Harun Yahya

Sohbetler (8 Ekim 2014; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır, Batman gibi kentlerde IŞİD’in Kobani kuşatmasını protesto eden gruplar, IŞİD ve Hizbullah yanlısı gruplarla karşı karşıya geldi. Yirmi bir kişi hayatını kaybederken altı ilde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

ADNAN OKTAR: Türk devleti Avrupai bir devlet. Avrupa’ya da bunu gösterdi. Sokak gösterileri oluyor, işte gaz sıkıyorlar falan, kalkanla falan polis kendini koruyor ses çıkartmıyorlar. Özellikle Güneydoğu’da bu olgun tavrımızı gösterdik. Adamlar taş atıyor kimse ses çıkartmıyor. Bunlar zannediyor ki böyle hayat mücadelesi, bu tip kavgalar bu tarzda olur. IŞİD’i de böyle zannettiler. Ona giderler taş atarlar, ondan sonra bağırırlar. Halbuki IŞİD bunları gördüğünde zaten tavuk görmüş tilki gibi üstlerine çöküyor, konuşturmuyor dahi. Baktılar onlarla olacak gibi değil, dediler “biz bunlarla baş edemeyiz, o zaman Türk ordusu, Türk polisi kolayda, olgunlar da zaten, ses de çıkartmıyorlar, onlara bağırıp çağıralım bari” diyorlar. “Taş atalım, Molotof atalım” diyorlar. Lafı uzatmaya gerek yok. Eğer kabadayıysalar, delikanlıysalar IŞİD onları bekliyor, iflahlarını keser. Eğer olgun nezaketli adam olacaklarsa Türk devletine itaat etsinler, saygılı normal vatandaş olarak görevlerini yerine getirsinler. Birçok belediyeyi BDP aldı zaten. Oraları bir imar etsinler, güzelleştirsinler. Habire yıkmak, habire yıkmak. PKK’nın kırk yıllık ömrü doldu. Hadislerde diyor, “Deccalın ömrü kırk yıldır” diyor. Ömrü dolduğu için Allah o kavmin helak hükmünü verdi. Yani Hz. Hızır ( a.s) verir o hükmü. Bir kavmin helakına hüküm verildiğinde bilin ki onu Hz. Hızır (a.s) deruhte etmiştir. Kırk yıllık ömürleri doldu. Dolayısıyla PKK kavmi kaldırılıyor. Kürt kardeşlerimiz aziz ve ali olacaklardır, değerleri bilinecektir, onlar mutlu ve huzur içinde yaşayacaktır. Ama Allahsız, Kitap’sız, dinsiz, imansız PKK kavmi artık tarih oldu. Nasıl Nemrut kavmi, Firavun kavmi tarih olduysa artık onlar da tarih oldular.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mehmet Barlas; “Şu anda uluslararası konjonktürün ahlak ve hukuk dışı dengeleri Irak’a da, Suriye’ye de kalıcı ve barışçı bir çözüme izin vermiyor. Buna karşı Türkiye bu coğrafyada hem güvenliğini, hem de demokrasisini korumak ve hem de iç barışını kalıcı bir hale getirmek için çözüm üreten mucize bir ülke konumunda” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Niye acaba? Bunu düşünüyor mu acaba? Niye Mısır’da bu yok, niye Ürdün’de yok? Alim hocaysa kaynıyor oralarda, Türkiye’nin yüz misli. Dindarlık desen yine aynı şekilde. Halk dindar, hepsi beş vakit namazında. Türkiye’de biri var da ondan. Olayın asıl nedeni bu. Ahir zaman şahsı neredeyse o ülkeye bereket gelir. O ülke bereketin dışında belalardan mahfuz olur, büyük felaketlerden mahfuz olur. Şu an Mehdiyet’in bereketini yaşıyor Türkiye, maddi manevi. Bunu bilsinler. Bilmeyenler de yakında bilecekler acele etmezlerse. Acele edenler de bilecek, acele etmeyenler de bilecekler.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, PKK’lılar Said Nursi Külliyesi’ni yakmışlar. Onun fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Mesela bu, PKK’nın helak olduğunun bir alameti. Bu azgınlık normal değil. Bu millet dindar, milletin diniyle imanıyla uğraşmayı bırakacaklar. Dindar olan herkesi bağrına basar bizim millet. Ne şekilde olursa olsun dindar oldu mu sever. Dinine saldıranı hiç sevmez. Dinine soğuk bakanı hiç sevmez. İster siyasi parti olsun, ister şahıs olsun mümkün değil, bu millete sevdiremezsin. Haklılar, iki günlük dünya, ahiret olduğu belli. Allah’ın varlığı apaçık görülüyor. Adam sana niye yaklaşsın kardeşim? Sen var olan Allah’a haşa hakaret ediyorsun varlığını açıkça gördüğün halde. Oturuyorlar namazla ilgili alay ediyor güya. Sen demek ki namaza inanıyorsun bilinçaltında, sen işi gücü bırakıp namazla alay etmezsin. Vicdanını bastırmaya çalışıyorsun. Vicdanın seni sıkıyor, onu alayla bastırmaya çalışıyorsun.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Murat Yetkin’e verdiği röportajda şunları belirtti: “Türkiye’yi savaş ortamına çekmek isteyenler var, bu oyuna gelinmemeli. Türk askerinin de böyle düşündüğüne inanıyorum. Allah Türkiye’yi savaştan korusun. IŞİD militanları Türkiye’de tedavi ediliyor. İnsanlık bakımından tedaviyi yapacaksınız elbette. Ama sonra o militanın tekrar savaşması için geri gitmesine izin vermeyeceksiniz, alıkoyacaksınız, gerekiyorsa tutuklayacaksınız. Geri göndermek yardım demektir.”

ADNAN OKTAR: Ama adamın suçunu bilmiyorsun, bir şeyini bilmiyorsun sadece yaralı gelmiş, adamı tutuklayacaksın. Şimdi bu hukuka uygun mu? Sınırdan yaralı adam gelmiş, “sen mutlaka teröristsindir gel seni tutuklayacağım.” Ne malum? Belki onu yaraladılar. Zaten yaralanmış gelmiş. Birini yaraladığı, öldürdüğü nereden biliniyor?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye Gazetesi Yazarı Yıldıray Oğur, hükümeti ve Türk-Kürt kamuoyunu sabırlı olmaya çağırmış ve şöyle demiş: “Kobani yanı başımızda yanıyor ama Kobanililer’in neredeyse hepsi Türkiye’de.”

ADNAN OKTAR: Bitti, o kadar. PKK’lılar var, bir de IŞİD var. Tek bir tane çocuk olsa, tek bir tane hanım olsa alır getiririz. Her iki taraf da birbirini yiyip bitiriyorlar. Ama şu an IŞİD her yere bayrağı dikmiş vaziyette. Bir kere Kobani’nin tamamen çevresi sarılmış vaziyette. Kobani ortasında da IŞİD bayrağı var. Bütün bölgelerde var. Ama bazı evlerde direniyor PKK. Bazı binalarda direniyorlar. Bu neticelenmiş bir olay. Ama bazen savaşlarda böyle oluyor, bir yeri alıyor karşıt güçler orada direniş güçleri bir on gün, on beş gün artık can çekişiyorlar, son direnmeleri oluyor ama şu an Kobani düşmüş vaziyette, bitti Kobani.

BÜLENT SEZGİN: Şöyle devam ediyor yazısına: “Türkiye’yi herkesin sığınabileceği bir liman olarak korumak insanlığa karşı en öncelikli görevimizdir. O yüzden elinizdeki o benzin bidonunu yere bırakın.”

ADNAN OKTAR: Amerika şimdi Kobani’yi bombalıyor mu?

OKTAR BABUNA: Evet. Dokuz defa aşağı yukarı bombalandı.

ADNAN OKTAR: Kobani? Orada PKK’lıları da vuruyor. Çünkü onu ayar etmek çok güç. Hangi evde kim var, nerede ne var? Onu ayırt etmek olacak iş değil. Zaten evler sürekli hareketli, adamlar giriyor çıkıyorlar bilmem ne.

Biz özetle, IŞİD’le savaşmayız. Türk askeri sakın böyle bir şeyin içine girmesin. Havadan bombalama falan bunların hiç birine girmeyiz. Bu çok büyük manevi sorunluluk gerektiren bir şey. Direkt haram olur.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, kardeşlerimizden gelen yeni faaliyet haberleri şöyle; İzmir Çiğli’de bir bayan kardeşimiz annesiyle birlikte 30 adet kitabınızı dağıtmışlar. Bebeklerinin resmini de yollamış, ismi Damla’ymış.

ADNAN OKTAR: Küçük Damla. Kollar ısırmak için son derece müsait görünüyor. Burun da ısırmalık özellikle yanaklar. Amaç çok hafif ısıracaksın belli belirsiz. Diş izi falan olmaz. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz gün kardeşlerimiz İzmir Şirinyer Metro’da yaklaşık 100 adet dergiyi halka hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Yine geçtiğimiz gün Konya Belediye Başkanı’nın Genel Sekreterleri ve yardımcılarına. TEZİŞ çalışanlarına, çok sayıda kafe ve eczaneye, BBP Vakfı Başkanı Hidayet Turhan Bey’e sizin Komünist Kürdistan Tehlikesi ve Türk-İslam Birliği’ne Çağrı kitaplarınızdan 30 adet hediye edip bayramlarını kutlamış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel.

KARTAL GÖKTAN: Urfa’da kardeşlerimiz bayramda halka 100 adet kitabınızı, 50 de dergiyi hediye etmişler. Geçtiğimiz gün Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden kardeşlerimiz bir araya gelip bayramlaşmışlar ve çeşitli konularda sohbet etmişler. Ayrıca çok güzel bir sofra hazırlayıp beraber yemek yemişler.

ADNAN OKTAR: Şu ufaklıkları sen bana göstersene. Bu nedir böyle? Allah Allah acayip şeker bunlar. İnsanın yemek yiyecek hali kalmaz bunları görünce. Şu tatlılığa bak sen. Yemeklerini bir göreyim ben. Ne güzel, hanımlar bizzat pişirmişler gördüğüm kadarıyla. Ama buraya da herhalde birer numune gelmesi lazım bir dahaki sefere. Çok şahane görünüyor çünkü.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Geçen akşam bir kardeşimiz İzmir Konak’tan Eşref Paşa’ya doğru olan yoldaki semtte ve sokaktaki halka 58 adet dergi hediye etmiş. Bursa’dan kardeşlerimiz 27 Eylül Cumartesi günü Bursa Devlet Hastanesi Onkoloji servisinde yatmakta olan hastalara ve hemşirelere sizin 50 adet kitabınızı hediye etmişler. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 2 Ekim Perşembe günü İlahiyat Fakültesi civarında 500 adet A9 broşürü dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 30 Eylül’de ve 2 Ekim’de bir araya gelip sizin yazılarınızdan okuyup sohbet etmişler. Antalya Manavgat’ta kardeşlerimiz halka sizin kitaplarınızdan çok sayıda hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Her hanım temiz olmuyor. Ben bakıyorum, temiz olmadığı hissediliyor. Ama temiz olan hanımlar da çiçek gibi, insanın acayip hoşuna gidiyor. O menekşeler, laleler nasıl o kadar temiz oluyor? Ben hayret ediyorum ona. Caddede çamur, toz, toprak her şey, gıcır gıcırlar. Pırıl pırıl parlıyorlar, hayret ediyorum. Ama abartılı bir parlaklık ve temizlik var. MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Adapazarı’ndan kardeşlerimiz de faaliyet yapmışlar. Onlar da Erenler’de A9 TV broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Sohbet yapılan ev benim çok sevdiğim ev olur. Çocukluğumda da öyle, ben sohbet yapılan evlere giderdim, o ev bana ayrı bir lezzet verirdi. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın sohbet yaptığı evler olurdu oraya giderdik, o evin duvarları binası her şeyi bana hoş gelirdi. Bana sıcak hoş gelirdi. ağabeyre yıkmak, habire yıkmakMesela Mahmut Hocamız’ın dergahına gitmiştim son. Bayağı düzenlemişler çok temiz. İçeriden çok şahane bir Kuran sesi geliyordu, bir kardeşimiz. Mükemmel bir kıraat, Kuran kıraati. Akşama kadar öyleymiş orası. Böyle piri fani yaşlı hoca efendiler var ama çok eskiymiş o dergahın eski hocaları. Bak, eski dergah olmasının da güzelliği orada. Her türlü insan oluyor, 15 yaşında insan da var ama 90-95 yaşında adam da var. 95 yaşında ama o dergahın eski insanı. Bayağı piri fani yani hayret edilecek şey. Onlarla sohbet ediyorlar, konuşuyorlar, onları çok seviyor Mahmut Hocam. Bir de kedisi var ama kedi bilmem kaçıncı sülalenin kedisi. Hepsini biliyor. Mesela onun oğlundan o oldu, onun şuyundan şu oldu, bu şunun evladı diye söylüyorlardı.

Ama şeye çok dikkat etmek lazım tabii Kobani’de veya diğer yerlerde dışarıda çocuk hanım kalmasın. Hanım, dedeler, anneler, çocuklar ona çok özen gösterelim. Onu ne yapabilir? MİT tespit edebilir. MİT tespit etsin. Belki işte özel kuvvetler zaten gereğini yapabilirler. Dışarıda çoluk çocuk bırakmayalım. Alıp getirelim Türkiye’ye. IŞİD’e de hiçbir şekilde müdahaleye niyetimiz yok, onu söyleyeyim. Hiçbir şekilde. Biz haram olacak bir şeye girmeyiz. Türk ordusunu da kimse harama çekmeye kalkmasın. Suudi Arabistan’ın uçakları gidip bombalıyor ama Suudi Arabistan’ın derdi başka. Onlar ayaklanma korkusu içerisindeler. Çünkü IŞİD Suudi Arabistan’da çok güçlü. İsteseler şu an Suudi rejimini devirecek güce sahipler. Üç milyona yakın insanı Suudi Arabistan dışarı çıkardı Suudi Arabistan’dan. Bak üç milyon kişi. Suudi Arabistan’ı hallaç pamuğu gibi atacak güçteydi bu insanlar. Üç milyon. Daha hala çıkarıyorlar. Adam kalmadı çıkartmadık. Her an rejimi devirecek bir potansiyele sahipler. Onun için panik oldukları için onlar her yeri bombalıyor.

Kardeşim sen Müslüman adamsın. Havadan bombalama Kuran’a uygun bir hareket mi? Ne biliyorsun beş bin metre yerin altında ne olduğunu? Havadan bombayı savuruyorsun. Mazlumun başına gelir, çocuğun başına gelebilir, kadının, herkese gelebilir. Ya Amerika’ya yaranmaya çalışıyorlar, bir anormallik var. Onu bir teknik inceleyelim. Suudi hükümetine mektup yazalım. Kimse uyarmıyor bunları. Bol bol yağcılık yapıyorlar. Türkiye’de de, dünyanın birçok yerinde de yağcı yazarlar var. Özellikle şu Pakistan, Hindistan ve Bangladeş kökenliler, onların epey bir bölümü yağcı. Bunlarda müthiş bir Amerikan hayranlığı. O renginden dolayı kendilerini ezik hissediyorlar, Amerikalılara şirin görünmeye çalışıyorlar. Amerikalı da Hz. Adem (a.s)’ın evladı, sen de Hz. Adem (a.s)’ın evladısın. O da dokuz ay, on günde doğuyor, sen de dokuz ay, on günde doğuyorsun. O da ölecek, sen de öleceksin. Aklın başına al.

Bu Asya ülkelerinin çektiği nedir bu? Akıl almaz acı çekiyor bu insanlar. Böyle rezil yaşamaya niye mahkum oluyor bunlar? Niye ezilmeleri gerekiyor? Niye bu kadar aşağılanmaları gerekiyor? Niye bu kadar sürünmeleri gerekiyor? Gece gündüz uğraşıp bu beladan bu insanları kurtarmak lazım. İnsan gibi yaşasın adam. Ne gerek? Niye süründürüyorsun elin garibini? Bırak nezaket görsün, sevgi görsün, hürmet görsün, değeri bilinsin. Yazık, onlar da alışmışlar aşağılanmaya. Kendine saygı gösterdiğinde hayret ediyor zaten, inanamıyor. Dişleri parlıyor, bakıyor. Hayretle bakıyor “Acaba deli mi, niye acaba böyle saygı gösteriyor?” diye.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey siz bugün olacakları iki yıl önce anlatmıştınız ve PKK’yı uyarıp “kurtuluşunuz İttihad-ı İslam’da yoksa başka güçler sizi çok ezer” demiştiniz. Bunula ilgili video hazırdı uygun görürseniz gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göreyim bakayım aç sesini.

VTR: Bundan 2 Yıl Önce Sayın Adnan Oktar PKK’yı Uyarmıştı

ADNAN OKTAR: Nasıl, dediklerim doğru muymuş? Bak, kelimesi kelimesine tarif ettim onlara iki yıl önce. “Dağlarda sizi teker teker doğrarlar” dedim. “Türk ordusunu da zayıflatmaya kalkmayın, Türk ordusu sizi koruyacak” dedim. Siz Türk ordusunu yok etmeye kalkıyorsunuz. Sığınacağınız yer orası. Ve “gücünüz yetmez” dedim. “Bir operasyon başladı mı gücünüz yetmez, hepinizi doğrarlar dağlarda” dedim. Dediğim doğru bak. Mağaraya saklanma falan onunla kurtulamıyorlar şu an. Tuttuğunu çökertip kesiyorlar. Ve bir Armagedon hazırlıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Bugün televizyonda Kürt kardeşlerimizle röportajlar vardı Adnan Bey. Bir kardeşimiz “burada benim iş yerimi yaktılar. Ben de Kürt’üm, bu neyin davası, ne adına yakıyorlar? İstemiyoruz bunları” dedi. Bir kardeşimiz de “burada sekiz kişi çalışıyordu, hepsinin ekmeğini ellerinden aldılar. Biz de Kürt’üz. Bu nedir böyle?” dedi. PKK’ya karşı.

ADNAN OKTAR: PKK’nın ne olduğunu daha millet anlamış değil ki. Gece gündüz anlatıyoruz daha yeni yeni anlamaya başladılar. Allah’ı inkar eden bir sistem olduğunu bilmiyorlardı. İslam’a, Kuran’a karşı olan bir sistem olduğunu bilmiyorlardı, daha yeni yeni öğreniyorlar. Gece gündüz anlata anlata daha yeni netice aldık. Kobani’de ayaklananlar dindar Kürt gençler hep. “Bunlar bizim dinimizi elimizden almaya kalkıyorlar” diye onlar da onlara reaksiyon gösterdi.

ENDER DABAN: Adnan Bey PKK’nın gerçek yüzünü de sizden başka anlatan hiç olmadı.

ADNAN OKTAR: Aylin Hocam’ın yazısı çok güzel olmuş, aferin.

AYLİN KOCAMAN: Sizin fikirleriniz tamamı Adnan Bey. Sizin fikirlerinizi görünce insanlar çok etkileniyorlar zaten her zaman maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama güzel bir derleme yapmışsın. Faydalı, iyi olmuş.

Şarkılarda böyle hep sevgiden bahsedilmesi çok güzel. O çok olumlu bir telkin oluyor. Sevgi propagandasında en mühim silahlardan biri şarkılar. Gece gündüz insanlara sevgiyi ikna eden, sevginin detaylarını anlatan parçalar ama çoğu ümitsizlikle ilgili. Orada da düzelteceksin kendini. Sabrı yok mesela, sabır. “Ayrıldık” diyor. Niye ayrıldın? Sabrın yoktu onun için ayrıldın. İrade göstermiyor, gururunu yenemiyor, enaniyetini yenemiyor. Gururunu, enaniyetini yenemezsen tabii ki ayrılırsın. Sabretmeyince kaç dakika devam eder bir sevgi? Bir gün bile devam ettiremiyorlar. Merhamet, şefkat, acıma hissi. O yok, bu yok, şu yok. “Sevmek istiyorum ama sevemiyorum.” Olmaz öyle. Ve en başta Allah sevgisi, Allah korkusu. Allah’tan haberin yok. Allah’a, Kuran’a hizmet etmiyorsun. Kız düşünmez mi “Bu Allah’ı sevmiyor, Allah’tan haberi yok. Beni nasıl sevecek?” demez mi çocuk? Nasıl inansın ona? Nesini seveceksin Allah’ı sevemiyorsan o zaman? Allah’ı sevecek bir aklın olması lazım ki, Allah’tan korkacak bir aklın olacak ki ve Allah’a hizmetinde de ayrıca çok güzel bir sevgi ifadesi oluşturacaksın ki bir mantık, inandırıcılık oluşsun. İnanmıyor çocuk senin sevdiğine. “Seviyorum da seviyorum.” Olur mu? Seviyorsan önce bir Allah’ı sev. Allah’ı sevdiğini göster. Hayatına yansısın. Takır takır, kuru bakır. “Seviyorum” kuru kuruya seviyorum olmaz. Sende iman alameti olacak. Coşkulu. Sen o zaman Züleyha’yı aramana gerek yok. Züleyha’yı senin yanına gönderir Allah. Yana yakıla Züleyha’yı arıyor. Eğer sen imanlı, akıllı olursan Allah senin ta ayağının dibine getirir Züleyha’yı. O zannediyor ki aramakla bulunur Züleyha. Züleyha Allah’ın yaratmasıyla olur. Onu bilmiyor. O zannediyor ki dışarıda tesadüfen Züleyha vardır o da arar bulur tesadüfen. Ta annenden doğmadan önce Züleyha’yı Allah yanına gönderir. Sen imanlıysan. Hep öyle biliyor insanlar birçoğu arar bulurum. Öyle bir şey yok. Özel olarak Allah Yusuf’la Züleyha’yı buluşturur. İmanından dolayı Yusuf’un yanına gönderir Züleyha’yı. Allah Yusuf’u sevmese gönderir mi? Özel yaratıyor. Kuran’da diyor bak “Bir kader üzerine buraya geldin ey Musa” diyor. Sen kadere inanmıyorsun? Tevekkülün yok, geldiğine seviniyor gittiğine de üzülüyor. Allah özellikle getiriyor yanına acizliğini, akılsızlığını göstermek için de senden geri alıyor onu. Layık olmadığın için. Layık olmadığını göstermek için sana eziyet olsun diye onu yapıyor Allah. Eza olsun diye yapıyor onu Allah sana. Çünkü layık değilsin. Sevgiye layık olsan almaz senin elinden Allah. Yani niye gitsin?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: BDP İstanbul Millet Vekili Sebahat Tuncel son yaşanan olaylardan ve ölümlerden hükümeti sorumlu tutarak; “AKP hükümeti pratikte IŞİD’e destek veriyor” dedi. “Ve yaptıkları sokak eylemleri çağrısından vazgeçmeyeceklerini, susmak onaylamaktır kimse bizden susmamızı beklemesin” sözleriyle dile getirdi.

ADNAN OKTAR: Bu hanımefendi biraz akılcı düşünsün. PKK Türk askerlerinden nefret ediyor mu, etmiyor mu? Her gördüğü yerde öldürmek istiyor mu, istemiyor mu? Şimdi bu net. Peki, bu kadar nefret ettiğin ve öldürmek istediğin adama yahut insana sen diyorsun ki; “beni kurtar, ben sana sığınacağım, gel beni kurtar” diyorsun. Önce ahlaksızlığını düzelt, zalimliğini düzelt. Değil mi? Nur gibi Mehmetçikten ne istiyorsun sen? Diyeceksin “benim kahraman ordum benim için her zaman güvence. Güçlendireyim, destekleyeyim. İyi günde, kötü günde her zaman bizim yanımızda olacak büyük bir güç. Biz haysiyetimizi, şerefimizi, namusumuzu, dinimizi, imanımızı korumada Türk askerine güvendiğimize göre, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne güvendiğimize göre, Allah onları vesile ettiğine göre koruyup, kollayıp, destekleyip, güçlendirmemiz lazım” dersin. Sen her yerde çökertmeye çalışıyorsun.  Askeri tesislere bomba atıyorsun. Askerin üstüne Molotof kokteyli, kurşun sıkıyorsun. On binlerce Mehmetçiğimizi dağlarda şehit ettiler bir tane, iki tane değil ki. Şimdi de “gelin bizi kurtarın” bu kadar yüzsüzlük, arsızlık olur mu? Arkasından diyor ki “bize ağır silah da rica edelim” diyor. Belli ki kaçacaksın. Karşı tarafa vereceksin, IŞİD’e. İkincisi Türk askeri sana silah verse gidip onu Türk askerine kullanırsın. IŞİD’e karşı da kullanamazsın korkudan. Türk askerine kullanırsın ama. Bir de PKK’ya destek veriyorlarmış gibi bir üsluptan da kaçınsınlar. Dolaylı yoldan o anlama gelebilir. Bağnazlığa karşı çıksınlar. Tutuculuğa, bağnazlığa karşı çıksınlar ona bir şey dediğimiz yok, güzel. Ama böyle kıyafetleri şık temiz olsun, kendilerine temiz baksınlar, dine, İslam’a savunucu bir üslup kullansınlar, kadın haklarını savunsunlar. Bağnazlığa ama ateş püskürsünler ilimle irfanla, nefretle değil. Bunlar olur. Mesela Kürt kardeşlerimiz korunup kollanması, benim canlarımın birçoğu Kürt. Kız arkadaşlarım burada da şu an birçok Kürt kardeşim var. Kürt olmak şereftir, bir nimettir, güzelliktir. Ama bir kısım Türkiye’deki entel dantel takımı, Kürt görmek istemiyor. Diyor ki; “İstanbul’da, İzmir’de, orada burada, Ankara’da hiçbir yerde biz Kürt görmek istemiyoruz. Nerede? Gitsinler Mardin’e, Siirt’e ayıralım, bir daha da buralara gelmesinler” diyorlar. Oralara da gitmek de istemiyorlar Mardin, Siirt, Diyarbakır nefret ediyor oralardan da hoşlanmıyorlar. Bunların karizmasına, entelliğine herhalde biraz daral getiriyor kendi kafalarına göre. “Gitsinler dağlık bölgelerde yaşasınlar, buralara da bir daha gelmesinler.” Onun için bu kadar bölünmeyi istiyorlar. Ağızlarından köpükler saçıyorlar ayrılmaları için. Bayağı yalvarıyorlar bir an önce gitsinler diye. Hatta İstanbul’un, İzmir’in de ayrılmasını istiyorlar oranın entelleri. Bazı enteller, hepsi için demiyorum da. İş çıksın istemiyorlar çünkü parayı malı da kapmış, yerini de oluşturmuş “kargaşa istemiyorum ben, küçük bir bölge olsun, işime gücüme bakayım” ben diyor. Çünkü bütün sistemini oturttuğu için küçük bir yerde olursa eh keyfi yerinde olacak. Oradan da “bir Avrupa Birliği’ne de girersek” diyor artık yürürüz de yürürüz kafasında.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Davutoğlu bugün yaptığı konuşmasında sizin söylediğiniz konular üzerinde durdu Adnan Bey. “Kobani’yi koruyacak yegâne güç Türkiye’dir. Kobani’deki Kürt kardeşlerimizin de, ülkemizdeki kardeşlerimizin de koruyucuları Vandallar değil Türkiye’dir. Kobani’deki Kürt kardeşlerimiz çok müsterih olsunlar onlar bize tarihin emaneti, unutulmamalıdır ki Suriye’den gelen ilk göçmen grubu PYD’nin zulmünden kaçan Haseke’den gelen Kürtler’dir” dedi. 

ADNAN OKTAR: Kobani’de annelerimiz, kız kardeşlerimiz, çocuklarımız kalmasın. PKK’nın saldırgan katilleri bizi ilgilendirmiyor. Ama Türk devletine teslim olurlarsa, bizi koruyun diye teslim olurlarsa, silah bırakırlarsa koruruz o zaman. Aman dilerlerse. Tehlikeli bir ortam. Ama annelerimizi, çocuklarımızı onları koruruz, onlar bizim çocuklarımız. Ama bak tekrar söylüyorum PKK yaptıklarından nadim olduklarını söyleyip, yani özür dileyip Türk devletinden, Türk askerinden özür dileyip “biz yanlış yoldaydık hata yaptık, aman diliyoruz” derlerse konuyu bitiririz. O zaman mesele hallolur. Bunun dışında olmaz. Açıkça söylüyorum. Hem kalleşlik yapıyor hem de “gelin bizi kurtarın” diyorlar. Bir de züppelik yapıyorlar “ağır silahlar vereceksiniz bize” diyor. Ağır silah Türk askerinde bulunur. Sana niye versin Türk askeri ağır silah? Belli ki Türk askerine kullanacaksın. Ama olabilir dersin ki “arkadaş ben defalarca nadim olduk, biz hakikaten yanlış yoldaymışız, bir oyuna geldik hata etmişim La İlahe İllAllah Muhammeden Resulullah” dersin aman dilersin, bu tamamdır. O zaman toplanın bir yere hepinizi kurtarırız. Bunun dışında olmaz. Yani Türk devletine, Türk milletine kafa tutarak, kurşun sıkarak biz askeri öyle nasıl gönderelim sizin yanınıza? Anında vurursunuz. Bilmediğimiz etmediğimiz bir bölge, belli ki başımızı belaya sokacaksınız. Ama tövbe istiğfar edin değil mi? Silahlarınızı bırakırsınız, bıraktığınızı da görürüz, “devlete teslim oluyoruz” suçu olanlar ayrı onları ayırırız, suçu olmayanları da ayırırız tamamdır. Suçu olan gidip cezasını çekecek neyse. Hatta onlara indirim de var eğer tövbe ediyorlarsa. Bir şey de var yani. Evet. Onun dışında olmaz. Ama biz Kürt annelerine, çocuklarına falan kimseye dokundurtmayız. Hani bunlar koruyacaklardı? Hani bunlar YPG, PKK bilmem ne halkın milis güçleriydi. Bak kadın kılığında kaçıyorlar. Hiçbir şekilde koruyamayacaklarını gördüler. Ancak Türk askeri, aslanlarımız bu işi yapacak güçteler. Nur gibiler. O aslanlarımızın bak on binlercesinin kanına girdiler. Yere kapanıp gece gündüz ağlayarak tövbe etmeleri lazım. Yaptıkları bu ahlaksızlıktan dolayı. Alenen Türk askerine sığınıyor şu an adamlar, bağırıyor “gelin bizi kurtarın” diye. Yıllarca saldırmadın mı Türk askerine sen? “Güvenmiyorum” diyordun bak, anneler, çocuklar nasıl güvenle gelip Türk askerine sığınıyorlar? Türk askeri nurdur berekettir.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Davutoğlu, ayrıca Türkiye’yi her şeyden sorumlu göstermeye çalışan yabancı yazar ve yorumculara da şöyle söyledi; “kimyasal silah kullanımına, sükut füzelerine, varil bombalarına sessiz kalanlar Kobani’de bir anda Türkiye’nin bu meseleyi çözmesi gerektiği gibi uluslararası algıyı oluşturmaya çalışıyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. PYD daha önce açıklama yapmıştı Salih Müslim. BBC’de İngiltere açıklama yapmıştı “Türk ordusu Kobani’ye girerse işgal sayarız” diye. “Ve Türk askerini öldürürüz” dediler. şimdi niye yalvarıyorsun şu an? Şimdi burada bir mantık var mı? “Gelirseniz vururuz” diyorlardı. Şu anda da yalvarıyor. Bak Allah ne hallere düşürdü? Yere kapanıp tövbe istiğfar edeceksiniz ve aman dileyeceksiniz. O zaman bizim için bu hikaye, bizim yarım saatimizi almaz. Kan dökmeden, olay da çıkartmadan. Askerimiz yeri göğü inletir böyle beş dakikada temizleriz her yeri. Öyle bir şey olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey son zamanlarda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in mührü bulunan bina, kitap gibi eşyalar için “IŞİD bayrağını temsil ediyor” şeklinde yorumlar yer alıyor basında. Sözcü yazarı Soner Yalçın bu bayrağın ne anlam ifade ettiği ile ilgili bir yazı yazmış, tamamen sizin anlatımlarınız doğrultusunda. Ahir zaman, siyah sancaklıların çıkışı ve Hz. Mehdi (a.s)'la ilgili hadislere yer vermiş. Bayrağın üzerinde Kelime-i Tevhid olduğunu söylemiş, ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v.)'in sancağını Hz. Mehdi (a.s)'ın açacağının müjdelendiğini yazmış yazıda.

ADNAN OKTAR: Doğru, IŞİD sahip çıkıyor diye o mübarekliğini, değerini ortadan kaldırmaz. Biz o mührü Resulullah (s.a.v.)'in mührünü yirmi beş-otuz seneden beri kullanıyoruz, IŞİD daha yeni yetme, daha yeni ortaya çıktı ama onlarda hadiste belirtilen bir ekiptir, çıkacağı belirtilen bir ekiptir. Sonra nedamet getirip Hz. Mehdi (a.s)'a tabi olacaklar, bunu da göreceksiniz.

BÜLENT SEZGİN: Soner Yalçın yazısında Hz. Mehdi (a.s)'la ilgili Kuran'da ayet olmadığını ancak hatırı sayılır derecede çok sayıda hadis olduğunu da belirtmiş.

ADNAN OKTAR: Soner Yalçın, tutuklanmıştı değil mi o çocuk?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ama bayağı samimi görünüyor üslubu. Şu an tahliye.

Zannediyorlar ki; devlet böyle aciz bir devlettir. Gelen vurur, giden vurur. Demokratik devlet olduğu için böyle. Çünkü biz Avrupa ayarında bir devlet olduğumuzu iddia ediyoruz. Orada da, Avrupa’da yeri göğü birbirine katıyorlar. Amerika’yı yıkacaktı adamlar, devlet ellemedi. Fransa’yı hallaç pamuğuna çevirdiler, ellemedi devlet. Genelde ellenmiyor. Ama Fransız hükümetine yönelik deseler ki; “biz Fransa’yı böldük burada devlet kurduk ne diyorsunuz?” deseler, haritadan silerler orayı. Öyle bir şey olmaz. Bunu tam anlamamış arkadaşlar. Yanlış kavramış olabilirler.

Mehmet Ali Bozbay. Boz Rojova. Mehmet bozulsan da, kızsan da. Bilmiyorum bozuluyor musun, kızıyor musun? Üslubundan biraz rahatsız olmuşsun gibi görünüyor ama bakın Kürt demek benim milletim demektir. Benim annem, bacıma, kız kardeşime adam Kürt diyor. Benim annelerim onlar. Benim annelerim beni bildiği için buraya geliyorlar, Türkiye’ye geliyorlar. Bir tehlike oluyor acayip huzurlular. Acayip sakin ve “oh elhamdülillah” deyip giriyorlar sınırdan içeriye girerken “oh Allah’a şükür” diye giriyorlar. Hemen gelip askere sarılıyorlar. PKK ne diyor? “Ben gördüm mü asker vururum” diyor. Annem ne diyor, Kürt annem? “Ben gördüm mü gider sarılırım” diyor. O zaman o Kürt anneler kimin annesiymiş? Benim annemmiş, bizim annemizmiş.

Ferit Batu. Yaşam koridorunu Türkiye zaten her yerde açıyor. Yaşam koridoruna Türkiye karşı değil. Yaşam koridoru açılmış oradan yaşlılar geliyor, hanımlar geliyor, anneler geliyor. Buradan yardım gidiyor. Yaralananlar bize geliyor. Bir koridor açıkça işliyor şu an. Yaşam koridorunu zaten Türkiye sağlıyor şu an. O yaşam koridoru sayesinde anneler buraya geliyor. O yaralılar nereden geliyor yaşam koridor yoksa? PKK’lılar da buraya geliyor. Bizim hastanelere geliyor. Kim getiriyor yoksa? Demek ki var.

Bak diyor ki bir Kürt kardeşimiz; “Kobani’ye geçen yıldan beri en az dört bin PKK’lı geldi” diyor. “Burada her şeyi kontrol etmek istiyorlar ve Suriyelileri hiç önemsemiyorlar. Biz istemediğimiz halde rejimle anlaşmalar yapıyorlar, bu yüzden ben oradan ayrıldım” diyor. Baş belası olmuşlar. Halk istemiyor, Kürt kardeşlerimiz. “YPG kuzey Suriye’deki Kürt bölgesinde kendilerinden başka bir parti istemiyor. Kendi silahlı birimlerini kurdular, kendi mahkemeleri ve asayiş birimleri var. YPG’ye karşı protestocuları alıkoyuyorlar. Birçok kişi Baas rejimini bile özler oldu. YPG kendini silah zoruyla kabul ettiriyor.” PKK burada aynısını yapıyor. “BuNUN nasıl özgürlük olduğunu biri bana anlatabilir mi?” diyor. Ya Türkiye’den özür dileyip vazgeçecekler. Silahını teslim edecek, özür dileyip vazgeçecek. Suç işlemediyse zaten sorun yok. Türkiye’nin bir konusu olmuyor. Ama suç işlediyse o suçuna göre yargılanıyor. Zaten kendileri teslim olursa bir suç indirimi de var. Bir kolaylık sağlanıyor. Özetle kendileri oradan çekilirlerse Kobani dahil bütün bölgeyi biz güvenli hale getirebiliriz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan bey sınırda Suriye’den gelen Kürt kardeşlerimize askerimizin nasıl davrandığına yönelik bazı resimler vardı.

ADNAN OKTAR: Bakalım.

BÜLENT SEZGİN: MaşaAllah, çok yakından ilgileniyorlar.

ADNAN OKTAR: Bak, bak.

BÜLENT SEZGİN: Sürekli yardım halindeler.

ADNAN OKTAR: PKK’ya güvenip gelir mi o anneler? BuraSI PKK kontrolünde olsaydı gelirler miydi? Cehennem gibi görürlerdi. Hiçbir şekilde gelmezlerdi. Tük askeri var diye geliyorlar ama akıl almaz bir huzur ve güvenle geliyorlar.

AYLİN KOCAMAN: Şu sınırdan geçişin videosunu görmüştüm Adnan Bey doğrudan askerimizin boynuna sarılıyorlar. Geçer geçmez sınırı.

ADNAN OKTAR: Açıkça belli. Ama PKK dünyanın en tehlikeli insanları gibi gösteriyor Türk Ordusunu. En zararlı insanları gibi gösteriyor. Peki benim PKK’lıların içerisinde yaşayan annelerim geldiklerinde niye böyle bir coşkuyla sarılıyorlar askere? Demek hiçbir zaman inanmamışlar bunlara. Ve inanmayacaklar da. 

Ben PKK karşıtıyım canım kardeşim. Kürtler de benim canım. Bak benim kardeşlerimin birçoğu Kürt buradakilerin. Hanım kardeşlerimin da birçoğu Kürt, kardeşlerimizin erkek, beyler de birçoğu Kürt. Onlar benim canlarım. Benim Üstadım Bediüzzaman Said Nursi Kürt bir kere. Selahaddin Eyyubi Hazretleri Kürt.

Bülent sezgin: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın yine görüşmek üzere hoşçakalın.

Masaüstü Görünümü