Harun Yahya

Sohbetler (31 Ekim 2014; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.

Fikret Bey sizi dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Ermenek Cumhuriyet Başsavcılığı maden kazasının olası sorumluları hakkında adli kontrol başlattı. Madende halen suyun tahliyesi devam ediyor. Ancak suyun yüksekliği halen işçilerin bulunduğu yerin üzerinde. Suyun sadece yarısı tahliye edilebildi. Çökmeden meydana gelen ve üst üste yığılan malzemelerin tahliyesi çalışmaları yavaşlatıyormuş. Su çekildikçe madenin çökme riski arttığı için bir yandan da madenin sağlamlaştırılması için çalışmalar yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Allah kolaylık versin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hükümet yanlısı olarak bilinen Sabah Gazetesi’nde yazı yazan Haşmet Babaoğlu’ndan şöyle bir istifa çağrısı geldi: “Ermenek’teki facianın bu çağla falan ilgisi yok. İşletme de maden de dökülüyor. Orada işçi çalıştırmak cinayet. Hepimiz öteki dünyaya boynumuzda bu veballe göçeceğiz. Benim beklentim açık, sadece işletme ihmallerini dikkate alarak ilerleyemeyiz. Bürokrasi de hesaba çekilmeli. Bana sorarsanız anlamlı bir başlangıç olarak Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı da istifa etmeli” dedi.

ADNAN OKTAR: İstifayla bir şey değişmez ki. Yine Bakan tecrübeli falan. Faydası olacaksa istifa etsin ama ne faydası olacak? Kökten bir bozukluk var. Ben onu aylar önce söyledim, yine olur dedim, her yerde bu bozukluk var dedim, bütün inşaatlarda her yerde var. Genel olarak fakir-fukara garibanları pek o kadar önemli görmüyor bazı kimseler. Özetle bu. Adam kendi evladı olsa çalıştırmıyor ama o insanı çalıştırıyor. Böyle bir sistem var. Bu derin merhametle, derin şefkatle ortadan kalkar, derin acıma duygusuyla. Yoksa bu şekilde olmaz. İnsan evladına kıyamaz değil mi çok seversen, aman dersini koruyup kollarsın, evlatların burada ezilmesin dersin. Ama yabancılıyorsan, önem vermiyorsan, değer vermiyorsan o zaman berbat durum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Madeni son denetleyen kişiler; “eğer uyarılarımızı dinleselerdi bu facia olmazdı” şeklinde açıklama yaptılar. Mevzuat, yer altı suyu tehlikesine karşı, kömür üretilecek yere en az 25 metre mesafede sondaj açılmasını emrediyormuş. Ancak bu sondaj yapılmamış. Ayrıca 2013’te de TEMA bu bölgede bakanlığa uyarıda bulunmuş. Bölgedeki maden çalışmalarında su baskını olabileceğini belirtmiş. Ama bu bilgi de göz ardı edilmiş.

ADNAN OKTAR: Zaten öyle başıboş olmuyor, bak söylüyoruz; inşaatta zaten biliniyor diyorum. Önceden açık açık bağırıyor olay zaten. Değer vermiyorlar yani önem vermiyorlar, bu kadar basit. Sevgi duymak, şefkat duymak, acımak çok önemli, merhamet etmek, koruyup-kollama hissi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PYD’nin Kamışlı’da 6’sı kadın, 3’ü çocuk ve 3’ü de 70 yaşın üzerinde olmak üzere toplam 35 Türkmen’i şehit ettiği ortaya çıktı. Yaralıları da oldukları yerde kanlar içinde bırakmışlar. Yaralılardan 6 kişi bulundukları yerden yardım alamadıkları için ölmüşler. Olayın şahitlerinden bir Türkmen; PYD’lilere tek bir kurşun bile atmadıklarını, ancak onların köylerine bomba attığını ve köyü yağmalayarak ateşe vererek gittiklerini söyledi.

ADNAN OKTAR: Adamların zalim olduğunu, acımasız olduğunu söyledik, ahlaksız olduğunu söyledik, PKK’lı olduğunu söyledik. Bölgenin mikrobu bunlar, lağım yani. Bölge kirlenmiş bu pislikle, bölgeden bunların atılması gerekiyor. Fosseptik çukuru bunların yeri, bir yere göndereceksin. Bir bölgeye çekilsin gitsinler. Bunlar normal insanların içinde yaşayacak insan değil, bunlar mahluk. Suriye taraflarında falan bunlara bir yer versinler, çekilip gitsinler. Baş belası, yani cemiyet mikrobu bunlar. Nereye gitseler pislik belli yani.

Evet, başka neler var?

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan Fransa’nın Cumhurbaşkanı olan Hollande de Fransa’da bir basın toplantısı düzenledi ve şunları söyledi: “’Dediler ki, bizim PYD’ye silah yardımı yapmamız lazım.’ Ben de kendilerine dedim ki, yanlış yaparsınız. Çünkü PYD bir terör örgütüdür. Şu anda zaten oranın halkı bizde. Kobani’de sadece 2000 tane savaşçı var. O attığınız silahlar IŞİD’in eline geçerse bunu neyle izah edeceksiniz dedim. Dediler ki, ‘yok hassasız.’ Ne oldu? Atılan silahların bir bölümü IŞİD’in eline geçti” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir bölümü değil tamamı. IŞİD, o konuda çok titiz oluyor. Yeni bir silah geldi mi hepsini almak istiyorlar.

Ortadoğu boydan boya çok güzel bir yer. Çok iyi zeytin yetişir, hurma yetişir. Keçiler çok sever oraları böyle. Tarım için çok uygundur arazisi. İnsanları çileyle pişmiş, çileyle yoğrulmuş insanlar. Çok sevgi dolular. Bütün mesele oraya İslam’ın sıcak ruhunu salmak. O kalleş kahpe ruhu, o yırtıcı öldürücü şeytani ruhu geri çekmek. O çölde kaybolsunlar onlar, orada sadece sevgi kalsın. Araplar çok güzel dans eder, çok güzel eğlenirler, çok güzel şarkı söylerler, Arap çadırları baya güzeldir. Asıp-keseceğinize birbirinizi eğlenelim gülelim, birlikte ibadet edelim. Büyük çadırlar yapın, büyük mescitler yapalım, değil mi? Oturup Kuran okuyalım. Cenab-ı Allah bize ne dedi ona bakalım, Peygamberimiz (s.a.v)’in sözlerine bakalım. Mutlu güzel yaşa, spor yap, eğlen. Ne birbirinizi kesersin, asarsın, doğrarsın, işkence yaparsın? Burada bir şeytanilik açıkça görülüyor.

Eskiden PKK Amerika’ya hep “emperyalist, faşist Amerika” falan derdi, şimdi ‘kardeşimiz, canımız, ciğerimiz, ruhumuz, bir taneciğimiz, ağabeyimiz’ ne oldu aradan ne geçti? Yalakalar, PKK’nın tavrı hep yalakalık. Nerede menfaati varsa, o tarafa dönüyor. “Yaşasın Kürt-Amerika kardeşliği” diyor. Daha düne kadar ‘kahrolsun Amerika’ diye yeri göğü inletiyordunuz. “Faşist Amerika, emperyalist Amerika, bütün her yeri sömürüyor” diyorsunuz. Şimdi “Amerika’yı bütün gücümüzle destekliyoruz, süper devlet, her şeyi çok güzel yapıyor” bilmem ne falan diye ifadelerde bulunuyorlar. Bu da samimiyetsizliklerini gösteriyor.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay; “Şırnak’ta iki ayrı okulun bahçesindeki, Düzce’de ise bir okuldaki Türk bayrağına saldırı gerçekleştiğini” açıkladı. 15-20 kişilik bir grubun Şırnak’ın merkezindeki bir ilkokulun bahçesinde bulunan Türk bayrağını gönderden indirerek bir çöp konteynerin içerisinde yaktıkları kaydedildi.

ADNAN OKTAR: Bu da psikopatlıklarından. Hınca bak, kine bak. Aslında Türk insanına nefret duyuyor, bayrak da onu sembolize ediyor, şiddetli bir nefret yaşıyor. Bu insanları Darwinist-materyalist yetiştirmese devlet ne olur? Allah yarattı deyin, Darwinizm-materyalizm geçersizdir deyin, bilimsel delillerle anlatın. Ben inanca dayalı anlatım yapın demiyorum. Koy fosilleri ortaya mübarek. Biyoloji kitabında yüzlerce fosil koy yahut çocuklara bir fosil kitabı dağıttır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yardımcı ders kitabı olarak mesela içinde 1000 fosil resmi bulunan bir kitap dağıttır. Yorum yapmana da gerek yok, 1000 tane fosil bu kadar, yardımcı ders kitabı. Fosillerin resmini öğrencilerin görmesinde bir mahsur var mı? Yok. Yorum yapmasına da gerek yok devletin. Şu fosil mesela kurbağa fosili 100 milyon yıllık. Mesela yengeç fosili 200 milyon yıllık. Yoruma da gerek yok, yayınlayacaklar. Devlet bunu da yapamıyor. Fosil sergisi açıyoruz, adamlar yere çömeliyor havaya zıplıyor, yere çömeliyor havaya zıplıyor. Sahte diye bas bas bağırıyor. Sahteyse niye o kadar panik oluyorsun, değil mi? Yahut sağlamı nerede göster de onu getirelim, değil mi? Zaten sahte olsa sen öyle zıplar mısın havalarda? Güler geçersin.

GÖKALP BARLAN: Hocam, siz getirene 10 trilyon vaad ettiniz, bütün gazetelere ilan verdiniz yurt dışında yurt içinde, bir tane getiremediler. Hatta siz “ara fosilin resmini bile getirseniz olur” dediniz onu da getiremediler, fotoğrafını bile.

ADNAN OKTAR: Aslında fosil sergilerinde bir kap içinde para bulundurun, “kardeşim” dersiniz, “eğer bu fosil sahteyse bir bilim adamı getirin, bunun sahte olduğunu ispat edin, bu parayı alıp götürün” dersiniz. Gıcır gıcır paralar dursun cam kabın içinde böyle pırıl pırıl parlasın. Çünkü sahte diyen adam, yanında bir profesör getiri, bir hoca getirir, bir uzman getirir. O getiremiyorsa ben parasını vereyim, bak onu defalarca söyledim. Mesela onlar desinler ki mesela bilirkişi falanca kişi var, ben onun araba masrafını da, bilirkişi masrafını hepsini ödeyeceğim tamam getirsinler. 10 kişi de getirebilirler, 20 kişi getirebilirler. Mesela 20 profesör getirsinler desinler ki; bu fosiller sahte. Aralarından herhangi birisi de dese yine kabul edeceğim bak, o 20 profesörden bir kişi, “arkadaş bu sahte” desin, yeterli olur. Hepsi biliyor gerçek olduğunu. Sahte fosili biz oraya niye getirelim kardeşim? Bir de sahte fosile gerek yok, sahte fosil daha pahalı. Fosil ucuz, dağ-taş fosil dolu. Sahte fosil çok pahalı, bir de bağırıyor sahte fosil. Plastikten falan yapılıyor, onu kim yer? Plastikten ve baya uydurma duruyor. Onu Darwinistler yapıyorlar, biz de yakalıyoruz. Piltdown adamını yaptılar, şak yakaladık. Birçok şey yaptılar, yakaladık. O timsaha benzer bir şey vardı, onu filmiyle falan ispat ettik.

OKTAR BABUNA: Tiktaalik Roseae

ADNAN OKTAR: Burada ispat ediyoruz ama adam fiberden yapmış artık, insaf yani. Fiberden taşı fark edemiyorsan, ben sana ne diyeyim? Ama burada bu taşlaşmış, taş olmuş. Taş sanatçısına bir balık fosili yap desek, adam ömrü boyunca yapamaz. Pullarlı falan hepsi duruyor fosil, ne çırpınıyorsunuz?

OKTAR BABUNA: Ida’ya özür diletmiştiniz. Lemur fosilini insanın atası diye lanse etmeye kalkmışlardı. Siz lemur fosili dediniz. Newyork Times, BBC hepsi özür diledi sonra, “kusura bakmayın” dediler.

ADNAN OKTAR: Bakar bakmaz ben burada oturduğum yerde “bu lemur fosili” dedim. Bütün yabancı gazeteler bak yanlışmış demediler, “özür diliyoruz” dediler. “Yalan söylüyorsunuz” dedim, “özür diliyoruz” dediler. Avrupa basınının tamamı o yalan haberleri yapanların hepsi özür diledi.

OKTAR BABUNA: O zamandan sonra bir daha yapmadılar haber zaten, bitti inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Olur böyle vakıalar, Hocamız gelir yakalar.

CİHAT GÜNDOĞDU: Sahte fosili tanımak çok kolay Hocam, siz zaten çok iyi biliyorsunuz. Üzerine silisyum damlatıldığında eğer kayaysa, granitse zaten hemen reaksiyon gösteriyor silisyumda, böylece gerçek anlaşılıyor, sahte olanlar anlaşılıyor tabii ki bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Ona da gerek yok. Balık fosili geliyor, yüz binlerce detay var ince ince, adam onu nasıl yapsın sahte? Taş haline gelmiş, taşı bir insan bu hale nasıl getirebilir? Pulları duruyor, pullar fosilleşmiş. Istakoz fosilinde bilmem şunda bunda falan. Timsah fosili vardı büyük, yanlışlıkla fosil kırıldı, hayvanın dişi de bölündü, dişi de görülüyor, inanılmaz bütün detaylar çıktı ortaya. 100 milyon yıllık fosil, taşlaşmış. Sahte bağırıyor, çok açık bağırıyor. Mesela elimizde arkadaşlardaki fosiller var; balık pulları taş olmuş teker teker. Ama bütün detaylarıyla duruyor. Balığın mesela ince dişleri şunlar bunlar hepsi taş olmuş. Nasıl sahte? Sahte olmalarını temenni ediyorlar. Tamam da, 500 milyonun üstünde fosil var. Ondan kurtulsan, ona çarpıyorsun. 500 milyon fosilden kastımız ne biliyor musun? Bulunan 500 milyon. Geçenlerde bebek’te sahilde geziyorum, baktım kayalar var, çaka çaka fosil dolu. Bütün Darwinistlerin derdi günü benim. Ağlıyor yine Amerika’dan da ağlama haberi geliyor. Bir şey yaptığım yok sadece doğruyu anlatıyorum size. Ağlanacak bir şey yok, bacaklarını öne uzatıp ağlıyorlar dövüne dövüne yaktı bizi falan gibisinde. Doğru konuşmuyorsun. Doğru konuşmazsan anne ne yapıyor? Ağzına biber döküyor. Ben onu da yapmıyorum sana, sadece doğrusunu anlatıyorum sana.

American Scientist bak diyor ki; “Ne yazık ki yaratılışçılar” dede ne uzatıyorsun Adnan Hoca desene yahut ismimi ver Adnan Bey de yahut. “Yaşayan fosiller ifadesini yanlış kullanarak evrimin temel kökenini reddediyorlar” diyor, beni iknaya çalışıyorlar tatlı tatlı. “Çok sayıda yaşayan fosillere benzer eski fosilleri yan yana fotoğraflayan Yaratılış Atlası’nda Harun Yahya” diyor. Demek ki bunların hakkını avucuna koyan bir kişi var. Tebrik ediyorum bu delikanlıyı, kimse bu Harun Yahya. “Yanlış bir tutum alarak şunu savunuyor” ne kadar demokratik anlatıyor görüyor musun? “Yanlış bir tutum.” “Darwinistler kendilerine bu fosillerin sonrasında çaresiz kalıyorlar. Çünkü bu fosiller evrimsel sürecin hiçbir zaman gerçekleşmediğini ispatlıyor.” Sen bunu dediğinde Darwinist kalır mı dedem. Bunu söylediğinde zaten adamın içine sen, en azından yüzde doksan dokuzluk kuşkuyu koymuş oluyorsun. Ondan sonra adamın elinde Darwinist kalmaz. Kendi elinle kendini bitiriyorsun. Sussan, yine o cehaletiyle belki devam ettirecek. Ama sen böyle çırpındıkça, Adnan Oktar bunu diyor dedikçe, Harun Yahya bunu diyor dedikçe adam Yaratılış Atlası’nı mutlaka okumak durumunda kalıyor. İnternette de bedava mübarek oraya girdimi adam, bir anda gerçeklerle karşılaşıyor. Sen istediğin kadar American de bilmem ne de, kurtulamazsın. Bak diyor ki; “Çünkü bu fosiller evrimsel sürecin hiçbir zaman gerçekleşmediğini ispatlıyor” Bunu söylediğinde adam konu biter. Bir insan bunu söyleyip bununla ilgili bir atlas yaptıysa bu işin şakası yoktur. Sana meydan okumuş adam ve fosil koymuş. Ama sen konuştuğunda çizim koyuyorsun be mübarek.  O arkadaş fotoğraf koymuş. Ve alıp fosilleri tak diye masanın üzerine koyuyor adam. Sen getirip tak diye masanın üzerine fosil koyamıyorsun. Bak sana diyor ki arkadaşımız, Harun Yahya Bey 10 trilyon vereceğim sana koçum bir tane fosil getir bana diyor. Evrimi ispatlayan bir tane, tek bir tane fosil, söz bir Allah bir şak 10 trilyon alacaksın diyor. Kaç yıl oldu ben bunu diyeli?

TARKAN YAVAŞ: 5-6 yıl olmuştur.

ADNAN OKTAR: Bekle babam bekle, bekle babam bekle daha hala bekliyoruz fosil. En sonunda artık bıktım usandım dedim ki, fotoğrafına da razıyım dedim. Bu sefer bunlar çıktılar televizyona bir çizim fotoğraf almış şöyle yapıyor. Boks maçlarında bazı kızlar çıkıyor gösteri yapıyor ya onun gibi. Gösteriyor geri çekiyor, gösteriyor geri çekiyor. Ne yapıyorsun? Dur bir 5 dakika ekranda görmek mümkün olmuyor. Bak orada var diyor geri çekiyor, sakin ol. Bir ekrana zum yaptır. Çünkü bozuk çizim fulu da. Ben san ne dedim bana fotoğraf göstereceksin. Paranı alacaksın fotoğrafı da kabul ediyorum. Onu da yapamıyorlar. Demek ki sahte, evrim teorisi sahte. Bir tane delil göstermiyorlarsa, konu bitti. Ben ne diyorum; bir proteinin meydana gelmesi için, başka bir proteine ihtiyaç var. Bunun eşittir anlamı ne? Proteinin meydana gelmesi bir dış müdahale olmadan, yüksek bir akıl olmadan olması sıfır ihtimal. Bu yüksek aklın adına biz “Allah” diyoruz, bu kadar. Çırpınmana gerek yok. Protein tesadüfen olabilir mi diyoruz? Vatandaş var küçük çocukları topluyor, onlara Darwinizmi anlatıyor çocuklar diyorlar ki, “biz inanmıyoruz” diyorlar. Papazları topluyor gidiyor onlara anlatıyor. Papazlarda gidip tartışıyor onlarda “biz inanmıyoruz” diyorlar. Gel diyoruz benimle tartış. “Sen” diyor “din adamısın bilim adamı değilsin” diyor. Sen gidip papazla tartışmıyor musun o ne o mühendis mi o? Hahamla tartışıyorsun.

OKTAR BABUNA: Müslüman din adamlarıyla da tartışıyor ayrıca, onlarla da tartışıyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim başına gelecekleri bildiği için. Dedim ki, arkadaş gel tartışalım dedim. Bak uçak paranı vereceğim dedim. Eğer paraya ihtiyacın varsa, parada vereceğim dedim. 15 dakikanı alacağım senin, gel karşıma dedim. Gelmiyor. Dedim gelsin mübarek çok iyi karşılayacağız burada dedim. 5 yıldızlı otelde kalacak dedim. Sadece 15 dakikasını alacağım, birkaç sual edeceğiz belki, konu bitecek. Gelmedi. Çünkü adı gibi emin Darwinizm’in bittiğine. Soruyorlar bana “proteinler tesadüfen olabilir mi?” diyor. Olamaz tabii ki diyor. Nasıl olabilir diyorum “ne bileyim mesela uzaylılar yapmış olabilir” diyor. Kardeşim koskoca adamsın saçın başın dökülmüş artık bembeyaz dede olmuşsun ne oynak uzatıyorsun. En basit mantıktan adam sana sorar “uzaylıyı kim yarattı” der o zaman adam, olur mu öyle şey. “Yüksek bir akıl müdahale etmiş” diyor. “Yüksek bir aklın müdahalesi var” diyor. Kim olabilir? Uzaylılar olabilir dalga mı geçiyorsun sen, alay mı ediyorsun milletle sen, milletin zekâsıyla mı alay ediyorsun. Yüksek akla sahip uzaylı ne demek onu kim yarattı? Sonra diyor ki “Darwinist bir dünyada yaşamak istemem ben” diyor “çok korkunç bir şey Darwinistlerin hakim olduğu bir dünyada yaşamak istemem” diyor. Kardeşim uzatma Allah’ın varlığının farkındasın mağlupta olmuşsun, karizmanda yerle bir olmuş. Ben bilim adamı olmadığım halde, bir üfürümde seni yerle bir ettim. Bilim adamı değilim ben. “O” diyor “bilim adamı ben onunla tartışmam.” Çocuklar tartışıyorsun, hahamla tartışıyorsun, papazlarla tartışıyorsun, Müslüman din adamlarıyla tartışıyorsun, çünkü onlar bir şey bilmiyorlar. Ben sana iki kelime soracağım, bu kadar be adam, 15 dakikanı alacağım. Dünya çapında yerle bir olacağını bildiğin için ve skandal olacağı için bu olay gelemiyor. Kardeşim ne kadar açık diyorum ki, “bir tane evrimi ispatlayan fosil” bir tane olmaz mı koskoca dünyada, bir tane tek bir tane. 10 trilyon artık bütün istersen noterden belge vereyim. Getirecek masanın üstüne koyacak, tak parayı alıp gidecek. Yapamıyorlar. Çünkü yalan Darwinizm bir yalan, oynatıyorlar. Yakalarına yapıştığım içinde perişanlar.  Scientist, tak yere düşmüş. Kibar kibar eleştirmeye çalışıyor ama ağlamaklı bir üslup.

Bakın diyor ki; “Darwinst’ler kendilerine bu fosiller sunulduğunda çaresiz kalıyorlar, çünkü bu fosiller evrimsel sürecin hiçbir zaman gerçekleşmediğini ispatlıyor.” Doğru, ne çırpınıyorsun? “İnternette ‘yaşayan fosil’ yazılarak arama yapıldığında çoğunlukla yaratılışçı sayfalar çıkıyor.” Kardeşim edebiyatı bırak. Harun Yahya sayfaları çıkıyor. “Hâlbuki bu türler bizim evrim anlayışımızı çürütmez. Aleyhte bir ispat teşkil etmez.” Direnirsen, çok çok af edersin (haşa seni tenzih ederim) keçiyi alıyorsun eve götürmeye kalkıyorsun hayvanı caddede böyle tırıl tırıl sürüyorsun. 4 ayağıyla direniyor yapacak bir şey yok götüremiyorsun. Tekrar tekrar tenzih ediyorum. Hayır yanlış anlamasın mesela katırda da öyledir, bütün gücünle çekersin, hayvan bir diretti mi asfaltta kayıyor, hayvan hiç bir şekilde gidemiyor. Demek “ben inanmayacağım” diyor tekrar tekrar tenzih ediyorum, teşbihte hata olmaz. Sen hakkı hakikati bütün gücünle reddetmeye karar verdiysen reddedersin. Ben sana 500 milyon fosil koyuyorum kardeşim ortaya. Sen bana bir tane fosil getiremiyorsun, aklını topla Allah aşkına kendine gel. Daha protein koful, mitokondri oralara daha geçmiyorum. Oralarda zaten yerle bir olursunuz. Asfalt gibi olursunuz hiç konuşmuyorum onları. Bak diyorum ki bir tane protein tesadüfen olur mu? Diyorsun ki, “yüksek bir akla ihtiyaç var” diyorsun. Yapma etme Allah aşkına aklını başına toparla kendine gel. Belli ki yok, teori yalan. “İnanmayacağım” diyor. Çünkü dergin kapanır da onun için. Dergiyi devam ettirmeye çalışıyor kendince. Kim inanıyor? Hiç kimse de inanmıyor. Bir gün çık kardeşim, de evrimi ispatlayan fosili bulduk buyur Adnan Bey dersin, derginde yayınlarsın. Parayı da bekliyoruz de banka hesabı ver. Sen dürüst adamsın de, söz vermiştin banka hesabımızda bu, bekliyoruz de, bunu de konu bitsin. Diyemezsin böyle bir şey yok çünkü havalarda uçuyorsun. Ayrıca maddenin ne olduğunu daha bunlar bilmiyorlar. Kuantum fiziğine girdin mi bunlar zaten hastaneye kaldırılıyor birçoğu, kuantum fiziğinde ağır depresanlarla falan konuyu inceleyebilecek hale geliyorlar.  Çünkü bakıyor madde kafasının içerisinde, abov diyor. Bu sefer evrimi anlatması süper süper komik olmuş oluyor. Madde nerede diyorsun “kafamın içinde” diyor. Kafan nerede? “Maddenin içinde” diyor. Hadi buyurun hep beraber gidelim diyor ondan sonra. Olmaz. Anlattıklarım doğru ben bazı kişiler için söylüyorum.

OKTAR BABUNA: Fizikçilerin hepsine mektup göndermiştiniz Hocam 1999-2000 yılında, şimdi artık tamamı en önde gelenleri. Maddenin hayal olduğunu, zihinde oluştuğunu kabul ediyorlar artık Fred Alan Wolf gibi bütün kuantum fizikçileri söylüyor bunu artık, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kuantum fizikçisiyle bir Darwinist bir araya gelse sinir sistemi alt üst olur. O kadar yabancı gazeteler gelmişti ünlü gazeteler buraya, bu ilk duyulduğunda Fransa’da falan Yaratılış Atlası dağıtıldığında, apar topar ilginç bir vaka olarak beni görmek için buraya geldiler. Dizildiler yanlarında uzmanları falan da getirttirdiler. Videoya da alıyorlar ki, sonra inkâr etmeyim falan gibisinde. Canım ciğerim dedim adamlara, bir protein tesadüfen meydana gelmesi imkânsızdır. Orada bittiler. Arkasından dedim ki hepsine, bana Avrupa’da ki arkadaşlarınız, tanıdıklarınız, profesörleriniz tek bir tane evrimi ispat eden fosil getirsinler dedim. 10 trilyon vereceğim dedim. Bütün yabancı gazetelerde bu çıktı. Hatta şaşırdılar 10 trilyon nerede bulacak diye. Getiremeyeceksin de onun için söylüyorum. Getiremezsin. Sen bana ay’ı buraya getir. Gökten ay’ı al getir yahut güneşi al buraya getir, sana 100 trilyon vereyim. Ama getiremezsin. Onun gibi bir şey. Lafı uzatmaya gerek yok.

CİHAT GÜNDOĞDU: Sizin Yaratılış Atlası’nda yer verdiğiniz fosillerin binlerce başka örneklerini zaten kendi müzelerinde raflarda saklıyorlar, çekmecelerde saklıyorlar. Siz bunların belli başlı örneklerini eserinizde zaten kamuoyuna duyurmuş oldunuz, o kadar.

ADNAN OKTAR: Biz dedik işte, ona öyle demezler, konu böyledir.

Yunanistan’da çıkan Katerini Gazetesi “Yaratılış Atlası Darwin’i rezil ediyor” şeklinde başlık attı. Ama en hoşuma giden Fransız Gazetesi’nde çıkan haberdi; “Fransız tarihinin en büyük felaketi yaşanıyor” diyor. “Gelmiş geçmiş Fransız tarihin en büyük felaketi yaşanıyor “aratılış Atlası da koymuş “mahvetti bizi” diyor. Atana rahmet bu kadar veciz bir anlatım, bu kadar hikmetli bir anlatım ben görmedim, maşaAllah.

Eski şıklık şahaneymiş, şimdi şıklık diye bir şey kalmamış. Birde övünüyorlar. Eski bir kot üstüne bir tişört kafayı da kırptırıyor üç numara, sokağa fırlıyor. Böyle şıklık mı olur? 1800’ler süper. 1940’lara kadarda süper, ondan sonra bozulma başlamış. Acayip titizlermiş, o zamanki fotoğraflara bakıyorum aile fotoğrafları, sokağa çıkanlar falan son derece düzgün, çok bakımlı, baya temiz, klas, elegant şahaneymiş.

“Şimdi bütün İsviçre bu atlası konuşuyor hem de büyük bir heyecan ve coşku, içinde” diyor. Vay be.

Almanya Stern-ne diyor bakın; “Gök gürültüsü gibi patlayan kitap” diyor, yeri göğü inletmiş.

“Son derece ihtişamlı renklerde, neredeyse 7 kilo ağırlığında” kardeşim yırtamasınlar diye, özel dizayn yaptırdım. Naylon ipliklerle diktirdim ki, yırtamasınlar. Deneme yapan bütün gücüyle yapıyor, badi çalışan bile yırtamıyor. Isıran ısırsa da dişine geçiremiyor, bazı tipler için diyorum. Ne yapıyor? Mecburen evinin kütüphanesinin üst katına koyuyor. Bu teknikte çok önemli. Küçük bir kitap olsaydı yırtardılar, yakardılar sobaya da sığmıyor acayip bir şey.

“Bakar bakmaz anlaşılıyordu bu kitap bambaşka” diyor. Bunu kim diyor Almanya Stern.

Svenska Dagbladet Gazetesi; “Darwin’e meydan okuyan muhteşem eser” diyor.

Fransa gazetelerindeki haber; “Türkiye’de evrime karşı verilen mücadele, hemen hemen kesin zaferle sonuçlanmış görünüyor.” Beni mi delirteceksiniz kardeşim, ne muhteşem ifade; “kesin zaferle sonuçlanmış görülüyor” sanki tanklarla sokakta geziyormuşuz gibi bir hava olmuş burada, çok acayip.

ADNAN OKTAR: Halk toplanmış alkışlıyor bizi falan, acayip bir hava.

Almanya Die Welt Gazetesi diyor ki “Fransa da pek çok okul bu büyük kitabı almış durumda. Fransa eğitim bakanlığı dehşete kapılarak” şu ifadedeki güzelliğe bak, “dehşete kapılarak, kitabın derslerde okutulmaması yönünde çağrıda bulundu” diyor. Kim diyor? Fransa Eğitim Bakanlığı. Aman diyorlar dehşete kapılmışlar. Okuma dersen Fransız gençleri asiliğe yatkındır. Sen onu çıldırtmış olmuyor musun ya. Okuması için mecbur etmiş olmuyor musun. Devlet bu kitabı dağıtsa hiç biri okumaz. Ama sen okuma dersen onu delirtirsin sen. İllaki okur. İllaki okur. Hepsi için demiyorum tabi bu ifadeleri bir kısmı için söylüyorum.

Le Mond “benzersiz bir eser” diyor, maşaAllah.

Polonya Interia.pl;  “Anti-Darwinist eğitim kitabı otoriterleri şok etti” diyor. Şok neden olur? Dehşetli bir çarpma, müthiş bir vuruş abonden oldu diyor.

Belçika A Voix Autre Gazetesi; “Atlas’ın Fransa da oluşturduğu etki için yaratılışçı literatür” bak yaratılışçı literatür, “hiç bu kadar güçlü olmamıştı” diyor. İlk defa böyle bir güç, ilk defa böyle bir şok oluyor diyor. İsviçre Le  Mantin’de; “Olan dışı bir Atlas, tüm Avrupa’yı istila etti. Hun ordusu oldu mübarek, Atilla mı oldun kardeşim. İfadeye bak. Olan dışı bir atlas tüm Avrupa’yı istila etti. Eski Türkler var ya şapkalar şöyle yandan sarkıyor falan. Aklıma böyle Türk akıncıları falan geliyor. İstila etti ne demek, böyle kurt sesleri çıkararak sokak aralarında çılgınca at koşturuyor falan gibi bir hava oluşturuyor. İnsanın aklına öyle bir imajlar geliyor. Bak “olan üstü bir atlas tüm Avrupa’yı ıstılah etti” diyor. Ama bak ilimle irfanla. Atalar zamanında kılıçla ıstılah ediliyormuş bizde ilimle ıstılah ediyoruz, maşaAllah.

Le Soir Belçika ne diyor? “Kırmızı bir kitap Darwin’in tezini reddediyor” dahiyane bir girişimdi. Estagfirullah, naçizane diyelim. Sen dahiyane görüyorsan teşekkür ediyoruz. maşaAllah.

Amerika Newsmax; “bu Yaratılış Atlası, Amerikan yaratılışçılarının hayal dahi edemeyeceği kadar etkili” diyor. Hayal dahi. Çok garibanlar. Alay ediliyordu Amerikan yaratılışçılarına. Onlar hayal dahi edemezler diyordu böyle bir gücü.

 

OKTAR BABUNA: Amerikan yaratılış için altı bin yıl diyorlar.

ADNAN OKTAR: Kendilerini acayip ezdiriyorlar. İki yüz bin yıllık fosil getiriyor adam granitleşmiş. Kaç yıllık? “En fazla altı bin yıllık” diyor. Dalgamı geçiyorsun sen? Bütün bilimi her şeyi reddediyorsun sen. Radyo karbon metodu reddediyor. Radyo aktif yöntemlerle tespitleri de reddediyor. Hepsini reddediyor.

Hollanda Netherlands; “Yaratılış Atlası, Avrupa da büyük bir tufan oluşturdu” diyor. Bu ifadeler ne demek? Tufan, şok, gök gürültüsü gibi patlama gibi patladı diyor, maşaAllah.

Belçika De Standart; “gerçek bu sefer doğudan geldi” diyor. Hadisi şeriflere de uygun, doğudan gelecek. Ne biçim konuşuyorsunuz ya şuraya bak. Ne biçim konuşuyorsun sen.

Danimarka TV 2 Kanalı; “Müslümanlardan Darwine karşı taarruz” kardeşim meydan muharebelerinde falan olur taarruz. Ne demek? Dimi? İstiklal harbinde ne diyor taarruza geçti diyorsun. Taarruz diyince, insanın aklına gök gürültülü bir saldırı geliyor. Ama ilimle irfanla tabii. Neyse daha fazla morallerini bozmak istenmiyorum Darwinistlerin.

Bu parçanın bir filmi var internette, orada kılıçlar falan, onun yerine Yaratılış Atlası’yla bir film hazırlayalım. Yaratılış Atlası’nın çarptığı düşüyor gibi yapalım, öyle bir şey hazırlayalım. İlim irfan çok önemli.

Geçen gün bana mesaj gönderen çok çok güzel bir ateist hanım vardı, bir genç kız. Ama inanılmaz güzel. Şu an bana sadece bana mahsus olaraktan bir resmini göndermiş, baya güzel. Bak diyor ki “iki gün önce kelime-i şahadet getirdim, çok etkilendim rüya gördüm. Sizin programları tekrar sorgulamamı sağladı” diyor. “Umarım af olunurum. Razı olur rabbim benden, Hz. Ömer camiinde gördüm kendimi” diyor, “dönüm noktası oldu” diyor. Ve inanılmaz güzel bir hanım, maşaAllah. Tebrik ediyorum, maşaAllah. Dünyalar tatlısı.

KARTAL GÖKTAN: Adana Bey, PKK’nın Avrupa yöneticilerinden Zübeyir Aydar “çözüm sürecinin alternatifi geçmişi daha kötü yaşamaktır. Biz silahsız bir çözüm istiyoruz” dedi. Ayrıca Kürtlerin ayrı bir devlet istemediğini” belirterek “biz Anadolu insanıyla yaşayacağız. Kendimize ait ortak bir devlet istiyoruz. Öcalan, misak-ı milli komisyonun kurulmasını istiyor” dedi.

 

ADNAN OKTAR: Allah aşkına bizi tedirgin etmesinler. Bıraksınlar şimdi ayıp yapıyorlar. Oradan kastedilen, belikli ayrı bir devlet. Dürüst olun. Tamam, komünist olabilirisin Stalinist de olabilirsin ama bir parça dürüst olun. Ayıp yapıyorsunuz. Yandan yandan böyle çaktırmadan bu çirkin. Eskiden beri yanıp tutuşuyorsunuz, lafı ne diye uzatmaya çalışıyorsunuz. Zübeyir Aydar’ı bilmiyorum da, PKK derdi günü Türkiye’den o bölgeyi ayırmak. Kardeşim silahla mücadele veriyor ve on binlerce PKK öldü. Niye öldü bu adamlar? Türkiye’yle birleşmek için mi öldü bu adamlar. Türkiye’yle zaten beraberler. Zaten Misak-ı Milli sınırları var şu an. Durup durup yani yeni yeni laflar ortaya atmaya gerek yok. Ve bizi ikna etmeye de gerek yok. Ses çıkartmasak, bölecekler. Alıştırmaya çalışıyorlar, aydınlarla, köşe yazarlarıyla şunlarla bunlarla. Alenen böleceklerdi yani. Müsaade etmedik. Acayip şamata yapınca, rezil oldular. Bu tip şeylerde çok bağırıp çağırmak lazım. Yoksa sesiz sedasız götürüyorlar. Kıbrıs olayında da öyleydi. Çok şamata yapınca, pardon falan dediler. Ses çıkarmasak bitti yani, Allah esirgesin.

GÖKALP BARLAN: Uçak kaldırdınız Hocam, iki konferansta bitti işi demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Sürekli uyanık ve kararlı olduğumuzu göstermemiz lazım. Bak onun için şu anda bizi ikna ya çalışıyorlar. “Biz sizin gibi bölünme falan düşünmüyoruz. Misak-ı milli sınırlarını düşünüyoruz. Hiç öyle bir öyle bir derdimiz yok. Af falan diye de bir konu yok.” O zaman ne istiyorsunuz? Niye askerleri vuruyorsun? On binlerce asker polis niye vuruldu o zaman? “Hiçbir amacım yok.” Deli misin sen ya bu nasıl bir laf? PKK için diyorum. On binlerce kendinden adam öldü, on binlerce askerimiz şehit ettin. Senin bak tek amacın var, hiç olmazsa bu konuda dürüst ol, Türkiye’yi bölmek. Sen istemiyorsan bile Amerika istiyor ne biçim laf bu. Avrupa istiyor. “Biz” diyorlar “ayrı bir Kürdistan istiyoruz” diyorlar. Bunda anlaşılmayacak bir yönü yok.

Amerika, PKK ve PYD peşmerge, Ocak ayının üçüncü haftası bir toplantı düzenliyor Dubai de, ağır silahlar vermeyi düşünüyorlar. Ağır silah, adam IŞİD MIŞİD falan değil dertlerdi bunların. Türkiye karşı kullanmasını istiyorlar. Yani bir ayaklanma falan düşünüyorlar. Şimdi bir kere PKK İran da mağlup. Niye mağlup? Çünkü İran devleti taviz vermiyor. Çok yırtıcı. Yani bunlar ağzını açtığında, kulağına kadar yırtıyor. Kolunu kaldırdı mı kolunu kırıyor. Başını kaldırdı mı başını eziyor. Asla müsaade etmiyor İran Devleti. İran da milyonlarca Kürt kardeşimiz var. Ve yüz binlerce PKK’lı var. Ama it gibi hazır olda PKK’lılar. İt gibi topuk selamına geçiyorlar. İran’a ağabey ne istiyorsan yapalım mantığındalar. Şimdi bu karaktersizlik, İran’a baş eğiyorsun güç karşısında. Türkiye’nin demokratik sevecen saygılı, merhametli olmasına istifade eden Türkiye kabadayılık yapıyorsun. Sinsi sinsi çaktırmadan Misak-ı milli bilmem ne falan. Kardeşim sen git İran da bir konuş bakayım. “Misak-ı milli sınırları bir gözden geçirin, işte amacımız sizi bölmek değil, bütünlük” falan. Ne diyorsun diye gırtlağına çöker İran. Hırlama der yani. Diyemez zaten tahayyül dahi edemez. Ama Türkiye de bunu diyorlar. Bırakın Türkiye huzur içinde girsin. Kürt kardeşlerimiz bizim insanımız. Bak orada İŞID saldırdı, annelerim nereye geldi? Türkiye geldiler. Çocuklar nereye geldi? Nasıl geliyorlar? Acayip bir güven içinde. Çocuklar nasıl huzurlu. Sen düşman diyorsun. Türkiye’ye düşmanın içine gitmiş oluyor senin lafına göre. Düşmanın içinde insan bu kadar huzurlu olur mu? Annelerin babaannelerin huzuruna bak. Gece gündüz dua ediyorlar Türk devletine.

Kiki bu ne biçim bir isim. Delikanlı adam kendine kiki der mi? O ismi değiştir, haşa huzurdan. Tariyel o kalsın, onu at. “İŞID cani, katil, kötü, inançsız bir örgüttür niye demiyorsunuz? Paso PKK saldırıyorsun ama İŞID’i masumlaştırıyorsun sürekli.” İŞID cani, cana kıyan, bu doğru. Katil, bu da doğru. Kötü, tabiî ki adam öldürürse kötü olur, iyi olacak hali yok. İnançsız yok değil. İnançlı, çok koyu şekilde imanlılar, iman ediyorlar. Ama cana kıyıyorlar, katliam yapıyorlar doğru ve kötülük yapıyorlar. Bunlar doğru. Zulüm yani zulüm. Niye Kuran’a uymuyorlar da, onun için. Kuran’ın yeterliğini dinlese, uysa. Ne diyor Cenab-ı Allah; “Kul ya eyyühel kafirun” “bütün kafirler sizin dininiz size” diyor. Bitti. “Benim dinimde bana.” Sen burada adamı nasıl öldüreceksin nasıl keseceksin? Allah’ın hükmü açık, bitti. Bütün kafirler için söylüyor bütün. Adam diyor ki kafir. Kardeşim kafir olabilir. Allah ne diyor; “sizin dininiz size beni ilgilendirmez” diyor karışmıyorum ben diyor. Sen gidip doğruyorsun. O zaman Kuran’a karşı zulüm yapıyorsun. Allah’a karşı zulüm yapıyorsun. Zulüm içerisindesin. Bu zulümden kim kurtaracak? Hz. Mehdi (a.s) kurtaracak. İŞID’i kim kurtaracak? Hadislere göre yine Hz. Mehdi (a.s) kurtaracak. Sonra İŞID kan akıta bilecek mi? “Damla kan akıtmaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Uyuyan kişiyi uyandırmaz” diyor. Şimdi bu uyuyan kişiyi havaya hoplatıyorlar. “Uyuyan kişiyi dahi uyandırmayacaklar” diyor. “Damla kan akmayacak, insanların burnu dahil kanmayacak” diyor. Kim yapıyor bunu? Hz. Mehdi (a.s) yapacak. Daha önce nasıl? “Sel gibi kan akacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Sel gibi. Bu İŞID’İ en ince detaylarına kadar tarif ediyor. Kıyafetlerini, görünümünü. Bak “hep siyah giyerler” diyor. “Saçları sakalları uzundur” diyor. “Bıyıkları da uzundur” diyor. “Çok süratli hareket ederler” diyor. Ve “sürekli katliam yaparlar” diyor. “Kıyım yaparlar. Dehşet saçarlar” diyor. “İsrail’e kadar dayanırlar” diyor. “Bütün o bölgeyi alırlar” diyor. “Bayrakların da La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah yazar” diyor. Kelime-i tevhit. “Siyah bayraklılardır” diyor. “Bayrakları küçük ve büyüktür” diyor. “Her yerde dalgalanır bayrakları” diyor. Doğru mu? Doğru. Aynısıyla oldu mu? Oldu. “Bu kişileri, Hz. Mehdi (a.s)  düzenler dizayn eder bu zulümden vazgeçirtir” diyor. “Artık kanda akmaz. Uyuyan kişi uyanmaz. Yer altındakiler keşke canlansak da bu hayatı yaşasak derler” diyor. “Yer üstündekilerde Allahtan uzun ömür isterler” diyor.

Bak Le Monde ne diyor; “Bilim ve dinin uyum içinde olduğunu savunan en büyük isimlerden biri Harun Yahya. Harun Yahya mahlasıyla tanınan Adnan Oktar, dünyaca ünlü referans bir isim.” Teşekkür ediyorum, naçizane. Bunu kim söylüyor? Le Monde söylüyor. “Oktar, inançlı kimlerin nezdinde çok olumlu bir üne sahip. Yani delikanlı namıyla anılır derler.

“Peygamberimiz (s.a.v), Türk’le ilgili hadisler Irk anlamında değil, hars anlamındadır. Saf bir ırk olması teknik olarak imkansızdır. Peygamber (s.a.v)’in hadisleri var. Bin yıllık kitap. Bu ayrıca doğru çıkmış Osmanlı İslam’ın sancaktarı olmuş. Bütün dünyada İslam’ı yaymış. Allah diyor ki bak “sizi giderir, yerinize bir kavim getirir, onlar Allahtan korkarlar. Allah onları sever, onlarda Allah’ı severler” diyor mealen, yaklaşık. Bu oldu. Burada Türk kavmi olduğu ortaya çıktı. Türk kavmini bir inceliyoruz Osmanlı ordusunu Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar, Çerkezler, Araplar, Kürtler, Türkler. Türk dediğimiz hepsi bu. Kavimler topluluğun adına Türk diyoruz. Kavimler. Burada ırk yok. Burada millet var, Türk milleti var. Millet, Türk bu topluluğa dürüst, iyi niyetli topluluğa Türk milleti topluluğu diyoruz.

Murat kaplan; “PKK vatan hainidir. Devlet içinde devlet kurulmaz, kurşuna dizilmeliler. Peki İran bir İslam ülkesi, idam var. Bizde de olsa ne PKK kalır, ne bir şey” diyor. Hiç kimse ilimle irfandan sevgiden bahsetmiyor. Kurşuna dizme, vurma, kafasını koparma buldozerle ezme. Fikirle adamı ikna etsene, konuşsana gayet kolay bir yol var. Adamın bedenini yok etmeye ne gerek var. Adamın ruhu da dursun, bedeninde dursun. Kafasındaki şeytanı yok et. Şeytanı kovala, bu kadar.

OKTAR BABUNA: Biraz önce gösterdiniz Hocam, sırf Yaratılış Atlası’yla Fransa’nın bütün tarihinin değiştirecek fikirle bitirdiniz inşaAllah zihniyeti.

ADNAN OKTAR: Şimdi bunlara kalsa, atom bombasıyla yerle bir edelim diyecekler. Olur mu öyle şey? Bunlar dediğim, o kafadakiler.

AKP yeni MKYK’sı belirleniyor, Kadın kolları ve gençlik kolları vesaire. Tayyip Hocam ne yapsın kardeşim? Şimdi ancak işte Erbakan Hocam’ın zamanından eğitim görmüş insanlar falan oluyor çevresinde, onları tanıyor, mecburen onları göreve getiriyor. Bilmiyor tanımıyor. Aydın gençlerden, güvenilir gençlerden partiye yardımcı olmak isteyenler, kendilerini tanıtıp güvenilir olduğunu hissettirip, yardımcı olabilirler. Nereden bilsin o insan, nerede kim var. Tek tek de çağıramıyor, gelin katılın falanda diyemiyor. Kolay iş değil.

Savaş program; “Davutoğlu Muharrem orucunu hep beraber açıcağız diyor. Yok Muharrem orucu var. Diyor ki, “Sünniler yapmaz, Davutoğlu tutmaz” diyor. Muharrem’de oruç var. Yani Sünni kaynaklarda var.

Volkan Aktaş “Kuran’da Mehdi var mı Hocam?” diyor. Keyf Suresi, baştan sona Mehdiyet’i anlatır. Bütün. Yusuf Suresi Mehdiyet’i anlatır. Nur Suresi 55. ayeti zaten “sizi dünyaya hakim edeceğim” diyor Allah ama “her yönde hakim olacaksınız” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s)’a da diyor ki Cenab-ı Allah, “sana inanları ve sevenleri dünyaya hakim edeceğim” diyor. Bu ne bu? Dünya hakimiyeti değil mi? “Dünyaya hakim edeceğim sizi” diyor, “kıyamet vaktine yakın bir vakte kadar. Ne demek kıyamete yakın seni indireceğim anlamına geliyor. Ve dünyaya da hakim edeceğim” diyor. Daha önce demiyor bak kıyamete yakın. Tam işte bu vakitteyiz.

“Allah aşkıyla sevdiğim canım Hocam. Nasıl muazzam bir görüntü nasıl muhteşem bir aklın var. maşaAllah. Fosillerle ilgili coşkulu açıklamalarınıza ver diğer açıklamalarınıza bayıldık” diyor. “Kıyafetinizde çok güzel” diyor. Şimdi ne yapalım ne edelim, Fikret Hocam’a müracaat edelim.

BÜLENT SEZGİN: Adanan Bey, PKK gençlik yapılanması YGDH 1 Kasım’da Diyarbakır da yapılacak olan yürüyüş öncesinde Sur ilçesini kanton ilan etti. Bazı sokaklar da zırhlı araçların girişlerini engellemek amacıyla barikatlar kuruldu. Duvarlara ise Sur kanton’a hoş geldiniz. Sende bir molotof at, geleceğe ışık tut ve KCK asayiş” şeklinde yazılar yazdı.

ADNAN OKTAR: Onlar Kanton ilan ettiyse, bende onlar karton ilan ediyorum. Kartondan kanton olmuş oluyorlar o zaman. Çocuklanmasınlar. Bunu yazan çocuk her halde.

BÜLENT SEZGİN: Evet, gençlik.

ADNAN OKTAR: Kardeşlim onlara da gece gündüz Darwinst eğitim veriliyor. Tarih kitabında, biyoloji kitabında, felsefe sosyolojik gece gündüz Darwinizm anlatılırsa işte böyle oluyor adam. Devlet bundan vazgeçmeli, Darwinist eğitimden vazgeçmeli, Materyalist eğitimden vazgeçmeli. Ve samimiyetsiz bir görünüm oluyor. Din dersi koymuşsun, devlet okulunda din dersi okutuyorsun. Çocuk biyoloji dersine giriyor, Hocası diyor ki “Allah yaratmadı, tesadüfen yaratıldı dünya” diyor. “Peygamberler doğru söylemedi” diyor. Tarih Hocası böyle söylüyor. Sosyoloji Hocası böyle söylüyor. Felsefeci Hocası böyle söylüyor. Çocuk sonra ne diyor, son dersimiz din dersi, kainatı Allah yarattı diyorsun. Hangisi doğru, çocuk hangisine inanacak? Doğru olan Allah’ın yaratması, öbürleri doğru değil. Doğru olmayanı niye öğretiyorsun çocuklara? Devletin kitaplarına para veriyorsun ve biz veriyoruz onun paralarını ayrıca. Bizden alınan paralarla yanlış olan bilgiyi aktarıyorsun.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bir duyuru yapabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yarın akşam saat sekizde Yaşam’dan Porteler programı var A9 TV’de. Aylin Atmaca’nın konuğu gazeteci Binnur Çelik.

ADNAN OKTAR: Binnur Çelik değerli bir insan, akıllı bir insan. Bir çok görevde bulunmuş nezih bir karakterde olan bir şahsiyet. Dinleriz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, Amerika da üç gün içinde ikinci uzay aracı düştü tam kalkarken.

ADNAN OKTAR: Bir uğursuzluk var Amerika’nın üstünde.

ADNAN OKTAR: Bir uğursuzluk var Amerikan’ın üzerinde. Bunu düşünmeleri lazım bir harika var. Bak her şeyi yapmalarına rağmen, bütün teknik hesaplar tamam oluyor, en ince detayına kadar her şey mükemmel, buna rağmen havada infilak ediyor. Tufanlar oluyor, kasırgalar oluyor, ayaklanmalar oluyor, ekonomik kriz var, gençler sürekli intihar ediyorlar. Hemen hemen her gün insanları intihar ediyor, salgınlar, hastalıklar. Amerika bundan bir ders çıkarması lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bugünkü olayda bir ölü, bir yaralı var.

ADNAN OKTAR: Ölü yaralı olmasa bile, bir uğursuzluk olduğu Amerika’nın üstünde bu görülüyor. Amerika Hristiyan dindar olarak samimi oldukları dönemde, dindarlıklarının yoğun olduğu dönemde dünya hakimi oldular. Teknolojide, bilimde müthiş ilerlediler, acayip zengin oldular. Çok mutluydu gençler. Amerikan askerleri Türkiye’ye gelirlerdi, hep böyle eğlenirlerdi çok neşeliydiler. Coni derdik biz o zamanlar çocuklar Coni derlerdi, pür neşeydiler şu an üzgünler ve intihar eğilimindeler. Ve sürekli acı içerisindeler. Bu bir uğursuzluk, bir acayiplik var.

OKTAR BABUNA: 84 dakikada bir kişi intihar ediyormuş bir asker.

ADNAN OKTAR: 84 dakikada bir asker intihar ne demek?

OKTAR BABUNA: Günde ortalama 20 kişi.

ADNAN OKTAR: Çok ürkütücü bu.

CEYLAN ÖZBUDAK: Kendisi özel trafik kazası yaparak intihar edenler dahil değil.

ADNAN OKTAR: Trafik kazası yapıyor özel olarak ve intihar ediyor dahil değil. Yazık günah değil mi? Bu çocukları eski mutluluğuna kavuşturalım. Allah sevgisiyle onları coşturalım. Ve bunların savaşla çocukların moralini bozmak, bunları katil haline getirmek, bunları delirtmek çok korkunç bir şey. Oraya buraya ülkelere gönderiyorlar, çocukları katilliğe alıştırıyorlar, cinayete alıştırıyorlar. Ömründe karınca ezmemiş çocuk, adam öldürüyor. Bir ruh ne olur bu durumda? Körpecik ruh 20 yaşında ki bir ruh adam doğruyor, adam kestiriyorlar. Bu çocuğun aklı gitmez mi? Cinnet geçirmez mi bu? Aklı gidiyor. Sen hem Darwinist materyalist eğitiyorsun, hem gidip adam doğratıyorsun. Onlar orada Amerika’da sevgi içinde yetişen çocuklar. Şakacı, neşeli, gitar çalıyor gülüyor eğleniyor, bir gün adamın eline kasatura veriyorsun git Müslüman’ı kes diyorsun. Çocuğun aklından gitmiyor o, sonda intihar ediyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Üniversite bursu vereceğiz diye askeri eğitime teşvik ediliyor gençler.

CEYLAN ÖZBUDAK: Liselerden bayağı o şekilde topluyorlar, hiç dünyayı tanımayan ufak çocukları.

ADNAN OKTAR: Yazık ufacık körpe çocukları genç yaşta katil yapıp, delirtiyorlar çocukları. Ondan sonra da sepete atıyorlar, kullanılmış mendil gibi kenara atıyorlar çocukları. Katil, işi gücü olmayan bir insan ne kadar korkunç bir şey. Niye çocukları katil hele getiriyorsun? Vicdan azabından mahvoluyor çocuklar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey daha önce de göstermiştik, intihar askerlerin her biri için bir bayrak dikilmiş Amerika’da, toplu halde Beyaz Saray’ın önünde.

ADNAN OKTAR: Şuraya bak sırf intihar bunlar. Bu felaketi Allah sana göstertmiyor mu?  Bu resim bu ne? Allah sanan bir felaket gösteriyor, bir bela gösteriyor aklını başına al diye. Sana Allah’tan bir uyarı.

AYLİN KOCAMAN: Ayrıca Adnan Bey, okul katliamları çok fazla oluyor. En son geçtiğimiz hafta da oldu bir tane. Normalde gençler gidip katliam yapıyorlar çok rahat.

ADNAN OKTAR: Çocukları delirttiler. Sevgiyle, merhametle, dostlukla, kardeşlikle, akılla, irfanla hepsini üstünde derin imanla Allah korkusu, Allah sevgisiyle yetiştir. Ne yapıyorsun böyle? Toptan cinnete götürecekler Amerika’yı, mahvedecekler.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bunu yapmak yerine şu an ilkokullara ufak çocuklara çelik yelek dağıtıyorlar.

ADNAN OKTAR: Akla bak. Sen Darwinist eğitimi durudur, çelik yelek dağıtacağına. Ne kadar tersten gidiyorlar olaya.

AYLİN KOCAMAN: Silah alımı kolay mı olsun zor mu olsun, hep onu tartışıyorlar ve zihniyet değişikliği üzerinde hiç durmuyorlar eğitimin üzerinde.

ADNAN OKTAR: Israrla üzerinde duralım anlatalım. Uyaralım, belki faydası olur. Israr da fayda var. Telkinde fayda var. Din telkinle kaimdir. Telkinle güçlü olur. Sürekli telkin etmek lazım. Onun için Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker, farz. Ömür boyunca. Münker ne demek? İnkardan kaynaklanan bir ifade, kelime. İnkardan insanları geri çekmek. Emr-i bi'l ma'rûf, maruf olan güzel olanı da anlatmak. Ne kadar anlatacaksın? Ömür boyu.  Dinlesin veya dinlemesin.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, İtalya’da da ekonomi, durgunlaşmasıyla pek çok kilise satılmış. Ve yerine banka, gece kulübü, tiyatro, araba tamirhanesi gibi mekanlar oluşturulmuş.

ADNAN OKTAR: Kiliselerin yerine. Çok korkunç bu.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Baksana ne hale getirmişler.  Araba tamirhanesi etmişler. İşte bu kafa buraya götürüyor.

“Kedicikleriyle güncel ve dini konulara değinen Oktar, oluşturduğu yeni tarz efsane Amerikan Başkanı Abraham Lincoln’u hatırlattı. Sakalına dokunmayan, ancak bıyıklarını kesen Oktar’ın bıyık bölümü ise IŞİD’i andırıyor.” Halbuki IŞİD’in bıyıkları uzun. Kısa bıyık zaten ehl-i sünnet inancında sünnet olarak bilinir. Peygamber (s.a.v)’in bıyıklarını kısalttığı, sakalını uzattığı şeklinde hadislerde var. Bütün Kütüb-i Sitte de hadislerde öyledir. Peygamberimiz (s.a.v) “bıyıklarınızı kısaltın “ diyor. “Ehl-i Kitap’a ve müşriklere muhalefet ediniz. Bıyıklarınızı kısaltın, sakalınızı uzatın bir kabzanın üstünde de uzatmayın” diyor “sakalınızı.” Dolayısıyla IŞİD sakalı değil de, Peygamber (s.a.v) sünneti demeleri lazım. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v)’in bıyıkları böyleydi, bu şekildeydi. Bilmeyenlere duyurulur. Peygamberimiz (s.a.v)’in bıyık stili bu şekildeydi. IŞİD’in değil, bakın Peygamberimiz (s.a.v)’in bıyık şekli bu şekildeydi. Kısaltıyordu bıyıklarını ve sakalını uzatıyordu ama bir kabzayı geçirtmiyordu. Dolayısıyla IŞİD bıyığı diye bir şey yok. IŞİD sakalı diye bir şey yok. Peygamberimiz (s.a.v)’in sakal modelini şu ana uyguladığım. Bu bıyık kısaltma Peygamberimiz (s.a.v)’in sünnetine uygun şekilde. Abraham Lincoln, o bana benzemiştir, ben ona niye benzeyeyim? Abraham Lincoln Peygamberimiz (s.a.v)’e benzemeye çalışmış olabilir. Peygamberimiz (s.a.v)’in sakalı öyleydi. O şekildeydi.

CEYLAN ÖZBUDAK: Abraham Lincoln’un geriye kalan eşyalarının içerisinde sürekli cebinde taşıdığı Kuran var.

ADNAN OKTAR: Bu nedir? Gizli Müslüman. Abraham Lincoln’un Kuran’la ilgili açıklamaları, başka birçok ünlü yazar bilim adamlarını hayatları, yanlarındaki taşıdıkları Kuran’lar, gizli Müslümanların sayısının çok fazla olduğunu göstertiyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yarın akşam saat 21:00’da yeni bir program başlıyor A9 TV’de. Hüma Babuna’nın sunduğu “Başkent Birikimleri” isimli programın ilk konuğu Çankaya Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Yahya Zabunoğlu. Bülent Arınç, Deniz Baykal gibi pek çok siyasetçinin hocası olan Sayın Zabunoğlu, programda idari hukukundan ve RTÜK’ün işleyişinden, RTÜK’ün aldığı bazı kararların neden hukuka uygun olmadığından bahsedecek. İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. O demin söylediğin.

KARTAL GÖKTAN: Diğer program “Yaşamdan Portreler” ona konuk olacak kişiyse yazar Bahadır Yenişehirlioğlu. Yarın akşam saat 8’de A9 TV’de Yaşamdan Portreler programı var. Aylin Atmaca’nın konuğu Sayın Bahadır Yenişehirlioğlu. Saat 9’da da yeni bir program başlıyor. Hüma Babuna’nın sunduğu “Başkent Birikimleri” isimli programın ilk konuğu Çankaya Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Yahya Zabunoğlu. Bülent Arınç, Deniz Baykal gibi pek çok siyasetçini hocası olan Sayın Zabunoğlu, programda idari hukukundan ve RTÜK’ün işleyişinden, RTÜK’ün aldığı bazı kararların neden hukuka uygun olmadığından.

ADNAN OKTAR: RTÜK’e tazminat davası açtık. “Niye böyle bir şey yaptınız gerek mi vardı?” Kırgın bir üslupla oradaki muhteremlerden bazı ifadeler duyduk. Öyle ve oradaki arkadaşında uyarıldığı, böyle rapor mu olur? Böyle niçin konuştun gibisinden ifadede bulunmuşlar. Bizde ilginç bulduğumuz için zaten mahkemeye intikal ettirdik. Mahkeme gereğini yapar. O anlatacak işte oradaki ilginç görüşlerini. Neyse mahkeme huzurunda anlatır.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fransa’da yaptığı konuşmada Avrupa ülkelerine şu eleştiriyi getirdi; “Batının Ortadoğu’ya karşı sergilediği çift standartlı durum son bulmadığı müddetçe, Ortadoğu’da ve diğer bölgelerde bu tahribat artacaktır. Batıda bu tahribattan uzak kalmayacaktır. Bugün Kobani’yi kurtarırsınız, yarın başka Kobani’ler çıkar. PKK’ya yeşil ışık yakılırken, bu terör örgütüne kırmızı ışık yakılması samimiyetin sorgulanmasına neden olur” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam daima doğruları anlatıyor ama dünyayı aydınlatmak için Türkiye’nin bir ajansı olsun. Türkiye’nin dünyayı doğru bilgilendirme ajansı olsun. Anadolu Ajansı gibi değil. Bu ajansın amacı sadece yanlış bilgilerin doğrusunu vermek. Her yanlışı düzeltme şeklinde özel bir ajansı olsun. Hem radyo, hem televizyon tarzında, hem gazete tarzında yayın yapan bir yer. Doğru bilgilendirme ajansı. Dünyadaki yanlış bilgileri de düzeltsin, Türkiye’deki yanlış bilgileri de düzeltsin. Tayyip Hocam, zannediyorum bu düşüncemizi değerlendirecektir. Ama gecikme olmadan olsa, çok daha iyi olur.

CEYLAN ÖZBUDAK: Fransa’da Tayyip Bey’in bu konudaki görüşlerine katıldığını söylemişti. Sizin de dediğiniz gibi Adnan Bey sadece Kobani’ye yönelik değil bütün Suriye’nin tamamına yönelik bir kurtarma operasyonu düşünülmesi gerekir diye söylemişti Tayyip Bey. Fransa’da aynen bu şekilde olası gerektiği sadece Kobani yok diye açıklama yaptı bugün.

ADNAN OKTAR: Kobani dedikleri yer, kurtaracağız dedikleri yer, 500 metrelik bir yer, en fazla 400 500 metre. Adamlar 500 kilometreyi almışlar. Orayla ilgili bir konuşma yok. Orayı kurtaralım diye bir konu yok. Hep PKK’nın hakimiyet alanında olan 500 kilometre bütün alanı almış. Birkaç nokta kalmış, diyor ki IŞİD; “oraları da alacağız” diyor. Azami 500 metrenin içinde sıkışmış durumda bunlar. Şu an oraya Barzani’nin askerleri de gelemiyor, bekliyorlar. Niye bekliyorlar biliyor musunuz? Can korkusu, giremiyorlar. Çünkü girdiğinde ölecek. Şu kepazeliğe ne gerek var şu rezalete? PKK oradan tamamen gitsin, Türk devleti de oraya garantörlük sıfatıyla yaklaşsın, koruma altına alasın ve konu bitsin. 

CİHAT GÜNDOĞDU: İstihbarat amaçlı on tane peşmerge göndermişler içeriye ilk olarak, dokuzu geri dönmüş, biri ölmüş.

ADNAN OKTAR: Kardeşim belli ne olacağı. Bak ben söyledim, “hepsini öldürürler” dedim.

BÜLENT SEZGİN: Çatışmaya girmemişlerdi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bu süsle de olmaz dedim. Bayram çocuğu gibi süslenip oraya gitmenizle sizi dinlemezler dedim. Değil mi? Nitekim dediklerim de oluyor. Yapmasınlar etmesinler. Akıllarını başlarına alsınlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanımız sizin belirttiğiniz şekilde bir açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Batının neden özellikle Kobani üzerinde durduğunun sorgulanmasını” belirterek şunları söyledi: “Kobani’de ne var acaba? Bu gün Kobani’yi bombalayanların Hama, Humus vurulmuştur, sesleri çıkmamıştır. Orada sesleri çıkmayanlar acaba Türkiye’nin sınırındaki Kobani’yle ilgili niye bu kadar aceleci dünyanın her yerinde bir stratejik konuma taşıdılar? Onlar için stratejik önemi nedir? Benim sınırımda burası. Eğer stratejik bir konumu olacaksa benim için olmalı. 200 bin insan oradan çıkmış vaziyette. Şu an boş bir Kobani var” dedi.

ADNAN OKTAR: Dediklerimin tekrarı. Haftalardan beri anlattıklarımın tekrarı. Hükümete destek böyle olur. Sen yeri göğü inletirsen, başbakanın elini güçlendirirsin. Ama durduk yere bunu başbakan yahut cumhurbaşkanı söylerse, onun zemini oluşmamış oluyor. Ama zeminini oluşturup dünya çapında bunu meşhur hale getirirsen, onlar da onu teyid eder mahiyette konuştuklarında, elleri rahat olmuş oluyor.

“Evet” diyor, “Allah aşkıyla sevdiğim Adnan Bey” diyor. “Avrupa, Yaratılış Atlası’yla ilgili hakikaten çok vurucu kelimeler kullanmış. “İstila, fırtına, deprem” gibi kelimeler, hissettiklerini çok iyi anlatıyor. Sizinle gurur duyuyoruz” diyor.

Bütün güç kuvvet Allah’ın. Onları bu hale getiren Allah. Bizi vesile ediyor.

Benim anlamadığım, şu maden ocaklarına kurtarma odaları niye yapmıyor? Mesela bir kapı, çelik kapı, bir merdiven, oradan yukarıya çıktığında, temiz havaya kavuşabileceği bir sistem. Yani rahatça dışarı çıkabileceği bir sistem. Çok yüksek de olabilir, dimdik. 1000 basamaklı olabilir, 1500-2000 basamaklı olabilir. Yap, bir tünel yap, bir de kapı yap. Bir durum olduğunda, o kırsın o kolu açsın, çıksın oradan yukarı. Gayet kolay. Sık sık aralarla yap. Bir tünel açacaksın nihayetinde, 45 derece açıyla. O canlar oradan çıkar giderler. Su da bassa çıkar, bir şey yapar, bir yol bulur. Ama bu vaziyette olmuyor. Nereye dönse toprak. Nereye dönse maden. Yap ne olur yani her 20 metrede yap.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin faaliyet haberleri var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tamam.

KARTAL GÖKTAN: Kayseri’de kardeşlerimiz bu gün sizin kitaplarınızdan dağıtmışlar. Sonrasında evde buluşup sohbet etmişler, yemek yemişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şu ev sohbetleri ve bir de orada yemek yemeleri daha da hoşuma gidiyor. Her evde bir nur. MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Balıkesir Üniversitesi öğrencileri evde bir araya gelip birlikte yemek yiyip, çeşitli konular üzerinde sohbet etmişler, belgesel seyretmişler.

ADNAN OKTAR: Oh maşaAllah, ne güzel. Allah zihin açıklığı versin.

KARTAL GÖKTAN: Urfa’da kardeşlerimiz sizin kitaplarınızdan 90 adet dağıtmışlar, esnafa dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Urfa’nın aslanları.

KARTAL GÖKTAN: 26 Ekim’de kardeşlerimiz Karadeniz Teknik Üniversitesi Kampüsü’nde, Of ve Sürmene ilçelerinde hastane çalışanlarına, öğrencilere ve halka 295 adet kitap ve dergi hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel, ne güzel. Özellikle hastaneler ümitsiz insanların, acı çeken insanların yeri oluyor. Orada insanın imani bir eserle karşılaşması ne güzel.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey kardeşlerimizin faaliyetlerinden birkaç tane daha vardı okumadığımız. Bugün kardeşlerimiz Ankara Demetevler Metro çıkışında 25 adet kitabınızı ve 15 adet belgesel cd’si dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 29 Ekim tarihinde ev sohbetinde buluşmuşlar. Yine 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda İstanbul’dan kardeşlerimiz Bağdat Caddesi’nde sizin Atatürk konulu çeşitli kitaplarınızdan 1200 adet halka hediye etmişler, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş. 1200 adet hem de. Mükemmel. Kardeşim, kitap insanların kolay ulaşabileceği bir şey olmuyor. Yolda adamın birgün hayatında ona bir kitap sunuluyor. Onun ilk kütüphanesi o oluyor. Halk fakir, kitap bulmak kolay bir şey değil. Özellikle dini bir eser bulmak. Buluyor, zırva dolu eserler, birçoğu. Adamın mevcut imanını da kaybettiriyor. “Peygamber” diyor “bir dokundu, adam ölüydü bir anda fırladı ayağa kalktı” diyor. Çılgınca izahlar. Böyle akıllıca İslam’ı anlatan kitap bulmak çok zor. Bunu okuduktan sonra adam, samimi olarak gerçekten iman ediyor. Onun için bir mutluluktur, ferahlıktır. İmansız yaşamak, o kadar zor bir şey ki. Bütün dünyanın altında kalır imansız olan bir insan. Bütün dünyanın altında kalır. İmanlı insan bütün dünyanın üstüne çıkar, ferahlık içinde olur.

Ben bak diyorum, küçükken kitap bulmak bizim için acayip zor bir şeydi, dini bir eser. Babam CHP’liydi, annem de CHP’liydi. Anneannem de eliyle işaret ederdi, hangi partiye oy vereceksin derdim, şöyle yapıyordu elini, CHP’nin altı okunu göstertiyordu. Yani dinden, İslam’dan bahseden insan çok az oluyordu. Bir gün bir evde küçük bir kitap buldum ufak, “Süleyman Meseleleri.” Herhalde bunu muhtemelen ya Hristiyanlar dağıttı, Yehova Şahitleri yapmıştır, Yehova Şahitleri çok şevkli o konuda. Bak bir şekilde ulaştım. Baktım baya güzel içinde hükümler, anlatımlar. Yıllar sonra ben namaz hocası kitabı aldım. Fakat nasıl oldu o da, bir gün annem dedi ki “bu çocuk oruç tutuyor” dedi “benim oğlum” dedi. Oradaki amca dedi ki “oruç tutuyor güzel,  çok güzel de namaz kılıyor mu?” Dedi. “Yok” dedim “namaz kılmıyorum” dedim. “Olmaz, namaz da kılmanız lazım” dedi. Yerin dibine girdim ben, kıpkırmızı oldum. Hemen gittim Ankara’ya, Ulus semtine. Pazar günüydü unutmam bütün dükkanlar kapalı, kitapçılar kapalıydı. Dışarıda kitap satan yerde, Ulus’ta pasajın altında kitap satan bir yere geldim, yerde. Orada “namaz hocası” diye bir kitap buldum, aldım, koşarak eve gittim. Orada ne okuduysam kendimce namaz kıldım. Hatta diyor ki bak “öğlen namazı” diyor “ikişer rekattan 4 rekattır” diyor. Ben iki rekat kıldım sonra gezindim, sonra bir iki rekat daha kıldım. Çünkü ikişer rekattan dört rekat diyor toplam. Halbuki peş peşe birlikte kılınması lazım. Ne biliyorsam uyguluyorum.

Bak bir kitap hemen bu etkiyi yapıyor. Bir insanın bir kere uyarısı bak bu etkiyi yapıyor. Emr-i bi'l ma'rûf çok önemlidir, nehy-i anil münker çok önemlidir. Ben oruç tutuyorum diye gayet rahattım. Ama bak adam hiçbir şey demedi, bak dedi ki sadece “namaz kılıyor mu?” dedi. “Yok” dedim. Zaten onu derken bile ben yerin dibine girdim. Namaz kılmıyorum. “Namaz kılması lazım” dedi “kılmamız lazım” dedi. İşte bir insana gidip bunu konuştuğunda yeterli bu. Mesela bir iman hakikati, bir Kuran mucizesi. Bir Kuran mucizesi anlatıyorsun, o gider bin kişiye anlatır. Bir yanda da insanda hocalık ruhu vardır, hoca olmak çok hoşuna gider insanların. Amatör hocalar, yeni dindarlar en iyi İslam’ı tebliğ edenlerdir. Acayip coşkulu olur onlar, her yere gider anlatır. On kelime öğrenir, on hüküm öğrenir, herkese gider anlatır. Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker” hayati bir konu. Onun için kitap dağıtımı, mesela kardeşlerimiz kitap dağıtıyor, her kitap ulaşan adamın hayatı değişir. Benim kitaplarımdan bir kişi bir insanda olduğunda, inanın bir daha onun deccalin eline düşmesi imkansız. Oradaki samimi, akılcı, dürüst, inandırıcı anlatımda ikinci bir ihtimal olmaz. Fakat yobaz anlatımında, deccalden kurtulması adeta imkansız hale gelir. Yobazın kitabı, eseri, Müslüman’ı imanı biraz zayıf da olsa, imanı olan bir insanı deccalin eline götürür teslim eder. Yobaz kitabı mahveder insanı. Bütün Ortadoğu’yu mahvetti yobaz esreleri. Yüzde doksanını mahvetti. İran gençliği hep dinsiz. Suudi Arabistan gençliğinde dinsizlik acayip yaygın. Yüzde yetmiş-sekseni bulmuştur. Bu kadar yaygın.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün sosyal medyada bazı fotoğraflar yayınlandı Adnan Bey, Amerikalıların kendi adlarına savaşması için Iraklılara nasıl para dağıttığını gösteriyor. Genellikle toplumun en düşük eğitimli, en şiddet yanlısı kişilerini bu şekilde ücretli tutup, askeri harekatlarda kullandıkları iddia ediliyor. Fotoğraflar vardı, gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Çok aşağılayıcı. Çok kötü. Yazıklar olsun. PKK’da gidip övünüyor. Bunlarla berabersiniz, paralı katillerle berabersiniz. Ahlaksız herifler. Neyine övünüyorsun? Kendini kurtuluş savaşçısı gibi gösteriyor. Sağın profesyonel katil Amerikalı, solun Avrupalı psikopat katiller, sen de paragözsün, sen de Amerika’dan hem para alıyorsun, hem imkan sağlıyorsun, hem silah alıyorsun, hep beraber oradaki mazlumları katlediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi, geçen yıl Türkiye’ye geldikten sonra tutuklanan Suriye’den YPG’li İsmail Sadık’a PKK, KCK ile bağlantılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Böylece mahkeme YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmiş oldu.

ADNAN OKTAR: Mahkemeyi tebrik ediyorum, mükemmel. O mahkeme kararını da alın, her yerde hem Amerika’ya gönderelim, hem de he yerde bilinsin.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli, peşmergenin Türkiye’den geçişi için şunları söyledi: “AKP hükümeti PYD, PKK terör örgütüne silah, mühimmat ve lojistik yardımı yapmaktadır. PKK’ya açılan koridorun, PYD’ye verilen desteğin karşılığı kesinlikle ihanettir. Bunun anlamı şudur, belli ki Türk devletinin eli kolu zincirlenmiştir. Türk askerine saldıran PKK’lı guruplar, peşmergeyi bağrına basmış, zafer işareti ve zılgıtlarla selamlamıştır. Kobani’ye yardım bahanesiyle ağır silahlı peşmergelere Türk vatanı çiğnetilmiştir” dedi.

ADNAN OKTAR: Başbuğ kükremiş, daha da kükresin, yeri göğü inletsin. Bu kükremeler ta Amerika’ya kadar gidiyor. Muhalefet çok önemli bu konuda, hükümetin eli güçlenir bu durumda. Tek başına Tayyip Hocam nasıl açıklama yapsın karşısında? Amerika var, Avrupa var bilmem ne var. Yapıyor delikanlı korkmaz da, ama gür bir koronun bunu haykırması gerekiyor. Onun için Sayın Bahçeli’nin bu coşkulu açıklamaları çok hayati. Daha da güçlü, daha tekrarlı mükerrer kükremesinde fayda var.

Yusuf Mazi; “Adnan Hoca formatı yine değiştirmiş. Adam biliyor işi abi.” Tabii, Allah düzenliyor, bizi vesile ediyor.

Bir hanım kardeşim ne diyor; “Muhabbetine, nuruna, güzelliğine, aklına doyamadığım göz aydınlığım, kalp ferahlığım, ne büyük nimetsin.” Ne güzel.

Erol yazmış, Adem, İsmail, Ercan, Hakkan, Gürkan Akkuzu, genellikle sevgilerini, saygılarını, muhabbetlerini belirtiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Sünnilerin saz aletlerini kırmak için toplu törenleri varmış. Bu törenleri gösteren videolarda yayınlanıyormuş. Yüzlerce kişi toplanıyor bir âlim önünde utlar, darbukalar kırılıyormuş.

ADNAN OKTAR: Sonrada evde döne döne oynuyorlar. Kendi evlerinde ud, darbuka hepsi oluyor.

Herkes aklını başına alsın, Türk devletini yıkmak isteyen bir düşünce, Türk milletinin başına bela olmuş bir düşünce. Ve inançlarımıza itikâl ve her şeyimize aykırılar, anormal adamlar ve katil bunlar kahpe ve acımasız ve kalleşler. Biz bunlardan uzak olmak istiyoruz, adamlar çekip gitsin. Ben PKK’lıların öldürülmesine karşıyım. IŞİD’inde öldürülmesine karşıyım. Devletinde bombalamasına karşıyım havadan bombalamasına yani ben bunu adil bulmuyorum. Adam dağda geziyor, orada çobanda olabilir, PKK’lıda olabilir. Hiçbir suça karışmamışsa PKK’lı nasıl öldürebiliyorsun? Karışsa da nasıl öldürüyorsun? Karışsa da öldüremezsin en fazla yargılarsın suçunu ispat edersin hapsedersin. Bombalama ne demek? Fikirle olur fikirle istediğini yap havadan istediğin gibi müdahale yap, jet uçağıyla kitap at, internetten radyolardan televizyonlardan her türlü propaganda yap, tartışma programı bunlar olur. Karşındaki insanı öldürerek olmaz. Öldürmeyi çok acımasız bir yöntem olarak görüyorum, yani asla kabul etmem

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir sonucunun olmadığını siz söylemiştiniz Adnan Bey, gerçekten şu anda bütün havadan bombardıman yapılmasına rağmen Suriye’ye ve Irak’a ayda bin kişi yabancı savaşçı gidiyormuş katılmaya IŞİD’e.

ADNAN OKTAR: Zaten bombaladığında mesela bir çocuk yüzü yırtılıyor, babası görüyor, onu adam ömür boyu o bombardımanı yapana kin duyar. Çocuğun gözü gitmiş oluyor, çocuğunun gözünü hep öyle gördükçe adam delice bir intikam hırsı içinde olur. Böyle olmaz o işler. Amerikalılar nur gibi insanlar, niye böyle katilliğin, cinayetin içine sokarsınız.

CEYLAN ÖZBUDAK: Çocukça da düşünen bir kısmı var; “İran’ın Ortadoğu’da bir ordusu var Hizbullah’ı kullanıyor” diyorlar. “Sudi Arabistan’da El- Kaide’yi kullanıyor. Bizim yok. Bizimde PKK olsun” diye söyleyenler var aralarında. Çocukça inat gibi bir düşünceleri var.

ADNAN OKTAR: Aklı gitmiş bunların. PKK seni zaten her tuttuğu yerde boğar. Amerika’dan nefret eden bir sistem. PKK, Amerika’yı her zaman emperyalist gören, Faşist gören, aşağılık gören bir mantık içinde. Şu an yalakalık yapıyorlar, şu an kemik yalıyorlar. Amerika bunlara kemik atıyor, bunlarda yalıyorlar. Kalleş ve dönek adamlar. Rüzgârgülü gibi dönüyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Libya’da Libya El- Kaidesini desteklediler Kaddafi’ye karşı, Ahar Aşam şu anda bütün onların verdiği silahlar beraber IŞİD’e katıldı, bütün olarak.

ADNAN OKTAR: Çok akılsızlar. 30 kere söylüyoruz, kardeşim yapmayın etmeyin, bunlara silahı verirseniz olduğu gibi alırlar diyoruz. Dinlemiyorlar, yine aynı hatayı yapıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç resim gösterebilir miyim Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: Şeyh Mehmet Efendi ve Şeyh Bahaddin Efendi Güney Afrika’ya gitmişler. Oradan birkaç resim var.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak en başta olanı en sonda gösteriyorsun. Şeyh Mehmet Efendi, Şeyh Bahattin Efendi Güney Afrika’ya gitmişler, çok güzel olmuş. Şu güzelliğe bak sen. Kuzu sever gibi seviyorlar. Ne güzel oraları nurlandırıyorlar. Allah onlardan razı olsun. Her ikisinin de ellerinden, ayaklarından öpüyorum, Allah mübarek etsin, tebliğlerini daha da güçlendirsin. Güney Afrika en çok ihtiyaç duyulan yerlerden birisi. Bak nur gibi insanlar. Resimleri tek tek göster, zum yaparak göster tek tek. Mehmet Efendi’ye ve hocamıza tekrar tebriklerimi sunuyorum. Bahaddin Efendi’ye sakal çok yakışmış. Allah mübarek etsin, çok güzel olmuş. MaşaAllah, Şeyhimizin aynı karakteri. Şeyh Mehmet Efendi biliyorsunuz, vekâlet onda. Çok güzel, maşaAllah.

Gecemizi böyle bitirelim yarın devam, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü