Harun Yahya

Sohbetler (6 Kasım 2014; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk Bülent Bey. Evet dinliyorum sizi.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli PKK konusunda hükümete ithafen bir konuşma yaptı. Sayın Bahçeli şöyle diyor: “PKK vatan evlatlarını ensesinden vururken hala müzakereleri sürdürmek nasıl tevil edilecektir? Sayın Erdoğan, Sayın Davutoğlu birileri sizi tehdit mi ediyor? Bilmediğimiz açıklarınız var da kullanılıyor, şantaj altında mı tutuluyorsunuz? Durmayınız, korkmayınız, söyleyiniz, itiraf ediniz. Tehdit edildiğinizi beyan ederseniz sahipsiz kalmazsınız. Eğer ki oyuna geldiyseniz, eğer hesabını veremeyeceğiniz gizli saklı ilişkileriniz bulunuyorsa yine de milletimizin şefkatine sığınınız.”

ADNAN OKTAR: Şimdi bu sinirlendiği için konuşuyormuş gibi görünebilir veyahut küçük düşürmek için konuşuyormuş gibi görünebilir, bence samimi söylüyor. Olur olur, adamlar hiç ummadığın bir oyun oynar, şantaj yapabilirler. Hükümetin belirli üyelerine, belirli kişilere yapabilirler, hükümet de zor durumda kalmamak için, Allah vermesin idari maslahati davranabilir diye düşünmüş olabilir Sayın Bahçeli. Bence iyi niyetle söylemiş yani kötü niyetle değil. Çünkü milletin korkusu yok, millet yiğit. Amerika ne bileyim, savaşla tehdit edebilir, bilmem neyle tehdit edebilir. En ağababaları gelsin öyle bizim bir derdimiz yok. Biz haysiyetiyle şerefiyle yaşamak isteyen insanlarız. Ama tabii, kabadayılık yaptığına yapacağına yapmışlığına bin kere pişman olur, kim yaparsa. Yani onulmaz pişmanlıklar içerisinde kalır. Binlerce kere pişman olur ama iş işten geçmiş olur. Türk milletiyle, Türk devletiyle oyun olmaz bunu bilecekler.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PYD Eş Başkanı Salih Müslim Kobani’deki son durumla ilgili yaptığı açıklamada Türkiye’ye çok ağır ithamlarda bulunarak: “Türkiye şu anda büyük bir bela haline dönüşmüş, kötülük yapıyor, insani yardımların geçişine izin vermiyor” dedi. “En büyük bela Türkiye” açıklaması yaptı.

ADNAN OKTAR: Salih Müslim?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

GÖKALP BARLAN: PYD Türk kanunlarına göre terörist olarak kabul edilmiş. Ona rağmen böyle konuşuyor.

ADNAN OKTAR: PKK’lılar, yüzlerce PKK’lı neredeyse bin kişiye yakın hastanede tedavi ediliyorlar. Bütün Kürt kardeşlerimiz geldi bize sığındılar, biz koruyoruz. Biz sadece terörist it-kopuk takımına karşıyız, bu kadar. “Teröristlere niye para vermiyorsunuz? Niye yiyecek vermiyorsunuz? Niye silah vermiyorsunuz?” Şımarmanın da ötesinde bir uçuş hali var benim gördüğüm, bir anormallik var. Buna cevap verilmez. Çok dengesiz bir ifade yani.

KARTAL İŞ: Son iki yıldır bine yakın tır gıda malzemesi göndermiş Türkiye, Suruç Kaymakamı söylemişti, oradaki halka, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Biz bakıyoruz Kürt kardeşlerimize, burada da bakıyoruz. Bunlar pislik herifler, it-kopuk takımı.

KARTAL GÖKTAN: Kobani’nin yeniden inşası için de Türkiye’nin devreye girmesini istiyor.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Bu komedi filmlerinde falan oluyor böyle. Bu değişik bir şey, inanılır gibi değil. Bir de mecbur da tutuyor. “Ne yapıyorsunuz?” falan diyerek.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli IŞİD’in yalnızca bir bahane ve araç olduğunu, asıl amacın Türkiye’den, Suriye’den ve Irak’tan bir parça kopararak büyük Kürdistan kurmak olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Tabii, gece gündüz yıllardan beri anlattığımız konu bu. Bir de adamlar zaten inkar etmiyor, haritasını da yayınlıyorlar. “Bunu yapacağız” diyor zaten. “Bir komünist Kürdistan kuracağız bölgeye dehşet saçacak” diyorlar. Yani İslam alemini onlarla kazıyacaklarını düşünüyorlar. Önce Türkiye’yi sonra da İslam alemini. Böyle bir deccal oluşturup, Amerika’nın planı bu, başına da bir deccalı geçirip bütün o Suriye, Irak, Şam neresi varsa komünist istilasına uğratıp, dehşet saçıp her yeri yerle bir etmeyi düşünüyorlar, silah verip. Çin’in derdi de aynı, Rus derin devletinin derdi de aynı, Amerikan derin devletinin derdi de aynı. Müslümanları kazıtmak için PKK’yı kullanmak istiyorlar. Allah ayaklarına doladı, bu sefer IŞİD onlara musallat oldu, IŞİD bunları kazıdı. Demek ki oynadıkları oyunu Allah ayaklarına dolandırıyormuş.

BÜLENT SEZGİN: Konuşmasının devamında: “Haritalar yeniden çizilmek üzere. Kendi amaçları doğrultusunda araç olarak gördükleri PKK’yı hareketlendirerek, destekleyerek belki sözler vererek kendi uzun vadeli amaçları için terörü harekete geçirdiler. 1914 dizaynına yeni şekil verilmesi gerekiyor. Buna çalışılıyor, gayret gösteriliyor. Suriye, Irak ve Türkiye’den parçalarla büyük Kürdistan projesi olabilir.”

ADNAN OKTAR: Olabilir değil, adam haritayı koymuş zaten. Amerika’da da devletin resmi binalarında o harita kullanılıyor. Türkiye’nin doğusu Kürdistan olarak gösteriliyor. Dertlerini zaten anlatan filmimiz var. O filmimizi bir yayınlayın.

VTR: Derin Dünya Devletinin Türkiye’yi Parçalama Planı

ADNAN OKTAR: Evet, bu konuyu yıllardan beri anlatıyoruz, bak film olarak da hazırladık. Adamların amacı orada bir komünist devlet kurup, başına Abdullah Öcalan’ı geçirip bir deccal devleti istiyorlar, deccal devleti. Komünist Kürdistan dedikleri bu, deccal devleti. Asıl saldırıyı yapacak olan dünya derin devleti. Amerika, Çin şu bu falan diyecekler ki işte; “biz Müslümanlığı yeryüzünden kazıyacağız.” Niye? “İşte görüyorsunuz IŞİD var, şu var bu var bunlarla baş edilemiyor.” Ee? “İşte kazıyacağız, bize yardımcı, mihmandar olacak olan da PKK’dır. Yani, “Bize yol gösterecek, mesela araziyi gösterecek, yolları gösterecek yani o kişileri biz imha ederken bize yardımcı olacak iç müttefikimiz, bize bütün bölgeyi tanıyan kişiler olarak mihmandarlık yapacak kişiler bunlar olacaktır” diye düşünüyorlar. O yüzden Kobani’de falan çıldırdı Amerika. Aşağılandığını düşündü Amerikan derin devleti, şuursuzca bombaladı Kobani’yi. Yok etti, araziden sildi. Çünkü ummuyordu böyle bir şeyi. Şimdi IŞİD’le nasıl baş edeceğini çıkaramadı kara kara düşünüyor. Fikirle dese Mehdi (a.s)’at ortaya çıkacak. Şimdi bak diyor ki; “fikir gerekir” diyor, “fikir güzel olur” diyor. Ee? “Ama biz bunu yapamayız” diyor. “Yapacak olanı da destekleyemeyiz” diyor. Desteklerse Mehdi (a.s)’at’i kabul etmiş olacak. Hz. Mehdi (a.s)’ı kendi eliyle ortaya çıkarmış olacak. Ee? “O zaman imha edelim” diyor. Nasıl imha edecekmiş? PKK’yı kullanacak derin devleti, silahlandıracak. Şimdi bunların asıl amacı Kuzey Kore gibi bir devlet kurmak orada, çok azgın. Amerika bu derin devletin desteğiyle, Amerikan derin devletinin desteğiyle orada silah fabrikaları kurmak istiyor Güneydoğu’da. Kobani bölgesinde orada burada silah endüstrisi. İşte tank yapacak, top yapacak, uçak yapacak roket yapacak yeraltında. Bunu mesela üç senede bitirecek, iki veyahut üç senede, sonra saldırıya geçmeyi düşünüyorlar. Çünkü Mehdi (a.s)’at’in de 2019 gibi ortaya çıkacağına inanıyorlar. Çünkü onların her şeyden haberi var. Risale-i Nur’u da incelemişler, hadisleri de incelemişler hepsini biliyorlar. Ona karşı bu deccal ordusunu harekete geçirmeyi düşünüyorlar, PKK deccal ordusunu. Çünkü araziyi bunlar tanımadıkları için onların mihmandarlığında bu katliamı gerçekleştirebileceklerini düşünüyorlar. Çünkü PKK azılı İslam düşmanı, Müslüman düşmanı. Müslümanları böylece katledeceklerini, şehit edeceklerini düşünüyorlar. Ama müthiş bir silahlandırma politikası düşünüyorlar. Şimdi önden ağız arıyorlar ya şu an, “ağır silah verilmeli” diye. Ağır silahtan kasıt öyle bazuka falan değil tank, top, roket, özellikle roket. Roketin üzerinde çok duruyorlar zaten ama öyle menzili kısa roket değil. Mesela üç bin metre, üç kilometre, üç yüz kilometre; ucu bucağı yok. Çünkü Çin’in elindeki silahlar öyle, Amerika’nın elindeki silahlar da öyle, o tarz silahlarla tahkim etmeyi düşünüyorlar. Mesela Kobani bölgesinden attıkları bir roketle Ankara’yı vurmayı düşünüyorlar, öyle bir silah geliştirmek istiyorlar. Bu da Amerikan teknolojisine ihtiyaç duyulan bir konu. Çin teknolojisine ihtiyaç duyulan bir konu. Kore teknolojisine ihtiyaç duyulan bir konu. Bunu yapmaları için de orasının bağımsız devlet olması gerekiyor. Şimdi bağımsız devlet olmadan Amerikan kamuoyu böyle bir şeye müsaade etmeyeceğini düşünüyorlar. Çünkü bir terör grubuna tank, top, roket vermiş oluyor. Ama devlet olursa devletle silah anlaşması yapmış oluyor, “müttefikimiz” diyecek. Müttefikimiz olduğu için, işte IŞİD’e karşı, başka yerlere karşı müttefik olduğu için biz onlara silah fabrikaları oluşturacağız, silah vereceğiz, onlar da Amerika’yı, Avrupa’yı koruyacak. Öyle hafif silahlarla koruyamazlar çünkü büyük bir Müslüman nüfusu var. Bu büyük Müslüman nüfusunu yok etmek için burada da bir avuç komünist var, dinsiz var, İslam karşıtı var bunlar az silahla bunu yapamaz. Şu andan itibaren sızlanmaya başladılar zaten biliyorsunuz. “Ağır silah verelim” diyorlar. Bilinçaltlarını şu an hazırlamaya çalışıyorlar bütün milletin. Hatta Türk milletine ne diyor, Türk ordusuna? “Bize ağır silah vermeniz lazım” diyorlar. “Sizi IŞİD’den kurtaracağız” diyor. IŞİD’den kastı Müslüman alemi. IŞİD’i katleden seni bırakır mı? Ayrıca o çok sıkar tabii o ayrı mesele de. Bak “IŞİD’i yok edeceğiz” dediler, IŞİD onları yok etti. Amerikan derin devleti şu an tam rezil olmuş durumda, acayip aşağılandı. Silahlar hep IŞİD’in eline geçti. Şehri bombalıyoruz diye PKK’nın bütün tesislerini, evlerini yerle bir ettiler. Şu an PKK’nın kullanacağı hiç bir şey kalmadı Kobani’de. Onların uydurma silah fabrikaları falan vardı onları da yerle bir ettiler. Şu an birbirlerinin yüzüne tükürüyor Amerikan derin devleti. O ona hakaret ediyor, o ona hakaret ediyor batırdınız diye. Çünkü bunlar genellikle planladıkları gibi olayları geliştiremiyorlar. Vietnam’da, Kamboçya’da Laos’ta da öyle oldu, Küba’da da öyle oldu. Küba’da ince ince plan yaptılar, başlarını belaya soktular. Afganistan’da ince ince planları yaptılar, sonunda şu an Taliban hükümet oldu. Siz Taliban’ı yok etmek için gitmemiş miydiniz? Adamları hükümet yaptınız, adamlar devlet oldu. Ve tepmez devrilmez devlet haline getirdiniz. Onlarla masaya oturup anlaşma yapıyorlar. Yıllarca savaştınız, on binlerce, yüz binlerce insanı şehit ettiniz. Binlerce Amerikan askeri de orada öldü. Ee sonuç? Taliban’ı iktidar yaptılar. Biz size söyledik, “kafanızı çalıştırın, aklınızı kullanın, imanla, Kuran’la, Kuran hakikatleriyle, iman hakikatleriyle mesele hallolur. Darwinist-materyalist eğitimle bu olmaz” dedik. Bu hataya düştüler. Şimdi Türkiye’nin de en büyük hatası Darwinist-materyalist eğitim. Darwinist-materyalist eğitim olduktan sonra bölgenin belini kaldırması mümkün değil. Ne İran düzeliyor, ne Türkiye düzeliyor. Ne Türkiye’ye bereket geliyor, ne İran’a bereket geliyor, ne Pakistan’a bereket geliyor. Her yerde bir bereketsizlik, İslam aleminde geniş çaplı bir uğursuzluk her yeri kasıp-kavuruyor. Sen “Allah yok” dersen biyoloji dersinde, tarih dersinde, felsefe, sosyoloji dersinde el kadar çocuklara Allah’ın olmadığını, güya bilimsel safsatalarla, bilimsel görünümlü safsatalarla anlatmaya kalkarsan, “Peygamberler doğru söylemedi, Allah diye bir şey yok” dersen haşa Allah ne yapar? Müslüman alemini Allah helak ediyor, perişan ediyor. Kaldırın bu Darwinizm’i. Kaldırın derken, Darwinizm’i daha kapsamlı anlatın, cevabını da çok kapsamlı verelim. Cevabını vermemize müsaade edin. Cevap verdirmiyorsunuz, cevap vermek yasak. Darwinizm’i anlatmak serbest, cevabını vermek Milli Eğitim Bakanlığı’nın hiçbir biriminde mümkün değil. Hiçbir okulda Darwinizm’in geçersiz olduğunu anlatamıyorsun; yasak. Öğretmenleri atıyorlar görevinden, diyemez bir öğretmen. “Bu Darwinizm geçersiz. Burada anlatıyor ama devletin kitaplarında yazan doğru değil” diyemiyor. Ne diyor? “Devletin kitabında yazan doğru.” Doğru ne demek? “Allah yok” diyorsun, “peygamberler doğru söylemedi, bütün peygamberler doğruyu söylemedi” diyorsun. Bu Allah’ın zoruna gider, bela gelir, felaket gelir, bereketsizlik gelir, uğursuzluk gelir, günaha giriyorsunuz, yapmayın etmeyin. Sözümü dinleyin. Darwinizm safsata, oyun. Protein molekülünü açıp bakın dantel gibi. İnce ince ince girift karmakarışık bir sistem, elektronik beyin gibi. Bir tane atom yerini değiştirdin mi bütün sistem çöküyor, zehre dönüşüyor, bir tane atom. Her şeyin yerli yerinde olması lazım kalıp gibi. Bilim adamları ne diyor? “Bu tesadüfen olamaz” diyor. Peki nasıl olabilir diyoruz? “Yüksek bir bilince ihtiyaç var” diyor. Yani “Yüksek bir akla ihtiyaç var” diyor. Nedir bu yüksek akıl? “Açıklayamıyoruz” diyor. Artık münasebetsizlik bu. Bak, “tesadüfen olamaz” diyor. “Peki nasıl olabilir?” diyoruz. “Yüksek bir akla, yüksek bir bilince ihtiyaç var” diyor. “Müthiş bir bilinç olması lazım, yüksek aklı olması lazım” diyor. Bu akıl nedir diyoruz? “Bilmiyoruz” diyor. “Allah” desene kardeşim. Diyemiyorlar. Allah o zaman İslam alemini perişan ediyor.

GÖKALP BARLAN: Tam düşmanları olan komünistleri destekçi duruma geldiler günümüzde.

 ADNAN OKTAR: Diyor ki Amerika derin devleti ve Çin derin devleti, Rus derin devleti. “İslam'ı engellemek için bir deccal ordusuna ihtiyacımız var, yerli deccal ordusu. Bu PKK” diyorlar. “Biz bunları silahlandıralım, güçlendirelim, koruyup kollayalım. Yoksa bu İslam alemi bizi mahvedecek” diyorlar. Hakikaten kesecek zannediyorlar. Mehdi (a.s)’at’i de tam kavrayabilmiş değiller. Mehdi (a.s)’at’in ne olacağına da ihtimal veremiyorlar. Eğer Mehdi (a.s)’at’e de destek verirlerse bu sefer başka türlü bir şey olacak, Hristiyanlık kalmaz diye düşünüyorlar. Tek din, tek İslam dini kalır diye düşünüyorlar.

OKTAR BABUNA: Siz yıllar siz önce bu komünist devlet kurma PKK üzerinden şeylerini deşifre ettiniz, yayınlarda var. Kobani’ye verdikleri önem de, normalde nokta kadar var bölgede, bütün bölgeyi almışlar sizi tam teyit etti maşaAllah.

ADNAN OKTAR:  Şöyle zannediyorlar; “Biz keyfimize rahatımıza çok düşkünüz. Kavga çıkar, savaş çıkar, olay çıkar rahatımız kaçar. Ticaretimiz falan yerinde, her şey yerinde. Fazla da olay çıkartmayalım. Özerklik mi, federasyon mu ne istiyorlarsa alsınlar. Abdullah Öcalan’da madem çıkmak istiyor, o da çıksın ne yapıyorsa yapsın, geçsin başlarına. Konu kapansın da işimize, ticaretimize bakalım” kafasında bir kısım adamlar. Ticaretini sana yedirirler. Sen belanın ne olduğunu anlayamadın. Nerenin ticareti? Hallaç pamuğu gibi Türkiye’yi atmayı düşünüyorlar, yerle bir etmeyi düşünüyorlar. “Her yeri komünist yapacağız” diyorlar, bütün bölgeyi. Irak, Suriye. Abdullah Öcalan diyor; “Bu asrın Stalin’i benim” diyor “bu asrın Lenin’i benim” diyor. “Komünizm öldü, bunlar hikaye” diyor “şimdi görün bak ne yapacağım” diyor.

OKTAR BABUNA:  “Marksizm’in en yücesi PKK’da gerçekleşmiştir” diyor.

ADNAN OKTAR: “Komünizmi bütün bölgeye hakim edeceğiz” diyorlar. Filistin’de de müsait tipler var. Irak’ta komünistler var. Suriye zaten komünist rejim. Şimdi bakın Amerika önce Suriye devletine karşı mücadele veriyordu baktı orası da deccal. Şimdi Suriye rejimini de destekliyor, PKK’yı da destekliyor. Allahsız, Kitapsız kim varsa onları desteklemeye başladı. Müslüman’ı yok edecek kim var bakıyor. İt, kopuk, lümpen takımı böyle çakal kim varsa “al sana silah, al sana para.” Şimdi Türkiye’yi de korkak zannediyor bunlar. Bir durum olursa can derdine düşüp “aman ne yapıyorsanız yapın” denir tarzında bir mantık var. Hükümetin de korktuğunu düşünüyorlar. Bakın çok vahim bu. Hükümetin korktuğunu düşünüyorlar. Herkesi hizaya getireceklerini düşünüyorlar. Denemek istiyorlar herhalde. Bu işin denemesi olmaz. Bir kere denersin, binlerce kere pişman olursun. Geri dönüşü olan bir şey olsa tamam. Kıyameti koparırsın, bütün dünya başına geçer. Dünyan diye bir şey kalmaz.

Türkiye’nin eli kıssa zannediyorlar. Türkiye’nin bir kolu Kazakistan’da, bir kolu Washington’da. Yapmayın, etmeyin. Sözümüzü dinleyin. Çok büyük tahmin edemeyeceğiniz bir belanın sizi sardığını görürsünüz. “Deneyelim de görelim.” Olmaz kardeşim. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Kıyamet kopar diyorum. Deneme yapmaya gerek yok. Oturun oturduğunuz yerde. İyi kötü geçinip gidiyorsunuz. Belanızı aramayın. Aklınızı başınıza alın. Adları gibi eminler. Senin etin ne budun ne? Sen oturup kabadayılık yapıyorsun. Sen şu zayıf imanınla, zayıf aklınla kabadayılık yapacak güce sahipsen, Türk milletinin gücünü tahmin edemiyor musun sen?  Sessiz demek, sakin demek sana cevap vermeyecek anlamına gelmez. Ama bir kere cevap verir Türk milleti ve onda da bin kere pişman olursun. Yapma, etme sözümü tut. İlla “denemek istiyorum” diyor. Benim tavsiyem; hiç deneme. Otuz kere ben bu şeyi söylemeyeyim. Bir bildiğim var ki söylüyorum.

PKK’ya da cesareti veren Amerika ve Çin, Kore. Rus derin devleti. “Korkmayın arkanızdayız.” Bunların hep silahları Çin malı, Rus malı, Amerikan malı. Menşeine bak sen. Çin malı, Rus malı ve Amerikan malı. Başka silahı yok. Ama “bu böyle olmaz” diyorlar. “Devleti kurun, silah sanayinizi kuralım, size hava alanları yapalım, uçak verelim, jet verelim, jet fabrikaları kurduralım. Roket fabrikaları kuralım, yer altında fabrikalar kurduralım. Bütün bölgeyi alın” diyorlar. Abdullah Öcalan’ı da yüce bir varlık gibi gösteriyorlar. Bize saygı duyurtmaya çalışıyorlar Abdullah Öcalan için. Ben de PKK’yı necis yönüyle tanıttım. PKK’yı da kutsal göstermeye kalktılar. Abdullah Öcalan’ı da kutsal göstermeye kalktılar. Kimleri alet ettiklerini gördünüz. PKK’nın hak ettiği tanıtımı ben yaptım. Şu an çok iyi tanınıyor, PKK. Pislik, kahpe ve kalleş; PKK. Bak herkes biliyor şimdi ezberden. Bilmiyorum müsaitse etiket de yapılabilir ama böyle bir şeye etikete de yanaşmazlar.

TARIK KOLUKISAOĞLU: Sosyal medyada zaten birçok kişide ben gördüm Hocam, sizin yaptığınız açıklamayı.

ADNAN OKTAR: O çok önemli. Adam diyor ki; “PKK’nın açılımı ne?” diyor, bilmiyor. Cehaletlerini giderin. Bilgisiz insan kalmasın. Bak; pislik, kahpe, kalleş. PKK’nın açılımı budur. Eğer oluyorsa rica edelim bir etiket yapalım. PKK; pislik, kahpe ve kalleş. İstirham edelim. İngilizce de yapalım da millet anlasın. Bilmiyorlar, cehalet var Avrupa’da. Ne olduğunu bilemiyorlar.

OKTAR BABUNA:  Fistanla kaçtıklarında siz söyleyince Devlet Bahçeli de tekrarladı, herkes tekrarladı.

ADNAN OKTAR: Dedim kadın kılığında kaçıyorlar, şaka yapıyorum zannediyorlar, gerçekten öyle bir ispat ettim. Herkes kanaatini getirdi. Var bir bildiğim ki söylüyorum. Müthiş karaktersizler. Bak korktular Kobani’de Amerika’nın arkasına sığındılar, beni koru diyerekten arkasına çöktüler. Amerikalı katiller kaçtı. Avrupalı katiller de kaçtı. Gariban peşmergeyi getirdiler, onlar da kaçtı. Gelip Türkiye’ye sığındı onlar da.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Batı basınında da “Müslüman ülkelerin başına gelen, birçok yazıda “İslamcı hükümetler olacağına, diktatörler olsun” diye söylüyorlar. Çözümü bunda buluyorlar açıkçası.

ADNAN OKTAR: Diktatörler değil, bir tane diktatör istiyorlar; Abdullah Öcalan. “Hepsini kazı” diyorlar “Başa geç komünist diktatörlük kur, proletarya diktatörlüğü. Zaten bölge de müsait” diyorlar “IŞİD’i de kazı işte şunu bunu da kazı, sana silahsa silah malzemeyse var, kiralık katil de gönderelim” diyorlar. “Ne yapıyorsan yap.”

Evet. Şimdi bu etiketi rica edeyim göreyim ben bir önce. Çünkü burada amaç genel kültürün artması.  Ben birçok kişiye soruyorum PKK nedir? Bilmiyor. Değil mi? Açılımını yap amacını anlat. Genel kültürleri artsın yani.

Özellikle de Avrupalılara da o konuları açıklayalım ki rahatlasınlar. Bu kadar. Genel kültür hayati bir konudur. Abdullah Öcalan da şaşırmıştır kendine “Ben ne kadar kıymetliyim böyle?” diye. Adam anlayamıyor birçok hastalığı falan da var yani.  “Vay ben neymişim de haberim yokmuş” diyor. Diyorlar “Sen müthiş bir yeteneksin, muazzam. Ortadoğu için. Bir efsanesin sen” diyorlar.  Ona zaten “Başkan” diye hitap ediyorlar. Yani zaten Türkiye’nin tamamını yutacağından emin bunlar. Bir tek orası değil Yunanistan’ı falan da alacağını düşünüyorlar “hepsini alacağız” diyorlar. “Her yere devrim ihraç edeceğiz” diyorlar. Komünizmin özelliği bu; devrim ihraç eder. Gelir mesela koyar bir devletin dibine geldi ya, oradan sınırdan içeri girer. Önce propaganda yapıyor. Propaganda yaparken silahlı propaganda tabii çok önemli oluyor; silah akışı sınırda, sonra çatışma, sonra çatışan güçlere destek. Şimdi bir devletin desteğiyle içteki kuvvetlerin saldırması çok kolay hale geliyor. Çünkü lojistik destek sağlıyor, para desteği sağlıyor, her türlü ihtiyacını karşılıyor. PKK’nın şu ana kadar hayatta kalmasının nedeni; Suriye’nin desteklemesidir. Silah da verdi, para da verdi, bütün ihtiyaçlarını, yiyecek de hepsini sağladı. Koruma da sağladı. Ama şu an başı derdine düştüğü için koruyamıyor. Amerika da koruyacak bölge biçimsiz geldi ona o açıdan, yani koruma açısından. Delirdi, havadan bombalıyor. Dünyanın parasını harcadı. Yani Amerika’daki bütün işsizler, evsizler hepsine para ve imkân sağlayabilecekken o parayla, hatta Afrika’daki açları falan hepsini doyurabilir. Sırf Kobani’yi bombalamak için akıl almaz bir masraf yaptı. Dünya açlarını doyururdu orada. Çünkü bombalar çok pahalıya mal oluyor bir tanesi bile çok çok pahalı. Elektronik donanımlar koyuyorlar, bilmem ne koyuyorlar falan bir de uçağın kalkması, gelmesi hepsi sorun.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bu akşam Beşiktaş Avrupa ligindeki rakibini 2-1 mağlup etti. iki golü de geçenlerde camilere az kişini gitmesini eleştiren Demba Ba attı.  Golleri attıktan sonra da saha da şükür secdesi yaptı. Fotoğraf da var.

ADNAN OKTAR: Allah Allah aslanıma bak benim aslanıma. Helal olsun ona maşaAllah. Koçum benim delikanlının hasıymış. MaşaAllah nur gibi. Allah onun yüzü suyu hürmetine öyle bir zafer vermiştir.  MaşaAllah çok nurlu bir delikanlı. Temiz bir Müslüman maşaAllah. Allah sevinsin diye ona öyle bir imkân vermiş maşaAllah. Beşiktaş camiasını tebrik ediyorum. Zaferler peş peşe geliyor böyle maşaAllah. Aslan kükredi yani hadi hayırlısı bakalım. Yalnız ben milli takımı tutuyorum. Kimse bozulmasın. Galatasaray’dan da başarı bekliyoruz, Fenerbahçe’den de başarı bekliyoruz. Şöyle Avrupa’yı bir değil mi? Cengiz Han’ın orduları gibi şöyle bir darmadağın etmeleri lazım. Yağmur gibi gol yağdıracaklar.

Ne yapıyoruz birileri bir şeyler anlatsın da konuşalım.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanlığı Sosyal Hizmetler Müdürlüğü, Muharrem ayı dolayısıyla Ankara’da vatandaşlara aşure dağıttı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Muhafız Alayı’ndaki askerlere aşurelerini bizzat eliyle ikram etti.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah aslanlarıma maşaAllah. MaşaAllah Tayyip Hocam’a da maşaAllah.

Kara kartallar maşaAllah demek ki bu sene ortalığı kasıp kavuracak Allah’ın izni ile öyle görünüyor. Fikret gözlerin pırıl pırıl parlıyor.

ERDEM ERTÜZÜN: Bu haberi Bülent’e bırakmadı.

ADNAN OKTAR:  Fikret’te müthiş bir coşku, benim anlayamadığım bir heyecan. Dedim “Ne oldu?” Ben geldim içeriye yerinde duramıyor şimdi olayı anladım. MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey geçtiğimiz aylarda komşu evinin bahçesinde boğularak can veren üç buçuk yaşında Pamir vardı. Onunla ilgili olarak savcılık Pamir’in annesinin altı yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasını istiyor.  Pamir’in annesi hakkında taksirle ölüme sebebiyet verme suçlamasıyla iddianame düzenlendi.

ADNAN OKTAR: Yani nasıl bir şeyi var kadının?

KARTAL GÖKTAN: Gerekli özeni ve dikkati göstermediği, kendisinin bakımına muhtaç birine karşı, o şekilde belirtilmiş.

BEYZA BAYRAKTAR: Kapı çalınmıştı cevap verilmemişti. Bekçi ilk getiriyor cevap vermiyorlar, bekçi de bırakıp gidiyor. Ve kendisi çıkıyor çocuğun bahçeden aile de uyuyor evde.

ADNAN OKTAR: Çocuk rahatsız zaten böyle bir şeyde yirmi misli, yüz misli daha titiz olunması lazım. Alarm sistemi kuracaksın, kamera sistemi kuracaksın.  O çocuk öbür türlü ölür zaten. Yani yüzde yüz gibi bir şey. Bitişikte su dolu havuz var. Öbür tarafta cadde var. O zaman zor bir şey değil; kamera sistemi kurduracaksın, alarm sistemi kurduracaksın, konu komşuyu tembihleyeceksin. Çocuk bu yani, illa ki bir şey yapacak belli yani yapar.

BEYZA BAYRAKTAR: Daha önce de kaçmış zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii Allah vermesin kadıncağız burada tahmin etmemiş olabilir. Yani bir de böyle bir sorunla karşılaşmış olması çok acı tabii. Allah sabır versin ne diyeyim yani? Çünkü babası seviyordu çocuğu ben anladım üslubundan falan. Annesi daha da çok seviyordur. Bayağı şeker bir şey. Acayip tatlı. Sıkıldım şimdi tabii kadıncağız çok zorlanacak belli, oraya gidip gelecek, mahkemeye çıkacak. Sürekli basında yer alacak. Millet anlamaz da onu taksirle ölüm; kasten ölüm gibi görürler. Yani öldürdü çocuğu gibi görürler. Yani acı bir şey, rahatsız edici bir şey. Allah sabır versin ne diyeyim yani? Tabii taksirle ölme. İnsan anlamaz ki onun taksirle ölümü. “Çocuğunu öldüren kadın” öyle anlarlar yani her yerde öyle anlayacaklar. Şimdi bunun da açıklanmasının yapılması lazım. Basın bunu açıklasın. Allah vermesin birçok annenin başına gelebilecek bir durum bu. Evde oturuyorlar çocuk birden sokağa fırlıyor arabanın altına düşüyor. Hakikaten taksir var orada, “Çocuğa niye dikkat etmedin?” diyebilirler. Belki beraat edecek kadın. Beraat da edebilir. İlla ki ceza alacak diye bir şey yok.

KARTAL GÖKTAN: Babaya dava açmamış savcılık. Baba da evde olduğu halde. 

ADNAN OKTAR: Özellikle kadının üstünde durulması, babası olsa erkek yine şey yapar ama kadın. Nasıl bir şeydir ben anlamadım ki bunu? Yani bir kadının hâkim karşısına çıkması falan bunlar. Bir de çocuk katili gibi gösterilecek yani. Evlat katili gibi gösterilecek bu çok acayip bir şey. Buna bir kolaylık bir yol gösterilmesi lazım. Bir de beraat edecek belki de bu kadının imajı ne olacak? Her gün kahrolacak yazık, günah değil mi? Her gün ıstırap çekecek. Kadın bu, nasıl kaldırsın bunu? Tevekkül etsin Allah’a sığınsın. Kuran okusun. Tövbe etsin. Çocuk için, kendisi için dua etsin. İnşaAllah hayır ile neticelenir. Üzmesin kendini. Sabrederse sevap alır. Ama tabii devlet de mecbur yani ne yapsın devlet, hükümet? Şimdi bir taksir görülüyor orada hakikaten yani öyle bir imaj var. Belki bilirkişi raporları gelecek. Ama çok uzun iş bunlar. Neyse Allah sabır versin tekrar yine söyleyeyim, Allah kalbine ferahlık versin, inşirah versin, Allah sıkıntı vermesin ailesinin üstüne hep bir ferahlık versin Allah. İnşaAllah daha dikkatli olurlar. Bu daha vesile olur. İnşaAllah. Allah kalplerinde imanı nakşetsin. Kendi sevgisini nakşetsin. Veren de Allah, alan da Allah. Cenab-ı Allah bir çocuk veriyor seviniyorlar, alıyor üzülüyorlar. İkisinin de sahibi Allah değil mi? İkisini de yapan Allah değil mi? Tevekkül etsinler.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey dün siz PKK’nın kesinlikle af olunmayacağından bahsetmiştiniz. Ve şehit analarından bahsetmiştiniz. “Çözüm sürecinin sonunda ne olacak?” diye bir yazısı var Hüseyin Yayman’ın ve şöyle diyor: “Çözüm sürecinin amacı bundan sonra bir kişinin dahi hayatını kaybetmemesi, son otuz yılda kırk bin insan hayatını kaybetti. Kırk bin ananın yüreğine ateş düştü. Acılar Ağrı Dağı gibi büyüdü” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Kimse adam ölsün, asker şehit olsun istemez. Biz PKK’nın da ölmesini istemeyiz. PKK’nın ölmesi kimseyi sevindirmiyor. Bizim derdimiz yok, öyle bir derdimiz yok. Hiç kimsenin ölmesine biz sevinmeyiz. PKK değil hiçbirinin ölmesine sevinmeyiz. Hidayet bulsun isteriz, düzelsin isteriz. Ama bir beladır gidiyor. Türkiye’nin üstüne çöktü adamlar, manyak gibiler yani “illa böleceğiz, dağıtacağız, İslam alemini yok edeceğiz.” Bunun olmayacağı belli. Yani buna müsaade etmeyeceğimiz de belli. Ama bak affa yeltenen, yani PKK’yı Türkiye’nin başına bela olarak sardırmaya hazırlanan, bunu da PKK’ya af çıkararak, katillere af çıkartarak, Abdullah Öcalan’a af çıkartarak, Güneydoğu’da devlet kurdurmayı düşünen ve Türkiye’yi helak etmeyi düşünen kim varsa Allah onu helak etsin. Allah içine ateş düşürsün. Allah ıstırapla kıvrandırsın, Allah canını alsın. Bin türlü belasını versin Allah. Kardeşim bu nasıl iştir? Bırak rahat yaşasın Türk milleti, İslam alemi. Bu ne bitmedik hırstır? Bütün Afganistan’da çocukların kafalarını kestiler, kulaklarını kestiler, burunlarını kestiler. Irak da öyle. Hapishaneleri doldurdular, aşağıladılar, çırılçıplak, delikanlı genç çocukları birbirlerinin üstüne yığdılar çırılçıplak. Yani akıl almaz aşağılama yaptılar. Kadınları çırılçıplak soydular, elektrik verdiler, dövdüler, sövdüler. Kardeşim ne istiyorsunuz bu insanlardan? Hem gelenekçi Ortodoks eğitiyorsunuz, hem gelenekçi Ortodoks düşünceyi destekliyorsunuz, hem de mahvediyorsunuz. Bırakın yakalarını şu mazlumların. Bu ne zulümdür? Biri havadan bombalar, biri karadan bombalar, biri asar, biri keser. Nefes aldırmıyorlar. Mesela Filistin’de de öyle gidiyor İsrail’e bomba atıyorlar, roket atıyorlar önce, bir daha atıyor bir daha atıyor. Diyorlar İsrail’e “Siz deli misiniz? Bak o kadar roket atıyoruz, çıtınız çıkmıyor” diyorlar. “Siz nasıl adamsınız?” Bir daha, bir daha. O zaman İsrail de havadan bombalamaya başlıyor. Çocuk, kadın kim varsa hepsini bombalıyor. “Cihat yaptık” diyorlar. “Zafer bizim” diyorlar. Alay ediyorlar İslam alemiyle. Özellikle bombalatıyorlar. Kendi içleri, kendi adamları yapıyor. Onlar da Dubai de eğleniyorlar. Langırt falan oynuyorlar Dubai’de. Yani daha da anormal şeyler yapıyorlar da ben burada şimdi saymak istemiyorum. El kadar çocuklar iki yaşında, üç yaşında, bir yaşında hepsi şehit oluyor. Genç kızlar böyle filiz gibi genç kızlar hepsi şehit oluyor. Bas bas bağırıyorlar sokaklarda “kahrolsun İsrail” diye. Kardeşim İsrail Peygamber ismi “kahrolsun İsrail” denir mi? Başka söz söyle söyleyeceksen. İsrail Peygamber ismi Kuran’da geçiyor.

BÜLENT SEZGİN: Hüseyin Yayman yazısında şöyle yazıyor devam ediyor: “Çözüm süreci başarı ile sonuçlandığında Türkiye, Kürt sorununu savaşmadan çözdüğünde bu bölgeyi etkileyecek. Türkiye’de rol modelliği artacak. Vatandaşların hangi dilde eğitim yapacağı sorununu çözemeyen, onların temel taleplerini karşılayamayan bir ülkeye hiç kimse büyük devlet muamelesi yapmaz. Dolayısıyla bu sorun Türkiye’nin büyük devlet olma imtihanıdır” demiş.

ADNAN OKTAR: Ne dili, nasıl olması gerekiyor diyor dil için? Kürtçe mi eğitim yapılsın diyor?

BÜLENT SEZGİN: Hangi dilde eğitim yapılacağı sorununu çözemeyen diye bahsetmiş.

ADNAN OKTAR: Bakın biz Türkiye’de yaşıyoruz. Ben Mardin’e gittim. Diyorum ki lokantaya gittik veyahut otele gittik. Sokakta canım ciğerim ben Kürt kardeşimin yaptığı bir kilim satın alacağım. “Bunu kim imal etti?” dedim ve “fiyatı ne kadar bunun?” Bana Kürtçe bir cevap verecek. Konuşamıyorum ben yanımda mütercim ile gezmem gerekiyor. Şimdi bu oldu mu? Kendi ülkemde ben böyle mi yaşayayım? Şu akıl mı, oradaki gençler zaten zehir gibi İngilizce biliyor, biliyorlar. Kürtçe de biliyor çocuklar, çoğu. Arapça da biliyorlar. Türkçe de biliyorlar. Cin gibi çocuklar. Bütün dilleri bilsinler. Ne iş çıkartıyorsun? Eğitim Türkçe olsun, kendi memleketinde her yerle bağlantı kursun, interneti rahat kullansın, üniversiteye rahatça girsin, Türkiye’yi boydan boya kendi vatanı olarak istediği gibi kullansın. Ama sen onu Kürtçe’ye mahkum edersen; çocuk Samsun ‘a gelecek, lokantaya gitti yemek istiyor ne diyecek? Yanında mütercim, tercümanla gezecek. Şu olacak iş mi? Herkes Türkçe bilsin. Kürtçe zaten bölgede olduğu için zaten Kürtçe bilir bu çocuklar. Ama ana dil diye zorla dayatmaya gerek yok. Ana dil. Nerden ana dil oluyor yani? Irak’ta falan olabilir ana dil de, Türkiye’de hepsi Türkçe biliyorlar. Bu zorlama, Türkiye’de bütün gençler Türkçe biliyor, Türkçe ana dilleri. Ana dili. Mesela Kobani’de falan çocuklar hakikaten Kürtçe biliyorlar. Acayip şekerler. Orada makul mesela Kobani’de hakikaten orada çocuğa Kürtçe biliyor, bilmiyor başka dil, Kürtçe eğitim yapmak lazım. Ama Türkiye’de hepsi zaten Türkçe’yi biliyorlar eskiden beri. Ne iş çıkarıyorsunuz? İngilizce de öğrensinler. Değil mi? Kürtçe de bilsin. Ama eğitim de Türkçe olsun, bırak. Rahat yaşasınlar. Ne rahatlarını bozuyorsun? Amerika’da herkes İngilizce biliyor rahat ediyor. Adam şimdi İtalyanca bilse Amerika’da bayağı zorlanır. İtalyanca konuşacak “Ne diyorsun sen hemşerim?” derler.

Bu kardeşimiz özgürlükçüymüş tamam, güzel. Ama bak özgürlük işte Türkçe bilmekte özgürlük. Her yere gittiğimizde kardeşim bir rahat anlaşalım, kendi vatanımızda değil mi? Onun konforunu yaşayalım. Etme çatma. Ama hakikaten Suriye’de var orada Kürt kardeşlerimiz ufaklıklar, acayip şekerler hepsi geldi. Bak o cin gibiler şimdi geldiler ya Türkiye’ye, yüzbinlerce Kürt kardeşimiz geldi. Bak hepsi Türkçe öğrenmiştir ufaklıklara bakın. Bir tane bile kalmamıştır. Yani bisküvi istemek nasıl olur, çikolata istemek nasıl olur? Gidin sorun bakalım, alayı ezberlemiştir. Onlara bir kolaylık bu. O çocuklara biraz devletimiz, kardeşlerimiz Kobanili çocuklara onları sevindirecek hem oyuncak, hem yiyecek dağıtsalar çok çok iyi olur. Ben elli kere dedim bir vakıf olsun. Büyük bir vakıf. Mesela Kobani bölümü ayrı olsun, şehitler için ayrı olsun. Mesela kumbaralar olsun biz oraya atalım parayı. Bozuk para mesela bir oraya atarsın, bir orayaatarız, bir oraya atarız. İnsanın cebinde kalıyor bozuk para. Oluk oluk gitsin onlara. Bisküvi alsınlar. Mesela kamplarda bayağı Türkçe konuşuyorlarmış. İşte bu kadar. Sen istesen de, istemesen de zaten onlar Türkçe konuşur. Türkçe’yi unutturmak istiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Hüseyin Yayman, özerkliği pek tehlike gibi görmüyormuş.

BEYZA BAYRAKTAR: Evet. Sıcak bakıyor.

ADNAN OKTAR: Tamam. O kardeşimiz iyi niyetli olabilir de, Amerika’nın niyeti iyi değil. Çin’in niyeti iyi değil.

“Pakistanlı Müslüman bir grup geçtiğimiz gün Hristiyan bir çifti Kuran’a saygısızlık ettikleri gerekçesiyle döverek öldürdüler. Sonra cesetlerini yaktılar. Pakistan’da dine hakaret yasağına göre bir kişi ölüm cezasına çarptırılabiliyor. Bu yasağı çoğu zaman Müslümanlar içindeki kişisel hesaplaşmalar ya da doğrudan azınlıkları hedef almak için suiistimal edilebiliyor.” Süper tehlikeli bir şey bu. Adam diyor ki; “küfretti” diyor. Ee? “Hadi öldürelim.” Çok büyük vicdansızlık ve zulüm bu.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey, siz biliyorsunuz zaten. Birkaç hafta evvel de kendisi inkar etmesine rağmen arkadaşlarının ifadesiyle Hristiyan bir kızın Müslümanlara hakaret ettiği gerekçesiyle idam cezası vermişlerdi.

ADNAN OKTAR: Bu acayip suiistimale açık bir şey. Ayrıca tövbe eder söylediyse. “Allah affetsin der” biter. Niye asıp, kesip öldürmeye kalkıyorsun? “Özür dilerim” der. “Ağzımdan kaçtı” der olur biter yani. Tövbe kapısı kapalı mı Müslüman’a? Tövbe ediyor. Hayır öyle bir şey dese bile asıp, kesemezsin. Konuşmazsın, yüzüne bakmazsın. Ama tövbe etmesi, özür dilemesi çok makul. Çünkü  deli olması lazım bir insanın dinine, diyor ki Cenab-ı Allah; “Siz onların dinine küfretmeyin. Onlar da sizin dininize küfreder” diyor ayette. Müslüman bunu yapmayacak. Onlar da yapmayacaklar. “Yapmayın” diyor Allah.

Pakistan’da, Hristiyan mahalleleri, okullar, kiliseler çok sık hedef alınıyormuş. “Geçtiğimiz sene bir Hristiyan dine hakaret ettiği gerekçesiyle yüz Hristiyan evi yakılmıştı. Yine geçtiğimiz sene bir intihar saldırısında ayrıca yetmiş beş Hıristiyan öldürülmüştü.” İşte çok büyük zulüm bu. Deccal kasıp kavuruyor. Hristiyanları da mahvediyorlar. Musevileri de mahvediyorlar. Mesela o, Glick vardı. Garibim buraya da gelmişti. Onu da çekip vurdular. Müthiş bir zulüm sistemi, deccaliyetin azgınlığı dünyayı sarmış vaziyette.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, A9 TV’de yeni bir program başlıyor. Altuğ Berker ve Sedat Altan sunuyorlar bu programı. “Sevgi Dili” programın ismi. İslam büyüklerimizin yetiştirdiği güzel camialardan birbirinden değerli konuklar yer alacak bu programda. Sevgi Dili yarın ve her Cuma saat 21:00’de A9 TV’de olacak. İlk programın konuğu da Nesil grubundan Haluk İmamoğlu.

ADNAN OKTAR: Haluk İmamoğlu, çok efendi insandır.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz fotoğrafını.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet. Çok sevecen değerli bir ağabeyimiz. Sık sık gelir, görüşürdük.

Pamir’in annesini hapis cezasıyla cezalandırdı hakim.” Doğru mu? Yok canım. Sadece soruşturma var.

AYLİN KOCAMAN: Soruşturma var. Evet.

KARTAL GÖKTAN: İddianame daha kabul edilmedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Halk arasında nerelere yayılmış. İddiaya bak. “Pamir’in annesini hapis cezasıyla cezalandırdı mahkeme” diyor. Hatta bu şimdi çok büyük bir tehlike. Evlat katili olarak gösterebilirler. Yani yazık günah bu kadına. Basın buradaki üslubu düzeltsin. Olayın ne olduğunu anlatsın. Bu kadın mağdur olmasın. Allah’tan korksunlar. Kadıncağız sokağa çıkacak. Oraya gidecek. Buraya gidecek. Ne kadar mağdur olur. Yazık günah değil mi? Zaten o çok acı çekiyordur. Bir de üstüne bu. Olmaz. Çok tevekkül etsin. Allah’ a kendini bıraksın. Kuran okusun.

“Valla Hocam, ben yıllardır tarih derslerinde evrim yalan diyorum. Kitabınız olan Tarihi Bir Yalan: Kabataş Devri’ndeki konuları anlatıyorum.” Öğretmen bu. Diyorsun ama sen işte bir tanesin, iki tanesin. Yaygın olması lazım. Bir de yasak o. Bilseler bayağı iş çıkarabilirler.

Yine korucu kardeşlerimiz yazmışlar. “Devletimizin koruculara sahip çıkması” diyor. Tabii koruculara hafif silahların yanında kendilerini koruyacakları daha ağır silahlar da verilebilir. Tabii onu asker daha iyi takdir ama PKK’ya karşı kendilerini çok iyi koruyabilecek ve caydıracak silahlara sahip olmaları lazım.

Kobanili ufaklıklar acayip şekerler. Onu bir şekilde tanzim edelim. Onların eline çikolata çok zor geçiyordur. Bir kere bayılırlar. Ağabey bana da ver bana da. Şimdi bunlar Türkçe’yi zehir gibi öğrenmişlerdir. İsterseniz gidin deneyin, denesinler. Su gibi bilirler. Çikolata, bisküvi, şeker. Nasıl konuşulur falan şu an her şey tamamdır.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Cuma akşamı yani yarın akşam saat 20:00’de A9 TV’de “Birlik Zamanı” programı var. Aylin Atmaca Hanım’ın konuğu 19.ncu ve 20.nci dönem Milletvekili emekli Yarbay Tevfik  Diker.

BÜLENT SEZGİN: Görebiliriz fotoğrafını.

ADNAN OKTAR: Görelim. Çok muhterem bir insandır. Eski Doğru Yol Partisi.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Doğru Yol Partililer çok nurluydular o zaman. Ben biliyorum. İsmet Sezgin, hepsi bir hoş yüze sahiptiler. Çok ılımlıydılar. Bayağı insancıl insanlardı.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanlığına alınan yedi bin uçak vardı. Bu konuda da israfı sevmediğini vesaire söylüyor Bülent Arınç. Uçağın özelliği uzun mesafe gidebilmesi.

ADNAN OKTAR: Tamam güzel.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan da bu gün söyledi: “Uzak mesafede bir ülkeye gideceğimiz zaman, birkaç yerde durup beklememiz gerekiyor. Zaman kıymetli, bunları ortadan kaldırmak için” dedi. “Çok para harcanmış olması içinde araştırması yapılır. Usulsüzlük varsa cezası verilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Uçak herkese kaça satıldıysa Türkiye’de de ona satılmıştır. Yani adamın ekstradan üstüne kar payı koyacak hali yok. Herkesin aldığı fiyattan aldıysak tamamdır.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, siz dün Mescid-i Aksa’da yaşanan olayların provokatif yönlerinin olabileceğine dikkat çekmiştiniz. İsrail Başbakanı Netanyahu, bir açıklama yapmış ve şunları söylemiş: “Kudüs’e olan büyük yakınlığımızı göz ardı ediyorlar. Ve Mescid-i Aksa’daki statükoyu değiştirmeye çalıştığımızı öne sürüyorlar. Aksa’yı yıkmak istediğimiz ya da Müslümanlar’ın buradaki ibadetlerine müdahale etmek istediğimiz gibi yalanlar yayıyorlar. Bundan daha büyük bir yanlışlık olamaz.”

ADNAN OKTAR: İyi yapmış açıklama yapmakla. Konuşmalar da çok vakit geçerek oluyor. Halbuki acil söylemesi lazım. Ben bunu açıklasın dedim. Daha yeni açıklıyor. Konuş açıkla bir rahatlık meydana gelsin. Değil mi? Ortalık yatışsın. Çünkü bizim açıklamamızla olmaz. Sen orada hükümetin başındasın, devletin başındasın. Senin açıklaman önemli. Boş yere akan bir kan var. Boş yere kendilerini üzüyorlar. İllaki Moşiyah, illaki Mehdi (a.s). Allah Moşiyah’a, Mehdi (a.s)’ye müthiş bir sevgi duysunlar, onun  gelişi için dua etsinler diye bu olayları meydana getiriyor Cenab-ı Allah. Dedim ki; Mescid-i Aksa’nın önünde toplanın. O ağlama duvarının önünde toplanın. Ama bu sefer en az yüz bin kişi toplansın dedim. Daha kalabalık yüz, yüz elli bin kişi Moşiyah’ın gelişi için dua edin dedim. Bana haber gönderdiler. Bu teklifiniz çok güzel. Çok da yapmak isteriz. Terör saldırıları şu an yoğun. Provokatif bir olay olur. Çok tehlikeli olabilir. Siz de takdir edersiniz dediler. Doğru hakikaten. Ben de bir şey diyemedim. Geçen sefer de küçük bir toplulukla yapabildiler. Ne acı. Mesela Mehdi(a.s)’nin gelişi için dua edecekler. Moşiyah’ın gelişi için. Korkudan dua edemiyorlar. Bu işte deccaliyet. Bu bir zulüm. Gel, Müslümanlar’la hep beraber dua edin. “Ya Rabbi, bize Mehdi (a.s)’yi nasip et. Moşiyah’ı nasip et” diye.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Kobani’den gelen sevimli çocukların resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ağabey onun burnunu yesin. Şekerliğe bak. Güzelliğe bak. Kim ister bir PKK’lı pislik, mikrop bu çocuğun yanına gelsin. Elini sürmesini ister misiniz? Bundan şiddetle tiksinir. Bu kuzu gibi varlık. Ne kadar şeker şey maşaAllah. Uyanıklara bak. Kardeşine yemek yediriyor. Acayip tatlılar. Çok şekerler maşaAllah. MaşaAllah bayağı güzeller. MaşaAllah.

“Askerimizi, polisimizi şehit edenleri kim meşrulaştırmaya çalışıyorsa Allah onu ıslah etsin, ıslah etmiyorsa Allah helak etsin.” Abdullah Çelik. “Bu bedduaya Erdoğan ve AKP de dahil mi Hoca? Zira iki yıldır PKK’yı meşrulaştıran bunlar değil mi? Tayyip Hoca’nın bir kere samimiyetine ben kaniyim, gençliğinden beri tanırım ben onu. Bütün ömrü çile ile, acı ile çekti. Bak Bülent Arınç’tan tut bilmem kimine kadar hepsi onunla kendince uğraşıyor. Böyle bir durumda ben onu yalnız bırakmam ve bıraktırtmam da, ben mazlumdan yanayım. PKK’yı Amerika destekliyor, Rusya destekliyor, Çin destekliyor. Tayyip Hoca tek başına ne yapsın? Ne yapsın yani tek başına? Biz millet olarak destekleyeceğiz ki o da eli güçlensin o da bir şey yapsın. Çıtını çıkartmıyorsun sen gıkını çıkartmıyorsun o zaman o nasıl yapsın, ne yapsın? Değil mi? Ortalığı yatıştırmaya çalışıyor. Bu it kopuğun ağzını kapamaya çalışıyor kendince. Ama bayağı delikanlıca ve kabadayıca ifadeleri. Yiğitçe. Açık açık söylüyor “PKK’ya karşıyım” diyor, “bölünmeye karşıyım, tek devlet, tek millet, tek bayrak” söylüyor. Ama tek başına bir insana her şeyi hallet demek olmaz. O Cumhurbaşkanı oldu şu an, Başbakan’da yetki. Dolayısıyla durup durup Tayyip Hoca’ya kafayı takmanın alemi yok. Yürütmenin başı değil. Cumhurbaşkanı şu an. Yürütmenin başı Sayın Davutoğlu. O da çok mazlum çok efendi bir insan. Bayağı delikanlı o da. O da kabadayı MaşaAllah. Osmanlı kabadayısı. Kabadayı demek; harbi delikanlı, yiğit, efe anlamında İnşaAllah.

“Musevi bir dostumuz Adnan Oktar Bey’den bizi sürekli kınayan Türklere şunu sormasını rica ediyoruz.” Türk kardeşlerimize denebilir. Türklere deyince bir acayip olur. “Eğer Hristiyanlar Ayasofya’ya silah depolamak ve yoldan geçen her Müslüman’a saldırmak için kullansaydı ne yapardınız? Hristiyanlar Molotof kokteyli ve taşlarla her gün çocuklarınızın, annenizin, kızlarınızın üstüne saldırmak için kullansa ne yaparsınız? Ve Ayasofya’nın önünden dua ederek geçerken bunu yapsalar siz ne yaparsınız?” Buna cevap rica ediyor. Bu örneğe ne gerek var? Zaten anormallik. Sanki bir şeyi kavramak da güçlük çekiyormuş da karşısındaki insan. Bunun için örnekler vermeye gerek yok. Bu biraz çocukça olmuş. Bunun anlaşılması için bu tip örneklere mi ihtiyaç var? Değil mi? “Sen bisküviyi kıtır kıtır yiyen bir çocuk görseydin için acımaz mıydı?” bilmem ne. Böyle duygusal izahlara gerek yok. Orada Mescid- Aksa’da bir Müslüman yahut bir Musevi gibi bir Hristiyan dua etmek istiyorsa bu zaten kutsal ve güzeldir. Bir Müslüman bunu teşvik etmek ile mükelleftir. Allah’ı seviyorsa “ben burada dua etmek istiyorum, Peygamberlerin gezdiği yerleri görmek istiyorum, Peygamber’leri sevdiğim için O hatıraları anmak istiyorum” diyorsa bu iftihar edilecek bir şeydir. Bunun neyini örnek veriyorsun? Saldırıyorsa da adam; zaten ahlaksızlıktır, zulümdür. Neyini anlatıyorsun bunun? Kim kan döküyorsa bu zulümdür. Kim acı çektiriyorsa bu zulümdür. İnsan kan ile hizaya getirilmez. İnsan sevgiyle, şefkatle düzeltilir. Devlet yapıyorsa o da zalimliktir, kan döküyorsa. Terörist yapıyorsa o da zalimdir. Devlet kan dökünce makul görüyorlar, terörist kan dökünce normal değil diyorlar. İkisi de zulümdür. Devlet de kan dökemez, terörist de kan dökemez. Yani insan kanı akıtmak çok korkunç bir şey. İkna etmek varken , konuşmak varken , sevgiyle düzeltmek varken. “Denedin mi?” diyoruz. Yok. “Hiç konuştun mu?” Yok. “Niye?” “Bu sopadan anlar” diyor. Nereden biliyorsun? Bir kere bir konuş.

OKTAR BABUNA: İnsanların kafasına kurşun sokacağınıza fikir sokun demiştiniz Hocam İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Adamın fikrini beğenmiyor “o zaman kafasını keselim bari” diyor. Kafasını niye kesiyorsun? Kafası dursun. Beynindeki şeytanı çıkaracaksın bu kadar başka bir şey yok.

“Hocam hayırlı geceler müsaadeniz olursa sohbetinize katılmak istiyorum.” Tamam gel. Katıl. Burak kardeşimiz.

Turgay Özkan, korucuları korumamı biraz alerji ile karşılamış.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Amerika resmi olarak IŞİD’e karşı mücadelede ortak hareket etmek için İranlı diyalog kanallarını açtığını duyurmuş.

ADNAN OKTAR: Onun diyalogları ile olmaz o işler. İran ile konuşmak lazım. İran pisliğin içine bulaşmasın. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak istiyorlar. Onlar da enayi gibi bu oyuna geliyorlar. Onlara bir mektup yazalım. Böyle ıslak imzalı bir mektup yazalım. Devlet başkanına. Müslüman’ı Müslüman’a kırdıracaklar bunlar da buna çanak tutacak. Bunu çocuk olsa anlar. Adam diyor ki; “Hazır elimizde Sünni var, Şii var, birbirlerine kırdıralım.” Böyle bir oyuna sen nasıl geliyorsun kardeşim? Böyle bir akılsızlık olur mu? Bir de Amerika’nın elinden daha yeni biz aldık onları. Yerle bir edecekti İsrail orayı. Biz konuştuk burada, geldiler.

OKTAR BABUNA: Sizden izin istediler.

ADNAN OKTAR: Tabii Hahamlar geldiler. İran’ı yerle bir edeceklerdi. “Bombalayacağız” dediler. “Ne diyorsunuz?” dediler. Ben şiddetle karşı çıktım. Anlattım. “Sakın, gerek yok” dedim. Atom bombası da kullanacaklardı, gerekirse. Beladan yeni döndüler. Tir tir titriyorlardı buraya geldiklerinde İranlılar, Mollalar. “İsrail bayağı bastırdı. Biz tehdit altındayız, bunlar atom bombası yapıyor, hallaç pamuğu gibi atacağız” dediler. Yani “şu an hazırız bütün planlar da yapıldı. Bütün noktaları tesbit ettik, hepsini vuracağız” dediler. “Aman ha” dedim. Hepsi şahit.

AYLİN KOCAMAN: Aslında ambargonun gevşetilmesinde de Türkiye aracı oldu Adnan Bey, yoksa Amerika hiç yanaşmıyordu böyle bir şeye.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Bu nükleer konularla ilgili de Türkiye destek verdi. Tayyip Hocam o zaman bayağı delikanlıca çıkış yaptı. Amerika’yı karşısına alarak bunu yaptı.

“Korucular gitsinler önce kendilerini korusunlar. Nedir bu? İki gündür korucu tribine girmişsin anlamadım.” Rahatsız olmuş demek ki. Korucular tabii kendilerini koruyor. Ama ailesini ve köylüyü de koruyor. Kendini koruyor derken zatını koruması zaten olur o. Ama köyünü, ailesini, kardeşlerini koruması çok önemli. Ben, Mardin’in bir köyüne gittiğimde al bayrakla beni karşılayacak kardeşlerim olması lazım. PKK da it gibi sinmiş olması lazım. Dağ, taş her yerde Türk bayrağı olacak. Korucu kardeşlerimle ben davul, zurnayla karşılaşacağım. Beraber sinsin oynayacağız. Halay çekeceğiz. Güzel çevirme yapacağız. Kürt çadırında oturacağız. Sohbet edeceğiz. Çok hürmetlidir Kürt kardeşlerimiz. Acayip güzel ahlaklıdır. Beraber çay içeceğiz.

Mustafa Özdemir, “Adamın hasısın Adnan Baba” hayırdır inşaAllah. Delikanlı aleminde böyle tipler var. Bazen Bebek’e gidiyorum. “Seni sevmeyen ölsün Adnan Baba” diyor. Yani gidebilene helal olsun. Arabanın çevresini sarıyorlar. O küçük ufaklıklar. Hem kitap veriyorum onlara, hem harçlık veriyorum falan. Bu sefer öbür arkadaşlarıyla hatta taksiyle geliyorlar. Etiler’den taksiyle geliyorlar. Kaç defa gördük. Haber alıyorlar benim geldiğimi. Harçlık alabilmek için. Bas bas bağırıyorlar “Seni sevmeyen ölsün Adnan Baba” diye. Babalık da nerden çıktıysa onu da anlamadım? Bayağı şekerler maşaAllah.

“PKK okullarda yetişmiyor. PKK okulsuzluktan ve eğitimsizlikten yetişiyor. Alınan hakları hukukla değil de böyle alıyorlar.” Baş Şehzade. PKK okullarda yetişmiyor olur mu? Okullarda felsefe, biyoloji, tarih, sosyoloji derslerinde Darwinist, materyalist eğitim yapılıyor. Orada alıyorlar ilk materyalist eğitimi. Materyalist felsefeyi, diyalektik felsefeyi okullarda öğreniyorlar. Ondan sonra gidip Marksist, Leninist, Stalinist oluyorlar. “Eğitimsizlikten yetişiyorlar” diyor. Doğru tek yanlı eğitim alıyorlar. Darwinist, materyalist eğitim alıyorlar. Allah’ın varlığını anlatan bir eğitim almıyorlar. Darwinizm’in geçersizliğini onlara anlatan bir eğitim sistemi yok. Mesela paleontoloji hakkında bir bilgi verilmiyor. Paleontolojik deliller gençlere sunulmuyor. Arkadaşlar bazen paleontolojik sergi yapıyorlar. Adam fosilleri gidip ısırmaya kalkıyor. Bölüyor. Tepiniyor üstünde falan. Parçalayınca fosilin gerçek olduğu daha da ortaya çıkıyor. Çünkü fosilin iç aksamı da ortaya çıkıyor. Taşlaşmış. “Alınan haklarını hukukla değil, böyle alıyorlar.” Alınan hak neyse bana söyleyin. Söz bir, Allah bir bütün Türkiye’yi ayağa kaldırırım. Hukukla, kanunla. Gereğini yaparız. Beraber gayret ederiz. PKK’lısı değil de. Mesela PKK’ya sempati duyuyordur. Suçu yoktur adamın. Mesela gelsin burada konuşalım. Yeri göğü inletelim. Neyse çalınan hakkı, alınan hakkı neyse gelsin söylesin burada. Ama asker vurmak neyin nesi? Gidip sırtından, ensesinden vuruyorsun. Ne yaptı bu çocuklar, bu delikanlılar size? Kuzu gibiler. Dünya tatlısı bunlar. Değil mi?

“Hoca, siz endişe etmeyin.” Hüseyin Uğur, “Türkiye’nin asil nöbetçileri var, bölünmez.” Biz de biliyoruz ama sebebe sarılmayla oluyor bu. Asil nöbetçileri burada. İnşaAllah. Onu fark etmişsin güzel. Ve her yerde. Orduda, poliste, askerde her yerde. Hızır (a.s)’ın talebeleri, Mehdi (a.s)’nin talebeleri kol geziyor. Bunu fark etmiş olman hoşuma gitti. Güzel. Müsaade etmeyeceğiz işte. Onu demek istiyorum.

“Siz, şu katil terörist İsrail devletine ne dersiniz asıl?” diyor. İsrail, haksız kan döküyorsa o kan dökene Allah lanet etsin. Kim döküyorsa o kanı, haksız kan dökeni Allah lanet etsin. Kan dökmenin haklısı da olmaz. Allah ıslah etsin. Kim yapıyorsa. Hangi ülke yapıyorsa yapsın. Kan döken herkes, karşı olduğumuz insan grubudur. Asla kabul etmeyiz. İsrail fark etmez. Amerika da kan döküyor. Ona da karşıyız. Pakistan kan döküyor. Ona da karşıyız. Afganistan kan döküyor. Ona da karşıyız. Taliban kan döküyor. Ona da karşıyız. IŞİD kan döküyor. Ona da karşıyız. İnsan kanı dökülmez. İnsan sevilir. Değer verilir. Mübarek varlıktır. İkna edersin konuşursun. “Fikrini beğenmiyorum kafasını keseceğim” diyorsun. Ne korkunç bir şey bu? PKK da, mesela ben PKK’lıya kurşun sıkılmasını istemem, bombalanmasını istemem. Fikirle karşılık versin diyorum. Çünkü sen okulda Darwinist, materyalist eğitiyorsun o da dağa çıkıyor. Eğit dağdan insin. “Ben yanlış bilgi verdim” de. “Darwinizm, materyalizm yanlış” de insin dağdan. Adamın kafasına niye kurşun sıkılsın kardeşim?

OKTAR BABUNA: Hatta suç işlemeyenleri buraya gelsin biz konuşalım dediniz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii sempatizan olanlar kız erkek gelsinler. Sırf onlardan oluşsun ben herkesi çıkaracağım. Söz bir Allah bir. Sadece onlar olsun beraber konuşalım. Güvenliklerini de sağlayacağım. Yani ne istiyorlarsa yapayım. Benim bakış açım özgür, samimiyim ben.

Bora Özer “Hocam Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin de kerametlerini lütfen bir nebze anlatır mısınız?” Bora Özer. Şeyhimizin kerametini ben görmedim. Ama görenler vardır. Var yani anlatıyorlar.

OKTAR BABUNA: Aslında bir filmi var Hocam sizinle ilgili. Orada bayağı geleceğe yönelik sizin ayakta Kuran okuyacağınız.

ADNAN OKTAR: O acayip. Mesela çünkü ben yeni hapisten çıkmıştım. Bir tek Yahudilik Masonluk kitabı vardı bende. Bende kitap yoktu. “Kuran tefsiri yapacaksın, kitaplar yazacaksın sen” dedi. “Bu aslın idrakine sunacaksın. Sadece sana izin verildi” dedi. “Sadece dünyada İslam aleminde bir tek sana izin verildi” dedi. “Kuran okurken de ayakta okuyacaksın” dedi. Kardeşim ben isterseniz yemin edeyim böyle bir kastım yok. Benim namaz kıldığım yer böyle şeye benziyor cilale gibi. Yani her yeri mermerden oluşmuş bir yer. Yer gök her yer mermer. Ve hakikaten yüksek bir kör pencere var. Kuran orada duruyor. Hakikaten orada zaruretten dolayı orada okuyorum. Ben Kuran’ı ayakta okuyayım diye değil, ben normal yerde de okurum Kuran’ı. Mesela yatakta da okurum. Ama zaruri olduğu için de öyle okuyorum hakikaten yıllardan beri. Yani onu nereden bildi Şeyhimiz hayrettir. Yani çok garip o. Kitap yazacağı mı nereden bildi? MaşaAllah. “Sen daha bir daha goncasın açılmadın” diyor. Yani “ne rengin belli, ne kokun belli” diyor. “Bir süre sonra açılacaksın” diyor “ve İslam’a çok büyük hizmetin olacak” diyor.

OKTAR BABUNA: Demişti Hocam Arap Baharını da ülke isimlerini vererek söylemişti.

ADNAN OKTAR: Çok acayip. Mesela dedim ben “Herhalde Şeyhimiz biz teyakkuz halinde olalım diye öylesine söyledi” dedim. “Libya yıkılacak” dedi. “Mısır yıkılacak” peş peşe saydı. “Suriye yıkılacak” dedi. Ortada hiçbir şey yok gayret sakindi ortalık. Söyledikten bir ay sonra falan ortalık birbirine girdi. Dedikleri doğru çıktı hayret ettim. Dünya tatlısı, tipi çok şekerdi. Üslubu çok şeker. Sevgisi çok güzeldi. Şeyhimiz’in en hayati gönü sevgisiydi. Coşkun sevgisi, onun en büyük silahı oydu. İmanı, imandan kaynaklanan sevgisi. O kadar neşeli oluyordu ki onun bulunduğu ortam. Canım benim. “Ben kimsenin ayağına gitmem” diyor. “Ama oğlum beni çok sevdiği için ben onun ayağına gelirim.” “Estağfirullah Şeyhim, estağfirullah” dedim. Dünya tatlısı önce vicdan azabı da çektim ta aşağıya kadar indi. Yaşlı başlı, koluna girip indirdiler. Evde başka türlü olacak gibi de değil. Ama iyi de oldu o zaman Osmanlı’nın tahtı gibi böyle yüksek bir şey vardı. Onun üstüne çıktı. Ayaklarını böyle uzattı acayip şeker. Bir ona laf atıyor, bir ona laf atıyor böyle espiri yapıyor. Acayip neşeli bir ortam yani Şeyhimiz’i tanıyanlar bilir, çok şakacıdır. Acayip şeker. Acayip tatlı.

“Askerlerimizi şehit edenleri şehit edenler affetmeye yeltenenleri gönlünde affedenler” yani affetme kararı almış olanlar. Affetmeye azmetmiş, planlayanlar. “Allah ıslah etsin, ıslah olmuyorlarsa Allah onları helak etsin.” Sözümü yine söylüyorum. “Hocam kim kimi affediyor? İki tane şehidimiz var, ben Kürdüm” diyor. Aslanıma bak bak. Kürt aileden iki tane şehit, asker. “Gerekirse bende şehit olurum” diyor. Helal olsun, aslanım benim, koç yiğit. Delikanlı efeyi görüyor musun? “Canım feda olsun Allah’a, Kitabıma, ülkeme” diyor. “İyi ki varsınız Hocam” diyor. Bak Kürt böyle olur, Kürt budur. Bak benim canlarım birçoğu burada Kürt.

“Hocam araları çok uzun tutuyorsunuz. Önceki gün gece 02:30’da reklama girdiniz. Tanıtıma girdiniz ben çay demleyip. Üç bardak çay içtim. 03:10’da yayına başladınız”. Belki bende üç bardak çay içmişimdir, Allah Allah. Yahut Başka bir şey yapıyorumdur. Yani bir şey olmaz.

“Hocam Ermenek’te maden kazasından on sekiz işçiden iki tanesinin cesedine ulaşıldı.” Doğru mu?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ah benim canlarım, ah benim aslanlarım benim. Allah cennette onları cennet kuzusu olarak karşılamamızı nasip etsin.

Beşir Bey; “Sayın Hocam Adıyaman Kahta’da delikanlı çıkmaz mı? Bizde siz den güç, kuvvet, cesaret alıyoruz”. Adıyamanlı diyorsun, Adıyaman komple delikanlıdır.

ÜMİT: Bende Adıyamanlığım.

ADNAN OKTAR: Bak alsana bir tane delikanlı. Göstert. Bak benim aslanım Kürt’tür. Adıyaman’ın hasıdır. Delikanlının da hasıdır. Çok iyi delikanlı çıkar. Kahta’sından, bütün kasabasından, her yerinden. Urfa, Siirt, Mardin candır hepsi.

Tamam, şimdi ara on dakika mı olsun diyorlar? Deneyelim peki hadi bakalım bir on dakika ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet PKK tehlikesi ile ilgili videomuzdan sonra programımız devam edecek. Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, birisi bir şeyler anlatsın.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Ankara Söğütözü’n de bulunan CHP genel merkez binasında bir mescit açıldı. CHP genel başkan yardımcısı Mehmet Bekaroğlu yaptığı açıklamada partiler ve ziyaretçilerden böyle bir talep olduğu belirtti. Ancak bazı vekiller Sayın Bekaroğlu’nu din istismarı yapmakla suçladı ve istifa etmesini talep etti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim istismar değil. CHP’nin buna ihtiyacı var. AK Parti bunu yaptı, iktidar oldu. Millet bunu istiyor, yapmayın etmeyin. Kılıçdaroğlu çok efendi bir insan, akıllı bir insan. Zırt pırt partiden istifalar bilmem ne falan. Kardeşim istifa partiye zarar verir. Küçük partisin sen. O hanım efendi dönsün rica ediyoruz. Yapılır mı? Partinin önemli bir gücü. Partide moral bozukluğuna sebep olur o. Ne gerek kardeşim? Kime ne fayda getirecek bu? Mescidi açması çok iyi olmuş. Ellemesinler. CHP’nin bu gidişatı iyi. Dini istismar olur mu? Kardeşim o zaman hiç dinden bahsetmemesi gerekir. CHP de hiçbir şekilde iktidar olamaz o zaman. Bilakis daha da artırsınlar bu üslubu. Bu istismar değil. Bu faydalı, hikmetli, isabetli bir tavır olur. Niye istismar olsun? Ben diyorum ki Allah’ı seviyorum. Bu dini istismar mı? Mescit var orada. Ben geldiğimde, tüm CHP binasını ziyaret ettiğimde namaz kılacak yer arıyorum. Yer yok, ne yapacağız? “Bir zahmet dışarıda işte beş kilometre ilerde mescit var. Oraya gidip namaz kılın.” Oldu mu şimdi bu? Orada da olacak mescit. Dinsiz de gelsin CHP’ye, dindar da gelsin. CHP özgürlüğün kalesi olsun. Kılıçdaroğlu son derece efendi bir insan, kabili hitap bir insan, kibar bir insan, klas bir insan. Seyit aileden geliyor. Ne güzel. Böyle partiden insan istifa eder mi? Yani bir fayda getirecek bir şey değil bunlar. Zarar getirecek şeyler. O hanımefendiye mesaj yazın da geri dönsün partiye. Bir de hanım milletvekilleri olsun istiyoruz. CHP’de hanımlar olsun. Daha çok olsun istiyoruz. Böyle şey yapmasınlar. Sevecen, tatlı bir çizgiye gelsinler. Bağnazlığa tavır alsınlar ama modern dindarlık anlayışını savunarak tavır alsınlar. Böyle olmaz. Yani katı olmaya gerek yok. Biraz elastiki, mesela görünümleri mükemmel, modern insanlar. Dindarın da geldiği bir parti olsun, dinsizin de geldiği. Ateist de gelsin, komünist de gelsin. Herkesi kucaklasın. Ama dindarlık zemininde CHP’ye otursun. Yani millet bunu istiyor CHP’den. Ama nasıl dindarlık? Modern dindarlık, aydın dindarlık.

AYLİN KOCAMAN: Atatürk gibi demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Atatürk gibi. Aynısı, ne yapıyorsa aynısını yapacaklar. O kadar. Milim, santim şaşmaya gerek yok. Atatürk ne diyor? Türk İslam Birliği. Tamam. Atatürk ne yapıyor? Cebinde Kuran taşıyor. Sen de taşı. Atatürk şık giyiniyor. Sen de giyin. Masası çok güzel, sohbeti güzel. Sen de öyle ol.

AYLİN KOCAMAN: Komünizme karşı.

ADNAN OKTAR: Komünizme karşı. Sen de karşı ol. Bölünmeye karşı, büyük Türkiye taraftarı. Sen de öyle ol. Bütün mesele Atatürk’e tam uymalarında.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, Twitter’dan yaptığı açıklamada “CHP, Bekaroğlu gibi dini istismar edenlere bu kapıyı açarsa kendi öz kitlesini kaybeder. CHP programına aykırı davranan Bekaroğlu istifa diye” yazmış Twitter’da.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, böyle bir şey yok. CHP güçlenir. Bir denesin, bir görsün. Yanlış biliyor. CHP’de dine karşı insanlar da olabilir. Bağnazlığa karşı insan da olabilir. İki türlü insan olabilir. Bir bağnazlığa karşıdır. O zaten baş tacı. Bir de dine de karşı olabilir. Ama kırıcı, yıkıcı olmaya gerek yok. Dini kabul etmiyordur. Gelsin CHP içinde ne yapıyorsa yapsın. Fakat din, dindarlık, modern dindarlık CHP’nin ana bünyesini oluşturması şart. Başka türlü iktidar olamaz. Dostça söylüyorum. Mümkün değil. Anadolu dindar, Türkiye dindar. Modern dindarlıkla, Atatürk’ün uyguladığı dindarlık anlayışıyla bağnazlığı CHP yok etsin ve gerçek İslam anlayışının Türkiye’ye hakim olmasında gayret etsin.  Bütün İslam alemi CHP’ye hayran olur. Bütün İslam alemi duacı olur. Bak, Pakistan perişan durumda, Afganistan perişan durumda. Sırf AK Partiyle olacak bir şey değil. CHP destekçi olsun. Hatta iktidar olsun. Bütün gücümüzle destekleyelim. Ama modern dindar olarak iktidar olabilir. O zaman Pakistan’a faydası olur. Afganistan’a faydası olur. IŞİD’e faydası olur. Hepsine faydası olur. Hepsi düzelir. Gerçek İslam buymuş diye insanlar İslam’a akın akın koşarlar. Bağnazlıkla böyle mücadele edilir. Yoksa o tarz bir üslupla mücadele edilemez. Ve Sayın Kılıçdaroğlu’yla kimse uğraşmasın. O iyi bir lider, iyi bir insan. Bak, ben CHP’li değilim ama söylüyorum. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Bilakis moral yönünden destek olsunlar. Manevi yönden destek olsunlar. Partiyi çok güzel çizgiye getireceğini görecekler. Yani bir denesinler. En azından sözümü bir tutsunlar. Bir denesinler, görecekler.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Davutoğlu MİT Müsteşarı Hakan Fidan’dan aldığı bir brifing sonrası açıklamalarda bulundu. İsrail’in Mescid-i Aksa’ya girmesine çok sert tepki gösterdi. “Tam bir barbarlıktır. Bütün Müslümanlar’a ve bütün dünyaya Mescid-i Aksa’ya sahip çıkma çağrısında bulunuyorum. Kudüs tek bir dinin hakimiyet alanına dönüşüp, diğer kutsal mekanlar böylesine barbarca bir tutum ile ayaklar altına alınırsa Ortadoğu’da barışı temin etmek mümkün olmaz. Türkiye olarak şiddetle kınıyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Sayın Davutoğlu’nun demek istediği “İttihad-ı İslam olsun. Konu hallolsun” diyor. Yanaşırlar mı? Yok. Suriye’de bu kadar Müslüman şehit edildi. İslam aleminin umurunda bile değil. Hocaların, alimlerin büyük bir bölümünün umurunda bile değil. Yüzlerce cami yıkıldı. Umurlarında bile değil. Afganistan’da milyonlarca insan şehit edildi, Irak’ta umurlarında bile değil. Mescid-i Aksa Allah vermesin yerle bir olsa umurlarında bile olmaz bak söyleyeyim. O çocuğunu evlendirmenin peşinde, efendim eve buzdolabı alacak onun peşinde, hayatını yaşamanın peşinde. Çözüm İttihad-ı İslam’dır. İttihad-ı İslam’ın da içinde Mehdi (a.s)’at’in dışında yol olmaz. Hiç kimseyi de lider olarak kabul etmezler. Bak açıkça söylüyorum, Allah vermesin Mescid-i Aksa’yı yerle bir etsinler, Allah vermesin, İslam âleminden çıt çıkmaz söyleyeyim. Gösteri yaparlar ama hiçbir şey çıkmaz. Asla birleşmezler, birbirlerini kırıp geçirirler. Mehdi (a.s)’at’in dışında bir yol yok. Aklı başında âlimler birleşip Mehdi (a.s)’at’e ittifak edecekler. Başka çözüm yok. Varsa bana söylesinler. Dediğimde doğru. Filistinli Filistin’ini kurtarmanın peşinde, Suriye kendini kurtarmanın peşinde. İslam âlemini kurtarmanın peşinde olan insan pek yok. Onun için bir an önce İttihad-ı İslam olması lazım. İttihadı İslam’ı da bir şahıs etrafına toplamassan kimse bunu kabul etmez. Sen Şii bir âlim getir, kabul etmezler. Sünni bir âlim kabul etmezler ama Hz. Mehdi (a.s)’ı herkes kabul eder. Çünkü bak kaderde kabul edilmiş bir lider bu Hz. Mehdi (a.s). Bak kaderde kabul edilmiş. Orada bir kolaylık var, bu kolaylığı kullansınlar. Kaderde insanların kabul ettiği bir lider. Bakın uygulasınlar kaderin nasıl aktığını görecekler. Kaderde insanlar nasıl hayret edecek bir içgüdüyle, bak hayret edecek içgüdüyle Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul ettiğini görecekler. Çünkü Allah insanların kalbine vahy etti Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul edin diye. Hz. Mehdi (a.s)’a uyun diye vahy etti. Sadece tanıyacaklar o kadar. Şaşıracakları şekilde, mucize şekilde herkesin kabul ettiğini görecekler. Allah, kalplerine bak vahy etti diyor insanların. Hz. Mehdi (a.s)’ı tanıyacakları ve kabul edecekleri şekilde vahy etti.  Sadece kabul edecekler bu kadar. Şimdi mi? Vakti değil. Vakti merhunu var. Daha çile çok, daha acı çok, daha büyük olaylar çok. Hz. Mehdi (a.s) da olgunlaşıyor, Hz. İsa Mesih’te talebeleriyle gücünü artırmaya çalışıyor. Ama canım benim o kendini belli etmemenin peşinde şuan.  Dünya siyasetine işte dindar Hıristiyanlar’a etki etmeye gayret ediyor şuan. Ama kendini belli etmemenin peşinde. Hz. Mehdi (a.s)’ın gücüyle, Allah’ın izniyle Hz Mehdi (a.s)’ın garantisiyle ortaya çıkacak yoksa çıkmaz. Hz. Mehdi (a.s); “Çık artık ya Hz. İsa (a.s)” diyecek, “ortam müsait, ben kardeşinim, sana güvence veriyorum” diyecek, radyodan, televizyondan. O zaman çıkacak. Yoksa çıkmaz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Kaç yıl olabilir? Yaklaşık ne kadar olabilir?

ADNAN OKTAR: Benim kanaatim biraz vakit alır. 2023’ te diyor ya Tayyip Hocam, doğru söylüyor. Biliyor yani oda biliyor bilmemesi mümkün değil. Mehmet Zahit Kotku’nun dizinin dibinde yetişmiş bir insan.

Rahmetli Atatürk isteseydi Türkiye’ye komünizmi getirirdi o dönemde. Ama bak bağnazlığa karşı Atatürk dinsizlikle karşı çıkmadı. Bağnazlığa karşı modern İslam’a anlayışıyla karşı çıktı. Olabilecek en isabetli, en güzel tavrı gösterdi. Bir nevi Mehdiyet hareketiydi Atatürk’ün hareketi. Ve modern İslam anlayışını Türkiye’ye oturtturdu. Ortadoğu’nun içine düştüğü beladan kurtulmuş olduk. Bak şuan huzur içindeyiz. Bela hiçbir zaman için Türkiye’ye bulaşmıyor. Onun için CHP hiçbir şekilde tereddüt etmesin o konuda. Dinsizlikle bağnazlığa mücadele verilmez. Modern İslam anlayışıyla mücadele edilir, Atatürk’ünde yaptığı buydu. 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la sohbetler programı bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü