Harun Yahya

Sohbetler (4 Ekim 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz. Çok değerli sanatçı arkadaşlarımız var bugün bizlerle,klarnette Gürkan arkadaşımız, gitar ve vokalde Murat, vokal Betül arkadaşımız ve bateri de Mümtaz arkadaşımız.

ADNAN OKTAR: Betül dünya iyisi, hepsi dünya iyisi. Hoş geldiniz sefa geldiniz. Lütfettiniz şeref verdiniz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Amerika Başkan Yardımcısı Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı telefonlar arayarak, Türkiye’ye yönelik ifadelerinden dolayı özür diledi. Devamında, “Türkiye’de yahut bölgede diğer müttefik ve partnerlerin kasten Suriye’de IŞİD veya şiddet yanlısı aşırıcıların büyümesine destek verdiği veya imkan sağladığına yönelik oluşan herhangi bir imadan dolayı özür dilediğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Suriye’nin kendisi de zaten şiddetin diğer adı, kabusun diğer adı. Suriye devleti şu an klasik terörist bir yapılanma. Kardeşi var işte Beşar Esad takımının acayip gözü dönmüş adamlar. Derin devlet yapılanması içerisinde dehşet saçıyorlar. Ama tabii bunları bunlar yapıyor diyoruz ama kökeninde tabii kaderde var. İllaki Ortadoğu karışacak, illaki Ortadoğu’da kan akacak, Cenab-ı Allah’ın takdiri. “Sonra da kanı durduracağım” diyor Cenab-ı Allah, “Barış, kardeşlik, sevgi ortamı oluşacak” diyor. Kaderin akışını hiç kimse durduramıyor. Suriye mason locaları, Suriye savaşa yeni başladı toplantı yaptı. İtalyan mason localarının da üstatları gittiler. Sadece devam edin gibi oldu.

Asıl bu Esad takımın en belalı olan Mahir Esad. Bu Suriye derin devlet çetesinin başı ve akıl almaz dehşet saçıyor. Diyorlar ki, “IŞİD terör örgütü.” Suriye’nin terör örgütlüğünün yanında IŞİD terör örgütünü bir kıyaslayın. Suriye yüz binlerce insanı şehit etti. IŞİD onun binde biri değildir. Suriye derin devleti yüz binlerce insanı şehit etti. Hem de en feci şartlarda. Bunu önemli görmüyorlar, dikkati başka noktalara çekiyorlar. Toptan bir anormallik var. PKK, IŞİD ve Suriye. Hepsinin birden düzeltilmesi lazım. Mahir Esad’a ölmüş demeleri derin devlet cilvesi o, rahat hareket etmesi için, rahat faaliyet yapması için. Öyle mafya elemanlarına falan da derler, öldü falan derler rahat hareket etsin diye. Öyle bir şey yok. Tam kadro faaliyet halindeler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan bayram namazı çıkışında PKK tehlikesine dikkat çeken şöyle bir açıklama yaptı: “Ne yazık ki İslam dünyası son yıllarda İslam’ın asli kimliğiyle uyuşmayan bir tablo yaşıyor. Şu anda sınırlarımız tehdit altında. Bugün Kobani’de olan yarın belki Artvin’de olacak. Kobani’den gelenler şu an nereye geliyor? Neye sığınıyor? Türkiye’ye sığınıyor. Buna rağmen Türkiye’de PKK terörü içinde olanlar, şu anda bu işi sahiplenmenin gayreti içindeler. Halbuki bizim için ne ise, PKK odur” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel. Cinayet, terör, şiddet açısından PKK çok daha şedit. O yüz binlerce kardeşimizi şehit etti. IŞİD, Türkiye’de herhangi bir kardeşimizi şehit etmiş değil. Ama PKK yüz binlerce asker, polis, sivil kardeşimizi şehit etti. Bütün insanlara büyü yapıyorlar, diyorlar ki “en büyük tehlike IŞİD.” Kardeşim, senin yüz bilerce kardeşini şehit etmedi mi PKK? “Yok, PKK’ya silah yardımı yapmamız gerekiyor” diyor. Bakın görüyor musunuz büyünün şiddetini? İnanılır gibi değil. Senin yüz binlerce evladını şehit eden adama dalga geçer gibi, alay eder gibi ağır silahlar verin diyorlar. “IŞİD en büyük tehlike” diyorlar.” En büyük tehlike PKK’dır ve Suriye derin devletidir. Suriye halkı değil, Suriye halkı candır, dünya güzeli insanlardır. Suriye derin devleti klasik çete, mafya örgütlenmesi. Bu tehlikeye dikkat çekmek lazım. IŞİD en sona kalır. IŞİD bunların yanında bambaşka bir şey olmuş oluyor. İki azılı çete.

Fikret Bey havadisleri yine sizden sual edelim.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Sayın Erdoğan bayram namazı çıkışındaki konuşmasına şöyle devam etti; “Bizim için çözüm sürecinin sona ermesi gibi bir durum yok. Bitti diyen bedelini ağır öder. Güneydoğu’ya biz o kadar yatırım yaptık. Kime karşı? Bunlara karşı işte. Onlar yakıp yıkıyor, biz yapıyoruz. Kobani bu kadar önemli de, bu ülkenin Güneydoğu’su önemli değil mi?” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel söylüyor tabii. Ama PKK’ya bu müthiş tokat oldu. Bak, bütün Kürt kardeşlerimiz geldi, bize sığındılar. PKK güya bunları koruyordu. PKK’nın bunları koruyamayacağı Türk Devleti’nin koruyacağı anlaşıldı. Türk askerinin koruyacağı anlaşıldı. Vurdukları, şehit ettikleri Türk askerleri, anneleri kapıda karşıladılar, çocukları kapıda karşıladılar. PKK rezil kepaze oldu. Bakın, IŞİD’in karşısında onlar beş paralık oldular, korkaklıklarını gösterdiler, konu bitti.

Fikretcan dinliyorum seni.

KARTAL GÖKTAN: Emekli Orgeneral Edip Başer yeni bir açıklama yaparak hükümeti şöyle eleştirdi; “İmralı dahil herkesle kanka oldular. Öcalan’ın istekleri yerine getiriliyor. Asker bayrak indiren şerefsizleri seyretmeye mecbur bırakıldı” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Niye? İlk olanda boş bulundular. İnsanlık hali, ne bilsin o hıyarın öyle tepeye çıkacağını, öyle bir şey yapacağını? Ama ikincisinde yaka paça aşağı indirdiler. Bu çakallar önceden hazırlanmış. Bunlar saniyelik işler. Yirmi saniyelik işi, on saniyelik işi bir insanın bilmesi kolay mıdır? Ne bilsin adam densizlik yapacağını o anda? Ok gibi fırlıyor, birden çıkıp densizliği yapıyor. Yani refleks olarak bir insan ne yapacağını o anda şaşırabilir? Nitekim yakalandı bunlar yaka paça. Kanka olma olayı. Kanka olduklarını zannetmiyorum. Son olaylar kankalıkla pek açıklanacak gibi değil. Dikkatlice bakarlarsa, bir kankalık var ama o tarz bir kankalık yok. Başka türlü bir kankalık var gibi gözüküyor. Öyle olay yok. Türk Devleti öyle herhangi bir devlet değildir. Sakindir ama vurdu mu, çok biçimsiz vurur. Vurduğunda da bir daha adam kalkamaz yani. İyi vurur vurduğunda. Bak, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne de ses çıkarmadı ama kodu mu oturttu. Sonra da işte yere yapışınca da hafifçe şöyle eliyle tutup “ne yapıyorsun sen burada?” falan gibi üsluba getirdi. Dolayısıyla pek öyle şeyler olmaz. Yani nasıl söyleyeyim, nezaketiyle olayı anlatamıyorum da. Türk Devleti deyince akla biraz da Milli İstihbarat Teşkilatı gelmesi lazım. Bölgenin en güçlü teşkilatlanmasıdır. MİT’in karşısında güçler olur, debelenirler ama sonunda hep Türk Devleti galip geliyor dikkat ederseniz. İtlik yapan eziliyor, sonuçta Türk Devleti galip geliyor. Mühim olan bu.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, önümüzdeki haftalarda arkadaşlarımız Maldivler’e sizi temsilen konferans vermeye gidecekler. Bu konferansa sizi davet eden Maldivler’deki kardeşlerimiz size sevgi ve selamlarını gönderiyorlar. Sizin Maldivler’de çok sevildiğinizi, kitap ve belgesellerinizin yakından takip edildiğini iletiyor kardeşlerimiz. Maldivler’de ilk kez düzenlenecek olan Harun Yahya Konferansları ile ilgili olarak ileteceğiniz mesajınızı da rica ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Maldivler’in aslanları orayı bir merkez kabul etsinler, İslam’ı, Kuran’ı yaymak için var güçleriyle gayret etsinler. Biz kardeşleri olarak daima yanındayız bu arkadaşlarımızın. Ben de bir kardeşleri olarak onlara hizmet etmekten çok büyük zevk alırım. Onların kölesiyim. Emirlerindeyim. Allah muvaffak etsin, başarılı kılsın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, tüm halkımızın ve İslam aleminin Kurban Bayramı kutlu olsun inşaAllah, hayırlara vesile olsun.

ADNAN OKTAR: Allah tekrarına erdirsin, inşaAllah. Çift koç kestik maşaAllah, ne güzel. Kavurmayı da güzelce yedik,şahane oldu maşaAllah. Bayramın en önemli özelliklerinden biri de odur, mis gibi kebap kokusu yani.

“Merhaba Hocam. Bayramınız mübarek olsun, ellerinizden öpüyorum.” Estağfirullah, biz sizin ellerinizden öpüyoruz. “Dün göremedim sizi. Muhteşem bir program izliyoruz” diyor. Bizim Pehlivan Mahmut.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Financial Times Gazetesi’nin dış politika yazarı David Gardner Türkiye’nin IŞİD karşıtı koalisyonda aktif görev almaması ve yeni neo-Osmanlıcı dış politikası nedeniyle yurt içinde eleştirildiğini söyledi. Tezkere için ise “net ve açık bir karardan çok Erdoğan’ın karmaşık bir hokkabazlığı gibi görünüyor” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam Müslüman bir insan, aklı başında bir insan, gayet de akılcı bir politika izliyor. Cinayet işleyince mi hoşuna gidecek? O istiyor ki, Türk Hava Kuvvetleri yağmur gibi napalm bombası yağdırsın IŞİD’in üstüne, Kobani’de, orada burada hallaç pamuğu gibi atsın, genel maksat, bombalarıyla tozu dumana katsın. “Helal olsun” diyecek Başbakan’a, “helal olsun Türk ordusuna.” Biz cinayet işlemeyiz. Cinayeti de teşvik etmeyiz. Edene de uyarıda bulunuruz. Tayyip Hoca doğru yolda, anormal bir şey yapmaz o, Müslüman evladı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: David Cameron IŞİD tarafından öldürülen Alan Henning'in yayınlanan görüntülerinin ardından IŞİD’i bitirme sözü verdi. IŞİD’İ iğrenç bir örgüt olarak nitelendiren Cameron, “bu rehineleri bulmak ve yardım etmek konusunda elimizde olan tüm imkanları kullanacağız. Bu duygusuz, ruhsuz, barbar organizasyonla mücadele etmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: “Ne yapacaksın?” dersen, işte “asıp keseceğim, bombalayacağım” diyor. Şimdi yarın bir gün İngiltere’yi cehenneme çevirecekler, Amerika’yı cehenneme çevirecekler, dünyayı cehenneme çevirecekler. Fikirle olur bu, inat etmeyin. Fikre fikirle karşılık verilir. Obama’ya anlattık, ikna oldu söyledi o. Birçoğuna da anlattık, onlar da ikna oldular. Bakın bu daha hala biraz saf, anlamıyor. Fikirle hallolacağını anlamıyor. Sen İngiltere’de gelenekçi Ortodoks İslam’ı teşvik ediyorsun, camilerin büyük bölümünde gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı anlatılıyor. O sistem bunu getiriyor işte, şaşacağın ne var? “Ben daha beklerim” diyorsan, yalvaracağın günler de yakın sana söyleyeyim. Yalvaracaksın. Ben sana açık açık söylüyorum, yalvaracaksın. Fikirle yapılması gerektiğini bu mücadelenin açık açık kendin de söyleyeceksin. Dehşetle olmaz. Hava bombardımanı tam adamların aradığı olmuş oluyor zaten. Binanın yıkılması zaten IŞİD’in işine gelir. Orada tek bir binanın bile ayakta kalmaması çok önemli. Mesela Suriye’de de öyle oldu. Suriye kendi bombaladı binaları, şehirlere baktık şehirler yok olmuş. O şehirde kim yaşar? Ancak terörist yaşayabilir. Halk dönmek istiyor mu şehre? Dönmez. Şehir yok ki, dönsün. Bunlar da şehir bırakmıyorlar. Böyle akıl olmaz. Ben bunlara yıllar önce söyledim. Dedim bakın, “eninde sonunda dediğime geleceksiniz. Fikirle bu işin hallolacağına inanacaksınız” dedim. PKK’ya karşı da, -ben kendi hükümetlerimize de o zamanlar yazılar yayınladım, anlattım- “PKK karşı da fikirle mücadele edilir” dedim. Gık çıkmadı. Ancak bazı paşalar işte, “Psikolojik yönden de mücadele gerekir” gibi böyle ucundan, kenarından dolaylı bir şeyler söylediler; “Psikolojik mücadele.” Terör örgütüyle psikolojik mücadele ne demek? Desene direkt “fikirle mücadele edilmesi gerekir” diye. Gururdan diyemedi bir kısmı. Tayyip Hocam da şimdi çıkıp “fikirle mücadele” dese, “Neyi kastediyorsun?” diyecekler. “Darwinizm, materyalizm” dese, yer yerinden oynayacak. Çok oluyor, epey oluyor; Tayyip Hocam Darwinizme karşı olduğunu ima etti dolaylı yoldan, komünizme; yer yerinden oynadı. İçişleri Bakanı komünizme karşı birkaç laf söyledi, İçişleri Bakanı’nı görevden aldırıncaya kadar uğraştılar, komünizme laf söyledi diye. Başbakan da dolaylı yoldan söyledi, Tayyip Hocam da; komünizme karşı olduğunu, yeri yerinden oynattılar. Ama biz açık açık söylüyoruz. Karşı olunca da onun cevabını vermesi gerekiyor. Tayyip Hocam komünizmin geçersiz olduğunu nasıl gidip anlatsın? Yapabilecek gibi değil. Yine bunu sivil toplum kuruluşları yapabiliyorlar. Bizler yapabiliriz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Davutoğlu; internette kişisel hakaret konularında mahkeme kararı beklemeden TİB’in yayını durdurma hakkı olması gerektiğini savundu. “Gezi olayları sırasında Twitter’dan evimin adresi verilerek saldırı çağrısı yaptılar. Bu tip durumlar için mahkeme kararının beklenmesi olmaz” dedi. Ahmet Hakan bu konuşmayı eleştirerek, “Davutoğlu’nun sanki gezinin mağduru kendisiymiş gibi davrandığını, halbuki Berkin Elvan gibi kişilerin hayatını kaybettiğini, insanların gözlerinin çıkarıldığını ama buna rağmen Davutoğlu’nun da, Erdoğan gibi mağdur edebiyatı yapmayı iyi bildiğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Mağdur edebiyatı olur mu? O siyasi bir şahıs, Cumhurbaşkanı da o zaman başbakandı. Evine geldiler, iki yüz metre yakına geldiler ellerinde sopalarla silahlarla. Şimdi bu mağduriyet değil mi? İki yüz metre ilerlemek, adamın iki dakikasını almaz iki yüz metre. Bir iki dakika farkla canını kurtardı o zaman başbakan olan Tayyip Hocam. Başbakanlık bürosunu bastılar. Eğer orada olsa linç edeceklerdi. Nasıl mağdur olmuyor? Ölmüş anasına küfrediyorlardı ve direkt hedef Başbakan’dı. Tabii ki mağdur. O sözü doğru Başbakan’ın. Ev adresi verilip, gidilip “Burada bu adamları vurun” diyorlarsa, bu beş gün, on gün, bir ay da kalıyorsa o yazı, mahkeme kararıyla bir ay sonra çıkarılıyorsa, akıllıca bir hareket olur mu bu? Zaten o işlevini görmüş oluyor. Nöbetçi hakim bulunsun, nöbetçi hakim baksın, derhal kaldırtsın. Yani bu en fazla ne kadar sürmesi gerekir? En fazla olsun olsun, on beş dakika olabilir. Çünkü çok vahim bir şey. “Gidip evini basın” ne demek? Adresini verip falan. On beş dakika bile durulmaz. Hemen çıkarılması lazım. Çok galiz bir suç ayrıca bu. Yani cinayete azmettiriyor adamı orada. Cinayete azmettiren adamı sen nasıl hafif karşılıyorsun? Nasıl sıradan bir olay olarak görüyorsun?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kılıçdaroğlu, MHP’nin tezkereye destek vermesi hakkında şu yorumu yaptı: “AK Parti’nin en sıkışık dönemlerinde MHP, AK Parti’ye destek vermiştir. Acaba Ortadoğu bataklığında gelen her şehidin hesabını nasıl vereceklerdir? Burada bizim milli menfaatimiz ne? Peki niye tezkereye destek veriyorsunuz? Bu mudur milliyetçilik?” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama burada mantıksız olan bir şey yok ki. Yüzbinlerce, milyonlarca insan; üç milyon insan şu an bekliyor. Yani öldürülmemek için Türkiye’ye sığınmak istiyorlar. Türkiye de küçük adacıklar oluşturup, onları korumak istiyor. Bunda anormal olan bir şey yok, garip olan bir şey yok. PKK’nın da azgınlığına, kudurmuşluğuna karşı askeri önlem almak istiyor. Bunda da acayip bir şey yok. Türk ordusunun IŞİD’le savaşması diye bir konu da mevzu bahis olamaz asla ve kesinlikle. O zaman sorun nedir?

AYLİN KOCAMAN: “Esad’a karşı alınmış bir tezkere bu” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Esad’ın zaten hayatı kaymış. Esad kalmış mı ki? Suriye diye bir yer kalmadı zaten öyle bir şey yok. Haritadan silindi. Türkiye öyle çılgınca bir şey yapmaz; Suriye’ye savaş açmak falan öyle şey olur mu? Hep danışarak ve konuşarak oluyor böyle şeyler. Hükümet aklı başında adamlardan oluşuyor. Biz çılgın bir bakış açısına sahip değiliz ki. Şerit de istemiyoruz; adacıklar. Başka bir çözüm varsa, bunu CHP söylemesi lazım. Başka bir çözüm olmadığına göre nasıl yapalım? Mesela, “Öyle değil de, böyle” desin, onu yapalım. Sayın Kılıçdaroğlu da ne yapsın, yalnız kalıyordur. Yoksa aklı başında olan her şeye tabii ki o taraftar olur. CHP’nin anormal gördüğü nedir onu araştırıp, onu öğrenmek lazım. Yani mantıksız olan ne yapıyor Ak Parti? Varsa öyle bir şey, zaten hemen karşı çıkarız. Sorun değil.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Sayın Kılıçdaroğlu tezkereye hayır demelerinin sebebini şöyle açıklıyor: “Bu hükümete güvenmiyoruz. Bizim askerlerimizin yine bizim tarafımızdan şehit ederek, askerin o bölgeye sokulmasına zemin hazırlıyorlar. Böyle bir tezkere hükümetin yüz karasıdır. IŞİD deyince benim aklıma Davutoğlu ve ekibi geliyor.”

ADNAN OKTAR: Şimdi bizim IŞİD’le bir çatışmamız olmaz, olmayacak. Peki nedir burada anlatmak istediği?

AYLİN KOCAMAN: Şunu söylemişti bir yetkili CHP’den, “eğer iki ayrı tezkere olsaydı, biz birine evet, birine hayır diyecektik” dedi. “Irak’ı onaylayacaktık, fakat Suriye için yapmayacaktık bunu.”

ADNAN OKTAR: Ama Suriye devletine saldırma kararı var mı Türkiye’nin?

AYLİN KOCAMAN: Yok. Ama onlar öyle algılıyorlar.

ADNAN OKTAR: Yok, olur mu öyle şey? Biz Suriye’nin yıkılmasını alan istemeyiz. Suriye’nin biz bütünlüğünü isteriz. Suriye’nin parçalanmasını kimse istemez. Ve savaşla da devleti yıkmaya hiçbir şekilde niyetimiz olmaz. Yapmayız ve öyle bir şeye müsaade de etmeyiz zaten. Burası dağ başı değil. İsteyen istediğini yapacak diye bir şey yok. Hükümet de istediğini yapan bir konumda değil. Hükümet halka soruyor, millete soruyor. Aklıselimle hareket ediliyor. Bilenlere soruyor. Tayyip Hocam, “benim kafama böyle esti, ben bunu yapacağım” demiyor ki. Diyemez de zaten.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey, bayram mesajında zaten Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin hiçbir komşusunun bölgedeki ülkenin topraklarında gözü yok, güvenlik maksadıyla” diye belirtti tekrar.

ADNAN OKTAR: CHP de, “AK Parti Esad’a kafayı taktı. Savaşmak istiyor Suriye’yle” diyor. Belki o kafada olanlar olabilir. Ama millet var, biz varız. Tayyip Hocam da öyle dengesiz şeylere hiçbir zaman müsaade etmedi şu ana kadar. Kaç defa böyle olaylar oldu. Şu ana kadar niye beklesin öyle bir şey varsa? Yapacaksa en başında yapardı. Hiçbir zaman öyle bir şeye tevessül etmedi, etmez de. Ama Türkiye başıboş bir ülke değil. Aklı başında çok çok fazla insan var. Dolayısıyla garip bir şeyin olması çok zor Türkiye’de, öyle bir şey olmaz. Ama

Türkiye’de açıkça söylüyorlar; “Biz, Suriye’nin bütünlüğünü savunuyoruz. Bölünmesini istemeyiz.” Yani özetle Türkiye’den bir çılgınlık çıkmaz. Maceraperest bir tavır çıkmaz. Fakat CHP’nin şüpheci yaklaşımı da makul. Bir muhalefet partisi olarak, “siz böyle yapabilirsiniz” diyebilir. “Ne olur, ne olmaz?” diyebilir. Bu da sıhhatli bir girişim. Bunda acayip bir şey yok. Ama açıklığa kavuşturmak iyidir. Anlatmak lazım. Ama herkes bir şey söylendiğinde, “tamam bu doğru” derse, olmaz. Bir kısmının da muhalefet etmesi gerekir. Yani bu sıhhatli bir davranış.

“Evet, haklısınız Kürdistan’ı kurmaya bir adım kaldı. Halkların kaderini tayin hakkının gereği oylama gündeme gelecek.” Kürdistan diye bir şey değil de, oradaki Kürt kardeşlerimiz varsa, onların güvenliği sağlanır. Yani Suriye bela oluyorsa, tabii ki o güvenliği sağlarız. Ama Türkiye komşu ülke olarak deruhte eder. Oylama falan dinlemez Suriye normalde, Türkiye’nin garantörlüğüyle bu mesele hallolur. Görüyorsunuz, ya PYD gidip musallat oluyor, ya PKK musallat oluyor. Yani bela kol gibi akıyor. En güzeli Türk ordusuna güvenmek, Türk milletine güvenmek, Türkiye’nin dostluğuna güvenmek. Türkiye zaten Kürt kardeşlerimizle iç içe yaşamış bir millet. Bağrımıza basarız, basıyoruz her zaman.

“Hocam, IŞİD için Başbakan “terörist” dedi. Ben kime inanayım?” diyor Ayhan Kara. Teröristten kasıt işte adam öldürüyor anlamında. Bir şeyi, bir fikri kabul ettirmek için, adam öldürerek, adam yaralayarak yol almaya çalışıyor. Suriye ne yapıyor? Aynısını yapıyor; adam öldürerek, adam yaralayarak. PKK ne yapıyor? Aynısını yapıyor. Bunların hiçbiri fikirle, düşünceyle, sevgiyle ortaya çıkmıyorlar. İşte fikirle, düşünceyle, sevgiyle ortaya çıkan sistemin adı; Mehdiyet’tir. Dehşet ve şiddeti kullanan sistemin adı da; deccaliyettir. PKK şiddeti kullanıyor, IŞİD şiddeti kullanıyor, Suriye şiddeti kullanıyor, hepsi şiddeti kullanıyor; aklı, fikri, bilimi, sevgiyi kullanmıyorlar. O zaman iki zıt kuvvet var; deccal taraftarları, Hz. Mehdi (a.s) taraftarları. Hz. Mehdi (a.s) taraftarları; sevgi, şefkat, merhamet, akıl, bilim ve doğruluk, dürüstlük ve samimiyetle hareket ediyorlar. Deccal taraftarları da; şiddet, kan dökmek, baskı, aşağılamak, sevgisizlik gibi acı, ızdıraplı yolları kullanıyorlar. İnsanlar bu iki taraftan birini tercih edecekler ve ediyorlar. Ama yakın bir zamanda bütün insanlar, Mehdiyet’i tercih edeceklerdir. Makul olan, doğru olan budur.

“PKK, PYD, YPG, PJAK, KCK hepsi de aynı Hocam. Allah’ın gazabı üzerlerine olsun” diyor. “Müslim Türkiye’yi terk etsin. Ne işi var?” diyor, Serdari Ses.

Müslim tavrını değiştirse, tamam. Ama Abdullah Öcalan’la resim çektiren adamdan ne çıkar? Olur mu öyle şey? Yani hakikaten kabul edemeyiz Türkiye’ye bu durumda. Önce PKK’yı terk ettiğini söyleyecek. Terörü terk ettiğini söyleyecek, kabul etmediğini söyleyecek. Terk etti derken, PKK’yı terk ettiğini söyleyecek. Dolayısıyla teröristi desteklemediğini gösterecek. Sen Abdullah Öcalan’ın resmini asarsan, PKK bayrağını asarsan, destekliyorsun anlamına gelmiyor mu? O zaman niye karşımıza çıkıyorsun?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın bu akşam sonuna geldik, yarın yine görüşmek üzere hoşçakalın. 

Masaüstü Görünümü