Harun Yahya

Sohbetler (7 Ekim 2014; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk sefalar bulduk.

Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, İstanbul’da IŞİD,’i protesto etmek isteyen gruplar, Kadıköy, Gazi Mahallesi, Bağcılar, Dolapdere ve Esenyurt’ta ortalığı savaş alanına çevirdi. Bazı yerlerde polise ateş açıldı. Ayrıca Siirt, Cizre, Mardin ve Şırnak’ta yollar kapatıldı. PKK yandaşları Molotoflarla ve taşlarla bankalara ve devlet binalarına, okullara, araçlara saldırdılar, yağmaladılar. 5 ilde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Van’da Kızılay binası önünde 2 kan verme aracı tamamen yakılarak kül oldu. Olaylarda bir gösterici başına gaz fişeği isabet ettiği için öldü. 5’i polis 8 kişi de ağır yaralandı.

ADNAN OKTAR: İşte bir aşamadan geçiyoruz. Küfür hiç bir zaman için güçlü olmuyor ve devamı da olmaz. Mesela deccallar en fazla 40 yıldır. Hadiste de geçer mesela Firavun da olsun, Nemrut da olsun, hadiste de var, “deccalların ömrü 40 yıldır” diyor, fazla olmaz. Mesela İslam 1400 yıldan beri dimdik ayakta ama bak kaç deccal düşüncesi geçmiş, fikri geçmiş Resulullah (s.a.v)’den itibaren hepsi tarih olmuş. Kaç çeşit deccaliyet hareketi oldu, bir tane, iki tane, on tane değil, hepsi eriyip gitmiştir. PKK da bir deccal hareketidir, deccaliyet hareketidir, eriyip gidecektir. Helakıyla yaratılır deccaliyet. Deccaliyet yaratıldığında, mutlaka helak olmuş olarak yaratılır. Kaderi öyledir deccaliyetin. Devam edecek şekilde yaratılmaz. Doğumu ve ölümü beraber yaratılır. Şimdi deccaliyetin sekerat, ölüm halini seyrediyoruz. PKK’nın sonu geldi, bitti. Debelenme ondan. Adam diyor ki, işte gidelim Kobani’ye, Türk askeri gitsin yerle bir etsin. Sen git. Türk askerini sen savaşın içerisine sokarsan, bu milleti mahvetmiş olursun. PKK’nın derdi Türkiye’yi savaşa sokmak. Bir şekilde savaşa sokmak istiyor-ki, işi kolay olsun. Türkiye savaşa girmeyecek. Bizim savaşla işimiz yok, Kobani’yle de işimiz yok. Kobani’ye girecekse, Birleşmiş Miletler’i çağırmışlar, Birleşmiş Milletler diyor ki “Türkiye girsin.” Dalga mı geçiyorsunuz siz? Senin işinin gücünün adı ne? Kendin git. Yok diyor bizim askerimizin canı tatlı. Türk askerinin canı kat kat tatlı. Amerikan askeri gitmeye korkuyor, NATO askeri gitmeye korkuyor. Türk askeri gidecekmiş. PKK’lı da korkuyor gitmeye. Bak Cemil Bayık diyor; “Ben mağaradan çıkmam” diyor. Ama Türkiye’nin şehirlerinin içinde Şırnak’ta, Van’da, Diyarbakır’da polise taş atmak, yangın çıkartmak, otobüs yakmak bunlar kolay. Bunda bir engel yok. Bunu İran’da yapamazlar. İran’da yapıldığında, İran gereğini yapar ve yaptı, daha önce de yaptı. Ama Türkiye’nin mülayim tavrından dolayı bu tip olayları yine yaparlar ve yapmaya da devam ederler. Akıl almaz bir şımarma var. Türk askerinin Kobani’de ne işi var? NATO gitmiyor, Amerikan askeri gitmiyor, Avrupa askeri gitmiyor. Avrupa destekliyordu PKK’yı, gelmiyorlar. NATO yine Avrupa ülkelerinin içinde bulunduğu bir topluluk, gitmiyorlar, korkuyor adamlar. Amerikan askeri tir tir titriyor, hiçbir şekilde gitmek istemiyor. “Türk askeri gitsin sizi destekleyelim” diyor. Alay ediyorsunuz. Türk askerinin ne işi var orada? Şöyle olur; PKK tamamen çekilir, Kobani’yi tamamen boşaltır, bölgeyi tamamen boşaltır, o zaman Kobani’yi biz güvenli bölge olarak, garantör olarak değerlendiririz. O zaman Kobani’ye deriz biz; “arkadaşım burada Kürt kardeşlerimiz var, şu an burada PKK’lı kalmadı, PYD’li şu bu kalmadı, hiçbirini bırakmadık, halk dindar, ondan sonra biz de güvence vereceğiz” bu olur. Ama git, IŞİD’le çatış bilmem ne, bu olmaz. Hem Türk askeri şehit olacak, hem IŞİD’lileri vuracaksın, millete güldürmeye hiç niyetimiz yok. Bu PKK’nın işine yarar. Bu tip bir çatışma PKK’nın işine yarar. Bu tip bir savaş onun işine yarar. Böyle bir şeye girmeyeceğiz ve girmeyiz. Ama oradan tamamen kaybolup giderlerse, Kobani’de güvenliği sağlarız, bunu yaparız. Kobani ve o bölgedeki bütün Kürt kardeşlerimizi. Ama PYD, PKK adım atmayacak, tamamı gidecek, o şartla olur. Hem PKK duracak, hem PKK’yı silahlandıracaksın, hem de IŞİD’le çatışacaksın, o da seni vuracak bu sefer. PKK da seni vuracak. Türk askerini vurur o orada. Zaten Türk askeriyle çatışıyor, hazır yanına gelmiş, orada yine onu da vuracaktır.

Türkiye’yi savaşa sokmaya çalışıyorlar. PKK’nın Güneydoğu’da yaptığı çılgınlıkların nedeni de bu; kargaşa meydana getirip, bir şekilde oranın karmakarışık olması, Kürt kardeşlerimizin de savaşın içine girmesi, sel gibi kan akması, bir karmaşa ortamı istiyor Amerika. Türkiye’yi savaşa sokturmayız, olay çıkarttırmayız. Dindar aklı başında Kürt kardeşlerimiz hepsi evinde otursunlar. Hiçbiri kargaşaya girmesin. Buna da yapıcı kargaşa teorisi diyorlar, biliyorsunuz değil mi? Yapıcı kargaşa teorisi. Şimdi Güneydoğu’da bunu istiyorlar, bir kargaşa olursa, arkası çok iyi gelecek diye. İyi gelmez, çok fazla katliam olur Allah vermesin. Onun için Kürt kardeşlerimiz aklı başında insanlar. Çocuğu dışarıda olanlar çocuğu eve alsınlar. Babası dışarıdaysa babasını eve alsın. Resulullah (s.a.v) diyor; “Fitne zamanında en güzel tavır, evde oturmaktır” diyor. “Evlerini yuva yapmaktır.” Yani evini karargah yapmaktır. Dua etsinler ama en isabetli tavır evine çekilmektir. Sokakta adam olmaz. Kargaşa çıkartıp, orada Kürt annelerimiz, Kürt kız kardeşlerimiz onların hepsini şehit edip, ortalığı kan gölüne çevirmek istiyorlar. Buna kimse müsaade etmez. Bir de bak, bundan bir fayda umuyor. Bir kere bundan bir fayda çıkmaz, sadece zarar çıkar. Ne fayda çıkacak?

Birincisi, Kuran’ın Allah’ın güvencesi, küfür abad olmuyor. Küfür mutlaka yeniliyor. Şimdi PKK’nın son dönemindeyiz. O zaten 40 yılını doldurdu, son dönemindeyiz. Kürt kardeşlerimize de gözleri aydın olsun diyoruz. PKK belasından bu önümüzdeki aylarda tamamen kurtulmuş olacaklar, yani bu konu bitmiş olacak.

Ama mutedil olmak, sakin olmak çok önemli. Kargaşadan kaçınsınlar. Herkes evine. Annesi dışarıda olan, annesini içeri alsın. Oğlu dışarıda olan, oğlunu içeri alsın, kapısını kapatsın, vursun kafasını yatsın. Sakın bağırtı, çağırtı kargaşa falan Kürt kardeşlerimizi ekonomik yönden çökertir. Kan kaybına neden olur, can kaybına neden olur, sıkıntıya neden olur, strese neden olur, başka da hiçbir faydası olmaz. Bir avuç Evanjelik, kendi kendilerine böyle teoriler geliştiriyorlar, bunu da Ortadoğu’da uyguluyorlar. Çünkü Ortadoğu halklarını bunlar, haşa böyle denek gibi görüyorlar. “Çok kolay yönlendirilmeleri, sokağa dökmek bizim için çok kolay” diyorlar. Hakikaten de çok rahat dökebiliyorlar. Mesela Mısır’da şu an istesin, Mısır halkını çok rahat sokağa dökebilir. Ama öbür ülkelerde olmuyor, mesela Danimarka, Norveç’te ikna edemezsin. CFR orada bir çalışma yapsa başarılı olmuyor ama Ortadoğu’da oluyor. Pakistan’da falan. Daha ziyade az okumuş, ezik, kültürü yeterli olmayan topluluklarda ayaklandırma, hareketlendirme çok kolay oluyor. Adam sonunu düşünmüyor. Kalabalığı gördü mü coşuyor. Kalabalığın öyle bir psikolojik etkisi var. Vahşileştiriyor mesela bazı insanları. Normal makul bir insan bir anda dengesiz bir insan olabiliyor kalabalığın içinde, birden saldırganlaşabiliyor. Ama tekken çok makul ve dengeli oluyor.

Bir etiket yapalım “barış ve itidal vakti” diye, onu hem İngilizce, hem Türkçe yapalım.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bildiğiniz gibi PKK, HDP ve BDP, Türkiye’nin Kobani halkına yalnız bıraktığını iddia ediyorlar ama bu iddia doğru değil. Oradaki yaralananlar Türkiye’de tedavi ediliyor. Sınırdan Kürt kardeşlerimiz içeri alınıyor, oraya insani yardım gönderiliyor. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bu komünist gruplar yaygara koparmak için ve Türkiye’nin PYD’ye silah göndermesi için böyle bir şiddet üslubu kullanıyor olabilirler.

ADNAN OKTAR: PYD’ye silah verilir mi? Türk askerine karşı kullanıyorlar zaten. Bu ne kadar anormal bir teklif. Adam seni öldürmek için bekliyor. Sen diyeceksin ki, “sen o silahla öldürme de ben sana daha gelişmişini vereyim onunla beni öldür.” Olur mu böyle şey? Mantıksızlığı bıraksınlar. Bir de Türk askerinin gidip IŞİD’le çatışması diye bir konu olmaz. NATO yanaşmıyor, Amerika yanaşmıyor, Avrupa askeri yanaşmıyor Türk askeri niçin gitsin? PKK da gitmiyor, “biz mağaralarda duruyoruz, mağaraya göre ayarlıyız, bizim hayat alanımız mağara” diyor. Bu kadar kabadayılık yapıyorsunuz, şöyle asarım, böyle keserim diyorsunuz. Git de yap bakalım ne oluyor. “Bizi Kobani’ye bırakmıyorsunuz” diyor. Hani var ya bazen böyle tipler kavga edemez, “bırakın beni” falan diye bir şey yapar, “tutmayın beni” diye bağırır, millete de tutturur kendini. Normalde sıyrılıp kurtulup rahatça dövüşebilir istese ama “beni bırakmıyorlar ki dövüşeyim” der. Ben bir çok öyle tombik tiplerde falan görmüştüm, korkak tiplerde. Şimdi bunlar da öyle, “tutmayın bizi” diyorlar. Sizi tutan yok. Ama korkaksınız gidemezsiniz, ödün kopar. Zaten PKK’lılar gördüğünde, adamlar felç oluyor. Kadın kılığında hakikaten geziyorlar. Bir taktik olarak bunu uyguluyorlar. Çok mebzul miktarda hakikaten kadın kılığında geziyorlar. Eylemlere öyle katılıyorlar, kadın kılığında katılıyorlar. Adamların böyle bilinç altında bir bozukluk var. Bir acayiplik var ben tam anlayamadım. Bir hastalık var.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, dün gece de PKK’nın çıkardığı olaylar neticesinde, 10 ilde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bazı haber sitelerine göre 15 kişi ölmüş. PKK’lılar, HÜDAPAR üyelerinden 1 kişiyi taşla başını ezerek öldürdükleri ifade ediliyor.

ADNAN OKTAR: İşte ne kadar vahşi ve acımasız olduklarını gösteren bir delil bu. Bak başını taşla ezerek öldürüyorlar. İşte Allah onlara da IŞİD’i musallat etti. Zalimi zalime musallat diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Efkan Ala bir açıklama yaptı: “Şiddete göz yummayacağız, şiddeti devletimiz gereken şekilde durduracaktır” dedi. Yalçın Akdoğan da bir açıklama yaptı: “Kamu düzeninin bozulmasına seyirci kalmayız. Gereken tedbir alınacaktır” dedi. Yarın da olağanüstü güvenlik toplantısı yapılacak.

ADNAN OKTAR: Efkan baba delikanlı aleminin has delikanlılarındandır. Efkan baba o konuda hakikaten tecrübeli bir delikanlı. Güveniyoruz Türk askerine, Türk polisine. Kürt kardeşlerimize mutedil, sevecen insanlar. PKK sokağa dökülür, dökülme desen de dökülür onlar. Ahlaksız adamlar onlar, onlarla baş olmaz. Ama Kürt kardeşlerimiz çocuklarını şunu bunu falan acaba dışarıda ne oluyor diye göndermesinler. Merak edip gitmesinler çünkü gereksiz bir kalabalık oluşuyor. Sadece PKK’lı dışarıda olsun, Türk polisi, Türk askeri gereken ilgi alakayı gösterir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, PKK’lının kadın kılığındaki resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Göster. Bak görüyor musun? Doğru muymuş? Deli Fatma gibi böyle.

“Türk askerinin önünde kimse duramaz” diyor, Mahmut Hoca. Ama ortada yok kendisi. Olmaz, olmaz.

“Havas ve tılsım taşımak günah mıdır?” Nelerle uğraşıyorsunuz Allah aşkına, tılsım. Baya ilginç insanlar var ama zibil gibi, öyle saymakla bitecek gibi değil. Çok aklı başında adam zannediyorsun, “bu ne” diyorsun, koynunda bir şey taşıyor, “bu benim uğur taşım” diyor. “Ben bunu aldıktan sonra işlerim rast gitti” diyor. “Araba kaza yapacaktı, kaza yapmadı” diyor. İşte, “dedemin boyu 4 metre.” Acayip ifadeler, şuuru gitmiş gibi oluyor bazı arkadaşların.

Peygamberimiz (s.a.v), fitne zamanlarında mutlaka, bak; “Kenarda kalan ileri atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan yürüyenden, yürüyen de koşandan hayırlı olduğu için evinizde oturun” diyor. “Fitneye karışmayın. O gün oklarınızı kırın, silahlarınızı ve kılıçlarınızı bırakın.” Coşmaya gerek yok. Sadece facirler, fitneciler sokakta olacak. Onun da gereğine devlet bakar. Ama aklı başında vatanını milletini seven insanlar sokakta olmaz. Ama Allah esirgesin mesela ilaç alması gerekir, onda da polisle iş birliği yapsınlar. “Biz ilaç alacağız, şöyle hastamız var” polis gereğini yapar. Ama bunun dışında dışarı çıkmak, özellikle merak saikıyla çok çok yanlış olur.

Bu kahraman askerimize. Çünkü müthiş bir hareketlilik var. Allah mübarek etsin. Hiçbir zaman için mazlum, mağlup olmaz. Her zaman zalim mağlup olur. “Hizbulgalibin” diyor Allah, Allah hizbi daima galip olandır. “Allah taraftarları daima galip olandır diyor. “Allah sözünden caymaz” diyor. Onun için Allah dostları galip gelecekler. Allah düşmanları mağlup olacaklar.

Bütün olan olaylar, mesela şu an diyorlar ki; “10 ilde sokağa çıkma yasağı var.” Bunun kararı ne zaman verildi biliyor musun? Ta Abdülhamit devrinde, ta Fatih Sultan Mehmet devrinde, daha Hz. Adem (a.s)’ın çamuru karılırken, o karar verilmişti, kaderde. Kaderin dışında bir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: MHP genel olarak yurt çapında herkesi itidale çağırdı. CHP dün Kobani’ye destek için insanları sokağa çağırmıştı ama yarın yapacakları mitingi iptal ettiklerini duyurdular.

ADNAN OKTAR: Kobani diye bir şey kalmadı, IŞİD’in kontrolüne geçti. Zulüm ekenler, zulüm biçtiler. Fırtına ekenler, fırtına biçiyorlar. Gece gündüz her zaman söylüyoruz; sevgiyle, şefkatle merhametle yaklaşmak, ilimle, irfanla yaklaşmak lazım diyoruz, “yok” diyorlar. “Biz komünist yöntemlerle bu işi çok iyi hallederiz.” Bak buyurun. Sen zulmü öğretirsen, adam da zulmü uygular. Merhameti öğret, aklı öğret, konuşmayı öğret, ikna metotları öğret, bilimsel delil öğret, hepsinin üstünde sevgiyi öğret, Allah korkusunu, Allah sevgisini.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yabancı basında yayınlanan yeni makaleleriniz şu şekilde; Tunus’ta Arapça olarak basılan Damir Gazetesi’nde sizin “Irak’ta birlik olma dönemi” başlıklı makaleniz yayınlandı. ABD’de yayınlanan NewsRescue haber sitesinde “Rusya’yı yalnızlaştırmak dünya barışı için tehlikeli politika” isimli yazınız yer aldı. Bangladeş’te Weekly Blitz haber sitesinde “Ferguson’daki gösteriler Amerika’ya neyi anlatıyor?” isimli makaleniz yayınlandı. NationalYemen Gazetesi ve onun haber sitesinde yayınlanan; “Yemen’de kalıcı bir barışın sağlanması için zihniyetlerin değişmesi gerekli” başlıklı yazınızda, eğitimin öneminden bahsedip, hurafelerin uzaklaşarak, Kuran’da anlatılan dine uymak gerektiğini anlatıyorsunuz. Güneybatı Afrika’nın büyük ülkelerinden Namibya’da hükümetin İngilizce olarak bastırdığı günlük gazete New Era’da “yayılan terör nasıl durdurulabilir?” isimli yazınız yer aldı. Malezya’da basılan Harakahdaily Gazetesi ve onun internet sitesinde kurban bayramıyla ilgili yazınız yer aldı. Arab News ve internet sitesinde “Ortadoğu’nun sükuneti için güvenli bölge şart” başlıklı makaleniz yayınlandı. Son olarak Amerika merkezli Aila Dergisi’nde “çocuklarımıza imanı aşılamak” isimli yazınız yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu metot olarak, makbul olan doğru olan metottur. Yazarsın, anlatırsın, konuşursun, takdiri insanlara bırakırsın. Öbürü ne yapıyor? Ümüğüne çöküyor, gırtlağına çöküyor. “Kabul ediyor musun, etmiyor musun?” Ettiğini farz edelim, ne işine yarayacak? Dürüst bir kabul etmem mi değil. Münafıkane bir kabul etme. Böyle bir aptallık olur mu? Mesela PKK’nın ahmaklığı. Sen Kürt kardeşlerime, Kürt canlarıma elinde silahla zorla komünizmi dayatıyorsun. Canını kurtarmak için, o da sana bir şey demiyor. Ama Allah belanı veriyor bak, başka bir yerden Allah belanı veriyor. Umuyor muydun? Ummuyorsun. Bela nasıl yaklaştı? Yavaş yavaş. Hiç ummadığın bir yerden seni sardı mı? Sardı. Allah ne diyor: “Hiç ummadıkları bir yerden yavaş yavaş onları sararım ve ani kıstırırım. Benim kıstırmam nasılmış?” diyor. Belalarını aradılar. Belalarını Allah onlara getirdi.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, “barış ve itidal vakti” etiketimiz şu an 3 numarada.

ADNAN OKTAR: Evet, güzel. Sevgi, akıl, itidal. Kürt kardeşlerimiz çok mutedil insanlardır. Dengeli tutarlı insanlardır. Böyle akılsız şeylere prim vermezler. Mesela eniştesi dışarıdaysa, enişte içeri gel. Oğlu dışarıdaysa, “oğlum tehlikeli, bu vatan millet hepimizin, böyle metot olma gel içeri otur.” Kargaşa kalkıncaya kadar otursunlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın sonuna geldik, yarın yine görüşmek üzere hoşçakalın.

Masaüstü Görünümü