Harun Yahya

Sohbetler (3 Aralık 2014; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri Töreni’nde yaptığı konuşmada yeni yapılan saray ile ilgili şunları söyledi Adnan Bey; “İstanbul’da bir Dolmabahçe Sarayı, Topkapı Sarayımız var hala onunla övünürüz. Ama bizden öncekiler bize neler bıraktı diye sorduğunda biz bu sarayı göstereceğiz. Burası Tayyip Erdoğan’ın sarayı değil burası Türk milletinin sarayıdır ve bu sarayın içinde sadece cumhurbaşkanlığının görevlileri çalışacaktır. Millet burada ağırlanacaktır, biz bugün burada sizinle bir araya gelebiliyoruz ama bundan önce bizim sizinle bu şekilde bir araya gelebileceğimiz bu tip imkanlarımız yoktu. Devlet başkanları geldiği zaman şu an onurla gururla burada ağırlamaya başladık” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet doğru söylüyor tabii. Yani baştan sona konuşmaları doğru. Rahat rahat bağlantı kurulabiliyorsa, rahat rahat hizmet edilebiliyorsa makul olan budur. Anormal şu ana kadar bir şeyle karşılaşmadık. Hani şu da gereksizmiş gibi bir olay olmadı. Hangi misafir gelse, kim gelse “evet hakikaten gerekliymiş, faydalıymış, önemliymiş” diyorlar. O zaman nedir sorun? Tayyip Hocam’ı bunaltmasınlar. Tayyip Hocam doğru yaptı. Yanlış olan bir şey yok.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Etyen Mahçupyan Kandil’den ülkeye gelenlerin de siyasete girmek isteyeceklerini hatırlatarak şu soruları sordu; “Bu kişiler seçimlere girecekler ve olabildiğince çok milletvekili ve belediye başkanlığı kazanmak isteyecekler. Her birine HDP’den çok sayıda talip var. Kandildekiler gelip de onlar da belediye başkanı olmak istediklerinde bu nasıl olacak? PKK’nın bölgede bir hükümranlığı var, barış geldiğinde bu devam edebilecek mi? Normal hayata adapte olmak demek birden bire bir balonun sönmesi gibi olabilir ve bu bazı sıkıntılara da yol açabilir “dedi.

ADNAN OKTAR: PKK silah bıraktığında mahvolur. Yani hayatta da kalmazlar. Önüne gelen ezer onları. Silahı olduğu için onlara saygı duyuyor birçok insan. Yani silahı bıraktığı an IŞİD de tepesine çöker, Suriye de tepesine çöker, herkes tepesine çöker bunu biliyorlar. Çünkü ideolojileri berbat. Cinayet felsefesi var. Şimdi bir adam düşün ki elinde silahı yok ama adam öldürmeyi teşvik ediyor “adam öldürün, adam öldürmek şöyle kutsaldır, böyle kutsaldır adam öldürmek gerekiyor, hayatidir” gece gündüz bunu anlatıyor ama silahı yok. Böyle bir adam olmaz. Cinayete teşvik eden, adam öldürmeye teşvik edenin mutlaka silahı olur. Silahı asla bırakmaz. Silah onun hayatıdır, nefesidir. Silahı bıraktığı an ölür. PKK da asla ve kesinlikle silah bırakmaz. Yani tarihten silinir PKK silahı bırakırsa. Güneydoğu’da etken olmasının tek nedeni silahtır. Şahısları değil, fikirleri değil, silahları etkili. Güneydoğu halkının epey bir bölümü baş eğiyorsa silahına baş eğiyor, şahsına değil. Şahsı bomboş adamlar. Ama silahı amansız. Tetiğe bastın mı yağmur gibi kurşun yağdırıyor. İki bin metre menzilli kurşun atıyor. Adam korkar. Yani kurşun adamın göğsünden giriyor öbür adamın göğsünden çıkıyor. O tarz silahlar. Adamın silahını gördüm mü adam titriyor. Siyasi başarısı silaha bağlı, saygınlığı silaha bağlı, mesela Abdullah Öcalan’a böyle övgü düzülmesinin nedeni PKK’nın silahıdır. Yoksa Abdullah Öcalan’ı böyle ortalıkta oynatırlar yani. Piste çıkarır oynatırlar. Silahından dolayı saygı duyuluyor. Yani adamlarının silahından dolayı saygı duyuluyor. Bu kadar hürmetli üslubun tek nedeni silahtır. Yoksa fikirle ortaya çıkmış olsa PKK ‘ya millet böyle kasıktan tutarak gülerler. Yani PKK diye bir şey kalmaz. “Ne istiyorsun?” falan deseler bitti. “Defolun” deseler kaçar adamlar. Ama silah inanılmaz saygı sağlıyor onlara, inanılmaz hürmet sağlıyor.  Mesela, milletvekili hanımlar vardı PKK’lılarla karşılaştılar sarılıyorlar, ama sırtında silah var. Yoksa sırtında silah olmasa kimse onunla muhatap dahi olmaz. Adam yerine de koymazlar. Yüzüne de bakmazlar, kâle de almazlar. Yani sokak köpeği kadar itibarları olmaz. Ama silahı olduğu için gören önce önünü bir ilikliyor. Çok saygılı bir şekilde kendisinin de PKK’lı olduğunu söylüyor.

Mesela bak Leyla Zana diyor ki; “Silah oradaki kişilerin sigortasıdır, güvencesidir, onu bıraktı mı biter” diyor. Kendi kafasına göre doğru söylüyor, kendi mantığına göre. Silah bırakma bir aldatmaca, böyle bir şey yok. PKK oyun oynuyor. PKK’nın silahı bıraktığını düşünün. Mardin’in ortasına geldiler. Mardin’in koçyiğitleri var böyle palabıyıklı, ensesine bir tokat anında kaçarlar. Ama silahla geliyor yahut silah adına geliyor. Diyor ki; “ben PKK’lıyım” diyor.  Adam biliyor ki arkasında yüzbinlerce silahlı adam var. Derhal bir toparlanıyor, önünü falan ilikliyor. “Hoş geldiniz beyefendi” diyor “şöyle buyurun” diyor. Adam leş gibi azılı katiller. Adam her türlü hürmet cümlesini kullanıyor. Silahsız oluyor diyor ki; “Sizi beyefendi diyor dağa da bekliyoruz, bir konu da fikrinize başvuracağız, ifadenize başvuracağız, kısa bir ifade almak durumundayız” diyor “rica ediyoruz buyurun, hep beraber gidelim” diyor. Adamın hayır deme imkanı var mı? Yok. Gidiyor annesi içerde ağlıyor, babası içerde ağlıyor. Dağa götürüyorlar, “otur şöyle” diyorlar. “Sen vergi vermiyormuşsun doğru mu?” diyorlar. “Yok ağam” diyor “öyle bir olay olmaz bütün malım mülküm PKK’nın” diyor. “O zaman biz yanlış duyduk o zaman, bize yanlış intikal etti istihbarat” diyor. “Doğrusunu öğrendiğimiz için seviniyoruz” diyor, “teşekkür ederiz, buyurun gidin” diyor. Adam ne kadar malı mülkü varsa veriyor. Bazen de cesareti tutuyor bazı kardeşlerimin “hiçbir şey vermeyeceğim” diyor. Ertesi gün bakıyorsun adamı ağaca bağlamışlar delik deşik etmişler. Sabahın köründe alıp götürüyorlar adamı. Mafya zaten iki kişiyi öldürse bile bir mafya mensubu, bütün namı Türkiye’ye yayılıyor ve adam ne dese kabul ediyor, birçok kişi. Bunların yüzbinlerce cinayeti var. Katliamı var. Kendi elemanlarını vuruyorlar.  Yani, Ortadoğu’nun en büyük mafya teşkilatı. Ve en büyük mafya teşkilatının başı Abdullah Öcalan. Yani dünyada şu an onun üstüne büyük bir mafya lideri yok. Bir mafya babası. Dolayısıyla müthiş bir gücü var. Bak hepsi çekiniyor ve birçok kişi yağcılık yapmakla meşgul. Kimi yağcılık yapıyor, kimi yancılık yapıyor, kimi kendini beğendirmeye çalışıyor, kimi yalakalık yapıyor. Avrupa kaynıyor böyle Avrupa. Avrupa’da binlerce PKK yancısı var. Yalakaları var. O yalakaların da Pakistanlı falan yalakaları var. Hindu, Sih,  o kadar çok ki yalaka. Onların da Türkiye’de yancıları var. Yancının yancısı var. Ya inanılmaz bir yancı sistemi kurulmuş böyle. Bu yancıların üslubundan da diyorlar ki “bak padişah gibi adam Abdullah Öcalan.” Kardeşim bir mafya babasına saygı duyuyorsun, olay bundan ibaret. Ve silaha haşa tapıyorsun. Silahın karşısında iki büklüm olmuşsun olay bu. Ama devlet gücünü gösterse, Mardin’de mesela on bin kişilik komando taburu her şey vatan için diye yeri göğü inleterek bir yürüyüş yapmış olsa PKK kaçacak delik arar. Böyle postallar yeri göğü inletse, her şey vatan için diye on bin kişilik komando, bütün milletin tüyleri diken diken olur, konu da biter. Yapmıyorlar. Kardeşim yüz binlerce askerin var dünyanın en büyük ordusuna sahibiz. Yaklaşık altı yüz bin kişi falan Türk ordusu. Bir avuç it, kopuk bunlar. Dağda taş da bir mafya. Şu saygıya bak, adamlara duydukları saygıya bak. Silaha tapıyorlar haşa Allah’a tapacaklarına. Silahın karşısında iki büklüm oluyorlar. Allah’tan korkun. Ne silahtan korkuyorsunuz?

Vatanı sahipsiz görmelerine ben inanamıyorum ya, inanamıyorum. Amerikan derin devleti ateşle oynuyor yani Amerika’nın hallaç pamuğuna dönmesi an meselesidir. Yani yanmadık yer kalmaz Amerika’da. Yıkılmadık bina kalmaz. Sağlam bir yer zannediyorlar, öyle bir şey yok. Türkiye’yle uğraşmaya kalkarlarsa, Allah akıl almaz bela verir, yazık mazlumlara yazık. Kurunun yanında yaş, yaşın yanında kuru da yanıyor. Böyle oluyor yani. Sakın ha, Türkiye’yle kimse uğraşmaya kalkmasın. Mesela Abdullah Öcalan’ın mafyalığı İran’da geçerli değil. İran hiçbir şekilde adam yerine koymaz Abdullah Öcalan’ı. Mesela İran hapishanesinde olsaydı Abdullah Öcalan, böyle bir hareket yapacak; direkt ensesine tokadı patlatırlardı ve feci şekilde ezerlerdi. Hiç kimseyle bağlantı kurması bilmem işte sekreterya, bilmem restoran, lokanta falan bu tip üslup asla olmazdı. İran kodumu oturturdu yani hiç kimse de gıkını çıkaramazdı.  İsterse denesinler, versinler Abdullah Öcalan’ı İran’a denesinler.  Kimse kabadayılık yapamaz İran’a. Hiç kimse. Hiçbir yazar da kabadayılık yapamaz. Teklif de edemezler güler millet İran’da böyle bir şey deseler yani. Gelin işte istişare edelim, masaya oturalım bilmem ne. “Ne masası?” derler. “Nereye oturacağını ben sana göstereyim” der, iflahlarını keserler yani. Alırlar onları çamurun üstüne oturturlar. Böyle bir şey olmaz. İran gerçek anlamda kabadayı bir devlet, kabadayı bir millet. Böyle şey dedirtmez kendine. Daha önce öyle bir çakallık yapmaya kalkmışlardı; dağın, taşın her santimetresini cehenneme çevirdiler. Her yeri yaktılar böyle napalm bombasıyla. Kazıdılar yani. PKK’lıları DNA’sından tanıdılar, DNA’larından. Adli tıpta anlaşıldı kim oldukları. Mahvettiler yani. Adamlar da ufak tefek bir şey yaptı yani öyle hani bunları bu kadar kızdıracak bir şey de yapmadı. Adamlar çileden çıktı ufacık bir hareketlerinde, delirdiler böyle. Kazıdılar bunları dağlardan. Ödleri kopuyor şu an. Hepsine etek giydirip dizdi İran devleti. Girin internete bakın orada göreceksiniz. Hepsine etek giydirdiler. PKK, İran hakkında tek bir demeç vermez. Hep saygıyla konuşur. Hürmetle konuşur. Abdullah Öcalan’ı hiç kâle almaz İran devleti. Adam yerine dahi koymaz. Ama Türkiye, mazlum, demokratik, sevecen, merhametli bir devlet olduğu için burada her türlü kabadayılığı yapıyorlar. Her türlü anormalliği yapıyorlar. IŞİD’den de feci şekilde korkuyor PKK. Ama Türkiye’ye geldi mi, mesela IŞİD adam öldürüyor orada Türkiye’de eylem yapıyorlar. Kabadayıysan git onların yanında yap. Burada niye yapıyorsun? Tipler olur böyle bir şeye gücü yetmez bağırır, çağırır. Kahrolması için bir şeyler söyler. O tarzlar bunlar. Gücün yetiyorsa delikanlıysan adamlar orada bekliyor seni. Burada niye eylem yapıyorsun? Muhatabın orada. Ödleri kopuyor adamların, midesi bulanıyor adamların korkudan. Betleri, benizleri kül gibi oluyor. O zaman niye Türkiye’ye kabadayılık yapıyorsunuz? “Türk askeri gitsin, IŞİD’le çarpışsın. PKK’yı korusun” diyor. Artık şuur gitmiş, delirmiş, şoka girmişler. Aklı başında bir adam şunu söyler mi? “Gitsin PKK’yı kurtarsın Türkiye” diyor. Sen Türk askerine ateş ediyorsun. Aklını başına al. Ve vuruyorsun her gördüğün yerde. “Gelsin beni kurtarsın” diyorsun. Mesela PKK’lılar geçen günler yağcılık yapıyorlar İran’a. “Biz müttefikiz İran’la” diyorlar. “İran’ın emrindeyiz” diyorlar. Bak, korku sizi ne hale getiriyor? Türkiye nedir? “Türkiye düşman” diyorlar. İran? “Müttefik, dost ülke” diyor. İflahınızı kesti de onun için. Mermileri size yutturdular böyle ağzınıza tek tek teperek. O yüzden bu hale geldiniz. Biz merhametliyiz. Biz zulüm yapamayız. Biz şefkatle yaklaşıyoruz. Burada şımar da şımar. Kudur da kudur. Olmaz her şeyin bir sınırı var.

İran’da PKK gösteri yapıyor. Demokratik gösteri yapıyor. Hepsi hazır olda kaldırımın kenarında ellerinde de İran bayrakları kibar kibar sallıyorlar. Türk milletini de kolay görüyorsun. Niye? Merhametli, şefkatli, affedici, insancıl.

BÜLENT SEZGİN: İran’da PKK gösterisi vardı fotoğrafı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Bak, hepsi hazır olda. Bak nasıl hizadalar? Yazılar çok kibar. Ne kadar olacağı belli. Hazır olda falan. Eşek herifler. Burada her türlü itliği yapıyorlar. İran’da tam nizami.

“Hocam, biz burada rahatız. Evimizde, köyümüzde baskın yapılmıyor. Güneydoğu’da evlerine, köylerine baskın yapılıp, annelerinin başına silah dayayıp dağa çıkmak zorunda bırakıyorlar. O nedenle her Kürt PKK’lı, her PKK’lı Kürt değildir. Toplum olarak bu ayrımı bazı kişiler yapmıyorlar.” Tabii ki böyle.

Mehmet Beşir Sabaz, “IŞİD’in bölgeyi kontrol altına aldığına inanmıyorum. İspatla” diyor. Haritayı gösterelim, IŞİD’in hakimiyet alanlarını. Bu Avrupa’nın çizdiği harita. Türkiye’ye karşı PKK’ya dost, IŞİD’e düşman olan adamların çizdiği haritayı gösteriyorum. 600 kilometrelik hat boyunca IŞİD hakimiyeti  var. PKK’yı tamamen kazıdılar. Daha geçenlerde üç yüz PKK’lıyı katlettiler. Kafalarını kestiler. Daha geçen gün. Evvelsi gün. Bir tane PKK’lı bırakmayacaklar. Kandil’den de kaçsınlar. Israrla söylüyorum. Sonra söylemedi demesinler. Hepsini doğrayacaklar. 

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster. Anlat. Anlatarak göster.

BÜLENT SEZGİN:  Gri bölge olan tamamen IŞİD kontrolündeki alan, Suriye ve Irak’taki. Sarı bölge burası PKK Kürtleri’nin kontrolünde olan bölge şu anda.

ADNAN OKTAR: Kobani gitmiş vaziyette.

BÜLENT SEZGİN: Bitmiş şekilde, yok gözüküyor.

ADNAN OKTAR: Değil mi? Orada böyle kurbağaya benzeyen bir şekil oluşmuş. Onlar işte ham yapmışlar PKK’yı, olay bu. Ben yapmadım bu haritayı.

OKTAR BABUNA: “Açık gri olan alanlar da IŞİD’in etkisinde olan alanlar” diyorlar. Daha da şaşırtıyorlar.

ADNAN OKTAR: Olmayan alan yok. Her yer onların kontrolünde.

Kobani hiç kalmadı. Kobani’yi tamamen kazıdılar. Türkiye sınırına dayandı PKK. Türk askeri burada yürüyor. PKK’lılar da sırtını oraya dayadılar. Orada bekliyorlar. Yoksa tamamını aldı IŞİD. Bizim sınır kapımıza geldiler. Oraya sırtlarını dayadılar. Görünüyor orada zaten IŞİD hakimiyeti. IŞİD bayrakları görünüyor. Kobani diye bir şey yok. Tamamen aldılar. 

“PKK, oyunu Tayyip Hoca’nızla beraber oynuyor farkında mısınız Hocam?” diyor.” Sekıntman Yarigar. Tayyip Hocam, çıktı delikanlıca hiç kimsenin söylemediğini söyledi. Dedi ki, “tek vatan, tek millet, tek bayrak, kardeşiz” dedi. “Millet tek, devlet tek, bayrak tek, vatan tek dedi. Daha ne desin?”Abdullah Öcalan’ı da bırakmaya hiç niyetimiz yok” dedi. Sen de çıkmış diyorsun ki, “beraber.” Nasıl beraber oluyor?

"Senin PKK'lı olduğunu, Kürt olduğunu tüm Türkiye söylüyorlardı inanmıyorduk ama doğruymuş." PKK'nın hakkını avucuna koyan birisiyim. PKK'yı tuttuğu yerde çökerten, onu kızarmış havuç gibi yapan.

ALTUĞ BERKER: Bunu Öcalan'ın kendisi söylüyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet. Ne diyor? "Devletin, MİT'in danıştığı hocalar vardır, Adnan Hoca gibi" diyor. "Devlete felsefi yönde yol gösterir bunlar" diyor. "Devlet onların gösterdiği yolda hareket eder" diyor. "Dolayısıyla da olaylar aleyhimize gelişiyor" diyor. Özetle bunu anlatmış. Öcalan farkında olduğuna göre arkadaşın da farkına olması lazım. Kürtlüğüme gelince iftihar ederim. Kürt olsam iftihar ederim. Benim üstadım Kürt, Selahattin Eyyubi Kürt, ulema alimlerin büyük bölümü Kürt'tür. İnşaAllah şeceremde bir Kürt’e rastlarım, iftihar ederim, maşaAllah.

"Hocam merhabalar, iyi geceler İzmirli itfaiyeciler olarak sizi çok seviyoruz. Sizin hayır duanızı bekliyoruz." Burak Gülsoy.

Kerem Sonay "Hocam adamlar Kürdistan'ı kurdular hükümet sağ olsun." Yok kardeşim, yok daha önce de öyle komünistler Tariş'te falan Süleyman Demirel zamanında her yeri işgal etmişlerdi. Kurtarılmış bölgeler vardı, darbeden önce. Demirel “gereğini yapacağız, temizleyeceğiz” dedi. Tariş'e Türk polisi girdi hallaç pamuğu gibi attılar bir günde. Güya kurtarılmış bir bölgeydi. Akşama Ege zeybeği çalıyordu. Yer gök inliyordu böyle. Silip attılar öyle bir şey olmaz. 12 Eylül öncesinde her yeri işgal etmişlerdi komünistler. Her yer. Asker bir geldi "her şey vatan için" diye. Postal sesleri yeri, göğü inletti. İt gibi tırstılar, hepsi aynı anda kaçtılar. Kan döken komünistler o devirde. Dolayısıyla öyle “ben işgal ettim, aldım, hükümet kurdum” falan. O hükümeti adama yedirirler. Senin kurduğun sahte devleti adama yedirirler, öyle bir şey olmaz. Burası evcilik oynanacak yer değil. Adam "ben burada devlet kurdum hayırlı uğurlu olsun" diyor. Bu kaçıncı devlet kurmak? 12 Eylül öncesinde de her yerde adamlar devlet kurmuşlardı. Mahkemeleri vardı, hükümetleri falan vardı. Tası tarağı alıp kaçtılar. Öyle bir şey olmaz, devlet bir karar versin iş biter. Yani şımarmalarına izin veriyor şu an devlet. Hükümet izin veriyor konu bu. Yani müsaade ediyor şımarmalarına. Devlet izin vermiyor, hükümet izin veriyor. Devlet karışmaz böyle işe. Höt dedin mi masanın altına girerler, öyle bir şey olmaz. Ama bilmiyorum neden adamları bu çizgide tutuyorlar? Bir hikmeti vardır. 12 Eylül'den kısa bir süre önce Öcalan tüm yakın ekibiyle Suriye'ye kaçmıştı Türkiye'den. Ne oldu, niye kaçıyorsun? Yani devletle de alay etmeye kalkmasınlar, denemeye de kalkmasınlar. Devlet adama tekbir getirttirir. Akıllarını başlarına alsınlar, deliliği bırakacaklar.

Kürtçe, Arapça tweet önemli. Adam, kardeşimiz, insanlar, hanım kardeşlerimiz Arapça bilenler var sırf Arapça biliyor, Türkçe bilmiyor. Ona ulaşmamız lazım. Sırf Kürtçe biliyor kardeşimiz hiçbir dil bilmiyor ona ulaşmamız lazım. Yoksa dil tabii ki Türkiye'de Türkçe’dir. İkinci bir ihtimal yok yani. Rahatça konuşacağım ben annelerimle, rahatça konuşacağım kız kardeşlerimle.

Evet, Fikret Bey dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Washington Post Gazetesi Suriye sınırında güvenli bölge kurulması konusunda Türkiye Amerika ile anlaşmak üzere şeklinde bir haber yaptı. Gazete, güvenli bölgenin yüz altmış bölge uzunluğunda ve otuz iki kilometre genişliğinde olmasının düşünüldüğünü iddia etti. Güvenli bölgenin kurulması karşılığında Amerika'nın da askeri birliklerinin uçması ve İHA’ların kullanılması için İncirlik üssünü kullanacağı ve bu sayede IŞİD'e karşı operasyonda saldırıların sıklığının ve süresinin uzayacağı öne sürüldü.

ADNAN OKTAR: Bak şimdi IŞİD'e karşı operasyon olaylarına girerlerse bunu kabul etmeyiz. Biz Türkiye'de cinayet işletmeyiz. Amerika bir kere bu densizliği bıraksın. Müslüman öldürtmeyiz. Yani pis olaylara bizi sürüklemeye sakın kalkmasınlar. Yani İncirlik, mincirlik, üzümlük bağlık falan, biz öyle şeyleri dinlemeyiz. Densizlik istemiyoruz. Müslüman öldürmek mümkün değil. Bunu unutacaklar. Hiç kimse öldüremez. Öldürmeye kalkanın da kolunu, bacağını kırarız kanunla, hukukla. Yani bize cinayet şerikliği teklifi yaparlarsa bu bir ahlaksızlıktır. Biz bunu kabul etmeyiz. Ama güvenli bölge olayı tamam. Uçuşa yasak hale getirirsin. “Burada arkadaşlar kalacak” dersin. Bunda bir şey yok. Toprak Suriye toprağı, bütünlüğüne saygı duyuyoruz. İstiyorsa Rus askeri de gelsin güveniyorlarsa. Suriye’den gözlemci de gelebilir. İtlik yapmamak şartıyla. Biz kimsenin toprağında gözü olan bir millet değiliz. Böyle bir şeyimiz yok. Ama IŞİD’e karşı bir operasyon olmaya kalkarsa dünyayı başlarına yıkarız kanunla, hukukla. Biz burada cinayet istemiyoruz. Türkiye’yi cinayete şerik etmeye kalkarlarsa bu bir ahlaksızlıktır. Böyle bir teklif getirmeyecekler. Ben bunu duymamış olayım. Onlar da bunu söylememiş olsunlar. Terbiyesizlik istemiyoruz. Ahlaksızlık istemiyoruz.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, çok yüksek ihtimal gazetenin kendi yorumu olabilir. Çünkü bizim teskeremizde İncirlik’in kullanılması geçmiyor.

ADNAN OKTAR: Ben her ihtimale karşı söylüyorum. Ben yani sonra bunu duymayayım bu tip şeyleri. Dedikodusunu dahi duymayayım.

AYLİN KOCAMAN: İHA’lara izin verilmişti sadece, o da istihbarat amaçlı.

ADNAN OKTAR: Evet. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kemal Kılıçdaroğlu, bedensel engelli bir vatandaşın, “Bu kadar sorun varken kendisine bin odalı saray yaptıran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zihinsel engelli olduğunu düşünüyor musunuz?” şeklindeki sorusuna, “Ülkenin bu kadar sorunu varken kendisine bin odalı saray yaptırana ne denir? Zihinsel engelli demek kendisine ödül olur herhalde. Akılsız demek en iyisi” diye cevap verdi.

ADNAN OKTAR: Kim bunu diyen?

KARTAL GÖKTAN: Kemal Kılıçdaroğlu.

ADNAN OKTAR: Yanlış olan bir şey yok. O saray denilen yer misafirler için uygun. Papa geldi; rahat etti. Diğer misafirler geliyor, rahat ediyor. Yani fuzuli olduğuna dair bir alamet ben görmedim. Herkes rahat ediyor. Temiz, bakımlı. Bin odalı. Bir olay olur, bilmem ne olur güvenlik sistemi olması hayati. Tabii ki çıkış kanalları olacak. Yangın olur, şu olur, bu olur. Her şey olabilir. Acayip olan bir şey yok orada. Bir de lüks bir malzeme yok. Var mı orada öyle bir şey?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Allahualem yok.

GÜLGÜN GÖKTAN: Sizin söylediğiniz gibi yıllarca daha kullanılacak bir şey Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olmasa bile.

ADNAN OKTAR: Herkesin kullanacağı bir yer. Hatta daha da güzel, daha gösterişli de olabilirdi. Bir şey yok onda.

“Dünyada bütün cumhurbaşkanı sarayları gösterişli; kimse sesini çıkarmıyor. Kazakistan…” Kazakistan örnek verilir mi? Yani batıracak iş yapıyorsunuz. Kazakistan yani mafya hâkimiyeti var Kazakistan’da. Orayı örnek veremeyiz. Ama bakımlı, güzel bir yer olması hoş. Kaç odalı olması gerekiyordu? Bin oda, ama kullanılacak mı o bin oda? Nasıl yapacaklar?

OKTAR BABUNA: 400 kişilik bir ekibi zaten içeri almışlar görevli olarak.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanlığında çalışan kişiler.

OKTAR BABUNA: Zaten kadro Allahualem geniş olacak. Çalışanlar.

ADNAN OKTAR: Bakanlık binası gibi, o zaman tamam. Orada lüks malzeme ne var?

AYLİN KOCAMAN: Mermerleri için söylüyorlar ama kaliteli, güzel olmuş.

ADNAN OKTAR: Mermer bir kere alınıyor. Sağlam, güzel, kaliteli olması güzel.

AYLİN KOCAMAN: Zaten üç devlet başkanı ağırlandı şimdiye kadar o da çok güzel oldu ağırlanmaları.

ADNAN OKTAR: Ben acayip bir şey görmedim orada. Yani yakışıksız ne var orada?

AYLİN KOCAMAN: Yok hiçbir şey. Gayet güzel.

ADNAN OKTAR: “Hocam, çizgili ceket bir insana bu kadar mı yakışır? Göz dolduruyorsunuz” diyor. MaşaAllah.

“Hocam, Etyen Mahçupyan’ın görevinden alınması gerektiğini söylediniz. Bu çağrınızdan sonra en yakın zamanda görevden alınır inşaAllah” diyor.

“Esselamu Aleyke Hocam”  diyor maşaAllah. “Şimdi oturdum pür dikkat dinliyorum. İzliyorum sizi. Arkadaşa selamlar.” Öyle deme. “Sana selam” de. Aleyküm Selam. Binlerce arkadaşım var. Hangi birine selam olsun. Olmaz. “Yine muhteşem program” diyor.

Feridun “Allah muhabbetinizi artırsın Hocam” diyor. “Çok neşeli ortam” diyor.

Hana Livi “İsrail ve Amerika’daki Museviler’in, Türkiye’de Museviler’in güvenlik konusunda çok fazla endişeleri olduğunu, bu konunun ciddi görünüm olduğunu. Bu konuda Türkiye’deki Museviler’den çok sağlıklı bilgi alamadıklarını söylüyor.” Çekiniyor mu onlar acaba? Museviler’e Türkiye’de baskı var mı? Bir şey var mı?

AYLİN KOCAMAN: Bizim gördüğümüz yok ama küçük küçük haberlerden çok irrite oluyorlar. Onu da söyledi. “Haber küçük de olsa çok ciddi etki uyandırıyor burada” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok, Musevi kardeşlerimizin kimse kılına dokunamaz.

AYLİN KOCAMAN: Mesela bir gazetede haber çıkmış galiba. Gazze’deki bütün şu anki tamiratının Türkiye’deki Museviler’den toplanması gerektiğine dair. Bundan çok bayağı Amerika’daki Museviler irrite olmuş.

ADNAN OKTAR: Ama bu çok gereksiz yani. Çok uydurma dedikodular. Bunlara cevap vermeye dahi gerek yok. “Uzayda gazyağı lambası yakacağız” falan. “Jumbo jetle Venüs’e gittim” falan. Bunlara cevap veremeyiz. İsrailli kardeşlerimize yahut Musevi kardeşlerimize buradan para toplanacakmış da. Kim toplayacakmış? Var mı öyle bir şey? Nasıl oluyor böyle bir şey?

AYLİN KOCAMAN: Herhalde biraz hükümetten güçlü bir şey bekliyorlar Museviler’in korunması konusunda.

ADNAN OKTAR: Ama kardeşim bu zaten çok yakışıksız söz bu. Yani çocuk söylemez bunu. Burada kanun var. Hukuk var. Neredeymiş öyle? Hiçbir Musevi’nin kılına dokunamazlar. Hristiyan’ın da kılına dokunamazlar. Bir göreyim bakayım kimmiş onu yapacak adam? Böyle bir şey olmaz. Gereksiz tedirginlik yakışık almaz. Ama Tayyip Hocam zaman zaman açıklamalar yaparsa, Sayın Davutoğlu da güzel açıklamalar yaparsa Musevi kardeşlerimizdeki bu tedirginlik izale olur. Güzel açıklamalarda fayda var. Eğer Türkiye’de canı yanan bir Musevi olursa gelsin bana söylesinler. Yeri göğü birbirine katarız. Böyle bir şey olmaz. Neredeymiş böyle bir şey? Hükümet aklı başında bir hükümet. Sayın Davutoğlu da son derece aklı başında bir insan. Öyle vahşi, dengesiz bir ortam yok. Gereksiz bu sözler. Gelip bana söylesinler duyayım.

“Değerli Hocam, Allah feyzimizi artırsın. Severek, beğenerek takip ediyorum. Ufkumuz açılıyor. Daim olmasını diliyorum karizmatik Hocam” diyor.

“Yav he Türkiye’nin kaderi PKK’nın elinde. PKK da Türkiye’nin elinde bunu anla” diyor Vesşervan. PKK’nın kaderi Türkiye’nin elinde. Bu olabilir. Türkiye’nin kaderi PKK’nın elinde nasıl oluyor? Kader Allah’ın elinde. Yeddi kudretinde. Allah deccal yarattı, PKK hareketi bir deccal hareketidir ve karşıtını yaratır, Hz. Mehdi (a.s) hareketi. Şu an Deccaliyetle Mehdiyet çatışıyor. Allah “Hizbul galibun” diyor. “Allah hizbi galip olandır” diyor. Deccaliyet mutlaka çöker. Genellikle kırk yıldır ömrü. Deccaliyetin işi bitti.

Blue Blue ismi. “Hocam ben de orada olmak istiyorum ne güzel bir ortamınız var” diyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 20. yüzyılın önemli âlim, arif, lider ve mürşidi kâmillerinden Mahmut Esat Coşan Hoca Efendi,  dünyaya gelişinin Hicri 79.yıl dönümünde Kuran-ı Kerim hatimleriyle ve özel programlarla 6 Aralık 2014 cumartesi günü Akra FM’de gün boyu süren özel yayın akışıyla, akşam namazına müteakiben ise İskender Paşa Camii’nin özel programıyla ve hatim dualarıyla anılacak inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Evet çok mütevazı, efendi bir insandı Allah rahmet etsin. Bizim evimize gelmişti. Ziyaretime gelmişti.  Hoş bir sesi var. Hoş hitabeti var. Âlim, değerli bir büyüğümüzdü. 

Evet dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Çankaya Cem Evi Yaptırma Derneği’nin tüzüğünde, cem evleri ibadet yeri olarak tanımlandığı için, hakkında kapatma davası açılmıştı. Ancak Yargıtay, kapatma davasını reddeden mahkeme kararını onadı. Gerekçede “bir yerin ibadethane olup olmadığı konusunda Yargı kararları belirleyici olamaz. Bunu kişi kendisi belirler” ifadeleri yer aldı. 

ADNAN OKTAR: Güzel güzel. Doğru olmuş. İyi olmuş. İsabet olmuş.

“Şu an Deccaliyet ile Mehdiyet ilmen çatışıyor. PKK bu devrin deccaliyetidir.  Deccaliyet mutlaka çöker. Allah zalime zafer vermez” Gökmen Ctnky. Evet, bu hoşuna gitmiş kardeşimizin. “Çok doğru Hocam” diyor. “Mehdiyet karşısında olana Allah zafer vermiyor” diyor. Evet.

IŞİD de adam olacak, düzelecek, şirkten kurtulacak Hz. Mehdi (a.s)’ye tabii olacak. Kim diyor bunu? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Kan akıtmayacak IŞİD, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, insanların burnunu bile kanatmayacak, kimin vesilesiyle? Hz. Mehdi (a.s)’nin vesilesiyle. Şu an şirk bütün İslam âlemine yayılmış vaziyette. Taliban’da da şirk var. Sünniler’in büyük bölümünde de var. Şiiler’in büyük bölümünde var. Şirk yaygın, hastalık olarak. Hz. Mehdi (a.s) hepsine çözüm bulacak.   

ADNAN OKTAR: Var mı Fikret başka söyleyeceğin bir şey?

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Mısır darbesiyle ilgili şöyle bir bilgi var. 2013’den bu yana tutuklanan insan sayısı yirmi beş bin. Cezaevlerinde işkence ve tedavi edilmediği için ölen tutuklu sayısı 212. Yine 2013’den bu yana cezaevlerine götürülmeden karakolda veya nakil sırasında öldürülen tutuklu sayısı da 55.

ADNAN OKTAR: İşte deccal acımasız, deccal zalim. İslam ülkelerinin hemen hemen tamamını ele geçirdi deccal. “Ya Mehdi” diyoruz. “Ya seyyidina İsa Mesih” diyoruz. Bir an önce Cenab-ı Allah onları başımıza getirsin. Bir an önce onların yönetiminde sevgi öğretmenliği oluşsun.

Evet, bugün bu kadar olsun, yarın devam ederiz inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler programımız bu akşam sona erdi. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü