Harun Yahya

Sohbetler (7 Kasım 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Esila hoşgedin.

ESİLA: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Sen dünyanın en tatlılarındansın biliyorsun. Dünyanın şekerisin sen balısın kaymağısın. Çok ünlüsün sen biliyorsun. Aslında bu hakikaten çok şahane bir şey bu. Dünya çapında bir güzellik bu, maşaAllah. Yaş gününü burada kutlamak istemiş. Ben de gidin bir yaş günü pastası alın dedim. Esila bir anda hopladı sevinçten. Çünkü büyük bir idealiymiş onun burada kutlamak. Doğru mu Esila?

ESİLA: Doğru.

ADNAN OKTAR: Yalnız güzeller güzeli, sen bir şeyler anlattın bu çocukla ilgili. Şimdi bizin konuyu hiç bilmediğimizi düşün, en başından bize bir anlat. Çocuğun rahatsızlığı ne, konu ne?

ESİLA’NIN ANNESİ: Kronik Miyeloid Lösemi hastası KML olarak biliniyor, 65 yaş üstü bir hastalık. Tedavi olarak normalde kemoterapi ve radyoterapi görmüyor, sadece hapı var yurt dışından ithal ediliyor onu kullanıyoruz. Normalde bunun Türkiye’de muadili üretildiği için yaklaşık 330 lira yüzde 10’nu devlet bizden karşılıyor. Kanser hastalarından ücret alınmıyor kısmında bunu yapmıyor. Çünkü yurt dışından ithal diyor, Türkiye’de muadili var onu kullanmamızı öneriyor. Ama bunu doktorumuz önermiyor çünkü 3,5 yaşından beri bu hapla biz yola çıktık, bunun sonuçlarını biz şu anda görüyoruz. Yurt dışındaki yeni araştırmaya göre yüzde 40 oranında bu hastalığı bu çocuklar hapla yenme ihtimali varmış, yüzde 40 oranında yenmişler. Normalde ömür boyu bu hapı kullanması gerekiyor ama doktorların yaptığı araştırmada yüzde 40 oranında çocuklar hapı kullanarak yenebiliyorlar. Ama biz bu hapa devam etmem sürecinde, devlet memuruyuz Hocam, kanser hastaları özel bir bakım itiyor ve bu özel bakımla artık eskiye göre şimdi organik ürünler çok pahalı. Her şeyin organiğini almaya kalkıştığımız zaman da yetişemiyoruz. 1500 lira bir kredi borcumuz oldu onu ödüyoruz, 450 lira kiramız var, 350 lira hap parası var. Bunu devlete söylediğimiz zamanda, “hayır olamaz muadilini kullanacaksınız” diyorlar. Ama bizim bunu doktorlarımız şu anda hiç biri önermiyor Hocam. Hiçbir şekilde devlet memuru olduğu için destek çıkmıyorlar Hocam. Nereye başvurduysak, dilekçeler yazdık, başbakanlık, cumhurbaşkanlık, hepsi de, “devlet memurusunuz hayır olmaz, belirli bir parayı alıyorsunuz” o yüzden kabul etmiyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet, tabii ki devlet yaşamasını ister çocuğun. Mesela ben Sayın Bakanıma soruyorum; kendi çocuğu olsaydı ne yapardı? İllaki o ilacı kullanırdı. Doktorun tavsiye ettiği ilacı kullanırdı. Onun dışında bir ilaç kullanmazdı. Hakikaten bu güzel hanımın eşi bir devlet memuru ve makul bir maaş alıyor, çok çok az bir maaş alıyor. Onunla ucu ucuna geçiniyorlar. Böyle bir durumda bu çocuğun ilacının ücretsiz olması gerekiyor. Bu devletin sırtına bir yük değil. Çünkü devlet bizden alacak bunun vergisini, biz de seve seve ödemek istiyoruz, seve seve. Ve çocuğun beslenmesi, mesela özel yardım da olması gerekir, çocuğun beslenme yardımı. Kanser hastası olan çocuğun hem tedavi yardımı, hem beslenme yardımı olması lazım. Çünkü bulunduğu ortamın sıcak olması gerekiyor, her yönden iyi bakılması gerekiyor. Bak, bu el kadar sabi masum ve günahsız bir çocuk, nur gibi bir varlık, vicdan azabı çekeriz. Sayın Bakanımız çok değerli bir insan, kibar bir insan, gereğini yapsın. Bir kere ilaç konusu hiç mevzubahis olmaması lazım, o zaten olmaması lazım da ama çocuğa beslenme yardımı da yapılması gerekir. Hepsi için, ne kadar lösemili çocuk varsa, hepsi için. Vakıflarla bilmem nelerle çocuklara para toplanıyor. Böyle şey olur mu? Biz vergimizi verdiğimize göre biz devletten talep ediyoruz. Gereğini yapsın devlet. Yarın yine bakanlığa dilekçe verelim, konuyu da açıklayın. Gerçi biraz rahatsız edici bir üslup olacak ama deyin ki; “Sayın Bakanım, kendi çocuğunuz olsa ne yaparsınız? Aynısını rica ediyoruz” dersiniz. Bakın, kendi çocuğuna ne yapılmasını istiyorsa. Ama diyorsa ki, “benim çocuğuma bu olursa ben bunu yaparım” tamam bir sözümü yok. “Böyle bir devlet memuru olsaydınız, maddi gücünüz olmasaydı ne yapardınız?” Çünkü bu çocuk, Allah ömrünü uzun etsin, inşaAllah şifa bulur, uzun yıllar bu hastalığı çekme ihtimali var, belki şifa bulacak çabucak geçecek ama iyi beslenmesi, sağlıklı beslenmesi, moralli bir ortamda bulunması, neşeli bir ortamda bulunması çocuğun hastalığı yenmesinde mühim bir etken, vesile. Bir de insan yüzüne baktı mı içi eriyor acayip güzel varlık, yani çok çok şeker bir şey. Şimdi bunun parasını almaya kalkmak, bu ufaklığın harçlığını kesmek olacak iş değil, tahayyül edilecek bir şey değil. Onun için gereğinin yapılması için Bakan’a da yazalım, Başbakan’a da yazalım. Başbakan’ı da telefonla arar ilgili kurumlara yazalım, üç dört kuruma yazalım. Hükümet hakikaten çok güzel faydalı icraatlar yapıyor. Ama böyle ufak tefek gibi görünen olaylar çok ızdırap veriyor, çok rahatsızlık veriyor. Mesela geçen bu gazinin arabasının parasının istenmesi, dehşet verici. Mesela bu çocuğun ilaç parasının istenmesi çok ızdırap verici, rahatsız edici. El kadar sabi ne alaka? Biz severek öderiz. Devlet bizden aldığına göre vergiyi, değil mi? Birçok yere müracaat ederek bu meseleyi halledelim. Israrla bize aynı cevabı vermesinler. Biz aynı cevaptan hiç memnun olmayız. Biz biliyoruz verilecek cevabı. Doktorun tavsiye ettiği ilacı istiyoruz.

OKTAR BABUNA: Bir de bu risk olur Hocam, deneme olur bu ilaçlar. Çok hassas bir tedavi görüyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, çocuk mesela vücutta reaksiyon gösterebilir. Vücut o ilaca alışmış ve olumlu cevap veriyor, sen birden bire değişik bir ilaç veriyorsun, “bir de bunu deneyin.” Vücut tepki gösterecek, aradan büyük bir vakit geçmiş olacak, hastalığın seyri istemediğimiz bir çizgiye doğru gitmeye başlayacak bu sefer. Çocuk şu an sağlıklı güzel gidiyor. Böyle bir deneme para için yapılması çok korkunç bir şey olur. Para gitmesin diye çocuğun üstünde deneme nasıl olur?

ESİLA’NIN ANNESİ: Hastalığın seyrinin değişmemesi lazım Hocam zaten. Değiştirebiliyor sizin dediğiniz gibi, hastalık seyrini değiştirebiliyor. Bu hastalıkta kalması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Allah esirgesin. Baksana dünyalar tatlısı, o benim bir tanem, o benim kuzum, canımın içi, o benim ruhum. Okula da başladı, çantası her şeyi tamam. Ben bilmiyorum da yani bu kadar tatlılık rastlanmış bir şey mi? Hakikaten çok çok güzel, yani şimdi dünyanın en güzel kızı diyeceğim ama iddialı olmasın diye diyemiyorum ama çok güzel, maşaAllah. Huyu çok şeker. Fettanlık, yamanlık çok zeki bir de maşaAllah, baya güzel huylu. Özetle konu bu. Yurt dışına da bilgi almak üzere müracaat edin. Biraz daha araştıralım. Gerçi Oktar ilgileniyor ama Amerika’da falan biraz daha bakalım bu gibi şeyler nasıl oluyor? Araştırmanın çapını biraz daha genişletmekte fayda var. Tamam mı?

OKTAR BABUNA: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu şuursuzca Musevi düşmanlığı haram, çok anormal bir şey, kötü bir gelenek. Caminin içinde terör olmaz. Bak o Gezi olaylarında da terörist de girdi, masum gençler de girdi, yaralanan gençler de girdi, herkes vardı caminin içinde. Biz bunların hepsine terörist diyemeyiz, bir kısmı teröristti ama. Ama çoğu mazlum, yaralanmış Allah’ın evine sığınıyor, artık başka yer bulamamış, öyle bir görünüm. Özetle Mescid-i Aksa’ya oyun olmaz.

Yok, Güneydoğu konusunda panik olmalarına gerek yok. Bugün Güneydoğu’da seyyid bir aile var, Kürt aile. Onun lideri olan ağabeyimizle konuşmuşlar, çok ünlü bir seyit aile bu. “Bölge gitmiş durumda. Öz kuvvetler diye bir şey var, onlara teslim edilmiş durumda her şey. Ciddi tavizler verilmiş durumda. Ev hapsi vesaire, onlarla anlaşmış durumdalar.” Ev hapsi yapacak adamın alnını karışlarım ben. Daha öyle adam anasından doğmadı. Hiç kimse öyle bir şey düşünemez. “Durum oldukça kötü, çok kaygılarımız var. Artık bizim koruyanımız yok. Bucak aşireti birçoğu konuşamıyor.” Bucak aşireti delikanlıdır ayrıca niye konuşmasın? “Endişenizde çok haklısınız” diyor. Ev hapsi diye öyle bir şey yok. Tayyip Hocam onun cevabını verdi, hükümet de açıklama yaptı. Kaç defa söylenen bir şey. “Böyle bir düşüncemiz yok” dediler. Bunu yapacak adam daha anasından doğmadı. Ağzını kulaklarına kadar ayırırız böyle adamın, kanunla hukukla. Ta kemiklerine kadar hisseder onu yani. Öyle bir şeye müsaade etmeyiz. Öyle bir şey yok. Burası dağ başı değil.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, dün Cemil Bayık, “devlet artık Kürdistan’ı yönetemiyor” diye bir iddiada bulundu. “Bu yüzden bizden talep ediyor” diye söylüyor. Ayrıca, “bir yandan terörist diyeceksiz diğer yandan da ‘gel kamu düzenini sağal’ çağrısı yapacaksın bu kabul edilemez. Kamu düzeni polisiye yöntemlerle değil demokratikleşmeyle sağlanır” gibi bir ifadesi daha var.

ADNAN OKTAR: Bakın Cemil Bayık bile “fikirle akılla demokrasiyle bu iş hallolur” diyor. İnsaf. Kabadayı üslubundan vazgeçilmesi gerekiyor bunu bırakacaklar. Böyle şeylere gerek yok. PKK’yla fikirle mücadele bu kadar. Oraya ne yapacaksın, polis ve jandarma. Ne kadar? Mebzul miktarda, çok fazla. Mesela her PKK’lıya gerekirse 5 polis düşsün. Her yer polis kaynasın, sıkıysa bir şey yapsınlar. Vatandaş kendini güvende hisseder, bu geçici bir tedbir. Ben gece gündüz orada polis olsun demiyorum, gece gündüz jandarma olsun demiyorum. Ama adım başı sen sivil polis bulundurursan, adım başı jandarma bulundurursan, bakkalı, gazozcusu, ayrancısı hepsini sen sivil polis olarak doldurursan, orası güvenli bir bölge haline gelir. Korucu sayısını iki misline çıkarırsın, konu biter. Devlete bunun yükü nedir? Korucuların sayısı iki misline çıksın. Silah gücünü artıralım korucuların. Mesela kalitesiz silah veriyorlar. PKK’lılardan daha mükemmel otomatik silahlar verelim, daha uzun menzilli. Kısa menzilli silah veriyorlar. PKK ateş ediyor, 2000 metreden vuruyor. Onlar ateş ediyor, 800 metreye falan gidiyor. Adamlar biliyor onun menzilini olmayacağını, silahının menzilinin, cayır cayır ateş altında tutuyorlar onları. Onlara da uzun menzilli silah verilsin. Ama Allah vermesin, o silahı kullanmalarını Allah onlara gereksiz kılsın. Silah kullanmalarını istemeyiz ama silah caydırıcıdır. Silahın yüzü soğuktur. O yüzden korucular silahlansın. Gerekirse bombayla da takviye edilsinler. Mesela el bombası, başka tür silahlarla takviye edilsin. Bu caydırıcı olur. Allah ayette söylüyor; “Güçlü silahlar bulundurun” diyor Allah, “bu düşmanlarınızı caydırır” diyor. Allah “kullanın” demiyor, ama “caydırır” diyor. Onun için caydırıcı silah verilmesi lazım koruculara. Sırf korucular halleder bu işi aslında. Onlara bıraksalar bile hallolur. PKK’nın silahları Amerikan menşeli, Çin menşeli kaliteli silahlar. Jandarmaya tabanca bile vermeye gerek duymuyorlar bu nasıl iş? Sivil jandarma geziyor sivil kıyafetiyle, “silahını bırak öyle git” diyorlar. Böyle şey olmaz. Jandarmanın belinde silahı duracak, caydırıcı olması açısından. Benim kuzularım silahsız göğsünü gere gere geziyor Diyarbakır’da, adam da geliyor ensesinden sıkıyor. Bu kahpelik bu. Adamlar kahpe diyoruz bak, pislik, kahpe, kalleş, PKK.

Etiket yapmıştık bunu şimdi mi yapmak gerekiyor? Şu an var mı etiket? Evet olmuş. Ezberlesinler, PKK deyince akla bu gelecek. PKK çıkıyor kadın haklarından bahsediyor. Hükümet bahsetsin kadın haklarından. Hanımların dekolte gezebileceğinden PKK bahsediyor, hükümet bahsetsin.

“Öcalan’ın serbest bırakılması devlet sırrıydı.” Öyle devlet sırrı olmaz, o şeytan sırrı olur. Şeytan sırrını da yediririz. Abdullah Öcalan’ı bırakacak adam daha anasından doğmadı, öyle biri yok. Ağzını kulaklarına kadar ayırırız, yani bak kemiklerine kadar hisseder, kanunla hukukla. Kimseye öyle bir itlik yaptırmayız. Böyle bir itliği hiç kimse düşünmesin, buna müsaade etmeyiz. Şu andan itibaren geçerli bu sözüm. Daha önce hata yapmış olanlar olabilir, şu andan itibaren.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Yalçın akdoğan twitterde bir fotoğraf paylaştı ve şöyle yazdı: “Dün Bediüzzaman Hazretleri’nin muhterem talebeleri Abdullah Yeğin, Mehmet Fırıncı ve Hüsnü Bayram Ağabeylerle bir araya geldik.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel olmuş. Bu, işte hükümetin en hayati noktası. Bereket aldığı nokta bu. Ama böyle Nakşibendilere de şey yapsınlar, Nakşibendi şeyhlerine de şey yapsınlar. Tabii onlar nasıl yaparlar, sarıkla falan değil de. Ama Mahmut Hoca’yla çıktı resimleri. Oldu oldu tamam, güzel iyi gidiyor. Bu olay süper olmuş, şu fotoğraf mükemmel. Bir daha göster. Yaklaştırarak göster teker teker. Ağabeylerin isimlerini de söyle.

BÜLENT SEZGİN: Abdullah Yeğin, Mehmet Fırıncı Hocamız var.

ADNAN OKTAR: Canım benim, Abdullah Yeğin Ağabeye bak sen, şekerliğe bak yüzdeki ifadeye bak sen, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin.

BÜLENT SEZGİN: Ve Hüsnü Bayram var.

ADNAN OKTAR: Fırıncı Ağabeyin şekerliğini görüyor musun? Hayret bunların bu kadar tatlı olması. Hüsnü Bayram Ağabeyi göster. MaşaAllah, en gençleri o gördüğüm kadarıyla. Ama Sungur Ağabey diyor; “Hüsnü Bayram Ağabey tamam da, Abdullah Yeğin Ağabey “Hz. Mehdi (a.s)’ı görecek” diyor. “O görür” diyor. Aralarında istişare etmişler, “o görür demişler. MaşaAllah, iyi gördüm sağlıklı gördüm. Bir daha göreyim. Yaklaştır bakayım yüzünü. Hüsnü Bayram Ağabey, çakı gibi maşaAllah pehlivan. Devam et. Canım benim o niye öyle baktı acaba. Bir an herhalde öyle.

OKTAR BABUNA: Dinç adam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dinç, evet. Evet çok mütevazı, çok tatlı bir şey. İyi güzel. Tebrik ediyorum. Çok isabetli olmuş. Yedi ceddine rahmet olsun. Bu ona yeter, maşaAllah. Abdullah Öcalan’ın bırakılması diye bir şey yok. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz. PKK’ya af, asla, bunları unutacaklar. Özerlik, asla. Bunlar yakışıksız laflar. Daha önce söyleyenlere bir sözüm yok. Ama bu andan itibaren söyleyen olursa, o zalimdir. Yani onu kabul edemeyiz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Emre Aköz Sabah’taki yazısında; “Ankara’nın Sünni Arpalara değil, Kürtlere yakın durması gerektiğini” söyledi. “Hükümet ulus devlet anlayışında revizyona giderek, Kürt yanlısı bir politika izlerse daha iyi olur” dedi.

ADNAN OKTAR: Sünni Arap’ta bizim canımız. Alevi Arap’ta bizim canımız. Lafa bak “Sünni Arap” diyor. Alevi Arap ne oluyor? Şii Arap ne oluyor? Baş tacımız hepsi. Nereden çıkıyor bu? Arap olmayan Kürt, Kürt nurdur. Alevi Kürt, Sünni Kürt, Şii Kürt hepsi baş tacımız. Bizim öyle bir ayrımımız yok. Sünni Arap ne alakası var kardeşim. Arap her ne olursa olsun. Biz hepsine şefkat sevgi duyuyoruz. Kardeşim mesela bu Ezidiler var, Yezidi’de deniliyor Ezidi’de deniliyor. İslami inancına uygun değil inançları. Yani ayrı bir inanç. Olabilir kardeşim Budist de olabilir, komüniste olabilir. Ama bizim insanımız, Allah’ın kulu. Biz niye kin duyalım ona saygı duyarız fikrine. Ne inançta olursa olsun, sanana ne yani. Hayır konuşabilsin, tartışabilsin, anlatabilsin ama yani bu zulme ne gerek var. Bu üslup yakışık kalmamış. Ezidi’de, Sünni’de, Arap’ta Alevi de, Kürt’te, Türk’te hepsi Allahın kuludur, hepsi kardeşimizdir. Türkiye’nin misyonu hepsini kucaklayan misyondur desin. Türkiye Ezidileri bağrına basmadı mı? Şii kardeşlerimizin şehit olmasından duyduğu ızdırabı Türkiye dile getirmedi mi? PKK’lı adamlar çatışıyor yaralanıyorlar, PKK hükmü kalkıyor artık, orada o insana şefkat duyuyor devlet. Ambulansla alıp getiriyor, en iyi şekilde gıdasını veriyor, tedavi ediyor. Katil oluyor, polis katili oluyor, buna rağmen devlet ona bakıyor. Bizim devletimiz adil bir devlet, şefkatli bir devlet, merhametli bir devlet. Bu bilinir.

Ferit Bato; “Siz hiç Adnan Oktar’ın İsrail’e protesto veya kınadığını gördünüz mü? Yada duydunuz mu? Duymadınız çünkü o da İsrailli” diyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz en son Gazze savaşında çok şiddetli eleştirdiniz, sivil kayıpları yüzünden.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir anormallik olduğunda, gereğini yapıyorum. Ama durduk yere adaletsiz olduğunu bile bile ben bir insanı eleştirmem. Ama mesela o adam koltuğunu aldı yukarı çıkarttı, bizim elçimizin koltuğunu da daha aşağıya koydu. Bak bu insan beni aradı, “ben özür dilemek istiyorum” dedi. “Türkiye ye gelip özür dilemek istiyorum” dedi. Neydi onun ismi?

KARTAL GÖKTAN: Danny Ayalon.

ADNAN OKTAR: Evet. Bak “özür dilemek istiyorum” diyor. Yani bu çok kaba ve cahil bir insan olarak biliniyor, lanse ediliyor dimi? Bak bu insan böyle bir nezaket göstertiyor. Bak “Türkiye ye kadar geleyim ben, kamuoyundan televizyonların önünde özür dileyim” diyor. “Pişman oldum” diyor. Konuşulursa, bu nezakettir. Nezaketini göstertir.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz Mavi Marmara konusu da her açıldığında Adnan Bey, oradaki gençlerin vurulması konusunda hep eleştiriyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Mesela Mavi Marmara da çocuğun yüzüne iki üç kurşun sıkmış, bu çok anormal bir hareket, çok çok anormal bir hareket. Yani en en fazla ayağından yaralamış olsaydı, bir derece makul olabilirdi. Yani canına kastettiğini iddia ediyorsa, ayağından yaralayabilirdi, en fazla. Ama suratına kurşun sıkmanın alemi ne? Burada polislere saldırıyor adamlar, kurşun sıkıyor polise polis ayağından vuruyor. Çünkü sen adamı sağ ele geçirebiliyorsun. Kafasına kurşun sıkmanın alemi ne? Mesela bu zulümdür. Sonra cinayet işlemiş oldu bunu yapan. Eleştiriyse bu doğru, eleştiriyorum.

“Beyaz ceketli sen mi bakıyorsun maillere” diyor. Herhalde seni kastediyor. “Konuşmasanız da cevap ver. Biraz karşı çıkın Hocaya. Hep tasdik hep tasdik, böyle sohbet mi olur? Karşılık verecek kimse yok mu orada” diyor, Fatih. Baya sevimli. Kardeşim ben kendi kendini de eleştirebilen bir insanım. Anormal bir şey olduğunda, zaten benim vicdanım bana haber verir bunu. Görülür anormal bir şey, birisinin beni uyarmasına gerek yok. Ama uyarsa da, zaten uyarıyorsunuz, buradan yazıyorsunuz. Yani en konuşulmayacak zannettiğiniz konuşmaları zaten yayınlıyorum, anlatıyorum, öyle bir konu yok. Mesela bunu yayınlamayacağımı zannediyorsun ama söylemisin, anlatmışsın. Baya da sevimli bir üslup kullanmışsın.

OKTAR BABUNA: Her söylediğinizi Kuran’a dayandırıyorsunuz, Kuran’ı mutlaka delil getiriyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet. Sen deki mesela şuradaki konuşma samimiyetsiz de, delile dayalı değil de, vicdana dayalı değil de, ben kabul edeyim. Ama benim konuşmalarımı vicdanlı olduğun u görüyorsun samimi olduğunu görüyorsun. Şaho aslanım benim “Diyarbakır’dan Kuran’ı Kerim Hocalığı yapıyorum” diyor. “inşaAllahu Rahman, İslam adına yaptığınız hizmetleriniz için minnettarız” diyor. Şehmuz ona şaho diyorlar.

“Hocam yayını açar açmaz sizin Apo’yu bırakacak adam, daha anasının karnından doğmadı dediğinizi duydum, süperdi” diyor. Öyle. Yani Türk milletiyle alay eder gibi bir üslup yakışık almıyor. Yani böyle bir olay çok büyük bir zulüm olur. Bunun düşüncesi bile olmaz.

“Eve çıktığında ne diyeceksin?” Ben demem, Türk milleti der. Türk milletinin de ne diyeceğini ben size söylemek dahi istemem. Yani tahayyül dahi edemem. Kıyamet kopar, söyleyeyim. Kıyamet kopar. Ama bunu yapacak adam, daha anasından doğmadı diyorum. Bak ben iddialıyım. Yani ben güneşi buraya getirim adam diyor adam mesela parçalarım diyor. Bende diyorum ki, böyle adam anasından doğmadı.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey duyuru yapabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Cumartesi akşamı saat sekizde Yaşamdan Portreler programında Aylin Atmaca’nın konuğu gazeteci İlnur Çelik olacak, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tamam İlnur Çelik. Kibar, saygılı bir insan, Allah ömrünü uzun etsin.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basından yazılarınız hakkında bilgi verebiliriz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kırgız haber sitesinde Top News de sizin Kırgızca iki yazının yayınlandı. Başlıkları şöyle; “radikalizm, ilim ve sevgiyle yenilir” ve “bağnazlar Kuran’da olmayan haramları uydurur ve kendileri de uymazlar”. Pakistan da basılan Hiba adındaki dergide “ya tüm hafızanız silinseydi” başlıklı makaleniz yayınlandı. Almanya merkezli Burma Times haber sitesinde “Rohingya Müslümanlarının güvenilir bir vatandaşla geçip yanlarına ihtiyaçları var” başlıklı yazınız çıktı. National Yemen sitesinde “Yemende istikrarı sağlamak için ne yapılabilir” isimli makaleniz yer aldı. Riyadh Vision sitesinde “sivilleri de öldüren hava saldırıları bir tür cinayettir” başlıklı yazınız yayınlandı. Aynı yazı New Rescue de çıktı. Daily Mail sitesinde “Türk milleti, PKK’nın ülkeyi bölme planlarına karşı tetikte olmalı” isimli yazınız yer aldı. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca hazırlanan MBC Tımes haber sitesinde yayınlanan “Avrupa da doğu sorunu dala devam ediyor” başlıklı yazınızda 19. yüzyıl sonunda bazı ülkelerinin İslami kimliğinden dolayı balkanları doğu sorunu olarak adlandırıp, Osmanlı topraklarından ayırmak istediğini, günümüzde bu bölgeleri gerçek kültür ve geçmiş bağlılığından koparmak isteyen bazı güçlerin olduğunu ve burada huzur ve güvenciği sağlamanın tek yolunun İslam birliğinin kurulmasından geçtiği belirtiyorsunuz. Son olarak Arab News sitesinin İslam bölümünde “hidayet ancak Allah’tandır” başlıklı makaleniz yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Öyle tabi, Cenab-ı Allah hidayeti, bir ayrıcalık olarak yaratıyor. Çünkü hidayetin olması için, o şahsın ruh sahibi olması lazım. Ruhul Kudüs’le desteklenmesi lazım. Yani ben benim, ben olduğum için sen sensin sen olduğun için Tevrat’ta geçer. Ruh sahibi kendinin varlığının farkında oluyor. Hani derler ya “sen seni bilsen sen seni” o da yine tasavvuftan gelen bir şey. Eğer kendi varlığının farkında değilse şuuru kapalı oluyor. O zaman Allah’ın varlığını kavrayamıyor. Yani hayvan gibi oluyor. İşte “gözü vardır görmez, kulağı vardır işitmez. Kalp gözü kördür.” Kalp gözünden kasıt, o işte. Yani Ruhul Kudüs’le desteklenmediği, hemen ruh sahibi olmayan varlıklar. Bizim anladığımız anlamda ruh sahibi değil. Varlığının farkında değil. Ruhun varlığının farkında olan, kendi varlığının farkında olan bir insanın Allah’ı inkar etmeye gücü kudreti yetmez. Yani yapamaz. Onu yapamayacak şekilde yaratılıyor. Yani iradesiyle bunu yapamaz. Ama şüpheye düşebilir mümin. Özel olarak Allah onu yaratır. Çünkü iman, zaten şüpheye karşı mücadelenin adıdır. Mesela çok imanlı diyor ne demek? Çok iyi mücadele veren. Şüpheye çok iyi mücadele verene, çok imanlı denir. Yani nefsin desiseleri olur, şeytan dese bile direnmesi. Bazı insanlar şüphe gelince “acaba ben imansız mıyım, dinsiz miyim. Sürekli şüpheler içinde boğuşuyorum” diyor. Zaten mümin öyle oluyor. Mümin öyle oluyor. Birde canını alınca Allah imtihanı kaldırıyor. MaşaAllah diyorlar, aferin güzel mücadele ettin, eğilip büküldün ama imanını kaybetmedin. Gel, geç bakalım diyor. Ama öbürü, şüpheye kendini bırakıyor. Şüpheyi Allah yaratır. Mesela diyor ki şüphe kendinden geldi. Şüpheyi Allah yaratıyor. Mesela Darwinist materyalistlerin izahı son derece münasebetsiz, mantıksız. Ama öyle süslü konuşur ki o adam acaba der. Mesela Darwinizmin gelişmesi başından bitmiş. O Dawkins denilen adamda söylüyor. Bir protein tesadüfen meydana gelemiyor. Ondan sonra sen istediğini anlat. Baştan ne diyorsun sen, “tesadüfen olmaz diyorsun. Kardeşim tesadüfen olamayan üstüne tesadüfü yerleştiremezsin. Koful tesadüfen oluyor mu? Olmaz diyorsun, mitokondri de olamaz. Proteinde olamaz. Öbürleri olur diyorsun tesadüfen. Onu yapan güç, ondan haşa gafil değil. Ona gücü yetmez değil. Yani mesela televizyon fabrikası var, “televizyonun tüpünü yapar ama” diyor, “televizyonun kendini yapamaz.” Tüpünü yapıyorsa, kendini de yapar. Hiç yapamaması lazım. Yani proteini yaratan güç, hepsini yaratan güçtür.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey başlatmış olduğunuz bir hashtag vardı. “PPK; pislik, kahpe, kalleştir.”İzleyenlerimizin destek vermesini rica ederiz, inşaAllah. Devam ediyor hala.

ADNAN OKTAR: Bastırsınlar daha hala. Yani bire çıksın hemen kısa sürede. Haberi de bana gelsin.

İbrahim Hamzan “Hocam, Öcalan’ın bazıları sürekli muhatap gibi göstermeye çalışırken, aslan gibi kükrediniz, susturdunuz herkesi.” Hakikaten bir çok insan, rüzgara kapılıp gidiyor. Öcalan’ın neredeyse elini öpecekler herifin. Bu cinayetten, azmettirmeden yatan bir adam. Tamam, zavallıdır benim için her mahkum. Onun için bir şey demiyorum, küretmiyorum, hakaret etmiyorum. Ama yatacak, cezasını çekecek yani. Affetme, ev, villa, saray bunları unutacaklar öyle bir şey yok.

Muhabbet konusu açın konuşalım.

BÜLENT SEZGİN: Antalya il emniyet müdürü Cemil Tonbul; “Suriyeli göçmenlerin Türkiye’ye kabul edilmesi ilişkin genelgenin Antalya’yı kapsamadığını” söyledi. “Ve biz Antalya ya yasal yollarla gelenler hariç hiçbir Suriyeli gökmeni kabul etmiyoruz” dedi. Gelenler varsa, tebligat yaparak, on beş gün içinde şehri terk etmelerini istiyor. Gitmeyenleri ya şehir dışına çıkarıyor, ya da en yakın kampa götürüyoruz” diye ekledi.

ADNAN OKTAR: Cemil Tonbul. Ama yani mağdur ediyoruz demiyor, bir yere yerleştiriyoruz diyor.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Tamam. Kardeşim turistlik bölge oraya yani garip bir yığınak görüntüsü verilirse, acayip olur. Yani birçok müsait yer var. Şimdi caddenin ortasına sen çadır kurmaya kalkarsan, bu olmaz. Seni caddenin kenarından alıp uygun bir yere alıyorlarsa, bu normal bir şey. Dolayısıyla Tonbul’un yaptığı harekette bir anormallik yok.

BÜLENT SEZGİN: “On beş gün izin veriyoruz tebligattan sonra” diyor.

ADNAN OKTAR: Tamam, yani uygun bir yere alıyoruz. İmkan verildikten sonra. Baksana kaç çeşit çözüm. Çözümsüz bırakırsa anormal olur. Ya gidin ne yapıyorsa yapın derse olmaz. Yol gösteriyorsa, imkan sağlıyorsa, tamamdır.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz gibi İstanbul’da birçok alt geçidin altına çadır kuruyorlarmış gelenler.

ADNAN OKTAR: O alt geçidin altına, bizim İstanbul da biraz idare eder insanlarda, fakat müsait yerler varken, yani belediye ilgili yerleri göstersin. Şimdi alt geçit olacak iş değil bu. Onlar açısından da olmaz rüzgarlı falan böyle su basar, millet insanlar geçip gidiyor falan yol ağzı olmaz. Her şeyin bir makullüğü, estetiği, düzgünlüğü var.

KARTAL GÖKTAN: Amerikan World Street Journal Gazetesi; “ABD Başkanı Barack Obaman’ın İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e geçen ay gizli bir mektup gönderdiğini” yazdı. “Obama, Hamaney’e Irak Şam İslam Devleti örgütüyle mücadele etmenin iki ülkenin çıkarına olduğunu iletmiş. Ve nükleer programı ile ilgili olarak 24 Kasım kadar antlaşmaya varılmasını istemiş.” Ancak Beyaz Saray bu mektupla ilgili sorulara, Obama’nın özel yazışmalarıyla ilgili yorum yapılamayacağını açıkladı.

ADNAN OKTAR: O ne?

EBRU ALTAN: Askeri iş birliği için onu şart koşmuşlar ama sonradan yalanladılar hiçbir şekilde İran’la politikamız değişmeyecek, askeri iş birliği söz konusu değil diye.

ADNAN OKTAR: Amerika’ya biraz yardımcı olmak lazım. Üslup biraz acayip. Yön bulamıyorlar, mantık bulamıyorlar. “İran’la iş birliği yapıyor.” İran zaten Sünni’leri boğmak için can atan bir mantık geliştiriyor. Sünnilerin bir kısmı da Şiileri boğmak için can atıyor. Böyle bir çılgınlık var ve anormallik var. Halbuki Şiiler çok dindar mükemmel insanlar. Sünniler de öyle nur gibi insanlar, normal Müslümanlar. Bu insanların fazlası vardır, eksiği yoktur, söyleyeyim. Bu kişilerde fazlalık olmuş oluyor, eksiklik olmaz. Dolayısıyla nedir yani kavga için hiç neden yok. Kıble bir, her şey bir, inşaAllah. Allah, Peygamber (s.a.v), kıble, inanç her şey tam.

OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s) sevgileri de.

ADNAN OKTAR: Mükemmeldir Şiilerde Hz. Mehdi (a.s) sevgisi. Hz. Mehdi (a.s) aşkı. Dolayısıyla çok Sünni bir durum var. Çok gereksiz bir durum var.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanımız bugün Türkmenistan ziyareti sırasında, liderlerin yerini göstermesi için yere konan bayrakları kaldırıp cebine koydu. Fotoğrafları var.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın da güzel bir huyu var. Çok efendi. Nezaketli tabii vicdanlı bir insan, vicdan azabı çekiyor. Tayyip Hoca efendidir, terbiyeli delikanlıdır. Yanlış anladılar işte “halifelik hırsı var” diye. Cumhurbaşkanlığı sarayı yaptırıyor, güzel işte bakımlı bir yer, daha ne istiyorsunuz? Uçak ta Türkiye Cumhuriyetine Cumhurbaşkanına yakışacak onun şerefini koruyacak bir görüntüsü olması lazım. Uçak öbür türlü bir konuyor bir kalkıyor, bir konuyor bir kalkıyor bu güvenlik yönünden de tehlikeli bir acayip bir mantığı da yok. Hiç bir gelişmiş ülkede böyle bir durum yok. Bize mahsus bir şey, onu da işte hiç bir şey yok. Mehdilik hırsı da yok, böyle bir iddiası da yok. Yazık günah ayıp ediyorlar gereksiz sıkıştırıyorlar.

Hay aslanım benim. Bir binbaşı yazıyor, resmini de göndermiş, “resminde ki kişi benim. PKK hakkında güzel konuşuyorsunuz, PKK için tek çözüm, gönüllü ordunun kurulmasıdır.” Ama tabii PKK’nın çözümü, eğitim. Bu hiç yapılmadı ve denenmedi. Hiç bilakis, aksi yapılıyor Darwinist, materyalist eğitim veriliyor. Tam aksi yapılıyor. Bir dene anlat Darwinizmin geçersizliğini anlat, materyalizmin geçersizliğini anlat. Şimdi PKK’lı odun kafalı değil bu adam, anlatırsan anlar. Ona anlatmışlar, komünizmi anlatmışlar, bak ona ikna olmuş. Sen de ona geçersizliğini anlat, ona da ikna olur. Nereden biliyorsun ikna olmayacağını? Ona ikna olan, ona da ikna olur. Sen yanlışlığını bilimsel delillerle anlatırsan, ikna edersin. Ama tabi çok korkuyorlar onu da halletmek lazım.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey bildiğiniz gibi dağdaki PKK’lıların hep elinde hep kızıl kitap var, onu eğitimle sağlamışlar zaten.

ADNAN OKTAR: Komünist kitap.

AYLİN KOCAMAN: Evet, komünist kitap. Siz 30 yıldır söylüyorsunuz, onun aksi denemedi diye, hakikaten tam tersi bir hiç denenmedi.

OKTAR BABUNA: Sizin kullandığınız bir alıntı var Hocam, Vietnamlı gerilla uzmanı, komünist terör uzmanı kitabında “eğer terörist grup” diyor “bölge halkından 6 aydan fazla manevi destek alamazsa, propaganda yoluyla biter, doğrulmaz” diyor.

ADNAN OKTAR: Bu kadar çözüm bu, fikri çözüm.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey bugün Soma’da özel sektörün inşa edeceği bir hidroelektrik santrali için halkın 6000 zeytin ağacı sabaha karşı kesildi. Köylüler ağaçların kesilmemesi için 16 gündür nöbet tutuyordu. Danıştay, kesilmemesi için karar vermiş, karar bölgeye ulaşmadan sabaha karşı ağaçlar kesilmiş. Muhtar, “şirket kararı bildiği için geceden ağaçları kestiler” iddiasında bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Ağaç kesmek çok anormal bir hareket. Ağaç kesmeye gerek yok ki. Bir şey yapacaksan ağacın üstünden köprüyle yap ne yapacaksan yap. Yol geçecek mesela değil mi? Köprü yap ağaçlar altında kasın. İlla yol geçirmek için ağaçları keseceğiz, bu ağaç kesme işi çok tehlikeli. Çok sakat. Ağaç hayvan gibi, onlar şefkat ister, kedi gibi, tavşan gibi. Bir de oranın yerlisi onlar eba ecdat oraya yerleşmişler. Sen yeni gelmişsin, ellemeyeceksin.

OKTAR BABUNA: 35 ile 100 yıl arasında verim veriyormuş Hocam zeytin ağaçları.

ADNAN OKTAR: Tabii. Zeytin ağacı satılıyordu orada baktık Roma devrinden kalma zeytin ağaçları var. Roma devrinden kalma.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Irak Türkmen cephesi başkanı Erşat Salihi dün bir TV kanalında şunları söyledi; “Osmanlı İmparatorluğu buradan çıktıktan sonra artık biz sahipsiz kaldık. Saddam döneminde idamlar oldu. Bugün Türkiye’den başka hiç kimsemiz yoktur, tehlikeli durumdayız. Silahı herkesten istiyoruz. Şu anda Türkiye’den değil Bağdat’tan Amerika’dan merkezi hükümetten istiyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Silahla ne yapacak, ben anlamadım ki. Kimle çatışmak istiyorlar?

BÜLENT SEZGİN: IŞİD’e karşı, Allahualem.

ADNAN OKTAR: Bir kere IŞİD’le bir anlaşma yapsınlar, çatışma bunlar gereksiz. Anlaşsınlar, o ona dokunmasın, o da ona dokunmasın. Bu kadar basit. Çatışmaya hazırlanmak çok yersiz. Gereksiz yere Müslüman kanı akacak. Bunun bir mantığı yok. Anlaşsınlar, barış anlaşması tarzında, konu kapansın. Ama anlaştıkları halde bir rahatsızlık meydana gelirse, o zaman bize söylesinler. Ama böyle bir şey olmaz. Bunu bir şekilde, o kardeşlerimize ulaştırmak lazım. Birde Türkmenlere güvenli bölgede oluşturulabilir. Türkiye bunu yapabilir. Ama bakın en kesin çözüm bu. Esad rejimi saldırıyorsa, o ayrı o zaman ayrı. Ama Esad rejimine de desinler, “arkadaş bizim sizinle bir alıp veremediğimiz yok. Siz bize dokunmayın biz de size dokunmayalım.” Kim varsa, herkesle bir anlaşma yapsınlar. Bizim size karşı bir tavrımız olmaz, sizin de bize. Biz burada oturuyoruz, yaşıyoruz siz bize dokunmayın, o kadar. Buna rağmen bir durum olursa, o ayrı mesele. Ama sağlam bir anlaşma yapsınlar. Silah ne alaka? Silah verilse ne silahı vereceksin? Tank veremem top veremezsin tüfek tabanca vereceksin. Kimi vuracaksın onunla? Anlaşmak Peygamberimiz (s.a.v)’in sünneti. Peygamberimiz (s.a.v) Mekke müşrikleriyle anlaşmıştı, savaşmadı. Zayıf konumdasınız anlaşın, konu bitsin. Çatışmaya ne gerek var? O arkadaşa ulaşmak imkanı varsa, bir şekilde ulaşalım, Türkiye’de temsilcileri varsa, onlarla da görüşelim. IŞİD’e gidip söylesinler bizim sizinle bir işimiz yok. Biz burada duracağız, bu kadar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: ABD Başkanı Bark Obama, Irak’a 1500 asker daha gönderilmesi için orduya yetki verdi.

ADNAN OKTAR: Masraf üstüne masraf. Allah aşkına bir kitap gönderseler, CD gönderseler, konu kökünden hallolacak. Bir kere deneyin bir sevgiyle yaklaşın. Hep geleneksel o yüz yıllık kovboy mantığı. Ez kafasını, patlat kafasını hizaya gelsin. Bu inat meydana getirir, kin nefret meydana getirir. Karşındaki insan, hayvana bile bu yapılmaz. Deveye bile yapıyorsun hayvan kinleniyor, o insanı unutmuyor deve. Deve kini derler, intikam alır. Güzel davranmak lazım. Cenab-ı Allah onun için deveden örnek vermiş Kuran’da. “Deveye eziyet etmeyin” diyor Cenab-ı Allah ayette. “Su sırasına da dikkat edin” diyor. Peygamber (s.a.v) vahyediyor söylüyor. Hayvanın bacaklarını biçiyorlar, eziyet ediyorlar ve öldürüyorlar hayvanı. Allah bela gönderiyor onun sonucunda.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’a resmi ziyaret için gittiği Türkmenistan’da ahal teke cinsi Doğal isimli at hediye edildi. Fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. MaşaAllah. Tayyip Hocam yanlış anlamasında atı bir yaklaştır bakayım, göreyim ben. Bayağı şekermiş. Çok kibar. Herhâlde böyle Arap atıyla kırışık bir şey anladığım kadarıyla. Türkmenler öyle bir at merakı içinde oluyor hakikaten. Cins güzel bir şeye benziyor, süslü.

KARTAL GÖKTAN: HDP tarafından parti meclis üyesi Ahmet Karataş’ın boğazını kesen saldırganın, Alperen ocakları üyesi olduğu ileri sürüldü. Bunun üzerine açıklama yapan BBP Genel Başkanı Mustafa Destici; “bunu kınıyorum bunun alçaklık, adilik, şerefsizlik olduğunu buradan ifade ediyorum. Şiddet kimden gelirse gelsin ve kime karşı yapılırsa yapılsın ona karşı olduğumuzu net bir şekilde ifade etmek istiyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: İyi olmuş. Bu açıklama önemli, yoksa gereksiz töhmet altında kalırlardı. Destici akıllı delikanlı, lafını sözünü biliyor, partiye de laf getirtmiyor, gençleri iyi koruyor, maşaAllah.

Amerika’ya yardım etmek lazım. Gerçekten çok saflar. Bak ticari açığı 10 trilyon dolar olmuş. İş kaybı 12 milyon dolar. Dünyada Amerikalılardan nefret ettikleri için kimse bunlarla iş yapmıyor. Irak’ta iş yapan olmuyor, Pakistan’da iş yapan olmuyor Afganistan’da. Dünyanın hiçbir yerinde iş yapmıyorlar. Amerikalı iş adamları bir yere seyahat etmiyorlar, iç dış ticaret durdu. Ne yapıyorsunuz? Bu nasıl yönetimdir? Bunlara ne oldu böyle? Obama koskoca delikanlı, bunu nasıl akıl edemez? Amerika’yı bir kere güzel göstertmek lazım, sevgi dolu göstertmek lazım, nezaketli göstermek lazım. Uzun yıllardan beri insanları Amerika’dan nefret ettirmek için uğraştılar, sonunda neticeyi aldılar. Bu Amerika’yı çökertiyor. Ticari açık 10 trilyon dolar ne demek? Batar bir ülke bu durumda.

CEYLAN ÖZBUDAK: 10 tane Irak savaşı masrafı.

ADNAN OKTAR: Muazzam bir para 10 trilyon dolar. Her yer evsiz dolu Amerikan halkının büyük bölümü aç. Ne hale getirdiler güzelim ülkeyi.

CEYLAN ÖZBUDAK: Yüzde 24’ü yoksulluk sınırında yaşıyormuş.

ADNAN OKTAR: Yazık günah değil mi? Yüze yirmi dört ne demek?

OKTAR BABUNA: Milyonlarca evsiz insan var sokaklarda yaşıyorlar. Dünde ara seçimi kaybedince köprüler yollar yapalım asgari ücreti yükseltelim diye konuşması oldu.

ADNAN OKTAR: Şimdi o Süleyman Demirel’in yöntemi. Olur mu? Tepe taklak gitmiş şu an.

CEYLAN ÖZBUDAK: En son Avrupa Birliği ülkeleri de ticaret yapmayı kesmişler. Bu Ukrayna krizinde çok fazla Rusya’ya karşı provoke eden bir tavrı olduğunu düşünüyorlar. O yüzden de Avrupa Birliği’nin ticaretine karşı bir sonuç çıktığını düşünüyorlar. O yüzden de sevgisizlik biraz arttı. Avrupa Birliği’ndeki ülkelerde de şu anda destekleyen kalmadı.

ADNAN OKTAR: Güzelim Amerika’yı ne hale getirdiler. Amerika dünyanın neşesiydi, güzelliğiydi. Bir şey yapalım da konuşsunlar, Müslüman ülkelerde destek olsun. Hem sevecenliğiyle, dürüstlüğüyle, iyi niyetiyle, akılcılığıyla, kültüre, bilime önem vermesiyle, Amerika öne çıksın. Şiddetini kaldırsın Amerika. Güçlü bir ordusu olsun, güçlü askeri gücü olsun ama bunu kullanmasın. Bir yerde operasyon yapmak istediğinde, kültürel operasyon yapsın. Bilgiyle yapsın, sevgiyle yapsın. Böyle şey olmaz.

CEYLAN ÖZBUDAK: 32 milyon kişi Adnan Bey şu anda her yıl devletin verdiği yiyecek kuponlarıyla hayatta kalıyor, yoksulluktan dolayı.

ADNAN OKTAR: Bu çok korkunç bir rakam. 32 milyon ne demek? Mahvolmuş Amerika.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’nın dış politikasının temeli güvenlik politikası oluşturuyor. “Kendimizi ve müttefiklerimizin güvenliği, potansiyel tehditleri ezerek sağlayabiliriz ancak” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ez de fikirle ez. Bunlara laf anlatamıyoruz. Sevgiyle fikirle bir dene. Bombayla dinamitle ne hale geldiniz? Mahvoluyorsunuz, yok olacaksınız, Allah esirgesin. Çöküp gideceksiniz.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey siz söylemiştiniz, Ortadoğu’da çok ciddi bir sevgisizlik oluşur Amerika’ya karşı diye. Yapılan bütün anketlerde yüzde onlar civarı Amerika’yı sevenlerin oranı, Türkiye’de dahil buna.

ADNAN OKTAR: Bu çok korkunç. İsrail’i sevenlerin sayısı da çok azalmış Türkiye’de doğrumu bu?

AYLİN KOCAMAN: Musevi vatandaşı da çok azalmış miktar olarak Türkiye’de.

ADNAN OKTAR: Bu da çok ürkütücü bir durum. Ne yapıyor bunlar böyle. Hiç aklı başında insan yok mu bunların yanında? Mektup da yazalım, elçiyle görüşelim. Bir şeyler yapalım.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’da Bush döneminde “tehdit oluşmadan başını ezelim” fikri gelişmiş Adnan Bey, geçmişte. Amerika dünyanın süper gücü olmak için bu siyaseti terk etmemeli diye düşünüyorlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim böyle süper güç yok. Fikirle süper güç olmak son derece kolay, güzel sempati toplarsınız ve etkili olursunuz.

BÜLENT SEZGİN: Yoksa kimse Amerika’ya saygı duymaz diyor.

ADNAN OKTAR: Ne alakası var? Askeri gücü yerinde olursa, ekonomik gücü yerinde olursa, sevgi doluysan, mantıklı akıllı konuşuyorsan, hareket ediyorsan herkes sana saygı duyar. Sen silahla çıkarsan, ezerek çıkarsan, herkes senden nefret eder. Dünyanın nefretini kazanmış, şu an gücünü kaybetmiş yani adam sana bağlanacak zannediyorsun, saygı duyacak ve boyun eğecek zannediyorsun, adam senin düşmanın oluyor ve nefret ediyor senin milli çıkarlarını engelliyor, senden ticaret yapmıyor adam yerine koymuyor, yüzüne bakmıyor, bunu zafer olarak görüyor ya. Bir gariplik var. Bunu böyle mütalaa gibi güzel akılcı bir yazı hazırlayalım, konuşalım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Şu an çok ciddi şekilde borçlu Amerika Adnan Bey. Borcunu ödemeyeceğini söylüyor fakat çok ciddi bir şekilde borçta. Bu da, iş adamlarının iş yapma imkânını ortadan kaldırıyor çünkü kredi notları düşüyor hepsinin.

ADNAN OKTAR: Böyle seyredilirse batacaklar. Batmaya doğru gidiyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Çünkü Afganistan’da 420 milyon dolarlık silahı kaybetmişler. Karşı tarafın eline geçmiş, Taliban’ın genelde.

ADNAN OKTAR: Hep böyle oluyor zaten genelde. Amerika kahramanlık yaptığını zannediyor bütün silahları onlara verip çekip gidiyor.

EBRU ALTAN: Savunma harcamaları arttıkça ekonomik büyümede tam ters orantılı düşüyor o yüzdende bu fakirliğe tabi maruz kalıyorlar.

ADNAN OKTAR: Amerika eskiden ne güzel ülkeydi, herkes seviyordu Amerika’yı. Amerika askeri Jonneylerle kısa traşlı falan şakalaşarak, gülerek falan gezerdi o çocuklar. Herkes de Amerika’ya gitmek isteriz sevilen insanlar. Gine değişen bir şey yok ama yani böyle kabadayılık, haşinlik böyle acımasızlık Amerika’nın dış politikasını tamamen değiştirmesi gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf vardı Adnan Bey; Mısır’da kadın tutukluları mahkemeye götürürlerken resimler.

ADNAN OKTAR: Yazıklar olsun bu adamlara. Eğer bunu bir insanlık delikanlılık olarak görüyorlarsa, yazıklar olsun. Kadına yapılacak muamelemi şu? Nezaketli bir üslupla Avrupa’nın da uyarması lazım, mektup yazmak lazım, protesto etmek lazım.Genç kız hapishanede ne işi var onların? Ne yapmıştır, en fazla bağırıp çağırmıştır yani. Silah kullanmaz bir şey bomba atmaz, bir şey yapmaz yani. Kafesin içine koymuşlar, aşağılamak amacıyla yapılıyorlar. Onlar için aşağılanma yok, şeref onlar için. Olurdu yani onlar bizim gözümüzde büyürler. O onu yapanların cehaleti. Onların kafasına göre aşağılanmış oluyor. Bize göre onu yapanlar, aşağılanıyor. Onlar bizim gözümüzde büyüyor. Şeref kazanıyor, onur kazanıyor. Ahrette sevap kazanıyorlar. Onlar için o kafes cennet bahçesi, bak tebrik ediyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: 200 bin protestocu tutuklu var Adnan Bey Mısır’da.

ADNAN OKTAR: Tutuklasın ayrı meselede, insan gibi muamele etsin. Çünkü bir ihtilal hükümeti olabilir tutuklama olur ama zulüm etmeye gerek yok. Ve aşağıladığını zannediyor, bu çok aptalca bir hareket olur. Niye aşağılansın onlar, onlar için bir onur, şeref o. Ben o genç kızları görsem, tebrik ederim şahsen. Helal olsun onlara, yiğitmiş, delikanlılarmış. Sabırlarından dolayı da çok sevap alacaklar. Yapanları da kınıyorum. Onlar için çok aşağılayıcı, bak gerçekten çok aşağılayıcı, çok onur kırıcı ve çok akılsızca bir üslup kullanmışlar. Tabii şimdi onlar için ne yapılabilir? Adam asıyorlar kardeşim önce onları durdurmak lazım. Şimdi o kafeste olsun birbirini yaşıyor yani canlı. Ama birbirlerini asıyorlar, acil olanla uğraşmak lazım. Bu ne zulümdür dünyaya ne oldu böyle delirdi millet, kiminin kafasını delirdin mi be adam? Genç kız bunlar, şefkat göstert, sevgi göster, af denen bir şey vardır. Çıkar yavrum ne işiniz var burada dersin, çıkın evinize gidin, bu kadar açık. Genç kızın kafesin içinde ne işi var? Bu Sisi bir delikanlılık yapsın, bir efendilik yapsın, bu genç kızları bıraksın. Kalbini kırmadan bir mektup yazalım Sise’ye. Çok aşağılıyor, olay iyice kafası gitti yani aklı gitti onun. Kafes, bunun mantığı ne, İnanılır değil. Bir genç kız ne yapabilir, ne yapacak?

CEYLAN ÖZBUDAK: Protestocu genelde bu kişiler.

ADNAN OKTAR: Kardeşim kelepçe vur.

GÖKALP BARLAN: Aşağılamak için dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Hayır, taşkın hareket yapmasından çekiniyorsa kelepçe versin, kafese koymanın alemi ne? Ki zannetmiyorum bu çocukların öyle bir taşkın hareket yapacağını. Bunlarla mektuplaşmak falan mümkün oluyor mu acaba aileleriyle falan? Genç kızların. Mısır’la bağlantı koptu kardeşim anlamıyorum bu nedir aileler falan bir iş yok mu, mektup falan bir şey olmuyor mu böyle nedir bu? İnternetten falan bağlantı olmuyor mu?

CEYLAN ÖZBUDAK: Oluyor ama genelde çekiniyor insanlar.

ADNAN OKTAR: Korkuyorlar. Bir genç kıza sakin hareket etsin, bunları çıkarttıralım. Yani böyle taşkın bir olay olmazsa bir iki kere falan, bizim de elimiz güçlenir. Sakin otursunlar. Mısır büyükelçiliğiyle bağlantı kurmaya çalışalım. O arkadaş yapabiliyorsa, onu yapsın bize. Mısır elçiliğine, Sisinin yakın adamlarıyla bağlantı kurabiliriz, o da olabilir. Bu genç kızlarla da bağlantı kurmak önemli. Onların sakin olmasını sağlayalım önce. Bağırıp çağırıyorlarsa, taşkın hareket görüntüsü olursa, adamlar derki bize, bak görüyorsunuz bunlar böyle, bizde bunları kafeste muhafaza edebiliyoruz” derler. Yani onlara karşı elimiz tutuk olur o zaman, bir şey diyemeyiz. Sakin olsunlar bir ay kadar sabırlı olsunlar, çıkarttıralım. İnşaAllah. Böyle halim selim kafayla, fikirle, düşünceyle, bağırtmaya, çağırmaya gerek yok.

KARTAL GÖKTAN: Sınırda pek çok askeri merkezi hapishaneye çevirmişler. İsim kayıt dahi almadan götürüyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Askeri rejim var, bu olur. Adamlara şimdi demokrat olun dersek, gülerler adamlar. Sıkı yönetim var. Şartları iyileştirmek lazım. Bu kafes işi, genç kızlara olacak iş değil. Çok kızdırıcı hareket bu, çok ilkel bir hareket. Dünyanın hiçbir yerinde yapmazlar bunu. Bağlantı kurmaya çalışırsak olur.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, burada Türkiye’yle Mısır’ın arası git gide açılıyor, biliyorsunuz zaten. En son ticaret anlaşmasını da feshetti Mısır’la. En son o vardı zaten.

ADNAN OKTAR: Orada da araya girelim de, bu konuyu halledelim. Çünkü İhvan ve iktidarın arasındaki fark, elliye elli. Şimdi elli için elliyi gözden çıkartmak, olmaz. Biz yüzde yüze talip olalım. Hepsi bizim istediğimiz gibi olmaz. Her ne fikirde olursa olsun. Kazanmaya çalışmak lazım. Gayret güzel netice veriyor, gayret etmek lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, “Halep’te otuz Kürt köyü IŞİD’e biat etmiş. IŞİD, Müslüman Kürtlerle sorunumuz yok, laik ve demokrat kafirler düşmanımız” demiş.

ADNAN OKTAR: Laik ve demokrat.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Niye illa kafirin laiğini ve demokratını arıyorlar. Laik ve demokrat olmakla kafirlik alameti mi görüyorlar, yoksa kafiri ayrıcalıklı mı görüyorlar?

OKTAR BABUNA: “Müslüman Kürtler kardeşimizdir, PKK düşmanımızdır” diye ayırmışlar.

ADNAN OKTAR: Laik ve demokrata ilaveye ne gerek var?

CEYLAN ÖZBUDAK: Onlar kendilerini genelde öyle tanıtıyorlar yurtdışında YPG, “biz, laik ve demokratız” diye.

ADNA OKTAR: Anladım.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Avrupa’da onları biz, laik olduğu için biz destek veriyoruz” diye söylüyor.

ADNAN OKTAR: Onlar herhalde sahtekarlık yapıyor. Laiklikle, demokratlığı bir çirkinliklerini örtme aleti kullanıyorlar, paravan olarak kullanıyorlar, alet ediyorlar laikliği ve demokratlığı, onlarda onların oyununa karşı öyle bir üslup kullanıyor anladığım.

Aslında bugünlerde yoğun olarak biz bu Amerika’ya yönelik, İsrail’e yönelik, Mısıra yönelik bir faaliyet içinde olalım. Barıştıralım Türkiye’yi. Bu gereksiz gerilime son verelim, bir şeyler yapalım.

Amerika’ya mektup yazıyoruz. Ama bu bir seferde olmaz. Biraz sabırlı olmak lazım. Birkaç senede alabilir bu. Israrla bu hayır yolda gayret etmek lazım. Yani birden netice alınır diye bir şey yok. Vakit alabilir ama ısrarla gayret etmek lazım.

OKTAR BABUNA: Konuşulunca dediğiniz gibi konuşulabilir, anlaşılabilir insanlar, hemen kabul ediyorlar. Bu haberi Amerika’nın başsavcısıyla konuşmuştuk Hocam, sizin adınıza göndermiştiniz siz. Birleşmiş milletler de konuşmasında hem salonun ortasında, sonrasında özel olarak konuştuk, bütün fikirlerinizi anlattık nasıl çözüleceğini konunun. Irak’a, Amerika’yı savaşa sokan kişinin Bush’un zeminini hazırlamış. Bush’un en yakınındaki kişiydi savaş sırasında zaten. Normalde savaş yanlısı biri. Anlattıktan sonra çok akıllı fikirler bunlar tamamen katıldığını belirten bir açıklaması oldu.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Türkiye aklı başında bir ülkedir. Ama çok iyi bilinçlenme gerekiyor, çok uyanık olmak gerekiyor. Kendi derdine düşmemek çok özenli bir şekilde milli menfaatleri, İslami hassasiyeti hep ön planda tutmalı. Türkiye’de Musevi kardeşlerimizin sayısında azalma mı olmuş?

AYLİN KOCAMAN: Özellikle son yıl içerisinde ama bu bir yıl içinde daha da azalmış.

ADNAN OKTAR: Çok vahim. Bunu çok gündemde tutalım, bunu tersine çevirelim. Musevi kardeşlerimiz geri dönsünler. Bu dehşet verici, çok çok kötü. Bayağı tehlikeli bir şey. Onun kötü bir anlamı da var, yani bir iç savaş hazırlığı mantığı çıkıyor. Yani siz çıkın, burada olay çıkacak. Yani canını kurtaran kaçsın, varlıklı kişiler kaçsın. Burada kan gövdeyi götürecek mantığı işlemeye çalışıyorlar. Buna dikkat edip, bunun tam tersine çevirmek önemli.

Türkiye’de iç savaş çıkaracak adamın alnını karışlarız, o ayrı mesele. Türk ordusu çakı gibi ayakta dimdik, Türk polisi çakı gibi ayakta. Türk hükümeti de bu konuda bayağı titiz. Özellikle milli istihbarat teşkilatımız bu konularda bayağı deneyimli, çok dikkatli böyle dakik.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programı bu akşam sona erdi, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü