Harun Yahya

Sohbetler (11 Ekim 2014; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Bülent Bey siz de hoş geldiniz. Nasılsınız?

BÜLENT SEZGİN: Hoş bulduk. Çok iyiyim siz nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Çok şükür, çok şükür, ne güzel, her şey ne güzel.

İnsanları severken, tutkudan haz duyarken şirkten kaçınmak lazım. Çünkü güzelliği o şahsa verme eğilimi insanlarda çok fazla. Mesela Hz. Yusuf (a.s)’da Züleyha diyor ki; “Gözlerin ne kadar güzel” diyor. “O toprağa akacak” diyor. “Burnun ne güzel” diyor. “Çürüyüp düşecek” diyor. Amacı ne? Ona Allah’ı hatırlatmak yani sonsuz güzeli ona hatırlatmak. O zaman ne diyecek tabii Allah? “Sonsuza kadar berabersin” diyecek. Ona zorlamak için onu söylüyor. Yani onu şirkten korumak için. Orada bir şirk hissediyor, şirkten onu kurtarmak için. Mesela siz de hakikaten çok çok güzelsiniz ama şirk insanı sarabilir Allah vermesin, yani o şahsın güzelliğini müstakil ona ait bir güzellik olarak görüp o gözle bakmaya kalkabilir, bu Allah’ın zoruna gider. Çünkü yalan bu, doğru değil. Çünkü o güzelliği Allah yaratıyor, Allah sevdiriyor. O sevme aklını ve tutkudaki o harikulade hali Allah yaratıyor. İnsan tutkunun o harikulade görüntüsünü nasıl versin? Aciz bir varlık, değil mi? Hadi o görüntüyü verdiğini düşünelim, karşıdaki onu nasıl alsın? O hazzı nasıl alsın? Çünkü haz gerekiyor karşılıklı. Onun için şirke karşı son derece uyanık, dikkatli olmak lazım. Sık sık unutulacak bir şey şirk.

İkincisi cedel. Mesela diyor ki; “İslam’ı anlatıyorum sana, İslam’ı tebliğ ediyorum” ama cedel mantığında anlatıyor. Halbuki Allah cedeli haram kılmış. “İnsan her şeyden çok tartışmacıdır” diyor Allah. Bir de cedelden kaçınmamızı istiyor, cedel. İnsan tebliğ yapıyorum diye cedel yapabilir. Mesela üç saat tartışıyor, beş saat tartışıyor. Niçin yapıyor? “Allah için yapıyorum” diyor. Halbuki cedel o, tartışma. Tebliğ öyle olmaz, ayeti söylersin takdiri şahsa bırakırsın o kadar. Yani tekrar tekrar tekrar bir şeyler yapıyorsan ve iddialaşıyorsan bu cedel olur. Tesiri için Allah’a dua edip ayet söylemek lazım.

Bu unutulan Kuran hükümleri diyorsunuz ya, aslında bunlar da açık sarih olup ama en çok unutulan Kuran hükümleridir. Ve bu da ıstırap verir insanlara, acı verir, bayağı canını yakar insanların. Cedelden küsüp darılırlar, kavgalar hep cedelden çıkar. Bütün milletin arasının bozulmasının nedeni hep cedel oluyor. Şirkten dolayı da Allah sevgiyi alıyor kalplerinden. O kaçıyor o kovalıyor, o kaçıyor o kovalıyor. Halbuki doğrudan Allah’a verse sevgiyi, güzelliği, Allah’a dua etse Allah ona nasip eder.

Yeni gelen güzel bir kız vardı aşağıda mavi gözlü, harikulade güzel ama benim anlatacağım gibi değil, inanılır gibi değil çok çok beğendim. Hemen aklıma Cenab-ı Allah’ın ne güzel tecelli ettiği geldi. Şahsına versen o ıstırap zaten. “Acaba kaybeder miyim, acaba hastalanır mı, acaba işte bir şey mi olur?” falan kafana bin bir türlü şey gelir. Nitekim de bir şey olur eğer şirk koşarsan. Allah nasip etmez. O konuyu orada da aşağıda da anlattım, şirk koşmamak gerektiğini. Ama harikulade güzel hayret ettim. Diş, ağız, burun, boy bos, fizik akıl almaz güzel, maşaAllah. Yeni nesil ne kadar güzel, maşaAllah hayret.

Biraz hayatın kalitesini düşürüyorlar. İşte eti şöyle pişirin kanser yapar, işte mercimeği şöyle pişirin kanser yapar. Hayır, doğru dedikleri de fakat ucu bucağı yok. Bunu bir şekle şemaile koysalar. İnsanları delirtecekler neredeyse. Mesela bir kısmı diyor ki “yumurta yiyin çok iyi” diyor, bir kısmı “sakın yemeyin ölürsünüz” diyor. Bir kısmı diyor, “sakın peyniri yağlı yemeyin” diyor. Öbürü diyor ki “yağlı yemezsen asıl hastalanırsın.” Yani bunun bir ortalaması olursa iyi olur.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Kobani gösterileri sırasında Van’da yaralanan 18 yaşındaki bir kişi daha hayatını kaybetti. Gösterilerde ölenlerin sayısı 32’ye yükseldi.

ADNAN OKTAR: İşte PKK’nın marifeti. Hep fitne-fücur çıkarsın, pislik çıkarsın. Kürt milletinin üstüne, Kürt kardeşlerimizin üstüne bir bela olarak çöktüler. Gidin işinize bakın. Onlar bizim annelerimiz, bacılarımız, biz onların kıymetini çok iyi biliriz. Bu son olaylarda zaten Kobani’den annelerimizi falan hep aldık getirdik, çocukları falan. Ama çok şekerler çocuklar. İnsan bakmaya doyamıyor, acayip acarlar. Tabii biraz özellikle Kürt çocukları, küçük çocuklar onlar çok mazlumlar. Ayakkabı yardımı, kıyafet yardımı, şimdi kış geliyor, kazak böyle. Onlar çocuk oldukları için çok titiz olmak lazım. Bazen lastik ayakkabı giyiyor çocuklar, insanın içi parçalanıyor. Çok rahatsız edici bir şey. Mutlaka böyle, kauçuk altı rahat edecekleri ayakkabılar. Zaten şu kadar bir şey ayakları, çok makbule geçer. Onlar melek hükmünde, küçükler melek hükmündeler. Bir de o yaşlı anneler, yaşlı babalar onlara çok özen göstermek gerekiyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın asayiş birimi Yurtsever Devrimci Gençlik Harekatı bir açıklama yaparak; “Türk devletinin tüm kolluk güçlerine sokağa çıkma yasağı ilan ediyoruz, biz ilan ediyoruz. Sokağa çıkanlar hakkında devrimci müdahale ve işlem yapılacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Hoppala. Allah akıl fikir versin bunlara. Hep de çoluk çocuk takımı böyle kendi aralarında toplanıyorlar, atomforvet tipler. Genel kültürleri yok, bilgileri yok, komünistçilik oynuyorlar. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Türk yetkililer Kobani’yi Amerika’nın bombalanmasına rağmen IŞİD’i bir türlü geriletemediklerine, direnmelerine rağmen IŞİD’in Kobani’de bütün güçleriyle ilerlemeyi başardığına ve bu ilerlemeyi durduramadıklarına dair açıklamalar yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Söyledik; o ilerlemeyi yapan Allah. Havadan bombalamayı yapan da Allah, bizi imtihan ediyor. Ama IŞİD’e, Hz. Mehdi (a.s) çıkana kadar güçleri yetmez, söyleyeyim. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna kadar mümkün değil. Türk milletine de ilişmez IŞİD, onu söyleyeyim. Hadislerde böyle bir hüküm yok. Ama böyle bir yapılanmanın çıkacağını Resulullah (s.a.v.) 1400 yıl öncesinden bildirmiş en ince detaylara kadar.

Evet Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan meclisin Salı gününden sonra yeni bir yasal düzenleme yapacağını ve salıdan sonra sokakların ortalığı birbirine katan tüm bu Vandallardan temizleneceğini açıkladı. “Parlamentoda kim destek verir, kim destek vermez bilemem ama herkes bu konudaki tavrıyla iyot gibi ortaya çıkacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam kükremiş, maşaAllah. Tam delikanlılığını yine ortaya koymuş. Adamlar devlete meydan okuyorsa devlet kendini korur tabii ki. Bunda acayip olan bir şey yok. Ne yapacak? “Gelsin polisi vursun” diyor adam “ses çıkartma” diyor, olmaz öyle şey.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın Kandil’deki lideri Cemil Bayık, Türk devletinin IŞİD’i besleyip büyüttüğünü ve cesaretlendirdiğini ve bunun basın tarafından çok kez deşifre edildiğini iddia etti.

ADNAN OKTAR: Basın atıyor öyle bir şey yok. IŞİD’in mantığıyla hükümetin mantığı çok zıt. Hükümetin IŞİD’i desteklemesi mümkün değil. Ve IŞİD hiç bir şekilde dinlemez hükümeti. Taliban mantığı, ne zaman hükümetlerini dinlemiş Taliban? Çok eski bir örgüt bu. Ta Özal zamanında bile vardı. Dolayısıyla bunun bir mantığı yok. Bunlar onların hüsnükuruntusu. Canları yanınca bir muhatap arıyorlar canlarını yakacak, demokratik, laf dinleyen, söz dinleyen nezaketli birisi olsun istiyorlar. Çünkü onlara laf dinletemiyorlar. Türk hükümetine, “o zaman siz yapıyorsunuzdur.” Olmaz.

KARTAL GÖKTAN: “Türkiye’yi uyardık, böyle giderse gerilla savaşı yeniden başlayacak” diyor Cemil Bayık.

ADNAN OKTAR: Gerilla mı kaldı Allah aşkına bıraksın şimdi. Eğer kabadayılıkları varsa yanı başlarında duruyor IŞİD. Türk devletine kabadayılık yapacağına gidip IŞİD’e kabadayılık yapsınlar. Dağdan aşağı inemiyorlar Kandil’den. Terbiyesizliği bıraksınlar. Dağdan aşağı inemiyor. Türkiye’ye “koridor verin de biz geçelim” diyor. Sen geç işte, sana koridoru gösterdik. Ödün kopuyor. IŞİD’e kabadayılık yapamayıp da demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne kabadayılık yaparsan senin kabadayılığına kimse inanmaz. Gerilla savaşı. Nasıl yapacaksın? Dağdan ateş edeceksin, sinsice saklandığın yerden ateş edeceksin. O zaman biz de seni dağda buluruz. Terbiyesizlik istemiyoruz. Kabadayılıktan artık bıktık usandık. Gece gündüz kabadayılık. IŞİD’i gördün mü çöküyorsunuz aşağı, kaçacak delik arıyorsunuz, ondan sonra kadın kılığında kaçıyorsunuz. Onlara niye kabadayılık yapmıyorsunuz? Mesela aynısını de; “ey IŞİD” dersin, “bize karşı mücadeleni durdurmazsan sana karşı gerilla savaşını başlatacağız” de. Adamlar güler buna, yerlere yatarlar güleceğiz diye. Ama Türkiye Cumhuriyeti’ne kabadayılık yapmaktan utanmıyorsunuz. Senin kafanı ezen, senin kafanı kesip göbeğinin üstüne koyan, seni kadın kılığına sokup kovalayan bir güce kabadayılık yapman gerekmiyor mu senin asıl? Sen Türkiye Cumhuriyeti’ne kabadayılık yapıyorsun. Kürt kardeşlerimizi koruyan, onlara şefkat gösteren, onlara en iyi tavrı gösteren hükümeti, devleti tehdit ediyorsun. Ama IŞİD’den de tir tir titriyorsun, ağzına dahi almıyorsun. Kabadayılık edeceksen senin tam hasmın o işte, git ona kabadayılık yap. İt gibi korktuğunu söylüyorsun. İt gibi korkuyorsan, Türkiye’ye de gelip kabadayılık yaparsan senin kabadayılığına kimse inanmaz.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye’nin Kürtler’in kazanımlarını engelleyerek Suriye-Ortadoğu politikalarında etkili olmak istediğini iddia ediyor.

ADNAN OKTAR: Ne kazanımı Allah aşkına? Kazanım falan yok batırdılar Kürt kardeşlerimizi. Türkiye orayı toparlamaya çalışıyor. Kobani falan her yeri batırdılar. Bu mikropların yüzünden IŞİD oralara geldi. Bu pislikler olmasa IŞİD’in ne işi var onlarla? Bu pislik PKK geri çekilsin, bütün Kürt kardeşlerimizin güvencesi bizim boynumuzun borcu. Tüyüne, kılına dokundurtmayız hiçbirinin. Ama çekilsinler. Mesela geldik, aldık annelerimizi, bacılarımızı, kardeşlerimizi, dedelerimizi Türkiye’de ağırlıyoruz. En iyi şekilde koruyoruz. Siz mi koruyorsunuz, biz mi koruyoruz? Biz koruyoruz. Sen ne yaptın? Korktun. Kadın kılığında kaçtın. Ananı, bacını bırakıp kaçtın. Ananı, bacını bıraktın ve kadın kılığında kaçtın. Korkaksın, aşağılıksın. Türk askeri, efelerim o güzel insanları koruyup kolladı. Bir de dayılık yapıyorsunuz. Türkiye vicdanlı, merhametli bir devlet de onun için, yoksa sizin bunları anlatacak haliniz kalmazdı. Çoktan biterdiniz. Türk devleti müşfik davrandı size, şefkatli davrandı. Yoksa dağı taşı birbirine katar istese Türk devleti. Graniti toz yapar. Türk ordusunun böyle bir gücü var. Dağı taşı cehenneme çevirir istese. Ama merhametli, şefkatli, IŞİD gibi değil. Kılı kırk yarıyor. Savcı olay yerine geliyor, hakim olay yerine gelip tutanak tutuyor, mahkemenin zabıt katibi oturuyor orada tutanakta yardımcı oluyor oradaki kişilere. Dolayısıyla yaptıklarının kabadayılıkla alakası yok. Durup durup ötmesinler. Korkak, aciz, zavallı adamlar. Anasını, bacısını, çocuklarını bırakıp kaçtı bunlar. Türk devleti gelip kurtardı onları. Çakallık yapmasınlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bingöl’de polisimizi şehit eden teröristin cenazesi DBP’liler tarafından şova dönüştürülmek istendi. (Demokratik Bölgeler Partisi) Ancak Güvenlik Şube Müdürü Lütfü Çiçek, hiçbir provokasyona izin vermeyerek şunları söyledi. “Siz bize serhıldanı “başkaldırışı” öğrettiniz. Biz size Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünemeyeceğini, parçalanamayacağını ve yıkılamayacağını öğretiriz. Cenazede terör örgütünü simgeleyen tek bir ses, sembol görmek istemiyorum. Dört aydır her gün sizinle karşı karşıya geldik. Çözüm süreci nedeniyle çok nazik, kibar bir şekilde davrandık, görüştük. Dört ay boyunca siz konuştunuz, şimdi bizim konuşma zamanımız” dedi.

ADNAN OKTAR: Lütfü Çiçek efenin hası, delikanlının hası. Şimdi buna bir alkış gerekir. Helal olsun efeye. Bir de sürekli ötüp durmasınlar, “Şunu yaparız, bunu yaparız” falan. IŞİD’den köpek gibi korkup, ananı, bacını bırakıp kaçan adamsın sen, karaktersiz adam. Senin konuşacak halin mi var? Kadın kılığında kaçıyorsun alçak. Utan, ortaya çıkma bari. Ben böyle hayasızlık görmedim. Yüzüne teneke çakılmış bunların. Ödü kopuyor IŞİD’den, adını bile ağzına alamıyorlar. Adını bile ağzına alamıyor, bir de “Koridor verir misiniz beyefendi?” diyor. Koridor hazır işte, geç. İflahını keserler senin. Sağa dön kabadayılık, sola dön kabadayılık. Bıktık, usandık. Nereye dönsek kabadayılık yapıyorlar. Gecesi yok, gündüzü yok, bu nedir?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kobani ve diğer PYD denetimindeki yerlerde de örgütün Kürt halkına çok fazla işkence, baskı, tehdit uyguladığına dair Uluslararası İnsan Hakları Örgütü’nün raporu var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Allahsız, Kitapsız, dinsiz, imansız adamlar bunlar, her şeyi yapar.  Aileyi kabul etmiyor, dini kabul etmiyor, Allah’ı, Kitap’ı kabul etmiyor, vicdansız. Vicdanı çürümüş adamlar. Annelerimizi, bacılarımızı bunlardan Allah kurtardı. Bir daha da vermeyelim annelerimizi, bacılarımızı, burada kalsınlar. Yahut Kobani’nin tamamen kontrolünü Türk ordusu yaptığında müsaade edelim. Bu köpeklere annelerimizi yeniden vermek, bırakmak çok dehşet verici bir şey olur. Sakın ha, sakın.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı bugün yaptığı konuşmada sizin açıklamalarınıza paralel anlatımlarda bulundu Adnan Bey. Şunları söyledi; “Son yapılanlar Türkiye’yi dize getirme, Türkiye’ye boyun eğdirme, Türkiye’ye istikamet çizme gayretidir. Ancak bu şiddeti yapanlar misliyle karşılık alırlar. Toprağımıza, ortak manevi değerlerimize ve birliğimize yönelik hiçbir saldırı karşısında müsamahakar davranmayız. Bu teröristlerin, bu şımarık serserilerin Kürt kardeşlerimize uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu sokak serserilerine bakıp tüm Kürt kardeşlerimizi itham etmek insanen, vicdanen ve imanen yanlıştır” dedi.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan konuşmasında PKK’nın İslam’a ve dine karşı olduğunu ve dindar Kürt kardeşlerimizin bu gerçeği gördüğünün de altını çizdi. Ve şunları söyledi; “PKK terör örgütü otuz yıldır bu toprakların kutsal değerlerine ve İslami değerlerine saldırıyor. Benim Kürt kardeşim böyle bir alçaklığa asla pirim vermez. Bu hainlerin yanında asla durmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel demiş. Güzel demiş.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Davutoğlu “Türkiye üzerinde oynanan oyunu bozacak olan sevgidir” vurgusu yaparak şunları söyledi; “Yarın herkes gördüğü komşusuna, karşılaştığı dostuna, arkadaşına tanımıyorsa bile sokaktakine selam versin ve kucaklaşsın. “Etnik kimliği ve mezhebi ne?” diye sormasın. Alevi, Sünni, Kürt, Türk karşılaştıkça “bu ülke bizim, Allah’ın selamı üzerine olsun” desin ve kucaklaşsın. Bağrına bassın. Oyunu bozacak olan budur. Bu haftayı selam haftası ilan edelim” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne şeker insan bu? Acayip güzel huylu maşaAllah.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan Kobani’de pek çok sivil yaşadığına dair bilgilerin yanlış olduğunu belirtti. Ve şunları söyledi; “IŞİD orada gitti evleri mi yaktı? Bastı mı yoksa buradaki esnafın yerleri mi basıldı? Bunları yapmadı ama orada IŞİD’in yapmadığını burada birileri gitti bölgedeki Kürt halkına, Kürt esnafına, Kürt öğrencilere yaptı. Kobani’den gelen insanlara bakan sağlık tesisini sen niye basarsın? O insana kucağını açan devlete sen niye kurşun sıkarsın?” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel. Bunların ahlaksızlığını bunlara sürekli hatırlatmakta fayda var. Hoca çok güzel yapmış. Ağzına sağlık. Bunların ahlaksızlığını bir türlü kavrayamıyor bazı kardeşlerimiz. Israrla anlatımla hem Avrupalılar, hem buradaki kardeşlerimize bunu hissetmek lazım. Korkak, alçak, tam haysiyetsiz adamlar bunlar, PKK’lılar. 

BÜLENT SEZGİN: Bu açıklamalar sizin son dönemdeki yaptığınız açıklamalardan sonra geldi Adnan Bey. Yoğun açıklamalarınızdan sonra.

ADNAN OKTAR: Şimdi ben bunu tabii söylemiyorum ama bu konuşmalar kelimesi kelimesine haftalardan beri anlattığımız konuların özeti.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir de Adnan Bey siz dün rica etmiştiniz özellikle Kobani’de sivil olmadığını resmi makamlar kendi ağızlarından söylesinler önemli diye.

ADNAN OKTAR: Evet bizim söylememiz tamam güzel ama resmi ağız birçok yere ulaşıyor. Resmi ağız çok önemli. Ama onlar da gereğini yapıyorlar. Allah razı olsun.

“Adana’da yakalanan tırlar gezmeye mi gidiyordu acaba? Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği iddiasının hiçbir belgesi yok, delili yok sözüme karşı.” Tamam. MİT’in desteği oldu ama kime? Özgür Suriye Ordusu’na. Bu doğru. Ama Özgür Suriye Ordusu’yla anlaşmalı olarak bu yapıldı. Bütün Avrupa da destekliyor Özgür Suriye Ordusu’nu. IŞİD’i tanımaz bilmez Türkiye. Ne alaka? Türkiye’ye de karşılar ayrıca. Hükümete de karşılar. Tayyip Hocam’a olmadık laflar ediyorlar. Öyle bir şey yok.  Durup durup icat çıkarmasınlar.

GÖKALP BARLAN: Bugün bu konuda açıklama yapmıştı söylediğiniz gibi Hocam Cumhurbaşkanı “onlar Türkmenler’e gidiyorlar” diye.

 ADNAN OKTAR: Tabii canım Türkmenler’e gitti bildiğim kadarıyla. Ağırlıklı Türkmenler’e gitti. Bir kısmı da Özgür Suriye Ordusu’na gitmiş olabilir. Ama IŞİD, Kürt tırını görse zaten parçalarlar. Öyle bir konu olmaz. Ama Türkiye’ye karşı bir tavırları olmaz ve olmayacak. Olmayacak deyince olmayacak. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Türkiye’yi tahrik ediyorlar; işte yok “sizin de üstünüze gelecekler”. Yok, Türkiye’ye gelmeyecekler. Türkiye’yle işleri yok.

Aylardan beri Türk devletini tehdit ediyorlar, PKK. Akıl almaz, utanmaz, haysiyetsiz bir üslupları var. Şimdi Allah belalarını verdi, rezil rüsva etti. Bak kendi elleriyle kendilerini rezil ettiler. Kadın kılığında kaçmak ne demek? Anasını, bacısını bırakıp kadın kılığında kaçıyor. Rezilliğe bak yani. Bir de koridor için yalvarıyor. Ben onlara dün koridor göstermiştim, tam anlamamış olabilirler. Bir daha haritada göstersene şunlara koridor. Kolaylık sağlamak için söylüyorum yani. Harita bilgileri olmayabilir. Harita üstünde kim nerede? Onları bir anlat.

BÜLENT SEZGİN: Gri olan bölge IŞİD, sarı olanlar da PKK’nın hakim olduğu bölgeler. Kırmızı bökle Özgür Suriye Ordusu, yeşil bölge de Esad’ın bölgesi.

ADNAN OKTAR: Tir tir titriyorlar “biz buradan geçemeyiz” diyor. “Türkiye güvenli oradan geçelim” diyor. Türk ordusuna düşman demiyor musun sen? Deli misiniz siz? Her biri ayrı Allahualem imtihan oluyoruz. Baksana öbür Danimarka’daki hassasa. Hassas kalbi dayanamıyormuş. “Siz gidin savaşın” diyor. Adamı acayip kızdıracak bir laf bu.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan PKK’yı şöyle uyardı. “Neymiş? Kobani Kobani. Van’ın, Muş’un, Hakkari’nin, Ankara’nın orada olanlarla ne alakası var? Biz devlet olarak bu vatan topraklarını asla bu teröristlere yar etmeyiz. Bedeli ne olursa olsun yaparız. Bunları yapanlar bir şeyin farkında değiller. Türkiye Cumhuriyeti bundan yirmi yıl önceki gibi değil. TSK her duruma hazırlıklı” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Allah Allah. Bir alkış da buna. Bak, bunu akıl edememelerine ben şaşıyorum. IŞİD’in elinde çok az bir silah var. Çok az bir imkanı var. On-on beş tane tankı var. Uyduruk bir ordu, küçük. Derme çatma bir ordusu var. Siz bununla baş edemiyorsunuz, it gibi korkup kaçıyorsunuz. Anlamıyor musunuz? Türk ordusu bölgenin en güçlü ordusu. İstese dağı taşı cehenneme çevirir. Bunlar Türk ordusunun demokratik, sevecen, sevgi dolu yüzünü gördükleri için kendini koruyacak panter yönünü görmediler. Onun için bunlar böyle ötüyor. İlla “bize bunu göster” diyorlar, illa. Kaşınma tarzında. Kandil’in dağı kalmaz Türk ordusu istese. Dağı toz haline getirirler. Aklınızı başınıza alın. IŞİD gibi de olmaz. IŞİD ne yapıyor? En fazla kesiyor tavuk gibi. Bu kafayı bırakacaklar.

Benim canlarım bak büyük bölümü Kürt burada kardeşlerimin. Bizim baş tacımız Kürtler. Dünyanın en efendi, en nezih insanları. Siz kimsiniz? Gidip annelerimize, bacılarımıza musallat oluyorsunuz. Dinsiz, imansız olduğunuzu söylüyorsunuz. Allahsız, Kitapsız olduğunuzu söylüyorsunuz. Ahlaksız olduğunu söylüyorsunuz. “Ahlak diye bir şey yok” diyor adamlar. Aile diye bir şey de yok. O zaman ne istiyorsun benim annemden? Ne istiyorsun benim çocuklarımdan? Çık, defol git. Nereye gidiyorsan git. Nitekim Allah bunları def etti. Bak Kobani’den annelerim, Kobani’deki bu çeteden kurtuldu. Geldiler bak huzur içinde vatanda yaşıyorlar. Onlar bizim annelerimiz, bizim çocuklarımız. Siz illegal olarak musallat olmuş çetesiniz. Ama illa düzelmek istiyorsanız tevbe istiğfar edin. Bu pislikten vazgeçtiğinizi söyleyin. Suç işlemediyseniz zaten Türk devleti size bir şey demez. Anarşist, terörist kafadan vazgeçin. Gelin, size de devlet bakar. Öyle bir şey olmaz. Burada iş bulunur, bir şeyler olur.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey siz biliyorsunuzdur zaten inşaAllah. Daha önce de IŞİD’in ele geçirdiği Kürtler’in çok yoğun olduğu bölgeler vardı. İdlib’de, Erbil’de, Rakka’da. Orada hiç dünya bir şey söylemedi sadece Kobani’de. Gerçekten PKK hakimiyeti olduğu için orada hep.

ADNAN OKTAR: Kobani’de koptu bunlar. Kobani olayında koptular. Cinnet geçirdi. Birden bire “bombalayalım, asalım, keselim.” Ne konuşacaklarını şaşırdılar adeta. Niye? PKK yok oluyor diye. Yok oldu, ne yapacaksın?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey IŞİD’cilerin ifadesine göre “Kobani’de az da olsa sivil olduğu için ağırdan davranıyoruz, merhamet gösteriyoruz yoksa çoktan bitmişti” şeklinde yazılar yazılıyormuş.

ADNAN OKTAR: Doğrudur. Doğru onlar oradaki Müslüman annelere, çocuklara çok titizler. Onları tek tek kurtarmanın peşindeler. Onları ayırıp ondan sonra onları boğazlamayı düşünüyorlar tavuk gibi. Şimdi bak artistliği bıraksınlar da Türk devletine teslim olsunlar. Nadim olduklarını da söylesinler Türk askerine. Araya girelim, orada kalan az da olsa ama sivil kalmadı aslında orada bir yanlışlık vardır. Onlar onlara öyle yanlış bilgi veriyorlardır “burada siviller var” diye, IŞİD’e. Onların vicdanına hitap ederek durdurmaya çalışıyorlardır. Yahut rehin de almış olabilirler çocukları, bir ihtimal. Az sayıda üç-beş kişiyi rehin almış olabilirler. Onları kastediyorlardır. Az da olsa evet onları kurtarırlar, bir şekilde kurtarırlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey belirttiğiniz gibi zorla tutulan siviller varmış. PYD’liler zorla tutuyorlarmış. Kalkan olarak kullanıyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Bak nasıl bilirim ben bu kahpeleri? Nasıl bilirim ben bu kalleşleri? Kürt çocuklarımı, Kürt annelerimi kalkan olarak kullanıyorlar. Ahlaksızlığın boyutuna bak. Karaktersiz, cibilliyetsiz, aşağılık herifler. İşte ablukayla yapılabilir. Ablukaya alarak olabilir. Ama IŞİD çok cesur, onlar ta evlerinin içine kadar girerler. Çekinmiyorlar. Evin içine girdi mi hemen ayırt ederler onları. İşte akılsız. Halbuki bir an önce teslim olsalar Türk devletine. Türkiye araya girer, konu da biter.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey internette bir fotoğraf paylaşıldı. PKK’yla dalga geçmek için bir yardım kampanyası başlatmışlar.

ADNAN OKTAR: Nedir o? Allah enaniyetlerini de yerle bir etti. Acayip aşağılıyor Cenap Allah. Hayır kardeşim komünist oluyorsan ol. Sen Türk askerini niye vuruyorsun? Türk polisini niye vuruyorsun? Tanımazsın bilmezsin, gencecik aslan gibi delikanlılar hep. Kahpe herif, üstelik de sırtından. Delikanlıysan çık karşısına. Dersin “arkadaş karşına çıktım” dersin. Bak bakalım ne oluyor o zaman? Çok komik, diyor ki; “biz” diyor “dağda saklanarak savaşmaya alıştık” diyor. “IŞİD” diyor “göğüs göğse savaşıyor” diyor “açık arazide” “biz onu yapamayız, kusura bakmayın” diyor. Yani kahpeliğe alıştığını söylüyor, kahpelik dışında da bir şey yapamayacağını söylüyor. Orada da diyor “göğüs göğse  mücadele var, olmaz” diyor. Sırttan vurmanın adı, en eski devirden beri adı kahpeliktir. “Kahpece” derler.

Her şeyde aşk çok önemli. Bak şu Yolcu’da oynayan bir amca var, dede. Acayip aşkla oynuyor belli hissediliyor. Çok acı çektiği, çile çektiği de anlaşılıyor görünümünden. Ufacık bir mutluluktan çok şiddetli haz alacağı da hissediliyor. Mesela sokakta büyük bir aşkla oynuyor. Ama hakikaten tam kaidesiyle, tam hakkını vererek ve benim gördüğüm figürler o anda aklına geliyor. Zeki de gördüğüm kadarıyla.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dün siz Türkiye’yi yurt dışında daha iyi anlatmaları gerektiği söylemiştiniz.  Daily Sabah gazetesi bugün başyazı olarak Türkiye’nin İŞID’e karşı savaşa girmemesi gerektiğini anlatan bir yazı yazdı. Yazı baştan sonra sizin söylediğiniz konuları içeriyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne desek haber oluyor. Ne desek yerine geliyor. En fazla bir hafta içerisinde. Kendimiz evdeyiz ama fikirlerimiz iktidarda. Bu çok güzel.

Evet, Fikret Bey ben sizi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey PYD Cezire Kantonu’nda on sekiz -otuz yaş arası tüm erkekleri zorla silah altına almaya başlamış.

ADNAN OKTAR: Kim?

KARTAL GÖKTAN: PYD.

ADNAN OKTAR: Nerede?

KARTAL GÖKTAN: Cezire Kantonu’nda.

ADNAN OKTAR: Cezire Kantonu neresi oluyor?

AYLİN KOCAMAN: Kobani’nin tam yanında.

ADNAN OKTAR: Tamam. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Direnenler tutuklanıyor. Cezire de gençler evlerinden çıkamamaya başlamış durumda. Kürt Ulusal Konseyi de kınama yayınladı. PYD’ye karşı büyük bir tepki var.

ADNAN OKTAR: İşte eşkıya. Eşkıya yani tam klasik eşkıya. Milletin başına bela olmuş. Kürt kardeşlerin başına bela olmuş bir eşkıya.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, Sayın Davutoğlu Suriye’den gelen ilk mültecilerin Cezire Kantonu’ndan PYD’nin zulmünden kaçan Suriyeliler olduğunu söylemişti. Kürtler olduğunu söylemişti.

ADNAN OKTAR: Her yerde zulüm ediyorlar. Kürt milleti dindar; bunlar Allahsız, Kitapsız, ahlaksız, vicdansız adamlar. Mafya gibi baş belası oldular. Tam eşkıya güruhu. İlk başta herkesin yapacağı bu pisliği temizlemek. Buradan söküp atmak bunları. Hepsini başka bir yere göndermek lazım. Kürt kardeşlerimize musallat olmalarını durduralım.

Evet, haberler sizde dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Yazarı Ali Bayramoğlu,  “Çözüm sürecinin darbe almasının sebebi Kobani değil. PKK ile hükümetin talepleri arasındaki antlaşmazsızlıktır” dedi. PKK sınırları belli bir bölgede kendilerini yönetmek özerklik ilan etmek ve Öcalan’ın serbest bırakılmasını istiyor. Hükümetse bunu kabul etmiyor ve PKK’yı tasfiye etmeye çalışıyor. Ancak eğer çözüm süreci ilerleyecekse karşılıklı bazı tavizler verilmeli bu yol ancak böyle alınır dedi.

ADNAN OKTAR: “Ayrı devlet kurmak istiyoruz” diyorlar. İşte” Öcalan da başına geçsin” işte “cumhurbaşkanı olsun. Bizim devletimize karışmayın” diyorlar. “Yoksa savaşırız. İşte olay çıkartırız” falan diyorlar. Devlet bunu bu şekilde direkt savaş ilanı kabul edip ona göre kendini koruması ve gereken karşı tedbirleri alması gerekiyor. Yani eğer buna karşı ses çıkartılmazsa yarın bir gün başkaları da çıkar onlar da aynı şeyi söylerler. Hatta yurt dışından da adamlar diyebilirler mesela “biz İzmir’i istiyoruz” der. Yani “İzmir bize ait” der. Bu konu biter kendi kafalarına göre. Yani burada barışçıl bir üslupla netice almak mümkün görünmüyor. Bunlar askeri yönden meydan okuyorlar. Bak İŞID askeri yönden meydan okuyor, it gibi korkuyor adamlar. İran askeri yönden meydan okuyor, PKK it gibi korkuyor. Ama Türkiye askeri yönden meydan okumadığı için PKK azıp kuduruyor. Mesela İran’da olsa böyle bir olay tahayyüllü mümkün değil. Herkes bilir İran’ın ne yapacağını. Burada bir stil değişikliğine gidilmesi gerekiyor. Üslup değişikliğine gidilmesi gerekiyor. Yani gerekirse kanunda değişiklik yapılabilir. Ama bu üslupla netice alınmaz. Abdullah Öcalan ölmeden önce cumhurbaşkanı olmak istiyor. Özetle anlatmak istedikleri bu. Böyle bir şey Türkiye’nin mahvolması demektir. Türkiye param parça olur böyle bir şeyde. İnsan da kalmaz. “Ben seksen milyonu öldüreceğim” diyor adam. O zaman dünyada kıyamet kopar onu söyledik. O zaman ne Amerika kalır, ne Avrupa kalır. “Biz Türkiye’yi yok edeceğiz, Türkler’i yok edeceğiz, Türk milletini yok edeceğiz. Biz de huzur içinde yaşayacağız” diyorlar. Bunu kabul edecek bir zihniyet ben düşünemiyorum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, PKK’lılar Siirt kütüphanesini yakmışlar. Birkaç fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır Ziya Gökalp Müzesi’ni de talan edip buradaki malzemeleri de almışlar. Bir kısmını çalmışlar.

ADNAN OKTAR: Ama bir ferahlık var. Yani bir polis yapılanması, bir sivil jandarma yapılanması gerekiyor. Mesela kütüphanenin başı boş. Burası tehlikeli bir bölge; burada anarşisti, iti kopuğu var. Allahsız, Kitapsızı var. Dindar insanların içine, iyi insanların içine bunlar dağılmış vaziyetteler. Mafya yapılanması orada örgütlenmiş. Mafya kolunu sallayarak gezen bir yerde olağanüstü önlem alınması gerekir. Mesela o kütüphanede de kütüphane memurunun, o diğer kişilerin polis olması gerekiyor. Rahatça kundaklayabilecekleri gibi bir sistem kurulmuş. Bir kere kontrol sistemi olması lazım, içeriye giren çıkan hepsi kontrol edilecek şekilde olması lazım. Çelik kapılar gerekir. Gerektiğinde otomatik kapanan. Yangına karşı duyarlı sistemler gerekir. Veyahut güçlü bir sivil polis yapılanması gerekir. Şimdi polis kanunu değiştiriyorlarmış. Bence değişmesi şart. Çünkü eski kanunla polisi sille tokat dövüyor adamlar. Polisin bir gücü kalmadı. Ama bunu tabii kötü yönde polisin kullanmaması da çok önemli. Bazen bunu mesela alıyor büyük şehirde hiç alakasız yerde mazlum insanlara karşı kanun böyle diye kullanmaya kalkıyor. PKK’ya gücü yetmeyen adam, geliyor burada mazluma zarar vermeye kalkıyor. Buna karşı da önlem alınması lazım. Devletin buna gücü yeter. Rahatça yapılacak bir şey.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Son olaylarda da otuz öğrenci yurdunu yakmışlar bu şekilde. Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Otuz öğrenci yurdunu? Bunları seyretmek çok büyük bir hata. Öğrenci yurdunu korumak zor mu? Yakmak için gelen adamları alır tutuklarsın. Doldurursun hapishaneye. Yani burada bir zaaf ve uygulamada bir hata olduğu görülüyor. Elinde Molotof kokteylle adam yakmaya geliyor ve yakıyor ve çekip gidiyor. Adamın yaptığı yanına kar kalıyor. Böyle bir sistem olmaz. Bir kere elinde Molotof kokteyli olan adamın mutlaka yakalanması lazım daha atmadan. Rahatça polis gidip üstüne çökecek yakalayacak. Cezası da ağırlaştırılsın. Çünkü bombayla bir tesise saldırı hükmü olmuş oluyor. Hükmü ağır olursa koyarsın hapishaneye bir daha da yapamaz adam. O kapıdan gelip o kapıdan çıkarsa adam devam eder.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siz özellikle Suriye’de gelişen olaylarla ilgili Sayın Erdoğan’ın Putin’le konuyu çözmesi ve bağlantı kurması gerektiğini tavsiye etmiştiniz. Bugün yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i telefonla arayarak İŞID konusunda uzun bir konuşma yapmış. Görüşmede IŞİD terör örgütünün faaliyetleri ve bu örgütün bölgede güvenliği ciddi tehdit oluşturmaya başladığı yönünde fikir alışverişi yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, Putin delikanlı, Tayyip Hocam da delikanlı kendi aralarında görüşmeleri çok önemli. Obama da laf söz dinleyen barıştan yana bir kişilik gösteriyor.

“Tayyip Bey, polis budan sonra kalkan ardına gizlenmeyecek, ne gerekirse yapacak.” Kardeşim Molotof atıyor, polis kendini kalkanla koruyor, taş atıyor kalkanla koruyor. Olur mu? Gidip üstüne çökecek polis alıp direkt götürecek hapse koyacaklar. Yani mahkeme karar verecek hapse konulacak. Taş atmak cezası ağırlaştırılsın, bomba atmakla aynı, kafasına dört kiloluk, beş kiloluk taşı adam atıyor. “Ne var?” diyor “bizim hareketimiz masum hareket, taş attık biz” diyor. Dört kiloluk, beş kiloluk taşın bir insanın kafasına atılması ne demektir? Cinayete tam teşebbüs, beyin kanamasından ölür bir insan kafasına taş atılırsa, beş kiloluk taş atarsan. Cezalarının hemen uygulamaya konulması gerekiyor, seri ceza verilmesi lazım.

 

CEYLAN ÖZBUDAK: Son dönemlerde Adnan Bey yaralanan polislerden bir tanesinin görüntüsü yayınlanmıştı, resmi, Molotofla kıyafeti tutuşuyor sadece kaçıyor. Ona da cevap vermiyor, karşılık veremiyorlar.

ADNAN OKTAR: Kanunların Avrupa kanunlarına uygun olmasını istedik biz, tamam doğru. Ama Amerika’da olsa böyle bir şey yapamıyor kimse, Alman polisi bayağı esaslı karşılık veriyor.

BÜLENT SEZGİN: İngilizler de öyle.

ADNAN OKTAR: İngiliz polisi de öyle bayağı şiddetle karşılık veriyor. Yani bize neden olmuyor? Ben anlamadım.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bu şiddet olayları sırasında Hüda-Par'a da sordular “Neden polis çağırmadınız, kendinizi korudunuz?” diye “Güneydoğu’da polis çok yetersiz kalıyor” diye onlar da açıklama yaptılar.

ADNAN OKTAR: Ben de görüyorum mesela bir yere polis çağırıyorlar, kendisine saldırı oluyor polis çağırıyor polisi dövmeye başlıyorlar. Adam da kaçıyor yani çok anormal bir konum oldu, yani tabii polis çeksin adam vursun, olay çıkartsın, ağır yaralasın, kemik kırsın demiyoruz ama polisin caydırıcı gücünü göstermesi gerekir.

CEYLAN ÖZBUDAK: Çok yakın zamanda Adnan Bey Dagbladet diye bir Danimarka Gazetesi’nde bir yazı yayınlamıştı, uluslararası toplum Kürdistan ilan etsin bir bölgeyi diye Türkiye'nin içinden de bir bölüm alınması gerektiğini iddia ediyorlar. Sizden başka pek kimse PKK'nın ne olduğunu asla anlatmadığı için de bu şekilde algılanıyor.

ADNAN OKTAR: Türkiye'yi bölme konusunda acayip kararlı adamlar, deli gibi bir hırs yapmış vaziyetteler. Bir de onunla doyacak gibi de görünmüyorlar. Karadeniz'i bölmek istiyor, İzmir'i bölmek istiyor, İstanbul'u bölmek istiyor; akıl almaz bir kin, saldırganlık ruhu içinde hareket ediyorlar. Tayyip Hocam da bayağı dirayetli, aklı başında bir tavır gösteriyor, alttan almıyor. Böyle bir durumda bütün partilerin ittifak etmesi lazım. CHP'nin de ittifak etmesi lazım. CHP, MHP, AK Parti birlikte hareket etmeleri lazım. Bu dış dünyaya karşı çok güçlü bir görünüm verir yani omuz omuza verilmiş bir sistem; bu çok güzel bir gövde gösterisi olur. MHP'nin tavrı çok güzel Milliyetçi Hareket Partisi, ülkücü gençlik de her zaman Türk milletinin güvencesidir Ülkücü gençler her sıkıntılı dönemde, en zor şartlarda Allah rızası için vatan, millet, bayrak diyerek hizmet etmişlerdir. Şu anda da milletimizin iftihar ettiği gençlerdir, MHP gençliği, Ülkücü gençlik ama çok efendiler tabii, çok terbiyeliler. Daha önceki dönemleri düşünüyorlar “aman devlete zarar gelmesin, millete zarar gelmesin.” Yoksa konuları anlamadıklarından veya konulara karşı bigane kaldıklarından değil. Onlar da gereğini yapmasını bilir ama yapmıyorlar ve yapmazlar da. Çünkü devlete güveniyorlar işte “aman kan akmasın, can yanmasın” ona özen gösteriyorlar. Zaten doğru olan da o devletin kendi kolluk güçlerini desteklemek çok önemlidir, devleti desteklemek önemlidir. Devlette bir zaaf yok şu an, zaaf olmadığına göre tamamdır ama daha önce devlette zaaf olduğunu düşünüyordu Ülkücü gençlik. 1980 öncesi hakikaten vardı devlette zaaf, “o zaman biz” dediler “vatan korumasında göğsümüzü siper edeceğiz” dediler. Canlarım benim günde on beş-yirmi ülkücü genç şehit edildiler o devirde, hep dağ taş onların kanıyla sulandı o zaman ama hakikaten göğüslerini siper edip vatanı korudular. Ama şu an devletin bir zaaf konumu yok. Güçlü de,  Türk ordusu güçlü, Türk polisi güçlü her türlü imkana sahip devlet. Bütün mesele devleti iyi desteklemek, devletin yanında olmak, bölünmeden kaçınmak, tek ses olarak hareket etmek. Böyle olduğunda biz kahredici bir gücüz yani halletmeyeceğimiz hiçbir konu yok. Ama Allah vermesin kanla halletmek istemiyoruz, akılla halletmek istiyoruz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, eskiden farklı olarak Türkiye'nin şu anda herkesi kucaklayan sevgi ve şefkat dolu bir politikası olduğunun altını çizerek şunları söyledi: ''Sınırlar öyle çizilmiş ki akrabalar birbirinden ayrılmış. Bölgede hepimizin akrabaları var. Bu şehirler yanarken biz sırtımızı mı döneceğiz? Onlarca yıl “Ortadoğu bataklıktı” dediler “Araplar bizi arkadan vurdu” dediler. Kürtler, Ermeniler, Rumlar yok sayıldı. İşte o zaman Türkiye şefkatli devlet olamadı ama artık durum farklı'' vurgusu yaptı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın bu yönü çok güzel mesela şu anlatım daha önce hiç duymadığımız anlatımlar. Devletin hakikaten yapısı değişti.

“Türkiye IŞİD'e yardım.” Yok. Onun ütünde çok duralım. Bu çok gereksiz bir propaganda ve çok yanlış bir propaganda. Türkiye'nin IŞİD'e hiçbir zaman için yardım etmesi mümkün değil. Çünkü IŞİD'in parasının nerden geldiği belli, silahların nerden geldiği belli, silahların hepsi kullandıkları silahlar hep yabancı menşei. Nasıl Türkiye yardım ediyor? Paranın kaynağı belli olduğuna göre, silahın menşei belli olduğuna göre bu sözü söylemek vicdani bir tavır olmaz.

Evet sohbetimiz bugün bu kadar olsun. Yarın yine devam edelim kısmetse.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın yine görüşmek üzere hoşçakalın.

Masaüstü Görünümü