Harun Yahya

Sohbetler (26 Ekim 2014; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz bu gece. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yaklaşık iki ay önce kaçırılan ve o günden beri haber alınamayan altı çocuk babası bir korucumuzun PKK tarafından bir direğe bağlanıp kurşuna dizilerek şehit edildiği ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: PKK devlete millete savaş açmış, “Aman aman ellemeyin” diyorlar. Eskiden bunlar böyle azmazdı, kızmazdı yani. Bu kadar bunları kudurtmanın alemi yok. Adamlar istedikleri gibi her türlü eylemi de yapıyorlar, insan kaçırıyorlar, aslanlarımızı şehit ediyorlar. Bir şey söyledin mi “aman aman ellemeyin” havası var ben anlamadım bu konuyu. Bu nereye kadar böyle bunu da anlamadım? Süreç gidiyor, otobüs gidiyor, işte takla attırmayın, bir yere çarpmasın falan adamlar asker bırakmayacak, polis bırakmayacak neredeyse. Her gün birine bir şey yapıyor bunlar. Tedbir denilen bir şey var, bir yolu vardır bunun.

Bir kere ben en başta söyledim; “PKK Türkiye’yi terk edecek” diyorlar, “silahını bırakacak” diyorlar. Bunlar ham hayaller. En başında söyledim, geçen yıl çok kapsamlı ben bu konuları anlatıyordum, ondan evvel de anlatıyordum. En az yüz kere anlatmışımdır. Kardeşim dedim; “bunlar dağdan inmez, silah bırakmaz” zaten o zaman yok olur bunlar. Öyle bir şey mümkün değil. İdeolojisi de yok olur. Silahı bıraktı mı bunların ideolojisi de yok olur. Çünkü bunlar silahla yaşayan adamlar. Silahsız Güneydoğu’ya bu Allahsız, Kitapsız adamları kim sokar? Bunların silahı olmasa Güneydoğu’ya bunların adım atması mümkün değil. Hiçbir yere hiç kimseye gelemezler. Silahla milletle muhatap oluyor, halk da mecburen dinliyor silah olduğu için. Ellerine otomatik silah tutuşturmuşlar halka kabadayılık yapıyorlar. Halk da bunlara bir şey diyemiyor, Kürt kardeşlerimiz. Bunların zırvalarını dinlemek durumunda kalıyorlar. Ev basıyorlar, ayakkabıyla evin içine giriyorlar, her türlü rezillik var adamlarda. Bit torbası gibi adamlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yine, Deniz Ülkü Arıboğan, AK Parti’nin çözüm sürecini yönetirken uluslararası konjonktürü de göz önünde bulundurması gerektiğini söyledi. “Bugün artık Kürt meselesi sadece Türkiye’den ibaret değil, bütün dünyanın ana konsantrasyon noktası. Yani Ortadoğu, Doğu Akdeniz kocaman bir jeopolitik havzanın ortasında, yerde şimdi Kürt meselesi var. Dolayısıyla bu barış sürecinin sadece muhatap aldığınız kesimle yürütemezsiniz. Onun uluslararası uzantılarını da dikkate almak zorundasınız.”

ADNAN OKTAR: Uluslararası, Türkiye’yi bölmek istiyorsa adamlar biz bunu kabul etmeyiz. Ya Avrupa bizi tanımadı, ya biz Avrupa’ya tam derdimizi anlatamadık. Amerika da tanımamış olabilir. Bizi bir kere korkak ürkek ve tırsık görüyorlar benim gördüğüm. Yani her deneni yapan, tehdit edildi mi boyun eğen. Adam açık açık söylüyor “böleceğim” diyor, “buna da ses çıkartma” diyor. Böldürmeyiz deyince böldürmeyiz kardeşim uzatmaya gerek yok. Adamlar devlet kurmak istiyorlarsa Suriye’de falan ne yapıyorlarsa yapsınlar bizi ilgilendirmez. Buraya istemiyoruz. Türkiye’de bir bölünme istemiyoruz.

İran’a dişi geçmiyor bunların, İran’da hazır ol vaziyetindeler, it gibi korkuyorlar İran’dan. Peki Avrupa niye İran’a söylemiyor? “Kürt meselesi var,” değil mi? “Kürt meselesinin gereğini yapın, onlara özerlik verin, anadilde eğitim hakkı verin,” değil mi? Türkiye’ye yapışacağına İran’a yapışsınlar. İran’da daha çok Kürt var ve Kürtlerin yaşadığı arazi daha geniş çok daha fazla, değil mi? Tamam. İran ne diyor? “Kürtler bizim kardeşimizdir, Müslüman’dır biz iç içe yaşıyoruz” diyor. “PKK defolsun gitsin” diyor. Haklı adamlar. Türkiye’de de aynı şeyi söylüyoruz biz; “Biz Kürt’lerle kardeşiz, PKK defolsun gitsin” diyoruz. İran, PKK’ya defolsun gitsin demiyor, defediyor zaten direkt. Yaka-paça kovdu onları. Türkiye kovamıyor. Bak Avrupa kafa tutuyor. İran’da topuk selamına geçiyorsunuz. Türkiye? Türkiye kolay. Türkiye kolay bir yer değil, Türkiye’de buna müsaade etmeyiz. Türkiye’yi böyle kolay görmekten de vazgeçecekler. Akla bak, sen İran’a kabadayılık yapamıyorsun, Avrupa da kabadayılık yapamıyor. Avrupa tir tir titriyor İran’dan. İran’ın iki bin metre menzilli yahut üç bin metre menzilli roketleri var, Avrupa böyle hazır olda bekliyor. Gittikçe de roketlerin menzili uzuyor. Beş bin kilometre, on bin kilometre ona doğru gidiyor yani. Stok yapıyor adamlar sürekli. Ama Türkiye’nin rahatça ikna edileceğini, bölünebileceğine inanıyorlar. Bir de birçok parçaya bölünebileceğine inanıyorlar. İran’da böyle bir teklifi Avrupa dillendirmeye kalksa Avrupa’yı hallaç pamuğu gibi atmaya kalkar İran. Bütün Avrupa’yı yerle bir etmeye kalkar. Bak, hiçbir ülke kabadayılık yapamıyor. Çünkü adamlar milletçe kabadayı İran. Silahlı gücü de çok dehşet, müthiş bir silahlı güce sahip ve müthiş silahlara sahip ve gittikçe de geliştiriyor adamlar. Korkuyorlar millet. Türkiye’ye bakıyorlar demokratik, ılımlı, sevecen, merhametli; bütün millet Türkiye’nin üstüne çökmeye kalkıyor, olmaz. Bu konuya bir çözüm göstermek lazım. Ve özellikle İran’a niye dilleri uzamıyor onu bir araştırmak lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari’de silahlı saldırı sonucu şehit olan askerlerimiz için Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı’nda tören düzenlendi. Saygı duruşunda bulunulması ve şehitlerin özgeçmişlerinin okunmasının ardından il müftüsü Kuran’ı Kerim okuyarak dua etti. Bütün askerlerimiz ellerini açarak duaya katıldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan. Şimdi arkadaşlarına katıldıkları için onlar acayip seviniyorlardır, şehit arkadaşlarına, maşaAllah.

Efendim, evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şehitlerimizden Ramazan Güle’nin babası Duran Güle, oğluna yeterince görev yaptığı için bir süre göreve gitmemesini söylemiş. Ancak şehidimiz; “mesleğimi seviyorum gitmem lazım baba. Biz orada nöbet tutmazsak siz burada nasıl rahat uyuyacaksınız?” diye cevap vermiş ve ardından şehit olmuş. Diğer şehidimizin babası Saim Yılmaz ise oğlunun şehadeti için; “Bu acı hepimizindir. On yıla yakın görev, koruculuk yaptım vatan sağ olsun” açıklaması yaptı.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan aslan. Acı değil de, acı şeklinde demesinler. “Bu şeref hepimizin” diyecekler. Bu acı hepimizin denmez.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, iki polis oğlundan birini Suruç’ta diğerini İstanbul’da göreve gönderen yaşlı bir annemiz Bülent Arınç’ın yolunu keserek; “Size iki yiğit verdim malım da feda canım da feda, oğlum da feda kızım da feda. Ama ne olursunuz al yaralı göndermeyin” dedi. Ayrıca Arınç’tan özel bir talepte bulunarak, “bizim için askerlerimizi, polislerimizi ezdirmeyin. Onlara kimseye tokat attırmayın” talebinde bulundu.

ADNAN OKTAR: Güzel söylemiş. Bakayım. Baya şeker, baya tatlı. Bir de anneyi niye oradan konuşturmuşlar, paravanın arkasından? Onu oradan almaları lazım, paravanı kaldırmaları lazım ayıp yapmışlar. Değil mi? Orada yakışık almamış. O terörist falan tehlikeli adamlara karşı yapılıyor, o mübarek bir anne, o rahatça içeri girecek. Dünya tatlısı konuşacak, tokalaşacak. Bu tarz bir şey yakışık almaz, nezakete de uygun olmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün şehitlerimizi vuranların maskesi varmış, o yüzden bayağı bir kişi, “nereden biliyoruz PKK’lı olduklarını?” diye yorum yapıyorlarmış.

ADNAN OKTAR: İşte kahpe dedik ya. Pek kahpe bir örgüt yahut pis kahpe kalleş diyelim PKK daha oturaklı daha şey olur. Pis kahpe kalleş, PKK. Bunlarda her türlü rezillik var. Ya kadın kılığında kaçıyorlar, ya yüzüne maske takıp yine kadın kılığında kaçıyor, her türlü ahlaksızlık var. Hep sırttan vuruyorlar, kalleşlik üstüne kalleşlik.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: HDP askerlerimizin şehadeti ile ilgili üstü kapalı olarak bu olayı meşru gösteren bir açıklama yaptı. HDP’nin resmi hesabından yapılan açıklamada, “23 Ekim’de Kağızman’da üç YPG gerillasının infaz edilmesinden sonra bugün de üç asker öldürüldü” denildi.

ADNAN OKTAR: Misilleme olarak yapmışlar. Evet, PKK misillemesi.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca genel merkezden tehditvari bir açıklama yapılarak, “taraflar çözüm süreciyle ilgili sağlam adımlar atmalı. Sürecin gerekliliklerini hızla yerine getirmeli. Eğer barış ortamı istiyorsanız bu adımları bir an önce atın, yoksa bu olaylar devam eder” tarzında ifadeler kullanıldı.

ADNAN OKTAR: Tehdit ediyorlar. Devletin bu konuda bu kadar alttan almasına gerek var mı ben anlamıyorum? Bu adamları bunları konuşturmak falan. Bak, İran’da bunlar tir tir titriyor. Ben BDP’lileri değil de PKK’lıları söylüyorum, İran’dan tir tir titriyorlar, IŞİD’in karşısında tir tir titriyorlar. Suriye’nin karşısında yıllarca titrediler ama Türkiye’ye kabadayılık yapıyorlar. BDP de meydan okur tarzda bir üslup kullanmış. Ben anlamıyorum böyle bir yola niçin girildi, neden çekiniyorlar, konu nedir bir türlü çıkaramıyorum? Zamanında bu adamlar it gibi titriyordu PKK’lılar, devletten bayağı çekiniyorlardı. Neden böyle bir şey icap etti ben anlamadım?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bir ara verebilir miyiz uygun görürseniz? PKK videomuzdan sonra devam edebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, IŞİD lideri Bağdadi İslam devleti toprakları içerisinde kendini yöneten bir Kürt yönetimine izin vereceklerini açıkladı. “Hilafet toprakları içerisinde bir İslami Kürt yönetimi kurulacak. Kürt kadılar ve valiler olacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Bizim dışımızda ne yapıyorsa yapsınlar bizi ilgilendirmez. Biz Türkiye’de bölünme istemiyoruz. Dışarıda ne yapıyorsa yapsınlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fatih Altaylı kırk kişinin hayatını kaybetmesiyle neticelenen Kobani eylemlerinin Türkiye için büyük bir felakete dönüşmek üzereyken ve ülke büyük bir karmaşanın eşiğindeyken Öcalan’ın duruma el koyduğunu, olayları durdurun talimatı verdiğini ve bu emrin üzerine olayların hızla sona erdiğini iddia etti.

ADNAN OKTAR: PKK için bir felakete gidiyordu olay Türkiye için değil. Fatih Altaylı haberdar değil olaylardan. Eğer durdurulmasaydı büyük bir PKK’lı katliamına doğru gidiyordu olay. PKK açısından tehlike oluşmuştu Türkiye açısından değil. Türkiye’nin şehitten yana bir sorunu yok. Ama IŞİD dışarıdan, içeriden de bir katliam görüntüsü oluşacaktı PKK’ya yönelik. Yani dışarıyı IŞİD, içerde de belli bazı gruplar, bu katliam durduruldu. PKK’ya yönelik katliam durduruldu.

KARTAL GÖKTAN: “Kandil devam etme niyetindeydi ama kitleler Öcalan’ın sözüne göre hareket etti” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak orada da bilgisi yok. Kandil’in ayrı bir güç olduğuna inanıyor. Bütün o bölge tamamı Abdullah Öcalan’ın talimatıyla hareket ediyor, onu da parti lideri olarak kabul ettikleri için. Mesela onun yerine başka bir parti lideri geçirsinler PKK’nın başına, yine onun da sözünü dinlerler. Çünkü komünist ideolojide parti ve lider çok önemlidir. Partiye göre hareket eder, partinin aldığı karara göre, liderin aldığı karara göre hareket ederler. Lider de genellikle partiye uyar ama lider esastır. Dolayısıyla burada karmaşık bir durum yok. Kandil’de ayrı bir PKK var, bilmem nerede ayrı PKK var, öyle bir şey yok. Bir tane PKK var. PYD de, PJAK da, KUK da hepsi PKK’nın çeşitli isimler almış şekilleri. Aksi bir durum yok.

Daha önce de mesela Abdullah Öcalan büyük bir PKK’lı katliamı başlamıştı, Türk ordusu dağlardan taşlardan kazıyordu PKK’lıları. Bu katliamı durdurmak için geri çekilme kararı almıştı Abdullah Öcalan. 2002 tarihinde tamamen durmuştu PKK hareketi, kökten durmuştu. İki yüz, üç yüz, dört yüz falan PKK’lının günde öldürüldüğü oluyordu. Dağlarda her yer onların leşleriyle dolmuştu. Buna tedbir alındı o zaman, yani PKK’lıların öldürülmesinin durdurulması için. Şu anda da öyle, yine PKK’lı katliamı olacaktı bu durduruldu. Bir de Kandil ayrı, işte başka şey ayrı öyle bir konu yok. Hepsi tek merkezden ama bir müşavereli kavga var, anlaşmalı kavga var, sandalcı kavgası gibi, iyi polis kötü polis şeklinde. Kandil “ben saldıracağım” diyor, işte Abdullah Öcalan “durun durun” diyor. Yine Kandil “biz yakıp-yıkacağız” diyor, Abdullah Öcalan da “durun durun” diyor. O zaman da diyorlar ki, “Abdullah Öcalan bizi kurtaran kahraman, süper bir insan.” Halbuki Abdullah Öcalan’ın taktiği bu. “Siz saldırın ben durdurayım” diyor. “Ben durduğumda yine siz saldırın yine ben durdurayım. Böylece biz legal hale geliriz” diyor. Kendince bir taktik uyguluyor. Ve bu taktiği de birçok kişi yiyor, anlamıyorlar. Diyorlar; “Adam ne mübarek adammış namazında niyazında, Risale-i Nur da okurmuş bu. Bize bebek katili olarak gösterdiler ama bu katilliği durduruyor, katliamı durduruyor, kan akıtmayan barış insanı bu” diyorlar. “Nobel Barış Ödülü’ne layık olacak bir adam. Buna biz bir sekretarya oluşturalım, İzmir’de de bir villa verelim denize karşı adam rahat etsin” diyorlar, “biz yanlış anlamışız” diyorlar. Bu taktiği birçok insan yiyor. “Kandil’de, “biz duramıyoruz artık yerimizde, silahlarımızı hazırladık, mermiler de hazır, atağa geçeceğiz, Türkiye’yi birbirine katmaya hazırız” diyorlar. Abdullah Öcalan’a, “bir haber gönder” diyorlar. Hemen heyet geliyor, onlara söylüyor diyor, “herkes rahat dursun, sakın bizim yolumuz barış yoludur öyle bir şeye gerek yok. Kabul etmiyorum” diyor. “Tamam patron” diyorlar, “sen doğru söyledin biz saldırmayacağız. Senin sözünü tutacağız. Sen olmasan saldırırdık” diyorlar. “Ama senin sözünü çiğneyecek durumumuz yok, sen büyük adamsın” diyorlar. “Bunu anladığınıza göre mesele yok” diyor. Avrupa’nın çirkin çocukça bir oyunu ve bu çok ilkel bir taktik. En kötüsünden taktik yapıyorlar. Halk arasında buna ‘tavşana kaç, tazıya tut’ derler. Müşavereli kavga derler, sandalcı kavgası derler, iyi polis, kötü polis derler. Bu en ilkel yöntemdir. Ama bu Ortadoğu ülkelerine uygulanan yöntemlerden bir tanesidir. Mesela Avrupalılar yemez bunu. Mesela Amerika’da bunu yapmaya kalksan anında rezil ederler adamı, hemen yakalanırsın. “Bırak bu oyunu” derler “rezillik yapma, aklını başına al” derler. Ama politikacılar yiyor, siyasetçiler yiyor inanılır gibi değil inanıyor adam. Bayağı inanıyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: 1980’de PKK, siz biliyorsunuz zaten Adnan Bey inşaAllah. Tamamen Türkiye’yi terk edip Suriye ve Lübnan’a çekilmişti. Çok ciddi bir ordunun cevabı olduğu için öyle söyleyeyim.

ADNAN OKTAR: Daha önce ordu diz çöktürmüştü bunlara. Durup durup kabadayılık yapıyorlar. Ben böyle bir dönem hiç hatırlamıyorum. Avrupa’nın da bu kadar şirretleştiğini hiç hatırlamıyorum. İran’a niye sesiniz çıkmıyor? İran’da Türkiye’den kat kat fazla Kürt kardeşlerimizin yaşadığı topraklar var kat kat fazla. Nüfus olarak da çok çok fazla. İran’da tek kelime sen özerklikten bahsedemezsin. Anadilde eğitimden bahsedemezsin. Kabadayılık yapamazsın, gıkını çıkaramaz. Burayı ne kadar kolay görüyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, son dakika haberi vardı.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Gaziosmanpaşa’da polise silahlı saldırı düzenlendi. Üç polis yaralandı. Olayla ilgili bilgimiz şu anda bu kadar.

ADNAN OKTAR: İşte şımartırsan insanın tepesine çıkar adamlar. Akıl almaz şımartıyorlar ben anlamıyorum. Bir de korkunun ecele faydası yok derler. Eğer korkuyorsa bazı kişiler, korkuyla bir şeyleri idare etmeye çalışıyorlarsa korku çözüm değildir. Korkuda bela daha çok gelir. Cesaret ve kararlılık gerekir. Allah’a güvenecekler, Allah’a tevekkül edecekler. Tarihin her döneminde Türkiye’ye karşı böyle saldırı olmuştur. Hiçbir zaman için korkuyla, çekingenlikle, ürkeklikle olay geçiştirilmemiştir. Korku görünümü verildiğinde saldırganlık daha da artar, daha da azgınlaşır. Hatta Bediüzzaman diyor “Vahşi bir hayvandan eğer bir insan korkarsa hayvan daha da saldırganlaşır. Onun için Müslüman’ın cesur olması gerekir” diyor.

GÖKALP BARLAN: Siz hep örnek veriyorsunuz. Amerika böyle bir şey olsa kendi ülkelerinde asla izin vermezler hemen yok ederler böyle bir yapılanmayı diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Amerika’ya gidip Kürtler bir teklif etsinler. Çok fazla adam var Kürt, insan var desinler ki PKK’lılar “biz bu Kürt’leri, Kürt kardeşlerimizi ayıracağız. Özerklik istiyoruz.” Amerika hallaç pamuğu gibi atar onları.

CEYLAN ÖZBUDAK: Veya “ana dilde eğitim istiyoruz” desinler.

ADNAN OKTAR: “Ana dilde eğitim istiyoruz” desinler. Yahut dağa çıksınlar Amerika’da, silahla dağa çıksınlar “biz burada gerillayız” desinler. Mümkün değil. Almanya’da böyle bir şey yapacaklar. Almanya taşı toprağı birbirine katar. Türkiye’yi bu kadar kolay görmeleri bir gariplik, buna bir çözüm bulunması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Fatih Altaylı, “On binlerce cana mal olmuş bir çatışmasının ardından bunların sorumlusu olan Öcalan ile hükümetin aynı masaya oturmasının garipsendiğini ancak bunun Türkiye’nin geleceği için şart olduğunu” yazdı. İran ve İngiltere örneğini verdi. “Teröristlerle masaya oturmanın teröristlere yasal dayanak kazandırdığına inanılır. Zor olur ama bu dönemseldir bir önemi yoktur. Önemli olan Türkiye’yi içine sürükleneceği büyük bir karmaşadan korumak” dedi.  

ADNAN OKTAR: Karmaşadan korumak için kardeşliğin pekiştirilmesi lazım, iman hakikatlerinin anlatılması lazım. Kuran mucizelerinin anlatılması lazım. Darwinizm, materyalizm ’in geçersizliğinin anlatılması lazım. Çünkü bu komünist hareket. Komünist hareketin bataklığı fokur fokur kaynıyor. Darwinist, materyalist eğitim devam ediyor. O bataklıkta sürekli adam üretiyor. “Gelin sizle masaya oturalım.” Bu imalatın durdurulması lazım.  Anormal imalatın durdurulması lazım. Çünkü Marksist, Leninist, Stalinist yapı, Darwinist, materyalist sistemin içerisinden çıkıyor. Başka bir sistem çıkmaz. Darwinist, materyalist olmayan bir insanın Stalinist olması imkânsızdır. Stalinist’se de mutlaka Darwinist, materyalisttir ikinci bir ihtimal yok. Gayet kolay devlet istese bunu yapar. Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliğini anlatacak. Bak biz anlattık oldu. Bütün dünya çapında sustular. Demek ki oluyormuş. Israrla bu eğitime devam etmenin bir âlemi yok. Güneydoğu’da gençlerin fazla bir imkânı olmuyor. Devlet okullarına gidiyorlar orada Darwinist, materyalist eğitim yapılıyor. Ondan sonra adamlar dağa çıkıyor. Dağa çıktıktan sonra da bağlantı kopuyor. Orada Marksist, Leninist, Stalinist eğitiliyorlar. Biz adamı nasıl düzeltelim? Eksiğini, gediğini nasıl giderelim adamın?

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir de Adnan Bey, sürekli İrlanda örneğini veriyorlar. Fakat İngiltere, hem İrlanda, hem İskoçya konusunda hata yaptığını bu yıl anladığını söyledi. “Özerk olan bir yer demek ki tam olarak ayrılık isteyebiliyor. O zaman paramparça olur krallık” diye söyledi. Özerkliğin iyi bir şey olmadığını artık anladığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Günaydın Üsküdar’da sabah oldu. Bu kadar saftiriklik olur mu? Belli ki belaya götürüyor. Egoistlikten, bencillikten ve sevgisizlikten kaynaklanıyor. İrlandalı İngiliz’i sevse, İngiliz İrlandalı’yı sevse ayrılır mı adam? Dost ayrılır mı? Mesela karı koca ayrılıyor niye? Anlaşamıyorlar, sevmiyorlar birbirlerini ayrılıyorlar. O da seni ahbabın, dostun, kardeşin niye ayrılıyorsun? Beraber ol, İngiltere boydan boya büyük krallık olarak devam etsin. Eskiden güneş batmayan imparatorluk derlerdi. Her yerde sevdikleri olsun, dostlukları olsun. Hindistan’da güzel kolejler açsınlar. Pakistan’da kolejler açsınlar, okullar açsınlar, hastaneler açsınlar. Dünyanın her yerinde olsunlar. Ve İngiltere’de bir bütün olarak, büyük bir devlet olarak gücünü muhafaza etsin. Paramparça oluyorlar, zenginlikleri gidiyor, ruh güçleri de gidiyor her şeyleri gidiyor. Dolayısıyla zarar.

Bu evanjeliklerin durumunu tam bir netleştirelim. Çünkü evanjelikler Musevileri kitle olarak katletmek isteyenler gibi gösteriliyor ama bunu ahir zamanda, kıyamet zamanında Allah’ın uygulayacağını söylüyorlar. Allah’ın onlara bela vereceğini söylüyorlar. Şimdi bu bir inanç bunun bir zararı olmaz. Ama tabii Musevilere karşı öfkeye neden olur bu. Bu yönden tehlikeli. Çünkü Museviler ehli kitaptır. Allah onları asacak kesecek bizim öyle bir inancımız yok. Bir Müslüman olarak biz kimin cennete, kimin cehenneme gideceğini bilmiyoruz. Dolaysısıyla Musevilere bakış açımız da pozitif. Onlardan mümin olanlar vardır, biz bilmeyiz cennete giderler. Müslümanlar’dan da Müslüman zannederiz cehenneme gider adam dinsizdir yahut başka türlüdür. Evanjeliklerin bu yönünü eleştirdim. Ama cinayete niyetleri varmış gibi görünmüyor. Bir Musevi katliamı istiyorlarmış gibi görünmüyor. Ama tabii zaman zaman mesela Arapları Yecüc Mecüc olarak gösterebiliyorlar. Bu hedef gösterme oluyor. “Yecüc Mecüc’se öldürelim” diyorlar. Burada bir gariplik var bunu bir inceleyim. Yani Yecüc Mecüc felsefesine bir bakalım. Çünkü Yecüc Mecüc felsefesinde sadece Araplar mı? Benim bildiğim Kürtleri Yecüc Mecüc olarak görüyorlar. O zaman bu çok tehlikeli olur. Bir soykırım teşviki olmuş oluyor. Bu inancı bir izleyelim ve inceleyelim. Bütün delillerini toplayalım. Ama Musevileri kitle olarak yok etme şeklinde yakın planda bir projeleri olmadığını anlıyoruz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hz. İsa (a.s) kendisi zuhur ettikten sonra olacak diye düşünüyorlar.

ADNAN OKTAR: Yani ahirette olacak anlamına geliyor. Çünkü “Hz. İsa (a.s) gelince kıyamet kopacak” diyor onlar. Ama bir de yanlışta bu çünkü “Hz. İsa (a.s) gelip mutlu bir hayat sunacak” falan da diyorlar. Bunu bir netleştirelim. Ama her hâlükârda yakın vadede bir Musevi katliamı düşünmüyorlar benim gördüğüm. Burada bir netlik oluşturalım.

AYLİN KOCAMAN: Öfke geliştirir dediniz ya. Aynı şekilde Museviler yönünden de öfke oluyor bunu bilenler. Genelde o Hristiyanlara karşı biraz öfkeliler.

ADNAN OKTAR: Şimdi yanına dostça yanaşıyor “siz buraya toplanın biz sizi çok seviyoruz” diyor. “Tamam” diyorlar “teşekkür ederiz. Allah razı olsun ne güzel bizi buraya topluyorsunuz. İsa (a.s) geldiğinde sizi rahatça burada doğrayacak” diyor. Sen bu durumda nefret edersin onlardan. Bir soya karşı nefreti enjekte etmiş oluyorsun. Öbürleri diyor ki “dağın taşın arkasına saklanacak Yahudi var diye öldüreceğiz” diyor. Burada da sen ne diyorsun? “Kıyametin son zamanlarda İsa (a.s) bizzat gelip kendisi öldürecek” diyorsun. O “o öldürecek” diyor “sen de öldürecek” diyorsun. İkiniz de yanlış diyorsunuz. Ama senin demenle tabii yakın zamanda bir fiili katliam görülmüyor. Ama katliam nefretini oluşturmuş oluyorsun. Çünkü katliamdan geçirilecek insan olarak gördüğün bir insanı sevemezsin. Ve seni katliamdan geçireceğini düşünen ve sana bu gözle gözleri parlayarak bakan bir adama da sen sevgi duyamazsın. Bu yönden çok büyük bir risk var. Bunu bir yazı olarak yayınlayalım.

Suruç’ta kurulan çadır kente Kobani’de yaşamını yitiren Marksist, Leninist, komünist parti savaşçısı Suphi Nejat Ağırnaslı’nın adı verilmiş. Suruç Belediyesi tarafından Suphi Nejat Ağırnaslı çadır kenti diye var. Yani bir ferahlıktır gidiyor. Allah hayra yazsın.

Evanjeliklerin bu yönünü eleştirelim. Çünkü bak Musevileri oraya toplamak istiyorlar İsrail’e. Onlara devlet kurduruyorlar. Gören bunu bir iyilik zanneder. Hâlbuki toptan katliam için oraya getirttiriyorlar. “Ama İsa (a.s) katledecek” diyor. Senin en sevdiğin Peygamber İsa (a.s) ve bunlardan nefret ettiğini düşünüyorsun, sen de o zaman nefret etmiş olursun. İsa (a.s) nefret ediyorsa sen nefret etmez misin? Sen de nefret edeceksin. Ve İsa (a.s)’ın keseceği adam olarak görüyorsun onları. Öldürülmesi gereken insan olarak görüyorsun. IŞİD de diyor ki; “İsa (a.s) gelmeden ben keseyim o zaman” diyor. Veya başka bir bağnaz da diyor ki “İsa (a.s) gelmeden ben keseyim” diyor. Evanjeliklerin ve bir kısım Hristiyanlar’ın burada vahim bir eksiklikleri var, anormallikleri var. Ve vicdana uygun olmayan bir inançları var. Museviler mi bunu hafifletmeye çalışıyor “ne var canım? Kıyamete yakın bizi öldüreceklermiş” diyor. Kardeşim sen bir adamı öldürmeye azmetmiş bir ruhla bakarsan. “Benim Peygamberim gelip sizin hepinizi öldürecek” dersen. O insanlara karşı meydana gelecek nefreti düşünebiliyor musun sen? Ve öldürülecek insan olarak görülen insanların da onlara karşı nefretini düşünebiliyor musun? Dolayısıyla bu bir nefret felsefesi, bunun kaldırılması lazım. Bunu Museviler hiç savunmasınlar. Nasıl olsa yakın zamanda bizi öldürmeyecekler demek mantıksız. Çünkü her an kıyamet kopacak diye inanıyorlar. “Bugün de” diyorlar “İsa (a.s) gelip bunların hepsini kesebilir” diyorlar ve “kesecek” diyorlar. “Bunlar yaşamaya hakkı olmayan adamlar” diyorlar bak “yaşama hakkı olamayan adamlar.” Kaç bin kişiydi?

AYLİN KOCAMAN: 144 bin.

ADNAN OKTAR: 144 bin kişi. Bunlara ev. Orada milyonlarca Musevi var. 144 bin ne demek? Akıl almaz bir katliamdan bahsediyorsun sen.

CEYLAN ÖZBUDAK: 14 milyonu keseceklermiş.

ADNAN OKTAR: 14 milyonu kesecek, 144 bin kişi kalacak.

AYLİN KOCAMAN: Onlar da Hristiyanlığa geçerse.

ADNAN OKTAR: O da Hristiyanlığa geçerse.

AYLİN KOCAMAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Geçmeyeceklerine göre, tamamı yok olacak anlamına geliyor. Dolayısıyla durup durup bunları temize çıkarmanın alemi yok. Ha öldürmüşsün, ha öldürmeye azmetmişsin. İkisi de çok kötü.

CEYLAN ÖZBUDAK: İsrail devleti olmadan Hz. İsa (a.s)’nın gelmeyeceğini, ahir zamanın alameti olarak düşündükleri için, mutlaka devleti korumak istiyorlar, İsrail devletini. Ama pozitif bir güç olarak değil negatif bir güç olarak düşünüyorlar.

ADNAN OKTAR: Bu çok ürkütücü bir şey. Bunu bilen evanjeliği bir Musevi sevebilir mi? Bir Musevi onlara nasıl bakar tahmin etsinler. Bir evanjelik de onlara nasıl bakar bir düşünsünler. Nefret edeceği bir kavim olmuş oluyor. Diyor ki: “Hitler Musevileri katletti.” Sen böyle felsefe koyarsan o da katleder işte. “İsa (a.s)’dan önce ben yok edeyim” diyor adam. Sen böyle bir inanç koyarsan, o zaman bağnaz da diyor ki: “Dağ taş bana söylüyor” diyor “ben de onları keseceğim” diyor. Burada bir bozukluk var. Bunu hiç savunmasınlar. Durup durup seviniyorlar yakın zamanda kesmeyi düşünmüyorlar diye. Kardeşim “her an kıyamet kopabilir” diyor “her an da kesilebilir bunlar” diyor. Ama “nasıl olsa onlar kesmeyecekler.” Ama kesmek için azmetmiş ve kesmek nefretini hissediyor. Öldürmek nefretini hissediyor adam.

 EBRU ALTAN: “Kılıçlarımızı alıp Hz. İsa (a.s)’ın arkasında biz de o katliama girişeceğiz” diyorlar zaten. “Katliam yapacağız” diyorlar.

ADNAN OKTAR: O zaman, her an Hz. İsa (a.s) gelebileceğine göre kılıçlarını hazırda tutmaları gerekiyor o zaman. Kılıçları da tabanca, tüfek, atom bombası herhalde. Bunun savunulacak bir yönü yok. Bunu bir yazılı olarak hazırlayayım ben, bu hem evanjeliklere, hem Musevilere gönderelim. Durup durup bana sevinç yazıları yazıyorlar. “Ya” diyorlar “biz yakın zamanda zaten katliam düşünmüyoruz, niye böyle diyorsun?” azmetmişsin kardeşim, cinayete azmetmişsin sen, hazırda bekliyorsun. Bugün eline fırsat geçse bu gün doğrayacaksın. Ha öldürmüşsün, ha öldürmeye azmetmişsin. Evde mesela adam bir eşi oluyor, başkası oluyor. Vurmaya niyet ediyor adam, silahı beline takıyor gidiyor. Gidip arıyor onu. O andan itibaren katil o, zaten niyet etmiş cinayete. Sen de cinayete azmetmişsin, öldürmeye azmetmişsin, nasıl olacak bu? Orada bir suç oluşmuş oluyor zaten. Azmettirmekle cinayet arasında bir fark yok. Yahut azmetmiş bir ruhla canilik arasında bir fark yok. Öldürmeye azmettiysen, öldürmüş gibisin. Düşün, adam mesela silah veriyorlar eline, içinde kurusıkı oluyor ama adamın suratına sıkıyor beş el, on el, öldürme azmiyle. Cinayet bu aynısı işte, katil olmuş oluyor. Çünkü öldürmeye niyet etmişsin sen. Yahut mesela adamı yüksekten atıyor ama adam suya düşüyor, öldürmeye azmetmişsin. “Adam ölmedi” diyorsun. Kardeşim öldürmeye niyet etmeyle aynı fark yok.

CEYLAN ÖZBUDAK: Silah ruhsatı gerekmiyor şu anda Amerika’da. Gerekmemesinin sebeplerinden de muhafazakarlar “zaten Hz. İsa (a.s) gelince lazım olacak” diyorlar. Herkesin silahı olması gerekiyor, her evde silah olması gerekiyor” diyorlar.

ADNAN OKTAR: İşte kastettikleri bu. Musevilerin öldürülmesi. Onun için silahlı duruyorlar. Bunu da masum göstermeye çalışıyorlar. Bunu bir kitapçık haline de getirebiliriz. Ben bunu da kitapçık haline getireyim.

Yalan Kara Dünyalarımız; “Siyasetçilerin seslerini duyurması daha kolay oluyor. Türkiye’ye karşı oynanan oyunu siyasetçiler bozsun. Özellikle MHP’den atak bekliyoruz” sözüne Yalan Kara Dünyalarımız, o da takdir etmiş. Sayın Bahçeli zaten gereğini yapıyor böyle şeylerin de fakat bizim de tabii teşci etmemiz, teşvik etmemiz önemli. Mutlaka bir şeyler yapacaktır, konuşacaktır. Ama normal insanların konuşması veyahut herhangi bir gazetede haber çıkması o kadar etkili olmuyor. Fakat Sayın Bahçeli konuştuğunda bütün kanallarda yayınlanıyor. Böyle bir imkanı iyi kullanmak lazım.

Mehdi Hasan’a da bir cevap hazırlayalım.

Fatih Polat; “On numarasın Hocam. Her zaman izlerim seni. Ağrı’dan selam” diyor. Aleyküm selam.

Celal Celep; müzikleri beğenmiş. “Canım Hocam tüm dünyaya güzel ahlakın yayılmasına vesile oluyorsunuz. Akılcı hikmetli sohbetlerinizle ihya oluyoruz” diyor.

“O kadar twitleşip çapa göstermemize rağmen Reyhane idam edilmiş. Allah rahmet eylesin, ne diyelim” diyor. Zeki Zeynep. Akıl almaz bir kepazelik. Ne geçti elinize o garibanı astınız da? Ne olduğu da belli değil olayın. Kadıncağızın şahitleri yok, şunu yok, bunu yok. İran’ın bu karanlık ruhu bir an önce aydınlanmalı. Aydınlık bir İran istiyoruz biz, şeffaf bir İran istiyoruz. Kadınların asıldığı, kan revan içinde bir İran istemiyoruz.

AYLİN KOCAMAN: Ruhani’yi göstermelik getirdiler başa Adnan Bey siz de zaten dikkat çekmiştiniz. Ama hiçbir yetkisi yok neredeyse. Her şeyi mollalar zaten bu şekilde yapıyorlar alttan altta.

CEYLAN ÖZBUDAK: Eğitim için daha aydın kişileri getirmişti eğitim bakanlığına. Hepsini teker teker geri değiştirmişler.

ADNAN OKTAR: Bağnazlar her zaman hakimler. Bir oturdu mu bağnaz artık arkası geliyor. İran’a bu konuda yardımcı olmak lazım. Bağnazlardan kurtulması için İran’ın uluslararası bir desteğe ihtiyacı var. Bu yapılsa, bağnazlara dikkat çekilse fakat aydın olanlar desteklenmiş olsa İran’da siyasi dengeler değişebilir olumlu yönde.

“Genellikle evanjelik Hristiyanlar ahir zamanla ilgili her şeyi kadere bırakan bir bakış açısı izliyorlar. Bu da Allah’ın olacak her olayı Kendisi’nin yapacak olmasıdır. Az sayıda çılgın insan dışında evanjelikler kelimenin tam anlamıyla arkalarına yaslanıp bu olayın gözler önüne serilmesini bekliyorlar.” Tamam da adam Musevilerin mutlaka öldürülmesi gereken varlıklar olarak gösteriyorsa bunun meydana getireceği nefret yeterlidir. Öldürmek gibi buradaki olay. Adamı manen öldürmüş oluyorsun. İlla fiili öldürme değil, adamı manen öldürmüş oluyorsun. Bütün dünyanın nefret ettiği varlılar olarak gösteriyorsun. 144 bin kişi ne demek? Yani milyonlarca Yahudi hepsi öldürülecek ve yok edilecek ve günahkar. Sen? Hristiyan olarak sen? “Biz cennete gideceğiz” diyor. Sen kendini kutsuyorsun. Musevileri ne yapıyorsun? Lanetliyorsun adeta. Ve öldürülecek varlıklar olarak görüyorsun. “Toparlanın buraya hep beraber, burada rahatça öldürün” diyorsun. Temerküz Kampı gibi. “Kitle katliamı yapılacak size, hazır olun burada, bekleyin” diyorsun. Bunun insancıl bir yönü yok.

CEYLAN ÖZBUDAK: Zaten inançlarında ahir zaman inançlarının temelini oluşturan evanjeliklerin Kral James İncili versiyonunda aynı ahir zaman sizin anlattığınız şekilde anlatılıyor. Ona inanmayan zaten evanjelik sayılmıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki canım o da “Hristiyan olursa kurtulacak” diyorsun. Çok acayip bir durum olmuş oluyor. Orada meydana gelecek nefret vahim. Onun üstünde durmaları lazım.

Bir alışveriş merkezinde bir hafta süren fosil sergisini ateist denilen birkaç kişi gelip basmışlar. Ortalığı karıştırmak istemişler. Etrafa bağırmışlar. Bunlar tutturuyorlar, fosiller sahte. Fosillerin sahte olmadığını da biliyorlar. Ama son çare bunu görüyorlar. Bilimden korkmaları, gerçekten korkmaları hat safhada. Yani orada fosilleri görüyor. Uzmanlar da gelip bakıyorlar. İstediği kişileri de getirebilir. Fosillerin gerçek olduğu gün gibi aşikar. Orada gören insanlarda bunu anlıyor. Buna rağmen tutturdular, fosiller sahte. Beş yüz milyonun üstünde fosil var. Hangi biri sahte olacak. Beş yüz milyon. Yani demek ki, sahte fosil üretme fabrikası var. Beş yüz milyon fosil yaptılar. Onlar bir tane sahte fosil yapıp getirsinler. Ben bir göreyim. Nasıl bir şeymiş? Yani bana bir tane sahte fosil getirsinler. Böyle bir şey mümkün değil.

EBRU ALTAN: Asıl kendileri de diyorlar. Zaten “maalesef gerçek fosiller” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Fosillerin sahte olduğuna inanmıyorlar. Bunlarda yenilmenin acısıyla kıvranıyorlar. Yoksa onlar da görüyor onu. Gerçek olduğuna çok emin. Fakat inat ediyorlar. Çocukça bir inat. Ama fosillere hakikaten samimi olarak inanamayan olursa içlerinde, üniversitelerden hoca getirsinler. Parasını ben vereceğim. Söz bir, Allah bir. Gelsin orada hocalar baksın. Bakar bakmaz anlarlar. Uzman getirsinler. Baksınlar hemen anlarlar. Ama ona da inanmazlar. Adamların da tarafgir olduğuna inanırlar. İşte faşist profesör veyahut bağnaz profesör falan diye. İnanmama kararı almışlar. Bir kere proteinin oluşması için, bir proteinin oluşması için başka proteine ihtiyaç var. Sen zaten burada gitmişsin. Baştan bitmişsin yani. Bu ne demek? Sıfır ihtimal. Yaratılışın dışında imkansız anlamına geliyor. Ayrıca fosil dağ, taş dolu. Sen nereden kurtulacaksın? Deniz kenarına gittim. Bebek’te geziniyordum. Kayalar var böyle. Çaka çaka fosil dolu kaya. Bebek’te artık insaf. Bizim bahçede de bakıyorum. Taşlarda her yerde fosil kaynıyor. Sen nasıl buna engelleyeceksin? Sırf fosillerin oluştuğu dev araziler var. Kilometrelerce her adımda fosil var. Her yer fosil kaynıyor. Bu da sahte, bu da sahte. İşi gücü bıraktı da adam dağı, taşı sahte fosille mi doldurdu? Yani çocuklanıyorlar benim gördüğüm.

CEYLAN ÖZBUDAK: Yaratılış delillerini havluya sardığımız için bozulanlar oluyordur aralarında.

ADNAN OKTAR: “Bu ulusal değer” diyor. “Havluya sarılır mı?” Hani sahteydi? Nerden bulaşacağını bilmiyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Yaratılış anını da bilmiyoruz” diyorlar. “Ama ileride buluruz” diyorlar. İlk hücrenin oluşumunu.

ADNAN OKTAR: Canım ileride buluruz olur mu? Olmayacağını bilimsel olarak görmüşsün.

Evet. Bugün bu kadar olsun. Yarın devam edelim. Var mı anlatacağın başka?

BÜLENT SEZGİN: Bazı dergilerde çıkan haberler vardı Adnan bey. Özellikle Der Spiegel dergisi kapak yapmış. Kapağına PYD’lileri koymuş. Ve teröre karşı savaşan güç başlığını kullanmış.

ADNAN OKTAR: Teröre karşı savaşan güç.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: PKK’lı teröre karşı savaşıyor. Yani şaka gibi. Komedi filmi gibi.

EBRU ALTAN: Asıl CNN’de aynı ağız birliği etmiş gibi aynı ifadeyi kullanmıştı.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

EBRU ALTAN: “Bu grup ancak kurtara bilir. Teröre karşı mücadeleyi ancak bu grup verebilir” diye PYD’yi söylüyordu yine.

BÜLENT SEZGİN: Hatta CNN’nin bir yayınında fotoğraf da vardı. “Artık Kürt devleti kurulması vakti geldi” diyor. Öyle başlık atmışlar. Amerika’nın Ortadoğu’da güvenebileceği bir müttefiki olmalı. Bu da yeni kurulacak Kürt devleti olacaktır.” Mantığında konuşmalar yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Tamam. Amerika’da kursunlar Kürt devletini. Tabii müttefik olurlar gönderelim. PKK’lıları gemiye dolduralım. Tepe tepe kullansınlar herifleri, bit torbası adamları. Amerika’nın bin yıllık bit ihtiyacını karşılarlar yani. O hippiler falan olanlar da bitli oluyorlar. Onlard a bitli hep beraber yaşarlar işte. Hippiler gerçi bunlardan kaçar. PKK’lılardan hoşlanmaz onlar. Bir kısmı bitli oluyor tabii. Ama bunların alayı bitli.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Alman, Amerikan, İngiliz basınında alakasız gibi olsalar da örneğin; birisi sağ, birisi sol yazar olsa bile. Aynı cümleleri kullanıyorlar bu konuda. Türkiye konusunda bu cümle kalıplarını birebir buradakiler de kullanıyor.

ADNAN OKTAR: Ortak bir noktadan bunlara bu şekilde yayın yapın deniyor. O yayın yapanları zaten değerlendiriyorlar. Takdir ediyorlar. Köşe yazarı olarak alıyorlar. Mesela bizim Aylin’e, bizim çocuklara da öyle. Bu gazetelerden köşe yazarlığı teklifi geliyor. “Tamam” diyor çocuklar yazı yazıp gönderiyorlar. Türkiye’yi savunan, PKK’yı eleştiren “böyle yazı olmaz” diyorlar. “Türkiye aleyhinde yazamaz mısınız?” diyorlar çocuklara. Yani “aleyhinde yazarsanız yayınlayalım” diyorlar. “Yoksa bu şekilde yayınlamayız” diyorlar.  Çocuk kabul eder mi, bizim gençler? Çok çirkin bir üslup zaten. Çirkin bir teklif. Olmayacağı belli. Türkiye aleyhinde yazı yazmadıktan yazılarını kabul etmiyorlar. Ama mesela böyle arasa sırada konu Türkiye aleyhinde olmasa da bazen işlerine gelen yazıları yayınlıyorlar. Yani onlara da dokunmazsa. Kimseye dokunmuyorsa yayınlıyorlar. Ama alenen bir yönlendirme ve baskı var. İşte bazı Türk yazarları falan diyorlar. Mesela “Türkiye aleyhinde yazacaksan yazdıralım” diyorlar. Kabul edenler yazıyor. Onda da bir çıkarları da yok aslında. Çok az bir para veriyorlar bunlara. Sadece isimleri duyuluyor. Yine kimsenin kale aldığı yok. Yazık ediyorlar kendilerine. Halbuki dürüst olsalar, sonuna kadar dürüst olsalar en başta Allah katında çok makbul halde olurlar. Güzel halde olurlar. İnsanlar katında da çok makbul, değerli, kaliteli, samimi asil insanlar olur. Öbür türlü küçük düşmüş oluyorlar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir haber daha uygun görürseniz. Fotoğrafı da yayınlayabiliriz. “Amerikalı ünlü şarkıcı Beyonce, Kuran’daki İnşirah Suresi’nden şeytandan Allah’a sığınırım, “Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır” ayetini instagramdaki sayfasında paylaştı.

ADNAN OKTAR: Aferin aferin Beyonce’ye. Delikanlı kız o, aferin.

Bazı konular boğulup kalmış. Açıklanamıyor. Mesela Amerika, Avrupa bir ekip kurmuş. Ekip çalışması yapıyor. Siyasetçilerinin de ekibinde adam var. Aslında bir mafya yapılanması gibi. Bir diktatörlük gibi. İnsanları da saf görüyorlar anladığım kadarıyla. Türkiye’yi çoktan ikna edip bitireceklerini düşünüyorlardı. Kafalarına böyle bulgur tası gibi geçirdik anlattıkları münasebetsizlikleri. Oyun oynayamıyorlar. Bayağı sıkıştı bunlar. Daral geldi. Böyle uyduruk adamlarıyla bir şeyler elde edeceklerini düşünüyorlar. Buna müsaade etmeyiz. Adı geçen kişileri tenzih ediyorum. Ama böyle.

Evet. Yarın devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü