Harun Yahya

Sohbetler (20 Kasım 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Şırnak’ta görevli bir uzman çavuşumuz memleketi Elazığ’da yıllık iznini geçirdikten sonra önceki gün özel otomobille birliğine gitmek üzere yola çıktı. Ancak o saatten sonra ailesi hiç bir şekilde kendisine ulaşamadı. Birliğine de gitmediği öğrenildi. Şu anda nerede olduğu bilinmiyor. PKK tarafından kaçırıldığı ihtimali üzerinde duruluyor.

ADNAN OKTAR: Evet, kaçırılmıştır. O, güzergahı telefonu takip edilirse, yeri tespit edilebilir. Çok seri hareket etmek lazım. Herhalde polis gereğini yapıyordur.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cengiz Çandar Kobani’de koalisyon güçlerinin uçak sesleri duyulunca oradaki Kürtlerin ‘Biji Obama’ diye bağırdıklarını yazdı ve şöyle devam etti (biji- yaşasın demek): “Bu insanlar kendilerine IŞİD’e karşı kim yardım ediyorsa, onu alkışlıyorlar. Biji Obama yerine biji Erdoğan ya da biji Davutoğlu da diyebilirlerdi. Ancak hükümet Kobani’yi yanlış okudu ve yanlış tutum aldı. Bu fırsatı elinden kaçırdı” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: ‘Biji Erdoğan’ dedirtmez PKK. O onların yanlış düşüncesi. Bir kere PKK kuvvetli kimse, ona diz çöker. İran güçlü, İran’a diz çöküyorlar. Onun karşısında saygı duruşunda bulunuyorlar. İran’da hiçbir şekilde bölünmeden şundan falan bahsedemiyorlar, tahayyül dahi edemiyorlar. Yine IŞİD’e karşı son derece saygılılar, boyun bükmüş vaziyetteler. Ödleri kopuyor, onların bulunduğu, geçtiği bölgede hiçbir şekilde bulunmak istemiyorlar, karşılaşmak da istemiyorlar. Dolayısıyla Amerika’yı güçlü gördükleri için, Avrupa’yı da güçlü gördükleri için, onlara da diz çöküyorlar zaten. Avrupa’da gösteri yapıyorlar, son derece saygılılar, ayakta, tepkilerini alkışla belli ediyorlar, son derece nezaketliler, uyguladım marş şeklinde yürüyorlar, hiçbir şekilde nezaketsizlik yapmıyorlar. Ama Türkiye’de her türlü ahlaksızlığı, kepazeliği yapıyorlar, saygısızlığı yapıyorlar. Türkiye’nin yüz vermesinden kaynaklanıyor. Avrupa’nın güçlü olduklarını bildikleri için, onlara boyun eğen saygılı üslup. Ama Türkiye’ye, Türkiye saygılı olduğu için, küstah ve nezaketsiz üslup kullanıyorlar. Dolayısıyla Çandar yanlış düşünüyor öyle bir şey demezler. Velev ki, öyle bir şey olsa bile öyle bir şey demez. Onda bile bir oyun bulurlar derler ki, işte “Türkiye geldi evlerimizi yıktı, binalarımızı yıktı.” PKK’lılar böyle propaganda yapar. İşte, “onlara ateş edeceklerine bize ateş atiler” derler iftira ederler. Her türlü adiliği yaparlar.

BÜLENT SEZGİN: Ruşen Çakır da, Cengiz Çandar’ın tespitine katıldığını belirterek; “eğer hükümet PYD konusunda Kobani’ye yardım etseydi, PKK’nın silahsızlanması çok daha kolay olurdu. Ancak şu anda tam aksine IŞİD tehdidi PKK’nın silahlandırılmasını gerektiriyor” dedi. “Eğer hükümet çözüm sürecinde başarıya ulaşmak istiyorsa, o zaman Kobani ve Rojava konusunda PKK’ya destek olmalı. Ayrıca Sayın Erdoğan’ın ‘Kobani neden bu kadar önemli’ tarzındaki çıkışları da Kürtlerde rahatsızlık meydana getiriyor. Bu gibi söylemleri bırakmalı” vurgusu yaptı.

ADNAN OKTAR: PKK’ya destek olun demek ne demek? Bir insan bir terör örgütüne saygı duyuyorsa, koruyup kolluyorsa, o terör örgütü mensuplarını cezaevinde tutabilir mi? Abdullah Öcalan’ı tutabilir mi? Kendilerince ucuz kurnazlık yapıyorlar, yani çocuk kurnazlığı. Böylece ikna edecekler Türk milletini. “Siz gidip orada onları desteklemediniz mi, desteklediniz. O zaman bunların hapishanede ne işi var” diyecekler. Oyun oynuyorlar. Müsaade etmeyiz.

KARTAL GÖKTAN: Erzurum’un Tekman ilçesine bağlı Hacı Ömer köyünde daha önceden PKK mensupları tarafından tehdit edildiği öne sürülen 76 yaşındaki Mustafa Bingöl, evinin önünde kurşuna dizilerek öldürüldü. Yeğeni Murat Bingöl, amcasının PKK’lılar tarafından öldürüldüğünü savunarak, “amcam köyde teröre karşı duruşuyla biliniyordu.”

ADNAN OKTAR: Şehit edildi, şehit edildi. Öldürüldü diye yanlış haber. Yeğeni de herhalde o telaşla öldürüldü diye yanlış söylemiş. Şehit edildi. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Amcasının köyde teröre karşı duruşuyla bilindiğini” söylemiş yeğeni. “Üç hafta önce teröristler köye gelip köylülere salma vurmuşlar ve iş bölümü yaptırmışlar. Amcam da bu durumu Jandarma Karakol Komutanlığı’na giderek bildirdi. Olay gecesi amcam, 3 torunu ve gelini evde oturduğu sırada gece yarısı kendilerini asker olarak tanıtan 6 terörist kapıyı çalmış. Amcamın kapıyı açmasıyla kurşun yağmuruna tutulmuş. Amcam olay yerinde öldü. Torunları ve gelini ise saldırıdan korkup, iç odada saklanmışlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu asker ve polis olarak tanıtma çok tehlikeli bir şey, buna tedbir alınması lazım. Vatandaşın kapısına gidiyorlar, “polisiz” diyor, adam içeriye giriyor. Vatandaş polise saygılı olduğu için, bir itirazı olmuyor. Polis veya asker olduğunu ispat edecek bir ön çalışma olması gerekir. Yani içeri kapı açılmadan önce, dışarıdan uzaktan asker ve polis olduğu, mesela özel araba olması lazım. O askere ve polise ait arabanın görünmesi lazım. Çünkü onun taklidini yapamazlar. Onun ışığı var, şunu var bunu var falan, sireni var. Önce asker ve polis kendini ispat etsin. Eve rahatça gelip, sivil polis özellikle çok tehlikeli olur, değil mi? Adam açsa bir türlü açmasa bir türlü. Açmasa terörist konumunda olacak, açsa olayın içerisine girecek tuzağa düşmüş olacak. Buna devlet bir çözüm bulması lazım. Yoksa o muhterem şehit Bingöl onların tozunu çıkarırdı. Bilse onların terörist olduğunu, iflahlarını keserdi, kaçacak delik ararlardı. Ama kahpelik yapmışlar. Bak pek kahpe diyorum ya, pislik, kahpe, kalleş diyoruz. Şimdi ne yapmış? Kalleşlik ve kahpelik yapıyor, bunun dışında bir şey yapamıyor. Kendini asker olarak tanıtıyor. Bu adam dışarı çıkmıyor mu bu insan? Tamam, gel göğüs göğse gel söyle. PKK’lı olduğunu söylersin, intikam almaya geldiğini söylersin, göğüs göğse söyleyebiliyorsan söyle. Devlete saygılı olduğu için, belki de o üstünü başını da giyindi temiz pak, ceketini kıyafetini giyip nezaketen hürmetle kapıyı açmıştır. “Buyurun efendim ne istiyorsunuz” diye. Terörist olduğunu bilse, darmadağın eder onları. Devlet buna tedbir alsın. Vatandaşın kapısına geliyor “ben polisim” çat kapı açılıyor, hiçbir savunma imkanı olmuyor o zaman. Polis mutlaka dışarıda siren çalsın, polis arabası görülsün, ispat etsin polis olduğunu. Hatta kimliğini kapının altından atsın, değil mi? Kimliğini çıkarsın, efendim işte “ben komiser bilmem kim” kapının altından atsın. O da baksın kişi, gerekirse telefonla da sorsun, “karakoldan sorun” desin. Karakoldan da teyit edebilirler. Mesela “ben askerim” diyor, tamam, ne diyecek; diyecek ki, “açın telefon karakoldan teyit edin, biz askeriz.” O zaman açsın. Karakoldan teyit şart. Yani ne kaçırılıyor? Eğer suç unsuru kaybetme korkusu varsa zaten olur o, sen zile bastığında, adam onu kaybeder.

TARIK KOLUKISAOĞLU: Hocam, korkak dediğiniz burada da yine çok açık net ortada. 76 yaşındaki savunmasız bir kişinin evine 6 kişi gidiyorlar ve burada yine korkaklıklarını belli ediyorlar aslında.

ADNAN OKTAR: Tam klasik kahpeler. Bir kişi, 76 yaşında insan. Askeriz diye aldatıyor. Ahlaksız köpekler deyin ki; “PKK’lıyız” değil mi, duyalım. Bak bakayım ne oluyorsunuz siz orada. Bunların cibilliyetine, ruhlarına işlemiş kahpelik. Yani cibilliyetine derken, bedenine işlemiş. Pislik, kahpe ve kalleşler. “Türkiye bunlara niye yardım etmiyor” diyor. Şimdi vatandaşı böyle mağdur duruma sokmaması için devletin, bu tedbirleri alması lazım. Bir kere kapıya polis veya asker geldiğinde, jandarma geldiğinde, mutlaka karakolun telefonu verip, “efendim telefon şu, açın sorun.” Veyahut sormasına gerek yok, kendi 155’i arayacak, 155’ten soracak. “Kimdir bunlar doğru mu?” Sabit bir telefon. Yahut vatandaşa yeni bir telefon versinler, mesela farz edelim 555. Vatandaş açtığında, sırf yahut 55 açtığında, hangi polisin gideceklerini onlar bildikleri için diyecekler ki; “efendim ismim şu, adresim şu kapıya arkadaşlar geldi polis olduklarını söylüyorlar bu doğru mu?” “Evet efendim doğru” derlerse açar. Eğer “değil” derse, hemen polise haber verir, “kapıda böyle birileri var polis olduklarını iddia ediyorlar hemen gelin” derler. Vatandaşa bu tuzağın kurulmasına devlet engel olsun. Bu tuzak her yerde çalışabilecek bir tuzak bu. Başka vatandaşa da yaparlar bunu. Doğu’da her yerde vatandaşlar askere saygılı. “Jandarma” dediğinde, açıyor tabii. Mutlaka teyitli. Açacak 55 farz edelim, “efendim böyle biri yok” dediği an o “gelin” demesine gerek kalmadan “hemen geliyoruz efendim” diyecek. Derhal bölgeyi saracak polis jandarma, “hemen geliyoruz” diyecek. Kapıyı da açmayacak. Bir de vatandaşı koruyacak orada korucu gücünün orada çok iyi tahkim olması lazım. Mesela o rahmetli şehidin bunduğu bölgede korucular olması lazım. Hemen o bir butona bastığında, derhal o eve gelmesi azlım o insanların. O tarz sistemler kurulması lazım. Tehlike düğmesi olacak, bastığında, hemen onlar fırlayacak evinden silahla. Evde baskın var anlamına gelecek. Çünkü bak, burada evler var, “burası” işte “elektronik bilmem ne koruma altındadır” diyor. Ne demek? Eve herhangi birisi girmeye katlığında, karakola anında haber veriliyor. Karakol sormadan geliyor. Güneydoğu’da da vatandaşa karakol sormadan geleceği şekilde koruma tedbirleri alınması lazım. Bu ahlaksızların nereden çıkacağı belli olmuyor. Vatandaşı zincirleme iyi bir teknikle koruma altına alalım, bu tip haberler gelmesin.

Negatif düşünceden şiddetle kaçınmak, kalbi Allah’a bağlamak, her şeye bakarken Allah’ın tecellisine bakıyorum diye bakmak lazım. Allah’a tam tevekkül etmek lazım. İmtihan eder Allah zorluklarla, hastalıklarla, sabırlı olacak Müslüman.

Ortadoğu’da adamların PKK’yı desteklemesinin nedeni petrol değil. Petrol ne alaka? Suudi Arabistan zaten Amerika’nın önünde diz çökmüş durumda. Bütün Suudi petrollerini istedikleri gibi alıyorlar. Irak petrollerinde de bir sorun yok. Kuveyt petrollerini de alıyorlar, bütün dünyanın petrollerini alıyorlar, petrolle sorun yok. Güneydoğu’daki petrol bir avuç petrol oradaki petrol.

Yeşaya 17/14’e göre, Kutsal Kitap’ta yani, “Şam bir günde yok edilecektir.” Yani Şam, kısa bir zaman dilimi içerisinde yok edilecek. Şu an yapıyorlar. Ama burada asıl amaç şöyle görünüyor, Evanjelikler şöyle yorumluyorlar bunu; “nükleer silahın kullanılması şart” diyorlar, Şam’a. Çünkü bir günde yok edilecektir demek ne demek? Nükleer silah kullanılması gerekiyor. Şimdi bak buna inanıyorlar. Atom bombasıyla, Şam’ın yerle bir olması gerektiğine inanıyorlar.

“Tevrat’ın Hezekiel bölümünde anlatılan Gog Magog” yecüc ve mecüc “savaşı Müslüman-Yahudi savaşı olarak yorumlanıyor” Evanjelikler tarafından. “Evanjelik inançlarda temel kavramlardan biri bu. Buna göre İsrail’e karşı kuzeyden birçok devlet birleşip saldıracak.” Kuzey derken, Türkiye kastediliyor. Şu anda da onun zeminini hazırlamaya çalışıyorlar, işte “Mescid-i Aksa’yı bastılar, Türkiye sizi şöyle yapacak.” Bizim bazı yetkililer söylüyor ya, “yerle bir ederiz İsrail’i, darmadağın ederiz, bir dalarsak hallaç pamuğu gibi atarız” falan. O savaşı kızıştırmak için özel söyletilen sözler bunlar, o savaşı başlatmak için.

“İsrail’e karşı kuzeyden birçok devlet birleşip saldıracak fakat, İsrail mucizevi bir galibiyet kazanacaktır.” Evanjelik inancına göre, yani Amerikalıların inancına göre ve Avrupa’nın inancına göre. “Bu öyle büyük bir savaş olacaktır ki ve öyle çok Müslüman ve Musevi ölecektir ki cesetlerini gömmek 7 yıl sürecektir. Bu savaşın ardından Raptül adı verilen büyük bir olay meydana gelecek ve dünyada büyük bir karışıklık çıkacaktır.” Şu an bu karışıklığı çıkarıyorlar işte. “Dünyada çok sayıda insan ortadan kaybolacaktır. Çünkü dünyadan inançlı kişilerin ruhları alınarak Hz. İsa (a.s)’ın ruhuyla gökyüzünde buluşacaktır.” “Evanjelik inanca göre Hezikel 38 Senaryosu olarak anılan Musevi-Müslüman savaşının ardından sahte Mesih” yani deccal “çıkacaktır. Deccal İsrail ve Filistin’de bütün Müslümanların arasında barış anlaşması imzalanmasına vesile olan kişi olacaktır.” Bu da, Hz. Mehdi (a.s)’ı görüyorlar. Evanjelikler de seviniyorlar, “deccal çıktı, beyaz takım giyecek falan” diyorlar. Geldiler buraya, “tipin de çok benziyor” diyorlar. Yani ahir zamanda gelecek deccalın benim olduğum inancındalar. “Müslümanları birleştirecek bu” diyorlar. “Bütün Müslümanlar bunun etrafında toplanacak” diyorlar. “Barışa davet edecek” diyorlar. Ben barışa davet ettikçe, “hay mübarek hay, bak görüyor musun deccali” diyor, “barıştan bahsediyor” diyor. Ne diyeyim? Milleti asın-kesin mi diyeyim? Akla bak. “Kudüs’te Süleyman Mabedi’ni kuracağız” dedim, “ah, bulduk” dediler. Çünkü deccalin özelliği Süleyman Mabedi’ni kurması ve dünyayı barışa davet etmesi olarak inanıyorlar. Ve benim de bütün İslam alemini birleştireceğim ve Müslüman aleminin başına geçeceğime inanıyorlar. O yüzden müthiş sevinç içindeler deccali bulduk diye. Hayırlı uğurlu olsun ne diyeyim ben onlara? Allah akıl fikir versin, hidayet versin.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, siz o dönemde bir mantık anlatmıştınız o kişiye. Bir Müslüman bütün hayatını uğruna verecek, bütün dünyanın barışı için çaba gösterecek sonrada bunun tam tersini mi yapacak diye söylemiştiniz. Mantıksızlığını anlatmıştınız, ona cevap verememişlerdi o zaman.

ADNAN OKTAR: Dedim ki kardeşim Hz. Mehdi (a.s) çıkacak. Bütün İslam alemini barışa, kardeşliğe, sevgiye ikna edecek, Hristiyanları ikna edecek, Hristiyanlarla birlikte mücadele edecek, hayatı son derece şeffaf olacak, iç içe hareket edecekler. Hz. Mehdi (a.s), barış insanı olduğu için insanlar onu sevecek. Bir gün diyecek ki, aksine herkesi kesip doğrayalım diyecek. Buna kalınız alıyor mu dedim sizin? Bütün dünya ikna edilmiş barışa kardeşliğe. Geri onu sen nasıl kan dökmeye, dehşete ve şiddete ikna edeceksin? Hangi Hristiyan hangi Müslüman buna inanır? Ayrıca bak Hz. Mehdi (a.s), Hristiyanlarla beraber hareket ediyor zaten. Hayatı birlikte, nasıl yapacak onu? Kim dinler böyle bir şeyi, olacak iş mi? Güya kendilerince Hz. Mehdi (a.s)’ı böyle engelleyeceklerini zannediyorlar. O Evanjelikten ileri gelenler buraya geldiler, benle konuştu, adamın eli ayağı titriyor, ağzı dili kurudu deccali buldum diye, acayip sevindi. Ben barıştan bahsettikçe, gözleri yeşeriyor. Kudüs’te dedim Süleyman Mabedi’ni kuracağız dedim, nutku tutuldu artık böyle eridi, kafa gitti. Koşarak Amerika’ya gitti, deccali buldum diye bütün her tarafı ayağa kaldırıyor.

OKTAR BABUNA: Beyaz takım giyecek.

ADNAN OKTAR: “Beyaz takım giyecek onu da tespit ettim” diyor.

AYLİN KOCAMAN: Musevilerle ittifak kuracak.

ADNAN OKTAR: “Musevilerle ittifak edecek” diyor “onlarla böyle dost olacak diyor. O alamette tamam” diyor. “Hahamlarla zaten birlikte” diyor. Peki Hristiyanlar? “Hristiyanlarla, onarla ittifak edecek” diyor. Kardeşim insaf artık. Barı kardeşlik dünya hakim olduysa, sevgi hakim olduysa Hz. Mehdi (a.s)’ın ne zoru niye kan akıtmayı istesin ondan sonra?

AYLİN KOCAMAN: Siz o zaman demiştiniz, o zaman her yapılan iyi şey bir şaibe olarak kalacak.

ADNAN OKTAR: Mesela İran dehşetten bahsediyor, kandan bahsediyor, onların diyor deccalle alakası yok, onlar sağlam adam diyor. Peki o iddialar savaşalım nükleer savaş yapalım diyorsun İran’la. Bu kadar çelişki olur mu? İnanılır gibi değil. “Deccal belli olmuş” diyor, “sen belli” diyor “İslam alemin başına geçeceksin” diyor. “Ortalık böyle süt liman olacak herkesi barışa davet edeceksin” diyor. Süleyman Mescidi’ni de kuracaksın hakikaten” diyor, “sonra diyor bütün dünyayı kana davet edeceksin” diyor. Dünya inanır mı? O kadar sen ikna etmişsin sevgiye, barışa, kardeşliğe birden bire desen ki, hadi kan akıtalım desen, millet ne oluyor der değil mi? Çocuk mu millet karşındaki insanlar. “Deccal İsrail ile Filistin yan yana bütün Müslümanlar arasında barış anlaşması imzalamasına vesile olan kişi olacaktır.” Bak Filistin de Musevileri barışa davet ediyorum ya ben, “aynısının tıpkısı” diyor. Halis deccalmişşin sen” diyor. İnsaf kardeşim daha ne diyeyim yani? Hepsi suç oluyor. Beyaz giyiyorsun suç oluyor. Barışa davet ediyorsun suç oluyor. Allah Bir’dir diyorsun suç oluyor. Yani ben anlamadım bu kafayı. “Bu inanç nedeniyle barış için bir araya gelen herkese deccal gözüyle bakmaktadırlar” diyor. “Hristiyan yöneticilerin tümü, bu konuma gelmemek için, olası bir İsrail-Filistin barış antlaşmasından kaçınmaktadırlar.” Şu an İsrail ile Filistin’in yapmaması için uğraşanlar, Evanjelikler. Filistin’i saldırganlığa itende evanjelikler. “Gidin roket atın şunu atın bunu atın” diyorlar. Onlarda diyor ki “sizde kendinizi savunun bombalayın” diyorlar, sürekli savaş halinde tutuyorlar. Çünkü “eğer barışırsanız” diyorlar, “deccal çıkmış demektir” diyorlar. Deccale hizmet etmiş olacaksın diyorlar. Şimdi bende İsrail’le Musevilerin barışması, kardeş olması, dost olmasını istiyorum ya, “bu kadar alamet tutan adam ilk defa gördük” diyorlar. “Çıktı” diyorlar, “hadi gözümüz aydın” diyorlar. Hepsi birbirini müjdeledi. Ağzı dili kurumuş hepsinin böyle. Evanjelikler arasında şu an meşhurum. Deccal çıktı diye adam eriyor. Allah akıl fikir versin bunlara, ben ne diyeyim. “Barış anlaşmasının ardından sahte Mesih” yani sahte Moşiyah yani sahte Mehdi olarak görüyorlar. “Süleyman Mescidi’ni üçüncü kez inşa edecektir.” Bende üçüncü kez inşa ederim diyorum ya, “ve Müslüman aleminde tek bunu iddia eden” diyorlar yani “Mescidin kurulmasını isteyen tek kişi” diyorlar. “Anladın değil mi” diyor. Adamlar birbirine sarılıyor, nihayet bulduk diye. Allah hidayet versin bunlara. “Bu barış anlaşmasının ilk üç, dört yıl geçtikten sonra, barış ve esenlik içinde yaşayacak dünyaya barışı hakim olacak” diyor. “Kardeşlik hâkim olacak. Fakat sonra deccal” yani Hz. Mehdi (a.s)  onların inancına göre, “Süleyman Mabedinde” haşa “Allah olduğunu iddia edecektir.” Dünya o kadar saf mı? Sizin aklınız varda, dünyanın aklı yok mu? Derler ki, aklını kaçırmış bu adam derler. Hangi Müslüman birisinin Allah olduğunu iddia ettiğinde onu kabul eder. Bak Abdullah Öcalan çıkıyor, “ben Allah’ım” diyor. Cansiperane Kürtler, Kürt kardeşlerimiz karşı koyuyor buna. Hiç kimse kabul etmez. Bir adam yiyen içen bir insanın, uyuyan zavallı bir insanın Allahlık iddia etmesini kim kabul eder? Dünya bu kadar saf mı? Milyonlarca üniversite öğrencisi var. Milyarlarca kültürlü insan var. Kim kabul eder? Yani çocuk gibi kafaları ben anlamıyorum. “Fakat sonra deccal Süleyman Mabedi’nde” haşa “Allah olduğunu iddia edecektir. Böylelikle beklenen Mesih’in o olamadığı anlaşılacaktır.” Yani benim Süleyman Mabedi’nde gidip orada oturacağımı düşünüyorlar, haşa bir gün durup ben Allah’ım diye ortaya çıkacağıma inanıyorlar. Yiyen, içen, uyuyan Allah’ın karşısında zavallı olan bir varlık, hastalanıyor nasıl Allah olsun? Ve buna kim inanır? Yani insaf. “Son üç yıl ise deccalin demir yumruğu altında azap içinde geçecektir.” Yani sonra diyor Mehdi bir diktatöre dönüşecek, demir yumrukla işte asacak kesecek. Kardeşim barış ortamı varsa, sevgi ortamı varsa, ekonomi oturmuş herkes zengin huzur içinde, insanları niye ezmeye kalksın? Ve kim kendini ezdirir? Ayrıca Hz. Mehdi (a.s)’ın bir siyasi gücü yok ki, sevgi insanı o. Sevgi insanı olduğu için insanlar onu seviyor. Şiddet insanı niye olsun? Niye Allahlık iddia etsin? Ve haşa iddia etse bile kim kaile alır? Dünyayı bu kadar saf görmeleri de anormal. “Yedi yılın sonuna doğru Kızıl Çin ve onun gibi doğunun kralları deccalle karşı harekete geçecekler”. Yani bana karşı Kızıl Çin ayaklanacakmış. Kızıl Çin ordusu. “Fırat’ı geçip” yani bu PKK falan oluyor. Onun için PKK’yı destekliyorlar. “Armageddon’nun yaşanacağı vadiye gelecekler.” PKK olduğu bölgeler, Armageddon’un oluşacağı yerler onların iddiasına göre. Onun için PKK’yı destekliyorlar. Müslümanları en iyi öldürecek, en iyi ezecek adamlar onları görüyorlar. “Yedinci yılın sonuna doğru Kızıl Çin ve onun gibi doğunun kralları deccale karşı harekete geçecekler.” Bak Hz. Mehdi (a.s)’ın hakim olacağına inanıyor onlar. “Fırat’ı geçip, Armageddon’nun yaşayacağı vadiye gelecekler.” PKK en yoğun olduğu yere. “Bu savaş son dünya savaşı olacaktır ve tüm dünya devletlerinden güçler katılacaktır.” Yani bu bütün dünyadan askerler katılacak koalisyon güçleri, şu an var ya koalisyon güçleri, bunu artık daha da güçlendirmeyi düşünüyorlar. “Bu savaşın sonuna doğru Hz. İsa (a.s) ve daha önce gökyüzünde iştirak etmiş olan Müslüman Yahudi savaşı gökyüzüne yükselerek Hz. İsa (a.s) ile buluşmuş olanlar, yeryüzüne inecekler. Ve tüm dünyevi güçleri öldürecekler.” Yani bunlarda herhalde şöyle bir şey düşünüyorlar, havadan indirme yaparak, Hz. İsa (a.s)’ın talebeleri geliyor diyecekler, Amerikalı, Avrupalı askerler, gökyüzünden paraşütle indirmesi yapıp bütün Müslümanları öldüreceklermiş, böylece Hz. İsa (a.s) zuhur etmiş oluyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ı da öldüreceğiz” diyorlar, “Hz. İsa (a.s) da öldüreceğiz ve PKK da bize yardım edecek bu konuda” diyorlar. Özetle olayın aslı bu. Dolayısıyla petrol olayı yok. Dünyanın her yerinde petrol kaynıyor. Ucu bucağı yok dünyada. Sırf Suudi Arabistan yeter Amerika’ya, sırf Kuveyt yeter, sırf İran petrolleri yeter. Öyle bir dertleri yok. Azerbaycan petrolleri, her yer petrol kaynıyor. Türkiye’nin güney doğusunda o kadar kaliteli petrol çıkmıyor zaten. Yani istedikleri kaliteli petrol çıkmıyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Evanjelist Başkan Bush da Irak savaşı öncesinde bu şekilde bir açıklama yapmıştı. Birkaç fotoğraf vardı gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: “Bush’un gözünde Yecüc ve Mecüc” diye bir haber çıktı. Evajelist Başkan Bush’un Irak savaşı öncesi Chirac’a. Yecücle Mecüc.

ADNAN OKTAR: Jack Chirac.

BÜLENT SEZGİN: Jack Chirac evet, “Yecüc ve Mecüc harekete geçti. İncil’in tüm öngörüleri yaşanıyor. Bana yardım et” dediği ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Hepsini gezdi bu. İngiltere başbakanına da gitti, hepsini gezdi. Yecüc, Mecüc çıktı, adım başı Müslümanları kastediyor. Bundan daha evvel siz gelenekçiler falan. Bu Abdurrahman Dilipak falan uçuyor.

BÜLENT SEZGİN: Jack Chirac’a şöyle söylüyor başkan Bush; “Jack sen ve ben aynı inanca sahibiz. Sen Katolik’sin ben Metolist.” Yani Protestan’ın mezheplerinden biri Evanjelik bir mezhep, “ama her iki mezhepten de Hristiyanlarda İncil’in öğretilerine bağlıdır. Tanrımız aynı diye sözlere başladı. Chirac nereye varmayı istediğini anlamadığını söyleyince Bush, Gog ve Mogog” yani Yecüc ve Mecüc “orta doğunda iş başında. İncil’deki kehanetler tamamlandı. Bu karşılaşmayı tanrı istiyor. Tanrı bunu kullanarak, yeni bir çağa başlamadan önce düşmanlarını silmek istiyor” diye açıkladı.

ADNAN OKTAR: Şam’ı da önce Müslümanların kontrolüne vermeyi düşünüyorlar, sonra da onlarla çatışmayı düşünüyorlar, çatışma edecek de baş edemiyoruz bunlarla, o zaman atom bombası atalım diyecekler ve böylece İncil’in kehaneti ortaya çıkmış olacak. Yani çok vahşi bir düzen istiyorlar. PKK da Müslüman katliamında bu Evanjelik güçlere en iyi yardım edecek Müslüman düşmanı topluluk olarak görüyorlar. Müslümanlardan nefret edecek, Müslümanları asıp kesecek azgın, psikopat bir ordu olarak görüyorlar. Onun için bunları burada çok güçlü tutalım ki, bize yardımcı olacak diyorlar. Yani yerli katiller olarak çok önemli görüyorlar. PKK da bunun artistlik süksesini yapıyor. Çok çirkin süksesini kedince. Yani ahlaksız süksesini yapıyor, yani pislik sükse. Bundan da birçok kişi habersiz olduğu için, “yok ayran için, yok oradaki pekmezler için geliyorlar, yok petrol için geliyorlar.” Kardeşim kimsenin öyle bir derdi yok. Direkt Evanjelik inancı gereği olarak bunu yapıyorlar. Bak “dünya tüccarları onun Babil için ağlayıp yas tutuyor.” Irak “bak dünya tüccarları onun Babil için ağlayıp yas tutuyor. Çünkü mallarını satın alacak kimse yok artık.” Yani ekonomik yönden Irak çökecek diyor. Şu an kimse Iraktan mal alamıyor. Ticareti tamamen yok oldu. Dolayısıyla Kutsal Kitap’ın öngörüsü çıkmış oluyor. “Babil’in bu mallarını satarak zenginleşen tüccarlar, kentin çektiği ıstıraptan dehşete düşecekler.” Yani orda ticaret yatırım yapan iş adamları, Irak’ta faaliyet yapıp zenginleşen adamlar, bölgedeki dehşetten dolayı kendileri dehşete düşecekler diyor. Ve ekonomik yönden çökecekler diyor. “Kent bir saat içinde viraneye döndü” diyor. Bağdat’ın bombalanacağını söylüyor bir gece de. Yani yerle bir edilecek bir saatin içinde yerle bir oldu diyor. “Koca kent Babil de işte böyle şiddetle atılacak ve bir daha görülmeyecek” vahiy 18/21. Yerle bir olacak diyor Bağdat. Nasıl bombaladılar görüyorsunuz daha önce Irak’ı, Bağdat’ı. Onun için bütün güçleriyle PKK’yı destekliyorlar. Müslüman katliamında, en yetenekli onları görüyorlar, en azgın onları görüyorlar. “Aman aman diyorlar bunlar buranın yerli katileri, yerli psikopatları, yerli ahlaksızları, yerli kahpe ve kalleşleri bunları iyi besleyelim. İyi silahlandıralım” diyorlar, konu bu.

OKTAR BABUNA: Tam uyuyor dedikleriniz ve Bush’un açıklamaları. Bütün bu bölgede olanlar net yani delilendiniz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Bir de Amerikan’ın açıklaması var yedi yıl içersin de petrol ithal etmeye ihtiyacı kalmayacak diye Amerika’nın.

ADNAN OKTAR: Kardeşim petrolle ne işi var Amerika’nın? Her yerinden petrol kaynıyor.

GÖKALP BARLAN: Memleketinde baya petrol çıkmaya başladı Amerika’nın.

ADNAN OKTAR: Amerika da dimi?

GÖKALP BARLAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Sırf kendi ülkesindeki petrol, yüz sene ona yetecek kadar. Böyle bir derdi yok. Denizler dağlar her yer petrol dolu. Kobani de deccalin adamlarının üstü olması onları ilgilendiriyor. Yani deccal taraftarlarının moral desteğe ihtiyacı olduğu için, onlara yardımcı oluyorlar, konu bu. Yani kendi kiralık katillerini, kendi alçaklarını, kendi karaktersiz kahpe kalleşlerini ezdirmeme konu bu başka bir şey yok. Teksas’taki Petrol, en kaliteli petrol Amerika’nın. Her yer petrol kaynıyor Amerika da. Ne yapsın gelip Türkiye de onunla mı uğraşacak? Hayır zaten Türkiye açıyor bakıyor, kalitesi düşük petrolün geri kapatıyorlar. Güneydoğu’da petrol aranıyor aranmıyor değil yani.

“Seni çok seviyorum” diyor, bir hanım kardeşimiz.

 “Ufuk denizimiz, sevgi öğretmenimiz. Kuran’a, ilime, bilime, irfana, fikre, tefekküre, derin düşünmeye bizleri yönlendiriyorsunuz. Sizi çok seviyoruz” diyor, Burhan Karahan.

“Hocam bir sözünüzde demiştiniz ki” diyor bir kardeşimiz, “bütün masonlar Muhammedi olsun, bende mason olacağım diye bir cümle kullanmıştınız. Peki şu an bütün masonlar, Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olduğu için mi mason oldunuz 33 dereceden?” Masonluk zaten Hz. Mehdi (a.s)’a yardım için kurulmuş bir sistemdir. Moşiyah’a ta en başında. Hz. Süleyman (a.s) devrinde kurulmuştu Hz. Süleyman (a.s) devrinde. Çok daha da eskidir. Ama Hz. Süleyman (a.s) devrinde şaşalı dönemini yaşamıştır.

CİHAT GÜNDOĞDU: Kendilerini kurtaracak olan ahir zamanda Adonay’ı bekliyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Adonay Adonay diye dua ediyorlar. Sarayda Madonna’nın bulunduğu ortamda Cihat’ta oradaydı doktor Cihat, o da benim yanımdaydı. Nasıl Kippa ve dua örtüsü yakıştı değil mi bana? Oradakiler beğendiler mi? 

CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, “çok yakıştığını” söylediler. Töreni de size zaten açtırdılar.

ADNAN OKTAR: Ne yaptım ben Tevrat’ı?

CİHAT GÜNDOĞDU: Tevrat rulolarını açtınız, çıkardınız.

ADNAN OKTAR: Onun Tevrat’ın konduğu süslü bir kap var, o getirildi, onu ben yerinden alıp Tevrat’ı alıp, orada hahama verdim. İnşaAllah. Oradaki en sevdikleri, en değer verdikleri kişiye onu yaptırıyorlar. Madonna’da sevgiyle izliyordu, çok hoşuna gitti. Adonay Adonay diye göklere çıkıyordu oradaki dualarında. Ve açtıklarında Harun’la ilgili meseleler çıktı. Harun’un İşleri evet. 

OKTAR BABUNA: Bende büyük toplantılarına katılmıştım, göndermiştiniz Hocam Los Angeles’da binlerce kişini katıldığı. Dediğiniz gibi Adonay Adonay diye sürekli tekrarlayarak dua ediyorlardı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Allah aşkıyla sevdiğim canım Hocam” diyor.

 Bunun çok güzel bir tevafuk olduğunu söylediler, Harun Kıssası’nın çıkmasının. Birde Madonna “İstanbul’da bir ışık, bir nur görüyorum” dedi. “Bir maneviyat var burada” dedi. “Musevilerin yaptığı bu töreni ilk defa olduğunu” söylediler. 

Abdullah Çevik; “Hocam, köylerde para toplamak için hane başı toplanan paraya ve yiyecek miktarına salma diyorlar.” PKK gelip, orada salma haracı istiyorsa, bunu oradaki zaten güvenlik birimleri anında haber alması lazım. Halkın bunu ihbar etmesine gerek kalmaması lazım. Orada polisin zaten görevli adamları olması lazım. Anında ilgili yerlere bildirilip salmacıları hemen tevkif etmeleri lazım. Sen kimsin de devletin yapacağı bir şeyi yapıyorsun? Çok ağır bir suç. Haraç istemek ne demek? Gasp yani. Gereği yapılması lazım. Orada bir başıbozukluk var. Başbakanımız ve İç işleri bakanımız gereğini yapsın. Bir gariplik var. Bir de en önemli tedbirlerden bir tanesi de, koruculuk sisteminin pekiştirilip, güçlendirilmesi. Korucu kardeşlerimize verilen silahların kalitesi artırılsın. Tam otomatik silahlar verilsin. Zırh çok önemli, yani kurşungeçirmez yelek. Birde yakın müsademe içinde yine mesela gerekirse, Allah kullandırtmasında el bombası, ona benze silahlar verilmesi lazım. Birde korucular, mesela Diyarbakır’ın bir köyünde, Diyarbakır’a inmesi gerekiyor. Silahıyla insin. Asker silahla geziyor da, korucu silahla gezince niye acayip olsun? Korucu kıyafeti var zaten üstünde, korucu kıyafetiyle geliyor, geziyor. Gayet normal yani. Orada bir askere saldırı olmuş olsa, Allah esirgesin korucu hemen devreye girer  silah olursa. Silahı olmayan korucu nasıl korusun? Ne yapsın? Şehre inerken silahın alınmasının bir mantığı yok. Birkaç kere korucular arasında tatsız olaylar çıkmıştı poliste de oluyor. İntihar eden poliste oluyor, karısını çekip vuran poliste oluyor. Mantığı yok bunun. Korucuların maaşı da artırılsın. Onların sigorta yönü her yönü polislerle aynı olsun. Bu devlete bir güzellik olarak geri döner. Bereket olarak geri döner. Bu konuda tereddüt etmemek lazım. Korucular, aslan onla. Devlete sadık, millete sadık, Allah’a Kitap’a sadık, dindar, muttaki böyle efendi kardeşlerimizden korucular var. Ne güzel, ne güzel. Mardin’in köyleri dağ başı çok tehlikeli. Adamlar işte salma almaya geldik diyorlar, al sana salma diyecekler o zaman. Ayakkabılarını giymeden kaçarlar. Korucuları gördüğünde.

OKTAR BABUNA: Çekiniyor PKK zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii. Halk bak mübareğin evine geliyorlar gelip tehdit ediyorlar. Nasıl tehdit ediyor? “Ben polisim” diyor, “askerim” diyor, oyuna getiriyorlar. Böyle şey olmaz. Askerim deyince, orada halkın yetkisi olacak. Diyecek “bir dakika kardeşim, telefonla soracağım.” Karakola soracak. Yahut karakol o anda kapıya geldiğinde telefon açsın. Efendim şu an gelenler polis veyahut asker siz kapatın bizi arayın diyecek. Bak çift teyit. Kapatacak, yeniden karakolu arayacak kendi telefonundan. Ondan sonra kapıyı açacak. Bu kadar açık. Öbür türlü bu kahpeliğe devam ederler bu kalleşliğe. Bak yaşlı başlı insan, mübarek dindar bir insan. Sen gidip orada onu kahpece yöntemlerle şehit ediyorsun. Ve korkuyorlar, it gibi korkuyorlar yaşlı bir insandan, tek başına bir Müslüman’dan korkuyorlar, 6 kişi birden gidiyorlar ve kahpece yaklaşıyorlar. O mübarek onlara dünyayı dar ederdi normalde de, fakat kalleşlik yaptıkları için bir şey yapamamış.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bölgede yaşananlarla ilgili bir haber vardı. İnternet haber yazarı Levent Gültekin doğudaki bir ilin mülki amiriyle görüşmüş. Mülki amir PKK’nın bölgede haraç çadırları kurduğunu anlatmış. Çadırlarda 50-60 tane silahlı gerilla oluyormuş. Şehirden minibüsle iş adamları esnafı taşıyıp şu kadar haraç veriyorsun diyorlarmış. Ayrıca mahkemelerde resmen işler durumdaymış. Hatta bölgedeki üst düzey mülki amirlerden birine, sözde PKK mahkemesinden celp gelmiş. Yargılamak üzere çağırmışlar. Levent Gültekin bunları anlatan şahsa “peki siz bu durum karşısında ne yapıyorsunuz? Diye sorunca da ‘bize kesin talimat var hiçbir müdahale de bulunmuyoruz. Hiçbir hareket yapmıyoruz’ cevabını vermiş.

ADNAN OKTAR: La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Azim. Bu nedir, ben mantığını anlayamıyorum. Adamlar bölgeye gittikçe yayılıyor belediyelere yayılıyorlar, halkı sindiriyorlar. “Asayişi biz sağlıyoruz” diyorlar. “Bize oy vermeyeni öldürürüz” diyorlar. Bir seçimler geliyor, adam nereye oy verecek? Mecburen PKK’nın desteklediği yere oy verecek. Bu adil seçimde bir olmayacak o zaman. Burada amaç ne, bunu anlayamadım. Bir iyi niyet olması gerekiyor. Ama bir fayda yok ki burada. Olduğu gibi siyasi olarak bölge PKK’ya teslim edilmiş olacak. Bunda nasıl bir hayır bir amaç var ben anlamadım? Yanlış bir politika uygulanıyor olabilir. Bunun yeniden gözden geçirilmesi lazım. Aman olay çıkmasın aman hadise çıkmasın. Tamam, olay çıkmaması güzel de bu Güneydoğuyu toptan kaybetmemize sebep olacak teknik bu. Bunu düşünüyordur kardeşlerimiz. Sayın İç İşleri Bakanımız bayağı yaman birisi. Başbakanda yaman birisi. Ben burada nasıl bir fayda olabilir, ben çıkaramıyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, Amerika’nın siz PKK konusunu bize bırakın diye bir garanti verdiği söyleniyor. Özellikle yabancı basın bunları yazıyorlar. Şu ana kadar Amerika’nın kontrolü altında tutabildiği hiçbir gerilla organizasyonu yok. Onu da belki göz önünde bulundurmuyor olabilir bazı kişiler, destek verenler. En son Amerika’nın PKK’yla direk görüştüğü ile ilgili bir rapor çıkmıştı. Beyaz Saray’da “bizim haberimiz yok” dedi sadece, tam yalanlamadı. “PKK terör listesinde” dedi sadece.

ADNAN OKTAR: Ekrem Dumanlı. Bu Zaman Gazetesi’nde bir yazardı değil mi Ekrem Dumanlı? Genel yayında. “En kötü cemaat, en iyi partiden daha uzun yaşar. ANAP, DYP, Demokrat Parti geldi ama nice cemaatler vardı 30 kişilik 40 kişilik hala ayakta. Sen kimsenin gönlüne müdahale edemezsin. Adnan Hoca’yı eleştiriyorlar. Ama bu adam, ANAP’ın doğuşunu ve batışını gördü ama hala ayakta” diyor. EvelAllah. 

Fikret bir şey daha söyle.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Şırnak’ta kaçırılan uzman çavuşun akşam saatlerinde serbest bırakıldığı öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Bu şımarıklıklarının 24 saatte biteceğini tahmin etmeleri lazım. Bu cıvıklığı nasıl yapıyorlar, ben anlamıyorum. İstese devlet, bunları 24 saatte yolunmuş kaza çevirir. Böyle pişmiş kaz gibi otururlar.

AYLİN KOCAMAN: Pamukoğlu Paşa bir anlam veremiyor.

ADNAN OKTAR: O bir alem Pamukoğlu Paşa. Akıl almaz sakin, bayağıda şık giyiniyor. “Gidip alacağız” diyor. Ne olacak sonra? “Bitecek” diyor.  O kadar diyor, başka bir şey yok. Hakikaten yapar.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amberin Zaman yazısında; “çok yakında bağımsız Kürdistan’ın kurulacağını” yazmış. “İran’ın bu bağımsızlığa şiddetle karşı olduğunu.”

ADNAN OKTAR: Şiddetle değil, çok sakin karşılıyor. Bir kelime gelip söylesinler İran’da. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Ama Amerika ve Türkiye’nin desteğiyle 2015 ikinci yarısında Kuzey Irak’ta bağımsızlığın ilan edileceğini” yazmış.

ADNAN OKTAR: Türkiye’nin dışında ne yapıyorsa yapsınlar. Bizi ilgilendirmez. Bağımsızlık ilan etsin, ters takla atsın, havalarda uçsun. Bizi ilgilendirmez. Biz Türkiye’de bir bölünme istemiyoruz, bu kadar basit. Durup durup anlatmasına gerek yok.

OKTAR BABUNA: Dün siz okutmuştunuz David Phillips diye Amerika’nın dış politikasına yön veren önde gelen biri aynısını söylemişti, bugün de o tekrarladı. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Mursi için de bugün savcı idam istemiş Adnan Bey. Mısır’da Savcı İmad Şaravi, İran istihbaratına bilgi sızdırmakla suçladığı eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi için idam istedi.

ADNAN OKTAR: İran istihbaratına bilgi sızdırmak. Mursi nasıl yapacak? Mursi Sünni, onlar Şii. Öyle bir şey yapmaz. Çünkü onlar bayağı katı oluyorlar bu konularda. Öyle hani İslam kardeşliği fikrine yanaşmıyor.

AYLİN KOCAMAN: İran hiç sıcak bakmamıştı Mursi’ye zaten.

ADNAN OKTAR: Yok. Şimdi kafayı taktıkları için, o yaşarsa sorun çıkar diye düşünüyorlar herhalde. Müebbet olursa yine kurtarmaz diye onu bir şekilde asmayı düşünüyorlar herhalde, kafayı takmışlardır.

“Adnan Oktar’da var bir ilim. Sevgimizi anlatmaya varmaz dilim. Hasret eder bizi, biz ondan öğrendik ilim” diyor. Kuran’dan.

“Hocam sohbetler, konular müthiş” diyor, Turan Çelik.

Aycan Azbay; “Hocam, PKK’ya takmışsın. Bırak kendi haline, IŞİD temizleyecek onları” diyor. IŞİD’in de bilgisi yoktu. IŞİD’e, Mehdiyet’i öğreten benim. Bilmiyorlardı onlar. Öyle siyah bayraklılar çıkacak, olaylar böyle gelişecek. Bütün bilgiyi benden aldılar. PKK hakkında da bilgileri yoktu. PKK’nın Allah’sız, Kitap’sız olduğunu da benden öğrendiler. Çünkü internetteki konuşmalarına, aralarındaki yazışmalarına baktığımızda, kaynak olarak benim kaynaklarımı kullandıklarını görüyoruz. Ama sonunda tabii onlar Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olduklarında, bu kan akıtma olayından vazgeçecekler, kafa kesme olayından vazgeçecekler. Munis, saygılı, sevecen, halis, nezih, sevecen insanlara dönüşecekler.

Şu internet işini Başbakanımız halletsin, bedava internet olsun. Adil kullanım bilmem ne. Bilginin adil kullanımı var mı? Adam kitap okuyor, “adil oku, az oku” diyorsun. “Bak kardeşlerin senden daha az okudular” diyorsun. Okuyabildiği kadar okusun. İnceleyebildiği kadar incelesin. İnterneti adam evinde açtı mı kablosuz şak internetle bağlantıya geçsin. Türkiye spor tesisi falan yapsın da ama en önemli konu bu.

“Hocam, ilminizle ufkumuzu genişletiyorsunuz.” MaşaAllah. “Nur yüzünüz güneşimiz olur, inşaAllah” diyor, CPT Caner Çakır.

“Hocam, o güzel sesinizle bize bir selam yollayın, inşaAllah” diyor. Sivas Temeltepe Mekanize 3/12 şafak 69. Bütün Sivas’a selam. Hepsine selamlar, sevgiler.

“Ledün üstüne ledün görüyoruz Hocam” diyor, bir kardeşimiz. Yani “İlm-i ledün uyguluyorsunuz” diyor, maşaAllah.

Özgür Güner; “Programınızı izlerken bir şey dikkatimi çekti Sayın Hocam, o salonda tam bir aile havası var, ne güzel” diyor. Tabii, müminler bir ailedir, kardeştir.

Özgür Güngör; “Gerçekler, doğrular net olan ne varsa konuşuluyor, paylaşılıyor. Allah muhabbetinizi arttırsın, iyi sohbetler, iyi yayın akışı” diyor. MaşaAllah.

Evet, dinliyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, siz hep başkanlık sisteminin tam bir kontrol getirmeyeceğini hatırlatıyorsunuz. Son dönemde Obama da sürekli sadece iklimlendirmeyle ilgileneceğini söylüyor. Çünkü kongrede cumhuriyetçilerin sayısı fazlalaştığı için hiçbir yeni yapılan yasayı getiremediğini biliyor. “Şu anda sadece dünyadaki iklim değişikliğiyle ilgileneceğini, son iki yıl” söyledi.

ADNAN OKTAR: Bak, başkanlık sistemi; diyorlar ki, “derin devlet yapılanmasına karşı ve devletin işlevselliğini arttıran, akıcılığını sağlayan bir sistem.” Buyur bak, Amerika kilitlendi. Başkanlık sisteminin en iyi uygulandığı ülke ve kilitlendi. Hani iyiydi başkanlık sistemi? Bakın, Amerika’yı mahvetti şu an.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hatta bu yıl, daha önce de siz biliyorsunuz zaten iki defa devlet tamamen bütün işlevini durdurup, kilitlendiği için beklemeye alındı. Bir haftanın üzerinde bir süre hiçbir devlet memuru çalışamadı.

ADNAN OKTAR: Tabii, kaç defa devlet kilitlendi? Bu belaya ne gerek var? Türkiye’de sistem gayet güzel çalışıyor. Başbakanlık ayrı, cumhurbaşkanlığı ayrı. Başkanlık sistemine şiddetle karşıyız. Ortadoğu’da uygulandı, hepsinde felakete sebep oldu, hepsinde diktatörlüğe sebep oldu. Esad uyguladı, diktatör oldu. Irak’ta sürekli diktatörler ortaya çıktı. Libya’da diktatörler ortaya çıktı. Uygulandığı her yerde diktatörlüğe dönüştü Asya’da. Böyle şeylere gerek yok.

CEYLAN ÖZBUDAK: Darbeyi de engelleyemiyor. Mursi’de de başkanlık sistemi vardı.

ADNAN OKTAR: Mesela Mursi’de başkanlık sistemi vardı, darbe daha şiddetli oldu.

“Adnan Bey, PKK’ya verilen söz gereği, Abdullah Öcalan’ı serbest bırakacağı söyleniyor.” Yok kardeşim, öyle bir şeye müsaade etmeyiz. Onu yapacak adam, daha anasından doğmadı. Tayyip Hocam’ın öyle bir şeye niyeti yok. Başbakan’ın yok. İçişleri Bakanı’nın yok. Adalet Bakanı’nın yok. Nereden çıkıyor bu? “Bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum.”

Ne diyor Zuhal Ayla? “Ne var ki Adnan Bey, yanıtlamayı uygun bulmadı. Belki de bu bir otomatik hesaptır, etkileşime açık olmayan türden.” Ne demek istiyor? Yani “cevap vermiyor” mu diyor? İşte cevap veriyoruz ya, daha nasıl cevap verelim?

CEYLAN ÖZBUDAK: Herhalde sizin Twitter’dan cevap vereceğinizi düşünüyor.

ADNAN OKTAR: Twitter’dan. İnsaf. Dört kollu muyum ben? Nasıl olacak o?

Cüneyt Alpan; “Belki de Hoca duymak istemediği sorulara cevap vermiyordur.” Soruyorsunuz, cevap veriyoruz işte. Daha ne yapalım? Ama bu internet olayına ben girmiyorum. Öyle bir şey yok. Yayında cevaplıyoruz.

AYLİN KOCAMAN: Sizin yazdığınızı sanıyorlar.

ADNAN OKTAR: Benim şu an aynı anda internette olduğumu düşünüyorlar. İyi sıhhatte olsunlar. Yani sekiz bedenli olduğumu.

“Adnan Hoca, Sayın Hocam, AKP bölgeyi zaten PKK’ya teslim etmiş. Ama PKK’nın korkulu rüyası Hizbullah var bölgede.” Laf mı bu? Hükümet niye teslim etsin? Gayet sakin olayları değerlendiriyor. İstese 24 saatte, 48 saatte darmadağın eder. Öyle bir şey olmaz. Mesela KCK’yı, hepsini topladılar bir anda. Kısa sürede içeriye koydular. Eliyle koymuş gibi. Milli İstihbarat Teşkilatı helal olsun, her yere sızmış. KCK’nın en has yöneticisi bilinen adamlar, bir de baktılar ki devletin adamı, MİT’in adamı. Tabii. Hepsini ele verdiler. Ondan sonra da panik başladı aralarında o onu MİT elemanı zannediyor, o onu MİT elemanı zannediyor. Kimse kimseye de güvenmiyor.

“Dindarlar rahat mı?” Bekir Tarıkoğlu.

Tufan Yolcu; “Hizmet hareketi her gece yine hangi dershanenin tabelası indirilecek diye beklerken rahat mı sizce?” Dershane tabelası indirilmez. Hayra vesile olan hiçbir yer kapatılmaz. Kimse de böyle bir şey istemez. Tayyip Hocam böyle şeylerden hoşlanmaz. Hizmet varsa, Allah’a, Kuran’a hizmet varsa, o en önde gideni olur. Böyle bir şey olmaz. Söyleyin nerde böyle bir şey var, direkt üstüne gidelim. Hizmet hareketi, adı üstünde. Ne güzel, İslam’ı anlatıyor, Kuran’ı anlatıyor. Biz mesela Nijer’e gidiyoruz, Orta Çad’a gidiyoruz. Her yer tanımadığımız insanlarla dolu. “Burası ne?” diyorlar. “Burası Müslümanların kurduğu okul.” Bir gidiyoruz, Nurcular karşılıyor bizi. Risale-i Nurlar var. “Selamın Aleykum” “Aleykum Selam.” Ne kadar büyük güzellik. Halkı tanıyorlar, herkesi tanıyorlar, başını tanıyorlar, sonunu tanıyorlar, idarecileri tanıyorlar. Ne büyük kolaylık. Büyükelçilik gibi.

CEYLAN ÖZBUDAK: Türkçe öğrenmişler.

ADNAN OKTAR: Tabii, çok güzel.

Markar Esayan; “Dünkü onun hakkındaki güzel yorumlarınızdan dolayı çok teşekkür etti ve selamlarını iletti.” Aleykum Selam. Ama nur gibi çocuk hakikaten, nur gibi insan. Böyle insanları koruyup kollamak lazım. Ahlakı güzel, üslubu güzel, nezaketi güzel, sevgisi güzel. Ermeni’nin hası, tam evlad-ı Fatihan. Millet-i sadıka. Allah ömrünü uzun etsin Markar’ın.

Ama tabii Tayyip Hocam’ı da rencide edecek, üzecek, onun şevkini kıracak çirkin olaylara da müsaade etmeyiz. Bütün gençliği verdi. Çocukluğundan itibaren, bak yaşlandı, bütün ömrü çileyle geçti. Ben oturup seyretmem. Daha önce de bir ayaklanma meydana getirdi, kalkışma. Bir ayaklanma meydana getirdiler, kalkışma. O gece bizim çocuklar sabaha kadar Avrupa’ya cevap verdiler, her yere cevap verdiler. “Aman” dediler “bu bir oyun, aslı astarı yok” ilk gecesinde, bak bunlar genç kız, canlarını ortaya koydular, var güçleriyle gayret ettiler, internette sabaha kadar. Birçoğu tırstı, birçoğu korktu, birçoğu ürktü.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz bizi teşvik ettiniz, biz yabancı basında da bu konuyu çok yazıp anlattık. Birçok kişinin çok fazla imkanı vardı yazabilecek, o dönemde çok fazla hükümet aleyhine yazı çıkıyordu, hiç biri yazma da.

ADNAN OKTAR: Gıkları çıkmadı, gıkları. “Çocuklar aman” dedim “bak bir oyun var, bu mazlumu ezdirmeyelim” dedim, inşaAllah. Müslümanlık görevi olarak. Siyaset beni ilgilendirmez, Müslümanlık olarak.

AYLİN KOCAMAN: Yabancı kanallara da bağlandık.

ADNAN OKTAR: Tabii yabancı kanallara çocuklar birçoğu bağlandı, İngilizce bütün olayları anlattılar. Ondan sonra ortalık sakinleşti. Yoksa vermişlerdi Tayyip Hoca’yı “alın ne yapıyorsanız yapın.” Adamlar “isterük isterük” diye bağırıyorlardı, kelle istiyorlardı. Adamlara “alın götürün” dediler, teslim etmişlerdi. İşte Efkan Baba o zaman devreye girdi, delikanlılık yaptı.

 AYLİN KOCAMAN: Tek sahip çıkan sizdiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tabii, gürül gürül hem de, sabahlara kadar, günlerce. Çocuklar geldiler dediler ki “bir ayaklanma var” dediler “haberin var mı” dediler. “Nedir?” dedim. “Her yerde, bütün illerde bu var” dediler. “Aman” dedim o zaman “sabaha kadar uyumayalım”.

OKTAR BABUNA: Başladığı gece Hocam tam siz televizyon programına çıkıyorken yayın kesildi o gece, ertesi gün devreye girdiniz.

ADNAN OKTAR: Benim yayını kestiler o gece sağlama aldılar. Benim yayını kestiler, ondan sonra ayaklanma başladı. Biliyorlar benim ne deli olduğumu. Allah’ın delisiyim yani. Karşı koyacağımı da biliyorlar. Öyle korkacak, tırsacak bir kişilik olmadığımı biliyorlar. En ağa babaları gelse, takmam yani. EvelAllah. Üçer üçer, beşer beşer gelsinler.

AYLİN KOCAMAN: Siz her kanaldan bunu duyurdunuz ama hiçbir şekilde engelleyemediler.

ADNAN OKTAR: Susturabildiler mi? Yok. İnternet denen bir olay var. Tayyip Hoca’yı ezdirmeyiz. Anadolu delikanlısı, mazlum. Sesi çıkmıyor diye, imkanı yok diye oturup seyretmeyiz. En kabadayısı, en hası gelsin, yine müsaade etmem.

Yasin Aktay-AKP merkez karar yönetim kurulu üyesi; “ABD’nin verdiği silahları PKK’nın Yüksekova’da askerlerimize karşı kullandığını söyledi” diyor. Amerika bunu yapmakla suç işliyor. PKK’ya silah vermekle hukuk yönünden suçlu şu an.

BEYZA BAYRAKTAR: Yasin Aktay genelde sizin söylediklerinize mutabık konuşuyor her zaman.

ADNAN OKTAR: Yasin Aktay. Cüneyt Alpan. İyi aferin. Cüneyt Alpan; “dediklerine katılıyorum Hocamızın” diyor. İyi, güzel. Gittikçe açılıyorsun demek ki. Hayırlı yoldasın.

Yasin Aktay bu öyle mi? Tanıyorum bu delikanlıyı  ben. Yeni Şafak’ta yazıyor. İyi, güzel. Kafalı delikanlı demek ki.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, madenci oğlunun cenaze namazında ayağında yırtık ayakkabıyla, lastik ayakkabıyla saf tutan 75 yaşındaki dedemiz Recep Gökçe yeni bir ayakkabı verildi. Bir konuşması vardı, videosu.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Çok şeker o çok şeker. İşte bu Anadolu’nun güzel insanı. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir ahlakı bulamazsın. Şu soyluluğa bak, şu asalete bak, şu güzelliğe bak. Şu ahlakın derinliğine bak, şu inceliğe bak. Veli ahlaklı, dünyanın en güzel insanı. MaşaAllah. Bütün dünyanın hayran olacağı bir insan. Dünyaya örnek olacak bir insan. MaşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Ayakkabı gelince “yeni ayakkabıyı imam getirdi şimdi giymem desem olmaz, almam desen olmaz. Madem getirmişler giydim. Ben eski ayakkabımı iki senedir giyiyordum. ,Bu kara lastik ayakkabılar daha sağlam, çamur kuru aramaz. Bunları giy tarlanı sula, çiftini sür, çalış topraklarda bir şey olmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne tatlı şey bu böyle, ne mübarek insan. Bugün bizim çocuklar Ermenek kaymakamlığını aramışlar. “Çok fazla yardım oldu ama sadece Recep amca ile eşine oldu” diyor. “Diğerlerine de olsa iyi olur” diyor. Dağıtsınlar bütün yardımları, fark etmez. “18 kişi var dediler maden ocağında. Yiyecek değil kıyafet talep ettiler. O yayına çıkan diğer aileler de aynı durumda.” Kardeşim bu ne felakettir, bu ne acı bir durumdur. Bir ayakkabı ne kadar kolay bir şey. Benim canlarım da o kadar terbiyeli, o kadar ahlaklılar ki, öyle asiller ki. Bak “ben asla söylemem” diyor böyle bir şeyi. “Kendimi zengin gösteririm ben” diyor “böyle bir şey yapamam ben” diyor. O ayakkabıyı almazdı o da, imam getirdi diye alıyor. Bak dindarlığına, güzelliğine bak. Getiren de onu bildiği için, devlet yetkisiyle almaz onu. İmam getirdi diye alıyor. Dine saygısından, İslam’a saygısından. Şu güzelliğe bak. Canlarım benim mesela o aile de diğerleri de fakirmiş öyle, çıtlarını çıkarmıyorlar. Çok asiller. Anadolu’nun güzelliği bu. Asalete bak, soyluluğa bak.

BÜLENT SEZGİN: “Gencim daha çalışırım” diyor, 75 yaşında.

 ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şu güzelliğe bak. Allah hiç bozmamış. Avrupa ne hale geldi, nasıl dejenere oldular. Şu asalete bak. Osmanlıdan kalan bakiye işte. Hiçbir değişiklik yok. Allah korumuş. Hayran oldum, bu ne güzelliktir böyle. Şu ahlaktaki üstünlüğe bak sen. O kadar büyük bir ders ki oradaki üslup. O kadar büyük bir yücelik ki. Helal olsun. Allah cennet nasip etsin. Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım “iffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin zanneder, sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler” diyor. “Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” Ama tabii çok acı bir durum bu, çok çok acı bir durum. Ayağında lastik ayakkabı da yırtılmış, “çok iyi bu ayakkabı, bununla rahat ediyoruz” diyor “tarlada iyi oluyor, söylüyorlar” diyor, “asla ben böyle bir talepte bulunmam” diyor asalete bak. MaşaAllah.

 Bu lastikler yedi buçuk liraymış. Onun için lastik ayakkabı alıyorlar-ki, lastik ayakkabı çok büyük bir olay oluyor. Öyle yeni lastik ayakkabı, kıyamıyor giymeye. Bayramda falan giyiyor. O yırtık ayakkabı da normal ayakkabı olmuş oluyor. Ama üslubunun güzelliğine mest oldum. Ne muhterem mübarek insan, maşaAllah.

Bu hanım yazarlar etki altında kalmışlar. Bunların hepsine biz yazı gönderelim, hem kitap da gönderelim. Birde bu Siyafarcılardan bu kadar etkilenmesinler. Ne kadar kafa takıyorlar, gözlerinde acayip büyütüyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir de bazı konularda onların bile savunmadığı bazı şeyleri Türk bazı yazarlar o şekilde savunuyor.

ADNAN OKTAR: Halk arasında denir ya “kraldan fazla kralcı” diye. Vur deyince öldürüyorlar. Onlar bir şey söylüyor, o daha fazlasını yapalım diyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey dedemizin yeni ayakkabıları var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ah canım benim, ah canım benim. O da lastik ayakkabı. Yazık günah bunlar sırf ayakkabı değil de, elbiseyle de bırakmamak lazım, her türlü yardımı yapmak lazım.

AYLİN KOCAMAN: Evlerini göstermiştiler Adnan Bey bu amcanın.

ADNAN OKTAR: Sıkıldım, çok zor bir durum, baya sıkıldım. Başka konuya geçelim. Çok korkunç bir durum bu. Evi ayrı bir sefalet, elbisesi ayrı bir sefalet, yiyecekleri ayrı bir sefalet. Ne oluyoruz böyle? Ne kadar kolay bu, zor bir şey değil ki. Devlet bize bir imkan tanısın, yardım edelim. İnsanlar kilo almamak için uğraşıyor, yemek, öyle bir dert yok ki. Yeni bir ayakkabı niye zor olsun? Niye böyle insanlar, kardeşlerimiz böyle ıstırap çeksin? Bu bizi bunaltıyor, psikolojik olarak çok sıkıyor yani. Baktıkça bunu görüyoruz, baktıkça bunu görüyoruz. Ucu bucağı yok “Türkiye kalkınıyor” diyor. Kardeşim önce bu kardeşlerimizi bir kurtaralım. Nereye baksak, böyle insanlar görüyoruz. Biz böyle bir durum varken mutlu olamayız, rahat edemeyiz biz. Biz sadece bunalırız, başka bir şey olmaz. Ben ne yapayım tesis falan.

BÜLENT SEZGİN: Aynı zamanda madenci şehitlerimize ulaşmak için dışarı çıkarılan hafriyat arasında bir fotoğraf vardı, annelerimiz kömür arıyorlardı, kömür topluyorlar. Hafriyatta çıkan kömürler.

ADNAN OKTAR: Sıkıcı yani işte bunlar tahammül edilecek gibi değil, çok acı olaylar. Ne kadar kolay bunlar kardeşim ben anlamıyorum bu kadar uzatmanın alemi nedir? Zor mu bu insanlara yardım etmek?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: HDP Milletvekili Pervin Buldan, Öcalan ile ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “İmralı’da kalan mahkumların değişmesi konusunda bir engelin olmadığı söylendi. Hasta mahkumların tahliyesi için kanun çıkacak. Öcalan’a beş mahkum, sekreterya görevi yapacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Mahkumlar kendi arasında ne yapıyorlarsa yapsınlar. Sekreterya, ne alakası var, orada arkadaş olurlar, orada beraber spor yaparlar, bu normal makul. Tek başına bırakılması zaten makul bir şey değil bir insanın. Ada’da kimsenin görüşmemesi böyle bir ceza olmaz. Böyle bir uygulama da olmaz.

Şeytandan Allah’a sığınırım. 2. surenin 273. ayeti “sadakalar kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki” diyor Allah, “onlar yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın, yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Onurludurlar, gururludurlar. Hayır her ne infak ederseniz şüphesiz Allah onu bilir” diyor. Onurlu gururlu değil de onurlu. Gurur büyüklük hissi değil de onurlu. Ağrına gidiyor birisinden istemek. İnsanları rahatsız etmeyim, ayıp olmasın. Asaletinden, soyluluğundan. Mesela şu insanın soyluluğu, tarif edilecek gibi değil, anlatılacak gibi değil. Şu terbiyeye bak. Çok büyük olay bu, çok çok büyük olay.

SEMRA ÖZGİRAY: Soma’daki madencimizde de böyle bir ahlak görmüştük. Zaten canını kurtarmış.

ADNAN OKTAR: Canım benim değil mi cankurtarana biniyor “ayaklarım kirletmesin orayı” diyor. Terbiyeye bak çocuktaki. İnanılır gibi değil mucize bunlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sonrada “temizlik imandandır” diye söylüyor.

ADNAN OKTAR: “Temizlik imandandır” diyor, ah benim canım ah. Hayret edilecek şey. Tabii insan sıkılıyor bunları görünce, böyle durumları görünce. Çünkü çok kolay bu kardeşlerimizi kurtarmak onlara rahatlık vermek, huzur vermek. Niye acı içinde yaşasın, bu kadar ıstıraba ne gerek var. Bak o şehidin hanımı yazık çocuk çıtını bile çıkartmıyor o evde yalnız başına oturuyor. Öbür delikanlı da çıktı evini verdi aslanım benim aferin. Milletin yüceliğine bak, asaletine bak. Böyle bir millet yok kardeşim. Böyle bir topluluk ben görmedim dünyada, çok asil bir millet.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, siz 50-50 olur aslında demiştiniz. İyi örnekten de insanlar örnek alır, kötü örnekten de örnek alabilir. Hep o yüzden iyi örneği göstermek gerekir demiştiniz. Semra’nın verdiği örnekteki o madencimizde çok iyi örnek olmuştu, baya bir sosyal medyada da hep gençler arasında paylaşılmıştı o.

ADNAN OKTAR: Bir kısmı kendilerine bakıyor, birde ondaki asalete bakıyor, uçurum var aralarında, boyut farkı var. Tabii ki çok büyük ders, çok büyük ibret maşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Evini bağışlayanda kardeşimiz Fransa’da sıva işçisi.

ADNAN OKTAR: Fransa’da sıva işçisi. Canım benim nasıl duygusallaşmış, nasıl hoşuna gitmiş. Bak aldığı zevke bak evini bağışladığı için mutluluktan uçuyor, maşaAllah aferin.

Allah Allah milletin karakterini bozamadılar. Bütün Avrupa uğraştı, Amerika uğraştı ne mübarek milletmiş hiç değişmedi. Başka millet olsa 60 kere yıkılırdı. Bin bir türlü komplo, oyun yaptılar dimdik ayakta kaldı maşaAllah Türkler.

CEYLAN ÖZBUDAK: Allah’ın özel koruması olduğu çok belli.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

SEMRA ÖZGİRAY: Ama bunu söyleyen, teşhis edende sizsiniz. Herkesin gözü önünde olmasına rağmen bir tek siz dile getiriyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah.

“Merhaba Adnan Bey, vatan Kırım oldu. Kırım’dan selam olsun. Rus zulmü altında olan bizlere dua edin lütfen.” Bu Rusya’yla Kırım’ın arasında böyle dostane bir tavır geliştirmek lazım. Rusya’nın bütün müttefikleri tek tek kopmak istiyorlar, Rusya da paniğe kapıldı. Yani nefret ediyorlar gibi bir görüntü oldu, Rusya’yı böyle dışlamak, yeryüzünden silmek gibi bir düşünce var zannediyorlar. O yüzden Putin çok gergin ve çok ızdırap içinde. Bak geçenlerde bir resmigeçit var, hüngür hüngür ağlıyordu orada sıkıntıdan. Bu kadar bunaltmaya gerek yok. Kırım’la Rusya dost olsun. Sevecen yaklaşsınlar, arkadaş olsunlar. Türkiye’yle de bağı çok güzel kurabilir. Mesela Kırım’la vizeyi, pasaportu Rusya rahatça kaldırır. Yeter ki dostane yaklaşılsın. Ama sen “Rusya’nın kafasını ezeceğim” dersen, adam panik olur, ızdırap çeker. Güzel insanlar Ruslar. Sevecen yaklaşmak lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: En son G-20 Zirvesi’nde Adnan Bey, Putin’in elini birçok lider sıkmamış, hiç konuşmamışlar. O da ertesi gün hemen geri dönmüş devam ederken zirve.

ADNAN OKTAR: Ayıp değil mi bu? Yazık değil mi? Bu insanı bu kadar sıkmanın alemi ne? Bu kadar ızdırap vermenin alemi ne? O şirin görünmek için, işte ata biniyor, denizaltında bir şeyler yapıyor, motosikletle gezinti yapıyor falan. Böyle modern, Avrupai görünmek için şirinlikler yapıyor. Bu kadar üstüne gitmenin alemi ne? Ne istiyorsunuz? Sonucunda ne istiyorsunuz? Ne yapsın Rusya? Yalnız başına bırakmanın alemi ne? Sevgiyle yaklaşın. Türkiye de politikasında Kırım’la Rusya’yı dost edinsin. İkisi kardeş olsun, birbirlerini koruyup kollasınlar. Türkiye gitsin orada camiler yapsın, tesisler yapsın Osmanlı stili, Osmanlı mimarisiyle. İftihar eder Rusya. Aşağılamanın, dışlamanın, azarlamanın alemi nedir? Ne diyor Putin? “İslam’ı gürül gürül yaşayalım” diyor. “Müslümanlık yayılsın” diyor. Bir şey dediği yok. Seni de koruyup kolluyor ayrıca kimse saldıramıyor da. “Ekonomik destek istiyorsan sağlayayım” diyor. Senin “yalnız bırakacağım” demenin alemi ne? Güzel insanlar, bu açık. Kafaları çalışan insanlar. Sanatçı insanlar. Sevecen yaklaşın.

AYLİN KOCAMAN: Kırım’a çok fazla haklar vermiş Adnan Bey. Geçenlerde Ardan Zentürk de yazdı; “Oradakiler normalde provokasyon nedeniyle bu hale geliyorlar” dedi. Yoksa gayet müthiş bir rahatlık sunmuş Putin pek çok açıdan.

ADNAN OKTAR: Biz eskiden “öz vatanım Kırım” diye duyardık. O milliyetçi düşünceler o devirde daha değişik bir çizgideydi. Rusya’nın tepelenmesi gerektiği, Moskof olarak anılırdı, Kırım’ın Moskoflardan kurtulması gerekiyor falan gibi bir inanç yaygındı. Nerenin Moskof’u? Nur gibi insanlar, tertemiz insanlar Ruslar. İslam’a çok yatkın ve bayağı terbiyeliler. Bak buraya geliyor mankenler geliyor Ruslar, en efendi onlar, en mütevazı onlar, en mazlum onlar. Yazık, günah. Bu insanları deliye çevirmenin alemi ne? Çok Avrupai, kaliteli insanlar. En ummadık aileler bile çocuklarına piyano dersi aldırtıyorlar, küçük yaşlarda spor yaptırıyorlar, baleye gönderiyorlar, hepsi üniversite mezunu, gayet kültürlü insanlar. Yani bunlara bu gözle bakmayı kaldırmak lazım. Türkiye bir kere Rusya’ya bayağı sahip çıksın. Kırım, Türkiye, Rusya mükemmel bir köprü haline gelsin. Sevecen yaklaşsınlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir de Adnan Bey, bu Ukrayna sorunu sırasında Obama çok net tavır aldı Rusya’ya. Ekonomik yaptırımlar uygulanmasını istedi. Sonra şu anda kendi kongresinde kaybettiği için kendi kontrolünü, her şeyden çekildi. O konudan da çekildi, “iklimle ilgileneceğim sadece” dedi. Şu anda bütün dünya Rusya’ya sanki tavır almış gibi bir duruma geldi. Ama kendisi çekilmiş oldu.

EBRU ALTAN: Avrupa Birliği’ne de aslında baskı yapan Amerika, Rusya’ya ekonomik yaptırımlar uygulaması konusunda.

ADNAN OKTAR: Bu Rusya’ya kafaya takmayı kaldırmak lazım. Bayağı kaliteli, klas insanlar. Bir kere çok mütevaziler, güzel insanlar, kafası çalışan, çalışkan insanlar. Sen onları o soğuk ülkeye kilitlemek istiyorsun, tek başına bırakıp mahvetmek istiyorsun. Çok sadistçe ve egoistçe bu. Putin 1 Aralık’ta geliyor. Gelsin dedim ben zaten Türkiye’ye. Türkiye’yle yüz milyar dolarlık bir anlaşma yapmak istiyor, ticaret anlaşması. Sahip çıkmak lazım bu delikanlıya. Bayağı şevkli bu.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz “ticari konuda da Türkiye yardımcı olsun Rusya’ya” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Siz “sevgiden bahsetsin” demiştiniz. Sevgiden de bahseden açıklamaları olmuştu.

ADNAN OKTAR: Kırım’a bir zulüm yapıldı ama o Stalin’in manyaklığıydı. Stalin’in manyaklığını Ruslara niye mal ediyorsun? Stalin o zaman Rusları da kırıp geçirdi. Mahvetti oradaki insanları.

OKTAR BABUNA: Yirmi milyon insan katloldu.

ADNAN OKTAR: Yirmi milyon insanı katletti Stalin. Manyak o.

EBRU ALTAN: Birinci Dünya Savaşı’nda on sekiz milyon kişiyi kaybetti Rusya, İkinci Dünya Savaşı’nda yirmi beş milyon kişi Stalin’in katlettikleri ayrı yirmi milyon. Artık Rusya kesinlikle savaş istemiyor diye bütün her yerde özellikle üzerinde durdukları konu o.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Bir önyargı var. Halbuki Stalin’in yaptığı zulmü artık unutacaksın. Hitler’in yaptığı zulmü unutacaksın. Onu ne Almanlara mal edeceksin, ne de onu Ruslara mal edeceksin. Bu ayırımı yapmak lazım.

Mehmet Bardakçı; “Hocam, Hz. Mehdi (a.s) insanların içinde özellikle çıktığı yer olan Türkiye’de ne zaman ve nasıl kabul görecek? Bu kadar bağnaz fıkıh alimleri ne yapacak o zaman?” Zaten Peygamber (s.a.v.) onu özellikle vurguluyor; “O zaman çok bağnaz fıkıh alimleri olacak” diyor, “buna rağmen oğlum hakim olacak” diyor. İlginçlik orada zaten.

Turabi Yolvaç; “Hocam, Dışişleri Bakanı İsrail’i kınıyor.” Kınıyorsa kınar tabii. Ne var kınamakta? Herkes birbirini kınıyor zaten bir durum olduğunda. Kınamak değil de düşmanlık kötü, kavga kötü.

AYLİN KOCAMAN: Dışişleri Bakanı sinagogdaki saldırıyı da kınadı.

ADNAN OKTAR: IŞİD’liymiş bunu yazan kardeşimiz, mutlaka okumamı istiyormuş. “Bismillah. Hamd Kendisi’nden başka hak İlah olmayan, yeri ve göğü direksiz havada tutan, ilmi vesilesiyle düşmanı perişan eden Yüce Allah’a mahsustur. Salat ve selam ise kılıcı şekilsizleri zelil kılmak için gönderilen rahmet Peygamber (s.a.v.)’in üzerine olsun. Onun ailesine, ashabına ve kıyamete kadar ona inananların üzerine olsun. Öncelikle geceniz hayır olsun. Başta Haçlı camiası ve onların kindar işbirlikçi medyayı her saat kötülediği, küçük düşürmeye çalıştığı İslam devleti, her saat başında büyümekte, toprağını genişletmektedir.” Biraz atlayarak okuyacağım. “PKK-YPG ateist, sosyalist, aptal müşrik, Allah düşmanlarına medyada gösterdiğiniz tavır için de teşekkür ederim. Halkın yanında değil, çoğunluğun yanında değil, Hak’kın yanında olmanız teşekkür etme kanaatini bende oluşturdu. Son olarak İslam hakkında kısa bir şey söylemek istiyorum. Allah düşmanı PKK-YPG bitlilerinin” aferin güzel konuşmuş, “Allah düşmanı PKK-YPG bitlilerinin direniş gösterdiği haberleri tamamen yalandır. PKK-YPG domuzlarının” aferin bu da çok güzel, “başarılı oldukları, ilerledikleri, çeşitli bölgeleri ele geçirdikleri haberleri tamamen yalandır. İslam devleti savaşları, şehit ettikleri haberleri yalandır. Ortada direnen tek güç var, o da muhakkak ki İslam devletidir” diyor. Demin ki konuşmaya istinaden söylüyor. “PKK-YPG saf ateist ve kindar olan domuzlara olan düşmanlığınız bizi memnun etti. Deminki konuşmaya istinaden söylüyor. “Bize bu konuda olan yakınlığınız ise onları kıskançlıktan zelil etti” diyor. Haklı güzel yönlerinde tabii ki takdir ediyoruz. Ama Hz. Mehdi (as) zuhur ettiğinde, IŞİD feshedilecek, Hz. Mehdi (as)’a tabi olacak.

Kan akacak mı? Akmayacak. Savaş olacak mı? Olmayacak.

Resulullah (s.a.v) ne diyor? Diyor ki; “Burunları dahi kanamayacak, insanların. Damla dahi kan akmayacak, evladımın özelliği Mehdiyy’ül dem olmasıdır” diyor.

‘Nedir Ya Resulullah, Mehdiyy’ül dem?’ diyorlar. “Kan akıtmayan Mehdi” diyor. “Benim evlatlarımdan” diyor, “evladım” diyor, “oğlum” diyor Hz. Mehdi (a.s) için, “oğlum olan Mehdi, barış getirecek, esenlik getirecek, savaşları ortadan kaldıracak, silahları ortadan kaldıracak” diyor. Dolayısıyla da tabii ki, IŞİD de kanı durduracak, Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacak. Şu an IŞİD dahil, Sünniler dahil, Şiiler dahil bütün Müslümanların yanlış yolda olduğunu söylüyoruz. Çünkü yanlış yolda olmalarının sebebi ne? Eğer yanlış yolda olmasalardı, Hz. Mehdi (a.s)’a gerek olmazdı zaten. Yani Hz. Mehdi (a.s)’a niye gerek var? Çünkü yanlış yolda İslam alemi. Yanlış çizgideler, yanlış inançta olacaklar. Kaderleri öyle. Bir tek IŞİD değil, Sünniler de öyle, Şiiler de öyle, birçoğu öyle. Vahhabiler öyle, hep yanlış yolda olacaklar. “Hepsini doğru çizgiye getirecek benim evladım” diyor. “İslam unutulduktan ve önemsenmez hale geldikten sonra yeniden İslam’ı aziz ve güçlü noktasına getirecek” diyor. Yani dünyevi açıdan. Yoksa Rahmani açıdan zaten aziz ve yüce.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, Amerika’nın bu IŞİD ile savaşı konusunda eski CIA Şefi, Bin Ladin’in biriminin başı olan CIA Şefi konuşmuştu; “Amerika bu savaşı kesinlikle kaybedecek” diyor. Çünkü onlara söylediği zaten onların mantığı olan savaşma nedenlerini hepsini Amerika yapmaya devam ediyor şu anda ve anlamazlıktan geliyorlar IŞİD’in niye savaştığını” diyor. Medya konusunda da “ ya akılsızlar ya da yalancılar” diyor.

ADNAN OKTAR: Bu adamlarla uğraşmak tabii bizim için bir nimet oluyor. PKK eskiden sahtekarlık, yalancılık yapardı, yanına kar kalırdı. Sahtekarlar, yalan söylüyorsunuz ama bir mantık olması lazım. Sen, kümese sıkışmış tavuklar gibi oradan ciyak ciyak bağırıyorsun. Ortaya da çıkamıyor, “yok ben buraya hakim oldum şimdi” diyor.

OKTAR BABUNA: Türkiye’ den yardım istiyor.

ADNAN OKTAR: 500-600 kilometre bütün toprakları almış IŞİD. Seninle orada, hiç bilmiyorum kümese giren oldu mu böyle özellikle karanlıkta girerseniz bas bas bağırır tavuklar, ne olduğunu anlamadığı için. Horoz da demiyorum tavuk bunlar, tavuk kişiliği gösteriyorlar. Horoz bunu yapmaz tavuk yapar. Etek de giymişsiniz utanmıyorsunuz da haysiyetsizler, leopar desenli ben hayret ediyorum alenen giyinip dantelli falan, manyaksınız. Başka açıklaması yok. Yok “yüzde seksen” diyor. Çenen sıkıyorsa, çek videoyu göster desin bu oraya gideceğiz. Binadan dışarıya çıkamıyorsun, oturmuş yok yüzde seksen. 500-600 kilometre alan sizden alındıysa, sen bitmişsin. Diyor ki “ altmış metre kare alanda biz hakimiz” diyor. 600 kilometreyi vermişsin, 60 metre de tavuk gibi kümese sıkışmışsın ötüyorsun oradan, bas bas bağırıyorsun.

AYLİN KOCAMAN: Halk da yok.

ADNAN OKTAR: Halk da yok, herkes gitmiş. O da hiçbir şey yapamamış. Bir de Amerikalı azgın katiller yanınızda, onların arkasına sığınıyorsunuz, etekle gidiyorsunuz Amerikalıların yanına. Onlar diyor etek giyin diye, Amerikalı katiller etek giymenizi istiyor, etek giyiyorsunuz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Nasıl yaranacaklarını şaşırdılar,doğan bir çocuğa Barack Obama adını koymuşlar.

ADNAN OKTAR: Sahtekar herif.

Aferin bu delikanlı kimse “bitli” diyor doğru. Ama iftira atmıyor hakikaten bitli bunlar. Bir tanesinin üstünden en az beş yüz bin tane bit çıkar. O bitle nasıl yaşıyor onu da hayret.

GÜLSAH GÜÇYETMEZ: Yılda bir kere yıkanıyorlar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Domuz demesi de, amonyak ve pislik kokuyorlar. O yüzden diyorlar haklılar. Hakaret olarak söylemiyorlar. Hakikaten bunlar pislik kokuyor, hakikaten amonyak kokuyor. İğrenç mahluklar. Yılda bir kere bazen bunları ırmağa sokuyorlar, domuz ölüsü gibi fırçayla ve bulaşık deterjanına batırıyorlar fırçayı, saplı fırça uzaktan bunları böyle domuz yıkar gibi yıkıyorlar. Hayır yalan desinler. Doğru bunlar adam kendisi anlatıyor. Yılda bir kere yıkandığını kendi anlatıyor. Bulaşık deterjanıyla yıkandıklarını kendileri anlatıyorlar. Ayıların gariplerimin evlerini basıyorlar, ayıların bitleri bunlara geçti. Ondan ona, ondan ona, ondan ona, ondan ona .

CEYLAN ÖZBUDAK: PKK’lı kadınları güya IŞİD’e cariye yaptığıyla ilgili bir haber yapmışlarda, altında bir yorum vardı.

ADNAN OKTAR: “Iyy” demişler.

GÖRKEM ERDOĞAN: Üstlerine vurulduğunda, toz bulutu çıktığını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Birbirlerine iple vuruyorlar, vurdukça toz çıkıyor. Yaban eşeği gibi.

CEYLAN ÖZBUDAK: Amerikan’ın havadan silah attığı dönemde, PKK onlara koordinat vermiş, buralar bizim kontrolümüz altında diye. Onlara inanan oranın gerçekten kontrol altında olduğunu düşünen Amerika da oralara silah gönderdi attı, hepsi IŞİD’e gitti. Onlar yalan söylüyorlarmış o konuda.

ADNAN OKTAR: Sahtekar herifler, her yalanlarında tepelerine geleceğiz inşaAllah, ilimle irfanla.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sayın Erdoğan’da bir gün önce uyarmış “isterseniz kontrol edelim atmayın, IŞİD’in eline geçer haberiniz olsun” diye, dinlememişler, geçti.

ADNAN OKTAR: Gıcır gıcır silahlar, IŞİD böyle dişlerini parlayarak gösteriyorlar. Hepsi elimize geçti diye.

GÜLGÜN GÖKTAN: Siz söylemiştiniz IŞİD’in eline geçer diye.

ADNAN OKTAR: Uyardım, uyardım.

OKTAR BABUNA: “Kandil’i de bırakıp kaçın” diye uyarmıştınız.

ADNAN OKTAR: Böyle pislik, psikopat, sapık Amerikalı katiller geldi, Avrupalı katiller de geldi böyle, adamların eş gali bozuk. Bunlara yanlarında etek giymelerini söylediler. Çaylarını adamların onlar yapıyor, bulaşıklarını yıkıyor o pis elleriyle, bir de etek giymelerini söylediler, etek giyiyorlar. Pislik, rezillik paçalardan akıyor. O katillerle beraber orada aynı ortamda yatıyorlar hep birlikte, o domuzlarla. Domuz kokusu yoğun olarak hakim, onun için söylüyorlar. Hakaret olarak söylediğini zannediyorlar, hakaret değil, adamlar hakikaten domuz kokuyorlar. Pislik, onun için ben Kürt kardeşlerimizin evlerine girmesin bu mikroplar diyorum. Kürt kardeşimiz çok dindar çok efendi tertemizler. Genç kızlar nur gibi oluyorlar. O misafir evleri kardeşim onlar girdiğinde, evin 48 saat o koku gitmez. Leş gibiler yani.

CEYLAN ÖZBUDAK: Kendileri resimlerini koyuyorlar resim çekilip etekle başlarında dantelle.

CİHAT GÜNDOĞDU: Silahla poz veriyorlar etekli haliyle.

ADNAN OKTAR: Akıl almaz arsızlar.

BEYZA BAYRAKTAR: Hatta eteğinin üzerine ikinci bir parçada bağlıyorlar. Öyle resim çekiliyorlar.

ADNAN OKTAR: Herifler bunları oynatıyorlar orada Allahualem, onlarda etekle oynuyor o Amerikalı katillere akşamları. Her türlü pislik var heriflerde.

TARIK KOLUKISAOĞLU: Hocam bir de özelikle kırmızı ve pembenin hakim olmasının sebebi olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Pislik herifler, bunların sözünü fazla etmek istemiyorum.

“Hocam sizin yüz mimiklerinize hayranım” diyor, Deniz Heruvin D. Bütün çaldığım parçaların hepsini ezberden biliyorlar. “Nu kadar modern birisi olduğunuzu kanıtlıyorsunuz” diyor.

Emre Türkiyeli; “Parti var” diyor. “Bu saate ayaktayız diye komutanlarımız bizi azarladılar” diyor “ama biz seyretmeye devam ediyoruz” diyor. Yok yok komutanlar ne diyorsa, onu yapacaksınız. Olmaz, inşaAllah.

Birde Bağdadi’nin öldürüldüğü haberi, o da yalan, öyle bir şey yok. Yani herhalde moral bozmak için onların moralini bozmak için oyunlar oynuyorlar. Ben İŞID yanlış yönlerini görüyorum, hatalı yönlerini görüyorum. Mehdiyet devrinde bunların hepsi düzelecek. Aman yalan haberde ahlaksızlıktır, terbiyesizliktir. Saflığından yapanlara bir şey demiyorum. Ama provokasyon amaçlı yapmakta, adiliktir. Kim olursa olsun, kabul etmem.

EBRU ALTAN: Irak Haber Ajansı İran’dan aldığını haberi söylemişti, ondan sonrada yalan haberden dolayı özür diledi.

ADNAN OKTAR: İşte bak, yalancının mumu yatsıya kadar yanar demişler, şu anda yatsı vaktindeyiz. Durdurduk yani, oyun istemem. İŞID, karınca ezmez hale gelecek, bunu göreceksiniz. İki, üç yıl sonra Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacak. Hadi beş yıl diyelim. Şu an hepsini eleştiriyoruz. Şii’leri, Sünni’leri, yani yanlış yolda uygulama yapanları, Vahhabileri, IŞİD’i, Taliban, El Kaide hepsini eleştiriyoruz. Ama hepsi Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacak.

Yusuf Çıladı; “Programınızı severek izliyoruz Hocam. Birde Oktar ailesi olarak sizden beklentimiz biz askerlere bir dua eder misiniz?” Allah hepinizi kahpe kurşunlardan korusun. Allah ömürlerinizi uzun etsin. Allah hepinize cennet nasip etsin. Cesaretinizi şevkinizi artırsın. Sağlık sıhhat versin. Nurunuzu artırsın. Vatan, millet, bayrak, Allah, Kitap sevginizi kat kat artırsın. Ordumuza güç kuvvet versin Allah. Sizin içinize şevk, sevinç, neşe versin Rabbim. Siz mübarek varlıklarsınız. Mehmetçik demek, mübarek demektir.

OKTAR BABUNA: Siz hep söylüyorsunuz, Bediüzzaman Said Nursi “kahraman Türk ordusu” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet.

Kuran’da da övülmüş, işaret edilmiş bir ordudur. “Allah diyor sizin yerinize başka bir kavmi getirir. Onlar Allah’ı sever. Allah’ta onları sever” diyor. “Allah yolunda kınayanın kınamasından çekilmezler” diyor. Türk ordusuna işaret var inşaAllah, Türk milletine.

Alper Tunga Demirci; “’Kadının bir saç telini bile görülmesi dinimizde zina hükmünde’ olup olmadığını ayet ve hadisler ışığında açıklar mısınız?” Kadınlara işkence eziyet için, böyle kıskanç erkeklerin ortaya attığı laflar. ‘Saçının tek teli dahi’ ne kadar mantıksız laf. Yani zulümden başka bir şey değil. Kuran’da böyle bir hüküm yok. Sadece dışarı çıktıklarında eziyet göreceklerse, sarkıntıya uğrayacaklarsa, acı çekmemeleri için ızdırap çekmemeleri için, korunma tedbiri olarak bir zıh gibi çarşaf çar gibi geniş bir elbiseyle örtünmeni istiyor Allah. Başka ne yapılabilir? Dışarı çıkmayacak ya da onu yapacak. Mesela bizim Beyza’yı ben geçen gün gördüm, tanıyamadım. Baştan aşağı kapalıydı her yeri. Çünkü bu vaziyette çıkmaz dışarı. Güvenmiyor çünkü her yere güvenmez. Ama burada güveniyor giyiniyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Bazen hiç gitmiyorum güvenmediğim bir yere, evden çıkmıyorum.

ADNAN OKTAR: Evden çıkmıyor. Hiç gitmiyor yani güvenmiyorsa, tehlikeli görüyorsa.

AYLİN KOCAMAN: Sizin kitabınızda Adnan Bey, kadınlarla ilgili bir bölüm var, bütün detaylarıyla anlatan.

ADNAN OKTAR: Kitabın adı ne?

AYLİN KOCAMAN: Karanlık Tehlike Bağnazlık. Bütün mevzu hadisleri de bu konuda anlatan ve onlara Kuran’la cevap veren.

ADNAN OKTAR: O zaman ne yapacak bu kardeşimiz? Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabını internetten indirecek. Bedava ücretsiz. Fisebilillah. Ve okuyacak. Merak ettiği her soruya cevap bulacak orada. Meçhule süren adam yorgun kayıkçı.

“A9’daki yeni kulüp ışıklandırmasını kaçırmayın” diyor. “Hep diyoruz” diyor “aslanlar aslanı, bu olayın uzmanı.” Doğru.

Evet, genellikle iltifat, sevgilerini ifade eden yazılar.

Bakın Necip Fazıl Kısakürek rahmetli bu büyük veli, bu büyük düşünür, gelmiş geçmiş en büyük evliyalardan birisidir Necip Fazıl Kısakürek. Hal ehlidir. Sultandır yani. Kalplere Allah sevgisinin nakış eden bir Sultandır. Bak şiirinde diyor ki; “Bu nasıl bir dünya, hikâyesi zor; mekânı bir satıh, zamanı vehim. Bütün bir kâinat muşamba dekor, Bütün bir insanlık yalana teslim. Benliğim bir kazan ve aklım bir kepçe. Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyamda, nasıl?” ilme bak, ilme bak Allah’ın evliyasına bak. “Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta? Sonum varmış, onu öğrensem asıl? Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! Ey yedinci kat gök, esrarını aç! Aynalar, söyleyin bana, ben kimim? Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, Arzı boynuzunda taşıyan öküz?” diyor. Var ya bir hadis. ‘Kainat öküzün boynuzun da’ diyor. Yani insanın kafasında, beyninin içinde. Ama o temsili bir dilde anlatılmış. Yani öküzünde dünya, onun kafasının içinde diyor, onun beyninde. İnsandaki sistemi anlatmak için. Çünkü öküz dünyayı görüyor ama nerede? Boynuzlarının arasındaki beyninde görüyor. Dünya onun beyninin üstünde yaşıyor. Öküz mü dünyanın üstünde, dünya mı öküzün beyninin içinde. Dünya öküzün beynin içinde diyor. Necip Fazıl Kısakürek. “Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim, minicik gövdeme yüklü Kafdağı, bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim, dev sancılarımın budur kaynağı!” diyor. “Gece bir hendeğe düşercesine, birden kucağına düştüm gerçeğin.” Birden anladım diyor görüyor musun? Bak “Gece bir hendeğe düşercesine” gece vakti anladım diyor hakikati. Maddenin varlığını anladım diyor. “Birden kucağına düştüm gerçeğin” diyor. “Sanki erdim çetin bilmecesine, hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.” Görüyor musun Allah’ın evliyasını. “Kaçır beni aheng, al beni birlik. Artık barınamam gölge varlıkta” diyor. “ Biricik meselem sonsuza varmak” diyor. Muhteşem bir insan. Şiirlerindeki sırra bak, derinliğe bak. “Sene 1400” diyor, “acaba gelecek mi kahramanım” diyor. “Vakit geldi” diyor. “Sene 1400” diyor. İmamı Mehdi (a.s) için.

Leyla Öner Kalaoğlu; “Allah aşkıyla sevdiğim nurum, güzel asil Seyyidim, mübarek ellerinden öpüyorum.” Estağfirullah, biz sizin ellerinizden öpüyoruz.

“Hocam, sizi uzun zamandır tüm dünyanın dışlamasına rağmen Putin’e sahip çıkıyorsunuz.” Samimi delikanlı. Tabii hataları eksikleri var ama yazık buna bu kadar eziyet etmek.

Ahmet Tuna; “MaşaAllah Hocam, hakikaten çok asil bir milletiz” diyor. Tabii.

Hüseyin Karakaş; “Hocam helal olsun,oyunlarınız mükemmel ve delikanlıca” diyor.

Saklı Düşler; “ Tayyip Hocam mazlum, Anadolu delikanlısı. Onu ezmelerine asla göz yummayız.” Buna çok bozulmuş Saklı Düşler.

Orak çekiç, Allahualem komünist düşünceyi savunuyor olabilir.

Osman Yüksel Serdengeçti, ‘Mehdi’ isminde dergi çıkartmak istemiş o zamanlar. O da Hz. Mehdi (a.s)’a aşıktı. O dönemin valisi Nevzat Tandoğan müsaade etmemiş. O da korkmuş. Nevzat Tandoğan’ı da sarmış bir Mehdi korkusu.

“PKK Muşta, Varto’da sözde askerlik şubesi açmış. Kendi Sayıştay’ını Maliye bakanlığını kurmuş.” Her halde bir simit falan alıyorlar, şeker falan maliye bakanlığına gidip soruyorlardır, kendi bakanlıklarına. Sayıştay’la paraları katıştırıyorlardır. Sonra oradan yarım kilo üzüm alıyorlardır, kendi aralarında eğleniyorlar anladığım kadarıyla. Çoluk çocuğun eğlencesiyle olmaz bu işler.

Ne yapalım? Evet, uyusunlar yarın devam edelim. MaşaAllah inşaAllah, hadi bakalım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi, yarın tekrar görüşmek üzere hoşçakalın. 

Masaüstü Görünümü