ve bu durumu Avrupa Birliği’nin ilk kurulma dönemlerine benzeterek “bir Osmanlı barışı olabilir” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Bizim Osmanlı modeli olacak durumumuz yok. Ne askeri gücümüz, ne ekonomik gücümüz bunun için yeterli değil. Ne de eğitimde o anlamda eğitimli gençliğimiz var. Yani gençliğimizin eğitim seviyesi o anlamda yeterli değil. Var ama yeterli değil. Yani herkes işinde gücünde. İşte okulunu bitirmek, evlenmek, rahat bir hayat sürmek peşinde birçok kişi. İdealist, büyük idealler peşinde olan insanların sayısı o kadar fazla değil. Dolayısıyla hayalci olmamak lazım. Osmanlı modelinin olmayacağı aşikâr görülüyor. Ama Türkiye sevgi, dostluk ve kardeşlik olarak ortaya çıkarsa. Sanat, bilim ve sevgi olarak ortaya çıkarsa bunu dünyada reddedecek ben ülke göremiyorum. Hiçbir ülke reddetmez. Coşkun bir sevgi, coşkun bir kardeşlik, barış, savaşların olmaması, kanın durması. Bu iddiayla, liderlik iddiasıyla ortaya çıkarsa herkes baş tacı eder Türkiye’yi. Ama “biz eskisi gibi Osmanlı’yı kuracağız” dersen ne Rusya müsaade eder, ne Amerika müsaade eder. Müsaade de etmez haklı kendi kafasına göre de, kendi düşüncesine göre. Birçok nedenlerle haklı görür kendisini. Ama saf sevgiye dayalıysa bunu hiç kimse reddetmez. Şahane bir şey. Hangi insana söylesen içi erir, hırslı ve kararlı. Mesela Başbakan sevgiden bahsediyor, Cumhurbaşkanı sevgiden bahsediyor. Halk sevgiden bahsediyor. Sevgi kaynıyor, dostluk, kardeşlik isteniyor, bölünme istenmiyor. Ama bütün milletler, halklar rahat etsin isteniyor. Mesela Ermeniler’e bir candan sevgi, Museviler’e candan bir sevgi, bütün Türk kardeşlerimize candan sevgi. O zaman tamam. Rusya da seni baş tacı eder, Çin de baş tacı yapar. Hiçbir ülke sana karşı olmaz. Ama öbür türlü “ben Türk üstünlüğüyle ortaya çıkıyorum” dersen biter. Veyahut “din milliyetçiliği yani İslam’ın dışındaki hiçbir inancı, hiçbir ideolojiyi kabul etmem ezer geçerim. Ya kabul edecekseniz, ya kafanızı keseceğim” kafasıyla ortaya çıkarsan IŞİD gibi buna da dünya müsaade etmez, Allah müsaade etmez. Çünkü bu zulüm, başka bir şey değil bu. “Kafasını, gözünü kıtır kıtır keseriz” falan.

“Erdoğan’a İran ajanı” diyorlarmış. “Erdoğan ve Hakan Fidan Türkiye’deki bu son gelişmeler hep İran’ın oyunu, Acem oyunu olduğunu söylüyorlar.” İran bizim tiksineceğimiz, nefret edeceğimiz bir ülke değil. Müslüman’ı da var, Müslüman olmayanı da var. Ama güzel insanlar. İran bizim sevgiyle yaklaşacağımız bir ülke. Bizim nefret ettiğimiz bir ülke olamaz. İran ajanı, işte Acem bilmem neyi falan bu ne demek? Bir kere İran’ın yarısı Türk nerdeyse; yarısı Türk, yarısı da Sünni’dir. Fark etmez, Sünni, Şii, Türk, Kürt, Acem hiç fark etmez. Ama bu sevgisizlik ne, bu üslup ne? Acemlik; sanki aşağılayıcı bir üslupmuş gibi kullanıyor. İran’ın insanları bayağığı çalışkan, güzel, dindar, efendi insanlar ve seviyoruz biz İranlılar’ı. İran’ı da seviyoruz, Ruslar’ı da seviyoruz. Ermeniler’i seviyoruz. Bizim nefret ettiğimiz bir ülke yok. Nefret ettiğimiz bir millet yok. Nefret ettiğimiz bir ırk yok, böyle şey olmaz. Eskiden de mesela işte Araplar’la ilgili çirkin sözler ederlerdi. Biz çocukken, küçükken bize sürekli Arap aleyhtarlığı enjekte edilirdi. “Rumlar’ı işte nasıl denize döktük?” bilmem ne falan diye. Rum düşmanlığı öğretilirdi küçükken. Hatta hakaret ederlerdi “seni Rum seni” falan gibi güya. Sonra baktık boş. Rum olmak bir güzelliktir. Ermeni olmak bir güzelliktir. Musevi olmak bir güzelliktir. Allah onları öyle yaratmış. Bizi de Türk yaratmış, Müslüman yaratmış bu da bir güzellik. Onlar da bizi bir güzellik olarak görüyorlar ve görmeliler. Allah kavim kavim yaratmış, renk olarak yaratmış. Burada acayip olan bir şey yok.

Selo; “Ya nerde kaldınız ya hadi ama”  arkadaşlarınız size yazmışlar. “Sonunda geldiniz oh be. Como’yu gördüm, Semih’i gördüm. A9’da ilk defa seslerini duydum” maşaAllah.

Comolokko Mahlaslı Umut Can’ın Twitter’da 585 bin takipçisi varmış, maşaAllah. “Hayranları şu an sesini duymaktan çok mutlu oldular” diyor. Allah Allah bayağı ünlüymüş bu köfte, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Hatip Dicle geçmişte Talabani’nin rahmetli Özal’a “Türkiye ile federasyon tarzında birleşme konusunda bir karar alabiliriz” teklifi götürdüğünü ve bu duyumlarına göre Özal’ın bu fikre sıcak baktığını belirten bir açıklama yaptı. Hatta Öcalan rahmetli Özal’ın vefatının ardından “aslında biz Özal’ı çok iyi değerlendiremedik. PKK devletteki bu dönüşümü okuyamadı” şeklinde bir ifade kullanmış.

ADNAN OKTAR: Şimdi Kürt bölgesindeki Kürt kardeşlerimiz var işte Talabani var, Mesut Barzani var. Bunlar diyorsa “biz Türkiye’ye bağlanmak istiyoruz” iftihar ederiz. Federasyonla bağlansın, nasıl bağlanıyorsa bağlansın. Ama Türkiye’nin içinde bir bölünme istemiyoruz. Biz bunu anlatamadık adamlara. Türkiye içinde bölünmeyiz, biz zaten küçük bir ülkeyiz. Böldün mü bitti. Bağlanmanın bir anlamı kalmaz. Kimse bağlanmak da istemez. Makul bir büyüklük ve makul bir güce sahip olması lazım bir ülkenin. Türkiye’nin gücü de ucu ucuna.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ertuğrul Özkök hem Sayın Erdoğan’ın, hem de Sayın Davutoğlu’nun son günlerde yüzümüzü Avrupa Birliği’ne dönüyoruz işareti verdiğini ve bu durumun kendisini çok heyecanlandırdığını söyledi. Eğer hükümet bu yönde ilerlerse Davutoğlu’nun en büyük destekçisi olacağına dair söz verdi.

ADNAN OKTAR: Sayın Davutoğlu zaten o yönde güçlü bir kararlı politikası var. Çok aklı başında bir insan. Başından beri zaten böyle bir uygulama içerisinde olduğunu biliyoruz.

Fenomenleriyle A9’dayız etiketi top twit listesinin 3.numaradaymış çocuklar, tebrik ederim.

Şu an bizim köftenin kan ihtiyacı kalmamış. Bizim çocuklar da kan veriyorlar şu an, iyi.

Evet, Bülent Bey.

BÜLENT SEZGİN: Ertuğrul Özkök yazısının devamında Mursi’yi eleştirdi Adnan Bey. “İnsanlar Mursi’ye sırf eski rejim gelmesin diye oy verdiler. O da sanki herkes onu destekliyormuş gibi gitti ihvan anayasası yaptı. Devrilince de bas bas bağırıyor” dedi. “Hiçbir ülkenin bu kişileri ülkelerinde istemediğini, onların da yüzsüzlük yaparak kendilerini alacak ülkeye “Sisi’ye karşı mücadelemize izin vereceksiniz” şartı koştuklarını söyledi. Türkiye’nin de oturma izni verilirken bu şart kabul edildi mi bilmiyorum. Ama eğer edildiyse yeter artık bu ülkeyi Müslüman biraderlerin üssü haline getirme gayretiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii orada “siyasi mücadeleyi biz o ülkeden yürüteceğiz” demek o ülkeyi Mısır’la karşı karşıya getirmek demektir. Bu hakikaten bir anlamda densizlik oluyor. Yapıyorsan kendi siyasi gücünle yaparsın. Ama bir ülkeyi bunun içine sokmaya kalkarsan bu olmaz. Türkiye’nin Mısır’la arasının iyi olması lazım. Çünkü yüzde elli Mursi’ye karşı, yüzde elli de rejimi destekliyor. Biz Mısır’ın bütünlüğünü savunmak durumundayız. Eksik, yanlış, bozuk ne olursa olsun bütün halkı bağrımıza basmak durumundayız. Dolayısıyla bir anlamda yazısı doğru. Genellikle yazıları onun pek düzgün olmazdı ama bu mantık doğru. Ama yüzsüzlük ifadesi ağır bir ifade tabii, buna gerek yok. Çünkü gurur meselesi yaparlar tabii mücadele etmezse dava adamı değilmiş gibi görüneceği için her hâlükârda bir mücadele yapması gerektiğine inanır. Bunu da bir ülkede yapması gerektiğine inanıyordur. Ülkenin konumunun onu ilgilendirmemesi tabii bu olmaz.

Şimdi Bülent ben sana bir yazı göndereceğim bu yazıyı bir oku yüksek sesle.

BÜLENT SEZGİN: “Sayın Ahmet Davutoğlu akademisyen olduğu dönemde otuz-kırk sayfalık Risale-i Nur üzerine bir çalışma yapmıştı. Bediüzzaman’ın İslam âlemine sunduğu çözümleri anlattığı bu çalışmasının tamamında İttihad-ı İslam’ı anlatıyor. Ve Mehdiyet’ten de bahsediyor. Davutoğlu çalışmasında şöyle diyor; “İslam dünyasının temel meselesi bireyin imanını takviyedir. Ve hayat ile ilgili meselelerin çözümü ancak bu temel meseleyi irca ile söz konusu olabilir.”

ADNAN OKTAR: İmanın tahkiki hale gelmesi. Mesela Darwinizm, materyalizmin bilimsel eleştirisi ve buna karşılık Allah’ın varlığının bilimsel delillerinin ortaya konması, akılcı delillerinin ortaya konması. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar var ki; her şeyi kendi hesabına aldığı için. Faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelseydi harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.”

ADNAN OKTAR: Yani “Mehdi (a.s) siyasetle ilgilenmeyecek” diyor “eğer siyasetçiyse Mehdi (a.s) değildir.” Bir insanın Mehdi (a.s) olması için siyaset adamı olmaması gerekiyor. Siyasetle iç içe olan bir kişi, siyasetle ilgilenen bir kişi Mehdi (a.s) olamaz” diyor Bediüzzaman. Bunu kim diyor ama Ahmet Davutoğlu. Bak Başbakan kitabında yazıyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Ve zat olarak ifade ediyor.

ADNAN OKTAR: Zat evet.

BÜLENT SEZGİN: “Fakat şimdiki umumun nazarında ve hali alen ilcahatında en mühim mesele hayat ve şeriat göründüğünden o zat şimdi olsa da üç meselenin birden umum ruhu zeminde (halkın nezdinde) vaziyetlerini değiştirmek, nevbi beşerdeki cari olan adetullaha (dünyada Allah’ın mevcut kanunlarına) muvafık gelmediğinden herhalde en azam (temel) meseleyi esas yapıp öteki meseleleri esas yapmayacak.”

ADNAN OKTAR: Yani Mehdi (a.s) ne yapacak? Sevgiyi, Allah korkusunu, Allah’a imanı esas yapacak ve siyasetle ilgilenmeyecek. En hayati konunun içinde olacak, asıl bununla ilgilenecek ilk başta. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Ta ki iman hizmeti sahvetini (temizliğini) umumun nazarında bozmasın.”

ADNAN OKTAR: Yani insanlar “bu adam herhalde siyaset için yapıyordu, siyasi amacı vardı. Başbakan olmak istiyordu. Şu olmak istiyordu, bu olmak istiyordu” demesinler. O yüzden siyasete girmeyecek diyor Mehdi (a.s). Son derece samimi, candan hakikaten Allah korkusunu, Allah sevgisini anlatacak, sevgiyi anlatacak, barışı anlatacak bunun dışında bir amacı olmadığını bütün insanlığa gösterecek diyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Ve avamın çabuk ifal olan akıllarında.”

ADNAN OKTAR: Yani “halk çok çabuk şüpheci olduğu için” diyor. Çabuk kuşkuya kapılır  yani “bu adamın niyeti bozuk.” İşte “bu çıkarcı, bunun derdi siyasi rant” diyebileceği için diyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “O hizmet başka maksatlara alet olmadığı tahakkuk etsin.”

ADNAN OKTAR: Yani hiç bir çıkara amacı olmadığını ispat etsin. Tahakkuk yani olayın meydana gelmesi. Evet. Bunu kim söylüyor?

BÜLENT SEZGİN: Sayın Ahmet Davutoğlu Başbakanımız.

ADNAN OKTAR: Mehdiyet’i anlatıyor. Doğru muymuş Mehdiyet? Niye 2023 diyor hükümet? Bediüzzaman’ın verdiği tarihle aynısı. Demek ki onlar da Mehdiyet’in farkındalar, demek ki onlar da birer Mehdi (a.s) talebesi. Çünkü ağızlarında sürekli sevgi, barış, kardeşlik var. Ortadoğu’yu dizayn edecek Türkiye’dir. Sevgiyle, dostlukla.

BÜLENT SEZGİN: Ama özellikle siyasette olmadığını belirtmesi de dikkat çekiyor.

ADNAN OKTAR: Evet, “Mehdi (a.s) siyasete girmez” diyor, “siyaset adamı olmaz” diyor.

Şimdi Darwinizmle ilgili film izleyelim, şu PKK tehlikesine dikkat çeken bir film izleyelim. Hükümetimizden de istirham ediyorum bu adamların şımarıklığına bir dur desinler. Sıkıldık, bunaldık. Bak Allah gösterdi güçsüz olduklarını. Daha hala Türk devletine kabadayılık yapıyorlar. Devlet gereken tedbiri alsın. Bu adamların, bu münasebetsizlikleri artık bitsin. Hakikaten bunaltıcı, sıkıcı. Devletin onuruna yönelik hareket yaptıkları için bunaldık.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry’nin IŞİD’in petrolünün Suriye ile sınır komşusu olan ülkeler üzerinden kaçırıldığını söylemesinin ardından kendisine ısrarla “hangi ülkeler” sorusu yöneltildi. John Kerry soruya verdiği yanıtta “Suriye ile sınırı olan ülkeler. Bu da demektir ki Türkiye ve Lübnan. Türkiye’nin IŞİD’in elinde rehine olan 49 vatandaşı var. Bunu kamuoyu önünde de konuşmaktalar” dedi.

ADNAN OKTAR: Kuzey Kore terörist bir ülke. Kuzey Kore’nin malını kullanıyor adamlar. Terörist birçok ülke var, bana tek tek saydırmasınlar. Hepsinin malı kullanılıyor. Onlar hukuku, kanunu kullanan teröristler. Öbürü de hukuku, kanunu kullanmayan teröristler ,aradaki fark bu. O da terörist, o da terörist. O da adam öldürüyor, o da adam öldürüyor. Bir farkları yok adam öldürmede aynılar. Biri kendini kibar gösteriyor güya. Biri de daha kaba bir metotla adam öldürüyor. Konu aynı noktada birleşiyor.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cemaate yakınlığıyla bilinen Taraf Gazetesi, ismi belli olmayan bir Türk hemşirenin sürekli IŞİD militanı tedavi ettiği yönündeki iddiasıyla haber yapmış. Ve bunu Türkiye’nin IŞİD’e verdiği desteğe delil gibi göstermiş. Ahmet Kekeç de cemaat gazetelerinin sürekli böyle delilsiz, belgesiz haberler yaparak ülkeyi karaladığını ve küçültmeye çalıştığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Terörist niye tedavi edilmesin? Ağır yaralı geldiğinde terörist, devlet helikopterle götürüyor. Askeri helikopterle götürüyorlar. Ambulansla götürüyor devlet. Bu bir insanlık borcudur. Polisle çatışıyor. Polisi öldürüyor adam, terörist. Polisler alıp hastaneye götürüyorlar adamı. Yani teröriste tedavi olmaz diye bir şey yok. Hastaysa, yaralıysa tabii ki tedavi edersin. Teröristi destekliyor değilsin ki sen. Teröristle ilgili ayrı, gerekirse dava açarsın. Hukuki süreç başlar. Ama hastalanması ve yaralanması insani bir konu. Orada sen onu ezemezsin. Ben bu mantığı anlamıyorum. Bunda ne mahsur var yani? Yani biri bana anlatırsa memnun olacağım. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere’deki Müslüman toplumun önde gelen yüz ismi IŞİD tarafından rehin tutulan ve öldürülmekle tehdit edilen yardım görevlisi Alen Hering’in serbest bırakılması için örgüte bir mektup yazdı. Mektupta “İslam’da insanlar için endişelenmek ve herkese yardım etmek dini bir görevdir. İnsani yardım görevini yürüten herkes cennetten yardım almak yolunda ilerler. Eğer Müslüman’sanız onu hemen serbest bırakın” sözlerine yer verildi.

ADNAN OKTAR: Yok canım. Onlar güler onların sözünü dinlemezler. Yani kendi hocaları var onların. Kendi inançları var. Kendi fıkıh anlayışları var. Tabii insancıl bir açıklama olmuş ama onu dinlemezler. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti kulislerinde Sayın Abdullah Gül’ün yeni bir merkez parti hazırlığında bulunduğu ve Kayseri’ye gerçekleştireceği ziyaretin ana gündem maddesinin bu konu olduğu ileri sürülüyor.

ADNAN OKTAR: Merkez, Merkez Parti ne demek? AK Parti’nin ikiye bölünmesi demektir. Merkezi kalıyor mu? Yarısı kalır. Olmaz. Yani çok hatalı bir şey olur o. Kitle partisi, bilmiyorum. Hayır vardır tabii. Siyasette bir engelleme düşünmeyiz. Kimse düşünmez. Parti kuran kursun. Ama Sayın Abdullah Gül öyle bir şeye yanaşır mı? Zannetmiyorum. Yani çünkü o partiye sadık. AK Parti kurucularından. Bilmiyorum onun var mı öyle bir demeci?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hep aksi açıklamaları oldu şimdiye kadar.

MURAT BEY: “Partiyi bölen ben olmayacağım” diye açıklaması vardı Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Merkez Parti kurmak isteyen istediği gibi kursun. Parti kurma yasağı olmaz. Kaliteyi arttırır. Güzel olur. Ama Sayın Abdullah Gül’ün böyle bir şeye gireceğini zannetmiyorum. Ama yani  “AK Parti’yi bölerse” demeyeyim. AK Parti gücüne güvensin. Bileğine güvensin. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, TÜSİAD’da yaptığı konuşmada aralarında Koç ailesinin de bulunduğu dinleyiciye yönelik şu eleştiriyi yaptı. “Bu ülkede yüzde 59 faizle kredi veriliyordu çiftçiye, esnafa. Biz buna izin vermedik. Ama bizi bu konuda eleştirenler ananas meselesine hiç seslerini çıkarmadılar. Yargıda tenkitler, şantajlar ortaya çıkarken kimse bunları eleştirmedi. Bu paralel yapıyı ve Gezi olaylarını kimlerin desteklediğini, o medya kuruluşlarını kimlerin fonladığını çok iyi biliyoruz. Hepsi mahcup olacaklar” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani bu Koçlar’ın yaptığını mı iddia etmek?

KARTAL GÖKTAN: Onlara yönelik bir ima.

GÖKALP BARLAN: Aydın Doğan, Koç.

ADNAN OKTAR: Muhalif olsun hükümetin. Hükümetin muhalifi olmaması çok tehlikeli olur. Yani Koç da muhalif olsun. Aydın Doğan da muhalif olsun. Muhalif gazeteler olsun. Muhalif sanatçılar olsun. Bilim adamları olsun. Muhalefet iktidarı güçlendirir. Muhalefet olmaması diktatörlüğe götürür çok tehlikeli olur. Kontrolden çıkar. Liderin de başı belaya girer. Lider de partiyi kontrol edemeyebilir.

GÖKALP BARLAN: Daha çok yalan haber ve o tip şeyler.

ADNAN OKTAR: Yalan haber, o ayıp zaten. O bir ahlak sorunudur o. Yani iftira atmak günahtır. Zulümdür. Ama iftiralar sayesinde AK Parti iktidar oldu. Bunu da unutmaması lazım. Yani iftira, baskı ve hakaretler sayesinde AK Parti güçlendi. Çünkü millet mazlumun yanında oluyor. Çünkü huzurlu gidişatı var. İyi. Ama başkanlık sistemi çok riskli olur. Yani bütün dengeleri alt üst eder. Bundan çok kaçınmak lazım. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Tokat Ülkü Ocakları bir afiş yayınlamış. Resmi vardı. “Ocağa giden genç; madde bağımlısı olmaz! Hırsız olmaz, arsız olmaz! Vatan haini olmaz! Devlete düşman olmaz! Alparslan, Fatih, Atatürk, Başbuğ olur. Adam olur.”

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Doğru söylüyorlar. Hakikaten ülkü ocaklarında eğitim gören, orada sohbet eden, o gençlerle teşrik-i mesaisi olan delikanlılar ömür boyu yaman oluyorlar. Hep böyle devlette de güzel görevler veriliyor öyle gençlere. Yani hakikatten vatana, millete, bayrağa, devlete müthiş bir sadakatleri oluyor ve asla vazgeçmiyorlar. Hayret, maşaAllah. Mesela başka partiye geçiyor yine o ülkücü kişiliğini devam ettiriyor. Başka bir yere gidiyor, yine o ülkücü kişiliği. Yurt dışına gidiyor ülkücü. Asla bırakmıyor, maşaAllah. Nasılsa artık kromozomlarına, damarlarına işliyor. Onun için ocaklar önemlidir. Sayısını artırmak, imkanlarını artırmak, gençleri teşvik etmek. Bence çok hayati. Ocaklarda, hatta bir ay bile eğitim alan gençler. Mesela veyahut bir hafta, on gün bile gitmiş olsa ömür boyu onun etkisi oluyor. O yüzden şayan-ı tavsiye benim açımdan.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bir haber daha vardı ülkü ocaklarıyla ilgili. Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi tarafından yurt genelinde üniversite öğrencileri için ülkü evi açıldı. Oldukça temiz ve düzenli olan bu evlerde öğrenciler ücretsiz kalabilecekler. Ve ülkü ocakları tarafından tüm öğrenim hayatları boyunca desteklenecekler.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne şahane, kardeşlerimizin de desteklemesini ben tavsiye ederim. Çok iyi olmuş. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gezi olayları sırasında hükümetin tavrını eleştirenlere şöyle cevap verdi. “Ağaç, park” dediler. Günlerce sokakları ateşe verdiler. Türkiye’deki Gezi olaylarının benzeri Mısır’da, Ukrayna’da yaşandı. Demokrasiyi katlettiler. Gezi olayları karşısında biz dik durmasaydık çok farklı bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık.”

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Yani hatta o zaman dedik; “Niye sert çıkıyorsun? Adamlar zaten gerginler. Böyle alttan al” falan dediler ama hakikaten o da aciz bir görüntü verecekti. Dirayetli bir başkan, kararlı bir başkan görüntüsü çok daha olumlu etki yaptı. Çünkü bir kısmı hakikaten çoluk çocuk ve şımardılar hakikaten. Çok kontrolsüz bir üsluba girmeye başladılar. Hakaretler, bilmem neler. Yani bu tip şeylerde özellikle gençse bazı delikanlılarda bir aleni şımarma oluyor. Ve yüz verdikçe daha da deliriyor. Mesela bir küçük çocukta da öyledir dikkat ederseniz değil mi? Bir şeyde haksızlığa uğrarsa, babası ona sahip çıkarsa çocuğa, çocuk ağlar. Normalde bir şey yapmaz ama orada daha hırçınlaşır, haksızlığa uğradığını anladığında. Onlarda da öyle bir psikoloji olmuştu. Hakikaten yatıştırıcı bir tavır gösterdiler. O devirde. Adamlar akıl almaz dağıtmıştı. Taksim’de hükümetin dağıtılması, ordunun dağıtılması, polisin dağıtılması, bunun yerine milis güçlerinin devreye girmesi. Ültimatom tarzında hükümete muhtıra vermişlerdi kendi kafalarınca.

ENDER DABAN: Bir de Hocam siz her zaman söylüyorsunuz. Başbakan’ı yalnız bırakmışlardı.

ADNAN OKTAR: O bir vahşet. O çok ürkütücü bir şey. Bazıları için bir cahillik. Bazıları için bir gaflet, bazıları için bir boş bulunma, bazıları için bir korku oldu. Mesela Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, aylar sonra dedi ki; “hakikaten biz bir şey diyemedik o dönemde. Çekindim.” Dedi. “Sustum” dedi. Şu an kabadayılık, yiğitlik yapanların da büyük bölümü ortada yoktu. O devirde bak bu çocuklar sabahlara kadar hem Başbakan’ı, hem hükümeti koruyacak bir üslupla kahramanca ve aslan gibi böyle gayet güzel yazılarla yatıştırıcı bir üslup kullandılar.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Kaya Çilingiroğlu ikinci eşinden de ayrıldıktan sonra evlilik hakkında şöyle bir açıklama yaptı; “bir daha evlenmemeye yemin ettim. Hülya Avşar bundan yıllar önce “evlilik kira kontratı gibi olmalı bir kaç yılda bir yenilenmeli” demişti. Bence doğru bir laf çünkü iki farklı düşünen insan bir arada. Tamamen zıt fikirleri olan, bu nedenle evliliğin en azından benim için doğru bir müessese olduğunu düşünmüyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Hoppala. Nasıl olacak öbür türlü? Evlilik, niye öyle düşündü acaba? Anlaşamıyorsa boşanır. Nedir? Ama evlilik güzel bir şey. Helaliyle. İstenmiyorsa boşanır.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizden gelen yeni faaliyet haberleri şu şekilde. Balıkesir’den kardeşlerimiz evde buluşmuşlar çeşitli konularda sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Vay vay aslanlara bak aferin.

KARTAL GÖKTAN: Birlikte yemek yiyip sonrasında belgesellerden seyretmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Salı günü Kayseri’den kardeşlerimiz 30 adet dergi, 20 adet kitabınız ve 500 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Aferin aslanlara.

KARTAL GÖKTAN: Bugün kardeşlerimiz Ankara Kolej metro çıkışında 25 adet kitabınızı ve 15 adet belgesel CD’sini halka hediye etmişler. Balıkesir’in Edremit ilçesinde kardeşlerimiz bugün yine esnafa 84 adet kitabınızı hediye etmişler. Bir kardeşimiz Eskişehir Havanyolu Caddesi’nde 50 kitabınızı dağıtmış. Son zamanlarda toplam 330 adet kitabınızı hediye etmiş. Dün kardeşlerimiz Merter’de esnafa ve halka 35 kitabınızı hediye etmişler. Bursa’dan kardeşlerimiz Salı günü evde bir araya gelip sohbet etmişler. Çorumdan kardeşlerimizde 25 adet yine kitabınızı yine dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Anneanne çok büyük bir nimet, babaanne anneanne. Bilmiyorum. Kıymetini iyi biliyor mu millet de? Allah vermesin kaybettiklerinde çok acı olur. Babaanne, anneanne muazzam bir olay, dede. Acayip zevkli bir olaydır. Evin süsü onlar, çok iyi değerini bilsinler. Dedeler değil mi? Bir köşede sakallı, muhabbetleri de çok sıkı oluyor. “Biz Priştina’dayken” falan.  Anneanneler falan da öyle, çok şekerler. Eski Osmanlı anneanneler de çok şahane oluyor. Modern anneanneler de çok hoşlar. Osmanlı annelerden ders almış anneanneler oluyor onlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hocamız zorunlu din derslerinin kaldırılması konusuyla ilgili şunları söyledi.

ADNAN OKTAR: Din bir toplumun ruhu, dini nasıl bilmeyen bir insan olur? Ve nasıl bu insana biz kültürlü deriz? Okulun amacı kültür değil mi? Sen o toplumun ruhunu temsil eden ana unsuru bilmiyorsun. Neyi bileceksin o zaman? Dini bileceksin. Hristiyanlığı bileceksin, Museviliği bileceksin, Müslümanlığı bileceksin. Aleviliği, Zerdüştlüğü değil mi? Sünniliği, her şeyi bileceksin. Genel kültür diye buna denir. Ne korkuyorsun? Darwinizm, materyalizm çok iyi bilinsin. Bütün zırvalarını anlat Darwinizm’in. Cevabını da ver. Alevilik bir güzelliktir, bilinmiyor. Aleviliğin güzel yönleri çok güzel anlatılabilir. Alevilik bir ruhtur, sevgi güzelliğidir. Hakikaten bilmeyen bilmez. Alevi özdeyişleri, Alevi nefesleri nefistir. Onunla yetişen bir insanın ruh olgunluğu apayrı olur. Ama bazı Sünni bağnazlar buna tahammül edemez. O yüzden de odun gibidirler bir kısmı. Gelişmez adam, sevgiyi bilmez. Bir Alevi köyüne git çok olgun, çok arif, erdemli insanlarla karşılaşırsın. Konuşmalarında üsluplarında bir hikmet, derinlik, hayret verecek bir hoşluk vardır. Mesela bu bilinmeyen bir husus. Bazı Sünniler çok kabadır, sadece düz bakar olaylara. Düz değerlendirir, inceliği bilmez, ruh derinliğini bilmez. Ama Sünni’nin de iyisi olur tabii.

“Emre, Hoca’sının yayına çıkmasını beklerken” diyor var mı resmi? Sabırla bekliyormuş böyle.

Gizli bilgiler, “O dediğin imkansız. Ülkü Ocağı diye bir şey kalmadı bitti o devir” diyor. Olur mu? Her yerde var. Eskiden canlarım benim kirası ucuz evler tutarlardı böyle, eski gecekondular oralarda Ülkü Ocağı açılırdı. Çocukların o zaman paraları yoktu. Benim çok hoşuma giderdi orada kendi el çizimleri böyle işte “Türkiye Büyüsün, Turan olsun” işte “Mao değil Alparslan, Vietnam değil Türkistan” böyle yazılar olurdu, benim çok çok hoşuma giderdi. Ve öyle bir şey gördüğümde de o semte komünizmin giremeyeceğine inanırdım, çok hoşuma gidip sevinirdim. Bizim evin oralarda da baktım duvarlara böyle yazılar yazmışlardı; “buralara artık herhalde komünist giremiyordur” diye düşünüyordum çocukken. İçimde bir rahatlık oluyordu. Nerede öyle bir yazı görsem sevinirdim küçükken.  Mesela bizim İncesu da öyle yazmıştı “Çanakkale geçilmez İncesu aşılmaz” ama devasa harflerle abartmayayım da bir buçuk metrelik falan harflerle yazmışlar. Büyük bir beton duvar vardı boydan boya, altında da işte uluyan bir bozkurt resmi Ülkü Ocakları diye altında yazıyordu veyahut ona benzer. Ben anladım ki orayı aşamayacaklar. Çünkü eğer aşılan bir yer  olsa karalarlardı orayı. Karalayamadıklarına göre aşamıyorlar demektir. O zaman seviniyordum hoşuma gidiyordu.

“Ama Ülkü Ocakları çok sistemli değil, gelişen çağa ayak uydurmakta zorluk çekiyor Hocam. Tavsiyeleriniz” diyor. Eski sistemden gidecekler. İlave ne olabilir? Eski üslup, eski sloganlar bayağı güzeldi. “Mao değil Alparslan, Vietnam değil Türkistan” şahane. Acayip sevinmiştim hatta hatırlıyorum mahallenin girişinde başlangıçta böyle izbe bir yerdi yıkık bir duvarlı bir yer. Oraya yazmışlardı müthiş hoşuma gitmişti. İlk defa gördüm “Mao değil Alparslan, Vietnam değil Türkistan.” Mesela “Bozkurtlar geliyor” yazıyordu. Çok fazla bir tane iki tane değil. Sloganlar vardı ama mühim olan eski Türk büyüklerini sevdiriyorlar. Her Ülkü Ocağı’nda ben Osmanlı sultanlarının resimlerini görürdüm. Bütün eski Türk devletlerinin bayrakları vardı rengarenk. Bayağı güzel görünüyordu. Necdet Sevinç rahmetli onun kitapları vardı “Ülkücüye Notlar” o tarz kitaplar olurdu ama her türlü kitap kabul ediyorlardı o zaman. Hatta bana demişlerdi “Hocam kitap getirseniz kütüphaneye” ben kütüphaneyi ziyaret etmiştim. Yeni gençlerde vardı büyük bir dikkatle bana bakıyorlardı. Sonra o kütüphaneyi bombaladılar ben uyuyordum, şöyle bir havaya kalktık yere. Akıl almaz bir gürültü. Bütün apartman her yer zangır zangır sallandı. Bize yaklaşık iki yüz metre uzaklıkta bir yerdi. Ülkü Ocağı kütüphanesini bombalamışlardı ama gençler hiç fütur vermediler maşaAllah. Hiç kale almıyorlardı. Akıl almaz cesur oluyorlardı. Ülkücüler çok çok cesurdular. Akıl almaz bir cesaretleri vardı.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD’in yaptığı saldırılar Türkiye’nin en önemli ihracat kapısı olan Irak’la olan ticareti yarı yarıya düşürdü. Türkiye’den Irak’a yapılan aylık ihracat bir milyar doları geçmişken IŞİD saldırılarıyla birlikte Temmuz ayı itibariyle 560 milyon dolar seviyelerine geriledi.

ADNAN OKTAR: IŞİD terörist olmasın da, terörist vasfını kaldırsın. Normal nizami bir hal alsın. Yani bir legal bir yapıya bürünsün. Terörist olmaktan çıksınlar. Devletse devlet olsun, hükümetse hükümet olsun, neyse ne. Halk kabul ediyorsa seçimle iktidara gelebiliyorsa seçimle gelsinler. Ama bu terör vasfını bırakmaları lazım. Hem de derhal bırakmaları lazım. Hiçbir ülke onlarla bağlantı kuramaz, ticaret yapamaz. Bayağı zor bir durum meydana gelmiş oluyor. Tabii hepsini asıp kesmek lazım kafasında olmaz. Milyonlarca yüzbinlerce Müslüman’ı imha etme planını kabul etmeyiz.

CEYLAN ÖZBUDAK: En son yetimhane açmışlardı bir tane.

ADNAN OKTAR: Zaten tam teşkilatlar. Hiçbir şeyleri eksik değil. Devlet olmuşlar adeta ama tamam seçimlere git, demokrasiyi getir iktidar ol, kimse bir ey demez sana. Terörü bırak. Legal iktidar olabilirler, kimse bir şey demez.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: TÜSİAD başkanı Haluk Dinçer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kutuplaşmaların önüne geçme çağrısı yaptı. Sayın Erdoğan bu çağrıya cevaben şunları söyledi; “bu ülkede terk edilmiş bölgeler vardı ama biz kendisini yalnız hisseden herkesin elinden tuttuk. Eskiden mezralara bile gidilmezken mezraların köylerin tamamına ulaştık. Belki kendim hepsine gidemedim ama köylere ulaşan bir Başbakan olduk” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor ama şu PKK’nın yaptığı rezilliklere bir son verilmesi için Başbakan devreye girsin. Yani bu sıkıcı ve çok kötü görünüyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam birkaç resim vardı sevimli canlılara ait.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum, göreyim. Bir kedimiz olsa da... Şu şekerliğe bak. Ama kardeşim kedi tehlikeli. Bu kedi tırmığı hastalığı var mesela, Allah esirgesin o kan kanseri alametlerine çok benziyor. O ancak tahlille anlaşılabiliyor. Böyle boyunda falan, kasıkta orada burada yumrular oluşuyor. Kedi tırmığı hastalığı, özel bir hastalık türü. Kedinin tırmalamasıyla oluşuyor. Büyük bir ihtimalle de oluyor. O yönden çok riskli. Ama patileri tırnakları kesilir de iyi bakılırsa çok çok şeker varlıklar tabii. Ben dayanamayıp bir kere benim kedinin ağzından öpmüştüm. Ama çok şekerdi, insan kendini zor tutuyor. Benim kedim çok akıllıydı. Evin kapısını açardı. Büfenin üstüne çıkıyordu, patisini uzatıyordu, tak açıyordu. Öbür kapıları da öyle, çıkıp bir şeyin üstüne patisiyle bastırıp açıyordu. Öyle kapalı kapı diye bir olayı yoktu. Nerden öğrendi onu? Hayret. Özel eğitim vermek lazım. Onu görsel tespit etmiş. Bu mucize. Ben kasaba falan giderdim, kasap bayağı uzaktı. Köpek gibi peşimden gelirdi evden itibaren. Kaybolacak diye çekinirdim. Hiç umurunda yok. Kuyruğunu dikerdi böyle büyük bir keyifle. Garip sesler çıkararak tin tin tin hoplayarak peşimden gelirdi. Ama yaklaşık bir kilometre falan geliyordu. Ara yollardan falan, bayağı dönemeçli yollardan geçiyorduk biz mecburen. Sonra oradan koşarak eve geri dönüyordu. Çok zekiydi. Öbür kardeşi vardı, onun kafa pek çalışmıyordu. Allah'ın hikmeti, o çok zekiydi, onun yarımdı kafası. Ciğer götürüp koyuyordum önüne, anlamıyordu, bakıyordu. Bu kurt gibiydi, ciğer aldım mı ciğere bir patisini koyuyordu, diğer ciğere de diğer patisini koyuyordu. Kimseye yedirmiyordu.

Bu saatte müthiş bir artış oldu. Allah Allah, niye öyle oldu acaba?

“Hocam Türkiye'nin Türk Birliği'ni kurması lazım.” Ama bu riskli olur işte. Sırf Türklük, yani Rusya acayip korkar böyle şeyden. O zaman der ki “ben de Slav Birliği kuracağım” der. Çin de der ki; “ben sarı ırkı bir araya getireceğim” der. Öyle olmaz. Merkezinde sevgi ve iman olması lazım. Merkezinde ırk olursa olmaz. Yani o zaman biz çok acayip bir şey savunmuş oluruz. Merkezinde sevgi, merhamet, barış, kardeşlik, dostluk; yani insan ruhunun en çok zevk aldığı şeyler olması lazım. Herkesin kabul edeceği şeyler olması lazım. Öbür türlü egoist olduğumuz düşünülür. Yani sırf Türk. Peki Ermeni ne olacak? Laz ne olacak? Kürt ne olacak? Değil mi? Çerkez ne olacak, diye düşünür insanlar. Öyle dememek lazım. İyi olan, sevgi dolu olan herkesi bünyemize alalım demek doğru olur.

“Adnan Hocam niçin Didem Hocamız orada yok? Bu tatlı görüntüye kraliçe lazım değil mi?” Didem Hocamız ağır hocadır. Büyük alimdir yani o. Bizim muhafazakar kız arkadaşlarımız var. Asıl onlar çok kalabalıktır. Onları görmüyor kardeşlerimiz. Buradaki hanımlar liberal kanattır, liberal olanlar. Didem Hocamız da muhafazakardır.

“IŞİD demokratik sistemi şirk olarak görüyor, sen seçim yapın diye öğüt veriyorsun.” IŞİD'i niye demokrasiye çekmeyelim? Mehdiyet onları adam edecek. Orada yüz binlerce, milyonlarca delikanlı var. Hepsini toprağın altına koyacak bir zihniyet, kabul ettiğimiz bir zihniyet değil. Eğitirsin, eksik yönlerini düzeltirsin, demokrat bir zihniyete çekersin faydalı insan olurlar. İlla bombalayarak yok edecekler. Bunlar başka yoldan anlamaz kafasındalar. Niye anlamasın? Sen eğittin mi, denedin mi, tek kelime konuştun mu? Yok. Eğit, anlat bak bakalım nasıl değişiyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Genelde tek siz kazanmaktan bahsediyorsunuz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Son zamanlarda bizim hanım kardeşlerimizin güzelliğini çok takdir eden yazılar görüyorum, Tülay Kumaşçı mesela. Hakikaten çok güzel, çok heybetli, çok cazibeli bir hanım. Yani alışılmışın dışında, hakikaten dünya çapında güzel bir hanım. Diğer arkadaşları da çok güzeller. Ne güzel.

Rauf Timur Kartal “Eski jitem olsaydı PKK çoktan bitmişti.” Yok canım o yöntemler yöntem değil. Ne alakası var? Orada mazlumların da çok canını yaktılar. Olur mu öyle şey? Akılla, fikirle, irfanla, sevgiyle, Kürtler benim canım kardeşlerim. Akıl almaz efendiler, çok dürüstler, yiğit, delikanlılar, nur gibiler, çok dindarlar. Mesela gidersin bir Kürt köyüne hemen seni ayakta karşılarlar. Sen oturmadan oturmazlar. Sen söze başlamadan onlar söze başlamaz. Müthiş iltifat, müthiş nezaket gösterirler. Yemekte de öyle misafirin önce yemeğe başlamasını beklerler. Kürtler nefis insanlardır. Çok yüksek ahlaklı, asil insanlardır. Haysiyetine, şerefine, namusuna çok düşkündürler. Lafını, sözünü bilir, delikanlıdırlar. Kabadayıdırlar. Hakiki kabadayıdırlar Kürtler, bütün bizim milletimiz gibi. Bizim millet hep kabadayı maşaAllah. Mayamızda var. Osmanlı’dan kalma herhalde? Bence en eski atalardan kalma, eski Türkler’den kalma. Oğuzlar’dan kalma bir gelenek kabadayılık. Hayret ya, o hiç şaşmamış, kalmış. Mesela Ankara’nın Karaşar Köyü vardı. Hep kabadayıydılar. Ali Haydar vardı mesela bizim mahallede, kulağında böyle hafif bir eksiklik vardı. Bilmiyorum neden öyle bir şey oluşmuş. Kabadayıydı ama çok efendi insandı. Ama hep böyle isimleriyle anılırlardı. Mesela ‘Kör Hasan, Topal Osman’ falan böyle, o tip şeyler. Normalde aslında bu yakışıksız bir söz ama o şeyde, o öyle görülmüyor. Hayret. Mesela değil mi? ‘Kör Hasan’ bence denmemesi gerekir ama o kabadayı ruhunda makul görülüyor. Bence öyle lakap olmaz. Çok kötü o, ‘Topal Osman’, bilmem ne ‘Kör’ değil mi? Çok yakışıksız? Hiç hiç hiç olmaması lazım. Lakap mı yok kardeşim? Mesela “Manisalı Necdet” dersin olur biter. Niye “Topal Necdet” diyorsun yani? Gün boyu ona hatırlatmış oluyorsun topallığı. Suç değil ki topal olması. Onun için o ibadet, sürekli sevap kazanır ondan dolayı. Her çile, her acı bir sevap vesilesidir. Onu rencide edecek, küçük düşürecek bir şey değil bu.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın bu akşam sonuna geldik. Yarın yine görüşmek üzere. Hoşçakalın. 

Masaüstü Görünümü