Harun Yahya

Sohbetler (30 Kasım 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, sefa bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Başbakan Davutoğlu bugün Balıkesir’de il grup toplantısında konuştu, birlik mesajı verdi. “Doğumuzu batımızla, kuzeyimizle güneyimizi birleştireceğiz. Allah’tan başka kimseye boyun eğmeyiz, milletimize de boyun eğdirmeyeceğiz. Türk-Kürt kardeşliğini ayrımcılık yapan kalleştir” dedi. Ülkemizi bir küresel güç yapma yolunda gece gündüz çalışmaya hazır olduklarını ifade etti.

ADNAN OKTAR: Üslup güzel, sevgi insanı. Böyle bir insana hiç kimse antipati duymaz. Türkiye için birleştirici, Ortadoğu için de birleştirici. Şahane karakteri var, baya iyi. Bu sistem iyi, yani vasfını, gücünü, şahsiyetini herkes takdir ediyor görüyor. Başkanlık sistemiyle bu yapıyı zedelemeyelim, sakın sakın sakın, hiç gereği yok. Sadece fitne çıkarır o ben söyleyeyim, kargaşa olur. Başka bir şeye yaramaz. Aman ha aman, sakın ha sakın.

-MÜZİK ARASI-

ADNAN OKTAR: Şarkılarda böyle şirkin acısını ifade ediyorlar. Halbuki o güzelliği ona gösteren Allah, bir görüntü olarak gösteriyor. Bütün tamamı Allah’a ait, sevdiren Allah, gösteren Allah bütün sevgini Allah’a versene. Allah’a vermiyor şahsa veriyor, ondan sonra “vay yandım” diye başlıyor. Öyle olur. Sen Allah’ı seversen o görüntü sonsuza kadar yok olmaz zaten. Hiçbir varlık yok olmaz. Var olan bir şey bir kere var oldu mu bir daha yok olmaz. Mümkün değil, teknik açıdan da mümkün değil.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ankara’da PKK’nın kuruluş yıldönümünü bahane eden maskeli bir grup ortalığı savaş alanına çevirdi. Bankamatikler ve işyerlerini molotofla ateşe veren grup, içerisinde müşteri bulunan bir marketi de ateşe verdi. Polis müdahale edince PKK yandaşları sokak aralarına kaçtılar.

ADNAN OKTAR: Benim anlamadığım, -yanlış anlaşılmasın da- mesela bunu dindar bir grup yapsa iflahların keserler, mıh gibi de çakarlar oraya, hepsi de yakalanır, yer gök de oynar. Ama bu çakallar acayip şımartılıyor ben anlamıyorum. Nasıl kaçar kardeşim sokak arasına? Ne demek kaçma? Ve nasıl bir eylem yapsın, orada nasıl polis yok? Sivil polis, bilmem başka türlü güvenlik elemanı yok? Çembere alırsın bir tanesi bile kaçamaz. Nasıl kaçacak, olur mu öyle şey? Ankara’nın göbeğinde adam nasıl kaçıyor? Cadde değil mi bu? Arkasından sardın mı bitti, orada kalır adam, hiçbir yere de gidemez. Girişi çıkışı kaparsın, hepsini armut gibi toplarsın. Nasıl kaçıyormuş? Bir de öyle merkezi yerlerde mutlaka sivil polis bulunması lazım yeteri kadar. Güvenlik kameraları da var. “Kaçtı.” Hayırlı uğurlu oldun der gibi bir laf yani. Olmaz böyle bir şey. Kaçama olayında anında çakacaklar mıh gibi yere anında yakalayacaklar, öyle şey olmaz. Her zaman biz bu haberi duyuyoruz. “Kaçtılar, ara sokaklarda kayboldular…” Nasıl oluyor bu? Onu bir dindar grup yapsın ben bir göreyim. Alayını toparlarlar hepsini birden. Böyle şey olmaz. Bunda bir gariplik var. Buna bir çözüm bulsunlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Akit Gazetesi PKK’nın Diyarbakır sokaklarına astığı afişi yayınladı. PKK bu afişlerle kendine militan topluyor. PKK’nın üst düzey yöneticilerinin daha önce verdiği bilgilere göre, örgüt en güçlü dönemini yaşıyor. Ve militan sayısı da her geçen gün artıyor. Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi ve Yurtsever Devrimci Genç Kadın Birliği’nin imzasının bulunduğu afişlerde gençler Kandil’e çağrılıyor.

ADNAN OKTAR: Kandil ama Kandil’dekileri doğrayacaklar. Büyük bir katliam hazırlığı var. Bak Kandil’i boşaltsınlar, sözümü dinlesinler. Daha önce dinlemediler bak hepsi katloldu. Şimdi bu katliamın önlenmesi için önden söylüyorum; Kandil’i IŞİD basacak. Bak orada bir kişi bırakmayacaklar hepsini doğrayacaklar. Orayı boşaltsınlar. Sözümü dinlesinler. Sonra demedi demesinler, önden söylüyorum.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, birçok haber sitesinde sizin yeni Kürtçe Twitter hesabınızla ilgili haberler yayınlandı. Yapılan haberlerde bölücü terör örgütü PKK’nın gerçek yüzünü gösteren tweetler, Kuran ayetleri ve hadislerin yazıldığı Twitler’den örnek alıntılar yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Güzel güzel, daha yeni başlıyoruz. Yeri göğü inleteceğiz ilimle irfanla, inşaAllah. Hakla hakikatle, sevgiyle, muhabbetle, inşaAllah.

Hadi bakalım dinliyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Deniz Baykal, 12 yıldır Türkiye’de bilinçli bir şekilde siyaset-din ilişkisinin ve milli kimlik anlayışının tehdit edildiğini, tahrip edildiğini söyledi. “Bunu da demokratlık, ilericilik, liberallik diye yapıyorlar. Bunu millet de yesin istiyorlar. Yemiyoruz kardeşim yemiyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, herhalde AK Parti’ye kızıyor Sayın Deniz Baykal. Deniz Baykal dindardır, Çerkez, efendi, kibar bir insandır. Ama CHP laik çizgide olduğu için tabii zaman zaman bu tarz eleştiriler olur. Fakat eskiden dinden, imandan hiç bahsedilemiyordu laiklik adına. AK Parti hükümeti zamanında cayır cayır ayetle Kuran’la açık açık, samimi olarak İslam’dan bahsedilir hale geldi. Normali de budur. Laiklik dini susturmak değil ki, dinin kullanılması da değil. Dinin samimi yaşanması. Bir siyasetçi içinden geldiği gibi Allah’tan bahsetmek istiyorsa bahsetsin, dinden bahsetmek istiyorsa bahsetsin. Dini unutacak, orada konuşma, burada konuşma, parti binasında konuşma, sokakta konuşma. Nerede konuşulacak din? Camide imamlar bile çekiniyordu eskiden dinden bahsetmeye adamlar. Baya halen de ürküyor imamlar konuşmaya.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, İsrail’in dünyaca ünlü gazetesi The Jerusalem Post’da makaleniz yayınlandı. Fotoğrafı da gösterebiliriz.  “Kudüs’te n zaman barış olacak” makalenizin başlığı.

ADNAN OKTAR: Makaleyi görelim. Yazıları göreyim, yaklaştır, netleştir. Evet, bu haberi bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: İsrail’in dünyaca ünlü gazetesi The Jerusalem Post’da “Kudüs’te ne zaman barış olacak” başlıklı makaleniz yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Jerusalem Post’da, İsrail’in dünyaca ünlü gazetesi. Evet, İsrail’in, Filistin’in biz huzur içinde yaşamasını istiyoruz. Çok şahane bir belde, çok şahane hatıraların olduğu bir yer. Bütün peygamberler gelmiş Kudüs’e, hemen hemen tamamı. Evliyaların kol gezdiği bir yer. Binlerce yıllık tarihi var. Bereketli bir yer, mübarek bir yer. Huzur içinde, rahat içinde yaşasınlar Filistinli gençler de, İsrailli gençler de. Oraya insan gitti mi zaten bir ruhaniyet alır. Ne güzel yerler, ne güzel topraklar; Ürdün toprakları da dahil. Hep peygamberlerin ayak izleri duruyor oralarda.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Davutoğlu Kars’taki konuşmasında; “Çevre coğrafyalarda hatta çevre coğrafyaların çok ötesindeki diyarlarda da her zaman herhangi bir şekilde mağdur olmuş, tabi afetten ya da, savaştan veya baskıdan mağdur olmuş yardım isteyen kim varsa her zaman yanında olduk, olmaya devam edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Hayret Türk milletinin merhameti, güzel ahlakı. Hiçbir ülkede bu olmuyor. Bu derece yoğun merhamet, bu kadar dürüstlük bir tek Türkiye’de var. Herkes de doğal olarak Türkiye’yi çok seviyor, dost olarak. Ama tabii bağnazlığın kazınması lazım Türkiye’den. Mesela diğer ülkelerin sevme gücü az, diğer milletlerin sevme gücü az, yapılan anketler ürkütücü. “Bir tek Türkiye’yi seviyorum” diyor. Kardeşim sen diğer Allah’ın kullarını sevmiyorsan Türkiye’yi de sevmezsin sen, samimi ol. Sen Suriyeli’yi sev, Arap’ı sev, Rum’u sev, Rus’u sev, İranlı’yı sev, Avrupalı’yı sev, Amerikalı’yı sev hepsi Allah’ın kulu. Rengârenk ne güzel Allah onu bir nimet olarak yaratmış. “Onu da sevmiyorum, bunu da sevmiyorum, şunu da sevmiyorum” olmaz. Bak İsrail’e tepki yüzde seksene çıkmış sevgisizlik, korkunç bir olay. Bunun derhal düzeltilmesi gerekiyor. Siyasetçilerimizin de bu konuda ılımlı, güzel demeçleri, sevgi dolu demeçleri çok faydalı olur. Diğer ülkeleri seven bir millet olmamız lazım bizim, bu bize yakışmaz. Umarım anketler yanlıştır. Biz diğer bütün ülkeleri seven sevgi dolu bir milletiz. Bu anketi yeniden yapsınlar. Ama siyasetçilerimiz güzel demeçlerle halkın kalbine ferahlık, suhulet, inşirah saçsınlar ki o anketlere yansısın. Siyasilerin demeçleri önemlidir. Biz de konuşuyoruz ama siyasilerin demeçleri bütün basında yer alıyor, her yerde yer alıyor. Etkileyici olur, olumlu olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Jerusalem Post’ta yazınızın gazetede çıkmış halini de gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Gazete sayfasındaki bu bölümde çıkmıştı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte sevgi böyle sağlanır konuşarak, yazarak, anlatarak. Tayyip Hocam’ın demeçleri önemli olur. İsrail Peygamber soyudur. Hz. İbrahim (a.s), Hz. Musa (a.s)’ın, Hz. İsrail (a.s)’in evlatları. O Peygamber soyunu yok etmek için çok uğraştılar. Hitlerin psikopatlığı anlatılacak gibi değil. Böyle bir manyaklık tarihte görülmemiş. Hepsinin sırtına yıldız yapıştırmalar, tek bir bölgeye toplama. Daha da hızını alamayıp kitle katliamları. Bu çok büyük bir zulüm, akıl almaz zulüm yapmış kadınlara, çocuklara. Bir sefer İspanyollar geçmişte. Avrupa’da, Fransa’da şu an bir Musevi karşıtlığı var. Duramıyorlar Fransa’da insanlar, yani Museviler duramıyor. Bu nasıl bir zulümdür? Bırakın rahat yaşasınlar. Budist de rahat yaşasın, Musevi de, Hristiyan da, Müslüman da hepsi rahat yaşasın. Azınlık gördü mü saldırganlık damarları tutuyor. Eğer güçlü görürlerse çıtları çıkmıyor. Mesela onlar saldırgan, güçlü bir grup olsa, bir mafya grubu olsa ödleri kopar birçok Avrupalı’nın. Hiçbir şekilde yanaşmazlar. Ama mazlum görünce azgınlaşıyorlar. O Hitler’in yaptığı psikopatlığa ait filmi geçenlerde seyrettim, içler acısı, rezalet. Bu ne dinmedik kinmiş, ne dinmedik nefretmiş. Bu sefer şimdi yeni yeni hadisler çıkarttılar. Ağaç, taş dünyanın her tarafı ağaç, taş dolu zaten. Taş olmayan yer var mı, ağaç olmayan yer var mı? “Ağaç, taş konuşacak” diyor “ahir zamanda.” ne diyecekmiş biliyor musun? “Yanımda, arkamda, sağımda, solumda Yahudi var, gel onu öldür” Bu ne demek biliyor musun? Dünya çapında bütün Yahudiler’i hemen öldürün anlamına geliyor. Şimdi İstanbul’da her yerde taş var, ağaç da var. Adam eğer kinliyse, hazırsa diyecek ki ağaçtan ses geldi bana. “Peygamber dememiş miydi ağaçtan ses geldi?” diye. “Tamam, bu sokaktaki, caddedeki ağaçtan bana ses geldi. Bu da Yahudi dükkânı ben burada adamı öldüreceğim” der. Bu çok büyük bir zulüm ve uydurma bir rivayet. Kardeşim taş ve ağaç Allah adına bir hüküm verebilir mi bir insanla ilgili? Allah diyor ki “bir cana karşılık olmaksızın” diyor “kim bir cana ilişirse onun karşılığı ebedi cehennemdir” diyor. “Ehli Kitap’la Allah evlenin” diyor “hanımlarla evlenin, onlarla ticaret yapın, yemeklerini yiyin” diyor. Gidip öldürün demiyor Cenab-ı Allah. Ayrıca onların İsrail’de yaşayacağı da Kuran ayetiyle sabit “onlar İsrail’de yaşayacaklar” diyor. İşte bir millete zulüm yapılıyorsa her millete zulüm yapılıyor o zaman. Bütün milletler sevilirse her millet rahat eder. Ama ben bir millete zulüm yapacağım dersen, her millete zulmün kapısı açılıyor, olmaz böyle şey. Seviyorsan herkesi seversin, sevmiyorsan hiç kimseyi sevmezsin olmaz böyle.

Evet, Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Yeni Çağ Gazetesi Ankara temsilcisi Ahmet Takan, PKK’nın Kazım Kurt isimli şahsı Hakkâri’ye vali olarak atadığını iddia etti. Takan; “sözde Vali Kurt’un halka artık sorunları ve ihtiyaçları için Türkiye Cumhuriyeti’nin valisine değil kendilerine gelinmesini” söylediğini yazdı.

ADNAN OKTAR: Devletin valisi geçerli olan odur. Biz yaptık oldu kafasına getiriyor. Öyle bir şeye müsaade etmeyiz. Bir de şımarmanız hat safhaya çıkarsa bayağı pişman olursunuz. “Keşke yapmasaydık, keşke bu densizliğe bu derece varmasaydık. Bu şımarmayı niye bu dereceye getirdik?” diye hayıflanırsınız. Azıp kudurmanıza gerek yok ey PKK’lılar. Devletin sabrını, devletin efendiliğini, nezaketini yanlış yorumlarsanız, şımarıklığı da böyle tavanlara çıkarmaya kalkarsanız sonra vah yandım diye ortaya çıkarsınız. Densizliği, münasebetsizliği bırakacaksınız, çocuklanmayı da bırakacaksınız. Evcilik oynar ya çocuklar böyle işte sen şu oldun, ben bu oldum, polis olur birisi bilmem ne falan. Bunlar da oyun oynuyorlar.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Davutoğlu Kars’taki konuşmasının devamında: “Biz bir grubu diğerine karşı veya bir kimliği diğerine karşı yarıştırmak veya onları kıyasla üstünlük iddia etmek gibi bir siyasiliği kökten reddediyoruz. Bizim inancımıza göre üstünlük ancak takvayladır. İnsanlara hayırla hizmet etmededir.”

ADNAN OKTAR: Görüyor musun? Ben Cumhuriyet tarihinde ilk defa görüyorum. Bir başbakan Osmanlı’da bile yoktur onu ben hatırlamıyorum yani. Osmanlı son döneminde de yoktur. “Üstünlük ancak takvayladır” diye hatırlıyor musunuz siz?

BÜLENT SEZGİN: Yok, hiç hatırlamıyoruz.

ADNAN OKTAR: Ne Turgut Özal döneminde, ne Süleyman Demirel döneminde yok. Çok mübarek bir insan Davutoğlu. Şimdi “bunu sen niye söylüyorsun, dini alet ediyorsun” falan denir mi? Güzel olan ne varsa onu deruhte ediyor, açıklıyor. Sen o zaman onu söyleme, bunu söyleme. Neyi söyleyecek o? Güzel olan bir şeyi söyletmezsen. Mesela diyor ki; “Kudüs mübarektir, mübarek bir şehirdir” Laik dilde ne diyeceksin? Kudüs bütün inançlara göre kutsal bilinen bir merkez olarak addedilir. Şimdi bu oldu mu? Bu bana hafakan verir, ben bunu istemiyorum. “Kudüs mübarektir” diyecek “mübarek bir şehirdit” diyecek biz de bunu duyacağız. Ne mahsuru var bunun?

Ben sabahları görüyorum gözleri şiş şiş insanlar bir garip oluyor. Nasıl oluyor anlamıyorum. Allah vermesin olabilir de. O bir rahatsızlık bence, ona bir çözüm bulmaları lazım, öyle bir şey olmaması lazım. Onu normal karşılamamaları gerekiyor.

“Hocam” diyor kardeşimiz. Estağfirullah biz Hoca değiliz. Kardeş, vatandaş, Türk vatandaşı, herhangi bir kardeşiniziz. “Hocam” diyor ama biz ne diyelim? Adnan Bey. “Geçen gün Esad’ın ve günümüzdeki birçok diktatörün Firavun’dan bile daha kötü olduğunu ayetlerle açıklamanız çok ilginçti.” Tabii ya, Firavun demokrat adam “fikrini söyle” diyor. “Halkı toplayıp konuşalım” diyor. O yönden demokrat. Fikre açık. Adam karşısındakine laf söyletiyor bunlar direkt öldürüyor. Konuşturmuyor bunlar.

Doktor Armin Tavana “Ben Armin İranlı’yım ama Bakü’de yaşıyorum. Allah’ın izniyle sizin programa katılmayı arzuluyorum” diyorum. Tamam gel bir görelim.

Buyurun konuşun.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bu yılın başında Tayland’da iki yüz Uygurlu kardeşimiz yakalanmıştı. Siz hükümetin kapıyı açmasını, kardeşlerimizin buraya gelmesi gerektiğini söylemiştiniz. Hükümet tarafından mültecileri Türkiye’ye almak istiyoruz mesajı gönderildi. Ancak Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından bu konu “Çin’le Tayland arasında bir mesele ve ilgili ülke artık konuya müdahale etmeyi bırakmalıdır” diyerek Türkiye’ye üstü kapalı bir “karışma” mesajı verildi.

ADNAN OKTAR: Canım ayıp yapıyorlar. Şimdi Çin’e teslim etsek asarlar. Tayland’a teslim etsek daha da beter bir şeyler yaparlar. Aramızdaki mesele ne demek? Bu insanlık meselesi, bu merhamet, şefkat meselesi. Asıp kesmeyeceğine dair garanti de veremiyorsun. Hapsetmeyeceğine dair garanti de veremiyorsun. “Bana teslim et. Gönder bana öldüreyim.” Olur mu öyle şey? Haram olur, öyle bir durum olmaz. Çin çok ayıp yapıyor. Bir kere idam cezasını kaldırması lazım. İdam cezası olan bir ülkenin bu adamı bana gönderin demesi ne demek? “Gönderin öldüreceğim” diyorsun. Olmaz öyle rezalet. Bir de suç da yok ortada, adam sadece gitmek istiyor. “Vay sen nasıl gidermişsin? Gel seni asacağım.” Bu zulmün en şiddetlerinden artık.

“Canım Hocam, dün akşam müjde verdiğiniz şekilde Güneydoğu’ya yapacağınız faaliyetlere inşaAllah bizim de katkımız olur. Hep dua ediyorum. Allah yaptığınız hizmetlerden bana nasip etsin inşaAllah. Duam kabul olmuştur inşaAllah. Size hizmetçi olacağım gibi görünüyor.” Estağfirullah biz sizin hizmetçiniziz. Evet, Güneydoğu’ya çapı gittikçe artan tarzda aydınlatma bilgilendirme faaliyeti. Yani komünizmin yanlışlığı, Darwinizm’in, materyalizmin yanlışlığı, iman hakikatleri, Kuran mucizeleri, bağnazlığın kötülüğü. Bağnazlığın yanlışı çünkü bağnazlık anlatılmazsa olmaz. Sabırla anlatılacak gerekirse bire bir. Konferanslar çok etkilidir. Kitaptan daha etkileyici oluyor konferans. Ömrü boyunca unutmaz. Mesela adam tiyatroya gidiyor ömrü boyunca unutmuyor tiyatroyu. Gezdiğini tozduğunu unutur. Kitap okuduğunu unutur ama tiyatroyu unutmaz. Konferans da tiyatro etkisi yapar yani tiyatrodaki görsellik etkisini. Çünkü oturup bütün dikkatiyle izliyor. Ama oradaki tabii gösterilen şekiller, anlatım tekniği de çok hayatidir. Aklında iyi kalacak şekilde anlatmak. Işık, ses düzeniyle, resimlerle anlatım. Resmi unutmaması için resimlerin çok iyi seçilmesi lazım. Beynine yerleşiyor o resim, ömür boyu kalıyor beyninde. Ama sathi bir anlatım olursa o beyninden akar gider. Beynine o görüntüyü çok güçlü yerleştirmek lazım. Gerekirse güzel bir ses, güzel bir görüntü, güzel bir ışık düzeniyle. Mesela insanların birçok tiyatro sahnesi hep aklındadır. Ama başka şeylerin hiçbirini hatırlayamaz.

Doğudan birçok kardeşimiz “artık daha şuurlu bir İslam anlayışı doğuda yayılıyor” diyor. “Cesaret geldi” diyor. O da çok güzel. Yani doğudaki kardeşlerimiz cesaret geldi diyor. Süslü cümlelerle hitabet yarışmaları yapmıyorlarmış artık, daha sade akılcı, tehlikenin farkına varmış, makul bilimsel, mantıklı bir üslup kullanıyorlarmış. Bu üslup bizim üslubumuz. Demek ki damgamız her yerde maşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey geçtiğimiz günlerde 259 Arakanlı Müslüman Myanmar’daki zulümden deniz yoluyla kaçarak Tayland’a geçti. Tayland polisi bu kişileri tekrardan denize göndereceğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: İşte bak ahlaksız, karaktersiz, cibilliyetsiz adamlar. Haysiyetsizliğe bak. Durduk yere öldüreceğim diyor insanları. Denize göndermek ne demek? Bu nasıl bir zulüm ruhu? Bunların ruhu tamamen boşalmış. Türkiye böyle bir şeyi tahayyül dahi edemez. Ama bak orada adamlar hayvanın yapmayacağını yapıyor. Hayvan bile yapmaz bunu. Hayvan bile yavrusu suya düşüyor, hayvan gidip suya giriyor ağzıyla yavrusunu alıp sudan çıkarıyor. Bunlarda hayvan aklı bile yok. Hayvan vicdanı bile yok. Karaktersiz herifler. İllet oldum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Erzurum İl Kongresi’ne katılan Başbakan Ahmet Davutoğlu kendi küçüklüğünün ve babaannesinin fotoğrafının bulunduğu afişi görünce sürpriz yaşadı. Başbakan Ahmet Davutoğlu’na “Hacı kızı ebe” olarak bilinen babaannesinin yazdığı şiir afiş üzerinde yer aldı. “Dünyalar ayağına gele, herkes sana akıl danışa, büyük adam olasın, halka hizmetkar olasın, oğlun ola ordu olasın, kızın ola oba kurasın” yazıyordu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah Orhan Gazi’ye sanki hitabet. Sanki Osman Gazi’ye hitabet. Sanki Osmanlı yeniden kuruluyor. MaşaAllah ne güzel. Hoca’ya tam destek, Ahmet Davutoğlu’na. Böyle insan yok. Dünyada yok şu an. Böyle başbakan yok dünyada. Kıymetini iyi bilsinler. Tayyip Hocam’da burukluk yaşamasın, onu da çok seviyoruz. O çok çile çekti, çok acı çekti. Sevabın esas ağır kısımlarını, çok olan kısımlarını aldı. Çok çile çektiği için. Gönlü rahat olsun. Ama cumhurbaşkanlığı iyi ona. Sakın başkanlık sistemine girmeye kalkmasın. Fitne olur, tehlike olur Allah vermesin. Çok büyük kargaşa olur. Sakın yanaşmasın. Bu iyi.

“İşte ülkeler ve onların halkları zulüm ettikleri zaman” (Kefh Suresi, 58) derin devletler çizgiyi aştığı vakit. Yahut zahir devletler çizgiyi aşıp azgınlaştıklarında, asıp kestiklerinde, faili meçhuller yaptıklarında. Bunu yaptıkları zaman diyor Allah. “onları yıkıma uğrattık ve yıkımları için bir buluşma zamanı tespit ettik” (Kefh Suresi, 58) Hızır (a.s)’ın da bulunduğu toplantı. Toplantıda bazen Hızır (a.s)’ı biri görür, biri görmez. Yani illa herkes görecek diye bir şey yok. Ama Hızır (a.s)’sız toplantı olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yurt içi ve yurt dışından kardeşlerimiz şu faaliyetleri gerçekleştirdi Adnan Bey. Balıkesir Üniversitesi öğrencileri evde bir araya gelmişler. Birlikte yemek yiyip, belgesel izleyip sohbet etmişler. Katılanlara da Karanlık Tehlike Bağnazlık isimli kitabınız hediye edilmiş.

ADNAN OKTAR: Çok güzel maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Osmaniye’de kardeşlerimiz bu hafta sonu kitaplarınızın dağıtımını yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Osmaniye delikanlı aleminin merkezlerindendir.

KARTAL GÖKTAN: İzmir’den kardeşlerimiz toplanıp sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Sen şu ufaklığı bana bir göster bakayım. O güzel hanımı da göster. Maşallah Allah ikisine de uzun ömür versin. Sağlık sıhhat versin, maşaAllah hidayet versin. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Belçika, Almanya ve Hollanda’dan kırk kardeşimiz bir araya gelmiş. Sunumlar eşliğinde çeşitli konular anlatıp sohbet etmişler, yemek yemişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah üçler, yediler, kırklar maşaAllah. Allah onlara ne güzel yiyecekler sunmuş böyle maşaAllah. Şu çörekler, börekler, kurabiyeler dehşetli duruyor maşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Alanya’da kardeşlerimiz camilere ve öğrenci yurtlarına 60 adet kitabınızı hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Bak tatlılığa bak sen tatlılığa, tatlılığa.  Bak görüyor musun yüzündeki ifadenin temizliğini. Günahsızlığın güzelliğine bak maşaAllah maşaAllah nur gibiler maşaAllah. Allah hepsine hidayet, sağlık, sıhhat, afiyet, bereketli uzun ömür versin. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Adapazarı’ndan da bir kardeşimiz, bu akşam merkez civarında çok sayıda A9 TV broşürü dağıtmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. A9 TV hakikaten çok fazla seyrediliyor. Şu anda da izleme çok yüksek, özellikle Güneydoğu’da çok yüksek maşaAllah.

CEYLAN ÖZBUDAK: Twitter hesabınız çok dikkat çekti Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Gittikçe arttıracağız, inşaAllah.

Cem Yıldız; Ahmedi Hani 1600 yıllarında yaşayan Kürt edebiyatının en önemli isimlerindendir. Niye acaba sordu? Ünlü eseri Mem u Zin’dir. Mem u Zin duymuşsunuzdur. Evet, çok uzun şiir şeklinde yazılmış bir aşk hikâyesi. Mem u Zin, Kürt edebiyatının en ünlü eserlerinden. Aynı zamanda Şıh’tır. Cem Yıldız kim? Herhangi birisi. Evet.

Buyur Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey İŞİD Kobani’de Mürşid Sınır Kapısı’na saldırılarını devam ettiriyor. Ayrıca Kobani içinde de sokak çatışmaları yaşanıyor. Koalisyon güçlerinin bombalamaları IŞİD’in saldırılarını yavaşlatıyor ancak durdurmuyor. IŞİD saldırılarında tankların yanı sıra ağır silahları da kullanıyor.  Uçaklardan düşen bombalar da sık sık IŞİD yerine PYD saflarına düşüyormuş.

ADNAN OKTAR: Yunus Gulüç, “Ağabey ne zaman Adana’ya geleceksiniz? Sizi misafir etmek isteriz.” Adana delikanlı âleminin merkezlerindendir. Adana’nın kebabı meşhur.

“Canım Hocam sanırım yarın özel bir durum var.  Eğlenmek için siz de mutlu olacaksınız, biz de mutlu oluruz tabii ki” diyor. Yok, canım yani âlem, eğlence güzeldir severim ben âlemi yani inşaAllah.

İstanbul’da birçok yerde Suriyeli mülteciler varmış. Onlara belediye İstanbul’un dışında uygun bir yerde onlara çadır kent tarzı bir şey kurabilir, böyle daha iklimi uygun bir yerde. Şehir içinde çok zor yani oralarda parklarda, bahçelerde falan.

“Tarih boyunca önce derin devletleri kurdurmuş derin devletleri yıktırmıştır. Takdir-i İlahi’nin vakti geldiğinde her derin devlet yıkılır.” Ayhan Tandoğdu.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: MHP lideri Devlet Bahçeli Tunceli ziyareti sonrası yaptığı açıklamasında partililerin “bebeğimizin ismini ne koyalım?” sorularına “Yavuz İsmail koyun” yanıtını verdiğini söyledi. “Bu konuda geçmişten gelen tartışmaların aşılması için genç kuşaklara da görev düşüyor. Kaynaşmanın sağlanması için ben bir öneride bulunacaktım. Bundan sonra çocuklara Yavuz İsmail adı birlikte verilebilir. Yani Yavuz Selim ve Şah İsmail, bu İsmail Selim de olabilir. Bu şekilde artık toplumda artık kaynaşma sağlanmalı” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet geçmişte hatalar olmuş, yanlışlar olmuş. Alevi; adı üstünde bir güzellik. Şia; adı üstünde bir güzellik. Sünnilik; adı üstünde bir güzellik. Hepsi Müslüman. Tabii ki eksik, yanlış yönleri var bu sistemlerin ama kökeninde samimi mümin insanlar. Dolayısıyla yapılan hatalar artık ahir zamanda düzeltiliyor, tedavi ediliyor. Mehdiyet’in bereketiyle.

Birileri bir şey söylesin.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Memur Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu İslam Birliği çağrısı yaptı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Şunları söyledi; “Batı uygarlığı öldürmeyi geçim kaynağı gören bir uygarlıktır. Onlardan medet ummak ölü gözünden yaş beklemektir. Filistin’de yapılan katliamları tahrif edilmiş Tevrat’a uyduruyor. Malum halka zulüm ediyorlar. Bize burada büyük görev düşüyor. Biz bu halklara sahip çıkmak zorundayız. Burada yapmamız gereken İslam Birliği’ni kurmaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu muhteremin resmi var mı?

KARTAL GÖKTAN: Var.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Ahmet Gündoğdu.

ADNAN OKTAR: Helal olsun maşaAllah. Aferin kardeşimize. Saadet kökenli herhalde değil mi? Güzel konuşmuş.

Evet, Bülent-Fikret kardeşler.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Yeni Şafak’ta 1965 yılında Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı tarafından hazırlanan komünizm raporunun içeriğine dair bir haber vardı. Habere göre bu raporda “amansız düşmanımız” olarak nitelendirilen komünizmin “dinimize aykırı, sosyal inançlarımıza tamamen zıt, memleketi bir esir kampı haline getirmeyi amaç edindiği” ifadeleri yer alıyor. Lenin’dense “kısa ve saçsız adam” diye bahsediliyor.

ADNAN OKTAR: Kısa ve saçsız adam. Kısa olması önemli değil. Saçsız olması önemli değil. Vahşi, acımasız ve gaddar. İnsan kısa da olabilir, saçsız da olabilir onlar önemli değil. Asıl zalim, gaddar, katil ruhlu olması.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiltere’de eski Amerikan Kilisesi Piskoposu Lord Harris İngiliz Kraliyeti’nin varisi prens Charles’in taç giyme töreninde “Kuran okunmalı” diye bir açıklama yaptı. Piskopos lordlar kamarasında yaptığı açıklamada “İngiltere’deki Müslümanlar’ın toplum tarafından benimsendiklerini hissettirmek amacıyla taç giyme töreninin Kuran okunarak başlamasının yaratıcı bir davranış olacağını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Çok şahane olur. İngiltere’de krallığın olması benim çok hoşuma gidiyor. Sembolik olarak çok yakışıyor. Eski geleneklerin devam etmesi, o ihtişamın devam etmesi çok çok güzel. Demokrasi mükemmel işliyor. Ama krallığın kaldırılması için bir neden yok. Çok isabet etmişler. O sembolik güzellik, o sembolik ihtişam gönül açıcı, iç açıcı. Söylenen olay da çok çok mükemmel olur, çok isabetli olur. 

KARTAL GÖKTAN: İngiltere’de de bazı basın organlarında da şöyle bir teklif yer aldı “eğer böyle bir törende Kuran okunacaksa o zaman İngiltere’deki camilerde, Cuma namazlarında kral ve silahlı kuvvetler için dua edilmeli.”

ADNAN OKTAR: Olur. Niye olmasın?

CEYLAN ÖZBUDAK: Prens Charles’in en yakın olan danışmanının İslam üzerine bir kitabı vardı yeni yazdı.

ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocam sayesinde hakikaten o İslam’ı sevdi Prens Charles. Şeyh Nazım Hocamız’’ı acayip seviyordu Prens Charles. 

OKTAR BABUNA: İslam’la ilgili çok güzel konuşmaları oluyor. Oxford Üniversitesi’nde konuştu, başka yerlerde maşaAllah.

ADNAN OKTAR: İngiltere’nin böyle bir nezaket göstermesi, böyle bir güzellik göstermesi İngiltere’nin çok sevilmesine neden olur. Camide dua okunur. Niye okunmasın? Gayet de güzel olur.

OKTAR BABUNA: Müslümanlar’a çok özgürlük veriyorlar İngiltere’de bayağı rahatlar Müslümanlar. 

ADNAN OKTAR: Prens Charles doğru yolda daha da sevecen, daha sevgi dolu olsun yakışır. Putin de eski Rus İmparatorluğu’nun armalarını kullanıyor. O ihtişamı, o güzelliği kullanıyor yakışıyor. Bir kere Rus Hanedanı’nın olduğu gibi öldürülmesi çok büyük bir kahpelik, çok büyük bir alçaklık, çok büyük bir haysiyetsizlik, gaddarlık. Komünistlerin psikopatlığını göstetiyor, o devrin azgınlarının. Romanoflar birbirinden güzeldi o çocuklar. Çok seçkin bir aileydi, kahpece ve alçakça ve zalimce onları öldürdüler. Dünya güzeliydi o genç kızlar, çocuklar. Ne kadar acımasız, kahpe ve kalleş olduklarını oradan anlıyoruz, o devrin komünistlerinin. Aynı kafa PKK’da da var işte. Stalinist kafa. Leninist, Stalinist kafa. 

CEYALAN ÖZBUDAK: Putin’in İslam Konferansı Örgütü’ne katılmak istediğini ben bilmiyordum yeni öğrendim çok şaşırdım.

ADNAN OKTAR: Tabii “biz İslam ülkesiyiz” diyor Putin. O da yine imparatorluk döneminin ihtişamını yeniden ortaya koyması lazım. Bayağı yakışır.

TARKAN YAVAŞ: Kiliseye de o sebeple çok önem veriyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Yapmış bir şeyler ama tam hakkıyla yapabilir. Yine öyle sembolik bir çarlık sistemi oluşturabilirler. Değil mi? Mesela törenle Çar’ı makamında ziyaret edebilirler. Bayağı güzel olur. Ama aileden kimse kalması herhalde Romanof’lardan, var mı? Ne alçaklar. Yine sembolik olabilir o aileyle dolaylı yoldan bağlantısı olan insan çıkar. Çünkü sembolik,  sembolik olmasında bir mahsur yok. Demokrasi işliyor, hukuk işliyor, her şey işliyor. Bayağı güzel olur. Avusturya, Macaristan için de çok iyi olur. Almanya da yapabilir. Sembolik bir Alman İmparatoru olsa Almanya’da bayağı güzel olur. O devrin kıyafetlerinde falan, bir süs bir güzellik yani. Demokrasi işledikten sonra, Cumhuriyet olduktan sonra ne mahsuru var? Bayağı güzel.

CEYLAN ÖZBUDAK: Dediğiniz gibi İngiltere’de hiç karışmıyorlar demokrasiye.

ADNAN OKTAR: Tabii, uzaktan yakından müdahaleleri yok, sembolik.

Evet dinliyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz birçok süsü kuşlarda hatta onları zor duruma da düşürebilecek bir şey olduğunu sadece süslü olarak Allah’ın yarattığını söylemiştiniz. Gerçekten dikkat ettim ben tavus kuşları uçarken uzun kuyrukları yere sarkıyor. Aslında onlara kolay gelen bir şey değil onu taşımak ama Allah güzellik olarak yaratmış.

ADNAN OKTAR: Tabii hayvanın yaşamasında hiçbir katkısı yok. Hayvanın tamamen aleyhine ama sırf süs. Sırf süs amacıyla olduğu belli. Altın sülünde, diğer kuş türlerinde de öyle. Hayvana hiçbir faydası yok o renklerin.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan Müslüman’ın gözü tok ve kanaatkar olması gerektiğini belirtmek için “hepimiz birkaç hurmayla açlığını bastıran bir peygamberin ümmetiyiz” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Ahmet Hakan ise üstü kapalı olarak Sayın Erdoğan’ın bu konuda samimiyetsiz olduğunu ima eden bir yazı yazdı. Şunları söyledi; “Saray olmasa, uçak olmasa, şatafat olmasa bu söz çok etkileyici olacaktı. Ama ne yaparsınız ki hepsi var. Bu nedenle bu açıklama dudaklarda kekremsi bir tat bıraktı” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Ne alakası var? Tayyip Hocam’ın eski paltosu üstünde, eski kıyafetler, eski ayakkabısı mazlum bir hayat yaşıyor. Ne alakası var? Saray Türkiye’nin şanı için yapıldı. Türkiye’nin gururu, onuru için yapıldı. Tayyip Hocam’la ne alakası var onun? Uçak da zaruret o. Nasıl gitsin, ne yapsın? Mesela Rusya’ya gitmesi gerekiyor kaç bin kilometre yol alınıyor. Ufacık jetle gidilir mi, ufacık uçakla gidilir mi? Kon kalk, kon kalk o şekilde olur mu? Türkiye’den kalkacak olay yerine kadar gidecek. Bütün dünyada böyle. Öyle uyduruk ufacık bir jetle bir yere gitmek olmaz. Tayyip Hoca’nın orada bir çıkarı yok. Herkes büyük uçaklarla gidiyor. Boeinglerle falan gidiyorlar oraya buraya. Bütün dünya büyük uçaklarla gidip geliyor. Amerika’ya gidecek, nasıl gitsin? Şu akıl mı? Buna cevap vermek kalmak mecburiyetinde kalmak bile insanı zorluyor. O ufacık, uçağa da benzemiyor el kadar şey onunla gidilir mi? Her yönden riskli. Bir de Tayyip Hocam bugün var, yarın yok bütün yüz sene cumhurbaşkanlığı yapacak hali yok ki. Daha da iyisi alınabilir ayrıca uçağın. Sarayın daha da iyisi yapılır, ne mahsuru var bunun? Sürekli bir ilerleme olsun. Tayyip Hocam hiç rahatsız olmasın, orada gayet de güzel konuşmuş. O hurmayla ilgili sözü de güzel. Çok sade çileli bir hayatı var. Halen de öyle, evinden başbakanlığa gidiyor, başbakanlıktan evine gidiyor. Doğru düzgün uyku bile uyuyamıyor. Bin bir çile ıstırap içinde yaşıyor. Ne çıkarı var? Şahsında bir anormal yön var mı ona bakarsın. Yoksa yoktur. Konuşması da gayet güzel. Armudun sapı var, üzümün çöpü var, kaşının üstünde gözün var, gözünün altında kaşın var. Karma karışık laflar bunlar. Hiçbir mantığı yok bunların. Ve sıkıcı da.

“Hocam sizi günde dört saat görüyoruz yetmiyor. Dokuz-on saat görmek istiyoruz. Ad ve soyadımı okur musunuz lütfen, iyi yayınlar Hocam” diyor Mehmet Kaya.

“Hocam halay konusunda mümkünse Erdem kardeşimiz ve Oktar Ağabey dışında kimse havaya kalkmasın. Siz daha iyi bilirsiniz” diyor. 

“Allah aşkıyla sevdiğim Hocam sabahları zaman zaman insanın gözleri şişmez mi? Çok uyuyunca falan olmuyor mu? Artık uykulara doyamadığım için şu sıralar olmuyordur ama zaman zaman olmuştur herhalde” diyor. Tuzlu yiyorlar normalde şişmemesi lazım yüzün. Öyle bir şey olmaz. Ben görüyorum bayağı şiş kalkıyorlar yüzleri. Ödem oluşuyor garip bir şey var yani o makûl bir şey değil. Vücutta tuz atılamıyor olabilir. Bir şey var yani.

ADNAN OKTAR: “Hocam, Erzurum’da her gece büyük bir zevkle ailece izliyoruz sizi. Arkadaşlarla Erzurum’a bekliyoruz.” Serdar Timur.

“Hocam mümin bir kadın bu dünyada evlenmeden ahirete cennete gitse orada durumu nasıl olur? Eşi kim olur, ya da eşi olur mu?” Tabii ki onun isteğine bırakılır ahirette, kiminle istiyorsa orada evlenir, kimi seviyorsa.

“Beyaz TV’de Ahmet Çakar’ın programında şu anda Demba Ba ile yaptığınız yorum yayınlanıyor.”

Cem; “Bağdat Caddesi’nde bedava dağıtıyorlar.” İyi maşaAllah.

“Hocam saygılar” diyor Er Aydan. “Programınız çok kaliteli, oradaki insanların hepsi çok kaliteli. Programa nasıl katılabilirim?” diyor. Bizim siteye yazı yazıyorlar.

ERDEM ERTÜZÜN: sohbetler@a9.com.tr mail yazacaklar.

ADNAN OKTAR: Tamam, oraya yazı yazdıklarında oradan bağlantı kurabilir arkadaşlar.

Evet birileri bir şey söylesin sohbet edelim.

BÜLENT SEZGİN: İmralı ziyareti sonrası HDP, Öcalan’ın verdiği mesajlara ilişkin bir basın açıklaması yaptı. Açıklamasında; En fazla dört-beş ay içinde tüm Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek büyük demokratik çözümün sağlanabileceği ama gereken ciddiyet gösterilmezse bölgesel kaosun derinleşeceği ve darbe mekaniğinin sonuç alınabileceği uyarısında bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Yok, darbe Tayyip Hocam’a işlemez. Delikanlı aleminin en has delikanlılarından. Tayyip Hocam’a öyle aba altından sopa göstermeye kalkarsalar bu çok büyük hata olur. Hükümet bayağı sağlam. Geniş halk kesiminin desteğini alıyor. Bir kere Başbakan çok mübarek, müberra ve muhterem bir insan. Nur gibi bizim çocuklar gördüler “acayip şeker” diyorlar “çilli” diyorlar böyle “siz görseniz bayağı seversiniz” diyorlar. Güzel huylu, güzel ahlaklı bir insan.

Bak yoğun olarak “biji serok Harun Yahya” yazıyorlar kardeşlerimiz, Güneydoğu’dan. “Çok yaşa Önder Harun Yahya” demekmiş. Önderlikten ziyade kardeşiz kardeş. Kardeşiz. Ben Güneydoğu’da kardeşlerimin hizmetçisiyim inşaAllah.

Dinliyorum evet.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey talebeleriniz Sinem Tezyapar, Ayça Pars ve Burcu Çekmece sizi temsilen İngiliz Konsolosluğu’nun davetlisi olarak katıldıkları bir toplantıda İngiltere İşçi Partisi’nden eski bakan Jack Straw ile görüştüler. Bu kişi Tony Blair döneminde dışişleri bakanlığı olmak üzere, içişleri bakanlığı, adalet bakanlıkları, avam kamarası başkanlığı gibi kabinede çeşitli görevler almış bir kişi. Kendisine sizin vesilenizle yaptığımız faaliyetler konusunda bilgi verildi. Sizin “Gelin Birlik Olalım” eseriniz hediye edildi. Ayrıca “IŞİD’le fikri mücadelenin önemi, dini liderlerin politik sorunlarının çözümünün de önemi” gibi konuları açıkladı arkadaşlarımız.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hazret üstaddır, değerli bir insan inşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Milliyet Gazetesi Yazarı Güneri Civaoğlu, Öcalan’a söylenenlerin aksine TC kavramına evet dediğini iddia eden bir yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: TC kavramına. Peki evet demese kaç yazar? Lafa bak. Gelenekleriyle oturmuş bir devlet var. Gayet de şefkatli, sevecen, olgun bir devlet. “Ben kabul etmiyorum” diyor biri de “kabul ediyorum” diyor. Kabul etmemen bizi etkilemez, önemli değil yani. Bir de niye bu konuda böyle bir açıklamaya gerek duyuluyor? Cumhuriyet hükümetini, devleti yıkmaya çalışan bir sistem var. PKK’nın özelliği bu. Sen desen ki: “Ben bayılıyorum hükümete, devlete de bayılıyorum” kimse buna inanmaz. Amacın açık; devleti yıkmak. Onun yerine komünist bir devlet kurmak, Güneydoğu’yu parçalamak, geri kalan yerleri de işgal etmek. Açık. Abdullah Öcalan’ın düşüncesi Marksist, Leninist, Stalinist bir düşüncedir. Bunu kapatmaya çalışması bir kere ayıp. Ben mesela ne diyorum? “İttihad-ı İslam’ı savunuyorum” diyorum. Ne zamandan beri? 1979’da akademiye geldim Fındıklı’ya “Ben İttihad-ı İslam’ı savunuyorum” diyordum daha hala diyorum, çizgimde hiçbir değişiklik yok. Ama adam “ben Marksist, Leninist, Stalinist’im” diye çıktı, sonra “Allah’ım” dedi, sonra “Müslümanlık iyidir, Müslümanlığı savunuyorum” diyor, arkasından “federasyon” diyor. Karmakarışık bir yapı. Dürüst olacak. Stalinist ise Stalinist olduğunu söyleyecek, Müslüman’sa “Ben Müslüman’ım arkadaş “La İlahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyecek.

AYLİN KOCAMAN: Siz söylemiştiniz Adnan Bey ilk başta tabii kendi ordusunu kurmak, kendi yargı, eğitim sistemini kurmak için bir devletten faydalanması gerekecek. O yüzden şu anda taktik peşinde. Türkiye Cumhuriyeti’nden faydalanıp sonra…

ADNAN OKTAR: İlk kuruluş aşamasında devletin Türkiye’ye ihtiyacı var. Türkiye kazancının yarısını bunlara verecek, onlar da silah alacaklar, havaalanları yapacaklar, silah fabrikaları kuracaklar ve biz para vereceğiz ama bu arada. Ordusunu kurduktan sonra, silah fabrikalarını kurduktan sonra, havaalanlarını oluşturduktan sonra, askerini, polisini yetiştirdikten sonra diyecek ki: “Biz artık bağımsız devlet olmak istiyoruz. Var mı diyeceğin?” diyecek. Bunu kabul eden zaten onu da kabul eder. Federasyonu kabul eden ona ne diyecek? Ne diyecek? Türkiye hiçbir şey demez onların mantığına göre. Sonra da Türkiye’nin geri kalanını yutacak. Olay bu. Burada bir deccal sistemi kurup, Türkiye’de, bütün Ortadoğu’yu deccallaştırdığı insanlarla mahvetmeyi düşünüyor deccaliyet. O arada Amerikan askerini, Avrupa askerini kullanmak istemiyor. Komünistleştirdiği Ortadoğu halklarını kendi insanlarına karşı kullanmak istiyor. İslam dinini, komünistleştirdiği Müslümanlar’la İslam’ı ortadan kaldırmayı düşünüyor. “Orada biz” diyorlar “Amerikan askeri, Avrupa askeri kullanmayacağız.” Kimi kullanacağız? “Müslümanlar’dan Allahsız yaptığımız, komünist yaptıklarımızı kullanacağız.” Kim bunun için müsait? “PKK” diyor. Sonra? “Ama PKK yetmez” diyor. “Ne yapacağız?” “Diğer kısımları da” diyor “işgal ettireceğiz, silah zoruyla onları da Allahsız, Kitapsız yapacağız, Allah’a, dine düşman hale getireceğiz, değilse de zaten silah kullandıracağız. Kendi halklarını kendilerine yok ettireceğiz” diyor. Birbirine kırdırma. Şu an yapıyorlar bunu zaten, geniş çaplı yapıyorlar. Ama “bunu bütün Ortadoğu’yu kaplayacak şekilde yapmak istiyoruz” diyorlar. Yani mümkün mertebe hiç Hristiyan asker kullanmak istemiyorlar. Veyahut Avrupalı asker kullanmak istemiyorlar, Amerikan askeri kullanmak istemiyorlar. Ortadoğulu’yu Ortadoğulu’ya yok ettirip İslam’ı kendi alanında boğmak istiyorlar, Müslümanlar’ı. Konu bu. PKK da kahpe, kalleş, pislik bir yapılanma olduğu için en müsait bunları buldular.

KARTAL GÖKTAN: İnsani Yardım Vakfı çözüm süreciyle ilgili gelinen noktaya dair değerlendirme ve tespitlerini içeren bir rapor yayınladı. İHH Başkanı Bülent Yıldırım raporun bölgede dört bin insanla konuşarak hazırlandığını belirtti ve şunları söyledi: “Şu anda bölgede PKK tarafından paralel bir devlet kurulmuştur. Vergi alınıyor, güvenlik kontrolleri yapılıyor. Bölgede gayrimenkul alım satımları yasak hale gelmiş durumda. Bir takım devlet yetkilileri çıkıp bu doğru değil diyebilir. Yanına polisini, devlet gücünü verirsin, gidersin tapuya orada zoraki bir alış veriş yaparsın. Ama ne yazık ki PKK’nın unsurları orada gayrimenkul alım satımını engellemiştir. Okullarda PKK sempatizanlarının dışındaki bütün çalışmalara yasak konulmuş durumda. Çocuklarını İmam Hatip Okullarına gönderen aileler tehdit ediliyor. Bu paralel yapının bir an önce bitirilmesi lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Helal olsun güzel söylemiş. Ama PKK’nın paralel yapı olması yeni bir konu değil ki. Çok eski bir konu. Ve benim gördüğümde de ılımlı bir karşılık alıyorlar. Yani böyle net bir karşılık almıyorlar. Ben anlamıyorum bu politikanın amacı nedir? Nereye varacak? Ama nihai aşamada Türk milletinin gözünü döndürmek istiyorlarsa, çok feci bir sonla neticelenmesini istiyorlarsa herhalde bu delilikleri tırmandırmanın amacı da bu. Benim gördüğüm. Yani devleti, orada amansız bir güç olarak üstlerine çöktürmek istiyorlar. Yani kısa sürede de bu neticelenecek bir şey istiyorlar gibi görünüyor. Devletin gücünü de anlamış değiller. Askerin, polisin gücünü de anlamış değiller. Deneme yapıyorlar. Yani bilmiyorum Tayyip Hocam ne düşünüyor, Sayın Davutoğlu ne düşünüyor? Ama burada devlet, gücünü tedricen güçlendirerek, arttırarak bu fitneyi söndürmesi lazım bir an önce.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Bülent Yıldırım hükümetin cemaat konusundaki tavrını eleştiren de bir açıklama yaptı. “Türkiye de bir hesaplaşma yaşanıyor. Nedir bu hesaplaşma? Cemaat adı altında bir yapı var diyorlar, ben her suçun böyle cemaate atılmasını doğru bulmuyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani cemaat değil zaten cemaatin üstüne çökmüş bir güç olabilir. Bu da hukukla ispat edilebilir. Böyle bir şey varsa tabii ki gereği yapılsın.  Ama “cemaat yapıyor” demek bu olmaz. Bunu Türkiye’de kimse kabul etmedi zaten. Yani bunu Türkiye’de kabul eden kimse yok. Bu hayali bir iddia. Ama cemaatin üstüne çökmüş bir güç olabilir. Bunu da devlet açığa çıkarsın, cemaati bu beladan kurtarsın.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımızın bu akşam sonuna geldik. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü