Harun Yahya

Sohbetler (16 Kasım 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, sefa bulduk.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan geçtiğimiz gün yapılan Latin Amerika Dini Liderler Zirvesi’nde çok güzel bir dua etti. Şunları söyledi: “İslam Allah’ın insanlara verdiği en büyük hediyedir. Bize düşen son nefesimize kadar insanları Hakka davet etmektir. Biz Kuran ve sünnet ile yolumuzu aydınlatıp barışı savunacağız. Biz iyi olmak istersek Allah hiç şüphesiz bize bütün kapılarını açacak. Umudumuzu kaybetmeden, başımızı öne eğmeden her daim Hakkı savunacağız. Rabbim inşaAllah bizlere yardım etsin. Rabbim kardeşliğimizi daim etsin” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, böyle bir şeyh üslubu, veli üslubuyla konuşmuş. Milletin en ihtiyacı olan güzelliği sunmuş. Biz bundan memnun oluruz, bundan mutlu oluruz. Bize yol köprü falan onlar ikinci derece, üçüncü, dördüncü derece biz bunlar. Çok güzel olmuş konuşması tebrik ediyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünyaya tebliğ yapmanın önemine de değindi Sayın Cumhurbaşkanımız. “Latin Amerika’nın İslam’la tanışması 12. yüzyıla kadar dayanır. Amerika’yı Colomb değil, 1778’de Müslümanlar keşfetti. Osmanlılar yıllarca tüm dünyaya İslam’ı anlattılar. Colomb anılarında Küba kıyılarında dağın tepesinde bir caminin varlığından bahseder. Ben şimdi Kübalı kardeşimle konuşurum, o dağın tepesine bir cami bugün de yakışır yeter ki izin versinler, olur desinler” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah bak ne kadar güzel bir anlatım olmuş burada da, iyi yapmış. Ama işte tebliğ, tebliğ yapan adam gidiyor diyor ki “müzik haram” diyor, “resim haram, kadınların gülmesi haram, dekolte haram.” Sen tebliğ mi yapıyorsun, ortalığı cehenneme mi çeviriyorsun? Öyle tebliğ olur mu? Adamları dinden soğutuyorsun. Adamın imanı varsa da, imanını da kaybettirirsin. Öyle tebliğ mi olur? İşte, “şunu diyen öldürülür, şunu yapan asılır.” “Resim bir güzelliktir, nimettir” de. “Gençler resim yapsın, tablolar yapsın, her yer tablolarla dolsun. Heykellerle süsleyelim şehirleri” de. “En güzel müzik parçalarını Türkiye yapsın, Türk sanatçıları yapsın” değil mi? “Türkiye müziğin merkezi olsun, sanatın merkezi olsun” de. “İnsanlar özgürdür; ister sakalını keser, ister bırakır kimse karışamaz” de. “Herkes dininde özgür, isteyen Hristiyan olur, isteyen Müslüman olur, kimse kimseye karışamaz” de. “Dinde baskı yoktur” de. Şunu yapma, bunu yapma, sağa dönme, sola dönme, gülme, oturma, kalkma. İnsan hürriyet içerisinde normal olabilir. İnsan baskıya dayanacak gibi yaratılmamış. Hür olarak normal bir ruha sahip oluyor. Baskı altında hastalanıyor insan. Mesela Rusya’da halkı baskı altına aldılar, halk adeta delirdi, mahvoldular. Yüzlerine klasik o rustik denilen ifade geldi. Gülmüyor adamlar, şaka yapmıyor, neşelenmiyor, iltifat etmiyor. Buraya mesela Rus hanımlar geliyor ben iltifat ediyorum, diyor; “Bizim ülkemizde kimse kimseye iltifat etmez, çok şaşırıyorum hayret ediyorum” diyor. Küçük hediyeler veriyorum alıyorum, “Hediye diye bir şey yok bizde” diyor, “Burada nasıl oluyor hayret ediyorum” diyor. O sevgisizlik daha hala etkisini devam ettiriyor. Komünist Çin’de adamların yüzünde insan ifadesi yok büyük bir bölümünde, isterseniz gidin bakın. Çin’i ziyaret edenler bilirler hiçbir anlam yok yüzünde. İki metrekare, iki buçuk metrekare küçük yerlerde yaşıyorlar, karı-koca birlikte. İki buçuk metrekare alanda karı-koca birlikte yaşıyorlar. Onların evi olmuş oluyor orası. Böyle hayat mı olur, böyle kafa mı olur? Bunu vurgulamaları lazım. “Gel sana tebliğ yapayım” diyor, “Önce sakaldan başlayalım, sakal niye bırakmadın?” diyor, “saçları Amerikan kestirmişsin böyle olmaz” diyor, “makineyle kestireceksin tamamen” diyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, dünya çapında en etkili tebliği sizin yaptığınız çok açık. Ve gelen her misafir de hangi ülkeden olursa olsun gerçekten yapmış olduğunuz tebliğin çok etkili olduğunu, kendi ülkelerinde bahsediyorlar mutlaka.

ADNAN OKTAR: O Brezilyalı alim seyit olan, geçen gün gelen, en etkili tebliğ sizin kitaplarınızla oluyor” diyor. Başka türlü zaten yapamıyorlar. Başka bir çalışma yok. Oluyorsa göstersinler. Böyle tebliğ olur mu? “Kadınlar gülmeyecek” diyor, bu nedir böyle? Böyle hayat olur mu? Genç kız kahkahayla gülecek, neşeli olacak, spor giyinecek, gerekirse isterse dekolte giyinecek hür yaşayacak.

GÖKALP BARLAN: Erbakan Hocamız da, Şeyh Nazım Hocamız da bütün dünyada sizin kitaplarınızı tavsiye ediyordu Hocam.

ADNAN OKTAR: O doğru. Şeyh Nazım Hocam hakikaten benim kitaplarımı hep tavsiye ederdi. Erbakan Hocam da gazetecilere direkt gösteriyordu. Masanın üstünde tutuyordu, gazeteciler de şok oluyorlardı. Erbakan Hocam bir tek Allah’tan korkar kimseden korkmaz Rahmetli.

GÖKALP BARLAN: Evinde Hocam girişte misafirlerini ağırladığı yerde sizin CD’leriniz devamlı dönüyordu ve bütün kitaplarınız vardı. 

ADNAN OKTAR: Erbakan Hocam Harun Yahya kitaplarını her toplantıda herkese tavsiye ediyordu. Gerçek Müslümandı, samimiydi. Başbakan olmuştu, ısrarla yine Harun Yahya kitaplarını tavsiye ediyordu.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, eserlerinizin etkisini uluslararası basında da görmek mümkün. Fransa’da Yaratılış Atlası kendilerine ulaştıktan sonra deprem etkisi yaptığını söylemişlerdi. Uluslararası kahraman ilan etti Amerikan basını sizi.

GÖKALP BARLAN: Fransa’da “Tarihin en büyük felaketi” diye söylemişlerdi.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Erbakan Hocamız’ın son çıktığı televizyon programında da Siyonizm Felsefesi kitabınız masanın üzerinde duruyordu.

ADNAN OKTAR: Gazetecilerde de o tabii biraz kurdeşen meydana getirmişti bazılarında. Çok etkili olmuştu, maşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kılıçdaroğlu Suriyeli mülteci kardeşlerimizin Türkiye’ye yük olduğunu iddia eden bir açıklama yaptı. Ve şunları söyledi: “Çalışma Bakanı açıklama yaptı; ‘onlara çalışmak için belge, ruhsat vereceğiz, izin vereceğiz.’ Türkiye’de üç milyon çocuğumuz işsiz. Onlara iş bulmuyorsunuz, Suriyeli’lere diyorsunuz ki ‘sana iş bulacağız.’ O zaman bu toplumun vicdanına seslenmek zorundayım, önceliği kime vermeliyiz? İki milyon Suriyeli bu topraklara hangi gerekçeyle geldi? Türkiye’nin yeni bir yönetime ihtiyacı var” dedi.

ADNAN OKTAR: Ölüm korkusuyla, öldürülmekten korkarak kaçan, can havliyle evini barkını terk eden insanlar var. Bu insanlar normal yaşıyorlardı, fakir falan değillerdi normal hayatları vardı. Ama bu belanın etkisiyle kaçtı geldiler. Bu böyle olmaz. Olmuş bir kere gelmiş misafirler, böyle bir savaş da olmuş, başka bir türlü hareket edemeyiz biz. Biz mesela yolda giderken Allah vermesin birisi, bir insan yaralı oluyor kan revan içinde. Şimdi sen arabadan iniyorsun, adamı alıyorsun, takım elbisen var kan revan içinde oluyor, beraber hastaneye gidiyorsun, polis seni gözaltına alıyor. Adam hakkında bilgi alacaklar çünkü. Sen de acilde sabaha kadar bekliyorsun adam ne olur diye. Şimdi bu Allah rızası için yapılan bir şey. Tamam, başına birçok şey gelmiş oluyor, zorlukla karşılaşmış oluyorsun ama sen olsan sana ne yapılmasını istersin? Aynısını yapılmasını istersin. Tamam o da orada onu yapıyor. Bunu kabul edeceğiz. Böyle bir şey olmaz. Mesela adam bakıyor yerde kan revan içinde, adam basıyor. Mesela 70 kilometreyle gidiyorsa 140 kilometreyle basıp çekip gidiyor. Şimdi bu olur mu bu? Bana ne denir mi? Ne kadar korkunç bir şey. İnsan nasıl uyuyacak? Hadi Allah vermesin geldik dedik ki Suriyeli’lere, “Çekin gidin, iki milyon başımıza bela oldunuz, dert oldunuz sizinle mi uğraşacağız, yiyeceğimizi aldınız, imkanlarımızı aldınız, bıktık usandık sizden gidin” dedik Allah esirgesin. Ve adamları da gönderdik varil bombalarıyla şununla bununla mahvettiler öldürdüler, Allah vermesin orada o insan nasıl rahat yemek yiyecek? Nasıl rahat yaşayacak? Bölgede çok vahim bir olay var, büyük bir bela var onun doğal gelişmesi bu. Ve bu misafirleri biz mahcup etmeyelim. Bir misafirin en çekindiği şey, “acaba yük mü oluyorum?” diye düşünür misafir. “Ayıp mı yapıyorum, yük mü oluyorum?” diye düşünür. Onu rahatlatmak ev sahibinin görevidir, nezakettir. Diyeceksin, “haşa olur mu sen Allah misafirisin, bereketinle geldin, biz senden memnunuz öyle bir şey yok, sakın, benim malım mülküm senin, öyle düşünme olmaz kardeşimizsin” deyip rahatlatılması lazım. Mesela ensar-muhacir nasıldı Kuran’da nasıl övülüyor Cenab-ı Allah tarafından, aynısını yapmamız gerekiyor.

BÜLENT SEZGİN: Kuran’da Peygamber (s.a.v.) dönemindeki hicret edenler için oradaki Müslümanlar, kendilerinde bir açıklık olsa bile yemeği gelen kardeşleriyle paylaştığını belirtiyor Allah ayette, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Yanlış bir inanç var, din dedin mi insanın canını yakan bir sistem olması gerektiğine inanıyorlar. “Öyle din olur mu?” diyor. Ben diyorum ki, mesela Kuran’a göre olan İslam kolay diyorum, “o zaman her şey çok kolay” diyor. Istırap vermesini istiyorlar dinin, canını yakacak. Sokağa çıkamayacak, yemek yiyemeyecek, uyuyamayacak, ıstırap çekecek böyle. Namaz kılamayacak, oruç tutamayacak, zekat veremeyecek, abdest alamayacak. Bu kadar kolay dini sen niye böyle içinden çıkılmaz hale getiriyorsun? Garip bir kafaları var.

Türk zevkinin üstüne yok. Kebabın alası bizde, oyunun alası bizde, memleketin güzeli bizde. Anadolu ahlakı ne kadar güzel, her şeyimiz çok güzel. İyi sahip çıkalım. Dünya için nimet Türkiye, dünya. Dünyanın neresinde var şöyle bir müzik? Bir de bizim güzel, özel bir kültürümüz var. Müzik anlama kültürümüz var. Bir yabancı bunu anlayamayabilir. Bizde özel bir ruh, özel bir felsefe var. Mesela delikanlı müziği diyoruz. Delikanlılık Amerika'da kısmen bilinebilir. İtalya'da biliniyor delikanlılık ama delikanlı müziğinin kültürünü bilmezler.

Bugün AK Parti Diyarbakır Milletvekili aslan, Cuma İçten. Ona Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabını, Gelin Birlik Olalım, Türk İslam Birliği'ne Çare: İttihad-ı İslam ve Mehdiyet, Yeni Masonik Düzen isimli kitaplarımızı hediye etmiş. Ben de nasıl bir masonum anlamadım. Hem Yeni Masonik Düzen kitabını hediye ediyorum, hem de mason oluyorum 33 derece. Ama hakiki masonum demek ki. Masonun hakikisi böyle olur. Değil mi? Kendi mensup olduğum yeri de eleştiriyorum. Mühim olan bu. Sayın Cuma İçten benim kitaplarımı beğenerek okuduğunu söylemiş. "Ahmet Muhammed Adnan Oktar Bey’i çok seviyoruz saygıyla selamlıyoruz, ellerinden öpüyoruz" demiş. Ben onun ellerinden öperim, maşaAllah. Allah yolunu açık etsin. Kürt kardeşlerimiz delikanlıdır, yiğittir. Bak aslanımın üslubunu görüyor musun? Bazıları olsa korkar, ödü kopar. O kitabı veriyorum beti benzi atıyor adamın. Evinden çıkamayacak hale geliyor. Bak delikanlının hasını görüyor musun? İftiharla okuyor ve delikanlıca da açık açık söylüyor, konuşuyor.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf gösterelim mi Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet. Yaklaştır kitapları da delikanlımızı da yaklaştır, maşaAllah. Şimdi bu aslanımızın özelliği ne? Kelimenin tam anlamıyla delikanlı olması. Hakiki delikanlı böyle olur, kabadayı olur gerçek delikanlı. Bir tek Allah'tan korkar. Helal olsun.

Ne kadar güzel bunlar maşaAllah. İskoçya'dan minik talebelerimin resimleri var. Bu Lara bu benim talebelerimden. Bu da Arron Harun, bu da Ethem Emre, pala Emre.

"Muhteşem Hocam en azından mesajımı okursanız çok memnun olurum. Sizin söylediğiniz her kelime biz gençler için ayrı bir anlam ifade etmekte. Sizi çok seviyor ve takip ediyoruz. Saygılar Hocam" diyor, Batuhan Boran.

ADNAN OKTAR: Evet, yeni bir konu ortaya koyarsanız biz de bir şeyler söyleriz.

BÜLENT SEZGİN: Ruşen Çakır henüz 14 yaşındayken kendisini solcu olarak tanımladığından bu yana Kürt sorununun kalıcı şekilde çözülmesini istediğini söyledi. Ayrıca barış için konuyu hem PKK, hem de hükümet açısından bakmak gerektiğini ve bu sorunun sadece hükümetin bakış açısıyla bakarak çözülemeyeceğini iddia etti. PKK'nın taleplerinin de önemli görülüp onlara da kulak verilmesi vurgusu yaptı.

ADNAN OKTAR: PKK’nın talebi ne? “Güneydoğu ayrılsın. Abdullah Öcalan cumhurbaşkanı olsun. Havaalanları yapalım. Askeri tesisler yapalım. Silah fabrikaları yapalım. Güçlenelim. Bir komünist devlet olarak Türkiye’yi de yutalım. Diğer ülkeleri de yutalım.” Bu. İran’a bu kabadayılığı yapıyor mu? İran’ın karşısında köpek gibi titriyor. IŞİD bir terör örgütü. Bir avuç bir şey. Köpek gibi titriyorlar onların karşısında da. Ama Türk askeri, Türk polisi şefkatli, merhametli, adil diye, adaletli diye olmadık dayatma, olmadık kabadayılık yapıyorlar. Kürt sorunu diye bir şey yok. PKK sorunu var. Ne Kürt sorunu olacak? Laz sorunu, Çerkez sorunu, Türk sorunu, Abaza sorunu, Gürcü sorunu, böyle bir sorun yok. PKK sorunu var. Komünist PKK sorunu var.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kürdistan bölgesel yönetiminin en üst düzey yetkililerinden Fuat Hüseyin, IŞİD’in sahip olduğu askeri gücün batının sandığından yedi kat fazla olduğunu savundu. Hüseyin’e göre IŞİD’in en az 200 bin savaşçısı var. Hüseyin, “Yüz binlerce savaşçıdan bahsediyorum. Çünkü örgüt ele geçirdiği bölgelerdeki genç erkekleri silahaltına alabiliyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki öyle. Yani sırf Türkiye’deki şerit 600 kilometre, kontrol ettiği şerit. 600 kilometrelik alanı beş bin kişi, on bin kişiyle kontrol edebilir mi? Tabii yüz binlerce elemana ihtiyaç var. Ne 200 bin, ne 300 bin, ne 400 bin. En az 500 bin elemanı vardır. En az. Yani dev bir ordu. Ortadoğu’nun en büyük ordusunu kurmuş durumda IŞİD.

KARTAL GÖKTAN: Sürekli de yeni katılım oluyor.

ADNAN OKTAR: Gece gündüz herkesi asker alıyor kendi inançlarına göre, kendi düşüncesine göre. Her işgal ettiği yerde şahısları silahlandırıyor. Eğitiyor, bilgilendiriyor. Kendi görüşüne göre onları yönlendirip kontrol altına alıyor.

AYLİN KOCAMAN: Musul’u ele geçirdikten sonra Adnan Bey zaten Musul genel olarak Irak merkezi yönetimine karşı bir yerde. Hemen oradaki bütün askerler neredeyse IŞİD’in tarafına geçmiş.

ADNAN OKTAR: O kadar.

“Diyarbakır’a Laz, İstanbul’a Kürt vali gelecek. Hükümette Kürtler, Lazlar, Türkler hepsi olacak. Özerk bir yapı asla olmayacak.” Kader Aksoy. “Ağzına sağlık inşaAllah doğru söylediniz yine her zamanki gibi maşaAllah” diyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin faaliyetlerinden okumak istiyorum. Dün Osmaniye’de kardeşlerimiz sizin kitaplarınızdan dağıtmışlar. Bugün Konya’dan kardeşlerimiz Beyhekim’de apartmanlara ve esnafa 700 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Ayrıca camiye, restoran ve eczaneye de sizin kitaplarınızdan bırakmışlar. Kardeşlerimiz dün İstanbul Cevizlibağ Köprüsü’nde 23 adet kitabınızdan dağıtmışlar. İki kardeşimiz Adana il Halk Kütüphanesi’ne Yaratılış Atlası hediye etmiş. Gebze’deki kardeşlerimiz perşembe günü ev sohbetinde buluşmuşlar. Sizin kitaplarınızdan okumuşlar. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 16 Kasım Pazar günü 1000 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Yine 16 Kasım’da Mersin Adnan Menderes Bulvarı’ndaki Narenciye Festivali’nin ikinci gününde festivale katılan yabancı uyruklu kardeşlerimize 100 adet sizin İngilizce kitaplarınızdan hediye edilmiş.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş. Mükemmel olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 15 Kasım Cumartesi günü evde bir araya gelmişler. Yemek yiyip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Yemekler de birbirinden güzel.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’da çarşamba günü kardeşlerimiz toplanmış, sohbet etmiş. Bugün de Şirinevler’de 1500 adet A9 TV broşürü ve 23 adet kitabınızın dağıtımı olmuş. Alanya’dan kardeşlerimiz yine bugün merkezde apartmanlara ve arabalara 1500 adet A9 TV broşürü dağıtmış. Bursa’dan kardeşlerimiz 13 Kasım’da bir araya gelmişler. Toplanmışlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Bak, orada çarşaflı olan kardeşimiz de var. Başı açık kardeşimiz de var. Her ikisi de doğru yoldalar maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Hollanda’da çok sayıda kardeşimiz Amsterdam’da kitap ve DVD dağıtımı yapmış. Son olarak Mersin Narenciye Festivali’nde 120 kitabınızı, 1200 kadar da A9 TV broşürü dağıtmış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Çok çok güzel. Özellikle festivaller büyük imkân sağlıyor. Bayağı güzel olmuş. İyi, maşaAllah. Her çeşit insan var. Her kıyafette insan var. Hepsi bizim insanımız, hepsi nur gibi Müslüman.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, siz Rusya’nın diğer ülkeler tarafından yalnız bırakıldığını, bu durumun Putin’in ağırına gittiğini ve onu üzdüğünü anlatmıştınız. Nitekim G20 toplantısında da Putin, diğer ülke yöneticileri tarafından yalnız bırakılmış. Bütün liderler Putin’i sert bir şekilde eleştirmişler. Hatta Kanada Başbakanı’na elini sıkmak için elini uzattığında “Sanırım elinizi sıkacağım. Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Ukrayna’dan çıkmalısınız” şeklinde bir tepki almış. Putin de zirveden erken ayrılma kararı almış.

ADNAN OKTAR: Karşılıklı şefkat, karşılıklı sevgi her şeyi halleder. Soğukluk, sevgisizlik bunlar kötü şeyler. Sıkıcı, dünyanın güzelliğini boğmasınlar.

Burası da PKK sitesi, Tülay Hocam ne diyor? “Kürtler’in sırtındaki kamu PKK’dır. Yıllardır Kürt kardeşlerimize zulüm ve baskı yapıyorlar. Dinlerini özgür yaşamalarını engelliyorlar.” “Siz dekolte olarak hatta daha da rahat dininizi yaşarken biz Kürtler yaşayamıyoruz. Bir kedimiz bile yok. Ne kadar günahtayız” diyor. Kardeşim kediye de yazık, oraya gelen başka kuşa, güvercine de yazık. Yanlış yoldasınız. Din yaşatmıyorsunuz. Bak, daha geçen gün bir Hoca efendiyi çekip vurdunuz. Şehit ettiniz. Sakallı, dindar insana tahammül edemiyorsunuz. Allah’tan, dinden bahsedince ya alay ediyorsunuz, ya çekip vurup şehit ediyorsunuz. Dolayısıyla özgürlük yok PKK’da. Komünist diktatörlük var. Bu önemli, bu doğru anlatılanlar.

BÜLENT SEZGİN: Athena gurubunun solisti ünlü Rock şarkıcısı Gökhan Özoğuz’un bağlı bulunduğu cerrahi tarikatına daha yakın olabilmek için Karagümrük’teki tarihi bir binayı satın alıp, baştan aşağı restore ettirip evini bu semte taşıdığı ortaya çıktı. Gökhan’ın daha önce de Şeyh Nazım Hocamız’ı ziyaret ederken ve abdest alıp namaz kılarken çekilmiş görüntüleri yayınlanmıştı. Fotoğrafları da vardı Athena’nın, Gökhan’ın.

ADNAN OKTAR: Aferin Gökhan’a. O dürüst bir delikanlı. İslam’a, Kuran’a sevgisi de çok güzel. Eleştirilere de hiç cevap vermesin. Onun dövmelerine laf ediyorlardır. Hiç kâle almasın. O İslam’ı güzel güzel yaşayan bir delikanlı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Efkan Ala, artık Molotof gibi saldırı araçlarının silah kabul edileceğini ve yeni düzenlemeyle polise bu saldırıya silahla karşı koyma yetkisi verdiklerini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Bunu ben söyleyeli iki yıl oldu. “Molotof bombadır. Buna göre kanun çıkarın” dedim. İki yılsonunda dediğimi yaptılar.

KARTAL GÖKTAN: “Bir kişi Molotof’u almış eline, götürüp otobüse atıyor. Araca atıyor. Bir esnafın dükkânına atıyor. Orada böyle öldürücü, yıkıcı, yaralayıcı, yok edici bir saldırı varsa polisin silah kullanma yetkisi var şimdi. Molotof da bir silahtır diyoruz.”

ADNAN OKTAR: Tabii ki bomba, yani yangın bombası. İki kiloluk şişe, içinde de bir kilo benzin; alıp polisin kafasına atıyor. Üç kiloluk yanan bir cismi polisin kafasına atıyor. Polis de ateş alıyor. Yanıyor. Her yeri benzin oluyor. Onu söndürmeye çalışıyor. Bir kısmı da kurtulamıyor. Vefat edenler oldu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca polise arama ve gözaltına alma yetkisi verdiklerini de Efkan Ala anlattı. “Polisin hiçbir konuda gözaltına alma yetkisi yok. Şimdi biz bunu değiştiriyoruz. Polisin bir arabayı durdurduğunda bile arabanın bagajını açıp bakma yetkisi yok. Arama, gözaltına alma yetkisi yok. Şöyle bir düzenleme getiriyoruz. Hırsızlık, gasp, uyuşturucu, terör suçlarında artık böyle bir yetkisi var. Yoksa olur olmaz her suç değil” diye söyledi.

ADNAN OKTAR: Polis onu ayarlar. Polisimiz olgun yani öyle anormal bir uygulama olmaz. Polisimiz gittikçe daha da olgunlaşıyor. Daha kaliteli hale geliyor. Öyle bir şey olmaz.

Evet, bugünlük bu kadar yeter. Yarın devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü