Harun Yahya

Sohbetler (10 Ekim 2014; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.

Yeni bir durum ortaya çıktı, ortalığı karıştırıyorlar. “Haydi babanız sizi kurtarsın, gidin Abdullah Öcalan’a” diyorlar. O da diyor ki; “çocuklar uslu durun” falan. “Ne mübarek adammış bak Türkiye’yi kurtardı” diyorlar, “böyle siyasetçi yok” diyorlar. Böyle böyle milletin bilinçaltını Abdullah Öcalan’a karşı işliyorlar. Millet Abdullah Öcalan’a güya sevgi duyacak, sempati duyacak. Zaten öyle bir şey oldu mu millet PKK’yı da kabul etmiş oluyor, onların kafasına göre. PKK da aziz olmuş oluyor, Abdullah Öcalan da aziz olmuş oluyor haşa. O zaman Türkiye’nin bölünmesi de hak olmuş oluyor, paramparça olması da hak olmuş oluyor. Böyle delice ve şeytani bir planı ısrarla uygulamaya çalışıyorlar. Bizi de çocuk zannediyorlar yani rahatça kanacağımızı düşünüyorlar. Biz bu oyuna gelmeyiz. Yani bu kafalama metotları çok kötü. En adisinden ve en çirkininden kafalama metotları. CIA ve Ortadoğu ülkeleriyle çocukla oynar gibi oynuyordu eskiden, Türkiye’yi de çok kolay lokma zannediyor, burası kolay lokma değil. Mesela IŞİD’e karşı da böyle galeyana geleceğimizi zannediyorlar. Yok kardeşim, IŞİD’e karşı galeyana gelmeyeceğiz. IŞİD’e tek bir kurşun dahi sıkmayız hiçbir şekilde. Bizim IŞİD’le işimiz yok. Bizim işimiz PKK’yla ve Esad rejimiyle o kadar. Önce onları halletsinler IŞİD’i biz hallederiz. Bak, PKK’yı halletsinler, Esad’ı halletsinler, Esad rejimini götürsünler, PKK’yı da tamamen yok etsinler. IŞİD bizim bir günümüzü bile almaz, hallederiz. Konuyu uzatmaya gerek yok. Bizi bu kafalama mantığıyla değerlendirmekten vazgeçecekler. Çocuk kandırmıyorlar akıllarını başlarına alsınlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf, Suriye’deki ılımlı muhalifleri eğitme ve teçhizatlandırma konusunda Türkiye ile anlaşmaya vardıklarını söyledi.

ADNAN OKTAR: Ilımlı muhalif. Adam cephede duruyor, IŞİD militanı elinde bıçakla geliyor, adamın kanı iliği çekiliyor, çöküyor yani yere, adama bir tokat atıyor suratına, elinden silahını alıyor, sonra diz çöktürüp doğruyor adamı. Nereye IŞİD? Ilımlı. Ne ılımlısı? Nasıl ılımlı? Bir adam ya Müslümandır ya değildir. Nasıl ılımlı oluyor? İki arada bir derede ne olduğu belli olmayan bir kafa. Ilımlıyı bize bir açıklasınlar. Çay içmiyoruz ki ılımlı ılık olsun, ortası olsun, değil mi? “Ilımlı” diyor, ne demek ılımlı? Yani ne Müslüman, ne Müslüman değil, böyle olmaz. Ilımlı Müslüman diye bir şey yoktur, Kuran’a tam uyan Müslüman vardır. Adam ya Kuran’a tam uyuyordur yahut uymuyordur. Onun için bu kafalamayı da bıraksınlar. Esad rejimine karşıymışlar. Amacınız ne? İşte burada bir hükümet kurmak istiyoruz. Başka? O kadar. Ne İttihad-ı İslam düşünceleri var, ne İslam Birliği’nin dünyayı sarması düşüncesi var, ne diğer ırkların, diğer kavimlerin huzur içinde yaşaması düşüncesi var, varsa yoksa Suriye’de bir hükümet kursunlar, rahat yaşasın. Çünkü Esad rejimi bunların menfaatlerini engelliyor. Petrol Esad’a gidiyor, paralar Esad’a gidiyor bunlara bir şey kalmıyor. Hani, “bizim payımız ne olacak?” kafasında bunlar. Bunları din iman ilgilendirdiği yok. Nereye eğitiyorsun sen bunları? Adamda kafa yok ki eğiteceksin. Neyini eğiteceksin? Hepsi için demiyorum da büyük bölümü böyle. İşsiz güçsüz adamlar. “Gel seni eğiteyim.” Bir kere bu çok aşağılayıcı. Adamın fikri yok, adama fikir veriyorlar, diyorlar, “sen ılımlı İslam’sın.” “Nasıl bir şey bu?” diyor. “Yani hiçbir şeye karışmayan Müslüman” diyor. Ilımlı İslam’da namazını kılıp evde oturursun aşağı o kadar, hiçbir şeye karışmazsın.

Bak, olayın tek sebebi şu, IŞİD’e kafa takmalarının; IŞİD kasıp kavuruyordu orada Müslümanları doğradı, Şiileri doğradı, herkesi doğradı. Amerika sırıtarak seyrediyordu. PKK’ya birden yapıştı, onları boğmaya başlayınca Amerika ciyak ciyak bağırmaya başladı var güçleriyle, “aman kurtarın” diye. Ama onlar da tabii tam anlamıyla çöktüler. Dün bitirmişler işi tamamen almışlar Kobani’yi. Yahut neydi ismi? Ayn-el Adem, Ademoğulları, Ayn-el Adem. Amerika’nın dehşete kapılmasının nedeni, Türkiye’de cinayete teşvik etmesinin nedeni ne? PKK’yı kurtarmak. Şuuru kapanmış adam diyor ki PKK’lılar; “Bize derhal Türk hükümeti ağır silah göndersin.” Böyle ahlaksızlık, böyle delilik ben görmedim. Bir yandan da Türk askerini şehit etmeye devam ediyorlar. Hem şehit ediyor bir yandan da diyor ki, “süratle Türk askeri bizi korusun, ayrıca Türk askeri bize ağır silah getirsin derhal” diyor. Bu derece bir ahlaksızlık ve psikopatlık görülmüş mü? Böyle bir manyaklık görülmüş mü? Amerika da bunların deliliğine çok normal bakıyor, “haklılar hemen ağır silah verin, asker gitsin, Türk askeri, IŞİD’le çatışın siz” diyor. “Ben de havadan bombalayacağım” diyor. O kadar ucuz görüyorlar ki Ortadoğu halklarını, Müslümanları o kadar ucuz görüyorlar ki ve çok akılsız görüyorlar. Kendilerinin akılsızlığının farkında değiller. Allah akıllarını tamamen almış. Burada kastettiğimiz Amerikan halkı mı? Değil, ben Amerikan halkını çok severim, dünya tatlısıdır hepsi. Amerikan hükümeti mi? Değil. Bu hükümetin içerisine yerleşmiş derin devlet yapılanması. Katillerden oluşan gizli derin devlet yapılanması, benim hedefim bu. Yoksa onlarla benim bir şeyim yok. Ben CFR’den falan birçok kişiyle tanışıyorum, buraya da geliyorlar, sohbet de ediyoruz, konuşuyoruz da, hepsi dostum ahbabım. Benim pislik adamlara sözüm.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Salih Müslim açıklama yapmış, “Biz silah istemiyoruz sadece koridor açın” diye.

ADNAN OKTAR: Koridor mu?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bu kadar, çok özür dilerim ama münasebetsizlik olur mu? Şimdi, o haritayı göstersene sen. Çok ilginç adamlar. Türk ordusuna karşısınız, “katil ordu” diyorsunuz, değil mi? Ve Türk ordusundan bahsederken “düşman” diyor, “düşman şu noktaya geldi” diyor, “düşman bu noktaya geldi.” Düşmanın içinden geçeceğini söylüyorsun sen güvenli olarak ve düşmanla çatışacağını söylüyorsun. Bir numaralı düşman ilan ettin sen Türk ordusunu, Türk ordusunun koruduğu bir koridordan geçmeyi söylüyorsun. Aklını başına al. “Peki IŞİD’in oradan niye geçmiyorsun?” diyoruz, oradan koridor açın. “Korkuyoruz” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Harita hazır.

ADNAN OKTAR: Göstersene. Bak şimdi Kobani’nin olduğu yeri göster. Şimdi bak, o gri olan yerlerin hepsi IŞİD’in kontrolü. Geç yan tarafa, onların geçmek istediği koridoru göster. O sarı olan yer. Ben onlara koridoru gösteriyorum. Sen o sarıdan grinin içinden geç. Çek çek çek götür götür al sana koridor. Sıkıyorsa, sıkıyorsa geç. Değil mi? Türk ordusuna düşman diyorsun, değil mi? Düşmanın içinden niye geçeceksin? Nerede görülmüş böyle? O zaman de; “Ey Türk ordusu, yüce ordu” de, “diz çöktüm önünde” diyeceksin, “beni affet, ahlaksızlık yaptım” diyeceksin, “cinayet işledim” diyeceksin, defalarca özür dileyeceksin, “beni koru” diyeceksin. İtaatli ve saygılı olacak, nezaketli olacak. Çeksin PKK itlerini oradan, ondan sonrası kolay. Biz Kobani’yi çok rahat yaşanacak yurt haline getiririz.

Obama’nın ekip dine imana uzak. Faydalı hayırlı işlere baksana sen, değil mi? Ne Hristiyanları destekliyor. Hristiyanlığın gelişmesini sağla, Müslümanlığın gelişmesini sağla, Museviliğin gelişmesini sağla. Musevi dindarlarla oturup yemek ye, Müslüman dindarlarla yemek ye.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Sizin ideolojiniz ne? diye sorunca, “hiçbir ideolojimizin olmaması” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Şu akıl mı, şu üslup mu? Bu evanjeliklerin falan bir ideali var adamların, bir amacı var. İşte, din dünyaya hakim olsun, değil mi? “Allah” diyorlar, “Kitap” diyorlar, helale harama dikkat ediyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Hz. İsa (a.s) hemen gelsin” istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s)’ın hemen gelişini istiyorlar. Burada bir güzellik var, orada hiçbir şey yok ki. Amerika’da hiç heyecan kalmadı, öldü Amerika yani. Bir manevi heyecan olsun. Topla başına hahamları güzel beraber yemek yiyin. Topla hocaları alimleri, İslam alimlerini beraber bir yemek yiyin. Hristiyan rahipleri topla beraber bir yemek yiyin. Güzel büyük ideallerin olsun, büyük amaçların olsun. Barışçıl o yönü güzel, savaşa karşı ama hiçbir şey yok bunun dışında da. Bir ideal yok, bir amaç yok, buz gibi bir yapı. Amerikan halkının heyecanı kalmadı, hiçbir şevkleri de yok, bir amaçları da yok. Halkı intihar ediyor habire, askerler falan günde yirmi kişi, otuz kişi intihar ediyor. Millet fukaralıktan perişan vaziyette, bezmiş vaziyette. Bir garip Amerika yaptılar. Amerika deyince eskiden zengin, neşeli, hayat dolu insanlar akıla gelirdi. Hayatı kaymış adamlar oluştu çok fazla sayıda, yazık.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, yurt dışındaki hemen her gazete ve dergide Türkiye’nin Kobani’deki olaylara seyirci kaldığı ve IŞİD’i desteklediği için teröre destek verdiği, NATO’dan çıkarılması gerektiğini söylüyorlar. Bu yazıların hepsinde aynı cümleler kullanılıyor genelde.

ADNAN OKTAR: “NATO’dan çıkaralım” bilmem ne falan. Haydi Allah esirgesin NATO’dan çıksa Türkiye, Şanghay ekibine girse, Amerika için tehlike daha önce birse, bin olmuş olacak. Amerika’nın bütün savunması kırılır. Ortadoğu’da falan mahvolur Amerika. Türkiye Şanghay ekibinde oldu mu  Mısır şu bu falan hepsi Türkiye’yle yan yana olacaktır, İran. Akıl almaz güçlü bir askeri pakt oluşacaktır. Yani Amerika’nın asla baş edemeyeceği bir yapı. Kızıl Çin Ordusu, Rus Ordusu, İran Ordusu, Türk Ordusu, Hint Ordusu, bütün Türk devletlerinin orduları; dehşet verici bir şey bu Amerika için. Belalarını arayan bir üsluba girmeleri çok büyük bir hata. Türkiye’nin NATO’da olması büyük bir güzellik, önemli bir denge. Türkiye meraklısı değil ki, çıkar NATO’dan ne yapacaksın? Başın bin türlü belaya girer. Türkiye NATO’dan çıkınca kabadayılık yapacağını mı zannediyorsun Türkiye’ye? Hiçbir şey yapamazsın. Türkiye bin misli daha güçlenir, bayağı tehlikeli hal alır o zaman Ortadoğu. Çünkü Türkiye’ye herhangi bir Avrupa ülkesi dokunmaya kalkarsa Çin, Rusya tepesine binecek demektir ve İran tepesine binecek demektir. Hiçbir ülke bunu göze alamaz. Yani müthiş tehlikeli olur. Ayrıca Türkiye’nin kendi başına gücü de ayrıca çok caydırıcıdır. Türkiye’nin bütün Türki devletlere etkisi var, bütün İslam alemine etkisi var. Bu bir tehdit değil, kendileri için bir tehdit. Bilakis Türkiye’nin NATO’da durması için ricacı olmaları lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, sizin bu anlattığınız konuları genelde İngilizce olarak anlatan bir tek sizsiniz. Sizden başka hiçbir yazar yok yurt dışında bunu anlatan. Genelde Türk yazarlar da yurt dışında yazdıklarında onun tersi şekilde bilgi veriyorlar, büyük bir kısmı. Siz çok teşvik etmiştiniz özellikle bu gezi olaylarında Twitter’da ve sosyal medyada, AK Parti’nin bir ekibi oluşsun diye. Türkçe’de bu oluştu fakat İngilizce’de hiçbir bilgi veren ekip yok.

ADNAN OKTAR: O zaman onu oluşturalım. Güvenli bir yapı oluşturalım yani böyle bilgi aktaran bir arkadaş grubu oluşturun. Türkiye’nin menfaatlerini koruyup kollayan bir legal yapılanma içerisinde, bunu başarıyla deruhte edelim, inşaAllah.

Benim ricalarım; bir kere şu Abdullah Öcalan’ı superman, Türkiye’yi kurtaran adam havasından çıkartsınlar. İkincisi, Kobani’de ve o şeritteki Kürt anne, kız kardeşlerimizin, çocuklarımızın rahat yaşamasını istiyorsa PKK, çakallığı, itliği, ahlaksızlığı bıraksın, oradan çekilsin. Bak tamamen çekilecek. O bölgenin korunmasını bize bıraksın, Türk ordusuna bıraksın. Biz orayı cennet gibi yaparız. Annelerimiz huzur içinde yaşarlar, dedeler istediği gibi camiye giderler, biz de gideriz camide sohbet ederiz, Kobani’de. Bu rezaletten vazgeçecekler. Onların pisliğinden iğreniyoruz. Bütün o bölgeden gitsinler yani o şeritten boydan boya ayrılsınlar. Sorumluluğunu bize versinler, Türk ordusuna, gerisine karışmasınlar. Biz oraları sütliman hale getiririz. Bir kere IŞİD hiçbir şekilde gelemez.

IŞİD'in müdahalesi diye bir şey olmaz; bak bu çok hayati. IŞİD'i o bölgeden tamamen çekeriz, Kobani dahil o şeritten tamamen çekeriz. Benim Kürt annelerim, Kürt kardeşlerim ufak sevimliler varsa o köfteler onlar bizim çocuklarımız, benim annelerim beş vakit namazında nur gibi insanlar, gözleme yapar, çökelek yapar. Ben annemlerle beraber oturup beraber yiyeceğiz. Ufaklıklarla da biz şakalaşacağız. O pislik dinsiz, imansız, Allahsız, Kitapsız PKK oradan gidecek.

PKK kudurma takılmayı da bırakacak. Bir kudurması var PKK'nın, bir de kudurma takılıyor. Geçenlerde yine kudurma takıldılar. Abdullah Öcalan bir kükrüyor hemen duruyorlar, bu kudurma takıldığında oluyor. Akılsız hareketleri bıraksınlar. Bak gördüler benim annelerim çocuklar gelir gelmez Mehmetçiğe hemen sarıldılar. Mehmetçik de onlara sarıldı. Kobani'den çok daha güvende hissediyorlar kendilerini. Kürtler çok mert olurlar, çok temiz insanlar hep bütün kardeşlerimiz, tanıdıklarım hepsi öyle çok delikanlı insanlar, çok güzel ahlaklılar. PKK, Allah’a inanmıyor, Kitap’a inanmıyor, peygambere inanmıyor, ahlakı kabul etmiyor, örfü kabul etmiyor. Kardeşim ne biçim adamsınız, niye başımıza bela oldunuz? Ne istiyorsun benim milletimden? Ne istiyorsun benim annelerimden? “Genetik olarak ben de Kürt’üm” diyor. Genetik olarak hepimiz Hz. Adem (a.s)'dan geliyoruz, bırak bir kere o mantığı. Benim anneme o bahaneyle gidip ahlaksızlık yapamazsın sen. Kürt benim annem, onlar bizim çocuklarımız, bizim kardeşlerimiz. Buradaki enteller de hoşlanmıyor Kürt kardeşlerimizden “ Kürt” falan diyor. Ahlaksız herif; onun tırnağı etmezsin sen, onların tırnağı etmezsin sen. Onların o soyluluğu, nezaketi, Allah sevgisi nerde; senin pislik, nefsani hayvan gibi hayatın nerde?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bush'un eski güvenlik danışmalarından Jonathan Schanzer, “Türkiye NATO'dan tekmelenmeli” diye yazdı, Daniel Greets ise “terörist Türkiye NATO'dan tekmelenmeli” diye yazdı. “NATO, komünizme karşı kurulmuş birlikti şimdi ise fonksiyonu değişti. Bu yeni fonksiyon teröre karşı mücadele ve Türkiye teröristlerle iş birliği yapıyor iddiasını savunuyor. Kendilerince delil olarak da Türkiye'nin İran'la iş birliği yapması, Müslüman kardeşleri desteklemesi, Suriye'de muhalif gruplara silah yardımı yapılması.

ADNAN OKTAR: Müslüman kardeşleri destekleme diye bir konu yok. Müslüman oldukları için onları destekliyor. Yoksa Mısır'ın diğer yarısına Türkiye düşman değil ki. Onları da canımız gibi seviyoruz biz, ihvan-ı Müslime de şefkat duyuyoruz yani meraklıları değiliz biz. Öyle bir şey yok. Onların böyle has bir ideolojileri yok. Filistin'deki gruplara da acıdığımız, merhamet ettiğimiz için şefkat duyuyoruz. Biz onların şiddet yönünü görüyoruz. Beğenmiyoruz ama evladımız ne yapalım? Eğitebilirsin en fazla. Sen “öldürelim” diyorsun. O zaman sen de devlet terörü yapıyorsun, adam da seni öldürür o zaman. Olur mu öyle şey? Havadan bombalama ne? O da devlet terörü değil mi? O eliyle bomba atıyor, sen de uçakla bomba atıyorsun. Seninki daha beter, daha çaplı; o on kişiyi öldürüyor, sen yüz bin kişiyi öldürüyorsun. İki milyon kişiyi öldürdün Irak'ta, sırf Irak'ta. Yine aynı şekilde iki buçuk milyon da Asya’da katliamları var, Müslüman katliamı var çeşitli bölgelerde. Afganistan’da üç milyona yakın katlettiği, şehit ettiği Müslüman sayısı Amerika'nın. Bu terör değil mi bunlar? Devlet terörü işte bu da “yok biz öldürürüz” diyor. O da “ben de öldürürüm” der, sen “öldürürüm” dersen. Öldürmeyi kaldıracaksın, kanı kaldıracaksın, silahı kaldıracaksın. Öldürmenin iyisi kötüsü olur mu? “Biz güzel öldürüyoruz” diyor, o da “güzel öldürüyorum” der. Güzel öldürme yoktur, öldürme çirkin. Silahı kullanmayacaksın. Kanı hiçbir yerde kabul etmeyeceksin. Damla kan akıtmayacaksın. Uyuyan kişiyi uyandırmayacaksın. Moşiyah'ın devrine geldiğimiz için, Mehdi (a.s)'ın devrine yer gök inliyor. Bak IŞİD, “biz” diyorlar “Mehdi (a.s) hareketiyiz.” İran ne diyor? “Biz de Mehdi (a.s) hareketiyiz diyor. İran bir milyon kişilik asker besliyor, Mehdi (a.s) askeri, hiçbir savaşa sokmadı şu ana kadar. Mehdi (a.s) ordusu var ayrı, her adımda Mehdi (a.s) diyorlar. Askeri yürüyüş yapıyorlar; bir adım atıyor ikinci adımda Mehdi (a.s) diyor o şekilde gösterileri. Bütün bölgeye Mehdiyet hakim oldu. Hani yoktu Mehdiyet? Demek ki doğruymuş. “Sen anlatma” diyorlar. Anlatmayayım ama bak hakim oldu, anlatmamak bir şey değiştirmiyor.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bir duyurumuz vardı.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Cumartesi akşamı saat 20:00'de Aylin Atmaca ile Yaşamdan Portreler Programı’nda eski CHP Milletvekili Genel Başkanı Dışişleri Bakanı ve Meclis Başkanı Sayın Hikmet Çetin konuğumuz olacak.

ADNAN OKTAR: Hikmet Çetin çok delikanlı gençtir, çok temizdir maşaAllah. O da Kürt’tür, nur gibi genç, bayağı efendidir.

O da şeytandan; bir Kürt karşıtlığı var entel dantel takımının bir kısmında. Nerden şeytan bunlara bu kafayı verdi? Ben anlayamadım. “Biz” diyorlar “Kürt görmek istemiyoruz. Bingöl, Siirt, Urfa oraları da görmek istemiyoruz, hepsini toplayalım oraya. Biz İzmir’de, İstanbul'da rahat yaşayalım” diyorlar. Kardeşim sen hiç tanıştın mı? Mesela Alevi karşıtlığı da öyle. Hiç haberleri yok Alevi’den; git bir Alevi dedesiyle bir görüş. Bir Alevi Cemine git yahut bir Alevi aileyle bir tanış, konuş, sohbet et. Ne kadar tatlı, ne kadar candan insan olduklarını bir gör. Bilmiyor. Kürt, tanıyor musun sen Kürt’ü? Bir tanış, bir konuş bakalım, bir gör; dünya tatlısı insanlar, dünya iyisi insanlar ve müthiş dindardır Kürtler. Hep alim ulema hep Kürtler’den çıkar. Bediüzzaman, arkadaşları falan hepsi Kürt, Bediüzzaman da. Bediüzzaman zorla Kürtlükten çıkartmaya kalktılar bir ara. İte kaka falan patates mührü yapmışlar, her yere de basmışlar ilaç kapağına da mühür yapmışlar. Bir de doyurucu olsun diye yan yana, yan yana; hiç görülmemiş yani Osmanlı’da hiç bir evrakta bu tip mühürleme yok. Bir tek o evrakta var.

EBRU ALTAN: Bilgisayar karakterleriyle.

ADNAN OKTAR: Bilgisayar karakteriyle yazmışlar harfleri de. Kardeşim yedi yüz-sekiz yüz sene önce bilgisayar mı vardı? Bilgisayar harfi mi var? Bilgisayar harfiyle yazmışlar. Osmanlı’da hiçbir evrakta bulunmayan mühürleme düzeyi ve ilaç kapağıyla yan yana, yan yana. Bir de adamlar alışmışlar, yüzünde en ufak bir utanma hissi oluşmuyor. En ufak insanın yüzünde hafif bir kızarma olur. Bir şey yapar. En ufak bir utanma hissi olmuyor. Ben buna şaşıyorum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Cumhurbaşkanı Erdoğan “bu milletin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini Allah’ın izniyle kimse bozamayacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru tabii ki. Çünkü bu millet görevli. Çünkü bu millet Mehdiyet’in yaşandığı bir ülkede. Allah kaderi öyle dizayn etmiş. “Hz. Mehdi (a.s)” diyor Cenab-ı “Allah Türkiye’den çıkacak.” Türkiye’de büyük helak olmayacak. Hz. Mehdi (a.s) olduğu için.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Başbakanımız da “Dünyaya barışı hakim edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Bak bu da Hz. Mehdi (a.s) ağzı. Hem de dünyaya diyor.

KARTAL GÖKTAN: “İnşaAllah bu merhameti önce ülkemize egemen kılacağız. Sonra çevredeki kardeş halklara egemen kılacağız. Sonra bütün dünyaya egemen kılacağız. Mesajımız tek bir mesajdır, barış, barı, barış, kardeşlik, kardeşlik, kardeşlik, dostluk, dostluk, dostluk. Bu fitneyi kesecek olan da budur.”

ADNAN OKTAR: Sanki Hz. Mehdi (a.s) konuşuyor. Değil mi? Tam bir Mehdiyet ağzı. Tam bir Hz. Mehdi (a.s) talebesi. Bak kelimelere bak barış, kardeşlik ve dostluk. Yıllardan beri kullandığımız üslup. Şaşmaz Hz. Mehdi (a.s) üslubudur bu. Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bir de Başbakanımız sizin Kürt kardeşlerimizle ilgili söylediğiniz PKK’dan kaçıp Türkiye’ye sığınıyor şeklindeki iddianızı da aynen söyledi. “Bütün Türkiye’nin merhametine geldiler. Bu vandalların, bu eşkıyaların onların şiddetine güvenerek gelmediler” diye.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Konuşmalarımın tamamı iki gün sonra, üç gün sonra ya Tayyip Hocam tarafından, ya Başbakan, ya hükümetinden aynısıyla tekrar ediliyor. Bu çok büyük bir nimet. Çok büyük bir güzellik. Kelimesi kelimesine. Kelime dahi çıkartmıyorlar. MaşaAllah.

Memozin. Memozin bayağı daralmış. “PKK’ya karşı muhabbet istemiyoruz.” PKK bir cinayet örgütüdür. Bir mafya yapılanmasıdır. Gerektiğinde görüyorsun bak kadın kılığına girip kaçıyorlar. Hakikaten bazen de kadından ayırt edilemiyorlar. Öyle makyaj yapıyor ki. IŞİD anlayamıyor. Onun için ellemiyor bunlar kadın diye. Kümes tavuğu gibi kaçışıyorlar.  

BÜLENT SEZGİN: Başbakanımız Sayın Davutoğlu aynı zamanda “Hiçbir zaman bu milletin, şu mezhep, bu etnik grup, şu toplum kesimi gibi bölünmelerine izin vermeyeceğiz. Sizden ricam bütün Türkiye’den de ricam yarın herkes komşusuyla kucaklaşsın. Komşusu hangi şehirden olursa olsun kucaklaşsın. Doğulu batılıyla, kuzeyli güneyliyle kucaklaşsın. Büyük şehirlerimiz de yan yana aynı apartmanda yaşayan doğulu batılı, Türk, Kürt, Sünni, Alevi her bir vatandaşımıza rica ediyorum. Yalvarıyorum yarın sabah kalkın ve ilk gördüğünüz kardeşinize öylesine sarılın ki, öylesine bağrınıza basın ki; kimse bir daha kardeşi kardeşe düşman edemesin. “Türk müsün, Kürt müsün, Sünni misin, Alevi misin?” diye sormadan yarın ilk işimiz esselamun aleyküm demek olsun. Selam sizin üzerinize, barış sizin üzerinize demek olsun.”

ADNAN OKTAR: Başbakan ne sevimli insan. Acayip şeker bir şey. Hayır tipi de şeker. Üslup da şeker. Bütün Türkiye seviyor onu, bayağı tatlı bir şey maşaAllah. Çocuksu bir şekerliği var. Acayip iyi niyetli maşaAllah. Çok isabet ettiler onu Başbakan yapmakla. MaşaAllah ismi de güzel Ahmet Davutoğlu.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye Cumhuriyeti teröristlerin oyuncağı, komşu coğrafyalardaki istikrarsızlığın alıcısı olmayacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Türkiye’ye hiçbir şey olmaz evvelAllah.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu Bingöl’de yaralanan emniyet müdürü Atalay Ülker’i hastanede ziyaret etti. Ziyaret sonrası yaptığı açıklamada Kılıçtaroğlu “bizim aklımıza ihtiyaç duymuyorlar, şunu sormak istiyorum. Hangi gerekçeyle siz Öcalan’ın aklına ihtiyaç duyuyorsunuz. Ben bu ülkenin bizim insanımız çıkarlarını savunuyorum. Ben Türkiye dünyada rezil olmasın istiyorum. Ben vatandaşlarımızı düşünüyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok yapıcı bir şey anlatırsa dinlerler. Olur mu öyle şey? Anlatabilir, fikir beyan edebilir. Zaman zamanda aslında AK Parti’nin bu fikirlerden istifade ettiğini söylemesi muhalefeti daha rahatlatır bence. İyi olur. Mesela şu fikrinizden istifade ettik dese, sessiz sedasız istifade ettik değil de; çünkü sessiz sedasız istifade ettin mi, o etki alınmış mı, alınmamış mı o kadar anlaşılmaz. Ama açık söylerse çok faydalı olur.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Kılıçtaroğlu; “Türkiye IŞİD’e destek veriyor” dediği için bugün Davutoğlu “Kılıçtaroğlu’nun aklına ihtiyaç yok” demişti.

ADNAN OKTAR: “Türkiye IŞİD’e destek veriyor” mu diyor? Nereden çıktı o, delil ne? Delil yok. Bu konu artık bitsin. IŞİD’in elindeki silahlar tamamı, büyük bölümü Amerikan malı. Geri kalanları İngiliz, Fransız malı, Belçika malı silahlar. Türk malı silah yok. Bunu bıraksınlar. Türk malı mühimmat da yok. Türk mermilerinde arkasında koskocaman yazıyor. Makine Kimya Enstitüsü diye MKE diye damga oluyor. Bu mermilerde öyle bir şey yok. Bunlar hep Amerikan malı. Arap malı yahut Çin malı olan silahlar, mermiler, mühimmatlar. Dolayısıyla Türkiye’ye böyle bir iddia yersiz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sayın Kılıçtaroğlu siz biliyorsunuzdur Adnan Bey “ben direkt “Türkiye’ye destek veriyor” diye söylemiyorum. Fakat bazı konularda göz yumduğunu düşünüyorum” diye söylemişti.

ADNAN OKTAR: Göz yumma tabir ediliyorsa biz bu olaya hiç karışmıyoruz zaten. Eğer bunun adı göz yummaysa bu o zaman olmadı. Hiç karışmamak göz yummak anlamına gelmez. Biz bu savaşa karışmayız. Eğer karışacak olsak PKK’ya karışırız. Ayağımızın dibinde düşman zaten. Öyle bir imkanımız, enerjimiz varsa eğer silah kullanılması da gerekiyorsa bunu biz PKK’ya yaparız. Yapmadığımıza göre ve yapmayacağımıza göre bunu IŞİD’e karşı da yapmayız, başkasına da yapmayız. Ama öyle bir kabiliyetimiz, öyle bir özelliğimiz yahut öyle bir mecburiyetimiz olduğunda biz bunu nereye kullanacağımızı görüyoruz. Ama biz kanunun, hukukun, vicdanın dışına çıkmıyoruz, çıkmayız. IŞİD’e ne yapalım? Hava bombardımanı mı yapalım? Tankla saldıralım mı, ne yapalım? Hiç biri olmaz. Sadece karışmıyoruz o kadar.

AYLİN KOCAMAN: Bugün Yalçın Akdoğan Adnan Bey şunu söyledi “Genelde CHP” dedi “sadece Esad’a destek vermek üzerinde duruyor” dedi. “Onun dışında bir eleştiri olsa biz değerlendiririz. Ama bunun üzerine yoğunlaştıkları için yapamıyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir kere Esad’ı desteklemek zulüm olur. Adam öldüren bir mafya yapılanması. Esad şu an makul bir hükümet, normal makul bir devlet olmaktan çıktı. Derin devletin eline düşmüş bir mafya yapılanmasına dönüştü. Şu an alenen bir çete. Dehşet saçan bir çete. Devlet yok şu an. Suriye devleti yok. Suriye derin devletinin dehşeti ve şiddetiyle insanlar karşı karşıya. Dolayısıyla eğer Suriye’deki bu derin devlet çetesi, bu kan dökücü, azgın vampirler desteklenirse bu cinayete şerik olmak anlamına gelir. Allah vermesin. Bir cinayet şebekesini destekliyorum anlamına gelir. Ne CHP, ne bir başkası sakın sakın böyle bir üsluba girmesin. İkinci bir anlam çıkmayacağı da açık. Daha evvel geçmişte hatayla böyle bir şey yapmış olabilirler. Bundan sonra böyle bir üslubu hiçbir şekilde kullanmasınlar. Asla olmaz. Adam öldürüyor, çocuk öldürüyor. Ne kadar? Yüz binlerce. Yüz binlerce kadın öldürüyor. Kim öldürüyor? Derin devlet çetesi. Suriye muhaberatı artık bir dehşet ve infaz örgütüne dönüştü. Akıl almaz acımasızlar.

Türkiye’nin tezkeresinde Irak’ın toprak bütünlüğünün korunacağı söyleniyormuş. Tamam, bu güzel. Suriye’nin de toprak bütünlüğünü koruyacağız ama Esad’ın hükümetinin kastettiği tarzda değil. Esad hükümetini kabul etmiyoruz biz. Esad hükümetinin olmadığı demokratik bir Suriye’de, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumayı teminat altına alıyoruz Türkiye olarak. Ama Esad rejiminin devletini değil. Esad rejiminin devletinin kabul etmiyoruz şu an. Çünkü cinayet örgütü. Bu kadar acımasız, bu kadar sadist bir örgüte bir insan nasıl devlet diyebilir? Yani vahşet örgütüne dönüştü. Suriye’de çocuk bırakmadılar, kadın bırakmadılar. Hepsini vahşice katlettiler, şehit ettiler. Bunlara biz devlet dersek, zulme devlet demiş olacağız. Böyle bir şey olmaz. Dolayısıyla Suriye’nin toprak bütünlüğünü kabul ediyoruz. Ama Esad’ın hükümetini ve kurduğu devlet yapılanmasını kabul etmiyoruz. Meşru legal hükümet oluştuğunda Suriye’de, Suriye’nin devlet olarak varlığını hem kabul ediyoruz, hem de toprak bütünlüğünü kabul ediyoruz. Korumayı da taahhüt edebiliriz. Irak için de aynısı. Mesela zulüm yapsa, biz de Irak hükümetini kabul etmeyiz. Yani yapıyorsa da yine kabul etmeyiz. Biz makul bir hükümet varsa kabul ediyoruz. Dolayısıyla bizi vahşetin, çirkinliğin ortağı yapmaya kimse kalkmasın. CHP’den de hiç kimse bu vahşet örgütüne şerik olmasın. Şerik olacak şekilde de üslup kullanmasın. Bu zulüm olur, yakışmaz.

BÜLENT SEZGİN: Davutoğlu biraz da Kılıçtaroğlu’na şundan sinirlendi. “IŞİD’e karşı tezkere çıkaralım. Sadece Kobani’nin adı geçsin. Kobani’yi kurtaralım” fikrine biraz sinirlenmiş.

ADNAN OKTAR: Hayır, sinirlenmeye gerek yok. Kobani’yi kurtarmak ne demek? Kobani’yi biz kurtardık zaten. Kobani’deki halkı aldık, kendi milletimizi, Kürt kardeşlerimizi güvenlik içinde şu an koruyoruz. Böyle bir sorun yok.

“Sayın Adnan Oktar Hoca” Hoca değiliz ama neyse. O kadar kabul edelim bir seferliğine. “Sizin kadar PKK ve Apo ile uğraşanı ve anlatanı ne gördüm, ne duydum. Devlet bile sizin kadar eğitici programlar yayınlamıyor. PKK’nın gerçek yüzünü, planlarını, nasıl kahpece davrandıklarını çok güzel bir üslupla anlatıyorsunuz. Kürt ve Türk kardeşliğinin bunun doğru olduğunu, sağduyuya davetinizi saygıyla karşılıyorum. Söyledikleriniz o kadar doğru ve mantıklı ve güzel ki keşke herkes sizin” herkes dediği bir kısım insanlar. “ Yüzde beşiniz olabilse” diyor. “Allah yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun” diyor. Cemile Hanım yazmış.

“Adnan Bey tespit ve yorumlarınızı çok beğeniyor ve takdir ediyoruz ve ağzınıza sağlık sizi çok seviyoruz.” Muhammed Güllük.

“Sayın Adnan Bey sizin çok kıymetli sohbetlerinizi zevkle izleyip istifade ediyorum. İyi ki varsınız, siz olmasaydınız olayların ve güzel ülkemiz hakkında kurulan tuzaklardan habersiz olurduk.” Hakikaten hiç çaktırmadan yapıyorlar. “Hemen IŞİD bulalım” diyor. “Kobani’de kardeşlerimiz var, kurtaralım” diyor. Kardeşim dediğin senin PKK’lı it kopuk. Nereden kardeşin oluyor senin? Seni öldüren adam o. Askerini öldürüyor, polisini öldürüyor. Aklını başına al.

Bu internet konusunda gençler çok fazla yazı yazıyorlar. Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu buna bir kolaylık getirse çok güzel olur. Dilekçe de yazalım. Çok fazla dilekçe yazalım. İnternet bedava olsun. Giren de istediği gibi girsin. Yok “kota hakkı” falan ne alakası var? Hakikaten giriyor çocuklar ben bakıyorum. Bir türlü ulaşılamıyor. Mesela kitap indirmek istiyorlar, indiremiyorlar. Yazı indirmek istiyor, indiremiyor. Böyle internet olur mu? Yani sakat ve hasta bir internet yapısı var. Bu sakatlığı devlet kaldırsın. Bu hastalığı devlet kaldırsın. Sağlıklı normal bir internet olsun. Hasta internet istemiyoruz. Sağlıksız internet istemiyoruz. Sıhhatli internet istiyoruz.

Genelde kardeşlerimiz sevgilerini ifade eden yazılar yazmışlar.

“Adnan Bey yine on numara ortam yapmış.” Bir de “şekil yapmışsın” falan. Eskiden neydi, bir şey diyorlardı? “Tarz yapmışsın.” Ama çok kızdırıcı bir ifade. Adam mesela bakımlı düzgün çıkıyor. “Ooo tarz yapmışsın” diyor. Yani hiç iltifata benzer bir laf değil.

Resmi makamlardan yabancı dilde yalan haberleri açıklayan hiçbir yazı yayınlanmıyormuş. Bugün de resmi hesapları hiç İngilizce açıklama yapılmamış” diyor. Tek taraflı bilgilendirme yapılıyormuş sürekli Türkiye aleyhine. Hükmet böyle bir sistem kursun. Bu gayet kolay. Onlar yapmayacaksa biz yapalım. Ama uzun süreden beri biz bunu söylüyoruz. Ve uzun süreden beri bu bir ihtiyaç. Avrupa sürekli yanlış bilgileniyor. Amerika yanlış bilgileniyor ve kamuoyu yanlış yönlendiriliyor, dünya kamuoyu. Türkiye aleyhine müthiş bir kamuoyu oluşturuyorlar. Halbuki devletin resmi bilgilendirme siteleri olsa İngilizce, konu bitecek. Tayyip Hocam gereğini yapsın. Sayın Başbakan gereğini yapsın. Eğer yapmayacaklarsa biz yapalım. Başka türlü olacak gibi değil. Yani çok geciktiler.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Daikin Üniversitesi öğretim üyesi doktor Benjamin İzakhan Radikal’de yayınlanan yazısında “IŞİD’in Kobani’yi ele geçirmesi halinde bir sonraki hedefin Türkiye sınırı olduğunu” söyledi. Türkiye’nin masumların katliamına ve IŞİD’in yayılmasına dur demek için en uygun NATO ülkesi olduğunu ve bu nedenle hemen müdahale etmesi gerektiğini yazdı. Yurt içindeki protestolarında halkın tepkisi olduğunu ifade etmiş yazısında.

ADNAN OKTAR: Hemen müdahale ne yapacağız? Gidip vuracağız adamları öyle mi? Makineli tüfekle tarayacağız. Napalm bombası atacağız. Bunu yapmayız. Ve yapmayacağız. Bize cinayet teklifinde kimse bulunmasın. Bizi kimse cinayete azmettirmeye kalkmasın. Asla böyle bir çirkinliğin içine girmeyiz biz. Durup durup bunu anlatmalarına gerek yok. Akıllarını başlarına alsınlar. Teklif ettikleri şey cinayet. Hakaret ediyorlar bize, akıllarını başlarına alsınlar.

AYLİN KOCAMAN: Genelde hep bu yöntemi kullanarak provoke etmeye çalışıyorlar. “Türkiye girmek üzere” falan diye.

ADNAN OKTAR: Türkiye kardeşim; böyle bir şey olmaz. IŞİD’in Türkiye ile işi olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Zaten oldukça büyük bir sınırımız var şu anda.

ADNAN OKTAR: Kardeşim olmaz. Yani olmaz deyince olmaz. Ben biliyorum. Türkiye’yle bir alıp veremedikleri yok. Bizim de IŞİD ‘i vurmamız diye bir konu olmaz. Bu haram olur. Öyle biz terörist öldürmek durumunda olsak biz PKK’yı kazırdık şu ana kadar. Tozun toprağın dibine katardık. Haritadan silerdik. Yani çok kolay Türkiye için o. 24 saatini almaz Türkiye’nin. Dağı taşı kazırız. Haram olduğu için yapmıyoruz. Adamlara anlatamıyoruz biz. Haramdır böyle bir şey. Olur mu? Adamı yakalayacaksın, mahkeme edeceksin, suçu sabitse hapse atarsın, o kadar. Adam öldürme diye bir konu yok. Önüne gelen “adam öldürün” diye bize teklif getiriyor Türkiye’ye. Türk askerine bu hakaret, Türk milletine bu hakaret. Akıllarını başlarına alsınlar. Biz hiçbir zaman için cinayeti kabul etmedik ve kabul etmeyiz Türk milleti olarak. Helale-harama titiz olan bir milletiz. Karınca bile ezmiyoruz biz. Ne alaka? “IŞİD büyük tehlike” diyor. PKK onun bin misli daha büyük tehlike. Ne yapıyoruz? Sadece seyrediyoruz. Polisi taşlıyorlar. “Niye taşlıyorsunuz?” diyoruz. Ancak çok acil olursa yakalıyor polis, yargılanıyor, hapis yatıyor sonra hapisten yine çıkıyor yine işine devam ediyor. Biz demokratik bir ülkeyiz. Bizde o tip olaylar olmaz. Bu çirkinliği de bıraksınlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey kardeşlerimizin gerçekleştirdiği faaliyetler şu şekilde.

ADNAN POKTAR: Göreyim.

KARTAL GÖKTAN: İzmir’den iki kardeşimiz geçtiğimiz akşam Şirinyer İzman çıkışında halka 100 adet dergi ve sizin kitaplarınızdan hediye etmiş. Çorum’dan kardeşlerimiz geçtiğimiz gün hasta ziyaretine gitmişler ve orada sizin kitaplarınızdan okuyup sohbet etmişler. Sonrasında 1000’e yakın broşür dağıtmışlar. İstanbul’dan birkaç kardeşimiz bir alışveriş merkezinde sizin 50 kitabınızı ve 5 dergi dağıtmışlar. Ankara’dan kardeşlerimiz 7 Ekim’de Eryaman’da 1000 adet, 9 Ekim’de de Seyran Bağları’nda 600 adet A9 ve Yaşayan Fosiller broşürleri dağıtmışlar. Kayseri ve Konya’dan da kardeşlerimizin faaliyetleri var. Kayseri’de kardeşlerimiz halka 50 adet dergi dağıtmışlar. Ardından sevgi üzerine sohbet etmişler. Konya’dan kardeşlerimiz de yine bir araya gelip sizin kitaplarınızdan okuyarak sohbet etmişler.

ADNAN POKTAR: Konya. MaşaAllah. Sofranın güzelliğine bak sen. MaşaAllah. Cennetten onlara yiyecek gelmiş. Cennet sofrası. Ama dünyaya gelirken tabii bir değişikliğe uğrar. Dünya moduna göre hazırlanır yiyecekler. Mesela İsa Mesih gökten Cenab-ı Allah’tan talebeleri sofra istiyorlar. “Tamam” diyor İsa Mesih “dua edeceğim” diyor. Yan odaya geçtiklerinde sofra hazır. Cennet sofrası ama dünyaya göre hazırlanır, şekli değiştirilir. Yoksa aramızda mesela cennet insanları var, cennetten gelme insanlar var ama şekli değiştirilmiş. Cennetteki haliyle getirilmiyorlar dünyaya. Ama geri gittiğinde cennetteki haliyledir.

Hadisi şerifte var. “Dabbet-ül Arz” diyor “televizyona çıkar. Sakallı güzel bir insandır” diyor Dabbet-ül Arz. “Peygamber (s.a.v.)’in mührü ile çıkar” diyor. “elinde Peygamber (s.a.v.)’in mührü vardır” diyor. “Müminin alnını o mühürle mühürler” diyor. Kitaplarda eserlerde, resimlerde o mührü hep göreceğiz” diyor. “Kafir de ise simsiyah olur yüzü, o mührü aldığında” diyor “mührü gördüğünde” diyor. Bak “kafirin yüzü simsiyah kesilir” diyor “ o mühürle mühürlediğinde” diyor. Yani buradan şunu anlıyoruz; Hz. Mehdi (a.s) televizyonlara çıkacak, internette görülecek, görüntüsü görülecek, o bütün görüntünün tamamı, o eylemine Dabbet-ül Arz deniyor işte. Çünkü bak diyor görünümünü, “sakallı genç bir insan görünümündedir” diyor. Dabbet-ül Arz sadece büst olarak göründüğü belirtiliyor bak. Büst olarak görüntüsünden bahsediliyor. Sakalından, yüzünden bahsediyor. Ve “insanlara hatırlatır” diyor. “Siz Allah’ın hükümlerine gereği gibi uymadınız” yani “Kuran’a gereği gibi uymadınız” diye “insanlara hatırlatır” diyor. Ahir zamanda “o söz başlarına geldiği” “Tükellimuhum” “insanlara hitap eder” diyor. Bak, o söz başlarına geldiği vakit.” O söz ne zaman? İşte geldi, ahir zaman. “O söz başlarına geldiği vakit.” “Yerden mamul bir dabbe çıkarırız” diyor.  Nasıl yerden mamul? İşte alüminyum, magnezyum, demir, bakır, bilgisayar nelerden oluşuyorsa, televizyon nelerden oluşuyorsa onun malzemeleri, “yerden mamul bir Dabbet-ül Arz çıkarız” diyor. “O da oradan, insan yüzünde birisi, insan yüzünde” yani “sakallı güzel yüzlü birisi” diyor “Tükellimuhum” “insanlara hitap eder, onlara anlatır” “Allah’ın kitabının yeterliliğini, Kuran’ın yeterliliğini onlara anlatır” diyor. “Ama insanlar iyice çığırından çıktıkları devirde” diyor. İşte o devir, bu devir. Demek ki televizyon, internet İslam’ın hakimiyeti için Allah tarafından özel yaratılmış. Hz. Mehdi (a.s) da demek ki televizyonlarda çıkacak. Çünkü “sakallı” diyor “sakallı, güzel yüzlü bir genç” diyor. “Genç olacak” diyor. “Dabbet-ül Arz çıkar, insanlara anlatır. Gökte olan, bulutlarda olan insanlar da duyar” diyor. “Yerin altında olan insanlar da duyar” diyor. “Konuştuğunda, her hangi bir yerde konuştuğunda dünyanın her yerinden işitilir” diyor. Nedir bu? Bak, konuştuğunda dünyanın her tarafında işitilir. “Yerin altındaki” diyor Dabbet-ül Arz’a ait o sistemi tarif ederken en azı yedi bin kilometre olan yani o tarife göre, Arapça karşılığına göre bir kablo ağından bahsediyor hadiste. “Ve gökte de duyulur” diyor. “Her çeşit renk mevcuttur üstünde” diyor. Televizyona, internete bak her çeşit renk var. Ama sadece “hem görüntüsü vardır” diyor “ve konuşur.” O kadar. Ama yürümüyor. Debip, debbabe yani hafif kıpırdayan şey mesela televizyona yakından baktığında sürekli bir kıpırdama vardır. Sürekli bir hareketlilik vardır. Gözle görülemeyen küçük kıpırdamaya deniyor debbabe debip. Debelenme hareketlenme. Mesela içkinin vücuda yayılması gibi yahut elmanın içinde çürüğün yayılması gibi, gözle görülmeyen, küçük, ince hareketlenmeler. Dabbe odur anlamı, debib Arapça karşılığı. Ekrana baktığımızda, çok yakından baktığımızda çok küçük hareketlenmeler görürsünüz ve ondan oluşur resim, görüntü. Bak Peygamber (s.a.v.) bu kadar detaylı anlatmış. Ve şu an ahir zamanda bunu yaşıyoruz.

Şahin Ekinci; “İlla koridor istiyorlarsa IŞİD’in olduğu bölgelerde koridor açıp gezsinler. “Türk askerine düşmanım” diyene açacak koridorumuz yok.” Tabii ki IŞİD’in içine geçemeyeceklerini ben biliyorum. Geçmezler de. Ben orada onları aşağılamak için söylüyorum. Türk askerine düşman demekten vazgeçecek. Benim orada demek istediğim bu. Onun gerçek düşmanı IŞİD. Türk askeri bütün insanlığın dostudur. Herkesin dostudur. Ama ahlaksızlık istemez Türk askeri, adilik istemez. Git deki; “Ben nadim oldum, pişman oldum. Yanlış yaptım. Cinayetten, pislikten, ahlaksızlıktan vazgeçtim” de, Türk askeri seni o zaman korur. Suç işlediysen ayrı, cezanı çekersin. Ama suç işlemediysen Türk askeri seni korur. Anlatmak istediğim bu. Anlaşılmayacak bir yönü yok bunun.

Kobani Kürdistan. Jack London. “Esad’ı desteklemek zulüm olur, Esad rejimi sivil öldüren bir mafya yapılanmasına dönüştü. Normal bir devlet yapısı yok” sözüme karşılık Kobani Kürdistan diyor ki: “Adnan Oktar düne kadar Esad’la beraberdiniz yatlarda” diyor. Allah akıl fikir versin. Ayrıca Esad’ın bizzat kendisinde zaten bir sorun yok. Onu şu an esir ettiler zaten. Deliye döndü o. Akdeniz’deki Rus donanmasında büyük filo gemisinde esir vaziyette. Kardeşi cinayet örgütünü yapılandırmakla meşgul. Cinayetlerle ilgileniyor. Esad’ın yapacağı bir şey yok, garibanın teki o. Türkiye’ye geliyordu doğru burada ağırlanıyordu da ama adamı adam olmaktan çıkarttılar. Öyle biri yok. Orada Esad denilen olay rejim. Adamın şahsı değil. O zavallının birisi, onda bir şey yok. Onu da anlamıyorlar. Esad rejimi içerisinde derin devlet yapılanması var. Muhaberatın oluşturduğu bir derin devlet yapılanması. Bunlar artık mafyayı da aşmış durumda çünkü mafyanın da bir mantığı var. Çılgın gibi adam öldüren bir manyak ordusuna dönüştüler. Mücadelemiz bunlarla. Yoksa bizim Esad’la alıp veremediğimiz yok. Normal kendi halinde bir adam o. Karısı da çok efendi kız o. Gariban bunlar. Rus gemisinde yemeklerini yiyorlar, yatıp kalkıyorlar. Orada muhafaza altında tutuluyorlar. O kadar. Millet de zannediyor ki Türkiye’nin ana derdi Esad’ı yakalamak, boğmak, ezmek. Böyle bir derdimiz yok. O acımasız katil ordusunu durdurmaya çalışıyoruz. Bunlar çılgınca yazıyorlar ama iyi de oluyor. Çünkü hakikaten yanlış anlıyorlar işi. Bunlar da böyle yazınca konu anlaşılıyor. Birçok konuyu kavramadıkları.

“TC’nin ordusundan Kürtleri çektik mi o zaman senin gücünü görürüm. Kürtler uyanıyor.” Kürtler uyanıyor dediği Kürt benim annem, bacım, kardeşim zaten. Türk milleti uyanıyor de bari. Ortadoğu, Müslümanlar uyanıyor de. Müslümanlar hakikaten üç yüz seneden beri uyku halindeydiler Ashab-ı Kehf gibi. Ve uyandılar “Müslümanlar uyanıyor” demen doğru. “Kürtler uyanıyor” bu ırkçı bir üslup.  Kürt, Türk, Çerkez bütün Müslümanlar uyanıyor. Bütün dünyadaki mazlumlar uyanıyorlar. “TC’nin ordusundan Kürtleri çektik mi o zaman senin gücünü görürüm.” Genelkurmayın subaylarının en seçkinlerinin Kürt olduğunu bilmiyor bu arkadaş. Jandarma genel komutanı Kürt’tü. İçişleri Bakanı da Kürt’tü daha önceki. Turgut Özal Kürt’tü. Daha önce de yine cumhurbaşkanlarından Kürt olanlar var. Yani Kürt olmak şereftir, üstünlüktür. Ama “Kürtlerle PKK’yı ayırmak gerekiyor” dedim onu bir türlü anlamıyorlar. Kürt nurdur, PKK pisliktir. Nurun üstüne adamlar pisliği getirmek istediler; biz o pisliği temizliyoruz konu bu. Nur nur kalacak, biz pisliği onun üstüne sürdürmeyiz. Kürtler bizim insanımız, benim kardeşim, benim çocuklarım. Benim annelerim. Benim babalarım onlar. Dedelerimiz kendi anneannelerimiz, babaannelerimiz bize ait insanlar. Zaten gördünüz bak Kobani’den hemen geldiler akıl almaz sakinler. O kadar huzurlular ki; direkt askerin kucağını bırakıyor getirdikleri şeyleri. Biliyor evladı gibi olduğunu. Şaşırmıyor da. Hiçbir yabancı ordu askerine bu insanlar böyle davranmazlar. Orada PKK hakimiyeti olsaydı o annelerim gelir miydi oraya? Dehşete düşerlerdi, asla gelmezler. Anlatmak istediklerimi anlamazdan gelmesinler ama hakikaten anlayamıyorlarsa onu açıklarım. Samimi anlamıyorlarsa.

AYLİN KOCAMAN: Özellikle yabancı gazeteciler bu konuyu hiç bilmiyorlar Adnan Bey hep Kürtler olarak düşünüyorlar PKK’ya karşı.

CEYLAN ÖZBUDAK: Kobani’de hala insan var zannediyorlar. 

ADNAN OKTAR: O çok kötü. O zaman hükümetle de görüşelim den ilgili birimle. Resmi bir internet sitesi oluştursunlar. Biz yardımcı olalım. Başka türlü olmaz. Resmi bir haber sitesi oluştursunlar çünkü onlar garanti verecek ki etkili olsun. Kaynak gösterecekler ki etkili olsun. Oradan bütün biz doğruları aktarabiliriz. Onu Başbakan’la görüşebiliriz. Veyahut İçişleri Bakanı’yla görüşebiliriz. Efkan Baba makul bir insan. Başbakan da olur ama o çok meşgul bir insan şimdi. Bilmiyorum ama yine de hayati bir konu bir şekilde ulaşıp.

Evet dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Ağustos ayında beyaz bir polisin siyahi genç Michael Brown’u öldürdüğü Sen Lois de dün gece görevde olmayan bir başka polis siyahi bir genci vurarak öldürdü. Haftalarca ülke çapında protestolara neden olan Ferguson’daki olaya benzeyen vakanın ardından olayların yeniden başlamasından endişe ediliyor.

ADNAN OKTAR: Özellikle provoke ediyor da olabilirler. Amerika’nın karışmasını istiyor olabilirler. Adamların gözünü kan bürümüş. Bir yerde olan kan onları doyurmuyor. Kan ne kadar çok olursa o kadar rahatlıyorlar.

Bülent Bey dinliyorum sizi.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’nın ünlü talk şovlarından birinde sunucu ve konuklardan biri İslam’a mensup olmayı mafya mensubu olmaya benzeterek Müslümanlara radikal olmakla itham eti. Bunun üzerine programın diğer konuğu dünyaca ünlü Oscar ödüllü oyuncu Ben Affleck “bu söyledikleriniz çok çirkin, bu iğrenç, bu ırkçılık. Fanatik olmayan radikallerin yaptığını söylediğiniz şeylerin hiç birini yapmayan bir milyardan fazla Müslüman’a ne diyeceksiniz? Ayrıca biz Müslümanların bizi öldürdüğünden çok daha fazla kez onları öldürdük diyerek” çok sert tepki gösterdi. Bu tepki tüm dünyada dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Bunu söyleyen Ben Affleck meşhur bir oyuncu. Ben Affleck’i tebrik ediyorum. Delikanlı gençmiş, dürüstmüş. Demek ki sadece Allah’tan korkuyor. Hakkı ve hakikati söylüyor. İyi niyetli, yiğit tavrından dolayı onu tebrikle ve taktirle karşılıyoruz. Dürüstlüğü her yerde onun tanınmasına, daha çok sevilmesine neden olacaktır. Güzel bir hizmet, güzel bir üslup olmuş. Bu güzelliğin dünyada yayılması, böyle güzel konuşan insanların pozitif insanların, sevgi insanlarının çoğalması Allah’tan isteğimiz.

Evet, bugün bu kadar yeter. Yarın devam edelim kısmetse.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın bu akşam sonuna geldik. Yarın tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın. 

Masaüstü Görünümü