Harun Yahya

Sohbetler (22 Eylül 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

BÜLENT SEZGİN: Genel Kurmay Başkanlığı, sınırda Mehmetçik’in Suriye’den gelen Kürt kardeşlerimize yardımlarını gösteren fotoğrafları paylaştı. Mehmetçik, çocukları kucağında taşıyor, onlara çikolata dağıtıyor. Yaşlılara elleriyle su içiriyor. Gelenlerin ağır eşyalarını sırtına alıp sınırı geçiriyor. Birkaç resim vardı uygun görürseniz gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakalım. Aslan; Mehmetçik, candır, Mehmetçik berekettir, nurdur, maşaAllah. İşte PKK utansın. Haysiyetsiz herifler utansınlar. Bak şu güzelliğe bak, şu efendiliğe bak, şu delikanlılığa bak. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dün Suruç’ta sınırda asker ile PKK yandaşları arasında çıkan çatışmalarda askere kaya büyüklüğünde yüzlerce taş atılmıştı. Taş atanlar arsasında HDP’li vekil Aysel Tuğluk’un da bulunduğu ve askerlerimizi taş yağmuruna tuttuğu açıklandı.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, dünkü bu olayla ilgili fotoğraf vardı, uygun görürseniz gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Kartal’ın da söylediği gibi atılan taşlar kaya büyüklüğünde ve askerler kalabalık bir grubun ortasında kalıyorlar. Kalkanları kullanarak bir yuvarlak şekline gelip kendilerini korumaya çalışıyorlar ama dört bir yandan askerlere yüzlerce taş atılıyor. Asker hiçbir şekilde silahla karşılık vermiyor.

ADNAN OKTAR: PKK’nın rezil olmasının verdiği ruh haliyle bir kısmı kendini kaybetti, olay bu. Bir de PKK’nın artık bölgede yaşayamayacağı netleşmiş oldu. IŞİD de tabii bunları köşeye sıkıştırmış oldu. Tam anlamıyla panik yaşıyorlar şu an. Hınçlarını Mehmetçik’ten almaya çalışıyorlar. Çok ayıp, edepsizlik yapıyorlar. Türk askerine böyle kabadayılık yapmak yeni modaları. Ama bir süre sonra bu moda da bitecek. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Karşılık vermeyeceğini bildiklerinden dolayı.

ADNAN OKTAR: Evet, o efendiliği tahrik etmeye çalışıyorlar. Acaba şaşar yanılır da acayip bir laf eder mi? Asla efendiliklerini bozmazlar.

BÜLENT SEZGİN: Öcalan tüm Kürtler’i IŞİD’e karşı savaşa çağırdı. “Sadece Rojova halkı değil kuzey ve tüm parçalardaki Kürt halkı buna göre yaşamını şekillendirmelidir. Bütün Kürt halkını topyekun bu yüksek yoğunluktaki savaşa karşı direnişe çağırıyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi IŞİD, PKK komünist, Allah’sız, Kitap’sız olduğu için “biz bu Allah’sız, Kitap’sız olanlarla mücadele edeceğiz” diyorlar. Ama bilimsel mücadele vermeleri gerekirken işte asarak keserek mücadele veriyorlar. Ama bölgede Allah’sız, Kitap’sız bir yapının durması mümkün değil. Bizim bu çalışmalarımızdan sonra bütün o bölgede en çok seyredilen kanal. PKK’nın ne olduğunu anladı oradaki Kürt kardeşlerimiz. Hepsi tavır aldılar PKK’ya karşı. Çünkü dine, aileye, namusa karşı PKK. Devleti kabul etmiyor, bayrağı kabul etmiyor. Proleter işte, bir ayaklanma, proletarya diktatörlüğü gibi bir hedefleri var. O da çok acımasız, kan dökücü bir yapı. Bunu Kürt kardeşlerimiz anladılar. Önce bu gizliydi bilinmiyordu, gece gündüz anlatınca anladılar. Bütün Kürt kardeşlerimiz tavır aldı PKK’ya. Şimdi PKK’nın yapacağı bir şey yok. Ya teslim olup iman edecekler, ya bu mücadelenin içinde olacaklar. Bu mücadelede de mutlaka yenilirler söyleyeyim. Ama tabii fikri mücadele esastır.

Kürt kardeşlerimiz dindardır. Kürtler çok dindardır. PKK olacak iş mi? Sen Allah’ı inkar ediyorsun. Kürt kardeşim Allah için ölür, canını verir. Sen İslam’ı reddediyorsun, Peygamber (s.a.v.)’e saldırıyorsun haşa. Peygamber (s.a.v.) için canını verir Kürt kardeşim. PKK o kadar yanlış yerden yanaştı ki, belayı ta baştan satın almış durumda. Kürtler’in yüzde 99’u bu dinsiz PKK’ya karşı tavır alır. Oradan hiç kurtarırları yok bir kere, onu unutsunlar.

EMRE ACAR: Üstad Bediüzzaman çok önemli bir örnek Hocam Kürt kardeşlerimizin ne kadar dindar olduğuna dair.

ADNAN OKTAR: Selahaddin Eyyubi, canlar canı, aslanlar aslanı müthiş dindardı. Allah için mücadele etti bütün ömrünce. Bediüzzaman Said Nursi, Kürt’ün hasıdır. Bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a vakfetti ki benim üstadımdır.

Turna o kadar çok ki türkülerimizde. Acayip şeker varlıklar onlar. Telli turna var ya tepesinde teşkilatlı böyle süslü. Anadolu halkı aşık turnalara. Hep onlarla selam gönderirler, selam getirtirler akıl almaz bir sevgileri var. Bir de ulaşım çok zor olduğu için, yazık canlarım hep böyle turnalarla hep hayal kurmuşlar. Çünkü bir yerden bir yere gitmek aylar alacak işler. Mesela babasından uzak kız, turnalarla selam gönderiyor. Yani imkansız ulaşması ama bir ihtimal diye, “belki babama selam götürür” diyor. Şarkıları çok var.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, telli turna fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Baksana şekerliğe. Anadolu halkının aşık olduğu kadar var mı yok mu, değil mi? Acayip seviyor milletimiz telli turnayı. Ama çok az tabii şu an, eskiden bayağı fazlaymış. Biraz insanların vahşiliği, biraz görgüsüzlüğü bu güzel varlıkların azalmasına neden oldu. Yabani hayvanları hemen öldürmek istiyorlar. Vahşiliği bırak, zalimliği bırak. Niye öldürüyorsun? Ne kadar güzel süs. İllaki ona el koyacak, bir şey yapacak. Hür yaşasın hayvan elleme. Tabii bir kısım insanlar için söylüyorum.

Ne şeref gazilik, şehitlik ne şeref. Ne sükseli güzellikler maşaAllah. Şehit ailesi olmak da müthiş sükseli maşaAllah. Gazilere özellikle iyi sahip çıkılması lazım. Mesela ağır yaralanan gaziler var, onların durumu hayati. Mesela gözünü kaybetmiş, kolunu kaybetmiş, aynı anda hem kolunu, hem ayağını kaybetmiş canlarımız var. Milletimiz onları çok coşkuyla bağrına basması lazım. Tabii, her yerde onları şehir şehir misafir etmeleri lazım her yerde. Canlarım evlerinde oturuyorlar, benim hiç içime sinmiyor, öyle olmaz.

KONUK: Askeriyede oluyordu öyle. Ben birkaç defa denk geldim. Bazı, işte rütbeli askerler aileleriyle özel hafta sonları görüşme yapıyorlardı, onları yemeğe çıkarıyorlardı. Yani birebir görüşmeleri oluyordu gazi aileleriyle, gazilerle.

ADNAN OKTAR: Çok önemli gaziler, maşaAllah. Gazileri sürekli gezdirmeleri lazım. Değil mi? Onlar hiç o rahatsızlığı yaşamaması lazım. Evde oturtmayacaksın onları. Çok mübarek onlar. Aslanım benim, ben bir tane gördüm gazi, acayip yara almış. Koç yiğit, bütün elinden, yüzünden her yerinden yara almış, delikanlının hasının hasının hasının hası. Yedi ceddine rahmet olsun. Onların sevabı çok fazla.

Ben mesela Hz. Mehdi (a.s) talebesiyim. Görmedim ben Hz. Mehdi (a.s)’ı ama has talebesi olduğuma inanıyorum, ne güzel. Sizler de Hz. Mehdi (a.s)’ın has talebesisiniz, ben de, hepimiz de, kısmetse. Gördüğümüzde tabii olacağız. Gaib şu an, Gaib adı üstünde. Hz. Mehdi (a.s)’a zaten Mehdi denmiyor; Gaib İmam-Kaybolan İmam. Gaibde bilmiyoruz, inşaAllah. Bir isimi de Gaib’dir biliyorsunuz. Ve diğer bir ismi de Bakiyetullah. “Ene Bakiyetullah” diyor Kabe’nin örtüsüne sarılıp, “Ya Rabbi ben senden bir Bakiye’yim” diyor. “Son Bakiye’yim” diyor. “Ene Bakiyetullah.” Hz. Mehdi (a.s)’ın bir ismi de oradan geliyor. Mesela direkt Mehdi demiyor; “Bakiyetullah” deniyor. Bak, “Ya Rabbi, ben senden son Bakiye’yim” diyor. “Kabe’nin örtüsüne sarılıp bunu der” diyor, inşaAllah. Ve “iki rekat namaz kılar” diyor. İki rekat namaz kılar. Sürekli hadislerde geçiyor “iki rekat namaz kılar.” Hz. Mehdi (a.s)’la karşılaşmaları ya sabah, ya akşam, hep böyle ya sabah, ya akşam.

Bu IŞİD bütünüyle Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacak yakında göreceksiniz. Bakın, bağıra bağıra söylüyorum açık açık; IŞİD’in tamamı yakında Hz. Mehdi (a.s)’a tabii olacak. Hep beraber izleyin. Resulullah ( s.a.v.) ne derse doğrudur. Eğer aynısı çıkmazsa yanıma gelin. Bak yıl öncesinden söylüyorum, yıl öncesinden söylüyorum kayda geçin yazın bir yere. Yirmi yıl önce ben IŞİD’in çıkacağını söylemiştim kitabımda var. “Kara bayraklarla çıkacaklar” dedim. IŞİD olarak demedim ama, “siyah bayraklarla çıkacaklar” dedim. “Ve kan dökecekler” dedim, detaylı anlattım. “O bölgeye yayılacaklar” dedim. “Irak-Suriye bölgesine yayılacaklar” dedim. Ekonomik kriz olacağını söyledim. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü 25 yıl öncesinden söyledim, kitabımda yazdım. Adıyla yazdım “Ergenekon” diye, adını da söyledim. “Derin devlet yapılanması” d.ye.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ekonomik krizin ilk başladığında yedi yıl süreceğini söylediniz. “Yedi yıldan önce bitmez” dediniz. Sizden hemen sonra hiçbir kaynağı olmadan IMF de aynı açıklamayı yaptı.

ADNAN OKTAR: Ama inanılır gibi değil. IMF’e sorun nereden? Tek kaynağı benim. Bilimsel bir açıklaması hiçbir şeyi yok adamların. “Yedi yıl” dedim, “tamam” dediler “bir bildiği vardır ki yedi yıl dedi” onlar da yedi yıl dediler. Bak serbest herkes sorabilir. Bir tane kaynakları var ben varım başka yok.

OKTAR BABUNA: Hocam, bu arada CIA Eski Başkanı ve Yunanistan Başbakanı “Yedi yıl sürecek, 2014’te bitecek” diye açıklama yaptılar.

EMRE ACAR: Şahit olduğumuz bir şey var Hocam. Bir, üç beş yıl önce kuraklık vardı, yağmur yağmıyordu. Siz, “öyle bir yağmur yağacak ki yağmur yağmasın diye dua edecekler” diye söylemiştiniz. Gerçekten de o sene bir yağmur yağdı ve İkitelli civarında sel olmuştu, artık yağmur yağmasın diye duaya çıkılmıştı Hocam. Ve “küresel ısınma yok aslında doğru söylemiyorlar” demiştiniz. Artık küresel ısınma hiç konuşulmuyor.

OKTAR BABUNA: “Deprem olmayacak” demiştiniz İstanbul’da 2082’ye kadar. Siz dedikten sonra sustular bütün deprem uzmanları.

ADNAN OKTAR: Bas bas bağırıyorlardı, “deprem oldu olacak, oldu olacak.” Şimdi hepsi diyorlar ki, “bayağı var daha depreme” diyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Suriye iç savaşı da “Üç ay veya altı ay sürer” demişlerdi. Siz “hiçbir şekilde bitmez, yıllar sürer” dediniz, bitmedi.

ADNAN OKTAR: “Bitmeyecek” dedim. Sayın Davutoğlu “birkaç ayda bitecek” dedi. Ben, “bitmeyecek, yıllar sürecek” dedim.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hatta o zaman Amerika ve diğer NATO üyeleri de bu uçuşa kapalı bölgeyi yapmak istememişlerdi. “O kadar masraf yapmamıza gerek yok zaten birkaç aya biter” dediler. Siz demiştiniz “bitmez” diye bitmedi.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Daha önceki zamanlarda Saddam’ı da hiç bu olaylar, son dönemdeki olaylar başlamadan önce gazeteye haber vererek siz uyarmıştınız.

ADNAN OKTAR: Saddam’a dedim; “bak ailenle çocuklarınla gel, sana garanti veriyoruz burada güzel yaşarsın” dedim. “Seni devirecekler gücün yetmez” dedim. Gitti kabadayılık yaptı. Bak “kabadayılık yapma kafanı ezerler” dedim. “Mahvedecekler seni” dedim. Tam sayfa ilan verdim. Vakit Gazetesi’nde manşetten, sür manşetten çıktı benim o açıklamam. Milli Gazete’de günlerce köşe yazısı olarak da yayınlandı ayrıca tam sayfa ilan olarak da yayınlandı. Ama sözümü tutmadı. Kaddafi’ye de dedim, o da sözümü tutmadı. Ve feci şekilde öldürüldü. Güya uyanıklık yapıyorlar.

IŞİD’in şiddetine de karşıyız, PKK’nın şiddetine de karşıyız. Şiddet nasıl olurmuş Allah PKK’ya gösterdi. “Şiddet öyle olmaz, böyle olur” diyor Cenab-ı Allah. Onlara o şiddeti tattıran da Allah. IŞİD’i onlara musallat eden de Allah. “İnsanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı” diyor Cenab-ı Allah, “dünya fesada uğrardı” diyor. Onları onlara musallat eden de Allah. Ama şiddet çağı bitecek sadece barış ve sevginin hakim olduğu çağa gireceğiz. Allah şiddete karşı olmamızı istiyor bizden. Şiddet Müslüman’ın savunacağı bir şey değil.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet Daily News Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin "esirler kurtarıldığına göre artık Türkiye IŞİD konusunda daha fazla bir şey yapabilir."

ADNAN OKTAR: Hayır, hayır Türkiye'nin yapacağı bir şey yok. Silahlı müdahale yapamaz. Fikri müdahale yapması da zor. Diyanet İşleri Başkanı yapamaz onu. Onu yapacak olan İmam Mehdi (a.s)’dır. Başka kimse yapamaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey yabancı basında çok fazla yazınız, makaleniz yayınlandı. Yemen'de National Yemen Gazetesi’nde "Yemen’deki protestolar kitlesel bir cinnete dönüşmemeli" başlıklı yazınızda, Yemen'deki protestocuların itidalli olmaları ve ülkenin istikrarını korumaları gerektiğini anlatıyorsunuz. Amerika'daki Arab Voice sitesinde "Kuran Allah'ın insanlara rahmetidir" isimli imani yazınız yayınlandı. Bangladeş Weekly Blitz haber sitesinde Amerika'ya IŞİD konusunda yazdığınız mektup yayınlandı. Bu mektupta IŞİD'in bombalarla durdurulamayacağını ancak fikri mücadelenin çözüm olacağını 12 maddelik bir strateji ile açıklıyorsunuz. Arab Voice'da "askeri yönetimden  kurtulmak için Türkiye'den ders almak" isimli makaleniz Arapça olarak yayımlandı. The Bosnia Times'daki "Anlaşmazlıklar yaptırımla değil anlayışla çözülür" başlıklı yazınızda Rusya'ya karşı yaptırımlar ve izolasyon değil, şefkat ve iş birliği anlayışıyla yaklaşılması gerektiğini anlatıyorsunuz. Son olarak Bosnia Times'ta Boşnakça olarak "aşırı milliyetçilik hala büyük bir tehdit" isimli yazınız yayınlandı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah sürekli, ne güzel her yerde yazılarımız yayımlanıyor. Ve gittikçe gücümüz artıyor, fikri olarak. Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Haşmet Babaoğlu, Ender Aysever'in imam hatiplere yönelik aşağılayıcı ifadeler içeren açıklamasına cevap verdi. Dünyanın en sahte aydınları Türkiye'nin 60 sonrası seküler devletçi yetişmiş kendisine solcu diyen kişilerdir. Bu tipler halkın din terbiyesini, geleneklerini ve kültürünü aşağılarlar. Halbuki en büyük cahillik budur. Kitap okumak yetmez, kendi memleketini okuyamazlar. Aysever Dostoyevski hayranıymış halbuki dini ve inancı bilmeden Dostoyevski'nin kitaplarını bile anlayamayacağının farkında değil.

ADNAN OKTAR: Niye? İmam hatipli çocuklar bayağığı efendi oluyorlar. Anarşiye, teröre girmiyorlar. Genelde iyiler yani güzel huylular. Yani daha iyi yetişmelerini istiyorsa bu konuda tavsiyelerde bulunabilir. Ama genelde uysallar. Hepsi iyi aslında bayağığı iyiler yani bütün liselerdeki gençlerimiz iyiler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ruşen Çakır Türkiye'den IŞİD'e pek çok Kürt'ün katıldığını belirterek, "Bunun sebebi Kürtler’in dindarlığı. İkincisi ise içinde bulundukları yoksulluk, zorluklar ve bunun onları umutsuzluğa sürüklemesi" dedi.

ADNAN OKTAR: Niye umutsuzluğa sürüklesin? Dindar adam umutsuzluğa. Yani ekonomik yönden mi dindar olur? IŞİD son derece tehlikeli bir örgüt. Yani orada ölüm riski yüzde doksan dokuz. Adam diyorsun sen işte ekonomik nedenlerden falan. Oraya yemek yemeye gitmiyor ki. Oraya sürünmeye gidiyor adam, acı çekmeye gidiyor. Yanlış dindarlık uygulaması var, şirk var. İslam'da zulüm yoktur. Adam öldürme yoktur. İnsanları zorlama yoktur. Ayetler açık, alenen söylüyorum ayetleri. Kimse de hayır diyemiyor. Dolayısıyla oraya keyif, zevk için, eğlence için gitmiyor gençler. Acı çekmek için gidiyorlar oraya. İslam'a, Kuran'a faydalı olmak için gidiyorlar. Ama yol ve yöntem çok hatalı. Şirk içinde bir sistem. Bir kere mazlum, Hristiyan katletmek haram. Hristiyan'a sen kesinlikle karışamazsın. Musevi’ye karışamazsın, müşrike karışamazsın. Müşrik bir yerden bir yere güvenlik içinde götürülmek durumunda olan bir insan. “Hayatını ortaya koy” diyor Allah. “Onu koru güvenlik içinde götür” diyor. “Can güvenliğini koru” diyor. Sen can güvenliğini koruma değil, canını elinden alıyorsun o zaman. Dolayısıyla Kuran'a uygun bir şey değil bu yaptıkları. Bunlar Kuran gözüyle bakmadıkları için IŞİD'i de anlayamıyorlar. Olayları da anlayamıyorlar. Televizyonlarda ben görüyorum sıra sıra dizilmiş adamlar anlatıyor. Hep dünyevi, maddi, materyalist gözle bakıyorlar o yüzden de bir türlü işin içinden çıkamıyorlar. Çözümleri de hep kör çözümler oluyor. Hiçbiri açıklık getiremiyor. Hiçbiri olaya net bir bakış açısı getiremiyor.

Bu internet konusunda Tayyip Hocam’dan herkes ve Başbakan’dan özellikle Davutoğlu'ndan istirhamı. İnternete rahatça ulaşım. Hızlı internet işte adil kullanım hakkının da ortadan kalkması. Adil kullanım değil de hür kullanımın devreye girmesi.

Evet dinliyorum.

AYLİN KOCAMAN: Herkes söylüyor Adnan Bey tam dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Nedir o?

AYLİN KOCAMAN: “Hep yoksul ailelerin çocukları olduğu için gittiler, ikinci sınıf oldukları için gittiler.”

ADNAN OKTAR: Sanki oraya döner böyle ayran falan yemeye gidiyorlar. Çocuklar orada sürünüyor zaten. Ve her an ölüm riski içerisindeler. Bu sıcağın alnında bir de eli yüzü sarılı. Üst baş simsiyah bir kıyafet. Elinde ağır silahlar. Sanki oraya düğüne gittiler.

CEYLAN ÖZBUDAK: Aslında dediğiniz gibi olduğu kanıtlandı bir kaç defa Adnan Bey. İlk Amerikalı’nın infazını yapan kişinin İngiltere'de çok zengin bir ailenin oğlu olduğu ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Ama tabii yazık o İngiliz'e garibime. Mesela orada müthiş zulüm. Oraya diz çöktürmüşsün, adamın suçu yok günahı yok. Bir de diyorsun ki “para ver, yoksa seni öldüreceğim.” Bu nasıl bir mantık? Hiçbir şekilde öldüremezsin, hiçbir şekilde. Fikrinden, inancından dolayı hiçbir şekilde öldüremezsin. Sana ne? Hangi fikirde olursa olur. Bu çok şaşırtıcı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız şu anda CFR'da bir toplantıda konuşuyor. Konuşmasında “sınırlarımızdan yabancı teröristlerin geçmesini engellemek için her türlü işbirliğine hazırız” diyor. Mısır'da Sisi'yi neden desteklemediği soruldu. “Biz hiçbir zaman halkı ezenle yan yana durmayız. Hep halkın yanında dururuz” diye cevapladı.

ADNAN OKTAR: Yani şimdi, işte izafi görüyor adamlar. Mesela aynı şekilde ihvanın başını adamlar halkı ezen bir insan olarak görüyorlar, izafi. Türkiye, Mısır halkının bütünlüğünü desteklemek durumunda. Liderlerini desteklemeye mecburiyeti yok ama Mısır halkının bütünlüğünü desteklemek mecburiyetinde. "Ben lider desteklemiyorum ama Mısır halkının bütünlüğünü destekliyorum" diyebilir Tayyip hocam.

BÜLENT SEZGİN: Bir de şunu söylemiş Sayın Cumhurbaşkanımız; "IŞİD'in kullandığı silahlara iyi bakın kimin ürettiği silahlar onlar? Amerika'nın Irak'a verdiği silahları kullanıyorlar."

ADNAN OKTAR: Hayır. Kürtler’e de verdikleri silahları alıyorlar. Bir tek Kürtler’e verdikleri değil de PKK'ya verdikleri silahları da alıyorlar. PKK'lılar zaten kuma atıp kaçtı. Adamlar da hazır silahı alıyor. Konu bu. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanımız konuşma yaptığı Dış İlişkiler Konseyi’ne de bayağığı iltifat etmiş. "Eminim CFR Türkiye ve Amerikan dostluğu için yaptığı güzel çalışmaları devam ettirir" demiş.

ADNAN OKTAR: Yani “Amerika ile dost olmak istiyoruz” diyoruz demek istiyor, onu demek istiyor. Tamam güzel.

CEYLAN ÖZBUDAK: Aynı kurumu daha önce eleştirdiği için buna dikkat çekmiş olabilirler.

ADNAN OKTAR: Evet yani, “dostluktan yanayım, arkadaşlıktan yanayım” demek istiyor. Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bülent Arınç Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul öğrencilerinin kılık ve kıyafetlerine dahil yönetmelikte değişiklik yapıldığını söyleyerek; "dördüncü maddede yer alan baş açık ibaresi kaldırılmıştır" dedi. Hiç gündemde değilken böyle bir açıklama yapılması büyük bir tartışmaya sebep oldu. Çünkü bu madde ile birlikte orta ve lisedeki çocukların başı örtülü okumasının önü açılmış oldu.

ADNAN OKTAR: İyi, güzel olmuş yani güzel. Liseli kızlar, hanım kızlar başını örtmek istiyorsa örtsün. Yani kime ne? Açan açsın, örten de örtsün. Hür olsunlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cüneyt Özdemir'in CNN'deki programında sınırda olan bir Kürt misafirimiz yıkanacak sularının olmadığını söyleyince bazı izleyiciler "hayatlarını kurtardık daha ne istiyorlar?" diye mesaj atmış. Cüneyt Özdemir canlı yayında bu mesajların çok acımasız olduğunu söyledi. "Siz sıcak evinizde olmak yerine çoluğunuzla çocuğunuzla onların yerinde olsanız ne yaparsınız? Bu banyo meselesi halledilir ama sizin bu anlayış eksikliğiniz, o nasıl hallolacak? Onu bilmiyorum" dedi.

ADNAN OKTAR: Anlayış eksikliği değil, sevgisizlik. Sevgisizlik, sevgileri yok. Merhamet yok, sevgi yok, şefkat yok. Hep gaddarlığa alıştılar, birçoğu gaddarlığa alıştılar. Gaddarlık aşağı, gaddarlık yukarı. Sevgisizlik aşağı, sevgisizlik yukarı. İnternetteki mesajlardan hemen anlaşılıyor. Simsiyah kalpleri, sevgiye aşka ruhlarında müthiş bir eğilim olması lazım. O da Allah korkusuyla olur, Allah sevgisiyle olur.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizden gelen yeni faaliyet haberleri var.

ADNAN OKTAR: Tamam dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hollanda'dan kardeşlerimiz dün bir araya gelip yemek yemişler ve sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Ne güzel bak, anneanneyi görüyor musun orada? Evin süsü, evin canı.

KARTAL GÖKTAN: Alanya'da bir kardeşimiz evlere elli adet kitabınızın dağıtımını yapmış. Bugün Ankara'dan kardeşlerimiz Yeşiltepe'de 750 adet A9 ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmış. Şanlıurfa'da kardeşlerimiz 70 adet kitabınızı ve 50 adet dergiyi dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Alanya'da kardeşlerimiz 120 adet kitabınızı sergileyip hediye etmişler. Dün Almanya, Hollanda ve Belçika'dan yaklaşık otuz kardeşimiz bir araya gelip sunum eşliğinde çeşitli konular anlatmışlar. Sonrasında beraber yemek yemişler.

ADNAN OKTAR: Afiyet bereket olsun, çok güzelmiş yemekleri de. Hepsi birbirinden güzel. Cennet bahçesi gibi maşaAllah. Cennet sofralarında yemeyi nasip etsin Allah onlara.

KARTAL GÖKTAN: İnegöl'deki kardeşlerimiz Perşembe günü evde buluşmuşlar, sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Şöyle bir görelim mübarek anneleri, mübarek kardeşlerimizi. Evet devam et şimdi.

KARTAL GÖKTAN: Bursa'dan kardeşlerimiz 18 Eylül günü ev sohbetinde bir araya gelmişler. 8 Eylül'de kardeşlerimiz Trabzon’un Vakfıkebir İlçe Devlet Hastanesi çalışanlarına 50 adet kitabınızı hediye etmişler. Resimlerdeki solda açık renk kıyafet giyen kardeşimiz şu an hamileymiş. Doğacak bebeği için sizden dua rica ediyormuş.

ADNAN OKTAR: Allah selametle o güzel varlığı dünyaya getirmeyi ona nasip etsin. Istırapsız, sıkıntısız, sağlıkla, sıhhatle, güzellikle. Nasıl bir şey, bir sorun mu var, niçin öyle dedi? Söylememiş, Allah ferahlık versin. Rahatlık versin, iyi çok güzel.

Sinan Oğan doktor mu? MHP Milletvekili Sinan Oğan, doktor mu? “Karayılan gerilla Kobani’ye gitti haberleri doğru değil. Biz gidemiyoruz Türkiye’dekiler gitsin” demiş. O da diyor ki; “Türkçe meali biz tırstık siz gidin anlamında” diyor. Komünizmin modasının geçtiğini bunlar bilmemesi, hayret dağın tepesin de. Bu arazi, bu coğrafya hep dindar, hep dinle yaşamış. Siz dinsiz, imansız, Allah’sız, Kitap’sız, manyak gibi adamlarsınız. Sizin ideolojinizi Kürt insanı nasıl kabul etsin? Hep dindardır Kürtler. Böyle bir manyaklık olur mu? İnanılır gibi değil. Abdullah Öcalan ısrarla “aileyi kaldıracağız, dini kaldıracağız.” Bir Kürt için aile çok hayati bir konudur, Kürt kardeşlerimiz için. Ne demek aileyi kaldıracağız? Aile kalktı mı namus kavramı da kalkıyor. “Dini kaldıracağız” diyor. Bir Kürt kardeşim bunu gerçek anlamda bir duymuş olsa, anlamış olsa parmaklıkları söker Abdullah Öcal’ını çıkarır oradan ve “sen ne demek istiyorsun?” der. Orada olmuş olsa parmaklığı söker “sen ne demek istiyorsun? Ağzını toparla” der. Daha yeni öğrendiler PKK’nın ne olduğunu, onun için müthiş bir nefret bölgede oluştu PKK’ya karşı. Şimdi bu IŞİD’e katılımlarının nedeni de bunların böyle Allah’sız, Kitap’sız olduklarını bildikleri için Kürt gençleri hep IŞİD’e katılıyorlar. Bu it kopuk takımıyla beraber olmak istemiyorlar. Ama tabii şiddet var iki tarafta da, yanlış olan bu. Şiddet İslam’da yok. İslam’da merhamet, şefkat vardır.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye’den IŞİD’e katılanlar da genelde Kürt kardeşlerimizmiş Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. Şu an oradaki operasyonlara katılanlar zaten hep Kürt. Dindar Kürt gençler. PKK o yüzden zaten dehşete düşmüş durumda. İtibarları kalmadı, inançları zaten berbat. 2014 yılında oturmuş komünizm propagandası yapıyor sana millet sırtıyla güler. Byle bir delilik olur mu? Dolayısıyla PKK bitmiştir. PKK zihniyeti de bitti. Akıllarını başlarına alsınlar çırpınmayla da olmaz. Türk askerine kabadayılık yapmak, bağırıp çağırmayla da olmaz. Mehmetçik efendice izliyor. O arada da Kürt annelere yardım etmekle uğraşıyor.

Sinan Oğan Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunuymuş. Yani akademisyen. Ama üslubumuz onun da hoşuna gitmiş demek ki. Benim üslubumun aynısı.

“Hocam, siz IŞİD’e haftalar öncesinden kadınları ve çocukları bıraksınlar diye söylemiştiniz” Tabii, söylemiştik tabii.

Kürt kardeşlerimizin içinde dinsiz, imansız, Allah’sız, Kitap’sız olarak propaganda yapmaya kalkmak ne kadar delice bir hareket. Sen Kürt’ün yüzüne ateş tutuyorsun, başına çekiçle vuruyorsun sen. Onun en hayati damarlarını kesiyorsun, onu mahvetmek istiyorsun. Ne kadar aptalca bir yaklaşım oldu PKK’nın. Bir Kürt kardeşimin en hassas olduğu nokta dini, imanı, Allah’ı, Kitap’ıdır, haysiyeti, namusu, şerefidir, ailesidir. Onun dinine, imanına, Allah’ına, Kitap’ına haşa savaş ilan ediyorsun ve bunun da gizli kalacağını zannediyorsun. Sen gizlersen ben açığa çıkartırım senin gizlediğini.

“Benim adım Cem. Sizi İngiltere’nin Londra bölgesinden izliyorum. Sohbetiniz müthiş, sohbetleriniz çok güzel Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Sevgiler, saygılar.”

Yok, Tayyip Hoca’ya gereksiz yükleniyorlar. Çocuk ne yapsın? Bütün gençliğini verdi İslam için, Allah için, Kuran için. Akıl almaz ezdiler. Baksana başörtüsü şimdi mesela liseli kızlar. Biz eskiden rüya gibi görüyorduk liseli bir kızın okula başörtülü girmesini. Başörtülü hanımlara ne eziyet ediyorlardı sokaklarda. Acıyorduk ne yapacağımızı şaşırıyorduk. Sokağa çıkamıyorlar, bakkala gidemiyorlar bilmem ne falan. Şu an özgürce geziyorlar, saygı da görüyor. Tayyip Hoca’nın çok büyük emeği geçti bu konuda. Bu kadar öfkeyle bakmaya gerek yok. Güzel bakan güzel görür. Çok ters bakarsan ters görürsün tabii ki.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Emekli Orgeneral Edip Başer; Türk Silahlı Kuvvetlerindeki başörtüsü yasağının fevkalade yanlış olduğunu yıllar sonra şöyle itiraf etti Adnan Bey, “Yakın zamana kadar ordu evlerine başörtülülerin alınmaması bir vaka. GATA’da Emine Hanım’ın başına gelen bir vaka. Din meselesi neden hep bir tabu oldu TSK için. Ordu evinde yapılan bir etkinlikte şehit ya da gazi annesine giremezsin dediysek fevkalade yanlış yapmışız” dedi.

ADNAN OKTAR: Hakikaten nasıl içler acısı oluyordu, nasıl utanıyorduk? Bak şehit annesi babası beraber geliyorlar. Adam altmış yaşında, yetmiş yaşında. Şehit babası yetmiş yaşında, hanımı altmış yaşında başı örtülü. “Anne sen şöyle geç” diyorlardı “sen giremezsin.” Niye? “Başörtülüsün.” Kadın yedi yaşından itibaren başörtülü yaşamış. Kapıda diyorsun ki, “başörtünü çıkart.” Allah vermesin hüccetten vefat eder orada o ıstıraptan. Böyle bir teklif olur mu? Ne korkunç bir şey bu. Ne sıkıntı çekilmişti o dönemde. Hüngür hüngür ağlıyordu çocuklar kapılarda. Bak Allah’a şükür şu an öyle bir durum yok.  Ama mesela bu terse hareket olmasın. Mesela dekolte hanımlara, başı açık hanımlara karşı bir üslup bozukluğu olması çok riskli olur, buna çok dikkat etmek lazım. Her iki taraf da özgür olsun. Taraf da demeyelim de kardeşler. Başı açık da, başı kapalı da mesela bak resimler gönderiyorlar. Yaşlı anne var, genç kız var, mini etekli genç kızlar var, çarşaflı anneler var, yan yana bizim milletimiz böyledir. Hepsi doğru yolda, yanlış yapan birisi yok onların içinde.

Yemen, Yemen düzelecek, Yemen güzelleşecek. Yemen hakkında sormuş da kardeşimiz. Yemen için zamanında çok can verdik biz. Çok şehit verdik. Değil mi? Yemen’e giden bir daha dönmüyordu. “Adı Yemen’dir” diye hatta türküler vardı. “Giden gelmiyor acep nedendir?” Çünkü Cenab-ı Allah şehit istiyordu. Yemen’de şehitliğimiz var. Koçyiğit aslanlarımız orada yatıyorlar. Yemen yeniden eski güzelliğine, eski huzuruna kavuşacak.

Bir ara verelim. PKK tehlikesine dikkat çeken bir film izleyelim çünkü bu çok faydalı oluyor Kürt kardeşlerimize.

BÜLENT SEZGİN: Evet videomuzdan sonra programımız devam edecek.

Evet, yayınımıza devam ediyoruz. Aramızda Yemen’den, National Yemen Gazetesi’nden Baş Editör Fahri El-Haraşi Beyefendi bizlerle.

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz, sefa geldiniz, lütfettiniz.

FAHRİ EL-HARAŞİ: Buraya gelmek benim için büyük bir zevk. Bizim gazetemize katkınızdan dolayı da ayrıca teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Kardeşiz, dünyanın neresinde olursa olsun kardeşiz. Müminler kardeş. Cennette de kardeş olacağız, burada da kardeşiz.

Yemen’in içinde bulunduğu durumu bize bir kısaca özetlerseniz biz de kardeşlerimize durumu daha açık anlatabiliriz.

FAHRİ EL-HARAŞİ: Birkaç senedir geçiş durumundaydı fakat politik bir hareketlilik var. Global güçlerin de orada müdahalesiyle bir politik hareketlilik var orada. Özel ilgileri var zaten Yemen’e karşı. Ben geldiğimden beri de bir haftadır zaten böyle bir hareketlenme var Yemen’de.

ADNAN OKTAR: Yemen’de ahir zamanın tezahürlerini görüyoruz. İslam aleminin her tarafı kaynıyor. Dolayısıyla Yemen’de de bir ıstırap, acı ve zorluklar oluyor. Bu güzel bir doğumun başlangıç sancıları. Bundan sonraki dönemde, yakın bir gelecekte Yemen eski güzelliğinin kat kat daha iyisine kavuşmuş olacak.

FAHRİ EL-HARAŞİ: Çok ümitliyim ben de. Teşekkür ederim bu sözleriniz için. Çok sıkışık bir lokasyonda Arap Baharı’nın da özellikle bir parçası. Bu Arap Baharı da Mısır’da, bildiğiniz gibi Suriye’de, Tunus’ta, Yemen’de. Onun için de çok kırılgan bir ülke. Birleşmiş Milletler’in de bir parçası. Özellikle de bu bölgede kırılgan bir yapısı var Yemen’in de, Arap Baharı’ndan dolayı.

ADNAN OKTAR: Sizler Veysel Karani’nin evlatlarısınız. Tabii ki bir imtihandan geçiyoruz. Ama bu güzel maneviyatınızla, güzel imanınızla, güzel bir sonuca hep birlikte varacağız. Yeter ki Müslümanlar kardeş olsun, birbirlerine bağlantı halinde olsunlar. Birbirlerinin hayrına gayret etsinler. Dostluklarını pekiştirsinler. Bütün dünyada birbirlerini koruyup kolladıklarını eğer küfür görürse, küfrün yapacağı bir şey yok. İslam alemi o zaman en büyük güç olarak kendini gösterecek. Bu da yakın zamanda olacak.

FAHRİ EL-HARAŞİ: Çok doğru sözler bunlar. Zaten biliyorsunuz İslam medeniyeti ta Uzakdoğu’ya kadar ulaştı. İspanya Endülüs’e kadar ulaştı. Zaten siz de Osmanlı olarak bu şekilde bütün her tarafa yayılmıştınız.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi tarih yeniden tekerrür ediyor, yeniden toparlanacak İslam alemi. Sancısız olmuyor. Kardeşliğimizi pekiştirdikçe pekiştirelim, dostluğumuzu güçlendirdikçe güçlendirelim. Bu Allah’ın beğeneceği güzel bir ibadet olacak. Ahir zamandayız, güzel bir devirdeyiz.

FAHRİ EL-HARAŞİ:  Çok da meydan okuyan bir zamandayız, böyle zor bir zamanda.

ADNAN OKTAR: Evet.

FAHRİ EL-HARAŞİ:  Ve bu sorunların üstünden gelmemiz lazım.

ADNAN OKTAR: Müslümanlar şu an dünyanın en güçlü fikrini savunuyorlar ve en kararlı dönemindeler. Bütün fikirler çöktü. Faşizm, komünizm, kapitalizm bütün fikirler çöktü, sadece İslam’ın önü açık.

FAHRİ EL-HARAŞİ: Evet, doğru. Biz bir Kitap’a inanıyoruz, aynı Kuran’a inanıyoruz, aynı Peygamber’e bağlıyız inşaAllah. Onun için de geleceğimiz var, bir bütünüz.

ADNAN OKTAR: Peygamber (s.a.v.) ahir zamanın bütün bu olaylarını en ince detayına kadar anlatmış, aynısıyla çıkıyor. Bu çok büyük bir mucize.

FAHRİ EL-HARAŞİ: Evet, buna inanıyoruz Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediklerine, bunu da bekliyoruz zaten söylediklerinizi inşaAllah. Mesela İsrail-Filistin arasında da bu şekilde bir çatışma var. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.)’ in de dediği şekilde inşaAllah gidenler, oradan ayrılanlar tekrar geri dönecekler ve barış içinde yaşayacak herkes inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu çok güzel, barıştan kardeşlikten sevgiden bahsediyor olmanız. Muhammedi yolda olduğunuz ve bir benim de olduğum gibi Hz. Mehdi (a.s) talebesi olduğunuz, İsa Mesih’in talebesi olduğunuz, hepsinin üstüne Hz. Muhammed (s.a.v.)’in talebesi olduğunuz anlaşılıyor.

FAHRİ EL-HARAŞİ: Evet Müslümanlar olarak gördüğümüz eğitimle zaten doğru yolun bu olduğu anlatılması gerekiyor inşaAllah. Sizin yaptığınız gibi inşaAllah. Doğru söylüyorsunuz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Allah nurunuzu arttırsın. Allah İslam’ın hakimiyetini görmeyi nasip etsin. Beni de, sizleri de Hz. Mehdi (a.s)’a talebe etsin. Beni de, sizleri de, bütün Müslümanlar’ı Hz. İsa (a.s)’a talebe etsin. Kuran’a tam uymayı Cenab-ı Allah nasip etsin. Peygamberimiz (s.a.v.)’in talebesi olmayı nasip etsin, gerçek anlamda. Güzel günlerin yakın olduğunu biliyoruz. İnşaAllah Allah ömrümüzü uzatsın, o günleri görelim.

FAHRİ EL-HARAŞİ: Bize has olan bir özelliktir bu. Bizim en zor zamanlarda, hata yaptığımız, günah işlediğimiz zaman da tövbe ederiz, pişman oluruz Allah da kabul eder inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İnşaAllah yine görüşeceğiz. Bu günlük yayınımız bu kadar olsun. Allah cennet sofralarında da, cennette de böyle görüşmeyi nasip etsin.

BÜLENT SEZGİN: Evet yayınımıza bir ara vereceğiz. Bir videomuz olacak, onu izleyeceğiz. Bu arada Fahri Bey’e teşekkür ediyoruz katıldığı için programımıza. Bir hatırlatma da bulunmak istiyorum. Aynı zamanda National Yemen Gazetesi’nin sahibi kendisi ve baş editörü.

Adnan Oktar ile Sohbetler programımızın bu akşam sonuna geldik. Yarın yine görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü