Harun Yahya

Sohbetler (29 Ekim 2014; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Bildiğiniz gibi, 29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak ilan etti. Tüm halkımızın Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun diyoruz.

ADNAN OKTAR: En sağlamı cumhuriyettir, en rahat. Öbür türlü bak görüyorsunuz dünyanın her tarafında sıkıntı oluyor. Demokratik cumhuriyet olacak, demokrasiyle idare edecekler. İyi hayırlı uğurlu olsun. Allah tekrarına erdirsin. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Diyarbakır’da eşiyle birlikte semt pazarında alış veriş yapan Astsubay Mehmetçiğimiz maskeli iki kişinin silahlı saldırısına uğradı. Saldırgandan kaçarken ilk müdahale olay yerine gelen 112 ekipleri tarafından yapıldı. Kalbi duran Astsubay kalp masajı sonrası yaşama döndürüldü. Genelkurmay’dan gelen son açıklamaya göre durumunun kritik olduğu söylendi.

ADNAN OKTAR: Pazarın ortasında adam vuruyorlar, adam elini kolunu sallayarak kaçıyor ben anlayamadım bu nasıl iştir? Bu nasıl pazar? Pazarda nasıl polis olmaz? Orada sivil polis kaynayacak, otuz kere söyledim. Maaşını biz vermiyor muyuz, değil mi? Polis sayısını artırsınlar. Koskoca pazarda polis nasıl olmaz? Adım başı polis olması lazım, her yer sivil polis kaynaması lazım. Bak, kahpeler tescilli; pislik, kahpe, kalleş PKK, doğru muymuş kalleşlikleri? Bir daha tescillendi bak sırttan vuruyor. Delikanlıysan gel göğüs göğse bir anlat bakalım derdin neyse. İşte bunlar bu. Bir de diyorlar ki işte “YPG, PKK falan bunlar demokratik örgütlerdir böyle işlere karışmaz.” Kim yapıyor bunları? Hep kalleşlik. Bak korucuyu kaçırmışlar duvara bağlı bulunuyor.   Hanımları kaçırmışlar işkenceyle öldürüyorlar, seyretmek olmaz, gereği yapılsın.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Maden ocağında mahsur kalan kardeşlerimizin kurtulması için hala yoğun olarak çalışmalar devam ediyor. Sayın Taner Yıldız yine kaza bölgesinde ve olaylarla yakından ilgileniyor. Yaptığı açıklamada; “Şu anda su seviyesi işçilerimizin bulunduğu seviyenin daha üzerinde bulunuyor. Dalgıçlar üç-dört metre dalmalarının dahi tehlikeli olduğunu ifade ettiler. Madende 10-12 bin ton su var. Görüş mesafesi bir metre bile değil. Girin talimatı veremeyiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Büyük motopomplarla boşaltsınlar suyu. Bu nasıl iştir? Yani suyu çektikçe su mu geliyor, o yüzden mi? O zaman iş yaş.

TARKAN YAVAŞ: Akarsuymuş, yeraltı akarsuyu.

ADNAN OKTAR: O zaman çok zor. Suyu başka bir yere vermeleri gerekecek. Hayrettir, yerin altında akarsu olması çok acayip. Çok şaşırıyorum hiç bilinmeyen bir dünya bu. Bayağı büyük akarsular var yerin altında, bayağı çağlayarak akıyor. Bir teknik yolu vardır, imkanı vardır, değil mi? İşçiler şehit mi oldular yani o zaman?

GÖKLAP BARLAN: Büyük ihtimalle Hocam, elli metre suyun altında duruyorlar. Şu anda bulundukları seviyede 56 metre su var.

ADNAN OKTAR: Şehit olmuştur onlar. Ama işte belli olmuyor bazen de bir hava bulunan bir yere kendilerini atıyorlar bir şeyler oluyor.

KARTAL GÖKTAN: Kazayla ilgili bazı bilgiler de gelmeye başladı. Bu madende olan üçüncü su baskınıymış ancak önlem alınmamış.

ADNAN OKTAR: Rezalet, tam anlamıyla rezalet. Ben ilk defa olan bir şey olarak düşündüm. Onun için adamlar şok olmuştur yapacak bir şey düşünememişlerdir. Daha önce olduysa, üç kere olmuş. İşte ben dedim, bizim Türkiye, Ortadoğu böyle. Bak olur dedim, yine olur dedim. Her yer öyle, bütün inşaatlar şuralar buralar hep böyle.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca Adnan Bey, daha önce madenci kardeşlerimiz yemeklerini dışarı çıkıp yiyorlarmış. Maden sahipleri bu yeni çıkan torba yasayla yemeklerini aşağıda yemeleri için baskı yapmışlar. Yemek için yukarı çıkmalarının vakit kaybettirdiğini söylemişler. Bu kaza da tam yemek saatinde gerçekleşmiş. Maden ocaklarında yemek yenilen yerlerde yumurta bile kırılsa kömür tozundan yumurtanın beyazı anında simsiyah oluyormuş. Kardeşlerimizin bu şartlarda yemek yedikleri söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Beni böyle şeyler çok kızdırıyor, şiddetli bir öfkeye dönüşüyor. Allah vermesin ben de kendimi yatıştırmaya çalışıyorum. Bu çok kızdırıcı bir şey. Ve bu yansımıyor kimse bilmiyor. Bu mazlumlar bu kadar eziliyor. Yerin altında yemek mi yenir? O iş sahiplerini alıp oraya sokup orada yedirttirmek lazım. Hep berber yiyelim desinler. Kendileri çok lüks yerde yiyorlar. Değer vermiyorlar, saygı duymuyorlar konu bu. Kendi evladı olsa yapmaz. Kendi yakını olsa yapmaz. Bu çok kızdırıcı. Demek ki bütün Ortadoğu’da, Türkiye çapında böyle bir durum var. Bu sadece bizi kızdırır başka bir şeye yaramaz bunları anlatınca. Böyle çok acayip bir durum oluyor ve müthiş bir lakaytlık. Bir kere ilgililerin hepsinin görevden alınması lazım baştan sona.

 BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, burası riskli diye iki yıldır raporla uyarıyorlarmış iş yerini. Yeni yasa güvenlik tedbirlerini artırıyor. Maliyet artıyor diye işverenler daha da zulmetmeye başlamışlar işçilere. Bir kısmı işten çıkarılmış, sonra bu şartları kabul edip geri dönmüşler mecburen.

ADNAN OKTAR: Bu çok kızdırıcı ben şimdi ne diyeyim? Bayağı sinirlendim. Çok müthiş bir öfke meydana geliyor insanda. İtidalli konuşayım diyorum. Geç bu konuyu geç, bayağı sinirlenilecek bir şey bu rezalet, kepazelik. Her anlattığınız ayrı bir rezalet. Olmuyorsa başka para kazanacak yer mi yok? Arazide patates eksin o işçiler, domates eksin, toprağın üstünü kullanalım. Oradan çıkacak kömürü istemiyoruz biz. Yerin altı su kaynıyor cehennem gibi acayip tehlikeli. Belli ki ölecek orada, şehit olacaklar. Bu kömür olayını kapatmak lazım çok kaba bir yöntem. Biz soğuktan donalım kömür istemiyorum ben. Üşürüz en fazla palto giyer otururuz. Yerin altında, lafa bak, peynir yiyor simsiyah oluyor, domates yiyor simsiyah oluyor; bu çok kızdırıcı, şiddetli öfke meydana getirecek bir şey bu. Bir insan ne kadar dayanabilir böyle bir şeye? Taner Hoca uzmanlarla bir toplantı yapsın hepsini kapatalım. Ben istemiyorum kömür mömür. Böyle şey olur mu? Hafta sekiz, gün dokuz haber geliyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli Twitter hesabında PKK’lılar hakkında ‘fistanlı teröristler’ tabirini kullandı.

ADNAN OKTAR: Devlet Baba benim üslubu beğenmiş. Fistan lafını ben ortaya koydum, benden sonra herkes demeye başladı.

BÜLENT SEZGİN: Diğer sizin kullandığınız kelimeleri de kullanıyor devamında.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

BÜLENT SEZGİN: “Fistanlı teröristler şu ana kadar maske takarak kanımızı akıtmakta. Kalleşçe, namertçe arkadan ateş etmektedirler.”

ADNAN OKTAR: Evet, kahpe işte. Pislik, kahpe, kalleş PKK, açılımı bu, pislik, kahpe, kalleş üç ana vasıfları. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Mine Kırıkkanat son maden kazasıyla ilgili çok tepki alan bir twit attı. “Paranoyak oldum. Karaman’daki maden faciasında yarınki cumhuriyet kutlamaları iptal için gerekçe yaratan bir düzenekten kuşkulanıyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Geçen Cumhuriyet Bayramı’nda aynısı mı oldu? Olur mu canım, su baskınını adamlar nasıl ayarlasınlar olacak şey mi? Çok mantıksız. Bir de Cumhuriyet Bayramı’nı yapmamak gibi, Cumhuriyet Bayramı’nı yapması hükümeti niye rahatsız etsin ki? Ne alaka? Hükümeti rencide edecek, rahatsız edecek bir yönü yok ki. Cumhuriyet kutlamaları bayağı güzel, herkesin lehine, hükümetin de lehine.

KARTAL GÖKTAN: Her türlü hazırlık da yapılmıştı zaten.

ADNAN OKTAR: Ne yönden rahatsız edeceğini düşünüyorlar hükümeti? Laf olsun.

Çok sıkıldım. Beni bunaltı bastı çok acayip daraldım. Çok kızdırıcı, çok kötü laflar edeceğim diye de çekiniyorum. Şuraya bak, adam yumurta yiyor garibim simsiyah oluyor tozdan. Göz gözü görmüyor orada yumurta, yemek yenir mi? Çıksın dışarı bir temiz hava alsın, elini yüzünü yıkasın. Allah’tan korkun, bu nasıl iştir? Paradan gözleri dönüyor.

GÖKALP BARLAN: Profesyonel bir maden şirketi değil Hocam bu. Normalde diğer maden şirketleri, devlet buraya kömür alımını çok ucuz yaptığı için, karlı olmayacağı için girmiyorlar. Çünkü gerekli önlemleri aldıklarında kar bırakmıyor.

ADNAN OKTAR: Kömür istemiyoruz, biz paltoyla otururuz kömür mömür istemiyoruz. Bitsin bu rezalet. Müthiş bir çile bu. Biz sıcakta oturacağız diye o gariplerim, benim canlarım hem sürünüyorlar. Tarlanın üstünde, onun üstünde çalışsın bomboş arazi. İş yine temin edelim. Domates, biber, patlıcan sebze yetiştirsinler, oralarda meyve ağaçları, hepsini yapalım. Yerin altına ne gerek var? Ben kömür istemiyorum. Ben çok sıkıldım acayip gıcık oldum.

BÜLENT SEZGİN: Halkın mecbur olduğunu hissedip Allahualem işverenler de ne istiyorlarsa yaptırıyorlar.

ADNAN OKTAR: Yazık günah. Geç bu konuyu geç, sıkıldım çok daraldım. Çok kızdırıcı. Bu kaçıncı? Su basıyor görüyorsun üç kere basmış işte, yüzde yüz olacak demektir. Niye doldurursun çocukları oraya? Sen gir, kendin gir bakalım giriyor musun? Sureti katiyede girmez kendisi. Bu nasıl bir vicdandır, bu nasıl bir mantık? Hayır, yüzde yüz orada ölüm. Yer altı suyu var ve basacak orayı belli. Daha önce de basmış bir daha olacağı belli. Böyle ocaklara hiçbir şekilde müsaade etmemeleri lazım, kapatsınlar hepsini. İş temin etmek tamam, o kardeşlerimize biz iş temin ederiz. Dağ-taş bomboş, her yeri bağlık-bahçelik yaptıralım. Bak yer altı suyu da varmış, gir o yer altı suyuna, motopompla çek yukarı, bağı bahçeyi oraları sula. Benim gariplerimi oraya sokup onları orada şehit etmenin alemi ne? Enerji kaynağı, rüzgar enerjisi kullansınlar, barajlardan elektrik elde etsinler, elektrik enerjisi kullanalım yahut çok kör noktalarda nükleer enerji kullanabilirler. Özetle çok sıkıldım geçelim.

KARTAL GÖKTAN: Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Kobani ilçesine gönderdiği ağır silahlı Peşmerge konvoyu yurda giriş yaptı. Bir ambulans, 38 aracın yer aldığı konvoyun Suruç’a, buradan da Mürşitpınar Sınır Kapısı’na ve oradan Kobani’ye ulaşması bekleniyor. Peşmerge birliklerinin araçlarında Doçka Katyuşa füzesi ve havan topunun da aralarında bulunduğu çok sayıda mühimmatın taşındığı bildirildi.

ADNAN OKTAR: Eğer çatışmaya gidiyorlarsa o silahların hepsini alırlar ellerinden. Yani ciddiyse niyetleri. Ama bir anlaşma var da PKK’yı çekecekler, onlar oraya yerleşeceklerse ve IŞİD’le anlaştılarsa o ayrı. Ama IŞİD’e meydan okumaya gidiyorlarsa Allahualem bir taneyle bırakmazlar, silahların hepsini alırlar. Öyle süslenmeyle falan olmuyor. Amerikan Rambo havalarına girmişler, öyle bir şey olmaz. Takkelerini alıp portakal kabuğu diye kullanıyorlar, öyle bir şey olmaz. Anında tasını tarağını birbirine katarlar, anında. Onları külotla bırakıyorlar, bütün üstünü başını çıkarttırıyorlar hepsinin, külotla yerde süründürüyorlar. Sonra da kafalarını kesip göbeğinin üstüne koyuyor. Çılgınlık yapmasınlar. O Amerikan filmlerine benzemez. Öyle dürbünlü şapkalarla falan gidince orada bir şey olacak zannediyorlar. Tozunu dumanını birbirine katarlar. Adamlar toprağı yalatıyorlar. Akılsızlık etmesinler barış yoluna gitsinler, anlaşma yoluna gitsinler.

Hala sıkıntım geçmedi çok kızdırdı beni şu kömür işi. İnanılmaz kızdırdı. Üç kere olması, ben önce dedim ki, adamlar tahmin etmemiştir, su basmıştır hakikaten harika bir durum bu şaşılacak bir durum. Olabilir şehit olmuşlardır. Üç kere olmuş artık insaf. Yüzde yüz olacak demektir. Bir kere bile olsa bitti, süper tehlikeli demektir. Neyse geç, devam et.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli Twitter hesabından, Türkiye üzerinden peşmergenin geçişine izin verilmesi konusunda şunları söyledi: “Ayn-el Arap’a PKK’nın geçişine yardım ve yataklık yapanlar suçlusunuz. Millet vicdanında müebbet mahkumusunuz. Kandil’e Türk bayrağını dikmediğiniz ve içimizdeki eşkıyayı silip-süpürmediğiniz müddetçe koltuklarınızın hayrını da göremeyeceksiniz.”

ADNAN OKTAR: Başbuğ kükremeye başladı. Daha şiddetli kükresin, bütün Ortadoğu inlesin şöyle. Bak sürekli şehit haberleri geliyor. Onun konuşması çok dikkat çekiyor, her yerde duyuluyor. Ortalığı sallaması gerekir. Daha gür ses istiyoruz, daha gür. Yakışıyor Devlet Baba’ya. Çok efendi insan, nezaketli bir insan. Çok daha coşkulu kararlı bir üslup kullansın. Çünkü bu Amerika’yı da titretiyor. Hükümet bunu yapamaz şu an. Bülent Arınç çıkıyor ama kahramanlık yapıyor gibi yapıyor, biraz da komik oluyor bazı konuşmaları. Adamlar, PKK Abdullah Öcalan ‘tavşana kaç tazıya tut, iyi polis kötü polis.’ Bak ben onu anlattıktan sonra hepsi uyandı. Daha önce hepsi bunu alıyordu. Yiyordu demeyeyim de, bazıları alıyorlardı. Ben sistemi anlattıktan sonra hepsi uyandılar bu tiplerin.

Evet. Şu şey işi çok sıktı beni.

ERDEM TÜZÜN: Bir güvenlik uzmanı bugün televizyonda söyledi Hocam, “yerin altında duruyor kömür, ne yapıp edip çıkarmamız lazım onu” gibi bir mantık.

ADNAN OKTAR: Dursun, kendi çıkarsın çıkarıyorsa Allah Allah.

TARKAN YAVAŞ: Siz söylemiştiniz, makinelerle gerekirse girilmesini.

ADNAN OKTAR: Yapıyorsa bak, toprağın tamamını açsın, o derinliğe insin açık havada yapsın, greyderle toplasın. Yok, yoksa dursun orada o. Rüzgar enerjisi kullansın. Barajlar var, her yer müsait Türkiye’nin her yere baraj yapalım. Elektrik enerjisi kullanılsın. Yetmiyorsa nükleer enerji kullanalım. Ben bu tip haberlerden gına getirdim artık. Çok ıstırap veriyor çok sıkılıyoruz yani. Ne demek? Üç kere olmuş insaf. Çok kızdırıcı yani. Adam ucuza mal etmek için bak garibanlara diyor ki; “siz orada durun tozun toprağın içinde.” Çocuklar peynir yiyor, yumurta yiyor simsiyah yenir mi o orada? Eli ayağı simsiyah zaten, suratı simsiyah, yazık her yer toz, yazık günah.

EMRE ACAR: Fransa enerjisinin yüzde altımışını uranyumdan elde ediyor Hocam, dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Sıkıcı, çok sıkıcı.

Buraya beni ziyarete gelen Haham Yehuda Glick bir konferans çıkışında yanına yaklaşarak kimliğinden emin olup üç el ateş edip vurmuşlar. Önce kimliğini sormuşlar sonra vurmuşlar. Vuran kişi motosikletle kaçmış. Haham Yehuda Glick’in durumu ağırmış. Tapınak Tepesi’nde Museviler’in de dua edebilmesi gerektiğini savunduğu için oradaki Müslümanlar nefret ediyorlarmış. Genelde Haham’ın aleyhindeki iddialar ‘Mescid-i Aksa’yı bombalayacak’ şeklinde, provokatif komplo teorileri şeklinde.” Halbuki ben görüştüm burada, bayağı mazlum bir insan, bayağı terbiyeli bir insan, çok da efendi. Öyle taşkın, kontrolsüz, azgın bir üslubu yoktu bayağı nezaketli. Tevrat’a göre de hakikaten o tepede, yani Mescid-i Aksa’nın olduğu yerde dua etmeleri gerekiyor. Bırak dua etsinler ne mahsuru var? Ne güzel. Daha ne istiyorsunuz? Allah’a dua edecek, yakaracak. Onu suç haline getirmişler. İşte Moşiyah, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışının ne kadar gerektiğini de buradan anlıyoruz. Buraya geldiğinde ben Mesih’in alametlerini, Moşiyah’ın, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerini okumuştuk beraber. Hz. Süleyman (a.s) Mescidi’nin yapılmasını konuşmuştuk. Bayağı muttaki tertemiz bir insan. Allah’tan kork. Hz. İbrahim (a.s)’ın evlatlarıyız hepimiz dedik kardeşlikten konuştuk. Ahir zamanda o Tapınak Tepesi’nin tüm milletler için dua evi olacağını söyledik ben konuştum. Bayağı hoşuna gitmişti bu mübarek insanın. O da Tevrat ‘tan da anlattı “Müslümanlarla birlikte orada kurban keselim” dedi. Gayet güzel şeyler konuştu. Bir kere vuracak adam istediği gibi yanaşıyor. Ben anlayamadım bu sistemi, bir de böyle bir sistem çıktı. Güvenlik diye bir şey yok mu kardeşim bu nasıl bir iştir? Sivil polis diye bir şey yok mu? Eskiden her yer polis kaynardı. Portakal satıcısı konumunda, çöpçü konumunda, tezgâhtar konumunda sivil polis her yerde olurdu. Orada da olması lazım. Anında ok gibi yetişecek. Adam vuruyor yanına kar kalıyor, çekip gidiyor motosikletle. Allah rahmet etsin diyorum bu kardeşimize. Çünkü çok imanlı, temiz bir insandı. La İlahe İllAllah diyordu, İslam’a karşı sevgisi çok yüksekti. Birçok mesela biz hahamla konuşuyoruz aramızda kalıyor. Diyorlar “Peygamber (s.a.v.),  Hz. Muhammed (s.a.v.) gerçek Peygamber olduğu görülüyor” diyor,  “doğru” diyor. “Ama biz Tevrat’a bağlıyız, Tevrat’a bağlılıktan vazgeçmek istemiyoruz. Musa (a.s)’ın bağlısıyız biz. Ama Hz. Muhammed (s.a.v.)’in de hak peygamber olduğuna inanıyoruz” diyorlar. Yazık günah değil mi çekip vuruyorsun? Zulüm başka bir şey değil.

CİHAT GÜNDOĞDU: “Biz Tevrat’ı korumakla yükümlüyüz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: “Allah bize Tevrat’ı koruma emri verdi” diyorlar açıkça hüküm var ayette var Tevrat’ı korumaları. “Biz bunu yapıyoruz” diyorlar “biz Peygamber (s.a.v.)’i reddediyor değiliz. Hz. İbrahim (a.s) neyse Hz. Muhammed (s.a.v.) de o bizim için” diyorlar. “O da Peygamber biliyoruz” diyorlar. “Ama bizi zorla dinsiz, imansız konuma getirmeye kimse kalkmasın” diyorlar. O çevreler için söylüyorlar. Ben de öyle bir şey yok dedim. Siz Kuran’ı kabul ettikten sonra Muhammedi Musevi oluyorsunuz dedim. Mesela bu özellikle tertemizdi kızıl saçlı falan acayip sevimli bir insan. Ama tedbir nasıl almıyor? Mesela Mossad var, İsrail gizli polisi var bilmem nesi var. Kardeşim yanına iki-üç tane insan koyun bu kadar pervasızlık, bu kadar rahatlık olur mu? Veyahut kendisine silah verin. Hep bu mazlum, garibanlar hep silahsız. Öbür gelen hahamlar da onlara da saldırıyorlar buraya gelen Abrahamson falan gelmişti, onlara da saldırdılar. Otobüste zor kurtulmuş. Bu ne azgınlıktır? Bırak rahat yaşasınlar Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında rahatça yaşıyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.) cübbesini çıkarıp altlarına seriyorlardı. Evleniyordu onlarla, hanımlarıyla, eşi oluyor artık, sırdaşı, kardeşi oluyor. Bir Musevi düşmanlığı, azgınlığı var. Bunu evanjelikler ayrı körüklüyor, gelenekçi Ortodoks Müslümanlar ayrı körüklüyor. Evanjelikler diyor ki; “Hz. İsa (a.s) gelecek 144 bini hariç hepsini helak edecek” diyor. Sen bunu söylersen bir nefret tohumunu atmış oluyorsun. Sen ne diyorsun? “Ben Hz. İsa (a.s)’a aşığım, çok seviyorum” diyorsun hatta Allah olduğunu söylüyorsun (haşa). Ve diyorsun ki; “Hz. İsa (a.s) Museviler’den nefret ediyor.” Sen nefret etmez misin bu durumda? Senin nefret etmen de farz oluyor. Hz. İsa (a.s) nefret ediyorsa sen nasıl nefret etmezsin? Sen de edeceksin. 144 bin ne demek? Bir avuç insan. Yirmi milyona yakın Yahudi var dünyada, Musevi var. Sen ne diyorsun? 144 bin kişiyi ayırıyorsun. O da Hıristiyan olarak kurtulacak diyorsun ki; Museviliğe göre irtidat etmiş oluyor onlar da, dinsiz olmuş oluyor. Gerçek Museviler’in tamamı imha edilecek diyorsun ve bunlar lanetli diyorsun. Yanlış değil bu, alınacak bir şey yok. Sen nefretin tohumunu atıyorsun ve bütün Hıristiyanlar’ın nefret etmesini sağlıyorsun onlardan. Müslüman gelenekçi Ortodoks olanlar ne yapıyor? Diyor ki; “Taş, ağaç haber verecek” diyor. Neyi haber verecekmiş? “Arkamda Musevi var gel öldür” diyecek diyor. Bu nasıl bir nefrettir? Bir de paranoyak manyaklar için malzeme çıkartmışlar. Çünkü tam bir şizofren malzemesi bu. Ne diyecek şizofren o adam, psikopat adam? Musevi görecek çekip vuracak. “Niye vurdun?” diyeceksin “Arkadaki bana haber verdi” diyecek, arkaya bakacaksın ağaç var. “Nereden çıkardın?” diyeceksin. “Peygamber (s.a.v.) söylüyor, “ağaç söyleyecek demedi mi?” diyor “ben de duydum” diyor “ağaç bana söyledi” diyor “arkamda Musevi var gel öldür dedi” diyor “bende öldürdüm” diyor. Ortodoks gelenekçi Müslüman ne diyor? “Helal olsun” diyor “ellerine sağlık” diyor. “Bak Peygamber (s.a.v.)’in hadisini uygulamışsın, mübarek ağaç bile söylemiş” diyor “bana da inşaAllah taş söyler” diyor öbürü de diyor ki, bir cinayet de o işliyor “bana da taş söyledi” diyor bir kaya parçası görüyor orada, inanmayan beri gelsin. “Ben duydum” diyor “sen duymamış olabilirsin.” Ne diyeceksin adama? Bak cinayet için malzeme çıkarıyorlar. Sen Ortodoks Hristiyanlar, Katolikler de öyle, 144 bin kişinin dışında hepsini lanetli görürsen, Hz. İsa (a.s)’ın düşmanı olarak görürsen Hz. İsa (a.s)’ ı da onlara düşman görürsen. Artık lanetli görüyorsun açıkça. Adam lanetli olarak inanıyor. Hitlerin kitle katliamının sebebi bu. “İsa (a.s) lanet dediğine göre, nefret ettiğine göre ben de nefret ediyorum” diyor “ben İsa (a.s)’ı seviyorum” diyor adam. “Hz. İsa (a.s)’ın yapacağı görevi ben yapmak istiyorum” diyor bu kadar. Bu zulmün kalkması lazım. Hristiyan âlemi bu yanlışlığı düzeltsin. Gelenekçi Ortodoks Müslümanları da bu rezalete bir son versinler. Bırakın yaşasın bu mazlum insanlar. Üç bin yıl sadakat göstermiş “Hz. Musa (a.s)’a, Tevrat’a sadakat gösteriyor. Peygamber (s.a.v.)’e de bir şey demiyorlar ayrıca “inanıyorum” diyor aksine bir şey söylemiyor. Ben burada konuştum. Dedi ki haham, bayağı büyük haham ismini söylemeyeyim. “Bütün Peygamberlere iman etmek lazım. Baktık, gördük üslubu peygamber üslubu Hz. Muhammed (s.a.v.)’in” diyor. Tevrat’a uygun bütün üslubu, açıklaması uygun” diyor. Zaten diyor “bir Müslüman, Kuran’a uyan bir Müslüman Nuhi’dir zaten, bizim için mümindir” diyor. “Tevrat’ın bütün şartlarını yerine getiriyor” diyor. O seni mümin olarak görüyor, sen onu niye kâfir görüyorsun? Diyor “ben Hz. Muhammed (s.a.v.)’i hak bir peygamber olarak görüyorum. Fakat Tevrat’a bağlıyım” diyor. “Reddetmiyorum” diyor. “Namazın varlığını da kabul ediyorum” diyor “diğer hükümleri de kabul ediyorum. Tevrat’la uyum halinde” diyor. Elleme yaşasın. Her yerde bir rezalettir gidiyor. Cenab-ı Allah Mehdi (a.s)’ın zuhurunu kolaylaştırsın, çıkışını kolaylaştırsın.

GÖKLAP BARLAN: “Şiiler Hocam kuyudan ses geldi” diyor “Mehdi (a.s) oradan gelecek” diyor o da tuhaf.

ADNAN OKTAR: Sağlama bağlamış onlar, şeytan oradan sağlama bağlamış. O kuyunun resmini bulabilirseniz gönderin. Bir de bakımsız da bir kuyu, taş. Bin küsur seneden beri bekliyorlar. Çıktı çıkacak, çıktı çıkacak dalga geçiyorlar milletle. Oradan Mehdi (a.s) çıkar mı? Sağlama bağlamışlar. Çünkü normal Mehdi (a.s) çıktığında diyor ki adam “sen kuyudan mı çıktın?” Yok. “O zaman sen Mehdi (a.s) değilsin” diyor. “Mehdi (a.s)’ın kuyudan çıkması gerekiyor” diyor.

YDGH Komuta diyor. PKK açıklamış. “Bugün Silopi’de gerçekleştirilen misilleme eylemlerimiz provokasyon değil kardeşlerimizin intikamıdır” diyor. PKK kabul ediyor “biz yaptık” diyor. Avrupa da “bunlar çok mazlum” diyor “Demokratik örgüt bunlar bunlarla niye uğraşıyorsunuz?” diyor. İnanılmaz bir rezalet dünyada gidiyor başıboş, her yer başıboş. Allah sahibimizi göndersin, sahibi zamanı göndersin, İmam Mehdi (a.s)’yi göndersin.

ADNAN OKTAR: “PKK Twitter hesaplarından birisi Gülseren Topuz’u hedef gösterdi. Gülseren Topuz çok delikanlı birisi. AK Parti milletvekili. Sürekli PKK aleyhine yazdı” diyor. “Bu Gülseren Topuz denen ırkçı, faşist Kürt düşmanı. AKP İstanbul milletvekili.” Gülseren Topuz. Resmini görebiliyor muyum ben Gülseren Hanım’ın?

BÜLENT SEZGİN: Bakayım.

ADNAN OKTAR: Bak “Irkçı faşist” diyor. Hâlbuki bayağı halim kendi halinde bir kadın. Faşistliği ne bilir o? Nefret dili var, sevgisiz. Bir de “kadınları koruyup kolluyoruz” diyorlar “kadınlara karşı çok sevgiliyiz” diyorlar. PKK’ya hedef gösteriyorlar vurması için PKK’nın. Şimdi bu Hanımefendiyi de başıboş bırakırlar. Yanına polis koruması falan da vermezler. Bir garipliktir gidiyor ben anlamıyorum. İnsan hiç söylemeden direkt korur böyle bir şeyi.

BÜLENT SEZGİN: Gülseren Topuz’un fotoğrafı gelmiş.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bak nur gibi bir hanım. Tansu Çiller’in gençliğine benziyor. Hiç tanımıyorum ilk defa gördüm ben. AK Parti milletvekili. Şimdi bu Hanımı emniyet doğrudan korumaya alsın. Bu alçak kahpeler savunmasız, mazlum insanlara delikanlılık yapabiliyorlar, kendilerince sahte delikanlılık yani. Daha Türkçesi kahpelik yapıyorlar. Onun için böyle şeylerde müracaat etmesini beklemek çok yanlış. Devlet kanun çıkartsın böyle vakalar da gizli korumaya alınsın. Mesela direkt polis takibe başlasın. “Hanımefendi” diyecekler “biz sizi gizli korumaya aldık, takip edeceğiz biz sivil polisiz açın emniyete sorun” diyecek. Telefon açacak emniyete “evet efendim” diyecekler “biz sizi gizli korumaya aldık.” Hatta belgesini de gösterecekler, gölge gibi takip edecekler. Onu takip ederken bir başkasını da korumuş olurlar. Birçok olayda diyor ki “falanca kişinin koruması olay anında oradaydı o adamı yakaladı” diyor. Her yer polis kaynasın. Bayağı asayiş açısından faydalı bu.

Gülseren Hanım’ı hemen bu akşamdan itibaren gizli ve açık korumaya alsınlar. Açık koruması da olsun ama gizli koruma da çok önemli. Fazla bir şeye mal olmaz bu devlete. Bunda tereddüde gerek yok. Sivil polislerin çok uyanık olması gerekir. Geçenlerde bir hanım diyor ki kocası, bunlar hep hayatı kaymış tipler. Kadına sevgi sunamıyor, tutku sunamıyor, derinlik sunamıyor, güçsüz, zavallı, hımbıl tipler. Kadın da bunlardan ayrılmak istiyor, ağırlarına gidiyor. “Seni vuracağım” diyor “ben öldüm seni de öldüreceğim” diyor. Sen ölmüşsün belli. Beslediklerin de ölmüş, sen de ölmüşsün. Kadından ne istiyorsun ahlaksız herif? Kadıncağız kendisine polis tutmuş. Tutmuş derken devlet polis vermiş. Polis süper sakin pazarda gezer gibi geziyor mübarek. Kadını çekti vurdu adam. Kardeşim adam bunu dediyse yüzde yüz vuracak demektir. Sen de yüzde yüz vuracağa göre hareket edeceksin. Yüzde doksan dokuza göre değil. O zaman müthiş tetikte olacaksın. Ya o mesleğe girme veya bu işin hakkını ver. Kurt gibi olacak gözlerin sağa, sola. Ayrıca adam bu şahıs, sivil polis takibine alınması lazım.  Garibanları polis takibe alıyor alakasız tipleri. İşi gücü bırakıp senelerce takip ediyorlar vatandaşları. Beni mesela senelerce takip etmişlerdi. Benim neyimi takip ediyorsun? Adam mesela tehlikeli sen onu takip et. Boş yerlere adam veriyorlar. Cezaevinde bir gardiyan vardı. İstediği saatte geliyor, istediği saatte gidiyor Bayrampaşa’da bayağı da grand tuvalet geliyor falan. Gardiyanlar normal resmi kıyafet giyiyorlar, bu sivil geliyor “ben gardiyanım” diye gelip otuyordu. Canı istediğinde gidiyor falan. İstediği koğuşa giriyor, değişik bir tipti. Sonunda geldi “Hocam Selamun Aleykum” dedi “aleykümselam” dedim. “Ben polistim” dedi “gardiyan olarak devam ediyorum. Sıkıldım polislikten gardiyan olmak istedim gardiyan oldum” dedi. “İyi, Allah hayırlı uğurlu etsin” dedim. “Hocam, ben seni zamanında çok takip ettim” dedi. Anlattı “şu pasajdan içeri girmiştin, yukarı çıkmıştın hatırlıyor musun?” falan hepsini anlatıyor. “Şimdi de burada gardiyanlığa başladık” diyor. Hep de benim bulunduğum bölümde duruyor. Yani ilginç. Benim neyimi takip ediyorsun? Kendi halinde bir adamım ben. Ne yapacaksın beni? Artık hapisteyim insaf yani.

Gülseren Hanım’ın kılına zarar gelmeyecek. Emniyet birimlerini uyarıyorum, polisi uyarıyorum, rica ediyoruz, istirham ediyoruz. Açık bir kere koruma versinler ve gizli koruma. Bak gizli koruma uzaktan takip edecek, açık koruma yanında olacak. Bu hanımın da, vurulan hanımın kardeşim bir açık koruma vermişsin tamam. Adam zaten onu hesaplar. Bir de gizli koruma ver, uzaktan baksın. Mesela baktı birisi silahla falan geliyor. Adam orada onu anında indirir sivil polis. Öbür polis fark edemez ama o yakalar. Ne olur, ne kaybeder devlet bundan? Boş takipleri kaldırın, gereksiz takipleri böyle şeyleri takip edin. Bir de polis eskiden bezdirme politikası izlerdi. Bezdirirdi bu tipleri, şimdi onu terk ettiler. Hâlbuki mesela adam evinde oturuyor polis içeri savcılıktan izin alıp Selamun Aleykum diyerek girecek. “Sen karını vurmak istiyormuşsun” falan “nedir senin sıkıntın?” diyecek, evde bir yandan arama yapacaklar. Bir hafta sonra yine gelecek polis. “Sen karını vurmak istiyormuşsun doğru mu bu?” falan deyip çekmeceleri orayı burayı halıların altını arayıp yine gidecek. Bu bezdirme çok hayati bir şey. Adam bir daha yapamaz bunu. Silahı alıyor zaten evinde tutuyor o silahı, hazır duruyor. Kardeşim gir evine, garibanın evini basacağına oraya gir.

“Allah aşkıyla sevdiğim Adnan Bey seni acayip seviyorum” demiş bir hanım kardeşimiz.

“Hocam, iman hakikatlerini şöyle şevke gelip okuyamıyorum” diyor. “Mesela hücreye başladım ama bitiremedim. Aklım mı yetmiyor acaba?” diyor “ama liseyi okul birincisi, üniversiteyi bölüm birincisi olarak bitirmiştim” diyor. Şeytan böyle şeylerde sıkıntı verir. Kısa kısa okusunlar ara sayfalarından yeter o bilgi. Mesela bir sayfanın içindeki bilgi zaten çok vurucu oluyor. Mesela Darwinizm’in geçersizliğini anlatacaksın. Kardeşim ne diyor orada? “Bir proteinin oluşması için başka bir proteine ihtiyaç vardır” diyor. Senin evrimin geçersizliğini artık okumana gerek yok ki. Konu bitmiş. Yani bir proteinin oluşması için başka protein gerekiyorsa sıfır ihtimal demektir. Yaratıcı şart o zaman, yaratıcının müdahalesi. Bitti. Bunu iyi düşün ama. Buna vakit ayır tefekkür et, tefekkür et, tefekkür et buradaki fevkaladeliği bulacaksın o zaman. Bir protein dantel gibi. İnce, ince, ince işlenmiş bir sistem.

Yok kardeşim yok. “Kömür ısınma dışında” diyor “termik santral, sebze kurutmaları tarzı üretim tesislerinde kullanılıyor.” Kardeşim öbür türlü adam ölecekse, şehit olacaklarsa ben istemiyorum. Ben sürüneyim, fakir yaşayayım ben istemiyorum. Acayip sıkıldım mesela demin. Unutmaya çalışıyorum, bayağı bunaldım yani. Çok kızdırıcı. Acayip kızdırıcı bir şey bu. Üç kere olmuş artık, insaf. Buna rağmen oraya o insanlar sokulur mu, o gariplerim? Hiç biri çoluğunu çocuğunu oraya sokmaz, akrabasını oraya sokmaz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey normalde iş yerlerinde yemeğin parasını işyeri sahibi veriyor. Burada işçilere yemek parası da vermiyorlarmış, işçiler yemeğini kendi evinden getiriyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Bunaldım yani hakikaten bu konuyu pek şey yapmayalım. Biraz sonra, daha sonra yaparız.

“Güneş enerjisi, rüzgar enerjileri konusunda lisans problemleri var.” Ne problemi olacak devletin? Direkt versin, kör yerlere yapsınlar. Denizin üstünde yapıyorlar mesela hiç kimsenin görmediği yerler. Cayır cayır elektrik üretiyor. Mesela böyle kervan geçmez, kuş konmaz yerler var, kör noktalar oralara her şey yapılır.

GÖKALP BARLAN: Almanya bizden bunu yapmamızı istemiyor, karşı çıkıyor ama normalde kendisinde sekiz tane var.

ADNAN OKTAR: Almanya kim oluyor, bir de onları mı kale alacağız?

“Hocam devletin iş yerleri de kötü ama şirketler daha beter” diyor. “Denetim yok bizim burada.” Bunlar beni kızdırıyor Allah aşkına ben bunlara girmeyeyim yani şu an. Bir-iki saat sonra yahut yarın konuşalım, çok sıkıldım yani.

Murat Sayan; “Siz, IŞİD’i destekliyor ve Kürt düşmanlığı yapıyorsunuz” diyor. IŞİD’i niye destekleyeyim? IŞİD şirk içinde, ben Müslüman’ım. Açıkça söylüyorum “şirk içindeler” diyorum ve “zulüm yapıyorlar” diyorum. Daha bundan açık ifade olur mu? Ama PKK’ya Allah bela olarak gönderdi. Mesela bu Sodom ve Gomora’da, başka büyük felaketlerde, Allah birçok felaket gönderiyordu, bu da bir felaket. Ama IŞİD’i desteklemek; ben o zaman dinden çıkarım, öyle bir şey olmaz. Çünkü şirk içinde. Ama birçok Müslüman şirk içinde. Ben onların inancını destekleyemem. Benim inancıma göre Kuran yeterli. Onlar Kuran’ın yeterliliğini kabul etmiyorlar, dolayısıyla desteklemem mevzu bahis olmaz. Durup durup aynı şeyi söylemenizin alemi yok.

“Kürt düşmanlığı” bak demin gelen buraya canım kardeşim Kürt’tü. Bir parti genel başkanı. Ne kadar efendi gördünüz değil mi, ne kadar dindar? Benim kardeşlerimin birçoğu Kürt, buradaki kardeşlerimin. Bak göster benim sevimlimi, yakışıklıyı. Mesela bak bu benim aslanım Kürt’tür. İftihar ederim, baş tacı ve en sevdiğim kardeşlerimden birisi. Can siperane her zaman yanımdadır. Ağabeyi de öyle. Arkadaşları da, birçoğu Kürt. Hanım kardeşlerimin de birçoğu Kürt. Kürt benim için kutsaldır. Çünkü benim üstadım Bediüzzaman da Kürt. Selahaddin Eyyubi Hazretleri Kürt’tür. Kürt mübarektir, muhteremdir, dindardır, efendidir. Nezih bir varlıktır. Kürt dedin mi zaten benim için bitiyor olay yani. Mutlaka efendi bir insanla karşılaşacağımdan emin oluyorum Kürt denince. Bir ırkçılık olarak değil, efendi insanlar, takva insanlar. Takvalarından dolayı üstünler. O yüzden seviyorum.

Sen PKK’yla Kürt kardeşlerimizi aynı tutuyorsun. Kardeşim bak PKK; pislik, kahpe ve kalleş. Sen şimdi bu pisliği bir ayır kenara. Kürt nurdur, mübarektir, muhteremdir. Bak mübarek, muhterem ve kutsaldır Kürt benim için. Ama PKK; kahpe, kalleş ve pisliktir. Onun için de kendilerine isim koymuş adamlar diyor ki bak P-K-K, pislik, kahpe ve kalleş. Adamlar zamanında bunu tespit etmiş kendilerine isim koymuşlar, kendi kendilerine isim koymuş. Ne olduğunu söylüyor adam zaten, inkar etmiyor. “Sen nereye mensupsun?” diyor. “PKK” diyor. “Nedir açılımı?” Pislik, kahpe, kalleş. Peki nedir bu? Demek ki doğru söylüyormuşuz.

Bak orada astsubayımız, aslanımız, koçumuza nasıl yanaşıyor? Enseden, sırttan. Niye? Kahpe de onun için, kalleş de onun için. Pislik. IŞİD’e de diyor ki adam açıklıyor zaten “biz göğüs göğse mücadele, böyle açık arazide öyle şey bilmeyiz biz” diyor. Neyi bilir? Kahpeliği bildiğini söylüyor. Kalleşliği bildiğini söylüyor. Mağaradan, oradan mağaradan homurdanıyor. Ayıları da kovalamışlar hayvanları mağaradan, bunlar girmişler yerine. Ayının annesini yemişler, yavrusu kalmış. Yavruya da iştahla bakıyor herif böyle. Onu da yemişlerdir hayvancağızı. Diyorlar ki “ya ne kadar mübarek adamlar görüyor musun? Bak ayı yavrusuna sevgi gösteriyor.” Adam yalanıyor annesini, ayı yer bunlar, ayı, domuz hepsini yiyorlar. Hakikaten yiyorlar yani. Kendileri de söylüyor zaten.

Kürt kardeşlerimizin üstüne pislik kondurmayız. Pisliği yaklaştırmayız. PKK pisliktir, necasettir yani. Lağımdır. Kürt kardeşlerim nurdur, mübarektir, muhteremdir. Onlara yanaştırtmayız. Bu pisliği uzaklaştıracağız onlardan.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN:  New York Times bugün Kobani’deki kadın PYD’nin yazısını yayınladı. “Bir kasaba IŞİD’e karşı tek başına mücadele etmemeli” başlıklı yazıda, Türkiye’nin Kobani’ye silah geçişine izin vermediği için baş sorumlu olduğunu yazdı. Fakat İran’dan, Esad’tan hiç şikayet edilmiyor. Tüm sorumlu Türkiye olarak gösteriliyor.

ADNAN OKTAR: O kadar acayip durum var ki. İran’da milyonlarca Kürt var. O bölgede yoğunlaşmış olarak yaşıyorlar. Bir ara orada işte PJAK falan, PKK’nın başka isim değiştirmiş şekli. Orada faaliyet yapmaya kalktılar. İran bunları dana gibi böğürttü. Bir daha da çıtları çıkmadı. Bunların alayı Türkiye’de kabadayılık yapıyor. Avrupalılar da böyle. Kardeşim sen İran’daki PKK’ya bir git söyle bakalım. “Siz burada özerklik ilan edin” deyin bakalım. Tahayyül dahi edemiyorlar.

Evet devam edelim. Siz bir şeyler anlatın biz de konuşalım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey bir videomuz vardı. Diyarbakır’da 29 Ekim kutlaması sonrası askerlerimiz birliklerine dönerken sokakları “şehidim yerinde rahat uyu” sloganıyla inlettiler.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Bir göreyim bakayım. Ama böyle değil de orada mesela üç bin kişilik bir gösteri yapılması güzel olur. Dağ, taş inlemesi lazım. Orada biraz az olmuş sayı. Bir kere en az sekizlik bir şey olması lazım. Ondan sonra bir de en az binlik kıtalar tarzında olması lazım. Değil mi? Yer gök inleyecek böyle. Beş-on kilometreden duyulması lazım. Usul odur.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin faaliyetlerinden okuyacaktım.

ADNAN OKTAR: Oku bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Bir kardeşimiz Eskişehir’de sizin kırk kitabınızı dağıtmış. Bir süredir dağıttığı kitapların toplamı üç yüz yetmiş olmuş. MaşaAllah.  

ADNAN OKTAR: Üç yüz yetmiş.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Gebze’deki kardeşlerimiz evde bir araya gelmişler, sohbet etmişler. Bugün Kozyatağı’nda kardeşlerimiz eczanelere, esnafa ve posta kutularına toplam elli adet kitabınızı hediye etmişler. 19 Ekim’de kardeşlerimiz Örnek Mahallesi’nde otuz adet kitabınızın dağıtımını yapmışlar. İstanbul’dan kardeşlerimiz Arnavutköy’deki Surb Haç Ermeni Kilisesi’ni ziyaret edip sizin kitaplarınızdan hediye etmişler. 28 Ekim’de Ankara’dan kardeşlerimiz Sıhhiye metro çıkışında 25 kitabınızı, 15 belgesel CD’sini dağıtmışlar. Osmaniye’den kardeşlerimiz yine A9 broşürü dağıtmışlar. Bakırköy’den kardeşlerimiz de bugün bin adet A9 broşürü ve sizin kitaplarınızdan dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Şu ufaklığı bana bir göstersene. Acayip huzurlu. Bir de araba sıcak, bayağı ferahlamış belli. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 1 Kasım gününün Dünya Kobani Günü ilan edilmesiyle yüzlerce yürüyüş organize edildi. Paris’ten, Berlin ve Roma’ya, oradan İskandinav ülkeleri, Latin Amerika, Avusturalya, Pakistan ve Hindistan’a kadar dünyanın dört bir yanında yoğun bir çalışma yürütülüyor.

ADNAN OKTAR: Benim anlamadığım Kobani şehir de, öbürleri şehir değil mi? Hepsini IŞİD aldı, hiç çıt yok. IŞİD’in aldığı şehirlerin haddi hesabı yok. Kobani ana konu olmuş oluyor. Küçük bir kasaba. Orayı da hallaç pamuğu gibi attılar zaten. Amerikan ajanları var, İngiliz ajanları var, paralı yani Amerika’nın kiralık katilleri, İngiliz kiralık katilleri, PKK’nın kiralık katilleri üçü bir arada “burada kahramanlık destanı yapıyoruz” diyorlar. İflahınızı kesmişler, etrafınızı sarmışlar, it gibi titriyorsunuz orada. Her gün birinizi doğruyorlar. Oturmuşsun kahramanlıktan bahsediyorsun. Bir de bütün şehirler işgal edilmiş, hepsini almış IŞİD. Onlar niye konu olmuyor da orası konu oluyor ben anlamadım bunu? İlla böyle bir münasebetsizlik yapacaklar. Bir de ayrıca Kobani alınmış durumda, zaten almış IŞİD yani.

 BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey bölgedeki son durumun haritası vardı gösterebilir miyim acaba?

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: Artık Kobani’den sarı noktayla bile bahsetmiyorlar. Tamamen tüm bölgeyi kaplamış durumda.

ADNAN OKTAR: Bitmiş, bu kadar basit. IŞİD olduğu gibi almış daha hala Kobani Kobani Kobani.

BÜLENT SEZGİN: Şehirden bir görüntü vardı. Kobani tamamen yok olmuş durumda.

ADNAN OKTAR: Bak yerle bir etmişler.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey halihazırda sizin dışınızda hala PKK’yı tam olarak anlatan yok, özellikle sosyal medyada da. O yüzden onların, PKK’nın yaptığı propaganda büyük ölçüde karşılıksız kalmış oluyor. Hükümetten de o kadar anlatan pek görünmüyor.

ADNAN OKTAR: Biz anlatırız. Ben anlatırım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: The Telegraph’da haber çıkmış Adnan Bey; “İlk defa PYD’liler IŞİD’in Kobani’de Kobani’nin yarısını kontrol ettiğini kabul etti” diye. Sözde bölge komutanı açıklama yapmış. “Kobani’nin yarısı, belki daha fazlası IŞİD’in elinde” diye. Böyle diyorsa muhtemelen hepsidir.

ADNAN OKTAR: Bu zavallılık nedir böyle ben bunu anlamıyorum? O peşmerge de bayram çocuğu gibi süslenmiş. Belli ki bunlar sizin tasınızı tahtanızı birbirine katacaklar. Niye belanızı ararsınız? Süslenmeyle ne alakası var bunun? Çok tehlikeli bir olay. Ölüm orada kol geziyor. Yapacağınız barış çağrısıdır. Kavgadan çekinmek. Barış dilini ısrarla gündemde tutmak. Sevgi üslubunu ısrarla gündemde tutmak.

Şimdi o broşürleri süratle hazırlayalım da havadan broşür atsınlar. Ama her halükarda iki-üç yıl IŞİD bölgeden çıkmaz. Ben söyleyeyim. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna kadar çıkmaz. Yani “Üç yıla kadar Hz. Mehdi (a.s) çıkar” demiyorum ama en az üç yıl kalır orada.

İnsanın hiç bir gücü yoktur. Bütün güç, kuvvet, güzellik, üstünlük Allah’a aittir. Allah öyle tecelli eder.

Ne güzel. Bu saatte maşaAllah. Ama ümmet-i Muhammed hep ayakta. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yabancı basında yayınlanan yeni makaleleriniz şu şekilde. Almanya’daki Burma Times sitesinde “Myanmar Radikalizmden Kaçınmalı” başlıklı yazınız çıktı. İngiltere’de yayınlanan Voix Dergisi’nde “Libya’daki Mültecilerin Durumu” isimli makaleniz yer aldı. Riyadh Vision sitesinde “Dünyada Politik Manevralarla Barış Elde Edilemez” isimli makaleniz çıktı. Daily Mail Haber Sitesi’nde “Türkiye’nin IŞİD’e Karşı Yürütülen Savaştaki Konumu” başlıklı yazınız çıktı. Dubai Merkez’de Arabian Gazette’de yayınlanan “Türkiye’nin Kritik Kararı” isimli yazınızda Kobani’de devam eden PKK, IŞİD çatışmalarını kullanarak PKK’nın Türkiye’yi savaşa sokmaya çalıştığını ama Türkiye’nin hiçbir şekilde bu oyunlara gelmeyeceğini, sadece barış sağlamak için koruyucu tavırda bulunması gerektiğini söylüyorsunuz. Weekly Blitz haber sitesinde de “Genç İnsanları Uyuşturucudan Korumak Yasaklarla Değil Ancak Allah Korkusuyla Olur” başlıklı yazınız yayınlandı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel.

“ABD’nin Kobani ve civarında stratejisi ne? Toprak mı, üs mü, yoksa petrol mü?” İtibar, başka bir şey yok.

Leyla Öner, “Canım nurum Hocam, sen üzgün olunca biz de üzülüyoruz. Türkiye’deki bu bazı yerlerindeki kalitesizlik ve bu zulümler ne zaman bitecek?” diyor. “Sen üzülme” demiş. “Selam” diyor. Aleyküm Selam. Canım sıkılıyorum tabii, insan yani çünkü göz göre göre. Mesela öbür türlü ben derim, tamam bu bir kaza. Ama öbüründe kardeşim su basmış görmüşsün. Basacağı garanti yani. Oraya dolduruyorsun;  “Dışarıya da çıkma. Yemeğini dahi orada ye” diyorsun. Bu olacak gibi bir şey değil.

AYLİN KOCAMAN: Normalde Adnan Bey, kamuya ait olan maden yataklarında daha az kaza oluyormuş çok sıkı denetlendiği için. Fakat özel sektör aldığından beri bu kazalar çok artmış. Normalde kanunlar varmış fakat uyulma konusunda her halde çok ciddi bir takip olmadı.

ADNAN OKTAR: Özel sektöre vermesinler o zaman. Yahut sıkı bir denetim mekanizması kurulsun. Müfettişler uyuyor demek ki bir kısmı.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sendikalar da “o kadar takip etmiyor” diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, sendika temsilcileri sürekli gidip orada dursunlar. Ayrıca iş yerinin içerisinde de sendika temsilcileri vardır. Basını ayağa kaldırsınlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Sayın Kılıçdaroğlu, maden kazasından hükümeti sorumlu tuttu. Ve şunları söyledi. “Vicdanım sızlıyor, üzülüyorum. Öldükten sonra önlem alınmaz. İnsanlar öldükten sonra koşa koşa gidiyorlar. Türkiye akılla yönetilmiyor. Bugün Cumhuriyet Bayramı’nı coşkuyla kutlamak istiyoruz ama geldiğimiz noktaya bakın. Hükümet, insanlar ölüyor önlem alacakmış. Ne diyeyim?” dedi.

ADNAN OKTAR: Haklı, hükümetin elinde her türlü güç var. İmkân var. Yani icranın başı hükümet. “Arkadaş burayı denetleyeceğiz” dersin. Bakacağız, burada eksiklik var. Gayet kolay. Adam görevini yapmazsa görevinden alırsın. Yani bu ıstırap haberlerini, bu acı haberlerini gece-gündüz bize duyurmanın alemi ne? Önü yok. Sonu yok. Her gün bir acı haberi geliyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, “Mecidiyeköy’de on işçinin öldüğü asansör kazası sonrası ailelere önerilen ve tartışmalara yol açan kan parası için herhangi bir yerde bir kaza meydana gelmiş ve orada hukuki hakların dışında eğer vicdanlar dile geliyor. Yetime, dula, ailelere sahip çıkılma gayreti varsa bu iyi bir durum. Bunun olması gereken bir şey olduğu inancı içerisinde izliyorum” yorumunda bulunmuştu. Bu açıklamalara tepki gösteren DHKP-C, Twitter hesabından Faruk Çelik’i tehdit ederek, “Senin ailene torunların, işçi ailelerine ödediği kan parasının iki katını peşin vereceğiz. Canını alacağız. Razı mısın bu pazarlığa?” diye yazmışlar.

ADNAN OKTAR: Onlar da hep işte asıp kesme, yöntem bu. Silah, kurşun, kan, adam öldürme. Bütün dünyayı sarmış bu yöntem. Ağzına sevgi sözü gelmiyor. Barış sözü gelmiyor. Sadece kan sözü, dehşet sözü ve ölüm sözü geliyor.

Camiler ne güzel yerler. Camide namaz kılmak çok zevkli bir şey. Bayağı güzel. Hayret Allah’ın böyle bir şey vermesi oralara. Bir iç ferahlığı oluyor. Bayağı güzel bir yer camii. O bir mucize. Yabancılar da mesela girdiklerinde bir ferahlık duyuyorlar. Bir hoşluk oluyor. Ama tabii içindeki insanların da iyi olması gerekiyor. Yani pis, bakımsız, cahil insanlarla olmaz. Orada veli tiynetli, güzel ahlaklı insanlar olması lazım. Temiz, yardımsever, insancıl, güvenilir insanlar olacak, o zaman caminin güzelliği kat kat artar.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Uygur bölgesinde 18 yaşından küçük çocukların camiye girişleri yasak. Öğrencilerin de evde ibadet etmesi istenmiyor. Çin Komünist Partisi’nin yayın organlarından Global Times Gazetesi’nin haberine göre Pakistan sınırındaki Kaşgar şehrinde iki binden fazla anaokulu, ilköğretim ve lise müdürleri, “din sızmasına karşı okulları savunmak” yazılı bir pankarta imza attı. Öğretmenler, öğrencilerini dinden koruma ve dini vecibelerini yerine getirmemelerini sağlama sözü verdiler.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, şu akıl mı? Sen yaptıkça insan daha da dindar olur. Ne kadar büyük ahlaksızlık bir insanın vicdanına baskı, kilit. Komünizmi de öğrensin, dinsizliği, ateizmi de öğrensin İslam’ı, Yahudiliği, Museviliği, Hristiyanlığı her şeyi öğrensin. Budizm’i öğrensin. Elleme. Yasaklamak ne demek? Ne kadar aşağılayıcı bir şey. Adam yerine koymuyorsun adamı. “Ben senden daha akıllıyım” diyorsun. Çok büyük saygısızlık.

AYLİN KOCAMAN: Geçtiğimiz Haziran ayında Çin hükümeti bir karar, kanun geçirdi yönetmelikten. “Radikallere karşı mücadele” diye Adnan Bey. Ondan beridir de Doğu Türkistan’daki çatışmalar çok arttı. Çok fazla kişiyi tutukladılar. İdama mahkûm ettiler. Onu bahane edip şu anda onlara biraz fazla zulüm artmış durumda.

ADNAN OKTAR: Doğu Türkistan’ı kendi hallerine bıraksalar, ne güzel insanlar onlar. Oraları ne güzel yapar onlar. Bu eziyet. Diyor ki “Biz tesisler yaptık” diyorlar. Yerin dibine batsın senin tesisin. Ne yapacak onlar tesisi? Maneviyat önemli. Adam moral değerleri esas alır. Tamam, binalar göklere çıkıyor ama adamın ruhunu boşaltıyorsun. Sevgisini yok ediyorsun. Merhametini, dostluğunu yok ediyorsun. Çin insanlarına bakıyoruz. Yüzündeki ifadelere bakıyoruz. Mahvolmuşlar. Yüzünde en ufak bir insani ifade yok. Robot hale gelmişler. Sen bina yapsan ne olur, sanayin olsa ne olur, teknolojin olsa ne olur onları mahvettikten sonra? Mühim olan moral değerler ve o insana neşeli, sevinçli, güzel ahlaklı, sevgi dolu olmaları. Sen bütün moral güçlerini elinden almışsın. “Al sana bina” diyorsun. Ne yapsın betonu adam?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suruç’ta askere taş atmasıyla gündeme gelen HDP’li milletvekili Aysel Tuğluk, yazısında üstü kapalı olarak askeri darbeye davet etti. “Ne zaman AKP’ye yönelik eleştiriler çoğaltılsa hemen “öyleyse süreç bitecek mi?” diye soruluyor. Hayır, kesinlikle barış sürecini bitirmekten söz etmiyorum. Ama açıkça belirtmek gerekiyor ki AKP kesin bir şekilde partner olmaktan çıkmıştır. Zira IŞİD kartıyla sürece karşı en büyük komployu kurdu. Bu açıdan süreç konusunda devletin geleceğini düşünenler ve seküler güçler hızla sorumluluk almalıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Onu AK Parti’nin organize ettiğini düşünüyorlar yani IŞİD’i. Bir kart gibi onu sunduğunu düşünüyorlar. Hâlbuki Türkiye’nin kontrol edebileceği gibi bir güç değil IŞİD. Yani El Kaide, Taliban, Türkiye nasıl kontrol etsin onu? Türkiye kendini ancak kontrol edebiliyor. Yani onda bile zorlanıyor. Öyle bir örgütü nasıl muhafaza etsin, kontrol altına alsın? Baksana, kömür ocakları her yer birbirine giriyor. Muazzam organize bir güç IŞİD. Yani Türkiye’nin yapabileceği gibi bir şey değil bu. Ve o inançta adam yok ayrıca. Yani hükümet öyle bir şeyden şiddetle çekinir. Bayağı tehlikeli. En ufak bir haber anında gidiyor. Başbakan’ın telefonu dinleniyor. MİT müsteşarının telefonu dinleniyor. Bakanın, Dışişleri Bakanı’nın olduğu , MİT müsteşarının olduğu ortam dinleniyor. Böyle bir ortamda adam IŞİD’i nasıl organize etsin? IŞİD’le Türkiye’nin hiçbir işi yok. Ve IŞİD’in yönü, yöntemi şiddettir. Acımasızlık, dehşet. Türkiye böyle bir yola girmez. Türkiye çok akılcı davranıyor. Buna ait de hiçbir delil yok ayrıca. Durup durup ikide bir böyle mantık ileri sürüyorlar. Çok kötü tahminler. Çok inandırıcılıktan uzak tahminler.

Evet, dinliyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Libya’da bile Amerika bile kontrol edemedi El Kaide’yi Adnan Bey. Siz biliyorsunuz zaten inşaAllah. Normalde Ensar el-Şeriya yani Libya El Kaide’sini Amerika silahlandırdı, güç verdi, Kaddafi rejimine karşı kullandı. Daha sonra bütün hepsi Ensar el-Şeriya IŞİD’e geçti şu anda. Libya’nın bütün o bölümleri IŞİD’in elinde şu anda.

ADNAN OKTAR: Bak. Amerika’nın bu saflığı ne zaman bitecek? İnanılmaz saflar. Mesela El Kaideyi kuruyor. Başına bela olacağı belli. Niye yaparsın adam? Gidiyor Taliban’ı destekliyor, belli başına bela olacağı. Mesela kader içinde hareket ediyorlar. Hepsinde bir hayır olmuş oluyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mısır, Gazze’nin sınırında bir tampon bölge oluşturma kararı aldı. Sınırda 13 kilometre boyunca, 500 metre genişliğinde bir hendek kazılacakmış. Buna iki gerekçe öne sürdüler. Birincisi son zamanlarda bazı radikal unsurların Sina Yarımadası’na saldırılar düzenlediğini söylüyorlar. İkincisi, Hamas’ı destekleyen bazı Mısırlı grupların bu tünelleri kullanarak Gazze’ye silah yolladığını iddia ediyorlar. Hamas’sa böyle bir yardım almadıklarını, buradan kendilerine sadece insani yardım ulaştığını söylüyor.

ADNAN OKTAR: 500 metre genişliğinde? Deli mi bunlar? Irmak olur artık o. Enerjiye bak, 500 metre genişliğinde hendek.

BÜLENT SEZGİN: 13 kilometre uzunluğunda.

ADNAN OKTAR: Yani artık bu çizme alameti. İnanılır gibi değil.

CEYLAN ÖZBUDAK: IŞİD de bu konu hakkında bir şey söylemişti Adnan Bey. “Onlar istediklerini yapsınlar Hamas’a ve Müslüman kardeşlere karşı, bizim uyuyan hücrelerimiz var Mısır’ın içinde. Onları birleştirdiğimiz zaman uyandıracağız zaten” diye söylediler.

ADNAN OKTAR: IŞİD.

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet.

ADNAN OKTAR: Mısır’da?

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet.

ADNAN OKTAR: O zaman çok vahim olur tabii. Çünkü İhvan’ı çok rahat etkisi altına alabilir böyle bir hareket. Zaten çok öfkeliler ve ezikliğin acısını yaşıyorlar. Eğer İhvan, IŞİD’in kontrolüne geçerse bölge kan çanağına döner. Yani süper tehlikeli olur. Buna karşı da yine kültürel, ilmi çalışma yapılması lazım. Çünkü İhvan şu an açmaza girdi. Barışçıl yaklaşıyordu. Netice alamadı. Sükûnetle yaklaştı yine netice alamadı. Şimdi şiddet yanlılarının haklı olduğuna inanmaya başladılar. Bu tehlike. Çok ciddi bir tehlike bu. Bunun altından kalkamazlar. Buna karşı da çok güçlü ilmi, akılcı, bilimsel tedbir alınması gerekiyor. Benim hazırladığım son kitap bu konuda çok köklü bir eser. Her yerde okunması gerekiyor. Bağnazlık, özellikle İngilizce olarak bütün yurt dışında, her yerde temel kitap olarak okutulmalı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir Gün Gazetesi, Etyen Mahçupyan’ın hükümetin teklifi kabul etmesini eleştiren bir haber yaptı. Ahmet Kekeç de bu eleştiriye cevaben “Mahçupyan’ın bu göreve getirilmesi ne güzel. Bir normalleşme işareti demeniz gerekmez mi? Ama siz “saf Türk olmayanın bu ülkede yeri yoktur. Türklere ve Türkçülüğe karşı çıkanları yok edeceğiz” diyen bir zihniyete sahipsiniz. Sizin zihniyetinize sahip olanlar eskiden Ermeniler için varlık vergisi alıyordu. Vergisini ödemeyenleri Aşkale’ye, çalışma kampına sürüyordu. Ama sizin beğenmediğiniz bu hükümet onları baş danışmanlığa getiriyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel yazmış. Davutoğlu Hocam da çok isabet etti. Hakikaten çok efendi çocuk o. Kobani de Osmanlı’nın sürgün ettiği Ermeniler tarafından kurulmuş, Kobani şehri. Yani Kobani kasabası. Yazık oldu Ermeni’lere. Onlar çok can insanlar, bayağı güzel insanlar. Irkçılık ne korkunç bir şey. Darwinizm, materyalizm Osmanlı’ya girince mahvetti ortalığı. Biz Rumlar’la da iç içeydik. Gayet güzel, sanatçı, neşeli, dışa dönük, tatlı insanlar Rumlar. Sirtaki oynuyorlar. Yazık, günah. Ermeniler de öyle. Çok mübarek, tatlı insanlar, güzel insanlar. Darmadağın oldular. Her biri bir yere gittiler. Ama şu an dostluk ve sevgi anlayışı gittikçe pekişmeye başladı. An meselesi bizim Ermenistan’la birleşmemiz. Yunanistan da aslında sınırları aşsa acayip bereket gelir onlara. Yani bu vizeyi kaldırsa, pasaportu kaldırsa, giriş çıkış rahat olsa Yunanistan’la, bereket, bolluk her yeri sarar. Çektikleri sıkıntılar da sona erer.

Evet dinliyorum.

AYLİN KOCAMAN: Yunanistan, Adnan Bey biliyorsunuz zaten inşaAllah. Ekonomik krize girdiğinde ilk yardım teklif eden ve yardım gönderen ülke Türkiye’ydi. Normalde Avrupa Birliği üyesi, fakat Avrupa Birliği pek yanaşmadı. Türkiye doğrudan yardım etti.

ADNAN OKTAR: Bir daha anlat bu konuyu.

AYLİN KOCAMAN: İlk ekonomik krize girdiğinde Yunanistan çökmek üzereydi devlet. Türkiye ilk yardım teklif eden ülke oldu. Yardım gönderdi gerçekten. Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen Avrupa birliği çok sonra yardım etti.

EBRU ALTAN: Hatta o yardım da zaten kendi borçlarını borç verdikleri için onları kurtarmak için aslında geri alınmış oldu bir anlamda.

ADNAN OKTAR: Yazık gariplerime. Onların otellerini kullanıyorlar. Eğlence yerlerini kullanıyorlar. Gençlerini kullandılar. Batakhaneye çevirdiler Yunanistan’ı. Onların kanının üstüne, canının üstüne mutluluk bina etmek istediler. Avrupa Birliği’nin eğlence merkezi haline getirdiler. Ama sefalet merkezi haline getirdiler Yunanistan’ı. Ne sanayisine önem verdiler, ne ekonomisine, ne tarımına. Mahvettiler.

AYLİN KOCAMAN: Hatta adalarından bir tanesini satmasını bile teklif ettiler Yunanistan’ın.

ADNAN OKTAR: Adalar aslında bizimdi de onlar öylesine geçti onlara. Artık oldu yoksa On iki adalar direkt bize aitti. Çok şaşırtıcı. İtalyanlar “gelin alın” demiş “yok almayız demişler” o zaman onlar gelip aldılar. Osmanlı’nın son dönemleri felaketti. Rodos’u da keyif için verdiler. On iki adalar inanılır gibi değil müthiş bir ferahlık müthiş bir umursamazlık. Musul Kerkük direkt gürültüye gitti. Hiçbir gerekçe, hiçbir mantığı yok.

CEYLAN ÖZBUDAK: Halk da aslında Musul’da ve Kerkük’te plebisit yapıp tekrar Osmanlı’ya bağlanmayı teklif etmiş İngiltere’ye. Normalde onlar da Osmanlıya yeniden bağlanmak istiyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Halk da aslında İngiltere’ye yeniden plesibit yapıp o bölgede Musul ve Kerkük’te Türklere bağlanmayı istiyorlardı. Fakat hiç yapılmadı takip edilmediği için.

AYLİN KOCAMAN: Oradan arkadaşlarımız vardı Adnan Bey sürekli bir Türkiye hayranlığı ve tekrar Türkiye’ye bağlanma isteği içinde olduklarını söylüyordu oradaki halkın.

ADNAN OKTAR: Musul ve Kerkük değil mi?

AYLİN KOCAMAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Tarih baktığımızda akıl almaz çöküntülerle dolu. Kaderde Cenab-ı Allah öyle yaratmış. İllaki Mehdiyet’le temizlenecek gibi yapmış. Allah her yeri çökertmiş. Hz. Mehdi (a.s) kaldırsın ayağa Hz. Mehdi (a.s) temizlesin diye ona bir zemin hazırlamış Cenab-ı Allah. Ermeniler canım benim onlar terziler, el işçileri, sanatçılar, mimarlar, mühendisler, doktorlar İstanbul’da Anadolu’da her yerde yoğun olarak onlardan oluşuyordu. Ve her yeri güzelleştiriyorlardı. Hep mesela soruyorlardı “bu sandalyeyi kim yaptı?” Ermeni sanatçılar yaptı. “Bu binayı kim yaptı?” Ermeni mimarlar yaptı. “Tedavini kim yaptı?” Ermeni doktorlar yaptı. Hep böyleydi sonra o canlarımın hepsini gönderdiler. Sonunda da el elde baş başa kaldık. Rumlar ne güzel görevler yapıyorlardı. Ne güzel işler yapıyorlardı. Yahudiler müthiş kafalı insanlar çok akıllı insanlar. Museviler akıl almaz yetenek gösteriyorlardı. Her konuda doktorlukta olsun başka şeylerde olsun. Fatih Sultan Mehmet’in doktoru Musevi’ydi. Onlara da öyle ıstırap verdiler. O zaman ırkçı kafa çok şiddetliydi. Daha yeni yenildi ırkçı kafa. Daha yeni hizaya getirildiler.  

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Baş Danışmanlığı’na getirilen Etyen Mahçupyan çözüm süreci hakkında şunları söyledi; “Hükümet sonuna kadar gitmeye hazır. Kürtler ve başkaları için de bundan daha iyi bir hükümet bulma ihtimali yok. Kürt meselesini her boyutuyla çözülmesine hazır olan yeter ki şartlar olgunlaşsın diyen bir hükümet var. Birkaç sene önce valilerin seçimle gelmesinden söz ediliyordu. Nereye kadar gidebileceğini hayal edebiliriz meselenin, yeter ki Türkiye’nin üzerinden bir bütünlük içinde ve Türkiye Cumhuriyetinin sınırları ve demokrasisi içinde çözümlere hazır olunsun” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Baş Danışmanlığı’na getirilen Etyen Mahçupyan çözüm süreci hakkında şunları söyledi; “Hükümet sonuna kadar gitmeye hazır. Kürtler ve başkaları için de bundan daha iyi bir hükümet bulma ihtimali yok. Kürt meselesini her boyutuyla çözülmesine hazır olan yeter ki şartlar olgunlaşsın diyen bir hükümet var. Birkaç sene önce valilerin seçimle gelmesinden söz ediliyordu.

ADNAN OKTAR: Aman ha o çok tehlikeli. Etyen Mahçupyan kardeşim, canım kardeşim bunu yaptın mı Türkiye gider. Bu ırkçılığa davetiye olur. Adam PKK’nın baskısı altında kafasına silahı dayamışlar vali seçeceksin. Adam diyor ki şu valiyi seçeceksin, sıkıysa seçmesin. Bak BDP’ye oy vermediği için cezalandırılan yüzlerce insan var. İnfaz edilen yüzlerce insan var. Nasılsa öğreniyorlar bir şekilde oy vermediğini duyuyorlar ve infaz ediliyorlar. Dolayısıyla vali sen ne yapıyorsun mübarek? Valiyi sen orada diyeceksin ki Laz vali seçilsin, orada Kürt vali seçilsin; bu ırkçılık bu. Diyarbakır’a Laz vali gidecek. Mardin’e Çerkez vali gidecek. Kürt vali İstanbul’a gelecek. Kürt vali Ankara’ya gelecek. Türkiye böyle güzel olur. Öbür türlü Kürt’lerin olduğu yerde Kürt vali, Çerkez’lerin olduğu yerde Çerkez vali bölünüp gider Türkiye. Sakın ha sakın ha o sevgisizliğe iter. Sevgisizliği ortaya kor. Bayağı tehlikeli. Etyen kardeşimiz muhterem bir insan da bazen böyle demek ki zelleleri oluyor, hataları oluyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir Amerikan gazetesi Putin’in Almanya’nın Dresdner kentindeki bir doktora baş vurduğunu ve kanser teşhisi konduğunu iddia etti.

ADNAN OKTAR: Putin delikanlı çocuk. Hataları, yanlışları, eksikleri var ama ondan istifade etmek lazım. Dünya barışı için, dünya kardeşliği için. İttihad-ı İslam için çok müsait bir delikanlı. Oturup onu yıpratmaya gerek yok. Tayyip Hocam için de işte “bir günlük ömrü kaldı, bir haftalık ömrü kaldı.” Aslan gibi bak daha da ömrü uzadı, daha da sıhhatli hale geldi. Ayıp böyle şeyler bir insanın ömrü sağlığı üstüne edebiyat ve politika yakışık almıyor.

KARTAL GÖKTAN: Kremlin’de yalanlamış bu haberi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. 

Dolmabahçe Camii nasıl görünüşü? Mimarı Ermeni. Ne güzel süslüyor görüyor musun? Ne güzel insanlar. Camiler yapıyor, minareler yapıyor. Sen bu insanı niye gönderirsin? Niye bu acıyı çektirirsin onlara?

Mek, “Türkiye’nin kutsallığı nedir Hocam? Gayet dinden uzaklaşmış bedevi insanlar var Türkiye’de” diyor. “Hepsi olmasa bile bir kısmı öyle” diyor. “Kuran hariç her yerden din öğreniyoruz” diyor. Türkiye’nin kutsallığı ama dünya geneline göre bizim merhametimiz, bizim şefkatimiz çok güzel. Sevgimiz çok güzel bak bu Suriyeli Arap sığınmacılar, Kürt kardeşlerimiz Türkiye aç açık olduğu halde, muhtaç olduğu halde hepsini aldı bağrına bastı. Hiçbir ülke yapmaz bunu. Almanya burada olsa yapar mıydı bunu? Norveç olsa yapar mıydı? Amerika olsa yapar mıydı? Hiç biri yapmaz. Onun için kutsallığı doğru. “Dinden uzaklaşmış bedevi bir yapı var bazı yerlerde” diyor. Bedevilik dünyanın her tarafında var. Dinden uzaklaşma bütün dünyada var. Papalık bak Darwinizm propagandası yapıyor. Allah yarattı demiyor adam. Darwinizm’le oldu diyor Papa söylüyor bunu. İncil’deki anlatımı hurafe olarak alıyor. Kuran’ın, Tevrat’ın anlatımını hurafe olarak alıyor haşa. Yaratılışı yani Hz. Adem (a.s), Hz. Havva’dan olmayı hurafe olarak alıyor. Şimdi asıl bedevi onlar olmuş oluyorlar.  Bundan sonra işte bu Mehdiyet çağında bu aydınlanma olacak. Ve çok süratli olacak ve süratli de oluyor şu an.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bazı ateist olduğu bilinen ve sapkın olduğu bilinen tipler de Papa’nın bu açıklamasının üstüne eğer böyleyse hepimiz tekrar Katolik olalım diye söylediler.

ADNAN OKTAR: Bak akılsız. Katolik olsan ne olur sen?

Sema Yavuz “Ey Rabbimiz bu kanın, vahşetin durması ve dünyanın bir cennet gibi olması için bir an önce zamanın sahibini gönder.” İnşaAllah.

Papaz Mardinim “Hocam Ermenistanlı Türkiye’ye az kaldı diyorsunuz ya tekrar birleşmeye, yoksa işgal mi edeceğiz?” diyor. Ne kadar meraklılar böyle işgal etmeye. İlla fethedecek, işgal edecek başka bir şey düşünemiyorlar. Ermeniler kibar nezaketli insanlardır. Sevgi doludurlar. Dersin ki “Ey canlar hep beraber yaşadık, burası soğuk bir yer kapalı biz sınırları açıyoruz, sınır kapılarını açıyoruz. Nasıl?  Pasaport sormayacağız. Başka? Vize de sormayacağız istediğiniz gibi gidip geçin.” Bu kadar Gürcistan’la öyle şu an. Gürcistan kapısına geliyorsun pasaportu cebine koy diyorlar. Pasaporta gerek yok dolayısıyla vizeye de ihtiyaç yok. Ne gösteriyorsun? Kimliğini gösteriyorsun. Geçip gidiyorsun işte makbul olan bu. Ermenistan’la da böyle olması lazım. Zaten oradan bizim kuzularımız canlarımız yedi yüz bin kişi, sekiz yüz bin kişi buraya geliyor. Ermenistan’dan çalışmaya sürekli gelip gidiyorlar. Açın kapıyı rahat etsinler.

Alpay Polat “Hocam dün televizyonda peşmergenin Türkiye üzerinden konvoyla Kobani’ye geçişini izledik. Bunu konu hakkında düşünceniz nedir? Hocam sohbeti dinlemek istiyoruz. Videolarınız da güzel ama bu aralar çok sık gösteriyorsunuz.” Videolarda tekrar çok mu oluyor? Tekrar yapmayalım. Mümkün mertebe yeni videolar yapalım.

Bugün Erbakan Hocamın doğum günüymüş. Canım Hocamız Allah ona cennette makamlar versin. Dünya tatlısıydı o, bal şeker o. Şeyh Nazım Hocamız, Erbakan Hocamız, rahmetli Başbuğ. Bunlar çok değerli insanlardı.

Ermenistan’da nüfuz sayımında üç milyon nüfus tespit edilmiş. İki milyonu kadın. O dengesizlik daha önceki savaşlardan kalma bir şey. Yazık günah.

Kobani; Kobani diye bir şey kalmadı belki peşmergeyle oraları kontrol etmek istiyor olabilir Türkiye. Peşmerge namazında niyazında çocuklar ama IŞİD’le kapışmaya kalkarlarsa IŞİD kafalarını ezer söyleyeyim. Aman ha. Çünkü IŞİD Kuran’ı yanlış yorumluyor. Hadisle hareket ediyor dolayısıyla şirk içinde. O yüzden de acımasız. Asma, kesme, şiddet hepsini uyguluyor. Yaptıkları günah yanlış yoldalar. Ama bilmiyorlar. Onlara bunu Hz. Mehdi (a.s) anlatacak. Yanlış yolda olduklarını. Nereden anlıyoruz? Peygamberimiz (s.a.v.) diyor.

Hay benim aslanım, koç yiğidim benim saldırıya uğrayan Astsubayımız biraz önce şehit olmuş. Allah gani gani rahmet etsin. Cennet kuzusu olmuş. Babasına annesine Cenab-ı Allah sabrı cemil nasip etsin. Hükümet de bunları artık bir şekilde düzene soksun. Orada bizim subaylarımız, askerlerimiz sokakta geziyorlar. Bu adamlar maske takıp sokakta gidip enseden vuruyor. Şimdi maskeyle sokakta geziyor adam binlerce yüzlerce adam görüyor bunu elinde silahla ve bu adam yakalanmıyor. Orada bir güvenlik zaafı açık açık görülüyor. Allah rızası için İçişleri Bakanımız gereğini yapsın. Adam bak maskeyle sokakta yürüyor bütün milletin gözü önünde elinde silahla Astsubayın arkasına yaklaşıyor sinsice ensesine sıkıyor ve kaçıyor ve kimse yakalayamıyor. Sorulanlar da “biz görmedik” diyorlar.  Şimdi burada bir güvenlik zaafı var. Harikulade kolay bir şey bu. Fevkalade kolay bir şey. Anında saatinde de yakalar ve yapmadan da yakalanabilir. Yüzünde adam öyle bir şeyle geziyorsa bu adamın ne yapacağı belli değil mi?

Sabri, “Zaman geçtikçe yakışıklılığı daha da artan Hocam” diyor. “Papanın Darwinizm’in bilimsel bir safsata olduğunu anlamaması mümkün mü Hocam? Teknoloji bu kadar ilerlediği bilimsel gelişmeler ve bilgiye bir tıkla ulaşabildiğimiz böyle bir dönemde, böyle bir dogmayı halen papa nasıl savunabiliyor? Böyle bir cehalet nasıl gösterebiliyor? Siz neler düşünüyorsunuz?” diyor.

Levon Panos Dabayan, Ermeni, MHP’nin üç hilalli bayrağını baş buğuya teklif eden kişi. “MHP’nin bayrağı üç hilalli olsun” diyor. Türk Dil Kurumu üyesi. Levon Panos Dabayan. İşte bunlar bizim can dostlarımız. Aslanlarımız, Türkiye’nin nuru, ışığı olan insanlar. Ama kıymetlerini bilemedik, bilemediler yani. Çok acı bir şey. Mesela Başbuğ, Ermenilere şefkat duyup çok sahip çıkardı rahmetli Alparslan Türkeş. Şahane bir kıyafet giymişti ben gittiğimde Başbuğ kravatla falan. Yelek mükemmel, ceket mükemmel. Çok şık giyiniyordu Başbuğ. Böyle tok şahane bir sesi vardı böyle kaşlar gür. Siyah gözlü ve bayağı keskin bakıyor. Acayip hürmetkar ve çok saygılı maşaAllah. Biz gittiğimizde ayakta karşıladı yanımızda şeyler vardı buyurun oturun dedi. Çok hürmetkar.

“Hocam” diyor  “Bıyıksız sakal bırakmanızın amacı nedir acaba? IŞİD sakalı diyorlar buna. Aman” diyor. Al bir tane daha. IŞİD benden öğrenmiştir. Ben IŞİD’den öğrenmedim, IŞİD benden öğrenmiştir. Çünkü ben bunu yıllar önce kitaplarda da var bu. On yıl önce de böyleydi sakalım bıyığım. IŞİD daha yeni ortaya çıkmış bir örgüt. Ona kalırsa Allah Muhammet Resul damgasını ilk ben kullandım Resulullah (s.a.v.)’in. Bak IŞİD, ben 25 yıldan beri kullanıyorum. Kullanıyorum derken değerlendiriyorum IŞİD yeni daha bayrağına aldı. Demek ki bizden etkilenmiş. IŞİD asıl bizim sevgimizi öğrenecek, dostluk anlayışımızı öğrenecek kan olmadan, insanların burnu kanamadan tebliğ yapmayı öğrenecek. Buna biz vesile olacağız. Damla kan akmayacak insanların burnu bile kanamayacak. Silahlar kalkacak. Zaman gelecek IŞİD bunu kabul edecek. Biz de inşaAllah buna vesile olacağız. Hz. Mehdi (a.s)’ın öncülüğünde, biz de o mübareğin zuhurunu bekliyoruz. Geldiğinden eminiz kokusunu duyuyoruz. Ama daha henüz göremedik. Buraya o hahamlar geldiğinde dedim ki “ben kokusunu duyuyorum” dedim. “Benim koku alma gücüm pek yok ama” dedi “hem görüyorum, hem de duyuyorum” dedi. Çok şekerler.

Allah ellerini kırsın o Musevi’yi öldürenin. Dünya tatlısıydı buraya gelen o kırmızı sakallı. Acayip efendi bir insandı. Bu ne azgınlık, ahlaksızlıktır, zulümdür? Bu ne kahpeliktir? Ne yaptı sana adamcağız? Değil mi? Kendi halinde bir insan Tevrat okuyor, ibadet yapıyor. Allah’a iltica ediyor. Hz Musa (a.s)’dan ona intikal eden dine sadakat göstertiyor. Sen ne yapıyorsun? Kafasına kurşun sıkıyorsun. Kahpe adam. Cehennemde sonsuza kadar azap çekeceksin. Sen ona kötülük yapmış olmuyorsun, sen kendine kötülük yaptın. Sen onu mazlum olarak öldürmüş oluyorsun. Mazlum olarak, ama sen katil olarak ölmüş oluyorsun.

2023 Cumhuriyetin 100’cü yılı nasıl tehlikeler bekliyor bizi?” Tehlike yok. 2023 aydınlık, inşaAllah. “Muhteşem Yüzyıl dizisi.” Ne var o,  yüzyıl dizisinin özelliği nedir? O Süleyman devam ediyor mu o dizi?  Bitti değil mi? Ne özelliği onun?

CEYLAN ÖZBUDAK: O dönemden esinlenerek yapılmış.

ADNAN OKTAR: “Diyarbakır’a Laz vali, Mardin’e Çerkez vali, Ankara’ya Kürt vali oldu mu Türkiye güzel olur. Kürtleri Kürtler yönetsin demek sevgisizlik olur” Doktor TC Serdar Ateş. Türk, hâkim ve savcı. Ne demek istiyor? Türk, hâkim ve savcı. 

O haham henüz ölmemiş ama durumu ağırmış, kutlama yapıyorlarmış vuranlar. Çok büyük bir ahlaksızlık, kahpelik ve kalleşlik. Onun üstünde silah yok. O imanıyla hareket ediyor mazlum bir insan. Sen kahpelik yapıyorsun, alçaklık yapıyorsun, savunmasız bir insana kurşun sıkıyorsun. Suçu yok, günahı yok, ahlaksız neyine eğleniyorsun onunla? Ahlaksızlık yapmışsın ahlaksızlığını mı kutluyorsun?

BÜLENT SEZGİN: Hahamın resmi de vardı Hocam uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Göster evet. Yazık günah. Buraya geldi misafirim oldu, konuştuk bayağı efendi bir insan, kendi halinde bir insan. Haysiyetsiz herifler bir de onu kutluyorlarmış. Kutlanacak ne var? Katilliğini kutluyorsun, ahlaksızlığını kutluyorsun kalleşliğini kutluyorsun. Kahpelik başka bir şey değil. Savunmasız bir insana, mazlum bir insana, saldırı tek kelimeyle kahpeliktir. O senin karşına silahla çıkmıyor ki. İmanı ile kendi inancına göre, Hz. Musa (a.s)’a sadakat gösteriyor. Ne yapsaydı? Hıyanet mi etsin Hz. Musa (a.s)’ya? Bunu mu istiyorsun? Üç bin yıllık bir sadakat. Ve ayrıca ben konuşmuştum, birçoğuyla konuşmuştum ama bak isim vermiyorum, mağdur durumda kalmasınlar diye. “Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gerçek Peygamber olduğunu biz biliyoruz” diyor. Kardeşim bitti, bitti. “La İlahe İllAllah” diyor, “Muhammeden Resulullah” diyor daha ne istiyorsun? Neyini vuruyorsun yani? Hayır demeyebilir de. Muhammeden Resulullah da demeyebilir. Dinsiz de olabilir. Nasıl vurursun?

AYLİN KOCAMAN: Özellikle Kuran’da Adnan Bey, Museviler’den Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben “Sana ve sana indirilene inanan Museviler” diye belirtiliyor. Allah onları üstün tutuyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.    

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz sürekli hatırlatıyorsunuz Adnan Bey. Bu tip olaylar aslında onların düşündüğü gibi Filistinli’lere yardımcı da olmuyor. Tam tersine mazlum kadınlar, çocuklar böyle şeylerin ardından eziliyor genelde.

ADNAN OKTAR: Bunlarda vicdan pek olmuyor. Allah korkusu da olmuyor. Zamanla Darwinist, materyalist, komünist yetişmişler. Filistin zaten eskiden komünistlerin kalesiydi. Türkiye’de de komünistler orada komünist terör dersi almak için giderlerdi. Stalinist şiddetin dersini alırlardı, o kafanın bir devamı bu.

Gelenekçi inançta şirk hâkimdir. Allah bunu söyledi denildiğinde ama Peygamber (s.a.v.) bunu söyledi diyorlar. Allah’ın söylemediği bir hükmü Peygamber (s.a.v.) söyleyemez ama gelenekçi inançta Peygamber (s.a.v.)’i Allah’a şirk koşma inancı vardır” Alican Karabulut. Tamam, Alican Karabulut diyor ki; “Peki o zaman siz niye hadisleri kullanıyorsunuz?” Kardeşim bak, ahkâmda hadis kullanılmaz ahkâmda. Kuran’daki belirtilen ahkamda, “Allah adına hüküm vermeyin” diyor. Peygamberden söz gelmez demiyor Allah. Sezar’ın sözü geliyor, Konfiçyus’un sözü geliyor da, Peygamber (s.a.v.)’in sözü niye gelmesin? Gelir tabii. Ahkamda kullanmayın diyor Allah, ahkamda yani hüküm çıkarmayın. Allah adına hüküm getirmeyin. Yani “şuna helaldir, buna haramdır” demeyin diyor Allah. “Diliniz yalana alıştığı için. Allah adına nasıl hüküm veriyorsunuz?” diyor,  Allah adına hüküm verilmesi yasak. Yoksa Peygamber (s.a.v.) bunu dedi şunu dedi demek yasak değil. Kuran’a uygun olduktan sonra Peygamber (s.a.v.) dedi diye dersin sen. İspat ediyorsan. Ama ahir zaman hadislerinde, Peygamber (s.a.v.) diyor ki; mesela iki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak. 1400 sene sonra, bilimin tespit edemediği ve bilimin 1400 sene sonra gördüğü bir gerçek ortaya çıkıyor ki, iki uçlu bir kuyruklu yıldız var. Peygamber (s.a.v.) doğru mu söylemiş? Doğru söylemiş. Ama sen çıkar dersen ki mesela, “oruç yok.” Niye? “Peygamber (s.a.v.)’den hadis duydum.” Allah var diyor. “Olsun Peygamber (s.a.v.) de böyle diyor” dersen bu şirk olur. Allah adına hüküm koymuş olursun, yasak olan bu. Yoksa başka bir şey değil.

GÖKALP BARLAN: Peygamber (s.a.v.)’in sözleri hakkında çok Kuran’dan ayet; “gayb ile ilgili söylediklerinden dolayı sorumlu tutmaz” diyor.  “Ona ben gaybımı göstereceğim” diye söylüyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

BEYZA BAYRAKTAR: Adnan Bey, Yahudilerle ilgili bir ayet okuyacaktım.

ADNAN OKTAR: Evet.

BEYZA BAYRAKTAR:  Şeytandan Allah’a sığınırım; “Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” [Bakara Suresi, 62]

ADNAN OKTAR: Allah diyor ki Cenab-ı Allah, “namazlarını kılın, zekâtı verin, Peygamber (s.a.v.)’in peygamber olduğunu kabul edin” diyor Allah ehli kitap için, bu kadar.  Zekâtı verin, namazı kılın, Museviler namaz kılıyorlar, zekât da veriyorlar “bir de Peygamber (s.a.v.)’in peygamberliğini kabul edin” diyor Hz. Muhammed (s.a.v.)’in. Tamam, yapıyor bu insanlar ne istiyorsunuz? Hayır, yapmasa dahi, müşrik dahi olsa yahut kafir dahi olsa Allah diyor ki “onları güvenlik içinde bir yerden bir yere geçirin” diyor. Sen ne yapıyorsun? Kafasına kurşun sıkıyorsun. Allah “güvenlik içinde onları geçirin ve hayatınızı tehlikeye atarak bunu yapın” diyor sen o insanın kafasına kurşun sıkıp arkasından da bayram yapıyorsun utanmadan. Ahlaksızca yani.

BÜLENT SEZGİN: Evet, Adnan Oktar’la sohbet programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü