Harun Yahya

Sohbetler (3 Kasım 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler Programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sefa bulduk. Bu, Güneydoğu’da durum vahim diyorlar. Böyle bir şey varsa devlet bizlere yardımcı olsun da biz orada tebliğ faaliyeti yapalım. Sırf A9 ile olmaz. Devletin TRT’si var değil mi? İman hakikatleri anlatalım. Darwinizmin, Materyalizmin geçersizliğini anlatalım. Gençler arasında Komünizm çok yayılmış Güneydoğu’da. Yani söyleyenler öyle sıradan insanlar değil. Üst bürokratlar şunlar bunlar. Yani zannettiğiniz gibi değil, akıl almaz yaygın Komünizm diyorlar. Gençler arasında Materyalist düşünce, PKK düşüncesi çok yaygın diyorlar. Cevap da verilmiyor bunlara. Bir de korku çok önemli bir husus oluyor. Mesela eskinden de olurdu o, 12 Eylül öncesinde. Lisede farz edelim DEV-YOL hakim olurdu, herkes DEV-YOL’cu olurdu. Yahut İGD hakim olurdu, herkes İGD’ci olurdu. Kaç kişi biliyor musun? 20 kişi olması yetiyordu lisede, 10 kişi olması yetiyordu. Hepsi İGD’ci oluyordu korkudan. Şimdi gençler korkudan hepsi PKK’lı görünüyorlar ki, kendilerini koruyabilsinler. Öbür türlü can güvenlikleri olmuyor. Yani normalde nefret ediyorlardır. Ama hakikaten materyalizme de inanabilirler. Çünkü devlet okutuyor artık Darwinizmin geçerli olduğunu. Şimdi devletin dediğini çocuk kabul ediyor. Bu kadar açık. Devlet yalan mı söylüyor diyor çocuk. Devletin kitabında Darwinizm, materyalizm anlatılıyor. Tarih, felsefe, biyoloji hemen hemen her derste, neredeyse matematik dersinde de anlatacaklar, hepsinde anlatıyorlar. Bizim Türk Dili hocamız vardı akademide, alakasız. O da anlatırdı Darwinizmi, materyalizmi anlatırdı. Mesela Uygarlık Tarihi dersi vardı, hem Komünizmi anlatıyorlardı, hem Darwinizmi, hem materyalizmi. Cevabının verilmesi lazım. Devlet soğukkanlı bir politika izleyebilir ama hükümetin soğukkanlı olmasına gerek yok.

KARTAN GÖKTAN: Adnan Bey, bugün 10 Muharrem Aşure günü. Bildiğiniz gibi bugün Kerbela’da Hz. Hüseyin ve beraberindeki 72 Müslüman, Yezidi ordusu tarafından şehit edildi. Ayrıca bugün Hz. Nuh (a.s)’ın gemisinin tufandan kurtulduğuna, Hz. Yakup (a.s)’ın oğlu Hz. Yusuf (a.s)’a kavuştuğuna, Hz. Musa (a.s)’ın Kızıl Denizi geçtiğine ve Hz. Yunus (a.s)’ın balığın karnından kurtulduğuna inanılıyor.

ADNAN OKTAR: Ayrıca Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru da yine Muharrem ayında olacak, inşaAllah. Rivayetlerde öyle geçiyor. Var bir şey. Kurtuluş Muharrem ayında demek ki, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Van’ın Gürpınar ilçesinin Kırkgeçit köyünde, evin önünde oynayan 4 yaşındaki Nehir Arslan adındaki kız çocuğu 5 gün önce kaybolmuştu. Hem jandarma, hem de AFAD aramaları kar kaplı arazide sürdürüyor. Evinin 2 kilometre uzaklığında bir ahırda küçük kıza ait üzerinde kan lekeleri olan mont inceleniyor. Hala bir sonuca ulaşılamadı.

ADNAN OKTAR: Cinayet demek ki. Orada bir sapık bir şey yapmış anladığım kadarıyla. Yine yakınlarda aramaları lazım. Yani en fazla 100 metre bile yoktur. Oralardadır yani. Yakın alanlara bakmak lazım. Tanıyan bilen de yok. Fazla uzakta olacağını zannetmiyorum. Yalnız küçük kız çocuğunu ailesi bırakıyor sokağa. Böyle olmaz, çok titiz takip etmeleri lazım. Adeta çocuğu bırakıyor. İstediği saatte geliyor. Gece yarısı gelmezse anlıyorlar. Öyle şey olur mu? İyice yetişkin oluncaya kadar dakika dakika, saniye saniye kontrol etmeleri lazım. Sürekli de sokakta olmaz çocuk. Sokaktaysa bile, evin önünde olması lazım. Evin önünden dışarı çıkmaması konusunda çok titiz olmak lazım. Komşuların da bu konuda çok titiz olması lazım. Çünkü onların çocuğunu da diğer komşu koruyacak. Bu, sevginin, korumanın bir gereği. Doğrusu sevgi, akıl, yarımlaşma, kardeşlik, vefa. “Bana ne elin çocuğundan” diyemeyiz, “bana ne elin insanından” diyemeyiz. “El” dediğin Hz. Adem (a.s)’dan senin kardeşin, mümin kardeşin.

KARTAN GÖKTAN: Adnan Bey, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Abdullah Öcalan’ı bir baş müzakereci olarak ve Türkiye barışının, bölge barışının lideri olarak muhatap alıp, “ya bu sorunu çözeceksiniz, yada kendi çözümsüzlüğünüz içinde kıvrana kıvrana yok olacaksınız. Bugün siyasi iktidar tam da bu çözümsüzlüğün getirdiği kıvranmayı yaşıyor. Ne söyleyeceğini bilemiyor. Bir söylediği bir söylediğini tutmuyor” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Kardeşim işte çözümün ne olduğunu söylemiyor Hükümet. Bu adamlar çözüm diye bir şey biliyor ama biz bilmiyoruz. Abdullah Öcalan biliyor fakat biz bilmiyoruz. Çözüm süreci diyorlar. Mesela bu kadına sormak lazım çözüm nedir? Çözüm olup rahata kavuştuk ne mutlu bize dedikleri an ne olacak, biz ne göreceğiz? “Hiçbir şey görmeyeceksiniz” diyor. Böyle laf olur mu? Çözüm süreci değine göre sen somut bir şey bekliyorsun demektir. Beklediğin somut şey Türkiye’nin bölünmesiyse bu olmaz. Abdullah Öcalan baş müzakereci, başbakan, cumhurbaşkanı ona getiriyor yani.

BÜLENT SEZGİN: Bir de “yakında mecliste görürseniz şaşırmayın” demiş.

ADNAN OKTAR: Bir gariplik var. Hükümet de kendi içinde halletmeye çalışıyor. Hükümet sivil toplum kuruluşlarından yardım istesin, muhalefetten yardım istesin. Böyle olmaz. Bir gariplik var. Güneydoğu gençlerinin büyük bir bölümü Komünizmin pençesine düştü. PKK tehdidi altında kıvranıyorlar. Orayla hayat bağlantısı adeta koptu. Müslümanlar camiye gidemiyormuş korkudan. Ağrı’da, Bitlis’te, Van’da her yerde PKK’nın azgınlığı devam ediyor. Buna bir çözüm bulunması lazım. Onun için devlet bize yardımcı olsun. TRT’den Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini anlatalım, dinsizliğin yanlışlığını anlatalım, PKK’nın yanlışlığını anlatalım. Çok kapsamlı bir karşı propaganda yapalım. Artık bunun lamı cimi yok. Başka çözüm görünmüyor. Fikre fikirle karşılık verelim. Susmakla bir yere varılmıyor. Kadın diyor işte “kıvrana kıvrana yok olacaksınız” demek istediği o. Yani tek yanlı bu fikir gelişecek diyor. Karşı fikir geliştirilmesi lazım. Biz buna hazırız. Yani PKK’yı yerle bir edecek her türlü fikri donanıma sahibiz. Bize imkan tanısın devlet. TRT’de bomboş yayınlar, bir çoğu boş, gereksiz şeyler. Acil bir durum varken gereksiz şeylerle vakit kaybetmenin alemi yok. Uzlaştırıcı, barıştırıcı, sevecen din anlayışını bize İslam veriyor. Güneydoğu halkı da çok dindar. Ama onlar da bağnazlığın pençesinde kıvranıyorlar. Bir yandan Darwinizm anlatıyor, bir yandan bağnazlık anlatılıyor, bir yandan da PKK tehdidi var. Gençler de çözümü PKK’ya teslim olmakta buluyor birçoğu. Sen oradan sıkıştırır, oradan sıkıştırırsan ne yapar adam? Bağnaz bir yandan sıkıştırıyor, devlet de Darwinist, materyalist olmaları için uğraşıyor, PKK da diyor ki “biz de Darwinist, materyalistiz ama bizden yana olmazsanız öldürürüz” diyorlar. Gençler de onlardan yana oluyorlar. Büyük bir tehlike bu.

Bak, bu şimdi Ağrı’dan gelen bir mesaj. Çok yetkili bir kişi gönderiyor; “Bugün Güneydoğu’da durum sizin bildiğinizden çok daha vahim” diyor. Üst bürokrat, çok önemli bir isim bunu yazan. Rica ettiği için ismini ve makamını vermiyorum. “Eskiden camiye gitme oranı yüzde 80’di, şimdi yüzde 30. Ateizm çok yaygın. İmam hatip öğrencileri bile bana PKK’yı savunuyor. PKK aleyhine olan tek satır bir şeyi okumuyorlar ve anlatmak mümkün olmuyor” diyor. Tayyip Hocam, şimdi bak nasıl söyleyeyim üslubuyla, manevi çalışma için üç, beş kişi gönderme ile olmaz. İki, üç kişinin yapacağı iş değil bu. TRT devreye girecek. Devletin televizyonu devreye girecek. Kimse de gıkını çıkaramaz, bir şey diyemez. Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini bilimsel olarak anlatacağız. Kuran mucizelerini de bilimsel olarak anlatacağız. İman hakikatlerini de bilimsel olarak anlatacağız. Yani kimsenin itiraz edeceği gibi olmaz. CHP’den de itiraz gelmez. Kimse bir şey demez. Bak biz yapalım olur. Yahut devletin memuruna biz bilgi verelim, devletin memurları anlatsın. Hükümetin adamları anlatsın. Biz illa çıkalım kendimizi gösterelim demiyoruz. Yazılı olarak verelim anlatsınlar. Belgeler, dokümanlar verelim gidip anlatsınlar. Süreç dedikleri işte bu adamların. Yavaş yavaş PKK’ya Güneydoğu’yu teslim etmek. Birçoğunun süreçten anladığı bu. Siz sakin olun. Zaten bu doğal akışında PKK’ya teslim olacak Güneydoğu mantığı. Bilimsel çalışma yapmazsan, devlet de gece gündüz Darwinizmi, materyalizmi anlatırsa bu çocuklar ne yapsın? PKK da tehdit ediyor. İt kopuk askeri kıyafetli PKK’lılar geliyor okula, “sen hangi görüşü savunuyorsun?” diyor çocuğa soruyor, “PKK’lıyım” diyor. Ne desin? Aksini söylese bir ay sonra, iki ay sonra bir çukurda ölüsünü buluyorlar. Yani el kadar çocukları bunlarla muhatap eden bir politika olmaz. Dağdan, taştan bir kere PKK’yı kazısın devlet. Seçim öncesinde de, Efkan baba zaten öyle bir ışık verdi ama yapacak mı yapmayacak mı bilmiyoruz böyle bir çalışma. Biz umut ediyoruz. Ama Efkan baba, ya Allah Bismillah desin, Allah’a sığınsın, PKK’yı dağdan, taştan kazısın. Gençler herkes huzur içinde olsun. Okullara çocuklar rahatça PKK korkusu olmadan gitsinler. Neye mal olursa olsun bunu yapmamız lazım. Ama bilimsel çalışma için devlet bize müsaade versin. Hükümet müsaade etsin. İmkan tanısın. Seyredecek durumumuz yok. Biz sadece A9’la bunu halledemeyiz. TRT’nin bütün imkanlarını versinler bize.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, AK Parti’den Yasin Aktay bugün HaberTürk’te; “Batı’da PKK’nın İslam’a karşı özgürlükçü örgüt gibi tanındığını, IŞİD’in kapalı kadınların yanında başı açık PKK’lı kadınları gösterip özgürlüğünü kazanmış insan gibi lanse edildiğini” anlattı.

ADNAN OKTAR: Ne diyorsun, nasıl yorumluyorsun?

BÜLENT SEZGİN: Bağnaz yapıda Müslümanlığın, İslam’ın ne kadar yanlış anlaşılabileceğini dünyada ve bu yanlış anlatımlarla Müslümanlığa yanlış bir gözle bakıldığı, PKK’nın da bunu çok iyi bir şekilde kullandığı, bu şekilde bir oyun oynadığı aslında tüm dünyaya, Avrupa’ya, Amerika’ya. Bunun da tabii Avrupa ve Amerika’nın da desteklemesinden dolayı bu sonuç ortaya çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Yani devlet kadrolarına da PKK yerleşiyormuş Güneydoğu’da, bu çok büyük bir tehlike. Mesela bu ağabeyimiz önemli bir kardeşimiz. “Güneydoğu’da Bismil ve birçok yerlerde karakol amirini bile PKK’nın atadığını, onların istemediği bir kişinin atanamadığını” söylemiş. “Bankadan kredi almak için bile evrak sunduklarını, krediye bile onların karar verdiğini” söylemiş. Bu çok vahim bir gelişme. Tayyip Hocam çok yaman bir insan, bu durumdan mutlaka haberi vardır. Bizim yolumuzu açsın. Şu PKK’yı bize bir teslim etsin. Biz şunları bir hallaç pamuğu gibi atalım ilimle, irfanla, akılla, fikirle. Seyretme ile olmaz.

Davul zurna ile millet oynuyor başka bir şey yok. Böyle olmaz. Tayyip Hocam bir şeyden mi çekiniyor bilmiyorum ki. Sayın Davutoğlu da çok yaman bir insan. Bir bildikleri vardır ama ben anlayamadım. Göz göre göre bir anormallik gelişiyor. Beklemenin bir alemi yok. Her yerde feryat figan millet bağırıyor bir şey var yani. Bugün Davutoğlu da PKK mahkemeleri kuralım diye anlatmış. O zaman Hükümet bize imkan verin. Fikren biz bu adamları ezelim. Devlet Darwinist, materyalist düşünceyi anlatıyor. Tarih kitabında Darwinizm anlatılıyor, felsefede Darwinizm anlatılıyor, sosyoloji dersinde Darwinizm anlatılıyor. Hayat Bilgisi kitabından tut ta ilkokuldan başlıyor Darwinizm. Peki bu tahribata dur demek gerekmiyor mu? Darwinizmi anlatırsan ve Darwinizmi çocuklara enjekte edersen, ne demek istiyorsun? “Din doğru değil, İslam doğru değil, peygamberlerin dediği de doğru değil. Allah yok” diyorsun, “din diye de bir şey yok.” O zaman adam Komünist benim dediğim doğru diyor. Devlet de benim dediğimi diyor. Ben “din yok diyorum” diyor. Devlet de “din yok” diyor. Ne diyeceğiz o zaman? Burada bir cesur davranalım. Avrupa’dan falan çekinecek bir şey yok. Memleket elden gidecek öbür türlü, Allah esirgesin. Onun için hükümet ya kendi çalışma yapsın TRT’den veyahut bizi doğrudan görevlendirsin veyahut biz yardımcı olalım onlar yapsınlar. Bir şekilde bu olsun.

PKK’lıları karşımıza getirsinler, konuşalım adamlarla. Biz adamlarla konuşmayalım demiyoruz. Darwinisti, materyalisti de karşımıza getirsinler ama bir cevap hakkımız olsun bir şey diyelim. Cevap vermezsek bu nasıl olacak? Cami hocaları falan Güneydoğu’da bunlarla baş edemez. Baya bilmiş oluyorlar. Cami hocasına adam devletin kitabını gösteriyor “yalan mı yazıyor” diyor. Tarih kitabı, biyoloji kitabı, felsefe kitabı, sosyoloji kitabı açıkça gösteriyor çocuk. “Bu yalansa ben susayım” diyor. “Devlet yalan söyleyecek hali” diyor. O zaman ben haklıyım diyor. Nasıl konuşacağız o zaman? Bir fevkaladelik var.

ERDEM ERTÜZÜN: Bir kişinin açıklaması vardı hocam; “Liseye kadar dindardım” diyor. “Lisede o eğitimi görünce ondan sonra dinsiz oldum” diyor.

GÖKALP BARLAN: “Proteinlerin tesadüfen oluşumu bana gösterdiler” diyor, “ondan sonra durumum değişti” diyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha anlat baştan.

ERDEM ERTÜZÜN: Sol görüşlü bir yazar “liseye kadar dindardım, dedem de dindardı, dindar bir ailede büyüdüm. Orada aminoasitlerin tesadüfen oluştuğu anlatıldı bana, ondan sonra dinsiz oldum” diyor.

ADNAN OKTAR: Halbuki proteinlerin tesadüfen meydana gelmesi mümkün değil. Aminoasit ayrıdır, protein ayrı. Yıldırım çarpar nitrik asit olur. Aminoasit de ayrıca oluşmuyor. Böyle bir şey de yok. Yani bilgisizliğin meydana getirdiği bir tahribat var. Bunu müsaade etsinler de biz halledelim.

OKTAR BABUNA: Abdullah Öcalan da “liseye kadar dindar olduğunu” söylüyor, “lisede felsefi bunalım geçirdim. Ondan sonra yarı tanrı oldum, sonra Abdullah Öcalan oldum” diyor. O da lisedeki eğitimi söylüyor.

ADNAN OKTAR: Evet. BDP’nin bir sorunu yok, PKK olmasa, PKK silahla, tüfekle ortaya çıkmasa. BDP ile herkes çok rahat anlaşır, konuşur da yani sorun çıkmaz. Çünkü her halükarda demokrasiyi savunuyorlar, demokratik yöntemler. Fakat arkasındaki heyula çok acayip. Onlar istese de istemese de bir PKK desteği var. PKK’da kahpe bir yapılanma, kalleş bir yapılanma. Kadın kılığında geliyor adam vuruyor. Fahişe kılığında başka bir şey yapıyor. Tahmin edemeyeceğin hareketleri yapıyor. Geliyorlar bak askerlerimizi, canlarımızı sırttan vurdular. Suratını kapatıyor eşkıya kılığında.

BÜLENT SEZGİN: Hamile eşinin yanında vuruyor.

ADNAN OKTAR: Hamile eşinin yanında vuruyor.

TARKAN YAVAŞ: Müslüman gençlere işkence yaparak öldürdüler.

ADNAN OKTAR: Evet. Bir garip yapılanma. Ama yoksa BDP sırf BDP olmuş olsa, hiçbir sorun olmaz. PKK’nın kazınması lazım. PKK’ya karşı da hükümet çok ılımlı davranıyor gibi bir görüntü var. Kardeşim bütün milleti tehdit ediyor, eşkıya etrafı sarmış. Devlet halkını, milletini korumakla mükellef değil mi? Düşman unsurlar, milleti içerden sarmış vaziyette. Devletin görevi bu, devlet vatandaşını korumakla mükellef. Vatandaş, devlet koruyacak diye bekliyor, devlet koruyamıyor. Ne yapsın, vatandaş kendini mi korusun? Bu da olmayacağına göre. Çünkü devlet varken vatandaş kendini koruyamaz. Devlet kolluk kuvvetini kullansın, PKK’nın tehdidini kaldırsın. Gayet kolay bu.

Tayyip Hocam’ın üstüne de çok yüklenmek doğru değil. Hep millet ondan kurtuluş bekliyor. Tek başına bir insan. Birçok düşmanı var, uğraşanı var. Şunu kurtar, bunu yap, şunu da sen hallet, bunu da sen hallet. Öyle de ama birine talimat verse, TRT bizimle bir şekilde bağlantıya geçsin, devletin imkanlarını kullanalım.

“Mübarek Ağrıda tanıdığınızın söyledikleri genelde doğrudur. Ben de doğuluyum, akrabalarımın PKK’ya sempatisi olanlar azımsanmayacak kadar çok. Ayrıca internet ortamında bazı ateist, agnostik, deist gruplara üyeyim. Facebook’da çok gençle tanıştım, bunların maalesef birçoğu 18 yaşlarında lise döneminde, ailelerinin de beş vakit namazında dindar olduklarını anlatıyor.”

Bak daha önce dindar bu çocuklar. Kardeşim şu bağnazların tahribatı, şu cübbeli takımının tahribatı, inanılır gibi değil. İnanılır gibi değil. Akıl almaz sökücü şekilde dine zarar veriyorlar. Bak bunlar hep beş vakit namazında gençler. Bu bağnazların izahlarından mahvoluyor bu çocuklar. Bizi de dinden taviz veriyor gibi tanıtıyorlar. Allah Allah. Kardeşim dinde mesela dese ki Allah bu hanım kızlara “çarşafla gezeceksiniz.” Bunlar direk peçeyle gezer kardeşim kimseden çekindiği yok. Allah dese ki “on vakit namaz var” on vakit kılarız yani öyle bir şey olmaz. Allah “ölün” dese ölürüm. Ne diyorsa yaparım, öyle bir şey olmaz.

“Mübarek görüşmek istiyorum sizinle” diyor, Fikret Demir.

Kardeşim PKK’lı olan da varsa hani vicdanı ölmemiş, gelsin konuşayım ben. PKK’lıyı ben terslemem. PKK’lı olup ama vicdanı ölmemiş, samimi, dürüst. Konuştun mu 28:15. Korkudan delirmiş adamla ben konuşmam. Korkudan kendini satmış adamla ben konuşmam. Ama ruhunda delikanlılık kalmıştır da, bir şekilde inanmıştır. Böyle PKK’lı varsa gelsin misafirim olsun. Bak burada ağırlayacağım ben onu. Hanımlardan da olur, beylerden de olur. Gelsinler, hatta sırf onlardan da ders yapabiliriz, sohbet edebiliriz. Gelsinler konuşalım. İstediklerini de anlatsınlar ayrıca burada istediklerini konuşabilirler de öyle bir sınırlama da yok. Ben sınır koymuyorum. Şunu diyemezsiniz, bunu diyemezsiniz. İstediğini gelsin konuşsun. Ama samimi olanlar varsa gelsin konuşalım, görüşelim. Doğu’dan da kardeşlerimizden yani aşiret mensubu olanlar var mesela güzel etkili olan kardeşlerimiz varsa, lafı sözü geçenler, onlar da gelsinler, beraber bir şey yapalım yani bu rezalet bu yani. Burada bir acayiplik var, bir açmaz var.

Abdullah Öcalan onurlanmak istiyor. Tabii biz, her idam mahkumu müebbet hapse dönüyor. Ama müebbet hapsi, Allah vermesin yani çok korkunç bir şey. Her müebbet hapis yaşayan insan, rüyasında bir gün özgür olduğunu görür. Ama sen on binlerce insanın ölümüne sebep olmuşsun. Asılacakken bak seni Allah kurtarmış asılmamışsın, sen buna şükret. Allah’a kendini ver, namazlarını kıl. Gece gündüz istiğfar et. On binlerce insanın ölümüne sebep olmak ne demek. Sonsuz cehennem. Sen alnın yerden kalkmaması lazım. gece gündüz ağla, yalvar Allah’a. “Ya Rabbi beni affet” de. Mahvetmişsin kendini. Sen daha hala cumhurbaşkanı olmak, ortalığı karıştırmanın peşindesin. Yeni yeni felaketlere yol açacaksın. Türkiye bölündüğünde bütün bölge mahvolur. Biraz kafanı çalıştır. Çünkü bir devlet oluşturacaksın sen. Bu devlet, büyükçe bir Kürt devleti olarak tasarlanıyor. Şimdi bu devlet ne yapacak? NATO’ya girmez. Şanghay ekibine katılacak. Ne yapacak? Çin, Rusya, Kuzey Kore, İran desteğini alacaksın ve silahlanacaksın sen. En gelişmiş roketler, hava kuvvetlerine sahip olacaksın. Birçok yerde havaalanı oluşturacaksın. Binlerce tanka sahip olacaksın. On binlerce sahra topuna sahip olacaksın. Yüz binlerce rokete sahip olacaksın. Ve bölge için akıl almaz bir tehlike haline geleceksin. Böyle bir durumda Abdullah Öcalan’ı filan bırakmadılar, sen de mahvolursun. Yani kendi kendini yiyen bir makineye döner ve Türkiye’ye saldıracak bu güç. Türkiye böyle bir güçle savaştığında, çok acayip bir şey olur. Bütün bölge mahvolur, Allah vermesin. Belayı baştan engelleyelim. “Kurtuluş” diyor. Nerenin kurtuluşu? Batacaksınız işte. Kürt kardeşlerimizi de batıracaksınız, Türkiye’yi de. Herkesi batıracaksınız yani. Olacakları hesap edemiyorlar. Sen bölgede yırtıcı bir rejim kuracaksın. Kuzey Kore’den daha azgın bir rejim kuracaksın. Yırtıcı, Stalinist bir devlet kuracaksın. Amerika’nın da başına bela olacaksın, herkesin başına bela olacaksın. Amerika saftirik. Mesela Vietnam’da da kafa çalışmadı, ezdirdi kendini. Gitti bilmişlik yaptı Afganistan’da, sonra Afganistan’a sen teslim oldun şu an, tıpış tıpış gidiyorsun. Beş paralık oldun. Bak, Taliban’a teslim etti Afganistan’da Amerika. Ne diyor? “Biz burada yenildik, bize müsaade” diyor. Amerikan derin devletinin avanaklığı bu. Milyonlarca dolar harcadılar, on binlerce insan, yüz binlerce insan orada şehit oldu, binlerce Amerikalı asker de intihar etti, şimdi de gidiyorsun. Allah seni kahretmesin, mahvettin ortalığı. Güya iyilik yaptı. Şimdi aynı belayı burada meydana getiriyorlar. Bilmiş böyle Amerikalı üçkâğıtçı eski tipler var, eski zenci katilleri, eski Amerikalıların apaçilerinin, Kızılderililerin filan katilleri. Yine aynı avanaklık içerisindeler. Türkiye’de burada güya mühendislik yapıyorlar. Macera arıyorlar. Belanı arama. Bu avanaklar da korktu Amerika’dan Cemil Bayık filan. Amerikan uşağı oldular. Şimdi Amerikalılar bunlara suikast yapacak diye korkuyorlar. İt gibi kadın kılığında onların peşinden gidiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Ak Parti’den Yasin Aktay; “PKK’nın, Marksist, Stalinist bir örgüt olduğunu, daha önce Stalin Rusya’sındaki gibi tek parti sistemi kurmak istediğini, kendi dışındaki fikirlere yaşam hakkı tanınmadığını” anlattı.

ADNAN OKTAR: İşte güzel de, bunu Tayyip Hocam da dinlendirsin. Herkes dinlendirsin. Başbakan dinlendirsin. Bakanlar dinlendirsin. Yani artık daha rahat olsunlar. Yani güzel, o kardeşimizi tebrik ediyorum.

Bak, PKK’lılar “çok yaşa Obama” yazıyorlarmış. Yalakalık yapıyorlar. Ahlaksız herifler normalde nefret ederler Obama’dan. Amerika’dan da nefret ederler ama yalakalık yapacaklar ya.

BEYZA BAYRAKTAR: Çocuklarının ismini de Obama koyuyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Tam yalakalar yani sahtekârlık yapıyorlar, çocukların suçu yok. Güney doğulu çocuklar acayip şeker. Bak Kobani tarafından gelen annelerimin bak çocuklar bak nur gibiler, ne kadar tatlı insanlar, ne şeker insanlar. Annelerim geliyor, kız kardeşlerim geliyorlar nasıl huzurlular, elinde yüzünde nur. Hepsi beş vakit namazındalar mükemmel insanlar. Bu mikroplar, Amerika’ya kendilerini satıp, ahlaksızlık yapıyorlar. Amerikan sapıkları geliyor, bunlarda kadın kıyafeti giyiyorlar o Amerikan sapıklıklarıyla Kobani’de kurtuluş savaşı veriyoruz diyor. Sizin ne pislik yaptığınızı herkes görüyor ey PKK’a.

Ugur Baştuğrul. Uğur ama yaşı küçük bunun. Yayına nasıl katılacağız. Ufaklık çok şeker, uyurken resmini çekmişler. Onun resmini göstertebilir misin Ufaklığın. Annesi bunu yiyordur herhalde kıtır kıtır yani. Burunun şekerliğine bak sen. Çocuk masumluğu ne güzel şey. Çocuk çok şahane bir şey, çok büyük nimet.  Anneanneler çok şeker şeyler, dedeler çok büyük süs. Her eve bir dede gerekiyor. Böyle pirifâni olanlar özellikle çok şeker oluyor 90 yaşında falan olanlar.

Suudi Arabistan’da kiliseler resmi olarak yasakmış. Hâlbuki Allah, “koruma altında olur” diyor ayette kiliselere.

OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (a.s) tamir ettiriyor yıkılan kiliseleri inşallah.

ADNAN OKTAR: Tabii tabi. Uçuyor bunlar.

E. Keskiner, müziğin haram olduğuna inanıyor, hanımların dekolte giymesinin haram olduğuna inanıyor. E sen bu kafa ile işte İŞİD’in mantığına tereyağı sürmüş oluyorsun. Atıyorsun ayrıca. Delilin yok. Kuran’da nerede müzik haram diyor? Nerede hanımlar özgür olamaz diyor? Şu anda PKK’lılar yoğun olarak izliyorlar diyor. Twitter hesabına yazmadığımız konu hakkında dahi yorum yapıyorlarmış. Bunlar acayip internetçi, felaket internetçiler. Yalnız bunlara böyle yaklaşırken hani sizinle konuşmayız, görüşmeyiz, muhatap olmayız mantığımız yok, onu söyleyeyim, ben davet ediyorum. PKK’nın ileri gelenleri kim varsa gelsinler ama suç işleyen gelmesin, başımıza iş çıkmasın yani. Adam öldürmüş, adam falan gelirse olmaz yani. Mesela bir mazlumu şehit etmiştir yahut suçlu olarak gelir, olmaz yani öyle bir şey olmaz. Suç işlememiş PKK’lı varsa gelsin, tartışalım, konuşalım. Yani PKK’lı ve sempatizandır. Yani gidip kayıt yaptırmış adam, o da olmaz. Tabii o çünkü aranıyor değil mi öyle bir şey? Yani kalben sempatisi olanlar, PKK’ya sempatisi olanlar gelsinler konuşalım. Hanımlar, beyler, günlerce de gelebilirler ayrıca dertlerini de anlatabilirler ayrıca yani mesela şikayet edecekleri konular varsa, gelsin anlatsınlar.

PKK İle ilgili bir film izleyelim, onları eleştiren. PKK’nın silahlanmasının meydana getirdiği tehlikeyi anlatan yeni bir film vardı, onu ben bir göreyim, sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, videomuzdan sonra programımız devam edecek.      

VTR: Derin Dünya Devletinin Türkiye’yi Parçalama Planı

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bu akşam yani Salı günü saat 20:00’da akşam hayata dair programında Serap Akıncıoğlu ve Altuğ Berker’in konuğu Ak Parti İstanbul milletvekili Sayın Harun Karaca. Sayın Harun Karaca çok eski yıllardan beri Cumhurbaşkanımızla birçok çalışma yapmış, çile çekmiş. Programda da Cumhurbaşkanımızın bilinmeyen anılarını anlatıyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aktif milletvekili değil mi şu an?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Harun Hoca yaman. Hayrettir, mesela diyoruz Tayyip Hocacıyız, onu yalnız bırakın. Şimdi halbuki Kılıçdaroğlu’nu iktidara getirseler, iflahını keserler adamcağızın. Kendi partisinin içinden bile. Bak Emine Ülke Tarhan bıraktı gitti partiyi. Kardeşim CHP zaten küçük bir parti, ancak ayakta duruyor, ne çekip gidersin? Kol kırılır yenin içerisinde. Kal partinin içerisinde demokratik mücadeleni devam ettir. Niye gidiyorsun yani? Niye partiyi zayıf gösteriyorsun? Halbuki partinin önemli birimsi, önemli bir rengi. Öbür vatandaşlar da öyle, kardeşim kargaşa çıkarmayın sakin bir ortam olsun. Bilakis CHP’ye katılım sağlayın. Sen partiden gidiyorsun. Geride kalan ne olursa olsun mantığıyla. Gidiyorsun, ne faydası olacak? Sadece partiye zarar vermiş oluyorsun. Partiyi küçültmüş ve güçsüz gösteriyorsun. CHP’nin güçlü olması önemli. Önemli bir denge unsuru CHP. Her zaman gücüyle, dikkatiyle, ferasetiyle hareket halinde olacak.

PKK’nın hem kollu kuvvette hizaya getirilmesi gerekiyor, hem de fikirle. Fikir kısmını biz yapalım, kollu kısmını da Efkan baba yapsın. Efkan baba bir işaret verdi ama bize bir de bir söz versin de gönlümüz bir rahatlasın. Seçimlere kadar bu pisliği bir temizlesin, dağdan taştan. Ne kadar eracif, necaset pislik varsa, hepsini bir temizlesin. Yani bir şekilde devletin caydırıcı gücünü hissettirsin. Yani kan aksın, olay çıksın demiyoruz. Ama polis sayısını artırır. Devlet disiplinini orada iyi hissettirirse ama vatandaşı rahatsız etmeden, bayağı güzel olur. Yapar Efkan baba, bir şey yapacaktır. Fakat bir güvence versin. Bu üslup biraz kapalı olmuş, olmuş da kapalı olmuş. Daha sarih, daha doyurucu bir ifade etsin. Bu PKK’nın kabadayılığına hiç kimse aldanmasın. Bunlar rezil kepaze oldular. Amerika’ya sığınan, aşağılık herifler. Amerika derin devletinin kiralık katillerine, cinsi sapık kiralık katillerine kadın kılığında teslim oluyor bu herifler. Konu bu. Bunlardan bir şey çıkacak gibi değil yani, bunlardan tedirgin olmasına gerek yok. Tabii devlet vatandaşa zarar gelir, bir şey olur, olay çıkar, kan akar falan diye çekiniyor. PKK diye bir konu kalmadı zaten. IŞİD’in karşısında bunlar yere çöktü.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey siz zaten biliyorsunuz inşaAllah, PKK’nın ilk kuruluş bildirgesinde amaçlar arasında “Amerikan emperyalizmine karşı terörle mücadele etmek” şeklinde geçiyor.

ADNAN OKTAR: Sahtekar köpekler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: CFR başkanı Richard Haass bugünkü yazısında “küresel sistemde karmaşa çağı” olduğunu yazdı. Dünyanın şu anda bir karanlık çağa girdiğini” söylüyor.

ADNAN OKTAR: İşte Hz. Mehdi (a.s)’la da aydınlanacak. Hz. İsa Mesih (a.s)’la da aydınlanacak.  Nasıl CFR’cıymış o? Hastalığı söylüyor, tedaviyi söylemiyor olmaz. Çağırın gelsin. Kim bu? Göreyim resmini bakayım.

BÜLENT SEZGİN: CFR başkanının resmini sormuştunuz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Richard Haass.

ADNAN OKTAR: Ne diyor özetle? Bir daha oku.

BÜLENT SEZGİN: CFR başkanı Richard Haass bugünkü yazısında “küresel sistemde karmaşa çağı” olduğunu yazdı. Dünyanın şuanda bir karanlık çağa girdiğini” söylüyor.

ADNAN OKTAR: Tamam da onun aydınlatacak aydınlığın kökenini söylesin. Moşiyah Mehdi, Hz. İsa Mesih (a.s), bunları söylememesi olmaz. Ona bir mektup yazalım da, o konuyu da açıklasın. Sırf karanlıktan bahsedilmez. Her karanlığın bir aydınlığı vardır, değil mi? Siyahın beyazı var. Karanlıktan bahsediyorsun, aydınlıktan bahsetmiyorsun. Evet olmaz. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Richard Haass karanlığın çözümü için şöyle diyor; “Bu yeni karmaşa ortamını geri püskürtme olasılığı da var. Ancak ülkelerin iç siyaseti, uluslar arası uzlaşmanın olmayışı ve Amerika’nın etkisinin zayıflaması nedeniyle, elde edilebileceklerin sınırlı kalması muhtemel.”

ADNAN OKTAR: Olur mu, çok ümitsiz ve garip konuşmuş. Yani İncil’i, Kuran’ı, Tevrat’ı esas almamış. Olmamış bu üslup.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İlhami Işık yazısında; “PKK’nın propaganda ile her şeyi” çarpıttığı yazdı. Şöyle diyor: “Solun bir tarihsel hastalığı da sorunları propaganda diliyle anlatmak ve meseleyi o propaganda diliyle inşa etmek. Ama biz elimizdeki gerçeklere bakalım. Yıllardır kendi kontrolünde Mahmur’u IŞİD saldırılarına karşı boşaltma durumu ile karşı karşıya kalan bir PKK gerçeği.”

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Bangladeş’te bu hafta üç cemaati İslamiye liderine 43 yıl önceki olaylar nedeniyle idam cezası verildi. 1971 yılında Bangladeş Bağımsızlık Savaşı sırasında Pakistan’la iş birliği yaptıkları gerekçesiyle…

ADNAN OKTAR: Anladım bu bunla olmaz. Genel olarak dünyadan idamın kalkması için bir çalışma yapalım. “Dünyada idama son” diyelim. Evet, öyle bir etiket yapalım. Veyahut “dünyada idam dursun” diyebiliriz.

BEYZA BAYRAKTAR: “Dünyada idama son” diyebiliriz.

ADNAN OKTAR: İngilizcesini de yapsınlar. Onu bastıralım. Çünkü çok anormal bir durum var. Şimdi biz desek ki; “bunlara idam niye var?” Diyor ki: “Amerika da yapıyor, Çin de yapıyor, İran da yapıyor.” Diyor. Baş olacak gibi değil.

EBRU ALTAN: Zaten Amerika bu tarz ülkelerdeki idamı da çok destekliyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim rezalet yani idam. Birçoğunun suçsuz olduğu sonradan anlaşılıyor. Ne kadar gönülleri rahat ben o hakimlere de şaşıyorum, savcılara da şaşıyorum. O meclise şaşıyorum asılsın gitsin diyor. Ben milletvekili olsam istiva eder giderim. Dağda yaşarım yine öyle bir anormal işin içine girmem. Nasıl bir vicdan bu elini kaldırıyor evet asılsın diyor. Sende öldürmüş oluyorsun adamı. “Yok ya” diyor “o oylama da ben sadece oyumu kullandım” diyor. Kardeşim sende ortak oluyorsun olaylara olmaz.

AYLİN KOCAMAN: Yakın zamana kadar Suudi Arabistan ve İran’da 15-18 yaş arası çocuklarında asılması meşruydu. Aslında hala meşruda uygulanmıyor bir süredir.

ADNAN OKTAR: Kepazelik. Hiçbir insan, kadın asılır mı, çocuk asılır mı inanılır gibi değil. Yaşlı başlı adamları asıyorlar 90 yaşında falan. Allah’tan korkun, çok büyük anormallik.

CFR’la bağlantı içinde olmak lazım. Asıl büyük güç onlar, dünyaya en çok etki eden onlar. Birde aydın adamlar, kabili hitap kişiler, onlarla bağlantı da olmak lazım. Dünya aydınlarıyla bağlantıda olmaz lazım. Masonlarında çıtı çıkmıyor, içine kapalı öyle duruyorlar. Gerçi onlar CFR’da orada burada çok etkililer. Sessiz sedasız ama. Bilmiyorum ki nasıl mantık varda bu kadar. Rus masonluğu çıtı çıkmıyor. Hint masonluğu çıtı çıkmıyor bu nasıl iştir. Fransız masonluğu da yıllardan beri gıkı çıkmaz.

Bence gidelim ama Allah Allah daha hala artıyor dinleyenlerin sayısı. Uyumuyor mu kardeşlerimiz?

EBRU ALTAN: Siz varken uyumuyorlar.

ADNAN OKTAR: Özellikle PKK tamamen ayakta. Onlara ben biraz bir şeyler söyleyeyim de, baya bir heyecanlansınlar. Onlarla canlı yayında konuşmak lazım. Keşke TRT’de olsa daha iyi olur. Mesela bize anlatsınlar kardeşim. Mesela diyor ki, “Biz özerklik istiyoruz, Türkiye’ye bağlanmak istiyoruz, Türkiye’yle iç içe olmak istiyoruz.” Kardeşim samimi ol, bölünmek istiyorsun, açık açık belli. Bizi nereye alıştırmaya çalışıyorsun sen? Kendilerini masum gösterip hani yarım dilim ekmek istiyorum, ne istiyorum ki abi falan havasındalar. Ne istediğin belli uzatmaya gerek yok. Hatalı yoldasın ve başını belaya sokacaksın, oradaki Kürt kardeşlerimin de başını belaya sokacaksın, Ortadoğu’nun da başını belaya sokacaksın, dünyanın başını belaya sokacaksın, zarar vereceksin anlamıyor adam.

Bence yarın devam etsek daha iyi ümmeti Muhammed coşmuş çünkü. PKK’lıları da yarın, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü