Harun Yahya

Sohbetler (5 Ekim 2014; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Bülent Bey hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriye sınır hattında görev yapan askerler komutanlarıyla bayramlaştı. Hep beraber kurban kestiler ve hep bir ağızdan şöyle dua ettiler: “Allah’ım Türk ordusunu kazalara belalara ve musibetlere karşı muhafaza eyle. Kestiğimiz kurbanı kabul eyle.” Duanın ardından da berber bayram yemeği yediler.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları vardı uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bunlar kınalı kuzu, aslan onlar maşaAllah. Çok mübarektir Mehmetçik. Attığı adım, nereye giderse bir bereket getirir. Çok mübarektir. Dünyanın en dürüst, en merhametli, en şefkatli ordusudur. Kılı kırk yarar. Aman kimseye bir şey olmasın, aman kimseye bir şey olmasın canlarım benim öyle diye diye bak on binlerce Mehmetçiğimiz şehit oldu. “Aman bize zarar gelsin, insanlara bir zarar gelmesin.”

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Davutoğlu bayramlaşmak için gittiği bir polis karakolunda memurlardan birinin ailesini arayarak babasıyla konuştu. Memurun babası iki çocuğu olduğunu ancak kızları saymadığını söylemesi üzerine, “Olmadı şimdi. Benim üç kızım, bir oğlum var. Kızları iki sayarım ben, bir değil. O kızların hepsi çok kıymetlidir. O kızlara selam söyle. Hepsinin gözlerinden öpüyorum” diye cevap verdi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel konuşmuş, şahane. İki mi sayarım diyor?

BÜLENT SEZGİN: Evet, “o kızları iki sayarım” diyor.

ADNAN OKTAR: Şimdi oldu. Mükemmel bir cevap. Yedi ceddine, yedi sülalesine rahmet olsun.

BÜLENT SEZGİN: Görmek isterseniz telefonda konuşurken bir resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim çok iyi olur, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Afganistan’daki hava bombardımanında ilk dört ayda yirmi bin sivil ölmüş.

ADNAN OKTAR: Bak, çok çok özür dilerim, hamam böceği yerine bile koymuyorlar. İnsan, yok böyle bir şey insan yok. Yirmi bin sivil, yer gök birbirine karışır. Amerika’da böyle bir olay olacak, Norveç’te, Danimarka’da böyle bir olay olacak. Afganistan’da da adam yerine konmuyor. Müslümanlar da. Yirmi bin kişiden ne olur? Kendi kendilerine de değer vermiyorlar, bir aşağılık kompleksi var. Mesela Pakistan’da sen yüz bin kişiyi öldür istersen, büyük bir bölümünde aşağılık kompleksi var, gayet normal karşılarlar. Hatta birbirlerini öldürüyorlar gerektiğinde. Onları birilerinin öldürmesine gerek yok, kendi kendilerini öldürüyorlar, değer vermiyorlar kendilerine. İmanın şerefi, Kuran’ın şerefiyle yaşasalar. Allah ne diyor ayette şerefle ilgili olarak?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Şeytandan Allah’a sığınırım: “Biz size şerefinizi getirdik” diyor.

Bülent sezgin: “Gücü ve onuru onların yanında mı arıyorlar” diyor. “Bütün güç, onur, izzet Allah’ın, Resul’ün ve müminlerindir” inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mesela bak Türkiye’de oraya nazaran insana biraz daha çok değer verilir. Mesela bir Türk vatandaşı kaybolduğunda önemlidir. Ama mesela Hindistan’da vatandaş kayboluyor muhatap dahi olmazlar yani. Çok çok özür dilerim bazıları için sanki böyle koyun kaybolsa yine önem verir adama. Koyundan da önemsiz görüyorlar. Bu çok korkunç. Hava bombardımanıyla IŞİD’e etki etmez. Etki etse dahi böyle bir yöntem olmaz.

Mesela bir batılının başını kesiyor adamlar, bütün dünya savaş ilan kararı alıyor, batılı olduğunda. Mesela bir Pakistanlı’nın başını kesseler garibim kimse muhatap olmaz. Bir Hindu’nun başını kesseler kimse muhatap olmaz. Hele Iraklı, Suriyeli zaten gece gündüz doğruyorlar, kâle dahi almıyorlar dikkat ederseniz. Yağmur gibi adam, insan kafalarını dağ gibi yığıyorlardı kâle dahi almıyorlardı. Ne zaman İngiliz, Amerikan vatandaşlarının kafası kesilmeye başlayınca yoğun hava bombardımanı kararı alındı. Bir de PKK’ya bunlar bulaşmaya başlayınca, PKK’ya yöneldiklerinde başladı. Bakın PKK’ya yönelmedikleri dönem içerisinde kimse bir şey demiyordu. Ama PKK’ya yöneldiklerinde, çok hayati gördükleri için PKK’yı, Türkiye’nin bölünmesini çok önemli gördükleri için, PKK’nın varlığının, artarak güçlenerek devamını hayati bir mesele olarak değerlendirdikleri için, hatta ağır silahlarla donatılmaları gerektiğine inandıkları için PKK’ya yönelen IŞİD tehlikesini çok vahim buldular. Ve hemen operasyonlar o dönemde başladı.

AYLİN KOCAMAN: Normalde IŞİD Bağdat’a yürümeye başlamıştı, hiç ilgilenmediler.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ama hayır oldu, Kürt kardeşlerimiz Türkiye’nin gerçek dost olduğunu gördü. Mehmetçiğin gerçek dost olduğunu gördü. Bak, Kürt annelerimiz nasıl huzurlu geliyorlar canlarım? O Kürt çocuklar nasıl huzurla geliyorlar? Çocuklarda haşa bir düşman ülkesi gibi görme diye bir konu yok. Kendi vatanından daha güvenli görüyor. Kendi kaldığı yerden,  vatanı demeyeyim de kendi toprağı, neyse, köyü diyelim, daha güvenli görüyor. Mehmetçiğin nuru var. Mesela hangi ülkeye giderse gitsin tedirgin olurlar. Ama o Türkiye’ye geldi mi “oh” diyorlar. Gayet rahat oluyorlar, maşaAllah.

Sanatçı ortada yok, ben anlamadım. Dikkatinizi çekiyor mu sizin? Bizim çocukluğumuzda sanatçıdan geçilmezdi. Kanallarda falan her yerde sanatçılar olurdu. Ne oldu böyle? Ben anlamadım. Sanatçılara çök önem veren özel bir devlet politikası gerekir, sanatçıları kollayan.

Fikret Bey dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Sayın Davutoğlu ailesiyle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın evine bayram ziyaretine gitti. İki saatlik bir görüşme oldu. Başbakan Davutoğlu Anadolu kültürüne uygun olarak misafir terlikleri giyerek evde oturdu ve o şekilde poz verdi. Ziyaretten bir de fotoğraf var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ne sevimli insan hayret, çok temiz ahlaklı maşaAllah.

Benim hoşuma giden; çok eziliyordu Müslüman dindarlar, şu an çok huzurlu, rahat yaşıyorlar. İşte bak, Cumhurbaşkanı eşi başı kapalı, Başbakan’ın eşi kapalı kimse de laf-söz edemiyor. Ben başörtüsünü savunmuyorum. Benim inancımda çarşaf vardır, başörtüsü diye bir hüküm yok. Ama belki çarşaf niyetine de örtüyor olabilir annelerimiz, o ayrı mesele. Fakat çok eziliyorlardı ben görüyordum ve çok vicdan azabı duyuyordum. Şu an bayağı huzurlular, saygınlar. O yönüyle çok iyi oldu. Vicdan azabı çekeceğimiz bir ortam kalmadı. Ama tabii en ziyade de dekolte hanımlara saygıyı da aynı ayarda tutmak lazım. Dengeyi çok iyi tutmak lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Davutoğlu bayram sabahı ilk olarak Süleyman Şah Türbesi’nde bekleyen askerleri arayarak onlarla bayramlaştığını söyledi. “Bizler için kendi bayramlarını feda eden kahramanları unutmayız. Kendi ailemle bayramlaşmadan bizim tarihimizin ve vatanımızın bekçiliğini yapmak için her türlü riski göze alan o kahraman askerlerimizi aradım ve hepinizin selamını ilettim” dedi.

ADNAN OKTAR: Süleyman Şah Türbesi ne kadar güzel yerde. Bana havadan resmini gösterdiler, böyle yarım ada gibi güzel bir yer. Orada kimse bizim askerimize yanlış yamuk yapamaz. Öyle bir şey olmaz. Öyle bir şey hissetsek hafazenAllah, hafazenAllah, hafazenAllah. Öyle bir şeye kimse müsaade etmez.

AYLİN KOCAMAN: Siz PKK’nın provokasyonuna yönelik dikkatli olunmasını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Ona çok dikkat etmek lazım. Roket atabilir, havan topu atabilir yahut uzun menzilli silahla atış yapabilir. Zaten askerimiz biliyor. Tecrübeliler, bilirler. Ona göre de tedbirlerini almış durumdalar. Ama yine de biz usulen, hükmen bildiriyoruz.

Anadolu’da eskiden çok fazla varmış telli turna. Şimdi çok çok az. O zaman ulaşım da yok. Uçak yok. Araba yok. İşte gençler bir yere gittiklerinde gurbete gitmiş oluyorlar, sılaya. Hep böyle onda bir acı ifadesi olur. Gurbette. Gurbet adı üstündedir. Yani memnuniyetsiz bir ifadedir gurbet. “Gezmeye gittim” falan diyemez. “Tatile gittim” falan diyemez. Sıla-i Rahim, sıla yine bir derece sılaya gittim. Ama Rahim yakınları ziyaret, sıla-i Rahim. Vaciptir, İslam inancında yakın akrabayı ziyaret, sıla-i Rahim. Yani sünnet-i müekkede, müekked sünnettir ve doğru bir müekked sünnet, yani uydurma değil çünkü Kuran’a uygun. O turnalarla haber götüreceklerine inanmışlar. Öyle tatlı bir hayal içinde olmuşlar. Mesela turnaya söylüyor. “Git” diyor “yârime selam et” diyor. Turna da tabii kuş kuş sevimli sevimli bakıyor ona.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç resim vardı Hocam.

ADNAN OKTAR: Baksana şekerliğe. Buna sarılıp yatacaksın. Şeker bal, bir de mis gibi kokuyorlar. Acayip temiz oluyorlar. Ama saftiriklik hat safhada oluyor.

Mehdiyet’in dışında yol yok. Kimseyi dinlemezler. Hiçbir âlimi, hiçbir hocayı dinlemezler Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında. Adam diyor ki “yok yok öyle olur.” Kardeşim, kapına dayandı bela, daha hala inanmıyor musun bana? Burnunun dibine dayandı bela, daha hala inanmıyor sözüme. İnanmıyorsan, inanacağın gün gelecek sana söyleyeyim. Birkaç yıla kadar. Ben sana temiz bir üç yıl diyeyim de. 15-16-17’den sonra olay başlıyor. 17-18-19, 21’de dümdüz, Ankara asfaltı gibi yani Allah’ın izniyle. 2023’te zaten devlet söylüyor. Başbakan söylüyor. Cumhurbaşkanı söylüyor. 2023 tarihini verdiler. 2071’de de kâmil anlamda dünyaya hâkim olmuş oluyor. Bitiyor. İsa Mesih (a.s) o yılları göremeyebilir. Göremeyecek. 2071’leri göremez. Hz. Mehdi (a.s) da görmez. Hz. Mehdi (a.s) ile İsa Mesih (a.s)’a nasip olmayacak. Son, dünya hâkimiyeti son yılları 2071’ler. Bitiştir yani 2071 zafer değildir. 2071 bitiştir. 2023 en yükselme noktasıdır. Yani mükemmelliğe geçişin, en yüksek noktası. 2071’ler de bitiş noktasıdır. Yani hükümet 2071’i verdi ama bitiş tarihi olarak anlayın. 2081’lerde falan bir şey kalmaz zaten. Yani 71-81, o kadar. Sonra firavunun, deccalın kat kat daha azgınları dünyayı sarmaya başlayacak. Yani firavun görse şaşırır adamları. Deccal görse şaşırır. Nemrut görse şaşırır. Her biri ayrı bir nemrut olacak. Her biri ayrı bir deccal olacak. Dünya cehenneme dönecek adeta. Yaşanmayacak hale gelecek. 2043’ler gibi, 1543 gibi Bediüzzaman Hazretleri söylüyor, Said Nursi. 1543 gibi, 1545’e kadar akıl almaz bir felaket, “1545 gibi” diyor artık “Kuran’dan harf kalmıyor.” Kuran’ın manası da göğe çekiliyor ilk defa. Kuran’ın yazısı kalmıyor. Cismi kalmıyor. Cisim olarak kalmıyor Kuran. Ama 1545 gibi Kuran’ın manası da göğe çekiliyor. Yani Kuran yere indirilmişti ya yeryüzüne, yeniden göğe alınıyor Kuran. Görevi bittiği için. “Dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın göğe ref edilmesiyle dünya aklını kaybeder” diyor Bediüzzaman. “Divane olur” diyor. “İntizamsız hareketlerle kafasını başka seyyarelere” vurur. “Ve izni ilahi ile bu müsademe sonucunda kıyamet kopar” diyor. O ona, o ona. Yeniden kâinat bir daha kuruluyor yeni bir boyutta, yeni bir sistemle.

İsa Mesih (a.s) geldiğinde anne baba yok. Hiçbir akrabası yok. Hiç kimseyi tanımaz. Ve Aramice’den başka da dil bilmez. Arami dilini biliyor geldiğinde. Sonradan öğrenecektir. İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça, Türkçe. Bak, Türkçe’yi altını çizerek söyleyeyim. Türkçe’yi de bilecek İsa Mesih (a.s). Müthiş keskin bir zekâya sahiptir peygamberlerde olan. Mesela tek bir kere okumayla su gibi ezberler. Mesela açıyor Kuran’ın sayfasını bakar, biz okuyoruz ya Kuran’ı, okuduğunda o fotoğraf gibi kafasında kalır. Fotoğraf gibi. Bizde öyle bir şey yok. Onda peygamber hafızası var. Fotoğraf gibi kalır. Onun için yabancı dilleri su gibi bilecek. İngilizce, Fransızca, Almanca. Hem aksanlı, mükemmel. Türkçe’yi bakın, göreceksiniz. Şakır şakır, aksanında en ufak bir şey fark edemezsiniz. Mükemmel, gayet güzel bir Türkçe’yle konuştuğunu göreceksiniz inşaAllah. Ayasofya, Kudüs, Mescid-i Aksa, Mekke, Medine her yerde beraberler. Hz. Mehdi (a.s)’ın yaşlılığı dönemine gelir. Ama yaşlı derken genç yaşta olacak Hz. Mehdi (a.s). Delikanlı olur. Vefatı da genç vefat edecek. Öyle düşkün vefat etmeyecek. “Vasıtasındayken” diyor. “Feceten.” Detay vermiş Peygamberimiz (s.a.v.). Bak, hiçbir insan için bu kadar detay vermiyor. Ölümünün şekline kadar detay vermiş. “Feceten”, “aniden ölür” diyor. Uzun bir yatak ölümü yok Hz. Mehdi (a.s)’da. Allah vermesin zordur mesela öyle bir ölüm. “Ani bir ölümle ölür” diyor feceten. İsa Mesih (a.s) da öyle. Mesela Hz. Mehdi (a.s) evlenmiyor ama İsa Mesih (a.s)’ı evlendiriyor Hz. Mehdi (a.s). O da çok acayip. Kendi niye evlenmiyor, İsa Mesih (a.s)’ı niye evlendiriyor? O da bir hikmet. Hiç evlenmediği için İsa Mesih (a.s), bir de utangaçtır İsa (a.s). Yani böyle biraz çekingen mizaçlıdır. Utangaç olduğu için herhalde Hz. Mehdi (a.s) çok mükemmel bir genç kızla evlendirecek. Öyle anlaşılıyor inşaAllah.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bu yıl CHP’den sadece Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt hacca giden kişi oldu. Öğüt açıklamasında “hacca gitmeden önce genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ettim. Hac farzını yerine getirmek istediğimi söyledim. Çok sevindi. “Ben de daha önce umreye gitmiştim. Mutlaka gitmelisiniz” sözleriyle beni teşvik etti. Ben şu anda burada bulunuyorsam Genel Başkanımız’ın bu teşvikinin büyük katkısı var” dedi.

ADNAN OKTAR: Kılıçdaroğlu seyit bir kere, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan, şecereli, sağlam seyittir. Alevi’nin hasıdır. Gerçek Alevi’dir. Olgundur, kibardır, saygılıdır, nezaketlidir, şefkatlidir, vatanseverdir. Allah’ına, Kitap’ına bağlı bir insandır. Kalben çok sevdiğimiz bir insan, güvenilir bir insandır. Ben CHP’yi iktidara taşıyacağına inanıyorum ama rahat bırakırlarsa. Ama ikide bir karşısına dikilip “al sana yeni bir başkan adayı” derlerse, böyle olmaz. Ama ona bırakırlarsa, onun kadrosuna bırakırlarsa CHP’yi iktidar eder. Ben onun dindarlığına, samimiyetine inanıyorum. Ama bir nefes aldırsınlar. Çok zorluyorlar, çok.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Pazartesi günü A9 TV’de saat 20:00’de “Hayata Dair” programı var. Konuğumuz Gazeteci Yazar Sayın Fadime Özkan.

ADNAN OKTAR: Hoş gelmiş, sefa gelmiş, lütfetmiş, şeref vermiş. Müstefil oluruz inşaAllah. Müstefil oluruz inşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Hüseyin Avni Mutlu Hocamız Twitter hesabında sık sıkkader, ölüm, sevgi” ile ilgili sözler paylaşıyor.

ADNAN OKTAR: O çok mübarek bir insan.

BÜLENT SEZGİN: Bugün de Necip Fazıl’ın “affedin affedilirsiniz, yoksa rahmetten kesilirsiniz” sözünü paylaşmış. Ayrıca Yahya Kemal Beyatlı’nın “hiç şaşmayan bir saat gibi işler durur kader. Bir gün saat çalar çok uzaktan gelir haber” şiirini paylaşmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Hiç kimse bizim sabrımızı denemeye kalkmayacak. Türk Devleti’nin, Türk milletinin sabrını denemeye kalkmayacak. Devlet yıkmaya kalkmak çok çok büyük bir suçtur. Türk Osmanlı geleneğinde devlet yıkmaya kalktı mı bir adam, bir topluluk, devlet çok yırtıcı olur. Tahmin edilemeyecek derecede yırtıcı olur. Birçok şeye ses çıkarmaz ama devlet yıkmada çok yırtıcı olur. Ben ilgili arkadaşlara, birimlere bildireyim de ona göre ayaklarını denk alsınlar. Zaten ne demek istediğimi bütün açıklığıyla görüyorlar. Hiç kimse densizlik yapmaya kalkmasın. Bölmek, yıkmak aklının ucundan dahi geçirmeyecek kimse. Tamam, onun dışında ne yapıyorsa yapsınlar.

Orada burada bu yabancı yazarlar şunlar bunlar, ağızlarını bozup IŞİD’in kitle halinde katledilmesini, havadan bombalanmasını istiyor. Bu cinayettir. Bazı bunlara şirin görünmek isteyen, kendini beğendirtmek isteyen, ezik olan, İngiliz, Amerikan hayranı olan ama bak ezik olan tipler de bu korkunç teklifin savunucusu oluyor. Bakın, direkt katil olur. Azmettirici olduğunu ilan ediyor. Mesela azmettirmekten adam yakalanıyor, müebbet hapis alıyor. Azmettiren nasıl konuşuyor? Diyor ki iki kelime diyor “git şunu vur” bu kadar, başka bir şey değil. Bak “git şunu vur.” Sen ne diyorsun? “Git şunu vur” diyorsun. Aynısını yapıyorsun. Git şunu vur dediğinde azmettirici katil olmuş olursun. “Bir kişiyi öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir” diyor Cenab-ı Allah.

Orada “git bombala” deyince onlar da gidiyor annelerimi, kız kardeşlerimi, çocukları bombalıyor. IŞİD kendini bombalatmaz, bir kere onu söyleyeyim. Jet uçağı yeri göğü inletiyor. Adam durur mu binanın içerisinde, arazi varken niçin binanın içinde dursun? Binanın içinde kim duruyor? Anneler duruyor, çocuklar duruyor, yaşlılar duruyor. Gidip onları öldürüyorsun, şehit ediyorsun. Velev ki bak tekrar diyorum, onlar dahi olsa binanın içinde öldüremezsin. Yargılaman lazım. Yargılaman lazım. Kim suçlu, suçsuz ayırt edeceksin. Olur mu öyle şey? Toptan katliam, nerede görülmüş böyle bir şey? Ve fikre de hiçbir şekilde yanaşmıyorsun. Sevgiye hiçbir şekilde yanaşmıyorsun. Olmaz öyle şey. Fikrin yok zaten. Diyor “fikri olanlar anlatsın.” Oluyor mu öyle şey? Sen gelip rica edeceksin. Gelip rica edeceksin.

NTV’de haberlerin metin yazarlığını yapan Suna Anaç isimli bir hanım var. Bu çok değerli bir hanım. Çırağan’daki iftarımıza da gelmişti. O iftardan resimler var onları görebiliyor muyum?

BÜLENT SEZGİN: Tabii.

ADNAN OKTAR: Çok değerli bir kardeşimiz. Allah ömrünü uzun etsin. Sağlık, sıhhat versin.

AYLİN KOCAMAN: Sevgisi çok güzel.

ADNAN OKTAR: Sevgisi çok güzel, saygısı çok güzel. Yanında da herhalde akrabaları, tanıdıkları, kardeşleri onlarla beraber beş kişiy gelmişlerdi. Hepsine saygılarımızı, sevgilerimizi ifade ediyoruz. Çok değerli bir insan. Bilinmesinde fayda var. Sevdiğimiz, beğendiğimiz, değer verdiğimiz bir insan.

“Günün yirmi dört saatinin on saati PKK karşıtı videoların döndüğü bir kanalda Dersimli Kılıçdaroğlu nasıl savunulabilir?” Dersimli olması onun delikanlı olduğunu gösterir. Nasıl Karslı Ahmet, Ankaralı Mehmet varsa, o da Dersim’in delikanlısı, koç yiğidi. İftihar edilecek bir güzellik. Niye savunmayalım? Seyit, mübarek, muhterem bir insan. Niye rahatsız oldun ki?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Suriye’den gelen misafirlerimiz bayram namazında “inşaAllah bundan sonraki bayramları Türk halkıyla Arafat Dağı’nda birlikte geçiririz” diye dua etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Fikret sende bilgi bitmiyor maşaAllah, dinliyorum,

KARTAL GÖKTAN: New York Times Gazetesi, Suudi rejiminin Kabe’nin ruhani atmosferini yok ettiğini, haccın da ruhani bir yolculuk olmaktan çıkıp bir çeşit turistik faaliyete döndüğünü, çevresinde bulunan çok lüks mağazalar nedeniyle ticari bir amaca hitap etmeye başladığını söyleyen bir yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: Doğru. Mehdiyet devrine kadar da öyle olacak. Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde o binaların şekli şemaili hepsi düzelir. Şimdi binaların içinde yok ettiler Kabe’yi. Bakan Kabe’yi göremiyor. Daire şeklinde gökdelenlerle Kabe’yi yok ettiler. Hayret edilecek bir cesaretle bunu yaptılar, çirkin bir cesaretle.

BÜLENT SEZGİN: “Adnan Oktar’la Sohbetler” programımızın bu akşam sonuna geldik. Yarın yine görüşmek üzere hoşçakalın. 

Masaüstü Görünümü