Harun Yahya

Sohbetler (9 Kasım 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, sefalar bulduk.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün 10 Kasım. Cumhuriyetimiz’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 76. yıldönümü olması sebebiyle Cumhurbaşkanımız bir mesaj yayınladı ve şunları söyledi: “Cumhuriyetimiz’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in ebediyete irtihalinin 76. yıldönümünde saygı ve rahmetle yad ediyoruz. Ülkemiz bugün Gazi Mustafa Kemal’in işaret ettiği demokratik hedefler doğrultusunda önemli mesafeler kathetmiştir. Cumhuriyetin 91. yıldönümünü iftiharla kutlayan Türkiye istikrar içinde güçlenmeye, büyümeye, demokrasisinin standartlarını her geçen gün yükseltmeye devam ediyor.”

ADNAN OKTAR: Atatürk, rahmetlinin çok büyük faydası oldu hem Ortadoğu’ya hem Türkiye’ye. Ama en ziyade Türkiye’ye çok büyük faydası oldu. Bağnaz ne belaymış. Ben dedim, “bunlar gariban adamlar bunlardan ne olur ki falan?” dedim. Bunlar dünyayı birbirine katan adamlarmış. Şeytan yardım ediyor bağnaza. Hem kendi canı yanıyor, hem etrafının canını yakıyor, hem kendini çirkinleştiriyor, hem etrafını çirkinleştiriyor, hem kendi kirleniyor, hem etrafı kirletiyor. Şeytanın uşağı haline geliyor bağnaz. Çok tehlikeli. Atatürk rahmetli baya delikanlıymış, cesareti de çok iyiymiş maşaAllah, akılcı tedbirler almış. Biz çocukken anlamıyorduk, niye bunları yaptı acaba diye. Sonra insan düşününce anlıyor. Yalnız da bırakmışlar o zaman. Dolma Bahçe’de falan. Dolma Bahçe’de ne işi var, soğuk yerde? Sürekli rüzgar alıyor, oraya niye götürüyorsunuz? Kendiniz rahat yerlerde oturuyorsunuz, değil mi? Sıcak böyle rüzgar almayan bir yerde olması lazım. Pek ilgilenmemişler işin doğrusu yani. Tabii takdir böyle Cenab-ı Allah’ın kaderini böyle yaratmış. Sebebe sarılmak açısından ama iyi bakabilirlerdi. İyi bakmadılar. Allah gani gani rahmet etsin. Benim gözümde o bir Mehdi, bir nevi Mehdi, bir Mehdi mukaddimesi.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Atatürk’ün dindar yününden kimse bahsetmiyordu. Siz maşaAllah Kuran’a nasıl uyduğundan, nasıl hayatına geçirdiğinden ve ne gibi bu yönde çalışmalar yaptığından çok güzel bahsettiniz.

ADNAN OKTAR: Yok, çok yaman delikanlı Atatürk. Halis Oğuz Türk’üdür ben ırkçı değilim ama halis Oğuz Türk’üdür.

Ahmet Davutoğlu Hoca, o da dünya tatlısı bir şey. Görenler var, diyorlar, “bu kadar tatlı bir insan olamaz” diyorlar, “acayip sevimli” diyorlar. Yani, “tek kelimeyle şeker” diyorlar, “böyle bir insan görmedik” diyorlar. Çok sevecen, çok sempatik. Ağırlığı ona verin artık. Tayyip Hoca’dan da geçin artık bırakın, yaptığı hizmetleri esas alın. Yüzde 90 iyilik yaptıysa tamam o yüzde 90’la an artık bitir kapat. Üstüne üstüne, bu ne bitmedik öfkedir? Bir insan sakinleşir artık, değil mi? O kadar küfrettiniz, bağırdınız, çağırdınız artık bu öfke dinsin, bitsin artık. Ne yapsın, Türkiye’den mi gitsin? O da belli değil. Hapse mi girsin? Ferahlayacak mısınız hapse girerse. Öyle bir şey var gibi üslupları. İnanılmaz bir öfke. Neyle ferahlayacaksın kardeşim? Ne yaparsa rahatlayacaksın? Bir cumhurbaşkanını hapse sokunca bu sana ne kazandıracak, nasıl bir ferahlama olacak? Bunca yaptığı hizmeti nereye koyacaksın? Bunca yaptığı iyiliği nereye koyacaksın? Bıraksınlar artık bitsin, çok ayıp bu artık, çok çirkin. Kabak tadı verdi derler ya, kabak tadı verdi artık. Böyle bir öfke olmaz. İnsan öfkelenir ama diner öfkesi, önü sonu yok bunun artık. Ayıp ve çirkin yani.

CEYLAN ÖZBUDAK: Deccaliyetin oluşturduğu Allahualem Adnan Bey, genel bir ahlak yapısı bu dünyada. Sizin buraya Fransız konuklarınız geldi, yayında onlar da oradan örnek vermişlerdi. “Fransa’da bir politikacı hakkında soruşturma başlatıldığında daha sonrasında mutlaka eğer takipsizlik bile alsa olumsuz yönü hatırlatmayı toplum tercih ediyor. Takipsizlik hiç duyurulmuyor bile insanlara” demişti.

ADNAN OKTAR: Çok öfkeliler, mesela hapse attırmak, bir hırsızlıkla damgalamak veyahut işte soygunculukla damgalamak hoşlarına gidiyor. Olmaması güzel, niye olmasını istiyorsun? Olmaması güzel. Bir de akıl almaz bir çalışkanlık gösterdi Tayyip Hocam, müthiş bir şevk gösterdi. İnanılmaz bir yol, denizin altından yollar açmak, bilmem havaalanları, köprüler şunlar bunlar. Bir de Türkiye bereketli oldu. Ekonomik kriz mesela Türkiye’yi vurmadı. Ekonomiyi sarsmaya gayret etmenin alemi ne? Hataları olabilir ama iyi niyetli mi kötü niyetli mi? Yüzde 100 iyi niyetli. O zaman bırak yakasını. Tabii Tayyip Hocam’ın ölçüsü modern dünya ölçüsü olmuyor, o Osmanlı’dan örnek alarak hareket ediyor. Ya Resulullah (s.a.v.) zamanını esas alıyor veyahut Osmanlı’yı esas alıyor. Günümüze uygulandığında da bazen tabii karşıt ataklar olduğunda başarılı olmayabilir. Ama iyi niyetli olup olmadığını kimse tartışmıyor, iyi niyetli.

CEYLAN ÖZBUDAK: Obama için de şu anda Adnan Bey, şimdi aynısını yapmaya çalışıyorlar. Libya konusunda yaptığı 14 günlük bir usul hatası var Obama’nın. O yüzden hapse attırmaya çalışıyorlar şu anda.

ADNAN OKTAR: Ne büyük vicdansızlık. Mesela Fransa’da da Sarkozy, illa hapse attırmak. Bu ne sadistlik, bu ne acımasızlık? O Berluscony vardı, baya neşeli şamatacı klasik İtalyan, neşeli bir tip. Yazık günah adamı ne oturup ezmeye kalkarsınız? Gittiler ağzını burnunu kırdılar. O da dedi ki; “niye” diye bağırdı,” niye, ne kazanıyorsun yani?” Bir kelime söyledi “niye” diye bağırdı. Hatırlıyor musunuz? Bağırdı. Yazık günah değil mi onun neşesini ne kaçırıyorsun, ağzını burnunu kırıp? Eline ne geçiyor? Akıl almaz bir acımasızlık var. Her parti liderini, her devlet başkanını, her başbakanı hapse attırma düşüncesi var. Ya asmak istiyorlar ya hapsettirmek. Bir hastalık bu, gerçekten bir hastalık, bir anormallik bu.

Bir de Davutoğlu Hocam’a pek iyi bakmıyorlarmış. Mesela bak, orada susamış iki saat su bulamamışlar. Bu bir gevşeklik. Demek ki galiz bir tavır bozukluğu var bazı yerlerde. Yediklerine içtiklerine de ilgilenmiyorlarmış o kadar. Kendi akışına bırakmışlar. Öyle olur mu? Başbakan için özel mühürlü yiyecekler olması lazım, özel araba olması lazım. Suyu, içeceği, ilaçları her şeyi o arabada bulunması lazım. Böyle şifreli, kilitli kasada saklanır. Mesela en az üç dört polisin de koruduğu. Bir yere gidiyor, su aranacak, şişe suyu aranıyor, yiyecek aranıyor. Böyle olmaz, olur mu? Yiyeceği önceden tadılıp bakılacak, hazırlanacak. Proteinine dikkat edecekler, vitaminlerine dikkat edecekler, minerallerine dikkat edecekler. ‘Ne yerse yesin, ne yaparsa yapsın’ olmaz. Çok yoğun tempolu çalışıyor Başbakan. Aynı günde üç dört organizasyona gidiyor. Her yerde öyle havadan sudan yiyecek olmaz onlara, değil mi? Eti özel olması lazım, magnezyum, kalsiyum oranı. Bir de doktor gezmesi lazım. Bir beslenme uzmanı, bir de her şeyden anlayan bir pratisyen doktor bulunması gerekiyor. Bunun usulü budur. Orada bu doktorun başka insanlara da faydası olur. Bir olay olur, bilmem ne olur müdahale eder falan. Ama yiyeceklerinin özel olması lazım, içeceklerinin özel olması lazım. Özel olarak korunup kollanması lazım. Habire hizmet istiyorlar, ‘hizmet et bize, hizmet et bize, var mı bir kusurun dikkatlice seni izleyeceğim, yakaladım, hadi seni hapse atacağım…’ Böyle hayat olur mu? Böyle mantık olur mu? Böyle sevgi mi olur, böyle üslup mu olur? Bu nasıl kafadır? Bunun düzeltilmesi lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin vicdanınız pek görülmediği için Adnan Bey, normalde çok fazla imkan olduğu halde dünyada hiçbir lidere böyle yapılmıyor. Hepsinin imkanı var bütün ülkelerin aslında. Hatta geçtiğimiz günlerde siz de biliyorsunuzdur, bir olay olmuştu, Obama bir lokantaya gitti New York’ta, kendisi kredi kartıyla ödemeye çalıştı. Daha sonra kredi kartı geçersiz çıktı ve bunu haber yapıp utandırdılar onu.

ADNAN OKTAR: Ne kadar ayıp. Hep kafasını ezmek istiyorlar. Ne kadar sadist bir ruh, ne kadar acımasızlık. Obama da mesela genç delikanlı, bütün hayatını ömrünü iyilik, güzellik olsun diye adamış. İstese o gezer tozar, mesleği de var onun, öyle maddi bir şeye ihtiyacı yok onun. Devlet başkanı olmaktan da bir çıkarı da yok. Çok zor devlet başkanı olmak. Herkesin dikkati üzerinde, ölüm tehdidi çok yükseliyor. Mesela normal sivil hayatta on binde birken, orada on binde on bin oluyor neredeyse. Bin bir türlü terör örgütünün hedefi olmuş oluyor. Dolayısıyla bu devlet başkanlarına, başbakanlara bu öfke kin ve nefret artık kalksın. Bu bir adet, kim gelirse gelsin asmaya kalkıyorlar. Mesela Türkiye’de de adet, hep asmakla tehdit ettiler. Demirel’de de öyleydi. Turgut Özal’da da öyle, hep öldürmeye kalktılar, sonunda da şehit ettiler Turgut Özal’ı. Menderes’i astılar şehit ettiler. Demirel’i hem dövdüler, hem kurşunlamaya kalktılar. Bir rezalettir gidiyor. Sevgiyle yaklaşmak devlet başkanlarına, devlet ricaline hürmet etmek bir güzelliktir. O onları motive eder, canlandırır. Sen onu mecbur görüyorsun. Akıl almaz bir öfke oluyor bu liderlere karşı. ‘Sen bana hizmet edeceksin.’ Ne mecburiyeti olsun? Allah rızası için yapıyor. Sen ne yapıyorsun? Garip bir hırs ve öfke, bu bir hastalık. Bunun için bir yazı yazabiliriz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz hiç dile getirmiyorsunuz Adnan Bey, ama siz de herkesin iyi olması için uğraşıyorsunuz. Size karşı da çok fazla böyle karşıt tavır alanlar oluyor, kıskananlar çok fazla.

ADNAN OKTAR: Açıkça söyleyeyim hiç takmam, umurumda bile değil, hiç kâle almam.

TARKAN YAVAŞ: Bilakis o sizi açıyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Hakikaten düşmanım olmadığında bazen yorgunluk hissediyorum. Az da olsa, ne kadar çok olursa o kadar dinçleşip canlanıyorum. Hem gençlik geliyor bana, hem canlılık geliyor, hem motivasyon geliyor, her yönde gücüm artıyor. Bana adrenalin geliyor adeta yani anlatamam, her yönde mükemmel hale geliyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, sonra size karşı olanlar kendi başlarına bir şey geldiğinde hemen size geliyorlar, “Ne yapalım? Bana yardım edin bu konuda” diye. Çok şahit olduk. Bir hastalıkları olduğunda, bir şey olduğunda.

ADNAN OKTAR: Hakikaten öyle, karşıtım olan bazı şahıslar oluyor, mesela ailelerden çıkıyor, bazen insanlardan çıkıyor. Şiddetle karşı babası; kanser oluyor ilk aradığı adres ben oluyorum. Niye evladını aramıyorsun? Niye torunlarını aramıyorsun? Direkt beni arıyor. Çünkü biliyor şefkatli olduğumu, yaman olduğumu da biliyor. Bir şeyi takip ettiğimi, hakkıyla takip edeceğimi de biliyor. Kendi çocuğuna torununa güvenmiyor bana güveniyor, arada hiç bir şey yokmuş gibi. Ben de tabii hiçbir şey yokmuş gibi yapıyorum. Destekleyen, sevenler Allah razı olsun onlar milyonlarca. Ama şeytana uyan da kıyıda köşede, sağda solda çıkıyor. O da bereket, o da olmasa sevap kapımız kapanacak. Allah sevap olsun diye bunları özel yaratıyor böyle tipleri de. Üç tane, beş tane, on tane çıkıyor orada burada böyle antika değişik tipler, ilginç tipler. Onlarla da işte insani yöntemlerle, Kuran’ın yöntemleriyle ilgileniyoruz. Kötülüklerine iyilikle karşılık veriyoruz. Böylece dost olmaları için gayret ediyoruz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey, siz sanatçılara genel olarak gösterilen sevgisiz üslubun da çok üzerinde duruyorsunuz. Hep acımasız şekilde eleştirip onları küçük düşürmeye, aşağılamaya, şevklerini kaybettirmeye yönelik oluyor genellikle.

ADNAN OKTAR: Mesela şarkıcı bir genç kız oluyor, o seni mutlu etmek istiyor işte. Güzellik olsun, kendine bakıyor, böyle canlı danslar ediyor, güzel şarkılar söylüyor, amacı ne? Senin mutlu olman. Sanatçı adı üstünde. Vay işte bacağında hafif bir kabartı oldu, yok ayağında bilmem ne çıktı, hep onu mahcup edecek çocukları onunla uğraşıyorlar. Yok saçının kenarı bilmem ne oldu. Bırak, güzel yönleriyle ilgilen. Bir de ayıptır bu, terbiyesizliktir. Olabilir insani kusur, sende olmuyor mu? Oluyor. Seni konu mu yapıyor millet? Bir kadının, değil mi, insan görmezden gelir bu bir nezakettir, ne kadar ayıp. Kadın çelikten değil ki o da insan, senin nasıl hataların eksikliklerin oluyorsa onun da olur. Yanlışları kusurları olur. Kusur serrişte edilmez, çok ayıp. İnsan bir salise görür, görmezlikten gelir. Bağıra bağıra fotoğraflayarak, daire içine alarak çocukları mahcup etmek istiyorlar. Bunun ahlakla alakası yok, vicdanla da alakası yok.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir tane Kobani’den gelen ufak çocuk vardı güvercinini de alıp gelmiş kucağında.

ADNAN OKTAR: Onu bırakmamış, aferin.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Aksaray Yenikapı metro hattının açılışında konuşan Başbakan Davutoğlu “Bizim için Mescid-i Aksa ile Kabe arasında bir fark yoktur. Onları korumak bizim için ilahi bir görevdir” dedi. Ayrıca Kudüs ve İstanbul’un isimlerini bir arada zikrederek şunları söyledi; “Asırlarca biz Kudüs’e gözümüzün nuru gibi baktık. Çünkü İstanbul’da Kudüs ruhu vardır. Kudüs’te İstanbul’un izleri vardır. Bu bağı hiç kimse çözemez. Bugün Kudüs’e gidenler gördüler ki hala eserlerimiz orada. İstanbul’ a gelenler görürler ki aynı sokaktaki cami, kilise, havra ile yan yana yaşanan o barış düzeni ile İstanbul’un sokaklarında da Kudüs vardır, ne biz Kudüs’ü unuturuz ne de Kudüs İstanbul’u unutur”

ADNAN OKTAR: Öyle bir sorun olmaz zaten. Ama tabii Ahmet Davutoğlu Hocam’ın asıl üstünde durduğu şey o ruhun, güzelliğin, şiirsel bir dille ifade etmek. Yoksa Kudüs ile ilgili bir sorun hiçbir zaman için olmaz. Olmayacak da, öyle bir şey olmaz. Ama çok iyi bir insan. O Allah’ın bir lütfu. Başbakan olarak süper, mükemmel. Tayyip Hocam’ın üstünden de artık ağırlığı kaldırsınlar da rahat etsin. Biraz kafasını dinlesin. Yazık. Günah yani olmaz. Daha güzel hizmetler üretir, daha iyi projeler üretir. Bu kadar psikolojik baskı ile insan ne olur? Rahat bırakın güzel şeyler düşünsün, güzel hizmetler yapsın. Mühim olan iyi niyetle yaptı mı, yapmadı mı daha önceki yaptıklarını. İyi niyetle  yaptı. Bitti uzatmaya gerek yok. Kötü niyet olmadığına göre; soruyorum kötü niyetle mi? Değil. İyi niyetle, bitti.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “Şahkulu Sultan Vakfı ve Karacaahmet Cem Evi’ni ziyaret ederek aşure dağıttı. Her iki yerde de vatandaşlara hitap eden Kılıçdaroğlu birlik mesajı veren çok güzel bir konuşma yaptı. “Bizi ayrıştırmak isteyenler, bizi bölmek isteyenler var. Ama sözüm söz olsun ayrışmayacağız ve bölünmeyeceğiz. Şahkulu Dergahı’ndan, yüce bir dergahtan bütün Türkiye’ye sesleniyorum. “Allah’ımız bir, Kitap’ımız bir, Peygamberimiz bir, Ehli Beytimiz bir hepimiz birbirimize saygı duyalım.” Güzel bir ozanımızın bir deyişi vardır. Der ki “Cehennem dediğin dal, odun yoktur. Herkes ateşini buradan götürür.” “ Eğer biz bu felsefeye inanıyorsak , insana inanıyorsak , insanı seviyorsak bir ve beraber olacağız “ dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel bir konuşma. İşte asil bir aileden, seyit soyundan gelince ruhundaki o asalet güzel kelimelerle kendini buluyor. Şahane, nefis bir konuşma yapmış. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin. Mübarek, muhterem bir insan. CHP de kıymeti bilinsin. CHP’den iki de bir “hadi bana müsaade” mantığını artık kaldırsınlar. CHP’nin güçlü olması lazım. Birlik ve beraberlik içinde olması lazım. Lidere saygı, lidere güven de çok hayati bir nokta. Her an değişecek bir lider mantığı olmaz.

“Allah’ın aslan yürekli sevgililerinden” diyelim inşaAllah. “Sizi çok seviyorum ve ellerinizden saygı ve sevgiyle öpüyorum. Muhterem Hocam, Almanya’da İslam’ın imajı iyice kötü durumda. Bu konuda ne yapabiliriz? Güzel ve Ali Efendimiz gibi cesur Hocam. Sizi Allah için çok seviyorum.” “Almanya’da İslam’ın imajı iyice kötü durumda.” Çok kolay. Almanlarla, Hristiyan Almanlarla, Musevi Almanlarla yemekler tanzim edilsin, dostluk yemekleri, kardeşlik yemekleri. Müslümanlar da hatta böyle âlim görünümlü şahıslar varsa sarığıyla, cübbesiyle de gelsinler. Çünkü Müslüman olduğunu anlamaları için biraz alamet gerekiyor. Hristiyanlar da kendi kıyafetleriyle gelsin, Museviler de kendi kıyafetleriyle gelsinler. Beraber yemek yesinler. Mesela bir lokantada toplansalar yeterli olur. Ama tabii güvenlik önlemi de alsınlar. Bu basında, internette, orada, burada yayılırsa üç-beş yerde yapılmış olsa konu biter. Yani dostluğu sağlamak, sevgiyi sağlamak o kadar zor değildir. Çok kolaydır.

“Nasıl olur da Kürtçü, PKK’cı, Dersimli…” falan falan uzatmışlar. Bir kere Kemal Kılıçdaroğlu Hocamız’ın Dersimli olması şereftir. Onurdur. Dersim’in koç yiğidi, aslan. Dersim’de çok fazla seyit vardır. Dersim seyididir. İftihar ediyoruz. Kürtçü falan değil. Yani vatanını, milletini, devletini seven, bütünleştirici bir insan. Açık açık daha yeni konuşmasını yayınladık. Bu da çirkin bir iftira.  PKK’dan da nefret eder Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Katil olduklarını, acımasız olduklarını, kalleş olduklarını, kahpe olduklarını çok iyi bilir. Ama tabii barışçıl, demokratik, akılcı yollardan meseleyi çözmek istiyor. Konu bu. “Niçin?” diyor. “Onu dindar insanlar niçin ziyaret ederler? Niye ona sevgi gösterirler?” Kalbin sevgisiz. Allah senin kalbinden sevgiyi almış. Biz Kemal Kılıçdaroğlu Beyefendi’yi seviyoruz. Niye? Nurlu, efendi, kibar bir insan, saygılı. Bizzat ziyaretine giden kardeşlerimiz de oldu. “Çok çok efendiler, çok kaliteli, çok klas, çok nezih, nezaketinden, hürmetinden en ufak bir böyle insanda kuşku meydana gelecek gibi bir durum yok” dediler. Dolayısıyla takdir edilecek, sevilecek bir insan. Ama sevgi gözüyle bakan için bu böyle.

“Hocam, Muğla Milas’a bekliyoruz mutlaka. Sizin takipçiniz.”

Çapul Black. Çapul; bunlar hep AK Parti’ye karşı oluyor değil mi genelde? Diyor ki; “Kansere neden olan faktörleri ortadan kaldırmaya ne dersiniz? 12 yıldır halkın yüzde atmışını kanser eden bir partiyle başlayabilirsiniz” diyor. Niye canım AK Parti döneminde bayağı huzurlu yaşadı millet. Bereket oldu. Her yerde ekonomik krizler oldu, savaşlar, kargaşalar oldu. Türkiye’de hiçbir şey olmadı. Bayağı modern güzel tesisler oluştu. Ne yaptı yani? İddia ettiğiniz konularda da beraat ettiler. Beraatı içinizi de sinmiyor olabilir. Üst mahkemeye müracaat edersiniz. Anayasa Mahkemesi’ne müracaat edersiniz. İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat edersiniz. Ama hukuka da güvenmezseniz olmaz. Bak güveniyorsan üst mahkemeler var onlara götürebilirsiniz.

“Davutoğlu tam bir gönül eri, veli ahlaklı, merhametli, sevecenliği çok güzel. Tüm kardeşlerimiz en güzel şekilde kendisini desteklesinler.” Herkes millet olarak desteklesinler ben belli bir gurup, topluluk için demiyorum.

Çok sevgisizler; tabii ki Yunus Emre gibi. Ahmet Davutoğlu Hocam hakikaten Yunus Emre gibi onların ahlakını almış muhterem bir insan, doğru. Konuşmalarına bak, hayatına bak, üslubuna bak, yakından gören çocuklar diyorum ya; “acayip sevimli” diyorlar” tarif edilecek gibi değil çok şeker bir tip” diyorlar. Kemal Kılıçdaroğlu’nu da ziyaret eden çocuklar oldu bizim yakın çevremizden “çok çok efendi” diyorlar. Demin de söyledim ya “hayret edecek şekilde kaliteli ve çok klas bir insan” diyorlar. Yakından görmek de ayrı bir şey tabii.

Zuhal Ayla; “Maneviyat Bakanlığı ne yapacak biraz açın, biraz anlatın?” diyor. Kitaplar basacak, konferanslar verecek, radyodan, televizyondan vatandaşı bilgilendirecek, uluslararası toplantılar düzenleyecek. Ucu, bucağı olmaz her şey yapabilir. Özetle herkese şefkati, sevgiyi anlatıp ısrarla bunu istemek lazım, gün aksatmamak lazım. Çünkü şeytan sürekli öfke telkini yapıyor, sürekli biz de sevgi telkini yapacağız. Sevgi telkini güçlü bir telkindir direnemez bir insan. Ama öfke telkini oturmuş tabii. Direnilmez gibi görünüyor ama çok rahat direnilecek ve yenilecek bir şeytani oyundur bu. Yenmek kolaydır ısrarla devam edeceksin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey birkaç fotoğraf vardı. Esad’ın işkenceci katil ekibi diye geçiyor Şebbihalar. Hayalet anlamına geliyor. Bunlar özel silahlandırılıyorlar, keskin nişancılardan oluşuyor, seçme psikopatlardan seçiliyorlar. Müslümanlar’ın kulaklarını, parmaklarını kesiyorlar. Esad bunları özel besliyor, dehşet saçıyorlar ülkede. Baba Hafız Esad döneminden kalan bir ekip aslında. O zaman da varmış Şebbiha ekibi.

AYLİN KOCAMAN: Mahir Esad siz demiştiniz kardeşi psikopat diye.

ADNAN OKTAR: Evet, domuz gibiler. Ama tabii yine kültür, kültür, sürekli anlatım. Öfkeyle düzelmez, öfke öfkeyle yatışmıyor.

GÖKALP BARLAN: Sizin söylediğiniz gibi fikirle bir türlü ortaya çıkmıyorlar inat ediyorlar. Sadece siz konuşuyorsunuz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Esad’a otuz kere aracı gönderdim. Dedim ki bak “Mehdi (a.s)’ı bekliyoruz de ama ne zaman vaktini söyleme” dedim. “İttihad-ı İslam istiyorum, bağnazlığa karşıyım, Alevi, Sünni kardeştir bunu söyle bak kurtulacaksın” dedim. “Bir bildiğim var ki söylüyorum kurtulacaksın” dedim. “Korktu da böyle söyledi derler” dedi inat etti bak mahvoldu ülke. Sözümü dinlemedi.

Güzel kedisi olanlar bize emanet getirebilirler.

Etan Emre yayına ara verilince reaksiyon gösteriyormuş, gösterebiliyor musun? En hoşlanmadığı şeymiş yayına ara vermemiz.

Özetle biz ahir zamandayız, bir faslındayız. Ahir zaman uzun, insanlar zamana dayanamaz, direnemezler. Biz zamanla imtihan oluyoruz. Zamanı güzel değerlendiren kazanıyor.  Peygamberler de hep zamanla imtihan olmuşlardır. Mesela Yunus Peygamber zamana direnemedi. İlk başta iyi gidiyordu ama süre uzayınca dayanamadı şehirden çıktı. Yüz bin kişi yaklaşık olan, daha da fazla olan bir şehirde peygamberlik görevi yapıyordu. Ama adamlar ısrarla anlamayınca sürekli tebliğ ediyor anlamıyor, yıllar geçince baktı olacak gibi değil yani kendi kanaatine göre çıkıp gitti. Gemiye bindi biliyorsunuz gemiyle oradan deniz yoluyla uzaklaşmak istiyor müthiş bir fırtına çıktı. Özel çıkarttı Cenab-ı Allah. Onu gemiye bindiren de Allah. Gemi su almaya başlayınca, sallanınca dediler ki eşyaları attık, insanlardan da biraz atarsak gemi rahat devam edebilir dediler. Kura çektiler ilk kura Yunus (a.s)’a çıktı. Aldılar onu denize attılar. Bak olaylara zincirleme. Kurada bir insanın çıkması çok zor bir ihtimal ama o çıktı. Denize atılınca balığın ne işi var orada? Normalde olmaz ama Allah koskoca bir balık getirdi oraya. Balık yuttu Yunus (a.s)’ı. Bu bir insan için dehşet verici bir şey. Tamam Müslüman tevekkül eder ama gene de bir insan heyecanı vardır. “Bir anda karanlıklar içinde kaldı” diyor Allah. Ona müthiş caydırıcı bir olay meydana getirmiş Cenab-ı Allah. Bak kaç çeşit olay önce gemiye bindiriyor Allah, sonra fırtına çıkarıyor yeryüzünde olaylar çıkartıyor. Bir kul için bak, bir kulun geri çevrilmesi için. Oraya balık getiriyor Allah, balık onu yutuyor. Sonra onu balık sahile götürüp atıyor ama balığın karnında sürekli Allah’tan yardım diliyor ve pişmanlığını dile getiriyor. Allah’ın kendini affetmesini istiyor “eğer o duayı yapmasaydı” diyor Allah “kıyamete kadar o karanlığın içinde kalacaktı” diyor. Azap verecek kıyamete kadar. Ama tövbe ettiği için diyor çıplak olarak sahile atıyor balık. O da orada büyük yapraklı işte kabak tarzı, kabak değil de büyük ağaç yapraklarıdır herhalde. Geniş yapraklı ağaçları düşünmek lazım hangisiyse o yapraklardan kesip onunla örtünüyor. Akıl almaz pişman oluyor. Sonra geri Ninova herhalde şehrin adı yanlış bilmiyorsam oraya geri dönüyor. Ve peygamberliğini mükemmel yapıyor çok azimli ve kararlı olarak. O azim eksikliği o olaylardan sonra tam oturuyor. Bak Cenab-ı Allah’ın şefkati üstünde tecelli ediyor. Cenab-ı Allah istese helak eder Allah esirgesin. Ama Allah onu kurtarmak istediği için olaylar meydana getiriyor. Onun için insanların başına bir bela geldiğinde aleyhime geldi diye düşünmeyecek. Mutlaka onda bir hayır oluyor. Allah kendine çevirmek için yapar. Müthiş bir felaket. İnsanları balık yutması olayı dünyada çok çok nadir rastlanan bir olaydır. Yakın yüzyıllarda var balık yutma olayları tespit edilen, adamı hakikaten yutuyor balık, balık sonra onu atıyor midesinden. Ama attığında cilt üstünde asit yanıkları oluşmuş, beyaz beyazlaşmış cildi. Asit bir süre cildini yediği için, aşındırdığı için cilt üstünde lekeler kalmış bir süre. Bazı insanlar tabii ölür. Ama bazıları da kurtulan oluyor çok nadir. Ama balık yutması olayı çok çok nadir olacak bir şey, bir mucize. Orada nedir? Zamana dayanamadı. Mehdi (a.s)’ın özelliği ne? Zamana iyi dayanması. Bak şimdi zaman geçecek. 2014-2015 hemen gelir, zaten kapıda ama olaylarla, belalarla geliyor 2015 çok büyük olaylar, belalarla. 2016-2017 daha direnme yılları görüyor musun? 2018 ve 2019, 2019 normal bir rakam değil. 2010-2020 ama 2023’ler ama hükümetin bile haberi var ondan. Tayyip Hocam ne diyor? “Aman diyor 2023” MİT’in de haberi var, devletin de haberi var, herkesin de haberi var 2023’te neler olacağından. Nereden haberim var? Çünkü devletin çok üst yüzey bir yetkilisi. Yaklaşık kaç yıl önce? En az 8 yıl önce falan bana geldi. Bayağı yetkili bir görevde olan bir insan. “Hocam, bizde Bediüzzaman’ın mektuplarının hepsi var” dedi. “Yayınlanmamış mektupları var. Gizli mektupları da var” dedi. “Biz 2023’lerde ne olacağını biliyoruz” dedi. İltifat olsun diye de “senin de kim olduğunu biliyoruz” dedi. “Neler yapacağını da biliyoruz” dedi. Yani “Nasıl vazifeler yapacağını. Ahir zamanda gelecek şahsın ismini de biliyoruz biz” dedi. “Hepsinden haberimiz var” dedi. “Tavrımız da zaten ona göre oluyor” dedi. Baktık, devlet Mehdiyet’e göre şekil alıyor. Baktık, Ortadoğu Mehdiyet’e göre şekil alıyor. Çünkü Mehdiyet’e göre Suriye’yle Müslümanlar’ın çatışması gerekiyordu. Suriye’de kan akması gerekiyordu Mehdiyet’e göre. Akmıyorsa dahi akar hale gelir. Tarih ona göre yönlenir. Yani akmıyor diye bir şey yok. Mutlaka akar. Mesela diyorlar ki, “Tayyip Bey’in yanlış politikaları yüzünden Suriye’de savaş çıktı.” Tarihi yönlendiren Tayyip Bey değil. Tarih’i Allah yönlendirir. Ve tarihin yönlendirilmesinde görevli kullar vardır dünyada, gizli kullar vardır. Gizli kullar. Gizli kullar tarihin yönlenmesinde Allah tarafından yönlendirilir ilhamla. Suriye’de kan akacak. Irak’ta kan akacak. Irak karışacak. IŞİD çıkacak. Siyah bayraklılar çıkacak. Bu tarihin akışı içerisinde olacak olaylar. “Nereden çıktı bu aksilik?” diyor. Gizli kullar organize ediyor; Allah tarafından görevlendirilmiş gizli kullar. Hepsi olacak. Ve sonunda da hiç ummadığımız bir şahsın Hz. Mehdi (a.s) olduğunu göreceğiz. Diyecekler; “Bu kadar organize faaliyet yapan büyük cemaatler var. Onların büyük liderleri var. Bu kadar emek verdiler. Onlardan biri olması gerekmez miydi?” diyecekler. Allah’ın muradı öyle olmuyor. Allah çok küçükten çok büyüğü yaratıyor. İncir çekirdeğinden yirmi beş metrelik incir ağacını yaratır. Toplu iğne başı kadar. Hz. Musa (a.s) konuşamıyordu heyecandan. Ürkek bir ruhu vardı. Çekingen bir peygamberdi. Çabuk korkabilen bir ruha sahipti. Allah onu “korkma” diye “korkma” diye eğitti Cenab-ı Allah. Onunla muazzam bir hakimiyet sağladı Cenab-ı Allah. Peygamberimiz (s.a.v.)’e ne diyorlardı? “Ebu’l-Kasım’ın yetimi” diyorlardı. Mekke’nin, Medine’nin büyük zenginleri, ünlü insanları vardı böyle halk tarafından da sevilen. Dediler “onlardan birine peygamberlik gelmesi gerekmiyordu? Gele gele Ebu’l-Kasım’ın yetimine mi geldi?” dediler. Ummuyorlardı ona peygamberlik geleceğini. Şimdi de Hz. Mehdi (a.s) için diyecekler ki “gele gele Mehdiyet ona mı geldi? Bu kadar alim var. Hoca var. Değerli insanlar var. Ne alakası var?” diyecekler. Ama Allah’ın seçimi esas seçim olduğu için durdurulamıyor. Bunu göreceğiz hep birlikte. Biz zamana iyi direniyoruz. Ben zamana iyi direnirim. Bak, 1979’daki çizgim neyse hiç şaşmadım, hırsımda, azmimde hiçbir değişiklik olmadı. 79,89,99,2009 ve 2019. 2019 ferahlığın yılıdır. Tabii belaların, heyecanın da yılıdır. Ama yani artık son. Deccaliyetin teslim tarihi. Deccaliyet kırk yıl ömrü. Bediüzzaman diyor ki; “birinci gününde üç yüz senede yapılmayan işler yapılır” hadis, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi. İkinci yılında, ikinci devresinde şöyle, üçüncü devresinde. “Dördüncü devresi artık adileşir. Durumu muhafazaya çalışır. Ve artık teslim-i silah eder” diyor. Artık bırakır sonunda. “Önce durumu muhafazaya çalışır” diyor. “Sonra da artık direnmekten vazgeçer. Teslim olur deccaliyet” diyor. Şimdi durumu muhafaza ettiği devresindeyiz deccaliyetin ve teslim-i silah edeceği devreye giriyoruz. Mesela Suriye’de direniyor deccaliyet. Ama mahvolmuş vaziyette. Irak’ta deccaliyet direniyor. Mahvolmuş vaziyette. Dünyanın her tarafında direniyor. Mahvolmuş vaziyette. Biz son dönemindeyiz elhamdülillah. Bunu hep birlikte göreceğiz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hz. Nuh (a.s) da çok uzun süre direnebiliyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: O tam bir zaman yiğididir. Zaman pehlivanıdır. Zamanı yenen pehlivandır Hz. Nuh (a.s). Dokuz yüz elli sene ömrü var. Kırk yaşında falan geliyor peygamberlik. Hadi desek elli yaşında geldi. 900 sene peygamberlik yapıyor. Dokuz yüz sene. “Ya Rabbi” diyor. “Gizli gizli de anlattım. Açık açık da anlattım. Bir türlü ikna olmadılar” diyor. Sonunda Cenab-ı Allah kurtarıyor, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Elçinin yanındakiler de Hocam, “Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi…” (Tevbe Suresi, 42) diye Allah buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında da zamana dayanamıyorlar. Onlara çok uzun geliyor o süre. Peygamberimiz (s.a.v.) zaman yiğididir. Zaman mesela ona hiç etki etmedi. 63 yaşına geliyor canım benim dünyalar güzeli, vefat ederken şu güzelliğe bak. Cenab-ı Allah’a ithaf ediyor ruhunu maşaAllah.

SEMRA ÖZGİRAY: Hocam, Hz. Musa (a.s) da yanındakiler yılıyorlar. Fakat “Asla, Rabbim benimledir” (Şuara Suresi, 62) diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii hiçbir zaman için fütur vermiyor. Zamana acayip direniyor. Öyle belalar, kardeşine bir tek söz geçirebiliyor. Kimseye söz geçiremiyor. Çölde sıcağın alnında, acayip zor bir ortam. Sürekli gezmek durumundalar çölde, Tih Çölü’nde. Sıcak, tepede, acayip zor. Firavun’un yakalaması riski de olduğu için sürekli hareket halindeler. Bir yerde sabit durmuyorlar. Çünkü saldırır adam psikopat. Bir gün bir yerdeler, bir gün bir yerdeler. Sürekli hareket ediyorlar. O da tabii bir savunma stratejisi. Sabit bir yerde oldu mu saldırı çok kolay oluyor. Ama hareket halinde olan bir yere zarar vermek mümkün olmuyor. Osman Pamukoğlu Paşa diyor ya, “asker hiçbir yerde sabit durmasın. Sürekli hareketli olsun” diyor. “Sabit olursa yenilirler” diyor. “Ama hareketli bir askere kimse bir şey yapamaz” diyor. Biz de zamanın içinde devam ediyoruz. Şimdi bak, 2019’da bakın, kimler kalacak, kimler gidecek? Dünya ne şekil alacak? Dimdik ayakta olacağız 2019’da Allah’ın izniyle. Çok insan gidecek, çok insan kalacak.  Davamızı büyük bir aşkla, şevkle devam ettireceğiz, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Hz. Yusuf (a.s) da zindanda uzun süre kalıyor. Allah onu hükümdar olarak çıkarıyor zindandan.

ADNAN OKTAR: Hiçbir suçu yok. Sadece kendini korumuş. “Ben o kadınla cinsel ilişkiye girmek istemiyorum. Zina istemiyorum. Ben helaliyle istiyorum” diyor. Kadın da gayri meşru istiyor. Kadın, “hapse atsınlar” diyor. Yedi yıl kardeşim. Unutuyorlar. Bir ara adamın aklına geliyor da oradan Allah vesile ediyor. “Hapishanede birisi vardı” diyor. “Çok güzel rüya yorumu yapıyordu” diyor. “O aklıma geldi. Ona söyleyelim” diyor. Bak, eğer Allah ona onu hatırlatmasa Hz. Yusuf (a.s) ömür boyu zindanda kalacak o dünyalar güzeli. Ama o hatırlatma tabii vahiyle Allah hatırlatıyor ona. Ve yedinci yılın sonunda çıkartıyorlar Hz. Yusuf (a.s)’ı zindandan. “Ey doğru sözlü” (Yusuf Suresi, 46) diyorlar. “Bize bu rüyanın yorumunu anlat” nefis yorumluyor. Ne dediyse çıkıyor. Çünkü vahiyle hareket ediyor.

AYLİN KOCAMAN: “Rabbinin fazlı olmasaydı daha yıllar yılı orada kalacaktı” diye belirtiyor Allah.

ADNAN OKTAR: Allahualem bayağı kalırdı. Yıllar yılı müebbet hapis gibi bir ifade var, ayetin, Kuran’ın ifadesi.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Musa (a.s) da şehirden çıkıp sekiz-on yıl çobanlık yapıyor Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey, Yunus Peygamber’in de balığın karnındayken Allah’a tevbe ettiği duası şöyle geçiyor ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’ım Sen’den başka İlah yoktur. Sen zulmetmezsin. Seni tenzih ederim. Şüphesiz ben kendi nefsime zulmettim” diyor.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel dua. Arapça ne kadar şahane. Orijinali ne kadar güzel, maşaAllah. Duanın kendi de çok güzel. Türkçesi de, Arapçası da çok güzel.

“Aşkım Hocam” diyor Leyla Öner. “Ben Kürt’ü, Alevi’yi, Ermeni’yi sizin vesilenizle sevdim nurlu aslan seyidim, maşaAllah, elhamdülillah.” Hakikaten Alevi dedin mi eskiden adam felç oluyordu. Mesela kız evlenecekler. “Yalnız bir durum var” diyor. “Ne var?” diyor. “Kız Aleviymiş” “Eyvah” diyorlar. “Doğru mu?” Diyorlar. “Bir yanlışlık vardır. Böyle bir şey olamaz” diyor. Ne var Alevi’de? Nur gibi. Kürt nurdur. Mübarek bir insandır. Muhterem bir insandır. Benim Üstadım Said Nursi Hazretleri Kürt, Selahattin Eyyubi Hazretleri Kürt. Bir çok ünlü alim hep Kürt’tür. Bildiğimiz bütün ünlü alimlerin büyük bölümü hep Kürt’türler.

SEMRA ÖZGİRAY: Hocam gayrimüslimlere bakış açısını da sizden öğrendik. Sizin vesilenizle Kuran’daki ayetlerden ehli kitabın konumunu. Çok farklı yani bilmiyorduk.

ADNAN OKTAR: Mesela “Yahudi” diyor. Müthiş bir nefret duyuyor. “Seni Yahudi seni” falan. Yahudi Peygamber soyundan gelen adama diyorsun sen. Yahudi denmez. Yehud kavmi vardır. Onlar ayrıdır. Musevi vardır. Ben-i İsrail vardır. Veyahut Ermeni. Ermeni millet-i sadıka, Osmanlı’da generallerimiz vardı. Üst rütbeli generaller hep Ermeni’ydiler. Çok mübarek muhterem insanlardır. Nereden çıktı bu kafa anlamıyorum? Bambaşka bir kafaya girdiler. Ama şu an o bela gitti. Bayağı geniş çaplı gitti.

Alevi türküsünün güzelliğine bak.” Turnalar diyor. O şahı şahı görmediniz mi” diyor. Nefis acayip güzel.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Ali sevilmez mi? Veli misin sen?”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah süper güzel. Müslüm Baba dünya iyisiydi mübarek. Allah cennette kardeş etsin. Allah görmeyi de nasip etti. MaşaAllah. Çok değerli bir insandı. Son zamanlarda biraz kıymeti bilindi. Ama kısmen. O kadar çok ezberinde parça var ki ve o kadar mükemmel yorum yapıyor ki görülmüş, duyulmuş şey değil. Ama yine de bizim sanatçılarımız artık hiç ne görülüyor, ne duyuluyorlar. Bilmiyorum. Siz görüyor musunuz sanatçı? Çok nadir. Devletin çok esaslı bir karar alıp bütün sanatçıları ön plana çıkaran, onları böyle gürül gürül güzelliklerle değerlendiren bir politika izlemesi gerekiyor.

AYLİN KOCAMAN: Müslüm Baba’nın size sevgisi, hürmeti de çok güçlüydü.

ADNAN OKTAR: Canım benim. Ben o kitapları verdiğimizde bize geldikten sonra Muhterem Nur anne, “her gün sizin kitapları okuyordu” diyor. “Namaza başlamıştı. Namaz kılıyordu” diyor. MaşaAllah. Mesela bu bilinmeyen bir şey. Bayağı sevgi insanıydı. Allah gani gani rahmet etsin.

Fikret senin anlatacağın var mı bir şeyler?

KARTAL GÖKTAN:  Var Hocam. “Rusça’da Zafer arkadaşımız sizi temsilen beyaz Rusya’nın Ortodoks ve Katolik liderleriyle görüşüyor. Başkent Mishinke’te Ortadoğu Kilisesi Rahipler Konseyi Başkanı ve Mishink İlahiyat Akademisi Doçenti Sayın Shaggy LaPin ile görüştü. Yaratılış Atlası hediye ettiler. Sayın LaPin şöyle söyledi. “Ben daha önce atlası internetten okumuştum. Şimdi bu güzel kitabı elimizde tutabilmek benim için büyük bir mutluluk. Sevgiyle hazırlanmış. Harika bir kitap.  Atlas kütüphanemizin çok değerli ve çok talep edilen bir nüshası olacak.”

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları gösterebiliriz.

KARTAL GÖKTAN: “Bu kitabı okuyanlar Allah’ın her şeyi yarattığına dair kesin kanaat getirecektir. Bu göz kamaştırıcı eserinden dolayı çalışmalarında başarılar diliyorum. Allah’ın bereketi üzerine olsun.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii kiliselerin muhafazası çok önemli. Kiliseleri dağıtmak istiyorlar. Kimini meyhane yapıyorlar. Kimini marangozhane yapıyorlar. Çok korkunç bir durum var. Onun için kiliselere destek çok önemli. Kuran’da da müminlerin vazifesi olarak Cenab-ı Allah söylüyor. Sinegoglar, kiliseler, mescidler. Onların ayakta tutulması hayati bir konu. 

KARTAL GÖKTAN: Bir de görüştüğü bir kişi daha vardı. Beyaz Rusya’dan Katoliklerin lideri Baş Piskopos Tadeuş Kondoroseviç ile görüşüldü. Yaratılış Atlası hediye edildi. Sayın Tadeuş da size teşekkürlerini iletti.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok güzel. Kilise ziyaretleri önemli. Ehlikitaba sevgi önemli. Çünkü ne hikmettir. Tabii Cenab-ı Allah’ın bir amacı da vardır. Ama son zamanlarda ehlikitaba karşı bir öfke, müminlere karşı bir öfke çok şiddetlendi. Museviler’i sokakta rahat ettirmiyorlar. Filistin’de falan nefes aldırmıyorlar. Taş atanlar bilmem şunu yapanlar. Rahipler İtalya’da gezemiyorlar. Alay ediyorlar, dalga geçiyorlar. Onun için dindarlara her yerde destek olmak lazım. Şefkat göstermek lazım. Garip bir durum var.

KARTAL GÖKTAN: Bir görüşme bilgisi daha var Adnan Bey, Simeon ve Helena Katolik kilisesi Baş Piskoposu Wyladislav Zavaluk, ona da Atlas hediye edildi.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş. Çok iyi olmuş. MaşaAllah

Evet bugünkü görüşmeler, konuşmalar, sohbetler güzeldi. Bugün bu kadar olsun. Yarın devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Bir resim gösterebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: Bir ufaklığın resmi vardı. Bu Twitter’de paylaşılan bir fotoğraf. Yazıda şöyle yazıyor. “Esad, beni TNT’li varil bombasıyla öldürdü.”

ADNAN OKTAR: Ah canım benim. Güzeller güzeli. Cennet kuzusu olmuş yani. Esad yaptığı o da belanın içine battı aslında. Asıl kardeşleri onun azgın katil. Allah hayırla bitirecek sonunu beklemek lazım. Sonunu bekleyen hayrı da görecek. Mehdi (a.s.)’yi göreceğiz. İsa Mesih’i göreceğiz. İttihad-ı İslam’ı göreceğiz. Bu sancının amacı o. Sancı durduk yere olmuyor. Doğum sancısı var. Sabredecek Müslümanlar. İmtihanın gereği olarak bu gerekiyor.1400 sene öncesinde Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. “Kan akacak” diyor. “Ortadoğu viran olacak” diyor. “Sonra da benim evlatlarımdan Mehdi (a.s) çıkacak” diyor. Allah’ın isteği, takdiri bu. İnsanlar dirense de direnmese de, istese de istemese de bu oluyor. Ve olacak hayırla. Hikmetle ve Allah’ın sanatıyla. Allah’ın amacı cennete güzel insanlar hazırlamak. Dünyanın önemi yok Cenab-ı Allah için.

Evet, yarın görüşeceğiz. İnşaAllah

BÜLENT SEZGİN: Evet Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu gece sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü