Harun Yahya

Sohbetler (24 Eylül 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Hoş geldiniz. Adnan Bey nasılsınız? Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, sizin IŞİD ve bağnazlığa karşı çözüm sunan mektubunuz Sayın Obama’ya ulaşmıştı. Bugün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama, sizin belirttiğiniz şekilde “IŞİD’in ideolojisi çökertilirse yok olacaktır” dedi. Ve özellikle “Müslüman toplumlar için El-Kaide ve IŞİD gibi örgütlerin ideolojisini reddetme günüdür” şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: Red nasıl olacak? Mehdiyet yolunun dışında reddetme yöntemi yok. Varsa söylesinler. Tek yol var; Mehdiyet. Bunun dışında mümkün değil.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Obama’nın konuşmasından bazı diğer başlıklar da şöyle.

ADNAN OKTAR: Ama yine iyi tabii. Obama’nın bunları söylemiş olması çok iyi. O mektup etkisini göstermiş demek ki. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Obama şöyle diyor: “Nefret için savaşanlar yalnız kalacaklar. Medeniyetler çatışması iddiasını reddediyoruz. Çünkü bu tür yaklaşımlar sadece nefreti körükleyecek yaklaşımlardır.”

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Obama orada Mehdiyet ruhunu temsil eden bir üslupla konuşmuş. Sabırla, sevgiyi ifade eden bir üslup.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Obama: “Amerika’nın dış politikasını sadece terörizme cevap vermeye dayandırmayacağımı söylemiştim. Amerika hiçbir zaman İslam’la savaş halinde olmayacak, olmaz da. İslam dini barışı temsil ediyor. İslam adalet çağrısı yapmış bir din” şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: Aferin Obama’ya, aferin. Mehdiyet ağzını, Mehdiyet dilini çok iyi almış. Mektup da bayağı fayda vermiş gördüğüm. Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: İslam dünyasına yönelik de şunları söyledi Adnan Bey: “Bütün dinler aşırılık tehdidiyle karşı karşıya. Arap dünyası ve İslam’ın gençliğinin artık potansiyelini görmesi gerekiyor. Çok köklü bir geçmişiniz var. Şiddet yerine yeniliğe, gelişime yönelmeliler. Gençlerin eğitimi için destek vereceğiz. Bize göre en önemli yatırım budur.

ADNAN OKTAR: İyi niyetle söylüyor ama Arap ülkelerinde radikal dini akım esas. Şiddeti savunan akımlar gerçek Müslüman olarak görülüyor. Dolayısıyla onun yöntemi bu değil. Mehdiyet’i desteklemenin dışında bir yol yok. Anlayamamış olabilirler ama birkaç yıla kadar çok iyi anladıklarını da duyacağız. Böyle laflarla geçiştirilecek bir konu değil bu. İşte “ey gençler yenilikçi olun.” Sen Pakistanlı, Hindistanlı, Afganlı gençlere “yenilikçi olun” diyorsun. Neyin yeniliği? Nasıl bir yenilik? Zaten “yenilik yapıyoruz biz” diyor. Yani terörist olmak, şiddet kullanmak zaten bir yenilik olarak görüyor. Komünizm ne diyor? “Şiddet kullanın” diyor. “Bu modern düşüncenin, modern felsefenin gereğidir” diyor. Yenilikçilikse, işte onlar da “biz yenilikçiyiz” diyorlar. “Yeni stil geliştirdik” diyorlar. Otomatik silahlarla, bombayla, “ilerleme var” diyorlar. “Daha önce böyle bir şey yoktu” diyorlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Obama dünya savaşlarını hatırlatarak, faşizmin ve silahların dünyayı kana boğduğunu ve çözüm olmadığını söyledi. Ayrıca sizin sürekli vurguladığınız şekilde kadınlara ve gençlere önem verilmesi konularına da değindi.

ADNAN OKTAR: O biraz ortalığa konuşmuş. Yani iyi bir imaj vermeyi amaçlamış. Ama çözüm konuşması değil bu. Çözüme yönelik bir konuşma değil. Sadece bir iyi niyet gösterisi olmuş o kadar. Müspet konuşma, olumlu konuşma üslubunu geliştirmiş doğru ama bu çözüm getirmeyeceği için şiddet bütün süratiyle gelişmeye devam eder.

Evet siz bir şeyler söyleyin konuşalım.

KARTAL GÖKTAN: New York’ta IŞİD konusunda açılamalarda bulunan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan sizin ifade ettiğiniz gibi, PKK’nın IŞİD’den kaçtığını söyledi. “IŞİD’le mücadele ederken resmin tamamına bakmak lazım. Dikkat ederseniz o bölgede PKK’nın uzantıları mücadele etmedi” dedi. Ve Irak ordusunun Musul’dan kaçtığı gibi PKK’nın da IŞİD’den kaçtığını vurguladı. Erdoğan, tüm örgütlere karşı bir mücadele gerektiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Evet, önemli bir noktaya değinmiş, önemli de bir işaret vermiş. Tayyip Hocam iyi yapmış. Demek istediği anlaşılmıştır herhalde. Fakat insanlar yani yöneticiler genellikle yuvarlak konuşuyorlar. Kökten halledecek bir üsluptan kaçınıyorlar. Mesela ev yanıyor değil mi? Su sıkar evin yanmasını durdurursun. Öyle demiyorlar. “Ev yanmaması için tedbir almamız lazım. Ev yanıyorsa bir toplantı yapalım. Bu eve neler yapılabilir? Onu düşünelim. Nerede su var? Onu bir araştıralım. Su var mı ki?” Konuyu uzatıyorlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye sınırında bulunan Kobani’de bazı köylerde denetimi ele geçiren IŞİD, YPG bayrağını indirdiği görüntüleri yayınladı. Fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bu YPG bayrağı.

BÜLENT SEZGİN: Evet. Onu indirdiği sahneyi yayınlamış.

ADNAN OKTAR: Bayrağı indiriyor. Bir daha da o bayrağı oraya çekemezler. Türk askeri adalete hukuka titiz, saygılı, Allah’tan korkuyor, merhametli, şefkatli. “Oo” dediler, “o zaman biz rahatça Türk askerine saldırabiliriz.” Ama IŞİD kıtır kıtır adam doğruyor acıması yok, hukuku kanunu kabul etmiyor. Bak onlardan kaçıyorlar bütün güçleriyle. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan sizin sık sık ifade ettiğiniz tampon bölge konusuna da değindi. Suriye’de uçuşa yasak bir bölge ilan edilerek tampon bölgenin oluşmasına zemin hazırlanmasının çözüme giden yol olacağını söyledi.

ADNAN OKTAR: Yıllar önce söyledim tampon bölge oluşsun diye, daha hala uzuyor bu konu. Bundan doğal ne olabilir? Daha önce Irak’ta da yapıldı bayağı başarılı oldu. “Arkadaş” diyeceksin, “şu enlem, şu boylam dairelerinde uçuş yasak. Arabayla da giremezsin, tankla da giremezsin buraya geçiş de yasak, burası sınır” diyeceksin. “Burada mazlum insanlar duracak bunlara dokunmayacaksın” diyeceksin. Suriye bu sözü dinlemek mecburiyetinde, çünkü başı derdinde zaten.

AYLİN KOCAMAN: Rusya galiba karşı çıkıyormuş.

ADNAN OKTAR: Rusya’yı ikna etmek için girişimde bulunmuşlar mı? Rusya ikna olur. Rusya’nın karşı çıkması için bir neden yok ki.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin gibi anlatılmadığı için her zaman muhtemelen.

ADNAN OKTAR: Rusya’nın karşı çıkması için bir neden yok. Obama’yla görüşürsün, Obama’yla tam anlamıyla bir muhatap ol, güzelce anlat. Putin’e de git, gerekirse karşı karşıya getir konuşsunlar. Obama Rusya’ya gidip Putin’e de anlatabilir. Putin’i bir yere çağırsalar o da gelebilir. Veyahut ikisi ortak Türkiye’ye gelsinler. Anlaşılmayacak bir yön yok ki bunda.

CEYLAN ÖZBUDAK: Aslında Obama Putin’e bir barış çağrısı yaptı. “Aramızdaki sorunları çözersek daha demokratik olmaya söz verirseniz biz dost olmak istiyoruz” gibi konuştu Birleşmiş Milletler’le.

ADNAN OKTAR: O zaman işte çok güzel bu. Putin’i tedirgin etmesinler. Onun kafasına taktığı birkaç nokta vardır muhtemelen. O çok rahat halledilir. Bundan makul ne var? Putin’e de bir mektup yazalım. Aklının yatmadığı nedir? Rus Büyükelçisi’yle burada konuşabiliriz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz başta söylemiştiniz zaten. Hep onlar Ukrayna konusunu söylüyorlar. Ukrayna konusunda da Avrupa Birliği ve Amerika geri adım atmıyor.

EBRU ALTAN: Genelde “Ekonomik yaptırımlardan çok rahatsız oluyoruz” diyor. O yüzden de aralarındaki genel gerilimden Amerika’nın getirdiği herhangi bir teklife de sıcak bakmıyor pek.

ADNAN OKTAR: Mahsurlu bir şey yok. Bir de Suriye’nin toprağını almış değilsin, geçici olarak güvenlikli bir yer ayarlıyorsun. Bundan normal ne olabilir? Başka ülkeye gideceğine kendi ülkesinde kalıyor, daha iyi. Suriye bunu istemez mi? Kendi vatandaşı kendi ülkesinde kalıyor ama güvenlik içinde kalıyor. “Oraya ne terörist gelecek” diyorsun, “ne de başkası, kimse gelmeyecek. Ancak Birleşmiş Milletler kuvvetleri gelebilir” diyorsun, tamam güzel. Acayip bir şey yok burada. Putin’in anlaşamadığı yahut makul görmediği nokta nedir? Onu süratle öğrenelim. Bu konularda aracı gerekir. Yoksa sürüncemede kalır. Bunlar çok basit nedenlerle ayakta duran konular.

CEYLAN ÖZBUDAK: Kendisinin açıkça söylediği, “bu işgal anlamına geliyor Suriye toprağını” diye söylüyor. Suriye’nin izni olsun istiyor.

ADNAN OKTAR: Kendi askerini getirsin, Rus askeri korusun. Allah Allah, tamam kabul gelsin Rus askeri korusun. Güvenlikli bölge oluştursunlar, güvenliği de Rus askeri korusun. Bu kadar basit. Ne tedirgin oluyor?

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin hep söylediğiniz, yalnız kalmaktan korkuyor.

ADNAN OKTAR: Öyle bir şey olmaz. Türkiye yeter Rusya’ya. Tayyip Hocam sürekli güvence versin Putin’e. “Biz seni yalnız bırakmayız” desin. Rusya’yı yalnız bırakmayız. Türkiye zaten Rusya’dan yana olsa, Rusya’yı yalnız bırakmayacağına söz verse Rusya her konuda rahatlamış olur. Çünkü kilit ülke Türkiye. Türkiye Rusya’nın yanındaysa zaten Ortadoğu da Rusya’nın yanındadır. Avrupa da Rusya’nın yanındadır. Hem Avrupa’yı temsil ediyor Türkiye, hem Ortadoğu’yu temsil ediyor. Onun için Tayyip Hocam Putin’i biraz rahatlatsın. “Biz seni yalnız bırakmayız” desin. “Rus halkını da yalnız bırakmayız” desin. Bu çok hayati. Biz bunu burada söylüyoruz ama ayrıca bunu Tayyip Hocam’a mektup olarak da gönderelim. Putin’i çağırsın veyahut kendi gitsin, “biz sizi seviyoruz, Rus milletini de seviyoruz, hükümetinizden de memnunuz, sizi yalnızlaştırma diye bir konu olmaz, söz bir, Allah bir yanınızdayız her zaman. Gelin, istediğiniz gibi Türkiye’ye de gelin, biz Rusya’ya gidelim. Böyle bir konu olmaz” desin. Putin gergin, çok gergin, tedirgin. Ben, Moğolistan’da o askeri gösteride ağlamasından anladım bayağı sinirleri bozulmuş, çok sıkılmış. Her zaman gider o, her zaman kendi milli marşlarını dinliyor ağlamaz, dimdik dinliyor. Sinirleri bozulmuş, çok üzülmüş. Çünkü önüne gelen yalnız bırakmak istiyor. O da tabii zor geliyor ona çünkü gururlu bir millet. ‘Biz kime ne yaptık da böyle oluyor?’ diye içerliyor tabii. Putin’e sahip çıkmak önemli, sahip çıksınlar Putin’e.

Esad sözümü dinlemedi zamanında. Bak, dedim ki; “gayet basit senden istediklerimiz” dedim. Bir, “İttihad-ı İslam’ı istediğini söyle” dedim, iki, “Allah’tan Hz. Mehdi (a.s)’ı umduğunu söyle.” Şu an çıktı demesine gerek yok, “umuyorum” diyeceksin. Üç, “bağnazlığa karşıyım” de, “Alevi-Sünni kardeştir” de. Bunları söyle dedik. Yok, korktu da söyledi falan derler diye söylemedi. Defalarca yakınlarından haber gönderdim söylemedi. Bak bela başına çuval gibi geçti. Bu mu daha iyi oldu yani? Sözümü tutsa bugün Suriye günlük güneşlikti. Son derece rahat edecekti. Israrla sözümü dinlemedi. Saddam’a da mektup da yazdık, söyledik de, gazeteye ilan da verdik. Bak, “gel ailenle çoluğunla çocuğunla Türkiye’ye gel, hükümet, devlet yeni bir hükümet kurulsun konu bitecek” dedik. Haşa huzurdan, böyle diretti. Kaddafi için de aynısını söyledik. Bu Ortadoğu’daki liderlere bir şey oldu, gururdan akılları gidiyor, enaniyetten akılları gidiyor. Uzatacak ne var? Çoluğunla çocuğunla geliyorsun işte rahat et, konu bitecek. Bak, ‘istediğin kadar yanına para al’ dedi Amerika bizim bu teklifimizden sonra. Ben bu teklifi ettikten sonra Pentagon açıklama yaptı; “Biz İslami gazeteleri bundan sonra daha titiz takip edeceğiz” dedi. Çünkü ilanı görünce çok hoşlarına gitti, “İslami gazeteleri daha titiz takip edeceğiz” dedi. Sonra da dedi ki; “Saddam çoluğuyla çocuğuyla gidebilir” dedi. Aynı, benim dediğimin aynısını söyledi. Ayrıca “istediği kadar da para alsın yanına “ dedi, “karışmayacağız” dedi. Dinlemekte bir hastalık var bu adamlarda. Anlayamadığım bir gurur, müthiş diretiyorlar.  

AYLİN KOCAMAN: Esad'a şey demiştiniz. “Türkiye'ye veya İran'a bütün ailenle birlikte gel. Bir sene bekle seçimlere katıl yine Suriye'de. Yine demokratik ortamda seçimlere girmiş olursun” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Her türlü kolaylığı söyledim. Yazık karısına çok kibar kız, çok terbiyeli. Çoluğu çocuğu da var. Kaybedeceğin bir şey yok. “Güvenliğini sağlayacağız gel” dedik Türkiye'ye. İktidardan vazgeç demiyoruz biz. Demokratik seçim olsun gir seçimlere. Bir şey dediğimiz yok. Bir ortalık yatışsın. Şiddetle reddetti. Bak şu an Rus gemisinde saklanıyor. Yer altında saklanıyor. Hayat mı şu? Çoluk çocuk perişan, karısı. Yazık o kıza da yazık. O çocuk da korku içinde yaşıyor. Onları da yakıyorlar, çoluğunu çocuğunu, karısını da yakıyor bunlar. İki kelime söylese herkes destekleyecekti. Laf söz dinlemiyor. Tayyip Hocam bir Putin'le görüşsün bu aralar. Bir ona garanti versin, gönlünü alsın. "Türkiye seni bırakmayacak" diye. Bu kadar. Yani "Rusya'yı bırakmayacak" diye. Türkiye'den rahatlatsa içi yatışır bence. Çünkü Suriye gidecek, orası gidecek, zincirleme her yer gidecek diye korkuyor. Sonra da yalnız kalırım diye kokuyor. Onun için acayip inat ediyor. Ama bir sevgi garantisi verirse, dostluk garantisi. Bir dostluk anlaşması da yapabilir Tayyip Hocam. Biz Rusya'yla sürekli dost kalacağız. Mesela farz edelim elli yıllık dostluk anlaşması yapabilir. Koruyup kollayacağız, yalnız kalmasına müsaade etmeyeceğiz. Bizim görevimiz merhamet, şefkat değil mi? Tamam Rusya'yla anlaşma yapsın Tayyip Hocam. Söz bir Allah bir sizi koruyup, kollayacağız. İstediğiniz gibi Türkiye'ye gelebilirsiniz. Biz de Rusya'ya istediğimiz gibi gideriz. Sizi yalnız bırakmayacağız. Bu kadar. Bu korkuyu yaşatmanın bir alemi yok. Koskoca delikanlı adam, hüngür hüngür ağlıyor sıkıntıdan. Yazık günah. Bir de Putin bayağı delikanlı bir tip. Dine çok yatkın. Müslümanlığı seviyor, Hristiyanlığı seviyor, Museviliği seviyor. Bütün dinler güçlü olsun istiyor. Dinsizlikten çok rahatsız. Ama dinsizlere karşı da zulmeden bir tavrı yok. Komünistlere de saygılı bir şey dediği yok. Anarşi, terörü kabul etmiyor. Ama Asya'nın soğuk yüzü onu korkuttu. Yani huzursuz. Sürekli Avrupa'ya açılmak istiyor. Mesela Avrupai bir ruh gösteriyor. Avrupai tavırlar gösteriyor. O yaptıkça Avrupa daha da uzaklaşıyor. Öyle olmaz, biraz şefkat. Türkiye burada müthiş bir denge sağlayabilir. Türkiye; on yıllık bile bir anlaşma yapsalar. Ama elli yıllık yapsın da rahatlasınlar. Nedir yani, değil mi? Bir dostluk anlaşması. “Biz Rusya'yı bırakmayacağız” bu kadar. Bayağı ferahlar kafası açılır. Bayağı, yani. Putin özellikle yiğit delikanlı, Putin de, Obama da ikisi de çok şahane delikanlılar. Tayyip Hocam da, o da delikanlı aleminin sıkı delikanlılarından. Üç delikanlı bir araya gelseler konu biter. Tabii ya, bir anlatım hatası var, bir şey var yani. Putin bayağı dürüst. Obama bak hep sevgiden, dostluktan, kardeşlikten bahsediyor. O da çok aklı başında. Bush falan öyle değildi. O çok keskindi. O bir rahip hocası vardı. Sabaha kalktı mı Allah esirgesin iki elinden kan damlayarak çıkıyordu yani, çok acımasız. 1,5 milyon Irak'lıyı şehit etti. Nedir zorun? Nedir zorun yani? Mahvetti Irak’ı. Ne kazandık? Gerçi Saddam zalimdi hakikaten. Psikopattı adam, manyaktı, baş belasıydı. Oğlu da, kendisi de baş belasıydı. Ama ambargo uygularsın, bir şey yaparsın hizaya gelir. Mesela bütün dünya ambargo uygulasa Irak’a Saddam yani diz çökerdi. Çok rahat diz çökertmek mümkün. Ülkelerin bir araya gelip, kararlı tavır göstermesi önemli. Mesela hiç bir ülke ticaret yapmasa ne yapsın Irak? Mecburen teslim olacak. Saddam'a dersin hakikaten “sen çoluğunu çocuğunu al git.” Bu kadar. Adam niye dirensin? Ama adama kabadayılık yaparsan, o da Ortadoğulu kabadayılığı yapıyor kendince. Ve mahvolmayı kabul etti adam. Rezil rüsva etti kendisini. Kaddafi de akıl hastasıydı. Deli olduğunu fark edemediler. Boş yere o zavallıyı da ezdiler. Halbuki belli hasta olduğu bunun. Akıl hastası olduğu belli. Deliliğinden kaynaklanan bir cesareti de var. Mesela yıkık, dökük binanın içerisine girip konuşma yapıyor. Her yerinden belli deli olduğu yani. Yani zavallı bir varlık. Bununla uğraşmanın alemi ne? Onu uygun bir dille. Mesela Fransızlar’ın sözünü İtalyanlar’ın falan da sözünü dinler. Oraya gittiğinde “ya sen biraz burada kal” falan desen. “Senin ülkeni daha ihya edeceğiz, rahatlatacağız.” Güzel dille ikna edilebilirdi o. Tipik akıl hastası onu da ezmenin alemi neydi yani? Halkı çatışmaya soktular bilmem ne. “Bak herkes seninle ticaret yapacak, ülkeni ihya edeceğiz. Ama sen gitme, biraz kal İtalya'da. Seninle burada dost olarak, arkadaş olarak güzel geçiniriz.” Değil mi? “Kal, bir iki yıl kal” desen tamam. Usul mu yok? Bütün ülkeler birleşseler. Hasta olduğunu beş yaşındaki çocuk olsa anlar, akıl hastası adam. Yani elin gariban delisini mahvederek, en feci şekilde öldürmek. Yazık günah. Deli olduğu belli, akıl hastası klasik yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Valimiz Sayın Mutlu'nun yarın İstanbul'da görevi son buluyor. Düzenlediği bir toplantıda şarkı söylemiş. Bir videosu vardı uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Çok mümin, muttaki bir insandır.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Diyarbakır'dan kardeşimiz Eda Nurseyinoğlu Muhammed Enes'in bir dans videosu var. Sizin rakibiniz olduğunu iddia ediyormuş ve izlemenizi istiyormuş. Şu anda hala yatmamış ekrana yapışmış bir şekilde videosunun yayınlanmasını bekliyormuş.

ADNAN OKTAR: Helal aferin benim aslanıma, ağabeyinin canı. Ama enerjiye bak gece yarısı, maşaAllah.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan bugüne kadar 1,5 milyon Suriyeli ve Iraklı’nın Türkiye'ye sığındığını, bunlar için 3,5 milyar dolarlık harcama yapıldığını açıkladı. Buna karşın uluslararası toplumun Türkiye'ye yapmış olduğu yardım sadece 285 milyon dolar.

ADNAN OKTAR: Onlardan merhamet, şefkat, dostluk, kardeşlik beklemek zor. Tabii Türkiye halkının gani gönüllülüğü, merhamet anlayışı, yüksek sevgi gücü kıyaslanır gibi değil. Bir de onları pek ilgilendirmez Allahualem pek o şey. Egoistlik dünyayı sarmış durumda, bencillik sarmış durumda. Yani öyle derin düşünmek, derin sevgi, derin muhabbet, fedakarlık, diğergamlık. Dünyanın büyük bölümü bunu unuttu. Ama negatif olarak hanelerine geçiyor bu. Pozitif olarak da Türkiye'nin hanesine bunlar geçiyor. Kim sevgi doluysa, kim merhametliyse dünyayı yönetecek onlardır. Dünyanın gerçek sahibi Türkler’dir. Ahlak olarak, sevgi olarak, merhamet olarak, dostluk olarak. Allah bu göreve Türk milletini hazırlıyor. Çilekeşliğini gösteriyor Cenab-ı Allah. Fedakarlıklarını gösteriyor. Dünyaya ahlakımızın yüksekliğini gösteriyor Cenab-ı Allah. Ehil olduğumuzu gösteriyor. Dünyayı yönetmeye ehil olduğumuzu gösteriyor. Her türlü üstün özelliğimizle.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan IŞİD'e karşı Türkiye'nin tavrı belirsiz iddialarına karşılık; belirsizliğin olmadığını, Türkiye'nin tavrının net olduğunu söyledi. Akdoğan, “terörle daha kapsamlı ortak bir mücadele, bir dayanışma zemini üretilmesi için baskı yapan ülke Türkiye'dir. “Kurşun sıkacak mısınız, sıkmayacak mısınız?” başka bir şeydir. Askeri olarak işin içinde olmak başka bir şeydir. Farklı yöntemlerle askeri operasyonun içinde yer alabilirsiniz” şeklinde bir açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Aman, aman, aman yani kan akıtacak şekilde Türkiye hiç bir operasyona girmesin. Ama terörün, anarşinin durması için ilmi, akılcı, kültürel her türlü faaliyette en yoğun olarak, en önde olsun Türkiye. Ama kanlı operasyonlara sakın ha. Sakın ha, sakın. Mehmetçiği de bu işlerin içine sakın kimse sokmasın.

AYLİN KOCAMAN: Teskere olacak yakında.

ADNAN OKTAR: Teskereye de ret. Yani silahlı bir müdahaleyi asla kabul etmeyiz.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizden gelen yeni faaliyet haberleri şöyle Adnan Bey. İzmir'den kardeşlerimiz 22 Eylül'de Konak Meydanı’nda 120 adet dergi dağıtımı yapmışlar. Ayşegül kardeşimiz gittiği tatil beldesinde yerli ve yabancı turistlere sizin Türkçe ve İngilizce kitaplarınızdan ve A9 broşürlerinden dağıtmış. Bugün Konya'dan kardeşlerimiz Konya Valisi Muammer Erol Bey’e ve vali yardımcılarına 20 adet kitabınızı hediye etmişler. Ramazan Başpınar ile Sayın Veli Muammer Erol, Türk İslam Birliğinin bir an önce kurulmasının çok ehemmiyetli olduğunu ve Başbakanımız’ın da bu ideal için çok çalıştığını söylemiş.  Ve sizden dua rica etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Tayyip Hocam’ın sonuna kadar yanındayız. Niye? İttihad-ı İslam' ı istediği için. Ekonomi mekonomi hiç beni ilgilendirmiyor doğrusunu söyleyeyim, hiç. Bana çeyrek ekmek olsun, peynir olsun yeter bana. İllaki İttihad-ı İslam, hükümet bunu söylüyor mu söylemiyor mu? Başbakan bunu söylüyor mu, söylemiyor mu? Cumhurbaşkanı bunu söylüyor mu, söylemiyor mu? Bu beni ilgilendirir. Bunu söyleyenin ben yanındayım. Oyun da oynattırmam, tuzak da kurdurtmam. Kanunla hukukla kolunu bacağını kırarız. Oyun oynayanın da. Kanunla hukukla. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Ankara'dan kardeşlerimiz Kolej, İncesu'da 800 adet A9 ve Yaşayan Fosiller broşürleri dağıtmışlar. Gebze'den kardeşlerimiz 22 Eylül'de ev sohbetinde buluşmuşlar. Adapazarı'ndan kardeşlerimiz de 23 Eylül'de 200 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah şevklerini arttırsın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Alman Gazetesi Die Welt’te yer alan “Türkiye nükleer silah yapmak istiyor” iddiasını değerlendiren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız uranyum zenginleştirilmesi iddiasıyla ilgili “Cumhurbaşkanımız’ın talimat verdiği söyleniyor. Ne talimat, ne niyet, ne gayret var” dedi.

ADNAN OKTAR: Atom bombası yapmak mı istiyorlar?

BÜLENT SEZGİN: Öyle diyorlar, öyle iddiaları vardı.

ADNAN OKTAR: Atom bombası bir işe yaramaz. Türkiye öyle bir zulme hiçbir şekilde müsaade etmez. Atom bombası ne demek? Mazlumu, garibanı, çoluğu, çocuğu, kedileri, köpekleri, kuzuları her şeyi bir anda yok eden bir silah. Haramdır atom bombası, böyle rezalet olmaz. Zulme müsaade etmez Türkiye.

CİHAT GÜNDOĞDU: Fikirle çözümü yalnızca siz savunuyorsunuz. Fikirleri olmadığı için kaba kuvvete başvuruyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, daha da olmasa atom bombası, olmaz.

“Nehir Nisanur yeğenimle Yaratılış Atlası okurken” diyor. Görebiliyor muyum ben bu ufaklıkları?

BÜLENT SEZGİN: Evet görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göreyim, ah benim canıma, ah benim güzelim ah maşaAllah, maşaAllah nasıl güzel, nasıl şeker, nasıl bal aferin, maşaAllah.

Selvinaz Hanım da yazmış “Biz de buradayız Allah aşkıyla sevdiğim Hocam” diyor.

IŞİD PKK bayraklarını yere atıp çiğniyor. PKK’ları çiğneyeceklerdi ama kaçtıkları için bayraklarını çiğniyorlar gördüğüm kadarıyla.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Obama; “Bu tür katillerin anladığı tek dil güçtür. Güçten, zordan anlarlar. Bu yüzden Amerika geniş bir koalisyonla bu ölüm şebekesini parçalayıp yok edecek” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok, öyle olsa Irak’ta netice alırlardı. Afganistan’da netice alırlardı. Taliban şu an Afganistan’ın tek gücü, hâkim gücü ve ezdi geçti. Amerika çekti gitti, hiçbir şey de yapamadı. Binlerce ölü verdi Amerika. Binlerce Amerikalı genç orada öldü. Bir kısmı da intihar ediyor. Müthiş bir acıyla geri döndüler. Bilgiyle, ilimle, kültürle girselerdi, sevgiyle girselerdi Afganistan bugün Avrupa gibiydi. Dünyanın en güzel memleketlerinden birisi olurdu. Bir tek sevgiyi denemiyorlar. Hep şiddet, hep silah, hep bomba “başka da olmaz” diyor. Denedin mi? Mübarek bir kere bir dene, bir sevgiyi dene, barışı, kardeşliği dene, fikri bir dene, düşünceyi bir dene, bir kereliğe mahsus dene. Yapmıyorlar ve sürekli de bela dünyanın üstünden eksik olmuyor. Niye Amerikan hükümeti o zaman Taliban’la gidip anlaşma yapıyor? Meşru hükümetle yapsın. Karzai evinden dışarı çıkamıyor, sokakta gezemiyor. Afganistan boydan boya Taliban’ın kontrolünde.

“Merak ediyorum ve samimi olarak soruyorum. Tarihte şimdiye kadar bu tarz insanların üzerinde böylesine bir ideolojiyi yok etmek için bu yöntem işe yaradı mı?” Allah “yarayacak” diyor. “Yapın, etkileyeceğim” diyor Allah. “Şiddet kullandığınızda” Allah “daha azarlar” diyor. “Daha batırırsınız” diyor “düşman edersiniz kendinize” diyor “fitne, fesat olur” diyor. “Şefkatle yaklaşın, kaldıracağım fitneyi” diyor Allah. Mesela Müslümanlıkta, sahabe döneminde hep şefkatle netice alınmıştır, sevgiyle netice alınmıştır. Hep Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevgisi nam salmıştır. Yüzbinlerce insan kafileler halinde Müslüman olmuştur. Şiddet kullanıldığı için değil, sevgiden dolayı iman etmişlerdir.

AYLİN KOCAMAN: Allah ayetinde “Eğer kaba, katı yürekli olsaydın çevrenden dağılır giderlerdi” diyor. 

ADNAN OKTAR: İşte bak ayet çok net. “Kaba ve katı yürekli olsaydın” yani şiddet kullansaydın “etrafından dağılır giderlerdi” diyor. “Ama Allah’ın rahmeti sayesinde” diyor “sen onlara şefkatli davrandın, sevgi dolu davrandın, güzel davrandın, dostça davrandın o yüzden senin etrafında halelendiler” diyor Allah “o yüzden sana raptoldular” diyor. Musevilikte de sevgi vardır, Müslümanlıkta da, Hristiyanlıkta da. Hep üç dinde de sevgi esastır.

IŞİD’in ideolojisi ne? Adamlar ne diyor? “Biz” diyorlar “Mehdiyet’in emrindeyiz” ve “biz bir Mehdi hareketiyiz” diyor. Bu ideoloji değil mi? Sen diyeceksin ki “bak sen eğer Mehdi hareketiysen Hz. Mehdi (a.s)’a tabi ol”. Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olduğunda alametin ne olur? Kan kalkar. Hz. Mehdi (a.s) talebesinde kan yok. Damla kan yok. Peygamberimiz (s.a.v.) bak ölçü de veriyor diyor ki: “Damla kan akmaz” damla. Burada oluk oluk kan akıyor. “Uyuyan kişi uyandırılmaz” diyor. Sen uyuyan kişiyi uyandırmak değil, yerlerde süründürüyorsun. “İnsanların burnu dahi kanamaz” diyor sen boynunu doğruyorsun, kafasını koparıyorsun. Hz. Mehdi (a.s) talebeliği böyle olur diyeceksin. Onu dersen sana tabi olur adam. Anlatıyor musun, anlattın mı? Yok. Anlatmazsan böyle oluyor işte. Bunu deseler boydan boya bütün her yer barış yurdu olacak. Ne yapsın adam kan döküp?

Dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey A9 Televizyonu, İngiltere Başbakanı David Cameron, Papa Francis, Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden gibi politikacılar ve Judi Denç, Madonna gibi sanatçıların destek verdiği İngiltere merkezli Children of Peace adında İsrail ve Filistin arasında barışı saplamayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşunun üyesi oldu.

ADNAN OKTAR: Sevgiyi, kardeşliği, barışı en mükemmel özetleyen bir dernek diyelim. Onun üyesi olan muhterem zevatın içerisinde yer alıyor diyorsun. Güzel. Barış insanları demek ki her yerde birbirini buluyor. Güzel.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu yaralı IŞİD militanlarının Türkiye’de tedavi edildiği iddialarına sizin üslubunuz ve ifadenizle cevap verdi Adnan Bey. Müezzinoğlu PKK’yı örnek göstererek “biz dağda PKK’lı teröristi, bir saat önce askerimize silah çekmiş teröristi yaralı geldiğinde tedavisini yaptık sonra emniyete teslim ettik.”

ADNAN OKTAR: Bunlara cevap vermesinler, bu adamlara. Çok gıcık hareketler bunlar. Üç-beş askerimizi şehit ediyor alçak adam, sedyeyle alıp götürüp biz helikopterle götürüyoruz, askeri hastaneye, ameliyata aldırıyoruz. Devlet milyonlarca lira masraf ediyor, tedavi ediyor. Biz Müslüman evladıyız. Düşman olabilir adam ama yaralıysa, eman diliyor artık, artık o bize emanettir. Ne yapılması gerekiyor? IŞİD militanı yerde adam, vurulmuş, ağır yaralı tabii ki bakacağız. Cezası, suçu ayrı mesele o. Alır götürürsün, suçuna göre teczi olur. Ama yaralı adama zulüm yapılmaz. Yaralıyı kurtaracaksın.

BÜLENT SEZGİN: PKK’lı kendi arkadaşını yaralı olduğunda yolda bırakıyor Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hayır yaralı arkadaşı varsa kafasına sıkıyor. Kafasına sıkıyor, bırakıyor veyahut hiç muhatap olmuyor öyle bırakıp gidiyor. Alışmış onlar kalleşliğe. Türk ordusu yiğit, delikanlı, samimi.

BÜLENT SEZGİN: “Adnan Oktar’la Sohbetler” programımızın bu akşam sonuna geldik. Yarın yine görüşmek üzere hoşçakalın. 

Masaüstü Görünümü