Harun Yahya

Sohbetler (19 Kasım 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, şehit olan 18 madenci kardeşimizden 10’una ulaşıldı. Kardeşlerimizin bir kısmının son anlarında birbirlerine sarılarak şehit oldukları anlaşıldı.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan aslan canlarım benim. Cennete beraber gitmişler, maşaAllah. Allah onlara sonsuza kadar güzellik, cennet köşkleri nasip etsin. Ailelerine de sabrı cemil nasip etsin. Peygamberimiz (s.a.v) diyor; “Suda boğulan şehittir” diyor, “yer altında kalan şehittir” diyor, toprak altında kalan. Onlar da ikisi birden var, maşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)“Ölümün acısını duymazlar” diyor.

Kürt demek yiğit demektir, Kürt demek delikanlı demektir, mert demektir, aslan demektir. Ben ne kadar Kürt tanıdıysam, hepsi çok efendi, çok nezaketli. Bak geçen gün ağalar geldi buraya gördünüz nasıl hürmetli, nasıl nezaketli. Çok şahanedir Kürt kardeşlerimiz. Güneydoğu mükemmel bir yurttur. Mardin, Siirt, Urfa sıra geceleri, insanı ayakta karşılarlar, saygıda asla kusur olmaz. Ben bu güzel insanlara iti kopuğu musallat ettirmem. Onlar benim annem, benim babam, benim kardeşim. İti çakalı onlara yanaştırmam, asla müsaade etmem. Zengin olacaklar, güzel olacaklar. Tamam, çok eziyet çektiler ama onları telafi edeceğiz, inşaAllah.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bugün sosyal medyada, madenci kardeşimizin babasının hali ve ayakkabıları çok konuşuldu. Birkaç resim vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ah benim canım amcam ah, ah benim canım amcam ah. Allah Allah bu büyük bir felaket. Allah Allah. Otuz kere dedik, bize bir vakıf göstersin devlet, biz de istediğimiz gibi yardım edelim dedik. Biz sadece böyle hayıflanıyoruz ve rahatsız oluyoruz. Ben mesela buna yardım etmek istiyorum nereye gideyim, nereden bulayım? Karınca kararınca ben yardımcı olmak istiyorum, ayakkabı alır gönderirim. Mesela iki çift ayakkabı alır, gönderirim. Mesela amcama takım ceket alır gönderirim. Ve acayip sevinç duyarım. Ulaş ulaşabilirsen. Bir yol göstersinler bize ulaşabileceğimiz bir yol. Mesela ufak Kürt bebeler böyle keratalar acayip şekerler benim kanım kaynıyor, ben onlara yardım etmek istiyorum, bir şey yapmak istiyorum iyilik olsun, ulaşamıyorum. Bunun bir sistemi kurulsun, bir şey olsun. Mesela o şehidin evi, bak aslan o delikanlı hüngür hüngür ağlıyor. Aslanım o çok şahane bir delikanlı. Canım benim, o terütaze gelin açıkta kalmış orada ne yapsın dağın tepesinde o evde? O evi ısıtmak bir dert, onun tavanından su akar bilmem ne hurda bir ev. Bak götürmüş, “al bu ev senin olsun” demiş. Mükemmel delikanlıca bir tavır coşmuş, ağlıyor çocuk, maşaAllah. Aslanım benim, şahane bir insan. Şehit orada nasıl makbulse, o delikanlı da o kadar makbul. Coşmuş, kalbi tertemiz.

BÜLENT SEZGİN: Resmini gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet. Baksana şu aslanıma, şu temizliğe bak, Anadolu halkının mükemmelliğine bak. Şu evin haline bak. Burada genç kız dağın tepesinde nasıl yaşasın? Ne yapsın burada bu çocuk? Yardım etmek istesek, sırf evle olmuyor ki. Isınma masrafını nereden bulsun bu çocuk parayı? Mesela 200 lira birisi verir, 200 lira birisi verir ihya olur toplamında. Biz mesela 100 kişi bulsak, öyle muazzam bir para eder. Gayet rahat da geçinir. 200 lira bir insana ne etki edecek, 200 lira neye vermiyoruz? Ve rencide etmeden, mahcup etmeden. Böyle davul zurnayla götürüp para verilmez. Bir hesap açarsın, gizlice gider oradan alır, banka hesabı, o kadar. Buna bir yol bulunması lazım. Beni sıkıntı bastı, bir türlü yapılamıyor bu. Elimde de yetki yok ki bir şey yapayım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, sizin çeşitli konulardaki açıklamalarınız her gün bir köşe yazarının kösende yer alıyor, maşaAllah. Star Yazarı Sedat Laçiner de köşesinde; “PKK’nın asla silah bırakmayacağını ve PKK için silah bırakmanın davasından vazgeçmek anlamına geleceğini” yazdı. “Öcalan’ın gel bırak taktiğiyle bu süreci örgüt güçlendirmek için kullandığını ve örgütün PKK yönetiminde ayrı bir devlet kurmak istediğini” söyledi. “Bu nedenle silah bırakmayı değil, aksine ordulaşmaya çalışıyor. Kobani üzerinden de ağır silahlar elde etmeye başladı. Bundan sonraki hedefleri Türkiye-Suriye sınırlarını buharlaştırmak ve kendince büyük bir Kürdistan’ı hukuki olarak kurabilmek” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Eskiden yine bunun biraz imkanı vardı, şu an o imkanlarını kaybettiler, IŞİD’den dolayı.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Markar Esayan da Yeni Şafak’ta ilk defa sizin yıllardır anlattığınız bir konu olan, Filistin’de şiddet yoluyla bir yere varılamayacağına dair yazı yazdı. Şöyle söyledi: “Filistin sorununu çözecek olan sinagog bombalamak ve sivil öldürmenin doğal bir tepki olduğu açıklamaları değil. Bu tavır Liberman zihniyetine hayat öpücüğü anlamına geliyor. Batıya dönüp ‘bakın gördünüz mü, biz sadece meşru müdafaa halindeyiz’ denebiliyor. Böyle bir işgali ahlaki üstünlük bitirir. Filistin, haklıyım diye savaşmak yerine Gandi’nin koca Britanya’yı felce uğratması gibi ahlaki üstünlük yoluna gitmeli. Bu konuda en büyük yardımı da Türkiye’nin yapması gerekiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: İyi, Markar Esayan’la biz röportaj yapmıştık buraya da gelmişti.

KARTAL GÖKTAN: Hayata Dair programına katılmıştı.

ADNAN OKTAR: Ama kısa kısa bilgi verin ben tanımıyorum. Siz söylerseniz bileceğiz. Markar Esayan. Benim canlarım hep dağıldılar Ermeni kardeşlerimiz. Bu çocukların hepsini toplamak lazım. Kimi Ermenistan’a gitti, kimi Rumlar da öyle. Yeniden çağıralım gelsinler. Museviler sürekli gidiyor, yapmayın etmeyin. Mesela Musevi sevgisi kalmamış, yüzde 80 kaçtılar, çok acayip bir şey bu. Eskiden böyle bir şey yoktu. Bunu yeniden toparlayacak bir şey yapmak lazım. Musevi öfkesi; Türkiye’de kimi seviyorsun diyorsun, “bir tek Türkiye’yi seviyoruz” diyorlar. Hiç bilmedikleri bir ülkeye bile karşılar büyük bir çoğunluk, bu nedir böyle? Sevgisizlik çok korkunç bir şey, sevgi çok zevkli bir şey. İnsan hasta olur sevgisiz, Allah esirgesin ölür, sevgisiz yaşanmaz.

“Markar Esayan dindarlara karşı çok şefkatli, Tayyip Bey’e de bu dönemde çok sahip çıkan adaletli bir üslubu var. Genel üslubu tevazulu ve sevecen. Daha önce de sevginin önemi üzerinde yazı yazıları vardı.” Görebiliyor muyuz Markar Hoca’yı? Bak değerli bir insanmış bizim haberimiz yok, maşaAllah. Hakikaten çok efendi maşaAllah, nurlu yüzü sevgi inanı olduğu anlaşılıyor, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet versin, sağlık sıhhat versin. Değerli bir insan, maşaAllah anlaşılıyor. Dindarmış, kiliseye gidiyormuş, aferin maşaAllah. Bu insanın kıymetini iyi bilsinler baya önemli. Siz tanıyor musunuz Markar Esayan’ı? Tanınmıyor, çok önemli bir insan tanıtsınlar bu insanı. Sahip çıksınlar. Böyle kıymetli insanların bilinmesi çok hayati bir konu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mesut Barzani, şu ana kadar uluslararası koalisyondan talep ettikleri ağır silahları alamamaktan şikayetçi oldu ve şunları söyledi: “Şu ana kadar aldığımız destek ihtiyacımızı karşılayacak seviyede değil. Biz kaliteli ve önemli miktarda ağır silah sistemlerine ihtiyaç duyuyoruz. Örneğin zırhlı araç taşıyıcı ve helikoptere ihtiyacımız var. Bu tip silahları şu ana kadar alamadık” dedi.

ADNAN OKTAR: Yapmasınlar etmesinler, yani orada helikopterin ne işi var? Adamların elinde çeşit çeşit Rus füzeleri var, omuzda taşınıyor küçük şu kadar bir şey. Helikopter koskoca bir cisim, havada kuş gibi geliyor adamın üstüne. Bir teröristin en çok hoşlanacağı şey, onu vurmak olur ve en kolay iş. O da onun içinde olduğunu düşünüyor. Allah vermesin karpuz gibi patlatırlar. Özenmesin öyle şeylere. Zırhlı araç da öyle, bir mayın koyuyorlar, bitti. Mayın vurduğunda, darmadağın ediyor aracı. İçindeki de yanıyor dışındaki de yanıyor. Molotof kokteyli atıyor, sırf molotof kokteyli bile, zırhlı bir aracı tahrip etmek mümkün oluyor. Üstüne mesela benzin atıyorlar cayır cayır yanıyor, içeride 150 dereceye falan çıkıyor. Onun içinde insan kalmaz böyle bir durumda. Hemen dışarıya fırlıyorlar, zaten yanarak dışarı fırlıyorlar. Dolayısıyla bunlardan bir şey çıkmaz. Aklın, ilmin üstünde dursun Mesut Hoca. Nakşibendiliğini ön plana alsın, dindarlığını ön plana alsın, dindarlığın üstünde dursun, sevginin üstünde dursun. Ağır silahlarla ne alaka? Hadi 10 tane helikopter verdik diyelim, düşünelim, 10 roketle düşer. Bilmiyorum gördünüz mü sırtta taşınıyor ufacık bir şey. Net indiriyor. Helikoptere tutuyorsun o onun egzoz gazına doğru uçuyor, o ısıya doğru uçuyor, tak indirir aşağı. Helikopter son derece tehlikeli bir şey. Zannediliyor ki çok kıvrak ve yakalanmayacak. Makineli tüfek ateşiyle rahatça vurulur helikopter. Hatta şu G3’lerle falan bile helikopter düşürmek mümkün. Zannedildiği gibi değil, silaha kimse güvenmesin sevgiyle halletsinler, akılla halletsinler. Bunlar tehlikeli işler.

BÜLENT SEZGİN: Barzani konuşmasının devamında, mücadelelerinin ideolojik bir mücadele olduğunun altını çizdi. Ve, “bu yeni bir savaş, yeni bir taktik, yeni bir ideolojik savaş. IŞİD barbar ve gaddar bir terör örgütü. Bunlar bizim savaştığımız Saddam rejiminden bile daha gaddar” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Ama Barzani’ye helal olsun, hakikaten Saddam’a dayandı, öyle bir psikopata, helal olsun. Hakikaten azılı deccallardan birisiydi. Ama üslubu değişmiş Barzani’nin. Bak fikrin üstünde duruyor, düşüncenin üstünde duruyor. Sevgiyi söyleyememiş ama tabii utanıyor şimdi onu da diyecek. Beni çok sıkı takip ediyor. Bana sitem etmişti, “Hocam benim aleyhimde yazmış” diye. O milletvekilini göndermişti. Sebgetullah Seydaoğlu, o da çok neşeli, o da Kürt kardeşimiz çok efendi, çok değerli bir insan, “Hocam, çok sitem ediyor sana” dedi, “bu yazıları düzeltse” dedi. “Ben Nakşibendi’yim” demiş, “seyyidim” demiş, “Hocamız niye bana söylüyor” demiş. Ama o zamanlar hakikaten veryansın etmiştim çocukcağıza, Mesut Barzani’ye. Sonra sitelerden çıkan yazıların hepsini çıkarttırdım. Güzel ama tek başına bir insan. Türkiye’ye yakın. Ama güvenilir bir insan, temiz efendi. Hakikaten de seyyid, araştırdım şeceresini, o dedi diye hemen yayınlamadım, baktın hakikaten seyyid. Hakikaten de Nakşibendi. Kendisi de şeyh, Nakşibendi şeyhi aynı zamanda, bilmiyorum biliyor musunuz. Benim bilmediğim yoktur, inşaAllah. Sevgi insanı, hakikaten sevgiyle hallolsun istiyor. Ama şu an onun ideolojik mücadele yapacak ekibi yok. Söylediği çalışmayı yapacak adamı yok. Etrafındaki insanların çoğu cahil insanlar. Onun fena değil genel kültürü ama o da tartışacak durumda değil. Ama klasik Sünni Nakşibendi, efendi güvenilir bir insan.

OKTAR BABUNA: Obama da mektubunuzdan sonra söylemişti ama nasıl yapılacağını onlar da bilmiyor. “İdeolojik olarak çökertilebilir” demişti ama nasıl yapılacağını bilmiyor.

ADNAN OKTAR: Konuyu anlamış olmaları önemli. Obama, “fikren mücadele gerekiyor” diyor. “Ama kim yapar, nasıl yapar bilemem” diyor.

Markar Hoca çok şahane delikanlı, onu herkes sevsin. Ne kıymetli delikanlıymış bu, maşaAllah cesurmuş da. PKK’ya basıyormuş tokadı. Bizim programımıza geldiğinde de çok nezaketli ve çok güzel ahlaklıymış. Gençliğinde çok çile çekmiş, ailesi de, kendisi de.

Fikret Bey, sizi dinliyorum.

 KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Ertuğrul Özkök Suriyeli mülteci kardeşlerimizi ülkemizde ağırlamamızı eleştiren bir yazı yazdı; “Türkiye’deki işsizlik oranlarına Suriye’den gelen mülteciler de katıldığında oranın yükseldiğini, ülkedeki refah büyümesinin eksiye doğru gittiğini, ayrıca bu kişilerin çalıştığında sosyal sigorta pirimi ödeyip ödemediğini merak ettiğini, çünkü ödemedikleri taktirde, sosyal sigorta dengelerinin alt üst olacağını” yazdı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Anadolu şefkati, Anadolu merhameti bu bazı entel dantel takımında olmuyor. Anadolu halkı sürünür ama misafirine çok saygılıdır. Kardeşim sigorta düşünecek durumu var mı? Adamları öldürecekler, kardeşlerimizi. Onlar kurtulmuş gelmiş, ölümden kurtulmanın sevincini yaşıyorlar. Ve vahşice öldürülecekken kurtulmuşlar.

“Adnan Bey, sizleri çok severek izliyorum, şu an da dahil. Sabah saat 9’da vize sınavım olmasına rağmen izlemeye çalışıyorum. Daha erken saatler de canlı yayın yapsanız olmaz mı? Sayın Hocam Burdur’dan kucak dolusu sevgilerle” diyor. Ama ben alemciyim dedim. Alemci adam akşamcı olur. Alem, özelliği odur, 12’den sonra başlar alem. Bizim özel bir izleyici kitlemiz var, özellikle Diyarbakır, Mardin ve Siirt’te. Ve gece en yüksek izleme oranına ulaşıyoruz. 10 gibi 9 gibi başka yayınlar da var. Oralara daha çok teveccüh oluyor ama on 12’den sonra 11’den sonra bütün alan bize kalıyor. En yüksek izleme oranı bizde oluyor. Bütün Güneydoğu cayır cayır bizi izliyor, maşaAllah.

Biz hani dün Öcalan serbest bırakılamaz dedik ya; “IŞİD vahşeti, İslam bu vahşeti kabul eder mi? siz asıl mücadeleyi bırakmışsınız konuyu saptırıyorsunuz. Bırakın buna siyasiler karar versin.” ‘Mesela Bülent Arınç karar versin. Abdullah Öcalan hakkında o karar versin” diyorlar, ‘o da siyasetçimiz olduğuna göre, değerli siyasetçimiz.’ “Din ile devlet işlerini ayırt etmek lazım. Hiç kimse bu vahşeti işlememiştir. Hepsi birdir yapmıştır işledi derseniz olmayan şeye iftiradır.” Ne demek istiyor, anlaşılmıyor.

Kardeşim “IŞİD vahşeti.” İslam, IŞİD vahşetini kabul eder mi? Tabii ki etmez. Ama bizim anlattığımız İslam kabul etmez. Ortodoks İslam, eksik bile görür. Çünkü sakalsız adamlar geziyor Irak’ta, her yerde geziyor, Suriye’de. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına göre onların doğramaları gerekiyor. Yine IŞİD burada çok kibar davranıyor. Gerçek anlamda uygulamaya kalksa, orası mezbahaya döner. Acayip doğrarlar insanları. Yine ellerini hafif tutuyorlar. Bozukluk, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında. Ama Kuran’a göre tabii ki bu vahşet. “Kuran eşittir İslam” diyorsan, tamam. Ama “Kuran eşittir fıkıh, eşittir işte hadis kitapları eşittir İslam” diyorsan, o zaman iş karışır işte o zaman bu iş ortaya çıkıyor. “Konuyu saptırıyorsunuz. Bırakın buna siyasetçiler karar versin”

Bende diyorum ki, bırak ben karar vereyim. Siyasetçi sana kalsın. Fikir özgürlüğü yok mu? Bende, ben karar vermek istiyorum diyorum. Bende bırakılmasına müsaade etmiyorum. Tayyip Hocam da benimle aynı kafada, başından beri. Başbakan da öyle. Başbakan çok efendi, ona çok sahip çıksınlar. Hakikaten böyle başbakan bir daha bulamazlar, şahane insan. Aman aman onu bırakmasınlar. Davutoğlu, mükemmel insan.

Bu Güneydoğu’da en üstünde duracakları şeylerden birisi, en önemli şeylerden birisi, korucu kardeşlerimize sahip çıkmak. Korucular, polis statüsüne alınsın. Şehirde de silah taşımalarına imkân verilsin, sayıları arttırılsın. Korucular, aslan. Kürt’ün hası, delikanlısı onlar, aslan onlar.

“Hocam, kendime dövme yapmak istiyorum, bu konuda size danışmak istedim. Kendime iki örnek yaptım.” Önüne gelen dövme yapmak için benden destur istiyor. Bizim Muhammet’te “Hocam dövme yaptırabilir miyim?” Kardeşim dövme biraz riskli adam gidiyor, başkasına yapıyor aynı iğneyle başkasına yapıyor falan, ben pek sorumluluk almak istemiyorum o işlerden. Birde canını da yakıyor falan. Bana hiç kimse dövme için soru sormasın. Kimseye olur diye bir şey vermem, yani tasdik olmaz.

Evet, ne yapıyoruz, ne ediyoruz?

KARYAL GÖKTAN: Adnan Bey, Ertuğrul Özkök’ün şöyle bir iddiası var; “Suriye’de Esat’a karşı savaşan Özgür Suriye Ordusu liderlerinden birinin, Türkiye’ye sığındığına dair bir haber aldığını” söylüyor. 

ADNAN OKTAR: Olabilir.

KARTAL KÖKTAN: “Bu kişinin yanındaki 14 bin kişiden kaçının Türkiye’ye geçeceği belli değil. Halep’i koruyacaklarına, Türkiye’ye kaçıyorlar. Türkiye de bunları eğitmek için burada imkânlarını harcıyor. Benden söylemesi, eğittiği bu insanlar Suriye’ye gittiğinde, orada ya IŞİD’in saflarına kaçacaklar, ya da Türkiye’ye geri dönecekler. Biz de imkânlarımızı boşu boşuna bu kişilere harcamaya devam edeceğiz” yorumunda bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Teşhisi, daha önce anlattığımız teşhis, yani yeni bir teşhis değil.  Özgür Suriye Ordusu zaten IŞİD’in potansiyel askeri konumunda. IŞİD sürekli onlardan adam alıyor zaten alır da. Çünkü insanlar güçlü olan tarafa geçerler. IŞİD daha güçlü, Özgür Suriye Ordusu güçsüz bir yapılanma. Ama IŞİD hem maddi yönden, hem de ideolojik yönden daha güçlü onlardan. Bize göre tabii yanlış yolda, o ayrı mesele. Velhasıl kelam olacak olaylar mecrana varacak. Ben elli kere söyledim dedim ki; “IŞİD ahir zamanda orta çıkacak bir güçtür. Yenemezler” dedim. Yani yenilmezlik, o yapının kaderinde var. Kaderleri öyle. Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar yenilmezler. Hz. Mehdi (a.s) çıkınca da, Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olup, kan dökmekten vazgeçecekler. Konu bu. Karmaşık bir yapı yok.

Gelenekçi Ortodoks Müslümanlar, bu dünyanın başına bela oldular. Beceremiyorlar da, bilmiyorlar da, fakat bilmişliklerinden de vazgeçmiyorlar. Allah burunlarını sürekli kıra kıra, bunlara doğru yolu gösterecek. Türkiye’de de öyle bilmişler var. Kardeşim, bir kere sistemin ölü bir sistem. Nereye gitsen eziliyorsun. Ne Avrupa’nın kabul edeceği, ne de Amerika’nın kabul edeceği, ne Çin’in ne Rusya’nın kabul edeceği bir sistem değil. Kendi içinde kavrulmuş ölü bir sistem. Bunu niye zorla itiyorsun daha hala.

 Üç yüz yıldan beri sürekli bu sistem seni ezdi. İnsanları da ezdi, Osmanlı’yı da ezdi, Osmanlı’yı da yıktı. Bela olduğunu görüyorsun. Daha hala sakallarını sıvazlayarak aynı kafa da devam etmeye kalkıyorlar. Modern İslam anlayışını, Kuran İslam’ı anlayışını anlatanları da yani bizleri de kıskançlıkla, hasetlikle değerlendiriyorlar. Kardeşim sen bir şey yapmıyorsun, bari faydalı olan insanın önüne çıkma. Faaliyetlerine ket vurmaya kalkma. Güçsüzlüğün ortada. Şimdi, adamların çoluğu, çocuğu da bizim kafamızda oluyorlar ama modern İslam anlayışını biliyor ama bir kere imanını kaybetmiş oluyor ilk önce. Ondan sonra yavaş yavaş iman ediyorlar. Önce imanlarını kaybediyorlar. Mesela bu gelenekçi Ortodoks dindarların çocuklarının büyük bir bölümü dinsiz. En fazla ateist İran’da. En yüksek cinsi sapık Suudi Arabistan’da. Yaptıkları bu garip sistem, uyguladıkları bu garip sistem bu sonucu meydana getirdi.

“Hocam, şu Bakırköy Akıl Hastanesi’ne gönderilişinizi bir anlatır mısınız” diyor. Akşam akam çok iyi olur. Ama hakikaten benim dışımda kimse dayanamazdı. Üç yüz tane deli. Eski Osmanlı derinden kalmış bina. İki yüz yıllık bina. Yüz elli iki yüz yıllık bina çok eski, Abdülhâmid döneminden.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hemşirelerin ifadelerini okuyunca daha da iyi anlaşılır.

ADNAN OKTAR: “Hemşireler, doktor geliyordu” diyor, “pratisyen doktor bayılıyorlardı” diyor. Olayın şiddetinden. Annem geliyordu beti benzi kül gibi oluyordu-ki, delikanlıdır annem. O bile dayanamıyordu.

AYLİN KOCAMAN: Şeyh Nazım Hazretleri söylemişti, “kimsenin dayanabileceği gibi değil” diye sizin için.

ADNAN OKTAR: Evet, maşallah.     

ENDER: Birde Hocam orda da bir tek sizin kaldığınız senenin evrakları yoktu arşivde.

ADNAN OKTAR: Kardeşim o acayip değil mi? Bakırköy de benimle ilgili evrak aradık, benim bulunduğum döneme ait bütün evraklar yok. Herhalde hesap soracağız diye bazıları tedirgin oldular. Aradık, hiçbir evrak yok benle ilgili.

Alpaslan Yürüker; “dünyanın illaki Hz. Mehdi (a.s)’ın sevgisine, illaki İsa Mesih (a.s)’ın soluğuna ihtiyacı var.” Hz. Mehdi (a.s)’ı biz niçin seviyoruz? Allah için seviyoruz. Allah’ın tecellisi olarak seviyoruz. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı niye seviyoruz? Allah’ın tecellisi olarak seviyoruz. Et kemik olarak sevmiyoruz tabii ki.

Filinta Ak; “Bu arada Mehdi kesin gelecek mi diyorsunuz Hocam?” diyor. Gelecek demiyorum ben, geldi diyorum. Evet, teşbih isteyen yüzlerce kardeşimizden birisi daha. “Bağdadi, Mehdi değil mi?” Tabii ki o değil. Kendileri söylüyor, “biz Hz. Mehdi (a.s)’a uyacağız diyorlar. Ama Bağdadi, Hz. Mehdi (a.s) demiyorlar.

EMRE ACAR: “Hz. Mehdi (a.s) kan dökmez” diyor zaten onun için Bağdadi.

ADNAN OKTAR: Kan dökmesi yeter zaten.

AYLİN KOCAMAN: “Acayip bir şahıstır” diyorlar kendileri.

ADNAN OKTAR: Tabii, “gelecek olan Mehdi, acip bir şahıs” diyorlar. “Bağdadi, Mehdi değil” diyorlar.

“Bin yıllık olduğu söylenen binlerce kitap okudum. Niye okudum o kadar İslam âlemini, yol yanlış mıydı?” Yanlış, yanlış yapmışsın. Allah’ın kitabı varken, put inançlara dalmış. Mekke devrinde de binlerce put vardı dimi? Kuran’ı yeterli göreceksin. Allah’ın demediği bir şeyi, dedi diyorsa bir insan put inançtır.

EMRE ACAR: Hocam, Allah ayette “Kuran’ı biz apaçık indirdik” diyor. Herkesin anlayacağı bir kitap olacağı, Allah’ın dilemesiyle apaçık.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Allah ve Resulü’nün haram kıldığı demek; Resule vahiy geliyor. Vahiy nerede? Kuran’da. Allah zaten doğrudan konuşma yapmıyor ki. Peygamberi vesilesiyle dini indiriyor. “’Allah ayrı söylüyor, Resul ayrı söylüyor’ diyorlar.” İkisinin de söylediği doğru. Ayrı ayrı söylüyorlar. Allah ve Resulü demek, Kuran demektir. Allah’ın söylediği de Kuran’da, Resul’ün söylediği de Kuran’da. Ama O, vurgu için söylenmiş bir sözdür. Bunu anlamamaları mümkün değil, çok samimiyetsiz bir izah. Allah var, Resulü kanalıyla insanlara Kuran’ı indiriyor. Allah, bize doğrudan doğruya Kuran’ı Kitap halinde getirmedi. Cebrail, kanalıyla peygamberine indiriyor. O da, bize bildiriyor. “Cebrail’e uyduk” dediğimizde peygambere uymuş oluyoruz, Allah’a uymuş oluyoruz.

EMRE ACAR: Hocam, Allah bir ayette Peygamberimiz (s.a.v)’i tehdit ederek, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Eğer O, bizim söylediğimiz dışında bir söz söyleyip uydurmuş olsaydı, onun can damarını koparırdık, sonra sağ elle çekip alırdık. Sizden de kimse Ona yardımcı olmazdı” diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Allah, Peygambere sürekli Kuran’a uy diyor. “Siz sadece Kuran’dan sorulacaksınız” diyor.

Bak diyor ki, akıl hastanesinde hemşire açıklıyor: “Yedi kişi bir hastayı zapt edemiyorduk” diyor. “İki personelin gözünü çıkarmıştı hastalar” diyor. “Birbirlerinin burnunu, kulağını ısıranlarda oluyordu akıl hastalarında. Beni öyle ortamda tuttular, düşünün.

“Battaniyenin altında kimin olduğunu bilmiyorduk. Açıyorduk bazen ölü çıkıyordu altından” diyor, akıl hastalarının. Benim bulunduğum koğuş için söylüyor. İki katlıydı, ben üst kattaydım, birde alt katı vardı.

“Korku filmlerini andırıyordu” diyor bir hemşire de. Jülide Aral, psikolog öyle diyor.

Reşadiye, kışlasının ahırlarından bozma. At ahırlarını hastaneye çevirmişler. Taş bina.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığının üst düzey danışmanı CFR ile Atlantik konseyinin kıdemli üyelerinden David Phillips, “bağımsız Kürdistan devletini yakında ilan edeceğini” söyledi. “Bu süreçte yaşanan gelişmeler, Suriye Kürtleriyle PKK’yı bir araya getirdiği gibi, Irak Kürtleriyle biraya gelmelerini ve dolaysıyla Kürt birliğini sağladı” dedi. Bu kişi yazılarında, PKK’nın terör örgütleri listesinden de çıkarılmasının sağlıyor. Fotoğrafı da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakıyım.

BÜLENT SEZGİN: David Phillips. Ayrıca şöyle diyor: “Nihayetinde Irak’ta bağımsız Kürt devleti kurulacak. Bu devlette Rojava’yla ilişki kurup bölgedeki Kürtleri birbirine bağlayacak. Bu da yeni bölgede yeni Kürt muhiti doğuracak. Bu nedenle özellikle Kobani’nin ardından tarihte Kürtlere yapılan adaletsizliğinde telafi edilmesi için kritik bir dönemece gelmiş bulunmaktayız.”

ADNAN OKTAR: Ben söyleyeyim onu, IŞİD, orada tek bir tane PKK’lı bırakmaz. Bütün bölgeye de hakim olacak IŞİD, oldu, olmakta üzere. Zaten Kürtler dindarlar. Komünist, Allah’sız bir sistemi hiçbir Kürt kabul etmez. Dolaysıyla PKK’nın orada tutunma ihtimali kalmadı. Öyle bir durum yok. Bu yazarlar falanda ılık kolu, bacağı kırılmış tipler bunlar. Bunların sözü dinlenmez.

Cemile diye bir kız arkadaşım vardı yıllar önce 1988-1989’lar olabilir. Güzelce uzun boylu, hoş bir kızdı. Sohbet ettik konuştuk, köfte gidip babasına bir şeyler anlatmış. Dediler ki, babası geliyor dediler. Gelsin hoş geldi, sefa geldi. Şu an dediler tabancasına mermileri bir bir düzenleyip tek tek yerleştiriyormuş dediler. Ya dedik Allah Allah hayırdır, ortada hiç bir şey yok. O zaman ben İslam’daki bütün fıkhı anlattım. Fakat o çocuk onu yanlış anlamış, babasına ilginç bir şekilde anlatmış. Dolayısıyla da onunla evlenmek istediğimi falan herhalde anlatmış anladığım kadarıyla, öyle ima etmiş gibi görünüyor. Alnını kaşımış babasının özetle. Bende kendine ne bileyim öyle bir şey demedim, öyle bir konuşmam olmadı. Tabii efendim buyurun dedim gelin bekleriz falan dedim. Ne yapsak ne etsek şimdi gelecek adam ortalık birbirine karışacak. En iyisi kapıda karşılıyım da evde arbede çıkarsa falan eşyalar sağlam kalsın gibisinden. Aşağıya indim, Allah seni inandırsın 1.98 falan olabilir 1.99 izbandut gibi bir baba ama omuzlar falan böyle badici gibi. Ben başımı yukarı kaldırıp baktım yukarı doğru bakarak baktım. Grand tuvalet giymiş yanında annesi çantayla bana baya sert bakıyor. O da baya süslenmiş. Ondan sonra gelip oturdular, ben baktım tehlike yok bir şey yapmazlar dedim artık. Ama tam donanmış baba zaten sonraki konuşmalarından anladık. “Hocam” dedi “siz kızıma evlilik konusunda imalarda bulunmuşmuşsunuz” dedi. Böyle bir şey yok dedim, böyle bir iddiam yok benim dedim, ben sadece İslam’daki hükmünü anlattım. Sordu merak etti, onları anlattım dedim. “Eğer evlenmek istiyorsan” dedi “bizden isteyebilirsin kızımızı” dedi. La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil’Aziym. Rüya görüyorum zannediyorum. Annesi de dik dik çanta kucağında bana bakıyor. Öyle bir iddiam yok efendim dedim. Saygı duyuyorum ama yanlış anlamış yaşı küçük olduğu için dedim. O da 20 yaşında falandı o zamanlar. Bilgisizliğinden kaynaklanıyordur dedim. “Vallahi Hocam” dedi “ben bu gibi şeyleri pek adliyeye intikal ettirmem, hep kendim hallederim” dedi. Ben artık ecel terleri döküyorum, abuk sabuk ifadeler. “Adliyede işim yok” diyor adam “hukukumu ben kendim düzenlerim” diyor. Neyse konuştuk falan baya ünlü bir aileymiş, tanınan bir aileymiş çevresinde. Bir evinde bir kızıymış. Benim anladığım gözlerine kestirmişler özetle bir an önce iş bitsin gibisinden. Kardeşim o dehşet vahşet ortamında öyle bir konu insanın nasıl aklından geçsin. Gittiklerinde şöyle bir oh dedim, Allah’a şükür dedim. Öyle bir hatıramdır, inşaAllah. Hukuk olmaması ne kötü bir yerde, Allah esirgesin. Adam diyor “ben hukukumu kendim belirlerim. Şu ana kadar hiç adliyeye gitmiş adam değilim” diyor.

AYLİN KOCAMAN: Daha öncede vukuatı var herhâlde.

ADNAN OKTAR: Allahualem, herhâlde baya bir vukuatı var ki. Annede iri yarı. Müstakbel kayın baba zaten iri yarı, annede baya iri yarıydı.

BEYZA BAYRAKTAR: Tanınan bir aile derken, bu konuyla mı tanınıyor.

ADNAN OKTAR: Yok, kuyumcu ünlü bir aileymiş. Kızcağızın zaten aklı yattı anladığım kadarıyla çocuk aklı işte öyle bir kargaşaya getirmek istedi herhalde. Beni zora sokup, hafifte tehdit edip, konuyu bitirmek istediler anladığım kadarıyla. Bende o zaman zaten daha yeni dünyayı tanıyoruz, etmeyin çatmayın. Allah esirgesin, öyle bir şey olsa zaten ben mahvolurum biterim. İslam’ı tebliğ etmem hiçbir şey mümkün olmaz. Kayın baba ne derse o, topuk selamına geçmemiz gerekecek, inşaAllah. Baya tehlike.

Herhalde kız arkadaşlar falan vardı, onlarda aracı olarak çocuksu bir akıl vermişler, gönder babanları. Çünkü direkt ilk gelir gelmez dediler “sen bizden istersen, resmi nikâhla olur” dediler açıkça ikisi birden.

BEYZA BAYRAKTAR: Amaç oymuş.

ADNAN OKTAR: Evet, açıkça o. Ama onun dışında zaten öyle bir iddiam yok, öyle bir söz söylemedim. Ama “hukuku kullanmam” deyince, bu sefer olayın şekli baya bir değişti. Neyse Allah kurtardı, elhamdülillah.

Şu an izleme çok yüksek.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz pek çok faaliyet gerçekleştirmişler. Resimlerde gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göreyim, dinleyeyim.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz gün kardeşlerimiz Osmaniye’de çok sayıda A9 broşürü dağıtmışlar. 

 ADNAN OKTAR: Osmaniye delikanlı yatağıdır.

KARTAL GÖKTAN: Dün Ankara Demet evlerde 1000 adet A9 tanıtım ilanı ve 100 adet kitap dağıtımı yapmışlar. Cumartesi günü Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden sohbet için bir araya gelmiş kardeşlerimiz. Sizin kitaplarınızdan faydalanıp, görsel sunumla anlatım yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Bu çok güzel, bu çok bereketli bir toplantı. Bayağı akılcı, her yerde olmasında fayda var.

KARTAL GÖKTAN: Dün kardeşlerimiz Halaskargazi Caddesi’nde doktorlara, hukuk bürolarına ve esnaflara çok sayıda kitabınızı hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Berlin’de otellere atlas hediye etmiş kardeşlerimiz. Urfa’da 100 adet kitaplarınızdan 75 adet de dergilerinizden dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Urfa yiğitler mekanı, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Mersin’de çok sayıda kardeşimiz evde bir araya gelmiş, sizin yayınınızı seyredip, sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah ömürlerine bereket versin, çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Ağrı’da Erdal kardeşimiz sizin Komünist Kürdistan ve Mucizeler Zinciri isimli kitaplarınızı gençlere dağıtmış.

ADNAN OKTAR: Ağrı aslanlar yatağı, aferin canıma. Orada daha sevap kazanır. Evet.

 KARTAL GÖKTAN: Gençler özellikle Komünist Kürdistan kitabınıza çok büyük ilgi göstermişler. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Çorum’da Mustafa Üstün Hocamız ve kardeşlerimiz evde bir araya gelip, yemek yiyip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Şu Çorum ekmeklerine basken, şu Çorum ekmeklerine ve insanların güzelliğine bak ve de şu ufakların şekerliğine bak sen. Çorum’un ünlü ekmeği, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca orada Somuncu Baba’nın fırınını açmışlar. “Sultanımız Hocamızın hayır dualarını muhtacız. Sevgi ve saygı ile mübarek ellerinden öpüyoruz” diye haber göndermişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Helal olsun. Ağrı’da hizmet daha da makbuldür.  Van’da, Ağrı’da, Mardin’de, Siirt’te, aferin kardeşlerimize.

Tayyip Hocam da aklıma geldi de bağlantı kurdum, koruyup kollamak önemli. Etrafını sarıp, etkisiz hale getirmek istiyor olabilirler, bazı tipler. Buna dikkat etmek lazım. Onun şevki iyi, gayreti iyi. Bak eğer hırslı olsaydı, Ahmet Davutoğlu’nu Başbakan yapmazdı. Çünkü hakikaten çok yetenekli birisi o. Pasif birini göreve getirirdi, kendini ön plana çıkarırdı. Ama yapmadı, çok beğenilecek, çok sevilecek birisini ön plana çıkardı. Bu önemli bir şey. Yani onun dürüstlüğünü gösteriyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ankara’dan doktor bir kardeşimiz, Alevi derneklerinin yaptığı bir organizasyona katılarak, oraya gelen misafirlere 50’ye yakın kitabınızı hediye etmiş.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Hay maşaAllah, aferin. Aleviler candır. Mesela bir yobaza bunu anlatamazsın. Ama Alevi özgür düşünür, samimi düşünür. Kıskanç değildir, haset değildir. Sevgi doludur, muhabbet ehlidir, gönül ehlidir, candır onlar. Bakayım bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Alevi kardeşlerimizde kitaplarınızı çok sevmişler ve size olan hürmetlerini anlatmışlar.

ADNAN OKTAR: Bende onları canım gibi seviyorum. Aslan onlar aslan. Allah’ın aslanı onlar, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Gebze’deki kardeşlerimiz, 17 Kasım’da Darıca İstasyon Caddesi’ndeki esnafa sizin kitaplarınızdan 99 adet hediye etmişler. Bursa’dan kardeşlerimiz Salı günü Yalova Belediye Başkanı Sayın Vefa Salman’ı makamında ziyaret etmişler. Sizin çeşitli kitaplarınız Yaratılış Atlası’nı ve Türk İslam Birliği haritasını hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Güzel olmuş, çok iyi olmuş. Önemli bir hizmet, çok faydalı bir hizmet. Allah şevklerini artırsın, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Son olarak yine Gebze’den kardeşlerimiz, 17 Kasım’da evde bir araya gelip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Nur onlar nur. MaşaAllah elhamdülillah çok güzel. O minik herhalde onun yaş günü. Allah ona uzun ömür versin, maşaAllah hepsine.

Şimdi ne yapalım? Bugünlük bu kadar olsun, yarın yine devam edelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü