Harun Yahya

Sohbetler (10 Kasım 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, sefa bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir şeyler söyleyin de muhabbet edelim.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Başbakan Davutoğlu, Büyük Önder Atatürk’ün vefatının 76. yılı nedeniyle yayınladığı mesajında şöyle söyledi: “Türkiye Cumhuriyeti 62. hükümeti olarak 77 milyon vatandaşımızla gücümüzü bütün dünyaya hissettirmenin heyecanını yaşıyoruz. Kökleri üzerinde yükselen Türkiye bir dünya gücü olarak bugün bir yandan devraldığı cumhuriyet mirasına sahip çıkıyor, bir yandan yardımına ihtiyaç duyan herkese elini uzatıyor.”

ADNAN OKTAR: Güzel.

KARTAL GÖKTAN: Devamı da var uygun görürseniz okuyabilirim.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Türkiye, cumhuriyet ideallerine bağlı kalarak daha itibarlı ve daha güçlü bir ülke olma yolunda hızla ilerleyerek bölgesinde barış ve istikrarın savunuculuğunu yapmaya devam edecektir. Bu inançla ebediyete irtihalinin 76. yıldönümünde Gazi Mustafa Kemal’i şükranla anıyor bütün vatandaşlarımı sevgiyle selamlıyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, rahmetliyi arada sırada hatırlamak değil de onun modern İslam anlayışını dünyaya yaymak için çok gayret etmek lazım. O anlatmasaydı düşünün, bağnazların içinde kalacaktık Allah vermesin. Anlatma diye zaten bir konu olmazdı da, doğruları öğrenmemiz diye de bir konu olmazdı. Çok çok zor durumda kalırdık. Allah Hızır gibi gönderdi maşaAllah. Atatürk’e Allah’tan rahmet diliyoruz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün yine Atatürk’ün ebediyete intikalinin 76. yıldönümü münasebetiyle Atatürk Kültür Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu’nda düzenlenen anma töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, yeni Türkiye’nin Gazi Mustafa Kemal’in de bir istismar aracı olmaktan çıkarılıp asker, başkomutan, meclis başkanı, cumhurbaşkanı, en önemlisi de milli irade aşığı bir şahsiyet, bir insan olarak öğrenileceği, öğretileceği ve anlaşılacağı bir Türkiye olacağını vurguladı. Ve konuşmasını şöyle tamamladı: “Gazi Mustafa Kemal’i statükonun, idari maslahatın, tek tipçiliğin ve milli iradeye husumetin sembolü gibi kullananlar, yeni Türkiye’de ilk kez Gazi’nin kullandığı yeni Türkiye kavramı içinde yanıldıklarını anlayacaklardır.”

ADNAN OKTAR: Atatürk zaten ilerici, statükocu değil. Katılığı, donmuşluğu hiçbir şekilde savunmuyor, sürekli ilerlemeci, sürekli aydınlanmacı. Dolayısıyla anlamayanlar anlayacaklar. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Star Gazetesi’nden Mensur Akgün, ‘PKK’ya yardım edelim, batının gözüne girelim’ anlamına gelecek bir yazı yazmış. Şöyle diyor yazısında: “Kürt sorununu engelleyen bir şey varsa o da IŞİD tehdidi. Kobani’de savaş sürerken, Erbil bile tehdit altındayken PKK’dan silahsızlanmasını beklemek imkansız. Dünya PKK’ya ve Öcalan’a sempatiyle bakıyor. Türkiye hakkında IŞİD’e yardım ediyor algısı var. Ankara Kobani’ye silah yardımı yapmayı düşünmek zorundadır” demiş.

ADNAN OKTAR: Yok, arkadaş yanılıyor. PKK çok aşağılık, haysiyetsiz, şerefsiz, kahpe bir örgüttür. Bak adı üstünde; pislik, kahpe, kalleş, PKK. Bunu arkadaşa öğretin siz. Bilmiyor o. Ona gerekirse daha detaylı bilgi de gönderebiliriz. PKK’nın açılımından da haberi yok. Avrupa’nın desteklemesi bilmem ne. Avrupa’da ne kadar katil varsa, ahlaksız varsa, it-kopuk varsa buraya geldiler zaten, Kobani’ye geldiler kiralık katiller, onlarla beraber savaşıyorlar, güya. Sadistliklerini, psikopatlıklarını tatmin etmek için geliyorlar. Avrupa’da PKK’yı kim destekliyor? Komünistler destekliyor. Ne tür komünistler? Anarşiye açık olan, teröre açık olan komünistler. Bir de dünyadan haberi olmayanlar destekliyor. Abdullah Öcalan’ı adam niye desteklesin? Tanımaz bilmez etmez. “Abdullah Öcalan’ı destekliyor.” Ne çıkarı var adam desteklesin, ne zoru? Tanımadığı bilmediği bir terörist. Hapsedilmiş, müebbet hapis almış, niye desteklesin? Amacı ne yani ne kazanacak ondan? PKK’yı niye desteklesin adam? Onu düşünmüyor adam. PKK’nın terör örgütü olduğunu bütün dünya biliyor. Terör örgütünü bütün dünya destekliyor demek ne demek? Abdullah Öcalan’ın övülecek bir yönü yok. Onun durumu felaket. Yüz binlerce insanın şehit olmasına sebep olmuş bir insan. Kendi milletinden insanları da öldürttü, şehit etti.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bülent Arınç, Bakanlar Kurulu Toplantısı sonrası şunları söyledi: “Siz Öcalan’ın örsüyle Kandil’in çekici arasında kalmayın. Siz bir siyasi partisiniz özgür olun, kararınızı kendiniz verin. Ve burada üstleneceğiniz rolü cesaretle üstlenin. Bazı örgütlerin ortalığı yakıp yıkması karşısında sırıtarak konuşanları kendimize muhatap kabul etmiyoruz. Başbakanımız’ın sözü sözdür. Önce kamu düzeni sağlanacak. Yol kesme yakma yıkma kesinlikle olmayacak. Yapanlar lanetlenecek.”

ADNAN OKTAR: Bir tek o değil bak, tehdit var. Tehdidin kalkması lazım. Adam yol kesmiyor tamam yol kesmeyi durdurabilirsin ama köy meydanına köyün ileri gelenlerini topluyor sırtında otomatik silahla, belinde tabancayla, “Siz hangi partiyi destekleyeceksiniz seçimlerde?” diyor, adam da diyor ki “BDP” diyor. “Hah oldu şimdi” diyor, “bunu gidin her yerde gidip anlatın” diyor. Bu durumda sen seçime gitsen ne olur? Köyün içinde PKK’lı piyade tüfeğiyle sırtında geziyor, sen de diyorsun ki “demokratik seçimler yapıyoruz” diyorsun. Adamın belinde tabanca, sırtında otomatik tüfekle sen demokratik seçim nasıl yapıyorsun?

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Kobani eylemleriyle Türkiye’nin Suriye’ye çekilmek istendiğini söyledi. Çözüm süreciyle ilgili de, “demokratik nokta için örgüt karar aşamasında” dedi. Öcalan’ın 6-8 Ekim’de yaşanan olaylarda etkisinin büyük olduğunu, PKK’nın silah bırakma konusunda ayak sürüdüğünü savunan Sayın Akdoğan, “örgütün burada su kaynattığını görüyoruz” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Su kaynattığı falan yok. Örgüt normal örgütlüğünü yapıyor, örgütlüğünün gereğini yapıyor. Komünist bir terör örgütünün yapması gereken her şeyi tam anlamıyla yapıyor. Silah bırakması PKK için kendi açılarından avanaklık olarak değerlendiriliyor. Böyle bir şeyin tahayyülü dahi mümkün değil, düşünemiyorlar dahi. Çünkü silah bırakmak demek PKK’nın yok olması demek. Ben en başında söyledim, PKK hiçbir şekilde silah bırakmaz, eylemi de durdurmaz. Sürekli eyleme ihtiyacı var PKK’nın kendi açılarından. Çünkü eylem durduğunda örgüt zayıf görülüyor onların kafasına göre, onların mantığına göre. Silah bırakıldığında da tamamen yok oldukları anlamına geliyor onların inancına göre. O yüzden silah bırakmaları diye bir konu olmaz, tahayyül dahi edilemez bu. Böyle bir beklentinin de bir anlamı yok. Hiçbir PKK’lı eli tutan, sıhhatli PKK’lı silah bırakmaz. Kendini ölü gibi hisseder öyle bir konu olmaz. Bir komünist örgütünün silah bırakması demek, aklını atmış olması lazım böyle bir şey olması için. İmkansız yapmaz böyle bir şey. Ve olmadı ve olmayacak da. PKK diyor, “arkadaş biz burada komünist bir devlet kurmak istiyoruz.” Avrupa orada özerklik istese bir anlamı yok ki. Avrupa hedefine ulaşmış olmuyor, ne yapsın özerkliği? Özerklik, eğer demokratik özerklik dedikleri yani barışçıl bir özerklikse hiçbir anlamı yok ki. Ha Türkiye’yi idare ediyor, ha oradaki insanları idare ediyor ne fark edecek? Hiçbir fark yok idari yönden. Tamamen Türkiye’den ayrılması, komünist bağımsız devlet olması, ağır silahlarla donanması, müthiş bir askeri güce sahip olması amaçlanıyor. Ve Amerika’nın müttefiki olarak düşünülüyor. Ki Amerika’yı onlar kısa sürede sollarlar. Önce silahlanacaklar, arkadan devlet olurlar, sonra da Amerikalılar’a derler, “ arkadaş buralarda işiniz yok” derler. Amerika’nın kaç defa başına geldi bu. Vietnam, Kamboçya, Laos, Kore her yerde aşağılandı, Küba’da. Hep de kendini akıllı zannetti, her seferinde aşağılandı ve terlikle kovaladılar bunları, arkalarına baka baka kaçtılar. Bak Afganistan’da da kovaladılar arkalarına baka baka kaçtılar Afganistan’dan. Ne gerek var? Bir kere sen Amerikalı’sın. Amerikalı demek sevgi insanı demektir, dindar demektir. Dindar ol ve sevgi insanı ol. “Ben bombayla hallederim” diyor. Bombayla hep ezildin, aşağılandın. Bak dünyanın hiçbir yerine gidemiyor Amerikalılar. Amerika’da sıkıştı kaldılar. Dolayısıyla ticaret de yapamıyorlar, hiçbir şey yapamıyorlar. Fakirleşti ve çöküyorlar. Demek ki kabadayılıkla olmuyor bu işler. Aklınızı başınıza alın. “Ne var?” diyor, “PKK silah bırakacak, havaya güller saçacaklar, demokratik seçim olacak, özerklik olacak, Türkiye’nin emrinde olacaklar, özerk bağımsız cumhuriyet olacaklar bir şey yok bunda” diyor. Onun için Avrupa gecesini gündüzüne katıp desteklemiyor, zoruna ne oldu? Çünkü onlar için fark eden hiçbir şey olmuyor. Ha muhtar Mehmet Efendi, ha o olmuş oluyor arada bir şey yok ki. Onların hiçbir şekilde işlerine yaramaz böyle bir şey. Ancak Kuzey Kore gibi bir devlet olursa işine yarar. O zaman da iş işten geçmiş olacak. Yoksa Avrupa onların delireceğini, psikopatlık yapacağını çok iyi biliyor. Ama Türkiye nefreti var onu üstlerinden atamıyorlar. Bu Türkiye nefretini de bağnazlar verdi. Mesela Tayyip Hoca’ya da şimdi kafayı taktılar.

Mesela Ahmet Davutoğlu Hoca çok iyi kuzu gibi. Bizim çocuklardan üç beş kişi yanına gittiler görüşmüşler. Diyorlar ki; “bu kadar sevimli bir insan olmaz” diyorlar. Çilli falanmış “acayip masum” diyorlar, “çocuk gibi acayip sevimli” diyorlar, “bayağı masum” diyorlar, “çok güzel ahlaklı, çok dindar” diyorlar. Ama iyi bakmıyorlar etrafındakiler. Onun için Tayyip Hoca’ya da iyi bakacak bir sistem, Başbakan’a da iyi bakacak bir sistem oluşturulsun. İçinde doktorlar olsun, hemşireler olsun, beslenme uzmanları olsun. Gittikleri yere arabanın içerisinde içecekleri sular, yiyecekleri bütün yiyecekler falan hazır olarak tutulması lazım. Kalori konumu, protein, kalsiyum, magnezyum, yaşı ileri insanlar bunlar. Dağda bayırda geziyorlar oradan oraya, oradan oraya hastalanırlar. Bu enerji, santral enerjisi gibi değildir insanın enerjisi, takviye edilmesi lazım. Uykusuna dikkat etmek lazım. Uykusuz oradan oraya koşturuyor, oradan oraya koşturuyor. Diyecekler ki, “efendim, bugün programınız tamam artık uyku vaktiniz, buyurun otele yahut işte devlet komite evine buyurun orada uykunuzu alın dinlenin, kahvaltınızı da yapın ondan sonra devam edin” demeleri lazım. İnsanüstü bir gayret istiyorlar. Bu kadar efora gerek yok, bu kadar yormaya da gerek yok.

Abidin Çakır. Bu özel güvenlik görevlilerine kafayı taktılar. Ben şimdi, korucuları koruyorum ama orada benim bir amacım var. Özel güvenlik görevlilerini yani bütün memurları koruyan bir üslup içerisinde anlatabilirim, bütün fakir-fukarayı. Ama burada korucular ne yapıyor? Canını ortaya koyuyor. Çok büyük bir risk içinde yaşıyorlar. Onun için ben korucuların daha gelişmiş silahlarla donatılmasını istiyorum. Allah vermesin, Allah kullanmayı nasip etmesin, ben silah kullanılmasını istemem ama silah caydırıcıdır, silahın yüzü soğuktur. Caydırıcı olduğu için istiyorum. Çok iyi donanmaları gerekir. Gerekirse el bombası da, başka otomatik silahlar da hepsi olsun. Ve sayıları artırılsın. Mesela on taneyse yirmiye çıkarılsın ve polis statüsüne alınsınlar, sigortaları falan yapılsın. Gittiğimizde bizi Mardin’de, Siirt’te, Silopi’de korucular davul-zurnayla karşılarsa bu büyük bir güzelliktir, değil mi? Mesela Ankara Efeleri vardı, her yerleri el bombalarıyla dolu oluyordu, değil mi süs olarak, belinde silah, sırtında piyade tüfeği. Bir güzellik ama kimseyi vurmuyor onlar, onun gibi olsun. Oranın efesi olsun onlar, efe ruhlu olsunlar. Biz gittiğimizde, güzel oğlak çevirelim, oğlak kızartılsın, Kürt çadırlarında oturalım, davul-zurnayla oynayalım, beraber namaz kılalım, Kuran okunsun, Risale-i Nur okuyalım böyle bir güzellik olsun. Ben Kürt kardeşlerimizin huzur içinde yaşamasını istiyorum. Çok çile çektiler ben bunu biliyorum. Diyor ki, “biz çok çile çektik.” Kardeşim, senden on misli daha iyi biliyorum ben. Ben anlatamayacağım şeyler yaptıklarını biliyorum Güneydoğu’da. Anlatılacak gibi değil, akıl almaz zulüm yaptılar, derin devlet. Türkiye’deki derin devlet akıl almaz zulüm yaptı. Ahmaklıklarından, o pis mantıklarından, beyinsiz herifler o pis mantıklarıyla bir şeye varacaklarını zannettiler ve sadece belayı çektiler. Bu ahmaklar daha hala yine aynı kafadalar. Akıllanmıyor taş kafa, odun kafa derler bunlara. Ama oldu bir kere. Bize de zulmettiler. Bize zulmetmediler mi? Bize de zulmettiler. Ama oldu işte ne yapalım? Kokain komplosundan tut işkenceden çık hepsi oldu. Ne diyelim adamlara şu an? Hayır, adamları hapsettirsek ne olacak şu an? Bir oyun oynuyorlar diyorum. Kürt milletini ortadan kaldıracaklar, Türk milletini ortadan kaldıracaklar, Laz, Çerkez kimseyi bırakmayacaklar. Büyük bir oyun oynanıyor ve bu oyunda malzeme olarak kullanmak istiyorlar Kürt kardeşlerimizi. PKK’yı da bu konuda maşa gibi kullanıyorlar. Buna imkan tanımayalım. Adamlar çıldırmış. Diyor ki, “İncil’de” hakikaten var, bu işte Suriye’de, Irak’ta bu bölgede, “yedi kere devletler yıkılacak, yedi kere yeniden devletler kurulacak ondan sonra Hz. İsa (a.s) gelecek” diyorlar. Şimdi bu ne demektir biliyor musun? Akıl almaz bir kan, akıl almaz savaşlar. Devlet kurup devlet yıkılması, devlet kurup devlet yıkılması ne demek yedi kere? Bu insanlar bunu nasıl kaldırsın? Ne kadar insan var ki Ortadoğu’da? Yok olur, Ortadoğu mahvolur. “Şimdi ikincisini yaptık, üçüncüsünü de yapacağız” diyorlar, “dört, beş, altı yediye kadar tamamlayacağız” diyorlar. Geriye adam kalmaz ki, ne arazi kalır, ne insan kalır. Ne yaptıklarından haberleri yok. Oradaki anlatım, uzun tarih süreci kast ediliyor. Hz. İsa (a.s)’dan itibaren kast ediliyor. Yedi de oldu, on dört de oldu, o rakam doldu zaten. Defalarca devletler kuruldu yıkıldı, kuruldu yıkıldı bitti o. Dar bir zaman almaya kalkıyorlar. O zaman kan gövdeyi götürür ne yapıyorsunuz siz? Kendi kafalarına göre yorumluyorlar İncil’i.

C. Hakan. “Bu akşam Ulu Önder Kemal Atatürk hakkında program yaparsanız çok yararlı olur.” Biz geceli gündüzlü Atatürk’le ilgili program yapıyoruz, geceli gündüzlü yıllardan beri, her gün.

“Askerlerimizi polisimizi şehit edenleri kim meşrulaştırmaya çalışıyorsa Allah onu ıslah etsin. Islah etmiyorsa Allah helak etsin.” Evet, yine söylüyorum. “Askerimizi polisimizi şehit edenleri” bak askerimizi polisimizi şehit edenleri kim meşrulaştırmaya çalışıyorsa Allah hidayet versin. Allah hidayet vermezse Allah helak etsin. Allah perişan etsin.

Derin devlet zulmü tabii çok eskiden beri vardır. Özellikle Adalet Partisi döneminde oldu. Daha önceki dönemlerde oldu. Oldu da oldu. En az yüz yıllık geçmişi vardır derin devlet zulmünün.

“Genel af çok büyük bir ahlaksızlık ve karaktersizlik olup Türk askeri ve polisi şehit edene ailesine sormadan kim af ederse alçaklık eder.” Askerimizi polisimizi şehit edeni af etmeye kalkanı Allah helak etsin. Askerimizi polisimizi şehit edeni af etmeye kalkanı Allah helak etsin. Askerimizi polisimizi şehit etmeye kalkanları, şehit edenleri affedenleri, affetmek isteyenleri Allah helak etsin. Sen neyi af ediyorsun? Anneler sabahtan akşama kadar ağlıyorlar. Babalar yaşlı yetmiş yaşında, yetmiş beş yaşında evden çıkamıyor onlar felç oldular sıkıntıdan. 1.80-1.90 boyunda aslan gibi delikanlılar sırtlarından vurulup şehit edildiler. “Ben af etmek istiyorum.” Neyi affediyorsun, kimi affediyorsun sen? Allah seni helak etsin eğer öyle bir şey yapmaya kalkarsan.

Muhammed A. Şanlıtepe A. Apocan. “Nedir sizin bu PKK takıntınız? PKK deyip ince ince Kürtler’i itham etmek; yaptığınız sadece ve sadece popilizimdir. “Nedir bu sizin PKK takıntınız?” PKK ne yapıyor? Benim nur gibi aslan askerimi şehit ediyor. Ensesinden vuruyor. Kafasından vuruyor. Annelerim babalarım da sabahtan akşama kadar ağlıyorlar. Ben de buna karşı çıkıyorum. Sen de buna takıntı diyorsun öyle mi? “İnce ince Kürtler’i itham etmek” otuz kere söyledim PKK pislik, Kürt nurdur. Kürt efendidir, asildir, soyludur, kalitelidir, nezihtir. PKK aşağılıktır, haysiyetsizdir, karaktersizdir, kahpedir ve kalleştir. Ve pisliktir. Sen bunu nasıl birbirinden ayırt edemiyorsun? Pislikle nuru birbirinden nasıl ayırt edemiyorsun? Durup durup birbirine karıştırmaya kalkıyorsun. Pislikle nuru sen karıştıramazsın, istediğin kadar çırpın. Benim çok fazla Kürt dostum var. Yine misafirlerim var gelecekler, başka misafirlerim de var. Çok değerli insandır Kürtler. Efendilikleri, nezaketleri, hürmetleri, asaletleri, incelikleri müthiş mükemmeldir. Ve asla bozulmaması gereken bir kültürdür, Kürt kardeşlerimizin asaleti. Bütün dünyaya örnek olacak güzelliktir Kürt ahlakı. Anadolu’da Türk kardeşlerimizde de vardır. Çerkezler’de de vardır bu, bütün Anadolu’ya hakimdir. Kürt nurdur, PKK pisliktir.

Bak şehit ailesiyle görüşmüşler kardeşlerimiz bir davette, annenin gözü sürekli yaşlıymış canım benim. Onlar üzülüyor tabii şehit olduğu için sevinç de duyuyor iftihar ediyor ama bir mahzunluk sürekli üstlerinde, sürekli ağlıyorlar, sürekli. Üslupları çok tevazulu, çok kalenderler. Hiç kimseye tenezzül de etmiyorlar. Yine o fakir hayatlarının daha da fakirini yaşıyorlar. Kimseden bir şey de istemiyorlar. O madalya onlara yetiyor. Şehit madalyası asıyorlar duvara, bir de Türk bayrağı oluyor yanında oh. Gönülleri rahat.

 Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Başkanı Sözen, PKK’nın infaz listesinde yüzden fazla korucunun bulunduğunu söyledi. Sözen; “PKK açıkça infaz listesi hazırlamış; bunu devlet ile paylaştık ancak hiçbir önlem alınmıyor. Korucu devlete küstü” dedi. Şehirlere silahla girmelerine yasak getirilmesinin büyük bir sorun olduğunu, silah taşımadıkları için PKK’ya kolay hedef olduklarını söyledi. En son şehit korucu arkadaşlarının cenazesine katılmak için bile Bitlis’e giderken terör örgütünün kurduğu kontrol noktalarından geçmek zorunda kaldıklarını söyledi.

ADNAN OKTAR: Bu çok acayip bir şey. Buna hükümetin acil önlem alması lazım. Korucu silahını bıraktığı an savunmasız kalır.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bir köy korucusu Sıtkı Yazar’ın da hala PKK’ın elinde rehin tutulduğunu söylüyorlar. Hayatından endişe ettiklerini söylüyorlar. “Allah rızası için bu korucumuzu sağ salim şekilde ailesine kavuşturulması için gereken yapılsın” diyor.

ADNAN OKTAR: Sıtkı Yazar PKK’nın elinde.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Mesela Kürt bu kardeşimiz, alıp kaçırıyorlar çoğu zaman da şehit ediyorlar. Genç kızları kaçırıyorlar, onları da şehit ediyorlar. Bir de ağaca bağlıyor. Genç kız sana ne yapabilir? Ahlaksız herif. Muhtemelen karşı bir atak yapar diye ağaca bağlıyor ondan sonra vuruyorlar çocuğu, genç kızı. PKK kahpe kalleş derken işte bunu söylüyorum. Pislik, kahpe ve kalleş bir örgüt. Avrupa bilmiyorsa öğretiriz Avrupa’ya dert değil. Ama bilmediklerini zannetmiyorum çünkü Türkiye’ye pislik yapacağını düşünüyorlar o yüzden destek oluyorlar. Kendileri pislik yapamıyor, pislik yapanı destekliyorlar. Yapacağını umduklarını. Ama bir kısmı da saftirikliklerinden yapıyorlar. Bir kısmı bilgisizliğinden yapıyor ayrı mesele. Anlatıyoruz aa diyor hayretler içinde kalıyor Neokon’lardan falan var, konuşuyoruz adam şok oluyor. “Ben hiç bilmiyordum” diyor. Bütün yazılarını siliyor. “İlk defa duyuyorum, ben böyle bir şey olduğunu bilmiyordum” diyor. Hakikaten birçoğu da iyi niyetli.

BÜLENT SEZGİN: Korucumuzun resmi vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım.  Bak benim aslanım mesela şu an PKK’nın elinde esir. Benim canım Kürt. Vatan, millet, bayrak için, Allah rızası için, Allah’a Kuran’a sadakatinden canın ortaya koymuş ve korucu olmuş. Ve PKK da kaçırmış. Şimdi orada yeteri kadar arkadaşı olsa mesela on-yirmi tane arkadaşı olsa müsellah otomatik silahlar var; PKK kaçırabilir miydi? Kaçıramazdı. Silahını elinden alırsan kaçırır. Korucunun silahını almanın bir alemi yok. Şehre indiğinde silahı olsun. Otomatik silahı olmazsa bile tabancası olabilir, belinde silahı olsun.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Şırnak’ta üç gün önce alnının ortasından vurularak öldürülmüş genç bir erkek cesedi bulunmuştu. Saldırıyı PKK üstlendi ve yaptığı açıklamada “ajanlık faaliyeti yürüttüğü tespit edilerek tarafımızdan infaz edilerek cezalandırılmıştır. Mücadelemiz Kürdistan ajanlardan temizlenecek.”

ADNAN OKTAR: Ajan ne demek biliyor musun? PKK’lı olmayana ajan diyorlar. PKK’lı değilse ajandır. Bu aslanımızı 15 Ağustos’ta kaçırmışlar bir hayli vakit olmuş. Bunu sürekli gündem yapalım, bu kaçırılan kardeşlerimizi. Bunlar Kürt düşmanı. On beş bini üstünde Kürt kardeşimizi şehit ettiler. Kürt kardeşlerimiz çok temizler. Çok dindar oldukları için misafir odaları oluyor evler oluyor. Yastıkların üstü beyaz keten işlemeli, çiçek işlemeli çok süslü olur, ayrı. Bütün yastıkları süslü olur her yer yerler alan pırıl pırıl. Balıklama giriyorlar Kürt kardeşlerimizin evine. Evde genç kızlar oluyor. Kıpkırmızı oluyor çocuklar korkudan. Ve bu pislik heriflerle de göz göze de gelmek istemiyorlar. Hırıltılar çıkararak içeri giriyorlar. Mesela mutfağa giriyor. Oradaki ekmekleri topluyor. Hırsız adamlar. Yiyecekleri topluyor. Kaplarını alıp, hepsini alıp götürüyorlar. Bu pisliklerle bu milleti bu kadar haşır neşir etmek, muhatap etmenin alemi ne? Tayyip Hocam gereğini yapsın. Dağı taşı bu pisliklerden temizlesin. Millet bir feraha kavuşsun. Bu çok sıkıntılı bir durum. Ve önü sonu gelmiyor bunun. Mesela bu korucu kardeşimizi komando kurtarsın. Nerede olduğundan şüpheleniyorsa mesela orayı yüz bin-yüz elli bin komandoyla sarsınlar. Çembere alınsın. Ve mutlaka bulunsun. Devletin gücü gösterilsin. Belirli bir yerde oluyor. Mesela diyor ki; “burada kaçırıldı” yeri belli. Kayseri’den her yerden getirsinler komando. Dağ taş komandonun gür sesiyle inlesin. Millet bu gücü görsün. Yani alttan alarak, böyle titrek bir üslup, bu olmaz. Bakın, gazeteler falan da artık bu korkuyu yaşamaya başladılar. PKK sempatizanı bir üslup kullanmaya başladılar. Alenen korkudan kaynaklanıyor. Kuvvetliden yana oluyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, korucumuzun ağabeyi, 28 Ağustos’ta şöyle söylemiş. “Devlet büyüklerimizin çaresizliğimizi görerek yardım etmesini bekliyoruz. Şu ana kadar bize hiç bilgi verilmedi. Çalışma yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. Bir an önce sağlıklı bir şekilde dönmesini bekliyoruz. Ve iyi haber bekliyoruz.”

ADNAN OKTAR: Bakın, devlet gövde gösterisinde bulunsun. Asker gövde gösterisinde bulunsun. Mesela diyorlar ki; “şu dağda kaçırdılar. Şu bölgede kaçırdılar.” Kardeşim bakın, araziye yüz bin komando getirirsin. Asker getirirsin. Özel harekâtçılar bordo bereliler. “Bulacağız arkadaş” dersin bu adamı. “Bu kardeşimizi bulacağız.” bu acayip yıldırır PKK’yı. Dağı taşı her yeri ararsın. O arada da mebzul miktarda PKK’lı bulursun. Silah bulursun. Gövde gösterisi önemlidir. Yani güç gösterisi önemlidir. Bunu yapsın devlet. “Bize saldırırlar” bilmem ne. Olur o. Korkmakla, çekinmekle hallolacak bir şey yok burada. Devlet zaten korkamaz. Korkmaz. “Vatandaşa bir şey olursa, askere bir şey olursa” Kardeşim, bizim şanımız, şerefimiz çok önemli. Yani şehit, biz ilk defa şehit vermiyoruz. İstanbul’un fethinde de, Mohaç’ta da her yerde şehit verdik. Bir günde yüz bin-iki yüz bin şehit verdiğimiz oluyordu. Ama biz şerefimizle yaşadık. Onurumuzla yaşadık. Yani “aman can kaybı olmasın. Aman kimseye zarar gelmesin” O zaman Türkiye elimizden gider. Türkiye’yi alırlar o zaman elimizden. Olur mu öyle şey? Bu kadar çekingenliğe gerek yok. Gerekirse hepimiz şehit oluruz.

Camiden niye rahatsız oluyorlar? Cami ne güzel bir yer. Cami bir nimettir. Geniş de bahçesi oluyor. Çok iç açıcı oluyor. Herkes gelip dinleniyor.

BÜLENT SEZGİN: Gösteri yapanlar, “bölgede çok fazla cami var zaten” diyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Olsun, ne kadar güzel. Cami demek aynı zamanda geniş yeşillikler, güzellikler demektir.

BÜLENT SEZGİN: Mahkeme de “cami yapılabilir” kararı vermiş.

ADNAN OKTAR: Tamam.

Bayağı bir kesim adeta PKK’ya teslim olmuştu. Ben PKK’ya düz gidince yürek yemiş gibi oldular. Bayağı açıldılar. Bak, şimdi herkes düz gidiyor. Avrupa’da bir PKK sempatisi var kendilerine göre. Şimdi orada da gitmeye başladı. Gerilemeye başladı. Ne olduklarını biz anlattıkça olay başka bir şekle giriyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Amerika’da elli bin kişilik çok iyi eğitilmiş ve çok iyi Arapça bilen bir ekip Irak’a yollandı Amerika’dan. Amaç, Bağdadi, IŞİD liderini ölü ya da diri ele geçirmek. Bu ekip aynı zamanda Bin Ladin’i de vuran ekip. Buna ek olarak CIA’in yüz kişilik bir ajan ekibi de sahada faaliyet gösteriyor Irak’ta. Bağdadi’nin başına da on milyon dolar ödül koymuştu Washington. Bu da hala geçerli.

ADNAN OKTAR: Filmlerdeki gibi olmaz bu işler. Akıllarını başlarını alsınlar. Çok iyi Arapça bilmesi, ne alakası Arapça bilmekle? Tercüman mı olacak bunlar? Arapça bilmekle alakası yok. Hemen onlar hissederler. IŞİD onları görür görmez tanır. Amerika’da eğitim görmüş, bilmem ne. Adamların anlamaması mümkün mü? Bir maceraya girmelerine gerek yok. Sevgiyle, ilimle, akılla, irfanla yapsınlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, siz anlattınız, defalarca ifade ettiniz. Bağdadi’yi normalde Mehdi olarak görmediğini IŞİD’in. Sadece Müslümanlar’ın lideri olarak gördüğünü, dolayısıyla onlar zaten bu konuda şöyle bir açıklama söylüyorlar. “Eğer Bağdadi vefat ederse o zaman herhangi birisi geçer yerine. Herhangi bir mücahidin vefat etmiş olması gibi olur bizim için, hiçbir şey değişmez. Devam ederiz” diyorlar. Onlar anlamamışlar onu.

ADNAN OKTAR: Tabii anlamıyorlar. Bağdadi’nin beyninden kaynaklanıyor bunlar zannediyorlar. Hâlbuki bunlar istişare ile hareket ediyorlar. İstişare grupları var. Çeşit çeşit alt istişare grupları var. Onlara danışıp karar alıyorlar. Bağdadi gibi kimseler hep temsili, yani sembolik lider onlar. Yani herhangi bir kişiyi getirip koysalar aynı neticeyi yine alırlar. Bunlar hep yabancı filmlerin etkisindeler. “İşte ajanlar getiririz.” Amerikan filmlerinde falan olur ya. Rambolar gelir; iş biter flan. Onları görür görmez tanırlar bir kere. Onların kendilerini gizleme imkânı olmaz. O garibanların da başını yakacaklar. Mesela Usame Bin Ladin’i öldürdüler. El Kaide en büyük örgüt haline geldi öldürdükten sonra. Yani bunların faydası olmaz, zararı olur. Somali’den Libya’ya kadar yayıldı El Kaide ondan sonra. Güya örgütü yok edeceklerdi. Ne oldu? Yerine hemen adam geçirdiler. Böyle bir akıl olmaz. Yöntem yanlış. Fikirle, ikna ederek, konuşarak olması lazım. Çünkü El Kaide konuşarak ikna ediyor. Durduk yere adam El Kaide’ci olmuyor. Sen de konuşarak ikna et. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Şeyh Mehmet Efendi ve Şeyh Bahattin Efendi’nin Dubai ve Mauritius seyahatleri vardı. Onlarla ilgili fotoğraflar vardı. Çeşitli ülkelerden İslam âlimlerinin misafir olarak bulundukları toplantıdan bir resim Dubai’de.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş.

Evet. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ın İdil ilçesinde düzenlenen izinsiz gösteride polis aracına uzun namlulu silahlarla saldırıda bulunuldu.

ADNAN OKTAR: Uzaktan, kahpece, kalleşçe, göğüs göğse değil. PKK; Pislik, Kahpe, Kalleş.

Fikret Bey buyurun.

KARTAL GÖKTAN:  Adnan Bey Yurt Gazetesi muhabirleri KCK Eş Başkanı Cemil Bayık’la bir röportaj yapmış. Cemil Bayık için “son derece güler yüzlü, sakin, özgüvenli ve mütevazi biri” diye yazmışlar.

ADNAN OKTAR: Peki askeri niye sırttan vuruyorlar? Polisi niye sırttan vuruyorlar? Niye Kürt kardeşlerimizi infaz ediyorlar? On beş bin kişiyi niye şehit ettiler? On beş bin Kürt kardeşimizi şehit ettiler. Bu mafya filmlerinde oluyor. Adam sakin sakin kedi seviyor, bayağı mütevazi oluyor. “Bonazera sana ne yaptım?” diyor “Niye polise gittin, önce niye bana gelmedin?” diyor.  Tam mafya sakinliği. Sonra da gidip adam öldürüyorlar. Askerlerimizi şehit ediyorlar. Bunlar katil adamlar, cinayet işliyorlar. Ve kahpece ve kalleşçe yapıyorlar bunu. Bu kadar açık. Bak, hep uzun namlulu silahla ve sırttan. Hep koç yiğitlerimiz, efelerimiz hep sırttan vuruldular.

28 Şubat’la ilgili mahkeme daha güçlü, daha kararlı çalışma yapabilmesi için vatandaşın yardımcı olması lazım. Bunlar 2017’de bir şekilde konunun biteceğini düşünüyorlar. Öyle değil. Mahkemelerin süratlendirilmesi gerekiyor. Bayağı süratlendirilmesi gerekiyor. 28 Şubat’ın hesabı sorulsun. Bakın 28 Şubat’ın biraz hoplayacaklar ama medya ayağına hiç dokunulmadı. 28 Şubat’ın medya ayağına hiç dokunulmadı. Cesur olsunlar, kararlı olsunlar, gereği yapılsın. Bunda çekinecek bir şey yok. Deliller ortada. Polis takibi tutanakları ortada. Telefon takibi tutanakları ortada. Her türlü delail, delail-i katıa mevcut. Dolayısıyla 28 Şubat olayına mahkemeler yeniden bir baştan, yeni bir solukla, yeni bir coşkuyla başlasınlar. Savcılarımıza da istirham ediyorum gereğini yapsınlar. Çok flu kaldı bu olaylar. 28 Şubat hiç aydınlanmadı. Bizim istediğimiz anlamda, vatandaşı doyuracak tarzda aydınlanmadı. Gereği yapılsın. Dilekçe de verelim, konuşalım da, anlatalım da. Tayyip Hoca’yı yalnızlaştırma politikası var, çalışmaları var. Meydanlarda alkışlayan çok oluyor da aydınlardan bizzat yanına gelip destekleyen o kadar olmuyor, Tayyip Hoca’yı. Medya ayağına gereken hukuki müdahale yapılsın. Rica ediyoruz. İstirham ediyoruz. Dilekçe de verelim gerekirse. Savcılarımızın cesaretine güveniyoruz. Hakimlerimizin cesaretine, dürüstlüğüne de güveniyoruz. Gerekli kararlılıkla üstüne gitsinler. Yoksa bakın yine olur, yine vatandaşımız rahatsız edilir. Gereğinin yapılması önemli. Sonuna kadar da yanlarındayız. Bazı gazetelere oturmuş hücreler var. Hücreleri canlandırıyorlar. Bunlardan kimsenin etkilenmesine gerek yok. Gerçek bir tanedir. Şamata yapmaları hiç bizi ilgilendirmez.

Atatürk ne diyor? Türk milleti; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir” diyor. Daha ne desin? Türk halkına, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir. Ermeni, Rum, Çerkez, Türk, Gürcü, Azeri hepsi beraber bu milleti oluşturdular. Irk iddiası yok. Durup durup aynı şeyi söylemeye gerek yok. Bak diyor ki Atatürk; “Türk milletinin parçası olmak için” diyor “etnik olarak Türk olmaya gerek yoktur” diyor. Daha ne desin? Bak “Türk milletinden olmak için etnik olarak Türk olmak mecburiyeti yok” diyor. Anlamıyor adam, daha ne desin?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü