Harun Yahya

Sohbetler (20 Eylül 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.

Yakışıklı Fikret Bey dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bildiğiniz gibi bu sabah IŞİD’in alıkoyduğu 49 Musul Başkonsolosluğu personeli Türkiye’ye getirildi.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun, güzel.

KARTAL GÖKTAN: Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz şöyle konuştu: “İnsanın vatanı için katlanamayacağı hiçbir şey yoktur. En güzel şey vatandan dolayı hasret çekmek, ondan dolayı insanın üzüntü, elem duymasıdır.”

ADNAN OKTAR: Yok canım, niye üzüntü elem duysun? Her şeyde bir hayır vardır. Tevekkül etmesi lazım. İşte hayırla geldiler, hayırla gittiler. Hayırla gittiler, hayırla geldiler hepsinde bir hayır var. Zaten orada görevliler. Zaman zaman gidip uzun süre orada kalıyorlar. Bir vatan görevi olarak düşünsünler. Gitmişler gelmişler. Seviniyoruz tabii mutlu oluyoruz ama üzülecek bir şey yok.

KARTAL GÖKTAN: Konuşmasının devamında da: “Devletimle gurur duydum, ülkemle gurur duydum. İnsanın vatanı için gittiği yerde başına her şey gelebilir. Musul dünyanın en tehlikeli yeri.”  

ADNAN OKTAR: Öyle desin, güzel. Şehit de olabilirdi, başka şey de olabilirdi.   

KARTAL GÖKTAN: “İnanan insanlarda umutsuzluk olmaz.”

ADNAN OKTAR: Şimdi oldu.

Başbakan ne şeker. Acayip sevimli bir şey. O çocuk sevgisi ne güzel onun, maşaAllah. Bayağı güzel bir insan. Yalnız şimdi başbakanlar, bu insanlar şefkate müştak oluyorlar. Mesela başbakan diyorsun ama şimdi bu bir insan nihayetinde. O insanları seviyor ama o da şefkat ister, o da destek ister. Adam eleştiriyor, küfrediyor, bağırıyor çağırıyor mesela Tayyip Hocam’a. Adamı mahvedeceksin sen, değil mi? Bir şefkat, bir nezaket, bir övgü insanın ruhunu açar. Onun için Başbakan’a da övgüler, iltifatlar, şefkat faydalı olur. Zor görev, kolay bir şey değil. Allah rızası için talip oldu. Üstüne gidenler olabilir, o görevin bir özelliği bu. Ama canını yakacak bir üsluptan kaçınmak lazım. Rencide etmek doğru değil.

Mesela din dersleri; koskoca Türkiye, Ortadoğu. Ortadoğu’ya hakim olan zaten din. Mesela IŞİD’e bakıyorsun din, savaşlara bakıyorsun din. Her şeyin kökeninde din hakim, İslam hakim. Bir adam dinini nasıl bilmez? Genel kültür amaçlamıyor musun sen okulda? O zaman hiçbir ders verme. Tarih bilgisine de gerek yok, sosyolojiye de gerek yok. Eğer dini öğretmiyorsan, din kültürü yoksa, dinin ne olduğunu bilmiyorsa, adamın sosyolojiyi bilmesine ne gerek var o zaman? Felsefeyi de öğrenmesin, hiçbir şey öğrenmesin. Böyle bir akıl olur mu? Tabii ki komünizmi de öğrenecek, faşizmi de öğrenecek, dini de öğrenecek, Musevilik’i de öğrenecek. O zaman ne olacak? Bir Müslüman’la karşılaştığında onun psikolojisini bilecek, ruh halini bilecek, inançlarını, örfünü, geleneğini bilecek davranışını ona göre ayarlayacak. Bilmemek çok anormal. Hristiyanlık’ı da bilecek, Hristiyan mezhepleri de bilecek. Musevilik’i, Musevilik’in mezheplerini hepsini bilmesi lazım. Eğer kültürlü insan yetiştireceksek bu şart.

Türkiye bu olaya dahil olmayacağını söyledikten sonra IŞİD bıraktı. Hatta ben IŞİD’e bir gün önce dedim ki, bu bırakma olayından bir gün önce; “Sünni bu insanlar” dedim, “siz bu kişileri fıkhen tutamazsınız” dedim. “Fıkhen bırakmanız gerekir” dedim. İlk defa dedim. Bak, “fıkhen bu kişileri tutamazsınız, bunlar Sünni, bırakmanız lazım” dedim. Ertesi gün de bıraktılar.

GÖKALP BARLAN: Hatta Hocam siz şey dediniz; “Devletimiz de Sünni. Bu inançla birlikte onlara gidip açıklarlarsa zaten bırakırlar” diye söylediniz. “Bu şekilde konuşmaları gerekiyor IŞİD de” demiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Pek tabii ki. Dolayısıyla olayın perde arkası insanların zannettiği gibi pek olmuyor. Türkiye IŞİD’e saldırmayacağına, askeri operasyon yapmayacağına uluslararası garanti verdi bütün dünyanın gözü önünde. Ondan sonra da IŞİD de bıraktı. Karmaşık olan bir şey yok. “Ha şimdi bıraktınız, haydi bakalım operasyon” böyle bir şey olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türk Silahlı Kuvvetleri internet sitesinden yaptığı açıklamada, PKK’nın Ağrı’da mahkeme kurup vatandaşları yargıladığını açıkladı.

ADNAN OKTAR: İlk defa mı oluyor? Zaten orada her yer mahkeme. PKK ayaküstü her yerde mahkeme kuruyor zaten. Adamlar hem savcı, hem hakim, hem infaz memuru. “Hakkında böyle bir şey duyduk” diyor, “kendini savun” diyor elinde tüfekle. Savcıya, adam da cevap veriyor, orada da hakim oluyor onlar güya, “yok arkadaş seni suçlu bulduk biz” diyor, adamın kafasına sıkıyorlar. Konu bu.

KARTAL GÖKTAN: Açıklamada PKK’nın şu uygulamasına yer verilmiş; Teröristlerin alacak-verecek sebebiyle şikayet edilen bir şahsı Ağrı Dağı kırsalında kurulan mahkemeye götürdüğü, yargılama sonucu şahsa para cezası verildiği, aracına da el konulduğu.

ADNAN OKTAR: Ama bu eskiden beri bilinen bir şey. Bir mafya yapılanması, racon kesiyorlar aslında, mafya raconu. Mahkeme değil o, mafya raconu. Çünkü PKK dev bir mafya yapılanmasıdır. Mafyanın raconla geçindiği bilinir, onlar da işte racon kesiyor. Osman Baydemir’i de yargılamışlardı daha önce kendi kafalarına göre güya.

Başarılı siyasetçileri moral yönden desteklemek önemli. Sürekli bilmişlik yapmak da doğru olmaz. Yani akıl veren havasında değil de böyle, ‘zaten siz de düşünmüşsünüzdür ama’ gibi bir üslupla yaklaşılması lazım. Bilmişlik de insanı çok sıkar. Siyasetçiler, gerçek kilit noktada olan değerli siyasetçilere psikolojik manevi destek çok önemli. Mesela başta Sayın Davutoğlu, Tayyip Hocam. Eğer iyi hizmet etmelerini istiyorsak bu şart. Sürekli tazyik olmaz. İyi gelir diye bir şey yok. İnsanın beyni dayanmaz öyle bir şeye. İnsan var karşında.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Konsolosluk görevlilerinden biri IŞİD’in elinde tutuldukları sürede Başkonsolos’un ölümle tehdit edildiğini söyledi. Şunları anlattı: “İki üç sefer başına silah dayadılar açıklama yapması için ama bunların hiç birini kafasına silah dayadıkları halde yapmadı. İlk günden bizi kameraya almak, fotoğraf çekmek istediler. Kendisi, ‘silahla vurun, Türkiye’nin gururuyla şerefiyle oynatmam’ diyerek ölümü tercih etti.”

ADNAN OKTAR: İşte delikanlı aleminin koç yiğitleri olduğu için kabul etmemiş, güzel. Ama olur böyle şeyler. Bölgede kan gövdeyi götürüyor, tabii ki esir alınanlar olur, bilmem ne olur, çatışma olur falan. Yer gök birbirine giriyor. Yani o kadar şaşılacak bir olay değil aslında bu, bilmiyorum. Beklenen olaylar, bu tip şeyler olur.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz biliyorsunuzdur zaten, 79 İran krizinden sonra en çok kişinin esir alındığı krizmiş bu.

ADNAN OKTAR: Olur bu tip olaylar özetle. Ortadoğu’dayız, dünyanın en sıcak bölgesi.

BÜLENT SEZGİN: Sabah Gazetesi Yazarı Emre Aköz yazısında, İngiliz diplomat Alastair Crooke’un; “İslam’da neyin İslam, neyin İslam dışı olduğunu tanımlayacak merkezi bir otorite yoktur.”

ADNAN OKTAR: Bak, yavaş yavaş konuyu kavramaya başlamışlar. İşte o merkezi otorite Hz. Mehdi (a.s)’dır. “Biz bulamıyoruz” dedikçe sürünmeye devam edecekler. Istırap katlamalı artacak. En sonunda diyecekler ki; “evet bulamıyorduk ama bulduk” diyecekler. Bunlar daha hiç, daha hiç bunlar, yer yerinden oynayacak. Mehdiyet’le olay sükunet bulacak. Ben hikaye anlatmıyorum, dediklerimin hepsi doğru. Resulullah (s.a.v.)’in dediklerinin hepsi doğru.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün Türkiye bir gecede Suriye’den gelen 45 bin kişiyi almış. Bazıları da 60 bin diyor Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah sayılarını da artırsın da. Allah bereketiyle gönderiyor inşaAllah. Ama bölgenin bir dizayn edilmesi gerekiyor, böyle olmaz. Bir şekil şemail versinler oralara. Ben ta en başında söyledim; “güvenlikli bir bölge oluştursunlar” dedik. Bu kadar nezaketli kibar davranmaya gerek yok. Suriye’den girilecek, yaklaşık elli-altmış kilometrelik toprak parçasını ayırıp güvenli bölge olarak ilan etsinler. Hava uçuşuna yasaklayacaklar bu kadar, karmaşık bir şey yok. İlhak yok burada, senin toprağını aldık diye. Biz güvenli bölge oluşturacağız. “Güvenlikli bölge oluşturtmam arkadaş” diyorsa sen de kanırta kanırta oluşturursun. Öyle bir şey olmaz. Burada hat çekmek lazım. “Uçuş yasak” diyeceksin, en başından söyledik. “Şu enlem, şu boylam, buradan geçmeyeceksin arkadaş” dersin, geçmez adam. “Asker geçişi de yok” diyeceksin, dikenli tel çekeceksin yani yabancı ülke hükmüne getireceksin, geçici olarak. Bu kadar. O mazlumları da oraya iskan edeceksin. Çadır falan ne gerekiyorsa, bu kadar.

Seda Sayan hanımefendi hayran Ceylan Sultan’a.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizi sevdiğim için.

ADNAN OKTAR: Ama hepsine hayran çocukların, biz de ona hayranız. Çünkü sevgi insanı.

CEYLAN ÖZBUDAK: Size sevgisi çok fazla gerçekten, sizi seven herkesi seviyor. O yüzden de onun etkisi çok büyük.

ADNAN OKTAR: Ne güzel insan o, ne kadar sevgiyle ruhu yoğrulmuş. Acı, çile çeken her insan böyle aşk insanı oluyor. Akıl almaz sevgiyle dolu ruhu. Bir de bu kadar akıllı olmasının nedeni de yine acı çekmiş olması. Acı çekmeyen ne sevgiyi biliyor, ne de akıllı oluyor hayret ediyorum, aklı zayıf oluyor. Sevgiyi zaten hiç bilmiyor adeta.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Türkiye otuz kilometrekarelik güvenli hat istiyormuş. Amerika da bunu aslında kabul ediyormuş.

ADNAN OKTAR: Otuz da olur, elli kilometre falan da olabilir, elli-altmış kilometre.

BÜLENT SEZGİN: Uluslararası kanunlar yüzünden de Birleşmiş Milletler kontrolünde olması gerekiyormuş bu bölgenin.

ADNAN OKTAR: Tamam yapsınlar hemen, uzatacak bir şey yok. Otuz kilometre çok ince. Tedirgin olurlar.

BÜLENT SEZGİN: Otuz kilometrekare alan.

ADNAN OKTAR: Yok canim, otuz kilometre kare hiçbir işe yaramaz, olur mu? Otuz kilometre çapında olması lazım, sınır çapı. Altmış kilometre iyi bence. Hatta on kilometrelik bir alanı da aşılmaz güvenlikli bölge olarak yapabilirler. Yani çift sınır çekilebilir on kilometrelik. Elli kilometrelik kısmı da kullanıma açılır. Çünkü bazen psikopatlık yapıp aşabiliyorlar sınırı. O on kilometrelik alanda yakalanırlar. Uçuşa yasaklamak lazım. Uzatmaya da gerek yok, böyle baş olmaz. Hemen yapmak lazım.

AYLİN KOCAMAN: Suriye’de ilk savaş başladığında siz bunu söylemiştiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Başında söyledik ama laf-söz dinledikleri yok ki. Daha yeni sözümü kabul ediyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz ilk yıl hatta “bu çok uzun sürer” demiştiniz. “Öyle zannettikleri gibi birkaç ayda bitmez” demiştiniz. Aynen dediğiniz gibi oldu. O zaman hiç tahmin etmediler bu kadar uzun süreceğini.

ADNAN OKTAR: Hakikaten öyle. Başbakan o zaman, Sayın Davutoğlu o zaman Dışişleri Bakanı’ydı. Birkaç ayda biteceğini söylüyordu. Ben “bitmez” dedim. “Yıllarca sürer” dedim. Bak, IŞİD için dedik; “Bunlar Sünni’dir, devletimiz söylesin Sünni olduklarını.” Bir gün önce söyledim, ertesi gün bıraktılar. Çünkü fıkhen bir şey yapamazlar. Yani kendi inançlarına göre yapamazlar. Türkiye de, “operasyona katılmayacağım” dedi. Daha beklenecek bir şey yok. İnat edecekleri bir konu yok.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey siz sık sık Türkiye’ye hizmet eden isimsiz kahramanlardan bahsediyorsunuz. Bugün de Başbakanımız “Rehinelerin getirilmesinde katkısı bulunan isimsiz kahramanlardan Allah razı olsun” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah isimsiz kahramanlarımız çok nur yüzlü oluyorlar, çok efendi oluyorlar, Allah’tan çok korkuyorlar. Canlarım benim onlar vefat ettiğinde onları da isimsiz kahramanlar gömüyor. Hiç basına yansımıyor. Hâlbuki ne fatihler, ne yavuzlar oluyor böyle, ne has delikanlılar. Kendini Allah’a, vatana, millete, bayrağa teslim etmiş koç yiğitler. Hiç adı sanı bilinmez hakikaten. Oralarda öyle serhat boylarında görev yaparlar. MaşaAllah, burada demek ki yine isimsiz kahramanlar görev yapmış, maşaAllah tebrik ediyoruz. Allah onları cennet kuzusu etsin, cennet kardeşi etsin maşaAllah. Çok çok çok yüksek ahlaka sahip insanlardan oluşuyorlar. Çok çok Allah’tan şiddetli korkan Hızır (a.s) talebelerinden oluşuyor, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakanımız’ın güzel ahlakını tekrar gösteren bir olay yaşandı dün, fotoğrafı da var. Sayın Davutoğlu serbest kalan rehinelerin aileleriyle sohbet ederken yanına gelen yaşlı bir teyze “Sen benim oğlumu kurtardın” diyerek Başbakan’ın elini öpmek istedi. Elinin öpülmesine izin vermeyen Başbakan “ben senin elini öpeyim” diyerek yaşlı teyzenin elini öptü.

ADNAN OKTAR: Osmanlı delikanlı işte çok yüksek ahlaka sahip. Tasavvuf terbiyesi tam. Tam tipik bir Müslüman evladı, tam bir Osmanlı evladı. Ekonomi falan beni ilgilendirmez, ben bu ahlaka bakarım, mükemmel. Ben bunu gördükten sora konu bitmiş. Ve Türkiye böyle merhametli, şefkatli, Allah’tan korkan bir insana teslimse, ben o Türkiye’de huzur içinde yaşarım. Ama maazAllah neuzübillah Allah’tan korkmayan birine teslim olmuş olsaydı diken üstünde kalırdık, Allah vermesin. Onun için şahane. Allah ömrünü uzun etsin, kalbine ferahlık versin.

Bu ahlaksız adamların yorumlarına ne gerek var? Bu rehinelerin serbest bırakılmasına böyle pis huylu, sevgisiz tiplerin çirkin yorumları var. Kalbi zift gibi adamın, zift gibi simsiyah. Simsiyah kalbi olan adamdan ne çıkar? Evi de simsiyah, yemekleri de simsiyah, kendi de simsiyah yani içi kararmış adamın mahvolmuş. Şeytan gibi “şunu dedi, bunu dedi” onları kale almaya gerek yok. İnsan değil onlar zaten.

CEYLAN ÖZBUDAK: Amerika ve İngiliz halktan kişilerin çoğu bizim devletimize bu şekilde yapsaydı çok iyi olurdu. Önem vermediler rehinelere diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii Amerika falan hiç adam yerine dahi koymuyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz söylemiştiniz kendileri olsa mutlaka ödenip alınırdı.

ADNAN OKTAR: Tabii Obama’yı öyle diz çöktürselerdi, Amerika ne istiyorlarsa yapardı. Nedir nihayet? Para istiyorsa ver parasını sonra geri alırsın. Dert mi yani? Adamın canını kurtar. Ne olacak? Dünya malı dünyada kalır.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Beyaz Saray’dan yeni bir açıklama yapıldı. “Suriye’de IŞİD’e karşı harekete geçmeye hazırız. Ne zaman, nasıl olacağına karar vereceğiz” şeklinde.

ADNAN OKTAR: Hareket mareket ona gerek yok. Bölgeyi ayıracaklar altmış kilometre. Arkadaş bu bölge güvenlikli bölge burada uçuş yasak diyeceksin Suriye’ye, bu kadar. Operasyon için gereken bir şey yok. Gelemez Suriye zaten “güvenlikli bölge buraya bu mazlumları koyacağız” diyeceksin. “Havadan, karadan, denizden buraya gelmeyeceksiniz” diyeceksin. Gelirse zaten aklını atmış demektir. O zaman da tedbir alınır. Ama gelemez yani, gelemeyeceğine garanti veririm. Altmış kilometre en az, on kilometrelik de bir hat çekilir ayrıca yani bir güvenlik hattı, bu kadar. Orada rahat çoluk çocuk yaşasınlar.

GÖKALP BARLAN: Hocam, herkes sorun söylüyor siz çözümleri söylüyorsunuz. Herkes yakınma, ağlama derdinde.

ADNAN OKTAR: Otuz kilometre çok tedirgin eder. Otuz kilometre içinde adam yaşamak ister mi? Burnunun dibinde yılan çıyan kaynayacak, sen orada huzur içinde yatacaksın. Olmaz. İnce bir hat da olmaz, en az on kilometre çapında bir güvenlik hattı oluşması lazım. Çünkü adam orayı açtığında tankla veyahut arabayla açtığında senin vaktin olmuş oluyor. O on kilometreyi geçmesi vakit alır. Nerden baksan on kilometre en az bir yarım saatini aldığını düşünelim. Senin çok rahat karşılık vermene imkân sağlar. Zaten yapamaz öyle bir çılgınlık, kimse yapamaz. Birleşmiş Milletler askerini dolduracaksın, bitmiş bu kadar basit. İnce ince düşünmelerine gerek yok.

CEYLAN ÖZBUDAK: Konuşma ilk başladığında siz söylemiştiniz. Bütün Avrupa’nın gönderdiği silahları IŞİD’in eline geçer onunla resim çekip gönderirler” demiştiniz. Aynen öyle oldu.

ADNAN OKTAR: Tabii, kardeşim çöllere atmışlar, yerlere atmışlar silahları. Kaçabildiğince kaçıyor şu an PKK’lılar, ödleri kopuyor IŞİD’le karşılaşmaktan.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, Suriye’den gelen misafirlerimizin resimleri vardı, sınırdan gelen.

ADNAN OKTAR: Göster. Bak bu mazlumları da bırakmışlar. Bak çoluk çocuk görüyor musun? Bak yaşlı anneleri bırakmışlar. Hani kabadayıydınız siz, hani delikanlıydınız.

Millet olarak biz gani gönüllüyüz. Aç kalırız ama başkasının tok kalmasını isteriz. Mazlumun ezilmesini istemeyiz. Bir ekmek yiyeceğine çeyrek ekmek yersin ama o insanı kurtarmış olursun. Hakikaten ben içim parçalandı o anneleri, çocukları görünce, garibanlar. Sarı sarı saçları falan acayip şekerler, bayağı sevimli ufaklıkları falan görüyor musun? Süper tatlılar. Babası PKK’lıymış beni ilgilendirmez, çocuk masum, annesi masum. Benim mazlumlarla alıp veremediğim yok. Onlar baş tacı, onlara benim sevgim, muhabbetim coşkun. Kürt anneler, Kürt çocuklar benim annelerim onlar, benim çocuklarım, benim kardeşlerim. Ben ölme, yaralanma bunlardan hep nefret ederim, hiç sevmem. Oh olsun demem hiçbir zaman için. Hapis için de, hapse girmesini istemem. Mesela bir kadın hapse giriyor benim acayip ağrıma gidiyor, acayip sıkılıyorum onun adına. O belki sıkılmıyor ama ben bin misli sıkılıyorum. Hiç istemem.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Birleşmiş Milletler, parasızlık nedeniyle gelecek aydan itibaren Suriye’ye yaptığı gıda yardımını durduracağını açıklamış.

ADNAN OKTAR: Parasızlık nedeniyle?

BÜLENT SEZGİN: Evet, öyle bir açıklama yapmış.

ADNAN OKTAR: Onların bombardımana yaptığı harcamanın yüzde birini oraya harcamış olsalar hepsi ihya olur. Şu silah fabrikalarını kapatsınlar. Bomba fabrikalarını kapatsınlar. Oraya harcayacakları parayı oraya versinler.

BÜLENT SEZGİN: 230 binden fazla insan hayatını kaybetmiş. 730 bin yaralı varmış Suriye’de.

ADNAN OKTAR: Zaten amaç Müslüman nüfusu azaltmak olduğuna göre, tamam. Amaçlarına ulaşmış oluyorlar. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey kardeşlerimizden gelen yeni faaliyet haberleri var. Çarşamba günü kardeşlerimiz Zeytinburnu metro istasyonunda 18 adet kitabınızı dağıtmışlar. Dün de beraber toplanıp sizin kitaplarınızdan okuyup sohbet etmişler. Dün Berlin’de bir kardeşimiz Scientology Kilisesi’ne gitmiş. Orada yaratılış hakkında sohbet etmişler. Ve Yaratılış Atlası’nı hediye etmiş. Bugün bir kardeşimiz Osmaniye esnafına kitap ve dergi dağıtımı yapmış. Kardeşlerimiz, Nahcivan Diyanet Başkanı’nın izniyle sizin kitaplarınızdan dağıtmışlar. Bu akşam da Ankara’daki kardeşlerimiz bir araya gelmişler. Sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Ankara’nın koçyiğitleri, aferin çok güzel yapmışlar. Hepsi birbirinden güzel haberler, maşaAllah. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikalı bazı yorumcular Obama’nın “İslam bu değil” diye yorum yapmasını şiddetle eleştiriyorlar. Ve “Obama İslam’ın ne olup olmadığını Müslümanlar’a öğretmeye kalkışmasın” diyorlar. Bu kimseler daha önce Bush’un da “İslam terör dini değildir” demesini eleştiriyorlardı. Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin İslam hakkında yorum yapmasını ve Müslümanlar’a yol göstermesini kesinlikle istemiyorlar.

ADNAN OKTAR: Olur mu? O ifadeler çok hayati. Yani İslamofobinin azalmasına, Müslümanlar’a karşı nefret ve öfkenin gelişmesine ciddi bir set oluşturuyor ifadeler. Çok hayati o. İngilizler’in, Fransızlar’ın, Amerikalılar’ın bu tip açıklamaları Armagedon isteklilerinin gücünü kırıyor. Yoksa büyük bir tehlike oluşur.

BÜLENT SEZGİN: New York Times’a göre Amerikalı ajanlar Reyhanlı’da Suriyeli muhalifleri IŞİD’e karşı örgütlüyorlar.

ADNAN OKTAR: Yok ya, ne Amerikalı ajanı. Bunlar hikâye laflar. Ne takarlar onlar onları. Adam gelecek de “gel hemşerim sana bir şey söyleyeceğim” diyecek. “Öyle mi? O zaman hakikatten gidip savaşayım” diyecek. Bunlar çok kıl ifadeler. İnanılır gibi değil.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD’e karşı Türkiye sınırında bir tampon bölge projesine sert eleştiriler yönelten Hatip Dicle, “böyle bir durumda çözüm süreci biter. Ben devletin böyle bir gündeminin olduğuna inanmıyorum. Ağzım varmıyor söylemeye. Ama kanlı bir süreç başlayabilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Niye? Bir tampon bölge oluyor. Orada da insanlar rahat yaşıyor. Adamları öldürmüyorlar. Bunda rahatsız edici ne var?

CEYLAN ÖZBUDAK: PKK’dan o şekilde Karayılan’da aynı açıklamayı yapmıştı. O zaman Türkiye’den destek alamayacağı için ikiye bölünüp biteceğini söylüyor.

ADNAN OKTAR: PKK’nın.

BÜLENT SEZGİN: “Halkların arasını ayırıyorsunuz” gibi diyor Hocam.

ADNAN OKTAR: İyi. Yok, canım olur mu? Oraya o güvenlik bölgesi çok önemli. Onların ikiye bölünmesi. Zaten biz PKK’yı istemiyoruz. Laf mı bu? “Biz ölürüz. Yok oluruz. PKK yok olur” diyor. Zaten PKK’nın yok olmasını istiyoruz. Acayip laflar bunlar. Şimdi lafı bıraksınlar. O güvenlik bölgesi hayati. Onu bir an önce uygulasınlar. Elzem ve çok isabetli olur. Ve zaten çok gecikti. Bir an önce yapılması lazım.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bir bilgi vermek istiyorum. Her akşam canlı yayınlarımızda Arapça simultane tercüme yayını da başladı. A9 Arapça sitesinden ar.a9.com.tr adresinden takip edilebilir.

ADNAN OKTAR: Tamam. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanlığı Türkiye’ye sığınan Suriyeli kardeşlerimizin adli olaylara karışma ve suç oranının 2011’den bugüne kadar yüzde 0,33 (10 binde 33) olduğunu, fakat bu oranın genel asayişi tehdit eder nitelikte olmadığı söyledi.

ADNAN OKTAR: Onlar da insan, olabilir içlerinde. Ama hakikatten genel asayişe göre çok çok düşük suç oranı. Yazık günah. İşte şöyle oluyor, böyle oluyor. Olay çıkartmaya gerek yok. Zaten perişan durumdalar. Onlar da şoktalar. Hayretler içinde kaldılar. Ahir zamanın dehşetini yaşıyorlar. Ahir zamanın bir faslındayız biz daha. Kademeden kademeye geçeceğiz. Daha çok büyük olaylar olacak. Sonunda İmam Mehdi (a.s)’ın zuhuru, İsa Mesih (a.s)’ın, Seyyidina İsa Mesih (a.s)’ın zuhuru, kısa bir mutlu yaşam, sonra yeniden bozulma, sonra kıyamet. Kıyamet kapıda. Çok yakın, süratle bize doğru geliyor. Yani dünya artık yaşlandı, bitti. İmtihan için bir süre ayrılmıştı. O bitti. Ama Allah anlı şanlı bitsin, küfürle bitmesin istiyor Cenab-ı Allah. Bir son kere hâkimiyet göstermek istiyor. Yani gücünü göstermek açısından. Sonra bitiyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İspanya’da Katalonya Özerk Yönetim Parlamentosu, 9 Kasım’daki bağımsızlık yanlısı referandumun yasal olarak yapılmasını sağlayacak yerel yasayı kabul etti. İspanyol hükümeti bu gelişme karşısında yoğun diplomatik bir döneme giriyor.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yetkilileri kendi vatandaşının bir tek saç telini bile dünyaya ve aleme değişmez. Onların bir tek saç teline zarar gelmesindense bütün makamları terk ederiz. Bütün mevkilerden fedakârlık ederiz. Canımızdan bile fedakârlık ederiz ki, tek bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kılı bile incinmesin” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ayrıca Türkiye vatandaşı olmayanlara karşı da aynı şekilde sevgi dolu ve koruyucu Türk milleti ve Sayın Başbakanımız da. Ahlakını beğeniyoruz Sayın Davutoğlu’nun. Sevgisini çok beğeniyoruz. Nezaketini, kibarlığını beğeniyoruz. Her yönden güzel ahlaklı.

Evet dinliyorum.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey bilimsel bir konu anlatabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Bilimsel konu, buyurun dinliyorum.

AYLİN KOCAMAN: Bir insan ilk başta tek bir hücrenin döllenmesiyle meydana geliyor. Burada, tamamı embriyodaki kök hücreler ve bunların tamamı aynı ilk başta. Fakat sonra bunların hepsi değişime uğrayarak farklı hücreler haline geliyorlar. Mesela yirmi ikinci günde bir yerde bir hücre topluluğu oluşuyor ve kendi kendine atmaya başlıyor. İnsan vücudunda tek atma yeteneğine sahip hücre, kalp hücresi ve ömrünün sonuna kadar o atış devam ediyor, orada başlayan atış.

ADNAN OKTAR: Ne kadar acayip, garip bir şey bu. Düşününce ne kadar şaşırtıcı. Bir hücre bölünüyor. Bir kısmı gidiyor göz olmaya karar veriyor, bir kısmı burun olmaya karar veriyor, bir kısmı dudak olmaya, bir kısmı, saç olmaya, biri kol olmaya karar veriyor, biri parmak olmaya karar veriyor, biri mide olmaya karar veriyor, mide asidinin nasıl olacağını biliyor. Biri guatr oluyor, yani çeşitli bezeler oluyor. İnanılır gibi değil. Tabii inanıyoruz biz tabii, ama çok çok şaşırtıcı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam batı Afrika’daki ülke Sierra Leone’de Ebola nedeniyle üç günlük sokağa çıkma yasağı başlatıldı. Altı milyon kişi eve hapsolurken, devlet tarafından belirlenen otuz bin gönüllü sağlık görevlisi bu insanları bilinçlendirecek ve temizlik malzemesi dağıtacak.

AYLİN KOCAMAN: Sağlık çalışanlarının yarıdan fazlası da hastalıktan dolayı ölmüş, şu an üç bine yakın.

ADNAN OKTAR: Ebola virüsünden?

AYLİN KOCAMAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Hastalarla yakın temas olduğu için. Evet, o da ayrı bir felaket türü. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yusuf İslam ismiyle tanınan Cat Stevens, 1977 yılından beri ilk defa ABD’de turneye çıkacağını duyurdu. Ayrıca İslam dini hakkında konuşan Stevens “İnsanların İslam hakkında duydukları birçok şey, çoğumuzun tanıdığı İslam’dan çok farklı. İslam gazetelere haber olmadan önce Müslüman olduğum için çok mutluyum” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet buraya geldiğinde konuşmuştuk. Ben de söyledim “bir şarkı söylesen, eski halinle olsan, hatta ismini bile değiştirmene gerek yok” dedim ben, “Cat Stevens olarak çık, ne fark eder yani, yine Müslüman’sın. Bütün tarzını, şeklini değiştirdin, bence bu doğru değil. Yine Müslüman ol, dindar ol, namazını kıl ama şarkı söyle, yine gençleri böyle bağrına bas.” dedim. Yıllar sonra şimdi o dediğimi yapıyor ama biraz gecikti tabii. Çok yaşlandı.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Bartın’da evinin bahçesinden çıkıp kaybolan üç yaşındaki bir çocuk vardı. Fotoğrafı da var. “Gece boyunca evin köpeğinin koruduğu ortaya çıkmış bu ufaklığı. Bahçeden çıkınca peşinden giden köpek, geceyi tarlada geçiren çocuğun üzerine yatarak onu soğuktan korudu” diyor. Köpek de buydu Hocam. Olayı anlatan çocuk “bir tek ayaklarım açıkta kaldı, onlar üşüdü” dedi.

ADNAN OKTAR: Uyanıklığı çok şeker, maşaAllah. Köpekler ne tatlı hayvanlar. Kuran’da da dikkat çekilmiş, Ashab-ı Kehf’in köpeğine. Ama ben kedilere bayılıyorum. Köpekler de çok şeker ama kedileri bayağı seviyorum.

BÜLENT SEZGİN: Doğadan güzellikler vardı Hocam, fotoğraflar canlıların.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Uygun görürseniz? Renkleri maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hayret ya. Kırt diye ısırmak lazım bunu. MaşaAllah. Annesinin sırtında bunların gezmesi müthiş yakışıyor.

Ümmet-i Muhammed uyusun, yarın devam edelim kısmetse.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın kısmetse görüşmek üzere. 

Masaüstü Görünümü